-
İçerik Sayısı
2.270 -
Katılım
-
Son Ziyaret
-
Lider Olduğu Günler
3
İçerik Tipi
Profil
Forumlar
Bloglar
Fotoğraf Galeresi
- Fotoğraflar
- Fotoğraf Yorumları
- Fotoğraf İncelemeleri
- Fotoğraf Albümleri
- Albüm Yorumları
- Albüm İncelemeleri
Etkinlik Takvimi
Güncel Videolar
Aries tarafından postalanan herşey
-
Korkunç Manzara & Anlaşılmaz Sonuç..
Aries şunu cevapladı bir başlık içinde Bilmeceler ve Zeka Soruları
aklıma ilk geleni ekledikten sonra tüm organların kullanılmayacağını düşündüm..Adamın doktor olduğunun arkasındayım.. kan işi bozuyor belki de cesedi o şekilde buldu iç organsız..başka bir yerde iç organları çıkarıldı ve ceset oraya atıldı..olamaz mı? -
Korkunç Manzara & Anlaşılmaz Sonuç..
Aries şunu cevapladı bir başlık içinde Bilmeceler ve Zeka Soruları
organlar polisler gelmeden önce hastaneye yetiştirlmek üzere yolda..baştan alayım.. Doktor ve yardımcısı oradan techizatlı arabasıyla geçerken cesedi görüyorlar..hastaneye yetiştirene kadar beyin ölümü olabilir ihtimali var.. iğne ile kanın akması önleniyor(ameliyatlardaki gibi),arkadaşı organları hastaneye yetiştirmek üzere yolda.. organları almak için cesedin çıplak olması gerekmiyor mu? -
Korkunç Manzara & Anlaşılmaz Sonuç..
Aries şunu cevapladı bir başlık içinde Bilmeceler ve Zeka Soruları
Adam doktordur..yolda cesedi beyin ölümü gerçekleşmemiş olarak bulur ve iç organlarını başka bir hastada kullanmak amaçlı çıkarır.. Bu hale sen mi getirdine ondan evet der.sen mi öldürdün diye sorulmamış.. İlk okuyuşta aklıma gelen bu.. -
selamlar olsun
Aries şurada cevap verdi: 1453 başlık Ben Geldim - Buradan Başlayabilirsiniz - Birbirimizi Tanıyalım
Hoşgeldiniz -
Yunan Mitolojisi ve Ezoterizm Ezoterizm açısından bakıldığında mitolojiler, mitolojilerde yer alan tanrılar, tanrıçalar ve efsaneler doğanın yüce hakikatlerini ve doğa yasasının soyut ilkelerini anlaşılır kılmak için kişileştirilmiş ve somutlaştırılmış evren dinamikleri ve sırlarıdır. Ezoterik felsefe tarihine bakıldığında, anlamayacakların eline geçmemesi için özellikle sembolizme saklanmış bu muazzam bilgiye yalnızca seçilmiş bilgelerin inisiye edildikleri görülür. Dolayısıyla, pagan topluluklarda sıradan halk, putlaştırılmış tanrıların sunaklarına sunularını getiriken; bilgeler, bu mermer heykelleri yüce soyut hakikatlerin sembolik cisimleşmeleri olarak görmüşlerdir. Paganların felsefi-dini öğretileri, toplumu oluşturan iki insan grubu (bilgeler ve hayatın derin gizlerini idrak etmeden uzak çoğunluk) için ikiye ayrılmıştı. Bilgelere ezoterik, yani ruhani öğretiler açıklanırken, yeterli akli melekelere sahip olmayanlara sadece ekzoterik, lafzi, zahiri yorumlar öğretiliyordu. Eleusis Gizemleri (Ceres ve Persephone) Kadim dini gizemler arasında en meşhuru, Eleusis şehrinde Ceres ve kızı Persephone onuruna beş yılda bir kutlanan Eleusis Gizemleri'dir. Eleusis kültü, Küçük ve Büyük Gizemler olarak ikiye ayrılırdı. Küçük Gizemler Persephone'ye adanmıştı. Küçük Gizemler, saf olmayan ruhun yersel bir bedenle sarmalanmış, maddi ve fiziksel doğayla kuşatılmış durumunu göstermek için kurulmuştur. Efsanede, Ceres'in kızı Persephone yeraltı tanrısı Plüton veya Hades(1) tarafından kaçırılır. Persephone güzel bir korulukta çiçekler toplarken yer birdenbire açılır, ölümün karanlık efendisi muhteşem savaş arabasıyla kasvetli derinliklerden çıkar ve çığlıklar atıp çırpınan tanrıçayı yeraltı alemine götürerek kraliçesi olmaya zorlar. Gizemlerde genellikle Psyche denilen ve Persephone ile sembolize edilen insan ruhu, esasında maddi olmayan, ruhani bir şeydir. Onun gerçek evi, yüksek alemlerdir. Burada maddi form ve maddi kavramların bağlarından özgür olarak tümüyle canlıdır ve kendini eksiksiz ifade eder. Bu öğretiye göre insanın fiziksel, beşeri doğası ve bedeni bir mezar, bir bataklık, bütün hüzün ve ıstırabın kaynağı olan sahte bir şeydir. Platon, bedeni ruhun tabutu olarak tarif eder ve bununla yalnızca insanın cismini değil, aynı zamanda beşeri doğayı kasteder. Bu efsanede, yeraltı aleminin hükümdarı Plüton, insanın bedensel aklını temsil eder. Persephone'ye tecavüz, hayvani nefsin saldırıp kirleterek Hades'in kasvetli karanlıklarına doğru çektiği ilahi doğayı sembolize eder. Hades maddi, nesnel bilinç seviyesinin hakim olduğu alemin sembolüdür. Küçük Gizemlerin kasveti ve sıkıntısı, beşeri ortamın sınırlarını ve yanılsamalarını kabul ettiği için kendini dışa vuramayan ruhun ıstırabını temsil eder. Eleusisçi savın özü, insanın ölümden sonra hayatta olduğundan ne daha iyi ne de daha akıllı olmasıdır. Buradaki geçici misafirliği sırasında cehaletin üzerine yükselmezse, ölünce, sonsuza kadar amaçsız dolaştığı, bu yaşamda yapmış olduğu hataları sonsuza kadar yaptığı ebediyete gider. Fiziksel hayatlarında kendilerini geliştirmek için bir şey yapmayan, ruhları uyku halinde olanlar, ölümde Hades'e giderler ve burada hayat boyunca uyudukları gibi sonsuza kadar uyurlar. Eleusis filozoflarına göre fiziksel dünyaya doğmak kelimenin tam anlamıyla ölümdür; ruhani anlamda tek gerçek doğum, insanın spiritüel doğasının kendi etsel doğasının rahminden çıkmasıdır. Tıpkı suda (kadimlere göre yanılsamalı ve geçici bir element olan su, maddi evreni temsil ederdi) kendine bakan Narcissus'un bir yansımayı kucaklayabilme uğruna hayatını kaybetmesi gibi, insan da doğanın aynasına bakıp yansımasını gördüğü cansız toprağı kendi gerçek benliği kabul ederek, fiziksel hayatın ona sunduğu kendi ölümsüz görünmez benliğini gerçekleştirme şansını yitirir. Kadim inisiyelere göre, insanların çoğu yaşayan ruhları tarafından değil, akılsız (dolayısıyla ölü) hayvani kişilikleri tarafından yönetilirdi. Büyük Gizemler ise Persephone'nin annesi Ceres'e aitti. Ceres, kaçırılan kızını bulmak için dünyayı dolaşırken temsil edilir. Ceres, kayıp çocuğunu (ruh) bulmak için yanında iki meşale -sezgi ve akıl- taşır. Sonunda Persephone'yi Eleusis'ten çok uzak omayan bir noktada bulur ve minnettarlığı için oradaki halka buğday ekimini öğretir. Ceres, ölülerin ruhlarının tanrısı olan Plüton'un önüne çıkar ve ondan Persephone'nin evine dönmesine izin vermesini ister. Tanrı, Persephone ölümlülük meyvesi olan nardan yediği için, önce bunu yapmayı reddeder, sonra uzlaşmaya yanaşarak Persephone'nin, yarım yıl Hades'in karanlığında onunla birlikte yaşamayı kabul etmesi şartıyla yılın geri kalan yarısında yukarı dünyada yaşamasına izin verir. Yunanlılar Persephone'nin solar enerjinin tezahürü olduğuna inanıyorlardı. O, kış ayları boyunca Plüton'la birlikte yer altında yaşıyor, fakat yazın bereket tanrıçasıyla birlikte geri dönüyordu. Bu durum, karanlık doğa (beden) ve aydınlanmış doğa (ruh) ikiliğine sahip insanın temsiliydi. Baküs/Dionisos Baküs kültü, Baküs'ün Titanlarca parçalara ayrılması metaforu üzerine biçimlenir. Bu devler, Baküs'ün bir aynada kendi imgesiyle büyülenmesine neden olarak onu parçalarlar. Sonra da parçalarını önce suda haşlar, ardından pişirirler. Pallas, öldürülen tanrının kalbini kurtarır ve bu sayede Baküs'ün eski ihtişamından hiçbir şey yitirmeden yeniden dirilmesi sağlanır. Titanların işlediği suçları gören Zeus, [Gnostik inanca göre fiziksel evrenin yaratıcısı olan Demiurge(2)] Titanların bedenlerini göksel ateşle yakarak onları yok eder. Baküs'ün etinden yemiş olan Titanların küllerinden insan ırkı yaratılır. Baküs, aşağı dünyanın rasyonel ruhunu temsil eder. Titanların, yani dünyevi kürelerin lideridir. Baküs hali, rasyonel ruhun kendini bilme hali içindeki birliğini işaret eder; Titan hali ise rasyonel ruhun evrene dağılmış, dolayısıyla kendi özsel birliğine dair bilincini yitirmiş çeşitliliğini gösterir. Baküs'ün baktığı ve düşüşüne neden olan ayna, büyük yanılsamalar denizi, Titanların yarattığı aşağı dünyadır. Baküs, önünde gördüğü imgeyi kendi sureti kabul eder ve kendi benzerliğine ruh verir. Baküs kendi yansımasını ve yaratısını gördükten sonra, dünyanın rasyonel ruhu parçalara ayrılır ve Titanlar tarafından özsel doğasını oluşturan dünyevi küreye dağıtılır. Ancak onun kalbi ya da kaynağını dağıtamazlar. Titanlar, Baküs'ün parçalanmış bedenini alıp suda kaynatmışlardır: Maddi evrene gömülme sembolü. Parçaların bundan sonra pişirilmesi ruhani doğanın formdan çıkıp yükselmesini gösterir. Baküs'ün babası ve evrenin Demiurge'ı Zeus Titanların rasyonel ve ilahi fikri sürekli olarak aşağı dünyayı oluşturan parçalara ayırdığını görünce, ilahi fikrin tamamen yok olmaması için Titanları yok etti. Titanların küllerinden insanlığı yarattı. İnsanlığın amacı, Baküsçü fikri, yani rasyonel ruhu Titanların müdahelesinden korumak ve sonunda ortaya çıkarmaktır. Ölüm sadece bu aşağı evrende mevcuttur: Dağılma meydana gelir ki daha yüksek bir form veya akıl düzeyinde yeniden birleşme gerçekleşsin. Zeus'un şimşekleri onun dağıtıcı gücünün sembolüdür; ölümün amacını, yani rasyonel ruhu irrasyonel doğanın obur kuvvetinden kurtarmayı gösterir. İnsan bileşik bir yaratıktır: Aşağı doğası Titanların parçalarından ve üst doğasıysa Baküs'ün kutsal, ölümsüz etinden (hayatından) oluşur. Dolayısıyla insanda hem Titansı hem de Baküsçü varoluş mevcuttur. Baküs'ün 12 Titanca öldürülmesi ve parçalanmasıysa, Titanların dünyevi hayat meşguliyetleriyle çarpıtılmış olan Zodyak güçlerini temsil ediyordu. Bu bedenin çeşitli kısımlarından dünyevi formlar yaratıldığı zaman bütünlük duygusu yok olmuş, yerine ayrılık duygusu geçmiştir. Pallas tarafından kurtarılan Baküs'ün kalbi, rasyonel ruhun ölümsüz merkezidir. Rasyonel ruh, bütün yaratım ve insan doğasına dağıtıldıktan sonra, onu irrasyonel Titansı doğadan ayırmak amacıyla Baküs Gizemleri kurulmuştur. Bu ayırma, ruhu ayrılık halinden birlik haline yükseltme sürecidir. Orfeus ve Eurydice Kendisini baştan çıkarmaya çalışan zalim bir çapkından kaçan Eurydice, onu topuğunda sokan bir yılanın zehriyle ölür. Yeraltına inen Orfeus, müziğiyle Plüton ve Persephone'yi öyle büyüler ki Eurydice'in hayata dönmesine izin verilir. Ancak bir şart koşarlar: Orfeus'un, kadının peşinden gelip gelmediğini anlamak için geriye bakmasını yasaklarlar. Eurydice'in onu kaybedeceğinden çok korkan Orfeus arkasına bakar ve Eurydice tekrar ölüm ülkesine çekilir. Bundan sonra da Orfeus teskin edilemez halde dünyayı dolaşır. Ölümüyle iligli çelişen bir sürü hikaye vardır. Fakat yaygın kanıya göre, Kikonesli kadınlar tarafından parçalara ayrılmıştır. Başı bedeninden koparıldıktan sonra liriyle birlikte Hebrus nehrine atılmış, buradan denize doğru sürüklenirken yolda bir şelalede kayaya takılarak yıllarca kahinlere hizmet etmiştir. Orfeus öteden beri müziğin tanrısı olarak kabul edilir. Yedi telli liriyle öyle kusursuz melodiler çalmıştır ki tanrıları bile heycanlandırmıştır. Lirin tellerine dokunduğu zaman kuşlar ve hayvanlar etrafında toplanmış, ormanda lirini çalarak yürüdüğü zaman çok yaşlı ağaçlar bile köklerini topraktan söküp onu takip etmiştir. Müzik, ilahi sırları sembolize ederken, Orfeus müzikle ifşa edilen gizli öğretidir. Eurydice, yanlış bilgi yılanınca ısırılarak ölen ve cehaletin yeraltı dünyasında yaşayan insanlıktır. Orfeus, ölümden kurtarsa da, insan ruhundaki içsel kavrayışa güvenemediği için dirilişini (kendisine kesin dönüşünü) gerçekleştiremediği insanlığın kalbini kazanan teolojiyi sembolize eder. Orfeus'u parçalarına ayrıan Kikonesli kadınlar hakikatin gövdesini parçalayan çeşitli çelişik teolojik hizipleşmeleri gösterir. Orfeus'un başı, ezoterik öğretilerdir. Bu öğretiler (beden) parçalandıktan sonra bile yaşamaya devam eder. Lir Orfeus'un gizli öğretisidir, yedi tel, evrensel bilginin anahtarı olan yedi anahtarı (irade, bilgelik, sevgi, saflık, bilgi, barış, özgürlük) gösterir. Ölümüne dair farklı anlatılar, gizli öğretileri yok etmenin farklı yollarını sembolize ederler. Orfeus'un müziğinin peşinden ağaçların ve hayvanların gitmesi, gizli öğretilerin kusursuzluğuna ve bilgeliğine sahip kişinin fiziksel evrenin tüm varlıklarını etkileyebileceğini ve aydınlatabileceğini gösterir. Oedipus ve Sfenks Mısırlı Sfenks, Oedipus efsansiyle yakında ilişkilidir. Oedipus Thebes'e giden yolu kesen, kanatlı aslan vücuduna ve bir kadın başına sahip bu garip yaratığın meşhur bilmecesini çözmüştür. Sfenks herkese şu bilmeceyi sorar: "Sabahları dört ayak, öğlenleri iki ayak ve akşamları üç ayakla yürüyen hayvan hangisidir?" Sfenks, bilmecenin cevabını bulamayanları yok eder. Oedipus, cevabın insan olduğunu söyler. Çünkü insan bebekken dört ayaklı, ergenlikte iki ayaklı ve yaşlılıkta baston yardımıyla yürüdüğü için üç ayaklıdır. Bilmecenin cevabını bilen birinin olduğunu gören Sfenks, kendini yol kenarındaki uçurumdan aşağı atarak ölmüştür. Ayrıca bilmecenin bir diğer cevabı da Pisagorcu sayı teorisiyle ilgilidir. 4, 2 ve 3 sayılarının toplamı 9 eder ki bu, insanın ve alt alemlerin sayısıdır. 4 sayısı cahil insanı (bebeklik, cahillik dönemi), 2 sayısı eğitimli insanı (iki ayaklı yetişkin, normal gelişmişlik düzeyindeki insan), 3 sayısı (kurtulmuş ve aydınlanmış insan, iki ayağına bilgelik asasını ekler) ise ruhani insanı gösterir. Sfenks, doğa gizemi, gizli öğretinin cisimleşmesidir. Onun bilmecesini çözemeyen herkes yok olacaktır. Sfenksi geçmek, ölümsüzlüğe ulaşmaktır. (Sfenks Mısırlılar için gücün ve zekanın sembolüdür. İnisiye ve tanrıların hem dişil hem de eril yaratcı kuvvetlerden pay aldıklarını göstermek için androjen olarak tasvir edilmiştir.) Truva Savaşı Kadim öğretilere göre bir yük hayvanı olan at, spiritüel yapısının ağırlığını taşımaya zorlanmış olan insan bedenini sembolize ederdi. Ayrıca tam tersine, insanın maddi kişiliğinin ağırlığını taşımak zorunda kalan spiritüel yanını da sembolize ederdi. Achilles'in öğretmeni Centaur Chiron, Berossus'a göre, insanın atası ve öğretmeni olan ilkel yaratımı temsil ediyordu. Kentin ele geçirilmesi için içine bir ordu saklanan Troya'nın tahta atı, içinde daha sonra ortaya çıkıp her şeye hakim olacak sonsuz potansiyeller saklayan bedeni ve insanın etkin hale gelecek uyku halindeki potansiyelleri içeren spiritüel doğasını temsil ediyordu. Troya kuşatması, insan ruhunun (Helena), kişilik tarafından (Paris) kaçırılışını ve gizli öğretiyi -Agamemnon'un emri altındaki Yunan ordusu- kullanarak azimli mücadele sonucunda gelen nihai kurtuluşu anlatır. Labirentteki Canavar Minotaur Labirentler, insan ruhunun hakikat arayışında gezindiği aşağı dünyanın işlerinin ve yanılsamalarının sembolik bir temsilidir. Labirentte boğa başlı aşağı hayvani insan (Minotaur) yaşamakta ve dünyevi cehaletin karmaşık yollarında yolunu kaybeden ruhu yok etmeye çalışmaktadır. Altın Post ve Argonoautlar Pagan dünyada, bu dünyanın günahları için kurban edilen kuzuya tapmak çok yaygındı ve bütün dinlerin Kurtarıcı Tanrıları bu hakikatin kişileştirilmesi olmuşlardır. Jason'un ele geçirmeye çalıştığı Altın Post ve Argonoutlar, spiritüel ve entelektüel güneş, Semavi Kuzu'ydu. Altın Post ayrıca gizli öğretiyi gösteriyordu: Hakikat Güneşi'nin ışınlarını, İlahi Hayat'ın yününü. Altın Post'u koruyan korkunç canavar, Cehalet Ejderiydi ve güneşin ekinokslardan geçerken savaştığı yılın karanlığını temsil ediyordu. Prometheus Dağa zincirlenen Prometheus, insanın yüksek doğasının, onun yetersiz kişiliğine zincirlenmiş olduğu gerçeğini sembolize eder. Bereket Tanrıçası Diana/Artemis Spiritüel güçlerini gösteren sembolik yaratıklarla donatılan bedeniyle, her şeyin ondan geldiği Yüce Çok Memeli'nin memelerinden akan yok edilemez öğretinin kaynağı olarak ayakta dikilen Diana, hayatlarını hakikatin tefekkürüne adamış erkek ve kadınlara ilham veren ruhani yiyeceği sunar. İnsanın fiziksel bedeni besinini büyük Toprak Ana'dan alıyorsa, insanın ruhani doğası da besinini görünmez dünyalardan akan ve asla bitmeyen Hakikat pınarından alır. Kaynakça: Hall, Manly. P., Tüm Çağların Gizli Öğretileri, Mitra Yayınları, İstanbul, 2008 Yunan Mitolojisi Notlar: (1) Alıntı yapılan kitap, çeşitli öğretileri ve mitolojileri içermektedir ve karşılaştırmalı pek çok bölüm vardır. Dolayısıyla, Yunan mitolojisindeki karakterlerden bazıları Roma mitolojisindeki isimleriyle de anılmıştır. Roma mitolojisinde, tanrılar gezegen isimleriyle anılırlar: Zeus= Jupiter; Hades= Plüton. Ölülerin gittiği yer altı dünyası anlamında kullandığı Hades ile yer altı tanrısını ayırt etmek için yazar, tanrıdan bahsetmek istediğinde Roma mitolojisindeki karşılık olan Plüton ismini kullanmıştır. Yunan mitolojisinde geçen Dionisos ise Roma mitolojisinde Baküs olarak isimlendirilir. (2) Demiurge: Gnostik inanca göre fiziksel evrenin yaratıcısı olan tanrı. Gnostik inanç, her şeyin kaynağı olan ve saf iyilik ve akıldan oluşan Birincil Prensip/Birincil Kaynakla fiziksel evrenin yaratıcısı olan tanrıyı net biçimde ayırır.
-
Kitap ile ilgili sözler
Aries şurada cevap verdi: Aries başlık Kitap, Kitaplar, Edebiyat, Öykü ve Şiirler
Bir insanı öldüren, tanrı’nın aynası, akıl sahibi bir yaratığı öldürmüş olur; ama aklın ürünü olan kitabı yok eden, aklın kendisini yok etmiş olur. John Milton -
Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir. Karl Jaspers
-
Başarılı olmak için çaba gösterirsen şans seninledir. Tembeller için şans diye bir şey yoktur. Montesquieu
-
Gafile kelam, nafile kelam...
-
Yabancı Atasözleri
Aries şurada cevap verdi: Aries başlık Kitap, Kitaplar, Edebiyat, Öykü ve Şiirler
Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık. Afrika Atasözü -
Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, varolduğumuzun bir işaretidir. Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır. O da anımsanır. John Fowles - Aristos - Yaşam Üzerine Notlar adlı denemesinden
-
Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun. Mahatma Gandhi
-
Korku ve Cesaret
Aries şurada yorum gönderdi lennartim'nın blog başlığı içinde lennartim'ın/nin Blogu
-
HAFTANIN ERKEKİ Çeptır : 2/2
Aries şurada yorum gönderdi alamet-i farika'nın blog başlığı içinde alamet-i farika
Tamam dedim uzun uzun kalabileceğim bir blog cool ki ne cool taze yeni yetme yıllarımda bizzat aşık olduğum zatı muhterem o zamanlar renkli gözlü kocam olmalı kararı almıştım ve öyle de oldu kelebek filmini ilk sinemada seyrettim ve kaç kere seyrettiğimi hatırlamıyorum.. Adamda karizma,duruş,deli bakışlar,tutku,yetenek kısaca herşey vardı.rahmetle anmak da varmış çeptırımı zamanında filimlerini aksamadan takip ederdim..heygidi günler be kahvemi içerken eskiye dönmek de varmış süper bir seçim zebercet benden 10 hatta 1000 puan sana -
KİMSEYİDE DEVAMI DA DEĞİSTİREMEZSİN HAYATTA
Aries şurada yorum gönderdi emir_can'nın blog başlığı içinde emir_can'ın/nin Blogu
-
FİLOZOFUM ÇATAL KARAM ÇİNGENEM
Aries şurada yorum gönderdi Radya'nın blog başlığı içinde RA'NIN RUH SESİ
Öncelikle şiir çok güzel Radyacım Filozof beyefendiye söyle çabuk büyümesin oğlunu doya doya yaşa canım -
Rüyalar,ödüller ve cezalar… 14 Nisan 1453…Constantinopolis…. Kan ter içinde uyanan Antonio rüyasını krala anlatmak zorundaydı….Ama nasıl bahsedecekti…Bu rüya onu kellesinden edebilirdi…. Antonio ile Costa ikiz kardeştiler….İmparatorluğun kahinleri ve rüya yorumcuları…Ama başkalarının rüyalarından ziyade kendi gördükleri rüyaları yorumlarlardı…Bugüne kadar hiç yanılmamışlardı…Antonio uyandığında rüyasını once Costa’ya anlattı…İkiz kardeşi aynı rüyayı gördüğünü ama anlatmayı düşünmediğini söylemişti…Oysa durum çok karışıktı…Anlatmasalar bile olay gerçekleştikten sonra niye bahsetmedikleri için gene öldürüleceklerdi…Tanrı katından verilmiş bir hediye bu sefer sonları olmak üzereydi…. Antonio cüppesini giyip Aya Sofya’ya gitti…Bir mum yakıp kilise içerisinde derin düşüncelere daldı…Nasıl bahsedecekti bu rüyadan…İsa’nın koruması altında olan bir Türk’ün ,Constantinopolis’i devireceğini nasıl anlatacaktı İmparatora….. "Constantinopolisin surlarında bir delik açılır ve içeri arkasında kırmızı bir bulutla beraber beyaz atı üzerindeki Sultan II.Mehmet girer…Atı şaha kalkar…O sırada atının göğsündeki simgeyi gören herkes diz çöker…Kılıçlarını indirir…Papaz gelir ve haç çıkartır….Çünkü atın göğsündeki simge,gökyüzünü gösteren bir Hz.İsa ikonasıdır.’’ Antonio rüyasında bunları görmüştü…Ve son zamanlarda gördüğü rüyalar üzerine bir yorum yapması gerekiyordu İmparator’a….Ayasofya’dan çıktı ve evine doğru ilerledi…Haberci kapısında bekliyordu…Rüya yorumlarını ne zaman ileteceğini sormuştu….Antonio cevap veremedi..En yakın zamanda vereceğini söyledi…Ama elini çabuk tutsa belki de hazırlıklar yapılabilirdi..Belki de Constantinopolis düşmezdi..Hz.İsa resmi belki de Constantinopolis leyhine bir işaretti… İmparator’un huzurunda eğilirken bugünün sonunun hiç hayırlı olmayacağını geçiriyordu içinden…Ayağa kalktı ve anlatmaya başladı….İkiz kardeşi Costa’da yanındaydı…Ama anlatacak birşeyi var mıydı belli değildi…İmparator Antonio’nun bir sıkıntısı olduğunu anladı ve ona artık kehanetleri açıklamasını söyledi..Antonio derin bir nefes aldı ve ayrıntılara hiç girmeden ”Constantinopolis düşecek” dedi….İçinde bu rüyanın Constantinopolis leyhine olmasına dair olan o küçük umut ,İmparator karşısında tükenmişti…Tüm Constantinopolis devlet adamları bu tek cümleden sonra sessizliğe büründüler…Sonra hepsi birden konuşmaya başladı..Antonio kulaklarını kapamış,dizlerinin üzerine çökmüş,dişlerini sıkıyordu…. İmparator kılıcının kabzasıyla yere vurdu ve sessizlik gene hakim oldu…Ardından Antonio’ya bu fikre nasıl vardığını sordu….Antonio rüyasını bir bir anlattı…İşte o sırada Antonio’nun sonunu getirecek karar verilmişti…Tüm din liderleri ,Hz.İsa’nın bir müslümanın yanında nasıl yer alacağını sormaya ve tartışmaya başladılar…Aralarında bir tanesi rüyaya inanmadığını söyledi ve bunun cezasının da ölüm olduğunu….
-
Soul Driver ”…Gözleri siyah bir kumaş parçasıyla kapatılmış adam hızlı ve bilinçsiz bir şekilde yeşillikler üzerinde atıyla ilerliyordu…Arada atının boynuna doğru uzanıyor ve sonrasında doğrulup rüzgarı yüzünde hissediyordu…Sonsuzluğa taşıyacaktı siyah at onu…Yıllarca bakmıştı ona,hiçbir ağır işte kullanmadı…’Diğerleri bedenimi taşıyor,bu ruhumu taşıyacak” derdi her sorduklarında…Hızlı bir şekilde ilerlerken sahile geldiğini anladı deniz ve yosun kokusundan…5 duyu organının belki de en önemlisi gözdür çoğu insana göre…Ama asıl gözlerimizi kapadığımızda hissederiz birçok şeyi…Denizi daha evvel görmüştü,ama böylesine güzel hissetmemişti hiçbir zaman…Yanında yetecek kadar tütün vardı…Birçoğu böyle temiz bir havada neden tüttürürler ki diye düşünürken o atını yavaşlatıp özenle sardığı sigarasını yaktı…Bir rahatlama ve mutluluk üzerine tüttürmek… At hızlanıp ormanlara yaklaşırken adam kuş seslerini duydu…60 yaşına kadar duyduğu kuşu görmeye çalışmıştı..Şimdi sadece dinliyordu…O melodi neydi acaba…Aralarında konuşuyorlar mıydı..?.Yoksa şarkı mı söylüyorlardı devamlı…? Neyse ne…Dinlemek en güzeli… Koklamak ve duymak..Meğer ne güzel duygularmış tek başına kullanıldıklarında… Ormanın içinden akan dereye geldiğini anlamıştı su seslerinden…Yıllardır köyde bidonlarını doldurduğu çeşmenin kaynağıydı burası…Atı durdurdu ve gözlerini açmadan suya eğildi….İçebildiği kadar içti…Meğer suyun berraklığı tadındaymış…Dudaklarına değdiğinde verdiği his,ağzındaki serinlik tadını bir başka kılıyormuş… ‘60 yaşıma kadar 5 duyumu hep beraber kullanarak yaşadım,körlere acıdım…Oysa her duyunun ayrı ayrı güzellikleri varmış…Hep aynı anda mı kullanmak gerekiyor? ‘ diye düşündü…Sonra aklına annesi geldi…Küçükken çorba kokusunu gözlerini kapatıp içine çekerdi…Bunun bir huy olduğunu düşünmüştü…Belki de bazı şeylerin farkına varmıştı annesi…. Gece olduğunu havanın soğumasından anlamıştı…Yorulmuştu da at üstünde gide gide…Kollarını atın boynuna doladı ve at yavaş yavaş ilerlerken üzerinde biraz kestirmek istedi…Ama o sırada…Yeni birşey farketti….Dokunmanın güzelliği….Atın nefes alışını,kanının akışını,kalbinin atışını dokunuşlarıyla hissetmişti…Siyah kürkünün parlaklığını bile hissedebiliyordu ellerinde…Rengini bile…Etkilenmişti…Canlıyı görmeden ama dokunarak algılayabildiği için… At eve doğru yaklaştı ve çiftliğin önünde durdu…Artık üstünden inebileceğini belirtir şekilde bir ses çıkardı…Adam gözlerini açtı ve tekrar 5 duyusuyla birlikte yaşamaya başladı…Önce tüten bacayı gördü,ardından bacadan gelen kokuyu aldı,evden gelen sesleri işitti ..Eve girip masaya oturdu ve yemeğini yedi… Zannettiler ki…. ”Siyah at görevini tamamlamıştı…Bütün gün boyunca adamı taşıdı ama ağırlığını hiç hissetmedi üstünde…Ruhunu taşıdı,gezdirdi ve 60 yaşında da olsa güzelliklerin farkına varmasını sağladı…” Fakat…. ”Adam akşam yatağına uzandığında ölmeye hazırdı…Gözlerini kapadı ve anın gelmesini bekledi…Bembeyaz bir ışık olarak geldi ölüm…Yüzü gülüyordu…Sabah ailesi uyanıp,durumu farkettiklerinde hüngür hüngür ağlamaya başladılar….Oğlu evde durmaya dayanamayıp çiftliğe doğru yürüdü…Gözü babasının en sevdiği siyah atı aradı…Ama yoktu,bir anda kaybolmuştu…Babasının ölümünden dolayı o an pek birşey düşünemedi…Ama daha sonra babasının ata neden devamlı ‘Soul Driver’ dediğini anladı…Gülümseyerek gökyüzüne baktı…Uzaklardan ata benzeyen kara bir bulut yaklaşıyordu…Yaklaştı yaklaştı ve çiftliğin üzerinde yağmaya başladı…Gözlerini kapatıp babasının üstüne yağmasına izin verdi…Babasını ve Soul Driver’ı hissetti…Ve hep ruhunu taşıyabilecek bir at bekledi…” Belki zamanı yoktur insanın gitmek için…Ruhunu taşıyabileceği birşey bulduğu an gidecektir dünyadan..Belki 90 yaşında bulacak…Belki de doğar doğmaz…
-
Orestes:Trajedisi ve Kemikleri Arkadia’da Tegea.Bir ova.İki rüzgar eser orada: Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu. Yumruğa karşı yumruk;eziyet üstüne eziyet. Orestes oradadır,canlı tohumlarla dolu toprak Örtüyor onu.Al onu,kent senin olacaktır. Pythia (Herodotos-Tarih I.67) Tegea’yı ele geçirmek isteyen Lakedaimonlular ,Delphoi’de bulunan Apollon kahinlerine danıştıklarında ,kahin Pythia’dan aldıkları cevap üstteki dizelerde saklıydı.Agamemnon oğlu Orestes’in kemiklerine sahip olan halk diğerine üstün olacaktı. -Pythia- Delphoi’deki Apollon Tapınağı ,Antik Yunan Tarihi’nde çok büyük bir öneme sahip bir kehanet ,bilicilik merkezidir.Antik Yunan Çağı’nda yaşamış bütün krallar ,bu kehanet merkezine danışmadan ne sefere çıkarlardı ne de hareket ederlerdi.Delphoi Apollon Tapınağı kahinlerinin doğru kehanetleri ile krallar bu merkeze birçok değerli hediyeler göndermişlerdir.Bu hediyelerden birtanesi de bugün SultanAhmet Meydanı’nda bulunan Yılanlı Sütun’dur. Araştırmamızın başında ‘Lakedaimonlular’ diye bir soyun adı geçti.Bu isim konuyla detaylı olarak ilgilenmeyenler için yabancı kalabilir.Günümüzde bu soy Spartalılar’la eş tutulmaktadır oysa Herodotos bu ikisini ayırmaktadır. Gelelim araştırmamızın asıl konusuna.Troya Savaşı’nın galip kralı Agamemnon ,ülkesine döndüğünde karısı Klytaimnestra’nın aşığı Aigisthos tarafından öldürülür.Homeros Odysseia’sında bahseder bu ölümden ,masa başında öldürülmüştür Agamemnon alçakça bir düzenle.Bu cinayetin ardından Aigisthos Mykenai’de 7 yıl hüküm sürer ve ardından Agamemnon’un oğlu Orestes (Ὀρέστης) tarafından öldürülür.Orestes ismi ilk olarak İlyada destanında geçer.IX.Bölüm 143.mısrada ,Agamemnon Achilles’in savaşması için bulunduğu teklifte ,savaş sonrası damadı olması durumunda onu Orestes’e denk tutacağını söyler.Böylelikle Orestes ismi ilk defa bir destan içerisinde geçmiş olur,belki de ilerleyen zamanlarda onun önemini vurgulamak için Homeros’un başvurduğu bir yöntemdir bu. Dönersek bir gün yeryüzünün memesi Argos’a damadım olsun benim o. Orestes‘e denk sayacağım onu, bolluk içinde büyüyen oğluma,gözümün bebeğine. Agamemnon (Homeros-İlyada (IX.141-144)) Odysseia XI.Bölüm’den anlaşıldığı üzere ,Agamemnon Orestes’in yetişkin halini göremeden ölmüştür.Odysseus’un Ölüler Ülkesi’nde Agamemnon’la olan diyaloğunda bu durum net bir şekilde görülmektedir.Üstelik Odysseus’un ülkesine bir dilenci kılığında girmesini aklına sokan Agamemnon’un ta kendisidir. Oysa benim karım bırakmadı oğlumu göreyim, Öldürdü beni oğlumu göremeden. Bir şey daha diyeyim sana bak,iyice kafana koy, Çok gizli yanaştır gemini sevgili baba toprağına, Görünme kimseye sakın,güven olmaz kadın soyuna. Agamemnon (Homeros-Odysseia (XI.452-456)) Bu dizelerin devamında Orestes’in yaşayıp yaşamadığını ,yaşıyorsa neler yaptığını Odysseus’a sormuş ama bir cevap alamamıştır. -Agamemnon’un Mezarı (Mykenai)- Orestes’in hikayesi genellikle tragedyalar içinde geçer.Efsaneye göre,Agamemnon’un öldürülüşünden sonra Orestes ülkesinden kaçar ve ardından öldüğü haberi yayılır.Aigisthos rahat bir şekilde Mykenai’de hüküm sürmektedir.İntikam alacağı günü bekleyen Orestes ,kız kardeşi Elektra’ya ölmediğini ispat eder.Birçok trajedide bu ispat farklı şekillerde gerçekleşir.Örneğin Aiskhylos’un anlattığı gibi Agamemnon’un mezarına bırakılan bir tutam saç ve Elektra’nın bu saçtan kardeşinin yaşadığını anlaması veya Euripides’in yaşlı bir adam aracılığıyla ispatlaması ve Sophokles’in Agamemnon’a ait bir yüzük vasıtasıyla…Bu karşılaşmalar sonrasında Orestes,Aigisthos’u ve annesi Klytaimnestra’yı öldürür. Annesini öldürmenin verdiği pişmanlıkla Orestes çılgına döner.Ya da mitolojik bir dille anlatacak olursak Erinyler Orestes’in başına üşüşür. -Orestes ve Erinyler- Homeros,her ne kadar Aigisthos’un Orestes tarafından öldürüldüğünü belirtse de Klytaimnestra’nın sonu hakkında pek bir şey söylememektedir.Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde bahsettiği gibi ‘şair, Klytaimnestra’nın oğlu tarafından öldürülmesinden habersiz gibi görünmektedir’ der. Orestes Mykenai’nin yanısıra Argos’ta ve Menelaos’un halefi olarak Sparta’da hüküm sürmüştür.Öldüğünde 90 yaşında olduğu söylenmekle birlikte mezarı Tegea’da gösterilmektedir. Gelelim araştırmamıza başladığımız dizelere.Pythia’nın söylediği bu kehanet üzerine,Lakedaimonlular aramadık yer bırakmamışlardır ve bulamamışlardır.Günlerden bir gün Likhas isimli biri rastlantı sonucu Tegea’daki mezarı bir demirci dükkanında bulmuştur.Rivayet’e göre demirci,Likhas’a bir kuyu açmak isterken yedi dirsek boyunda bir tabut bulduğunu içinde bu boyda birinin olabileceğine inanmadığı için tabutu açıp ölüyü gördüğünü söylemiştir.Bunun üzerine Likhas kehaneti kafasında yorumlamış ve şu sonuca varmıştır: Arkadia’da Tegea.Bir ova.İki rüzgar eser orada: (Demircinin iki körüğü iki rüzgarı simgelemektedir) Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu. Yumruğa karşı yumruk;eziyet üstüne eziyet.(Örs ve çekiç karşılıklı iki çarpışma ve dövülen demir eziyetten doğan eziyet) Orestes oradadır,canlı tohumlarla dolu toprak Örtüyor onu.Al onu,kent senin olacaktır. Likhas’ın bu dizeleri yorumlamasında bir ayrıntı gizlidir ve Herodotos’da bunu belirtmiştir:Demirin bulunuşu insanoğlu için bahtsızlıktır,demirin dövülmesi bir eziyet,dövülmesi ile ortaya çıkan ürün ayrı bir eziyettir. Sonuç olarak,Likhas’a kemikleri bulduğuna kimse inanmamıştır fakat sonradan tekrar Tegea’ya gelen Likhas demirciyle anlaşıp tabutu almış ve Lakedaimonlar’a teslim edip itibarını kurtarmıştır.Bu zamandan beri iki halk arasında üstünlük her zaman Lakedaimonlular’dadır. Agamemnon ve Menelaos ile olan bağı Orestes’i bir Lakedaimonlu yapmaktadır. Özellikle Orestes’in adının geçmesinin bir nedeni de büyük ihtimalle bu bağdır.Bu kehanette ve gerçekleşen olayda Orestes’in kemiklerine bağlı olarak mistik bir güç aramamak gerekir.Orestes’in Lakedaimon köküne ve bir Akha olmasına bağlı olarak Dor,Arkadia ayrımından uzaklaşılıp ,Peloponnes Yarımadası’nda Sparta merkezli bir birlik sağlanması istenmiş olabilir.Profesor Paul Cartledge’ın ‘Sparta and Lakonia:a regional history,1300-362 BC.’ Adlı eserinde ,konu ile ilgili bölüm şu şekilde anlatılmıştır:’Orestes’in (belki de onun oğlu Teisamenos’un)kemiklerinin geri alınması ,Sparta’nın agresif politik tutumundan barış içinde yaşamaya yönelik bir tutuma ,köle etmek yerine diplomatik boyun eğdirme sistemine geçtiğini göstermiş ve vurgulamıştır.Böylece Spartalılar yaptıkları propagandada Peloponnes’in geçmiş Akha kökenli krallarının yasal varisi olduklarını vurgulamış ve kendilerini Yunanistan’ın gerçek şampiyonları olarak gösterebilmişlerdir. Herodotos’un bu efsaneyi işlemesinin sebebi ise Lidya Kralı Kroisos’a Delphoili kahinler tarafından söylenen bir başka kehanetin açıklanmasıdır.Herodotos,mitoloji ile tarihi harmanlayarak kendini sıkmadan okutan bir eser ortaya koymuştur.Bu eserde yazan birçok olayın sırrı her geçen gün çözülmektedir.Kayıp Pers Ordusu bu sırlardan biridir ve geçtiğimiz günlerde çözülmüştür.Homeros ile Herodotos’un eserlerini ciddi bir şekilde inceleyip araştırma yapanların büyük kısmı bilinmeyenleri ortaya çıkarmışlardır. Yazan:Dimitri Daravanoğlu Kaynakça:2mi3 1-) Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008 2-) Homeros,Odysseia,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,21.Basım 2008 3-) Herodotos,Tarih,Çev.Müntekim Ökmen,Türkiye İş Bankası Kültür Yay.,İstanbul,5.Basım 2008 4-) Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997 5-) Malkin I.,Myth and Territory in The Spartan Mediterranean,Cambridge,1994 6-)Cartledge P.,Sparta and Lakonia:a regional history 1300-362 BC.,Routledge,197
-
Maskeler; Doktorların ve hastaların taktıkları,bayanların güzelleşmek için yüzlerine sürdükleri ve kişinin gerçek yüzünü sakaldığı maskeler aklıma geldi... Bu kişilerin maskeleri düştüğünde kim olduklarını ve neler yapabileceklerini anlayabilirsiniz... Güzel yazı deniz_kızı
-
Merhaba
Aries şurada cevap verdi: Barbizon başlık Ben Geldim - Buradan Başlayabilirsiniz - Birbirimizi Tanıyalım
selam hoşgeldiniz -
teşekkür ederim jön
-
BİR GÜN BAKSAM Kİ GELMİŞSİN Bir gün baksam ki gelmişsin.. Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar. Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik Saçlarında ilkbahar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Gülüşünde taze serin bir rüzgar Ellerin yine eskisi kadar güzel Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Hasretin içimde sonsuzluk kadar. Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz. Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var. Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm Benim olmuş dünyalar. . . Yavuz Bülent Bakiler
-
zaman durdu kelimeler bitti söylenmemiş yaşanmamış sevgiler uçtu yine sensizlik vurdu geceler suskun geceler yalnız yıldızlar sensiz yürek yine sessiz acı doldu gözlere umut yol aldı rüzgara belki eser saçlarına dokun, hisset meltem kokusunu ellerinde tanımasam,bilmesem görmemiş olsamda hasretimde benliğimde yüreğindeki şiirinde sevgimiz; yaşanmamış aşk öyküsünde... 10 Nisan 2010