İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Admin

™ Admin

Admin tarafından postalanan herşey

  1. Güzellik algısının endüstriyel bir hızla dönüştüğü, her geçen gün yeni bir "akım" adı altında onlarca katman makyajın standartlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak bu görsel gürültünün ortasında, ironik bir şekilde hala en büyük iltifat olarak "Su gibi" tabiri kullanılıyor. Bir kadının yüzünde porselen bitişli fondötenler, keskin kontür hatları ve ağır farlar varken ona "su gibi" demek, aslında kelimenin ruhuna ve doğasına yapılmış bir haksızlıktır. Gerçek sadeliğin zarafeti ile makyajın maskeleyici gücü arasındaki o derin uçurumu anlamak için, "su" kavramının neyi temsil ettiğine ve modern güzellik anlayışının bu kavramı nasıl kirlettiğine yakından bakmak gerekir. 1. Suyun Doğası: Berraklık ve GeçirgenlikSu, doğası gereği şeffaftır; arkasındakini saklamaz, aksine olduğu gibi yansıtır. Bir insana "su gibi" dendiğinde, bu normal şartlarda o kişinin cildinin dokusunu, gözeneklerini, varsa çillerini veya o anki doğal kızarıklığını görebildiğimiz anlamına gelmelidir. Makyajın altında "boğulan" bir siluet ise suyun tam zıttıdır. Yoğun kapatıcılar ve pudralar, cildin ışığı yansıtma yeteneğini elinden alarak onu donuk bir matlığa hapseder. Eğer bir yüzey ışığı geçirmiyorsa ve altındaki hikayeyi anlatmıyorsa, ona "su" demek terminolojik bir hatadır. Gerçek sadelik, cildin nefes aldığının dışarıdan hissedilmesidir. 2. "Bakımlı Olma" Yanılgısı ve Maske KültürüToplumda "çok makyaj yapmak" ile "bakımlı olmak" arasında yanlış bir korelasyon kurulmuş durumda. Oysa bakımlı olmak, cildi bir boya tabakasıyla örtmek değil; onu sağlıklı, nemli ve canlı tutmaktır. Sadelik: Bir özgüven gösterisidir. "Olduğum halimle yeterliyim" mesajını taşır. Aşırı Makyaj: Çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır. Kusurları gizleme telaşı, kişinin karakteristik yüz hatlarını bile standartlaştırır. Birbirine benzeyen "tek tip" yüzlerin türediği bu dönemde, herkesin burnu aynı şekilde küçültülüp elmacık kemikleri aynı şekilde belirginleştirildiğinde, ortaya çıkan şey bir "su" değil, fabrikasyon bir "heykel"dir. Heykel sabittir, su ise akışkandır. 3. İltifatların İçi Boşalırken: Neden Hala "Su Gibi" Diyoruz?Bunun sebebi, bilinçaltımızdaki o kadim "saf güzellik" özlemidir. İnsan zihni, ne kadar manipüle edilirse edilsin, doğal olana karşı bir çekim hisseder. Ancak günümüzde bu iltifat, kelime anlamından koparılarak "Bugün çok uğraşmışsın ve kusursuz görünüyorsun" demenin tembelce bir yolu haline geldi. Makyajın ağırlığı altında yorulan bir yüze "su gibi" demek, o kişinin doğallığına değil, yarattığı illüzyonun başarısına yapılmış bir övgüdür. Oysa sadelik; zahmetsizdir, gürültüsüzdür ve en önemlisi dürüsttür. 4. Sadelik: Karmaşanın İçindeki En Yüksek SeviyeLeonardo da Vinci’nin dediği gibi, "Sadelik, gelişmişliğin en son noktasıdır." Bir kadının yüzünde sadece bir nemlendiricinin ışıltısı veya hafif bir rüzgarın yarattığı doğal pembelik varken sahip olduğu o duruluk, binlerce liralık kozmetik ürünün veremeyeceği bir enerji taşır. Sadelikten bahsettiğimizde, sadece makyajsızlıktan değil, bir estetik tavırdan bahsediyoruz. Bu tavır; Gözlerdeki derinliğin, ağır kirpiklerin gölgesinde kalmamasıdır. Gülüşün, dudak çerçeveleme hileleriyle bozulmamasıdır. Yüzdeki ifadenin, donmuş kaslar ve kalın kapatıcılar arasından özgürce çıkabilmesidir. Sonuç: Öze Dönüşün EstetiğiSonuç olarak, makyajın bir sanat dalı veya bir ifade biçimi olduğu inkar edilemez. Ancak onu bir "boğulma" seviyesine taşımak, kadının kendi özgünlüğünü bir kenara bırakıp geçici bir maskeye bürünmesidir. Gerçekten "su gibi" görünen kadın; duru, yalın ve müdahale edilmemiş bir güzelliği temsil eder. Eğer bir yerde sadelik yoksa, orada suyun o arı ve duru enerjisinden bahsetmek mümkün değildir. Belki de artık iltifatlarımızı seçerken daha dürüst olmalı ve "su gibi" demeden önce, baktığımız yüzün altında o suyun kaynağını, yani gerçek teni görüp görmediğimizi kendimize sormalıyız. Çünkü dünya yeterince karmaşık; güzellik ise bu karmaşanın içinde sığınılacak en sade liman olmalıdır.
  2. Eşlik Etmenin İnceliği: İlişkilerde Müdahale ve Rehberlik Arasındaki ÇizgiBir ilişkiyi tanımlayan en temel unsurlardan biri, iki ayrı dünyanın tek bir yörüngede nasıl döndüğüdür. Çoğu zaman sevgiyi "birleşmek" veya "tek bir bütün olmak" olarak romantize etsek de, sağlıklı bir birlikteliğin özü aslında çok daha naif bir dengede gizlidir: Eşlik etmek. İlişki; iki insanın birbirinin hayatına müdahale ederek onu yeniden şekillendirmesi değil, birbirlerinin yolculuğuna şahitlik etmesi ve bu yolculukta birbirine omuz vermesidir. Müdahale: Sevgi Maskesi Takmış Bir TahakkümMüdahale, genellikle "senin iyiliğin için" cümlesinin arkasına saklanır. Bir partnerin diğerinin giyimine, sosyal çevresine, kariyer seçimlerine veya duygusal tepkilerine sürekli ayar verme çabası, aslında bir kontrol mekanizmasıdır. Güvensizliğin Yansıması: Müdahale eden taraf, genellikle partnerinin kendi başına doğru kararlar veremeyeceğine inanır veya onun değişmesinin kendi konfor alanını koruyacağını düşünür. Benlik Kaybı: Sürekli müdahaleye maruz kalan kişi, zamanla kendi sesini kaybeder. Bir süre sonra "Ben ne istiyorum?" sorusunun yerini "O ne der?" sorusu alır. Direnç ve Çatışma: İnsan doğası gereği özgürlüğüne düşkündür. Müdahale, görünürde uyum yaratsa da derinde büyük bir öfke ve birikmiş bir direnç doğurur. Eşlik Etmek: Varlığınla Güç VermekEşlik etmek, pasif bir izleyicilik değildir. Aksine, son derece aktif ve derin bir duygusal emektir. Partnerinizin fırtınalı bir dönemden geçtiğini düşünün; ona ne yapması gerektiğini dikte etmek "müdahale", yanında oturup "Seni duyuyorum ve buradayım" demek ise "eşlik etmektir." Alan Tanımak: Eşlik eden kişi, partnerinin hata yapma hakkına saygı duyar. Gelişimin sancılı olduğunu bilir ve o sancı sırasında partnerinin elini tutar ama yolu onun yerine yürümez. Şahitlik Etmek: İlişkinin en kutsal yanı, birinin sizin hayat hikayenize en ön sıradan şahitlik etmesidir. Başarılarınızda alkış tutan, yenilgilerinizde ise sizi yargılamadan karşılayan birinin varlığı, müdahaleden çok daha değerlidir. Katalizör Olmak: Kimyada katalizör, tepkimeye girmez ama tepkimenin gerçekleşmesini kolaylaştırır. Sağlıklı bir partner de budur; sizin en iyi versiyonunuza dönüşmeniz için uygun iklimi sağlar ama sizi zorla o kalıba sokmaya çalışmaz. Aradaki Farkı Belirleyen Temel DinamiklerBir davranışın müdahale mi yoksa eşlik etmek mi olduğunu anlamak için şu tabloya göz atmak faydalı olabilir: Durum Müdahale Etmek Eşlik Etmek Sorun Çözme "Şöyle yapmalısın, bu yanlış." "Bu konuda ne hissediyorsun? Sana nasıl destek olabilirim?" Kişisel Gelişim Partnerini kendi ideallerine göre değiştirmeye çalışmak. Partnerinin kendi hedeflerine giden yolda ona moral vermek. Sınırlar Sınırları ihlal etmek, özel alanı daraltmak. Sınırlara saygı duymak, mahremiyeti korumak. Motivasyon Korku ve kontrol arzusu. Güven ve kabul. Sonuç: İki Tekil, Bir ÇoğulGerçek bir ilişki, iki insanın birbirine kelepçelenmesi değil, yan yana uçan iki kuşun aynı yöne süzülmesidir. Eğer bir ilişkide "ben" yok oluyorsa, orada sağlıklı bir "biz"den söz edilemez. Müdahale, partnerinizi size bağımlı kılar; eşlik etmek ise onu özgürleştirirken size daha çok bağlar. Unutulmamalıdır ki; sevgi, karşımızdakini bir projeye dönüştürüp onu "bitirmek" değil, onun bitmek bilmeyen oluşum sürecine nezaketle eşlik etmektir. Birinin hayatına müdahale ederek onu değiştirebilirsiniz, ancak ona eşlik ederek onu iyileştirebilir ve gerçekten sevebilirsiniz.
  3. Admin şurada yorum gönderdi Admin'nın blog başlığı içinde Admin Blog (Günlüğü)
    Bu soru, aşkın en kadim ikilemlerinden biridir ve cevabı, o "can yanmasının" niteliğinde gizlidir. Toplum genellikle bu durumu iki uç noktadan biriyle yaftalamaya meyillidir, ancak gerçeklik çok daha katmanlıdır. İşte bu iki perspektifin çarpışması: 1. Duygusuna Sahip Çıkan "Kahraman"Bu bakış açısına göre, gidememek bir irade ve derinlik göstergesidir. Direnç: Herkesin "tüket ve at" mantığıyla hareket ettiği, en ufak pürüzde rotayı değiştirdiği bir çağda, acıya rağmen kalmak bir tür başkaldırıdır. Adanmışlık: Kahramanlık, sadece zafer anlarında değil, mağlubiyet ihtimali varken de cepheyi terk etmemektir. Kişi, hissettiği duygunun büyüklüğüne o kadar inanır ki, onun bedeli olan acıyı ödemeyi göze alır. Bu, sığ bir zayıflık değil, aksine devasa bir duygusal kapasitedir. 2. Kendi Hapishanesini Yapan "Zayıf"Madalyonun diğer yüzünde ise gidememek, kişinin kendi üzerindeki otoritesini kaybetmesi olarak görülür. Özsaygı Kaybı: Eğer can yanması sürekli bir hal almışsa ve karşı taraf bu acının kaynağı olmasına rağmen kişi hâlâ oradaysa, bu bir "sadakat" değil, "öz-yıkım" olabilir. Korku: Bazen gidememek, değişimin getireceği belirsizlikten korkmaktır. Kişi, tanıdık bir acıyı, tanımadığı bir huzura tercih eder. Bu noktada "kahramanlık" kisvesi, aslında adım atamamanın bir bahanesi haline gelebilir. Terazi Nerede Duruyor?Bu durumun kişiyi zayıf mı yoksa kahraman mı yapacağını belirleyen tek bir kriter vardır: Farkındalık. Bilinçli Kahramanlık: "Canım yanıyor, bu bağın bana yüklediği ağırlığın farkındayım ama bu duyguyu yaşamaya ve bedelini ödemeye değer buluyorum," diyebilen kişi bir kahramandır. Burada kontrol kişidedir; acıyı bir öğretmen olarak kabul eder. Bilinçsiz Zayıflık: "Canım çok yanıyor, gitmem gerektiğini biliyorum ama onsuz yaşayamam, başka çarem yok," diyen kişi zayıf düşmüştür. Çünkü burada kontrol duygudadır ve kişi o duygunun altında ezilmektedir. Sonuç OlarakBir insanı "kahraman" yapan şey acı çekmesi değil, o acıya rağmen onurunu ve karakterini koruyarak kalabilmesidir. Eğer kalmak sizi bir enkaz haline getiriyorsa, bu bir kahramanlık değil, kendinize karşı işlediğiniz bir haksızlıktır. Ancak kalmak sizi olgunlaştırıyor ve insan olmanın o en derin sızılarını tanımanıza vesile oluyorsa, bu muazzam bir ruhsal güçtür. Gerçek cesaret bazen kalıp o yangını söndürmeye çalışmaktır, bazen de o yangından kendi küllerini kurtarıp çıkabilmektir.
  4. Admin şurada yorum gönderdi Admin'nın blog başlığı içinde Admin Blog (Günlüğü)
    Bu soru, aşkın karanlık ve aydınlık tarafları arasındaki o ince çizgide duruyor. "Gidemeyiş"in ne anlama geldiği, aslında kişinin o bağı hangi niyetle ve hangi ruh haliyle taşıdığına göre değişir. İşte bu iki kutbun analizi: 1. Sadakatin En Saf Hali Olarak "Gidememek"Eğer bu durum, bir mecburiyetten değil de gönüllü bir tercihten doğuyorsa, sadakatin zirvesidir. Değer Bilinci: Kişi, karşısındakinin yerinin doldurulamaz olduğunu ve paylaşılan bağın kutsallığını bildiği için gitmez. Burada "gidememek" aslında "başka hiçbir yere ait olamamak" demektir. Bütünleşme: Bu senaryoda gitmek, insanın kendi ruhunun yarısını geride bırakması gibidir. Sadakat, sadece birine söz vermek değil, o kişinin varlığını kendi varlığının bir parçası haline getirmektir. Bu, bir mahkûmiyet değil, bir yuvadır. 2. Bir Çaresizlik Olarak "Gidememek"Eğer bu durum, kişinin kendi iradesini kaybetmesi ve duygusal bir hapsolmuşluk haliyse, çaresizliğe dönüşür. Eşik Korkusu: Bazen gidememek, karşı tarafa duyulan aşktan ziyade, dışarıdaki yalnızlıktan korkmaktır. Kişi mutsuzdur, bağın ona zarar verdiğini bilir ama "onsuz ben kimim?" sorusuna cevap veremediği için olduğu yere çakılır. Duygusal Felç: Zihnin gitmek isteyip kalbin yerinden kıpırdayamaması bir tür felç halidir. Bu durum, aşkın iyileştirici gücünden çok, takıntılı (obsesif) bir döngüye işaret eder. Burada sadakatten ziyade bir bağımlılık söz konusudur. Orta Yol: "Yaratıcı Bir Sıkışmışlık"Belki de gidememek ne tam bir çaresizlik ne de saf bir sadakattir; belki de bu, aşkın doğasındaki o çelişkidir. İnsan, gitme imkânı varken kalmayı seçtiğinde bu sadakat olur. Ama gitme imkânını tamamen kaybettiğinde bu artık bir kader (veya çaresizlik) haline gelir. Gerçekten derin bir aşkta bu ikisi genellikle birbirine karışır: Öyle çok seversiniz ki (sadakat), başka bir seçenek yokmuş gibi hissedersiniz (çaresizlik). Benim perspektifimden: Eğer gidemeyişiniz size bir şeyler katıyor, sizi derinleştiriyor ve acısına rağmen varlığınızı anlamlı kılıyorsa bu sadakattir. Ancak sizi tüketiyor, küçültüyor ve öz saygınızı elinizden alıyorsa, bu artık aşkın gölgesindeki bir çaresizliktir.
  5. Admin şurada yorum gönderdi Admin'nın blog başlığı içinde Admin Blog (Günlüğü)
    "Aşk eşittir gidememek" önermesi, sevginin sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir tür "mekânsal ve ruhsal hapsolmuşluk" olduğunu savunan derin bir felsefi bakış açısıdır. Bu kavramı farklı pencerelerden, edebi ve psikolojik boyutlarıyla ele alabiliriz: 1. Fiziksel Mesafenin HükümsüzlüğüBuradaki "gidememek", ayakların geri geri gitmesi değil, zihnin o kişiden uzaklaşamamasıdır. Bir şehri terk edebilirsiniz, binlerce kilometre öteye gidebilirsiniz; ancak aşk, o kişiyi zihninizde bir "merkez yerçekimi" haline getirir. Ne kadar uzağa giderseniz gidin, yörüngeden çıkamazsınız. Dolayısıyla gidişiniz sadece bir yer değiştirmedir, bir ayrılış değildir. 2. Özgürlüğün Gönüllü Teslimiyetiİnsan doğası gereği özgürlüğüne düşkündür. Ancak aşk başladığında, birey bu özgürlüğün bir kısmından vazgeçer. "Gidememek", aslında "gitmek istememek" ile "gitmeyi becerememek" arasındaki o ince çizgidir. Kişi kapının açık olduğunu bilir, ancak kapıdan çıkacak iradeyi kendinde bulamaz. Bu, bir tür tatlı esarettir. 3. Hafıza ve Alışkanlık KapanıAşk bazen bir inşaat sürecidir. İki kişi birlikte bir anılar silsilesi, ortak bir dil ve alışkanlıklar dünyası kurar. Gitmek demek, sadece o kişiyi değil, o güne kadar kurulan "ben"i de terk etmek demektir. İnsan, kendi elleriyle kurduğu bir dünyadan kolayca çıkamaz. Bu yüzden gidememek, biraz da insanın kendi geçmişinden kopamamasıdır. 4. Melankolik ve Edebi BakışEdebiyatta bu tema sıkça işlenir. Gitmek eylemi "cesaret" ister gibi görünse de, kalıp o acıyı çekmek veya o kişide takılı kalmak bazen daha büyük bir direnç göstergesidir. Behçet Necatigil’in dediği gibi: "Sevgileri yarınlara bıraktınız." Ama o sevgiler aslında bugünün içinde hapsolmuştur. Özdemir Asaf’ın dokunuşuyla; gitmek aslında bir eylemdir ama gidememek bir durumdur, bir varoluş biçimidir. 5. Psikolojik Boyut: "Yarım Kalmışlık" (Zeigarnik Etkisi)Psikolojik olarak insan zihni yarım kalmış işleri, tamamlanmış olanlardan daha çok hatırlar. Eğer aşkta bir "tamamlanmamışlık" varsa, zihin sürekli o noktaya geri döner. Gidememek, o hikâyeyi bitirememektir. Noktayı koyamadığınız her cümle sizi o sayfanın içinde tutar. Özetle; Aşk eşittir gidememek; çünkü aşk, mesafelerin değil, niyetlerin ve aidiyetin meselesidir. Birinden gidebilmek için önce onun sizdeki izlerini silmeniz gerekir; bu da çoğu zaman imkânsız olduğu için, gerçek aşkta "gitmek" sadece bir illüzyondan ibaret kalır.
  6. Anket: Amerikalılar Trump'ın İsa paylaşımlarını beğenmiyor, Papa'yı destekliyor Amerikalıların çoğu, Başkan Donald Trump'ın Papa Leo XIV hakkındaki yorumlarını tasvip etmiyor. Ancak yeni bir anketin ortaya koyduğuna göre, Trump'ın yakın zamanda kendisini İsa Mesih olarak resmeden yapay zeka görseline yönelik itirazları çok daha büyük. Washington Post-ABC News-Ipsos'un son anket sonuçlarına göre; Amerikalıların neredeyse 10'da 9'u (%87), Trump'ın Truth Social platformunda paylaştığı bu görsele olumsuz tepki gösterdi; bu grubun %69'u ise tepkisinin "şiddetle olumsuz" olduğunu ifade etti. Trump'ın İran savaşı, ekonomi ve yaşam maliyeti konularındaki icraatlarına odaklanan ve 24-28 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kapsamlı anketin son bulguları; Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Vatikan'a yapacağı kritik ziyaretin planlanan tarihinden sadece birkaç gün önce, Başkan'ın Papa ile arasındaki gerilimi yeniden tırmandırdığı bir dönemde geldi. 12 Nisan'da paylaşılan görselde Trump; beyaz ve kırmızı cübbeler içinde, bir elini hasta bir adamın alnına koymuş ve diğer elinden ışık saçılırken resmedilmişti. Arka planda ise dalgalanan bir Amerikan bayrağı ve uçan bir Amerikan kartalı yer alıyordu; pek çok kişi bu görseli, İsa'yı andıran veya Mesihvari bir tasvir olarak yorumladı. Söz konusu paylaşım, Trump'ın kendi partisinden bazı isimler de dahil olmak üzere geniş çaplı bir tepkiye ve kutsala hakaret (küfür) iddialarına yol açtı. Paylaşım, 13 Nisan tarihinde Başkan'ın Truth Social hesabından silindi. Trump, 13 Nisan'da Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "Ben bunun, kendimin bir doktor olarak resmedildiği bir görsel olduğunu düşünmüştüm. Ve Kızılay (Red Cross) ile bir ilgisi vardı," dedi. "Bunu ancak 'sahte haber' (fake news) medyası bu şekilde çarpıtabilirdi... Ben insanların sağlık durumunu çok daha iyi bir hale getiririm." Anket sonuçlarına göre; Trump'a oy verenlerin %80'i ve ankete katılan Cumhuriyetçilerin %79'u, Trump'ın bu paylaşımına olumsuz tepki gösterdi. Başkan, tartışmalı görseli paylaşmadan kısa bir süre önce, İran savaşına yönelik eleştirileriyle bilinen Papa'yı hedef alan uzun bir mesajı Truth Social'da yayımlamış ve Papa'yı "Suçla Mücadelede Zayıf, Nükleer Silahlar Konusunda Zayıf" olmakla itham etmişti. Papa ise bu çıkışa yanıt vererek, "Trump yönetiminden veya İncil'in mesajını yüksek sesle dile getirmekten hiçbir korku duymadığını" ifade etti. Trump ise 15 Nisan'da bu tutumunu daha da sertleştirerek, kendisinin İsa tarafından kucaklandığını gösteren, yapay zeka üretimi bir başka görseli yeniden paylaştı. Söz konusu paylaşım, Trump'ı melekvari bir ışıkla, etrafında ise ABD bayrağı ve yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir İsa figürüyle çevrili halde gösteriyordu. Trump, 15 Nisan tarihli ve kendine ait şu başlığı taşıyan paylaşımında, "Radikal Solcu Deliler bunu beğenmeyebilir, ama bence gayet hoş olmuş!!! Başkan DJT," diye yazdı: "Hiçbir zaman çok dindar bir adam olmadım... ama tüm bu şeytani, iblisi, çocuk kurban eden canavarların ifşa edildiği şu günlerde... Tanrı'nın 'Trump kartını' oynuyor olabileceği izlenimine kapılmıyor musunuz?" Amerikalılar, Trump'ın tartışmalı İran paylaşımına olumsuz tepki gösterdi Washington Post-ABC-Ipsos anketi ayrıca, Amerikalıların çoğunluğunun, 7 Nisan'da Truth Social platformunda İran savaşına dair yapılan ve geniş çaplı kınamalara yol açan bir başka tartışmalı paylaşıma da olumsuz tepki verdiğini ortaya koydu. Ankete göre Amerikalıların %76'sı; İran'ın ABD ile bir anlaşma yapmaması durumunda "bu gece koca bir medeniyetin yok olacağını ve bir daha asla geri getirilemeyeceğini" öne sürerek nükleer silah kullanımına işaret ettiği izlenimi veren, Trump'ın tehdit içerikli paylaşımını onaylamıyor. Ankete katılan Amerikalıların %53'ü ise, diğer siyasetçilerin, ilahiyatçıların ve etik ile savaş üzerine çalışan diğer uzmanların da yoğun inceleme ve tartışmalarına yol açan bu paylaşımı "şiddetle" onaylamadığını belirtti. Ankete katılan Katoliklerin (%75) ve Protestanların (%70) büyük çoğunluğu da, Hristiyan olmayanlar (%72) ile birlikte, Trump'ın paylaşımına olumsuz tepki gösterdi. Ayrıca anket, Amerikalıların %69'unun, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in ABD birliklerinin "hiçbir merhameti hak etmeyenlere karşı ezici bir şiddet uygulaması" için dua etmesini onaylamadığını ortaya koydu. Anket: Papa, Amerikalılar nezdinde olumlu bir imaja sahip Washington Post-ABC-Ipsos anketi, birçok Amerikalının Papa'ya karşı olumlu bir tutum sergilediğini tespit etti. Ankete göre Papa Leo, Amerikalılar genelinde 25 puanlık net bir olumlu görüş farkına sahip; katılımcıların %41'i Papa'ya olumlu, %16'sı olumsuz bakarken, %43'ü Papa hakkında herhangi bir fikirleri olmadığını belirtti. Anket ayrıca, Amerikalıların %66'sının, Papa Leo'nun 7 Nisan'da Amerikalılara barış için çabalamaları ve savaşı reddetmeleri adına Kongre ile iletişime geçmeleri yönündeki çağrısına olumlu tepki verdiğini; buna karşılık, ankete katılanların %57'sinin, Trump'ın Truth Social platformunda paylaştığı, "İran'ın Nükleer Silaha sahip olmasını makul bulan bir Papa istemiyorum" şeklindeki gönderiye olumsuz yaklaştığını ortaya koydu. Katolik Amerikalılar arasında ise %70'lik bir kesim, Papa Leo'nun Amerikalılardan Kongre ile iletişime geçmelerini istemesine olumlu tepki gösterirken; %61'lik bir kesim, Trump'ın Papa ve nükleer silahlar hakkındaki gönderisine olumsuz yaklaştı. Ankete göre genel olarak; bu çekişmenin, seküler bir lider ile Papalık makamı arasında Orta Çağ'dan bu yana görülen en gerilimli ilişkiye dönüşümüne tanıklık eden Katolik Amerikalılar nezdinde, Papa'ya duyulan sempati oranı %61'e yükseldi. Papa'yı onaylamayanların oranı yalnızca %14 seviyesinde kalırken, ankete katılan Katoliklerin %25'i bu konuda herhangi bir görüş belirtmedi. Öte yandan anket, Trump'ın onay oranının, Şubat 2025'teki %45'lik seviyeden gerileyerek %37'ye düştüğünü de kaydetti. Kaynak: USA TODAY
  7. 'Elveda Zamanı': ABD'li yargıç, Epstein'ın intihar mektubunu yayınladı Bir federal yargıç, 6 Mayıs'ta Jeffrey Epstein'ın intihar mektubu olduğu iddia edilen, kısa ve öz el yazısıyla yazılmış belgeyi kamuoyuna açıkladı. Mektupta, yazarın kendi şartlarıyla hayata veda etmeyi kutladığı belirtiliyor. "Elveda zamanını seçebilmek bir zevktir," diyor mektup. "Ne yapmamı istiyorsunuz - Ağlayarak mı çıkayım!! EĞLENCELİ DEĞMEZ!!" Henüz doğrulanmamış olan mektuba göre, Epstein ayrıca kendisine karşı açılan davanın zayıf olduğunu da savundu. "Beni aylarca soruşturdular - HİÇBİR ŞEY BULAMADILAR!!!" diye yazdığı ve suçlamaların yıllar öncesine dayandığını eklediği anlaşılıyor. Mektubun yayınlanması, rezil finansörün Manhattan'daki bir hapishanede cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken intihar ettiği iddia edilen bir şekilde ölü bulunmasından yaklaşık yedi yıl sonra gerçekleşti. Belge, Epstein'ın eski hücre arkadaşı, dörtlü cinayeti organize etmekle bağlantılı olarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılacak olan eski polis memuru Nicholas Tartaglione'nin davasıyla bağlantılı olarak yıllarca gizli tutulmuştu. Mahkeme kayıtlarına göre, Tartaglione mektubu Epstein'ın 10 Ağustos'taki intiharından yaklaşık bir hafta önce buldu. Mahkeme belgelerinde, notun intihardan önce ve daha önceki bir intihar girişimine bağlı olarak yazıldığı belirtiliyor. Mahkeme kayıtlarına göre, New York Güney Bölgesi Yargıcı Kenneth M. Karas, New York Times'ın dilekçesi üzerine belgeyi gizlilikten çıkardı. Karas, Tartaglione'nin davasına bakıyordu. Mahkeme kayıtlarına göre, Epstein ve Tartaglione, Epstein'ın 10 Ağustos'taki ölümünden önce hücre arkadaşıydılar. Temmuz 2019'daki o dönemde, Epstein hücresinde boynunda intihar girişiminden kalma izlerle baygın halde bulundu. Epstein intihar girişiminde bulunduğunu reddetti ve Tartaglione'nin kendisine saldırdığını söyledi. Eski polis memuru bu suçlamayı reddetti. Epstein daha sonra başka bir hücreye nakledildi ve daha sonra ölü bulundu. Notun yayınlanması, Epstein'ın şüpheli suçlarına ve Metropolitan Cezaevi'ndeki gizemli ölümünün koşullarına olan kamuoyu ilgisinin, Trump yönetiminin en büyük korkularından biri haline geldiği bir dönemde gerçekleşti. Başkan Donald Trump ve Epstein bir zamanlar arkadaştılar. Trump, Epstein'ın şüpheli suç faaliyetleriyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddediyor. Kaynak: USA TODAY
  8. Bir sezon daha. Bir resital daha. @gabbywilliams15'in tüm sezon boyunca sergilediği şovu izleyin. #EuroLeagueWomen x @fbkadinbasket
  9. Yeni bir araştırma, Avrupa'daki tüplü ocakların kanserojen kimyasal sızdırdığını ortaya koydu. Tüplü ocaklar, evlerin mutfaklarına ve evlerine tehlikeli kimyasallar salabilir ve bir araştırma, bu cihazların büyük bir yüzdesinin kanserojen benzen sızdırdığını doğruladı. Neler oluyor? Araştırmacılar, çeşitli Avrupa ülkelerindeki konut tipi tüplü ocakların benzen üretip üretmediğini araştırdı. Bulgular, hakemli bir dergi olan Environmental Research Letters'da yayınlandı. Bilim insanları, Hollanda, İngiltere ve İtalya'da incelenen ocakların yaklaşık beşte ikisinin, kapalıyken bile sızdırdığını buldu. Ocaklar sızdırdığında, hepsi tehlikeli hava kirleticileri saldı. Araştırmaya göre, "Heksan, benzen ve toluen örneklerin %100'ünde tespit edildi." Bu sızıntılar, sigara içenlerin yaşadığı evlerdeki sağlık risklerine eşdeğer veya daha kötü potansiyel tehlikeler oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, kimyasalın lösemi gibi kan kanserlerine neden olma yeteneği nedeniyle insanların maruz kalabileceği güvenli bir benzen seviyesi olmadığını belirtmiştir. Peki, çalışma başka neler buldu? Amerikalılar için şanslı olan şey, incelenen sobaların benzen seviyelerinin "Kuzey Amerika'ya kıyasla önemli ölçüde yüksek" olmasıydı. Araştırmacılar, bunun muhtemelen gazın Kuzey Denizi'ndeki daha yüksek benzen konsantrasyonları içeren belirli gaz sahalarından elde edilmesinden kaynaklandığını varsaydılar. Bununla birlikte bilim insanları, Avrupa tipi ocakların, Amerikan tipi ocaklara kıyasla çok daha seyrek gaz sızdırdığını da belirttiler. Yani Avrupa ocakları gazın benzen seviyesi yüksek olduğu için daha tehlikeli olarak adlandırılıyor ama Amerika'da kullanılan ocaklar daha çok sızdırıyor ama benzen oranı düşük. Sırada ne var? Araştırmacılar, gaz sızıntılarının; atmosfere ısıyı hapseden maddeler salma potansiyeli taşıması veya evlerde patlama riski yaratması nedeniyle sıklıkla endişe kaynağı oluşturduğu sonucuna vardı. Uzmanlar, "Ancak sızıntıları yalnızca bu açılardan değerlendirmek, kilit bir riski gözden kaçırmak anlamına gelir: Gaz sızıntıları, sağlık sınır değerlerini aşmaya yetecek düzeyde yüksek konsantrasyonlarda benzen içerebilir," tespitinde bulundu. Çalışmayla doğrudan bir bağlantısı bulunmayan York Üniversitesi Kimya Profesörü Alastair Lewis, bulgulara ilişkin yaptığı değerlendirmede Yale Environment 360'a şunları söyledi: "Gazlı cihazlardan kurtulup bunların yerine elektrikli cihazları tercih etmek; ister gaz sızıntılarını önlemek, isterse de evlerde gaz yakılması sonucu ortaya çıkan yanma ürünlerinden kaçınmak adına olsun, iç hava kalitesi açısından açık bir kazanımdır." Neyse ki elektrikli indüksiyonlu ocaklar; zararlı kimyasallar içermeksizin, yiyecekleri pişirme ve suyu kaynatma konusunda gazlı alternatifler kadar hızlı olabilen, çok daha güvenli bir seçenektir. Kaynak: TCD
  10. 73 yaşındaki Cumhuriyetçi Senatör, sağlık endişelerinin ardından tıbbi rahatsızlığını açıkladı Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins, sağlığına ilişkin spekülasyonlara yanıt olarak, kendisine konulan bir teşhisi kamuoyuyla paylaştı. Senatörün eleştirmenleri, 73 yaşındaki siyasetçinin Şubat ayında sosyal medyada paylaştığı ve yaklaşan ara seçimlerde senatör olarak altıncı dönem için aday olacağını duyurduğu videoda bir titreme fark etmişlerdi. Senatör, Çarşamba günü verdiği bir röportajda, videoda görülen titremelerin, ilaçla tedavi ettiği "benign esansiyel tremor" (iyi huylu esansiyel titreme) adı verilen bir rahatsızlığın sonucu olduğunu açıkladı. Collins, News Center Maine'e verdiği demeçte, "Bende bulunan rahatsızlık, 'benign esansiyel tremor' olarak adlandırılan, son derece yaygın bir durumdur," dedi. "Bu rahatsızlık, ABD Senatosu'nda görev yaptığım süre boyunca hep bende vardı. İşim yapma yeteneğim veya her gün nasıl hissettiğim üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur." Senatör ayrıca, Kasım ayında yeniden seçilmesi halinde, işini yapmaya devam etme ve Senato'da altı yıl daha görev yapma yeteneğine güvendiğini vurguladı. İlk kez 1997 yılında Senato'ya seçilen Collins, Maine eyaletinin Kongre'deki en uzun süre görev yapan üyesidir. Collins, söz konusu yayın organına yaptığı açıklamada, "Washington'da kiminle konuşursanız konuşun, size benim, birlikte çalıştıkları en çalışkan kişi olduğumu söyleyeceklerdir; nitekim Maine halkını temsil etme onuruna eriştiğim tüm bu süre boyunca tek bir oylamayı bile kaçırmadım," ifadelerini kullandı. Rahatsızlığının "zaman zaman ufak tefek sıkıntılara yol açtığını, ancak hepsi bu kadar olduğunu" belirten Collins, sözlerine şöyle devam etti: "Sanırım bu durum, harika bir sağlığa sahip olduğumun oldukça güçlü bir kanıtıdır." The Daily Beast gazetesi, konuyla ilgili yorum almak üzere Collins'in ofisiyle iletişime geçti. Bir tıp uzmanı, söz konusu rahatsızlığın bilişsel gerileme veya diğer nörolojik bozukluklarla ilişkili olmadığını kaydetti. Mass General Brigham bünyesindeki Fonksiyonel Nöroşirürji Bölümü Başkanı Dr. Rees Cosgrove, News Center Maine'e verdiği demeçte, "Bu rahatsızlık, zamanla yavaş yavaş kötüleşme eğilimi gösterir," dedi. "Ancak diğer nörolojik bozukluklarla bir ilişkisi yoktur. Yani; bilişsel gerileme veya hafıza kaybıyla bağlantılı değildir. Alzheimer hastalığıyla ilişkili değildir. Parkinson hastalığı da değildir." Collins’in Senato yarışındaki potansiyel rakibi, Maine’in 78 yaşındaki Demokrat Valisi Janet Mills, geçen ay adaylıktan çekilerek, 41 yaşındaki Graham Platner’ın partinin adayı olmasının önünü açtı. Irak ve Afganistan’da dört görev dönemini geride bırakmış bir gazi olan Platner’a, Gaziler İdaresi tarafından %100 engellilik oranı verilmiş ve kendisine aylık engellilik ödemesi bağlanmıştır; ancak Platner, bu durumun Senato’da görev yapma yeteneğini etkilemeyeceğini özellikle vurgulamıştır. News Center Maine’e konuşan Platner, “Birkaç tane fıtığım var,” dedi. “Omzum perişan durumda. Dizlerim bana sıkıntı veriyor. Gaziler İdaresi, bu rahatsızlıklarım için bana fizik tedavi sağlıyor. Ayrıca bende TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) teşhisi de kondu.” Kasım ayında yaptığı bir açıklamada Platner, “Hâlâ çalışmaya devam eden, %100 engellilik oranına sahip pek çok muharip gazi veya genel anlamda engelli gazi var,” dedi ve ekledi: “Bu son derece normal bir durum.” Demokratlar, bu koltuğu, yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolüne karşı mücadele etme yetenekleri açısından önemli sonuçlar doğurabilecek, ellerindeki en büyük kazanma fırsatlarından biri olarak görüyorlar. Collins, geçmişte Trump’ı açıkça eleştirmiş, ılımlı bir Cumhuriyetçidir. Geçen ay, Trump yönetiminin İran’daki askeri operasyonlarını sınırlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri tasarısı lehine oy kullanan yalnızca iki Cumhuriyetçi Senatörden biriydi; bu oylamada, çatışmalara son verilmesi adına Senatör Rand Paul ve Senatör John Fetterman dışındaki tüm Demokratlarla birlikte hareket etti. Perşembe günü yapılan oylamanın ardından yayımladığı bir bildiride Collins, “Bu çatışmalar başladığından beri dile getirdiğim üzere, Başkan’ın Başkomutan sıfatıyla sahip olduğu yetkiler sınırsız değildir,” ifadelerini kullandı. “İran’a yönelik daha fazla askeri eylem; net bir misyona, ulaşılabilir hedeflere ve çatışmayı sona erdirecek tanımlanmış bir stratejiye sahip olmalıdır. Ben, bu koşullar sağlanana ve gerekli gerekçeler sunulana dek, mevcut aşamada bu askeri çatışmaların sürdürülmesine son verilmesi yönünde oy kullandım.” Kaynak: TDB
  11. Kısa ve Sık mı, Yoksa Uzun ve İstikrarlı mı? Bilim, Yürümenin En İyi Yolunu Açıklıyor Yeni bir çalışma; daha uzun yürüyüşler yapmanın —her seferinde en az 10 ila 15 dakika olacak şekilde— kalp sağlığına ve uzun ömürlülüğe, kısa gezintilere kıyasla daha fazla fayda sağlayabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, kalbinizin ve metabolizmanızın "devreye girmesinin" zaman aldığını; bu nedenle daha uzun yürüyüşlerin, sağlığa daha büyük faydalar sunabileceğini belirtiyor. Uzmanlar, yine de günlük toplam adım sayısına odaklanılmasını tavsiye ediyor; ancak buna, birkaç adet "amaçlı yürüyüş" eklemenin, kondisyonunuza fazladan bir ivme kazandırabileceğini ifade ediyorlar. Günlük adım sayısı hedefinize ulaşmaya son derece odaklanmış olabilirsiniz. Peki, bu hedefe ulaşmak için yaptığınız yürüyüşlerin süresini hiç göz önünde bulundurdunuz mu? Annals of Internal Medicine dergisinde yakın zamanda yayımlanan bir çalışmaya göre, bunu kesinlikle yapmalısınız. Çalışma; her seferinde en az 10 ila 15 dakika yürümek yerine, çok sayıda kısa gezinti yapmanın, sağlığınız ve uzun ömürlülüğünüz açısından daha faydalı olduğunu öne sürüyor. Özellikle fiziksel açıdan nispeten inaktif olan kişiler için, "günü ev içinde kısa aralıklarla dolaşarak geçirmektense, günde iki kez 10 ila 15 dakikalık yürüyüşler yapmak daha iyidir" diyen çalışmanın eş başyazarı Uzman —İspanya'daki Universidad Europea de Madrid'de spor bilimleri profesörü— Health dergisine şu açıklamalarda bulundu: Çalışmanın Bulguları Uzman da dahil olmak üzere pek çok araştırmacı, sağlığı en üst düzeye çıkarmak adına günde atılması gereken ideal adım sayısını belirlemeye çalışmıştır. (Uzmanın araştırmaları, bu sayının 7.000 ile 10.000 arasında bir değer olduğunu göstermektedir.) Ancak Uzman ve ekibi, bu adımların ne zaman ve ne şekilde atıldığının —yani kısa parçalar halinde mi, yoksa daha uzun yürüyüşler sırasında mı atıldığının— bir önem taşıyıp taşımadığını öğrenmek istedi. Bunu tespit edebilmek amacıyla araştırmacılar; bir haftaya kadar süreyle aktivite takip cihazı kullanan, 40 ila 79 yaş aralığındaki 33.000'den fazla yetişkinden toplanan adım sayısı verilerini analiz ettiler. Çalışmaya katılan bireyler, günlük adım sayıları 8.000'in altında seyrettiği için, fiziksel açıdan nispeten inaktif bir grup olarak değerlendirildi. Araştırmacılar katılımcıları dört kategoriye ayırdı: günlük adımlarının çoğunu beş dakikadan kısa yürüyüşler sırasında; en az beş, ancak 10 dakikadan az süren yürüyüşler sırasında; en az 10, ancak 15 dakikadan az süren yürüyüşler sırasında; veya 15 dakikadan uzun süren yürüyüşler sırasında atanlar. Araştırmacılar, adımlarının çoğunu daha uzun yürüyüşler sırasında atanların, yaklaşık sekiz yıllık bir takip süresi boyunca hayatını kaybetme veya (kalp krizi ya da felç gibi) kardiyovasküler sorunlar yaşama olasılığının daha düşük olduğunu tespit etti. Özellikle, adımlarının çoğunu son derece kısa yürüyüşler sırasında atan kişilerin hayatını kaybetme olasılığı yaklaşık %4, kardiyovasküler bir sorun yaşama olasılığı ise %13 idi. Her seferinde en az 15 dakika yürüyen kişiler arasında ise bu oranlar %0,8'e ve yaklaşık %4'e geriledi. Bununla birlikte, çalışma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamak amacıyla değil; yalnızca nispeten kısa bir veri toplama ve takip dönemine dayalı örüntüleri ortaya çıkarmak üzere tasarlanmıştı. Burada "tersine nedensellik" (reverse causation) olarak bilinen bir durum söz konusu olabilir; yani, başlangıçta sağlık durumu daha iyi olan kişilerin daha uzun yürüyüşler yapmaya daha yatkın olması ihtimali mevcuttur—gerçi araştırmacılar, ciddi kronik rahatsızlıkları olan veya sağlık durumlarını kötü olarak beyan eden katılımcıları çalışma dışında bırakarak bu olasılığı en aza indirmeye çalışmışlardır. Daha Uzun Yürüyüşler Neden Daha Faydalı? Uzman'a göre, yürüyüş gibi düşük yoğunluklu fiziksel aktiviteler gerçekleştirilirken, kardiyometabolik sistemi—kalp atış hızı değişkenliğini ve insülin duyarlılığını artırmak gibi yollarla—sağlığa fayda sağlayacak şekilde harekete geçirmek zaman alabilir. Fiziksel aktivite üzerine çalışmalar yürüten ancak bu yeni araştırmada yer almayan, Alabama Üniversitesi Birmingham Kampüsü'nden epidemiyoloji profesörüde, onlarca yıllık araştırmanın bu görüşü desteklediği konusunda hemfikir. Uzman, Health dergisine verdiği demeçte, "Fizyolojiyi 'devreye sokmak' zaman alır," dedi. "Bu nedenle bulgular beni şaşırtmadı." Peki ya "egzersiz atıştırmalıklarının"—yani sadece birkaç dakika süren son derece kısa antrenmanların—genel iyilik halini anlamlı ölçüde artırabileceğini öne süren pek çok çalışma ne olacak? Yeni çalışma bu çalışmalarla çelişiyor mu? Uzman böyle düşünmüyor. Ona göre kilit nokta yoğunluktur. Eğer hareketlerinizi yüksek bir tempoda ve dinamik bir şekilde gerçekleştiriyorsanız, bu tür "lokmalık" bir antrenman bile fizyolojik sistemlerinizi harekete geçirmek için yeterli olabilir. Ancak yürüyüş gibi daha sakin aktiviteler için daha fazla zaman gerekebilir. Adım Sayısı Yerine Yürüyüş Süresine mi Odaklanmalısınız? Fiziksel aktivite üzerine çalışmalar yürüten ancak bu yeni araştırmada yer almayan, Massachusetts Amherst Üniversitesi'nden Kinesiyoloji Doçenti "Adım sayınızı henüz göz ardı etmeyin," dedi. Uzman, Health dergisine verdiği demeçte; kendisininkiler de dahil olmak üzere pek çok önceki çalışmanın, "asıl önemli olanın toplam adım hacmi olduğu" yönünde bulgular sunduğunu belirtti. Uzman, yeni çalışmanın; bilim insanlarının hakkında daha az bilgiye sahip olduğu bir konu olan yürüyüş örüntülerinin etkileri üzerine önemli bir tartışmayı başlattığını ifade etti. uzmana göre, bulgular henüz ön nitelikte olsa da, daha uzun süreli yürüyüşlerin kardiyovasküler sistem açısından özel faydalar sağlayabileceğine işaret ediyor. Uzman, ideal senaryoda insanların hem aktivite süresine hem de toplam adım sayısına dikkat etmeleri gerektiğini söyledi. 2024 yılında yayımlanan bir çalışma, her iki ölçütün de fiziksel aktivite hedeflerine yönelik ilerlemeyi takip etmek açısından iyi yöntemler olduğu sonucuna varmıştı. Yürüyüşü Günlük Rutininize Dahil Etmek Uzman, "Mükemmel bir dünyada insanlar 'mümkün olduğunca sık hareket eder ve günde [en az 10 ila 15 dakika süren] iki amaçlı yürüyüşe zaman ayırırdı,'" dedi. Ancak Uzman, "Hiç yoktan iyidir," diye ekledi. Daha uzun bir yürüyüş, özellikle kalp-damar sistemi için ideal olabilir; ancak sağlığınız, programınız veya enerjiniz nedeniyle kısıtlıysanız, daha kısa bir yürüyüşe çıkmak yine de buna değerdir. Ne de olsa pek çok araştırma, hareketsiz geçirilen süreyi —kısa ve düşük yoğunluklu aktivitelerle bile olsa— bölmenin sağlık açısından yararlı olabileceğini öne sürmektedir. Diğer uzman da bu görüşe katılarak, "Eğer insanlar bir seferde sadece iki dakika yürüyebiliyorlarsa, onları bunu yapmaktan kesinlikle caydırmak istemeyiz," dedi. Uzman, halihazırda yaptığınız aktivitelere yürüyüşleri dahil etme fırsatlarını kollamanızı önerdi. Örneğin markette aracınızı daha uzak bir yere park edin veya çocuğunuz futbol antrenmanındayken sahanın etrafında turlar atarak yürüyün. Uzman ayrıca, yaşadığınız bölge dışarıda yürümek için güvenli değilse, adımlarınızı atabileceğiniz bir alışveriş merkezi veya toplum merkezi olup olmadığına bakmanızı tavsiye etti. Uzman, "Bu, 'ya hep ya hiç' durumu değildir," dedi. Atılan her adım, daha iyi bir sağlığa doğru atılmış bir adımdır. Kaynak: H
  12. Trump, İran savaşına son verme yolunda keskin bir dönüş yapıyor Başkan Trump, Washington ve Tahran'ın savaşı sona erdirecek bir anlaşma çerçevesi üzerinde uzlaşmaya yaklaştığına dair haberlerin ortaya çıkmasından saatler önce, Salı gecesi, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini kırma operasyonuna aniden son verdiğini duyurdu. Başkan, anlaşmanın suya düşmesi halinde bombardımana yeniden başlama tehdidinde bulundu; ancak Trump'ın bu hamleleri, ekonomik sıkıntıların ve siyasi baskıların giderek arttığı bir ortamda, çatışmadan çıkış yolu bulma arzusunun altını çiziyor. Axios'un haberine göre, iki taraf arasındaki tek sayfalık mutabakat zaptının son taslağı; Hürmüz Boğazı'nın yeniden trafiğe açılması, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması ve ABD yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik daha ayrıntılı bir anlaşmanın müzakere edilmesi için 30 günlük bir süre tanıyacak. Bu süre zarfında, her iki taraf da boğazdan geçen gemilere yönelik uyguladıkları ablukaları hafifletecek. Trump, Çarşamba sabahı sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımda, "İran'ın üzerinde mutabık kalınan hususları yerine getirmeyi kabul ettiğini varsayarsak —ki bu belki de büyük bir varsayım—, şimdiden efsaneleşen 'Epic Fury' (Destansı Öfke) operasyonu sona erecek ve son derece etkili 'Abluka' sayesinde Hürmüz Boğazı, İran da dahil olmak üzere HERKESE AÇIK hale gelecek," ifadelerine yer verdi. "Eğer kabul etmezlerse bombardıman başlayacak; ve ne yazık ki bu bombardıman, daha öncekinden çok daha yüksek bir seviyede ve yoğunlukta gerçekleşecek." Savaşların sona ermesi üzerine uzmanlaşmış, Rochester Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü Hein Goemans, taraflardan herhangi birinin uzun vadeli bir barış anlaşmasına ulaşmak için gerekli tavizleri vermeye istekli olduğu konusunda şüpheci yaklaştı. Ayrıca, İran Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına dair ne tür taahhütlerde bulunursa bulunsun; tüm taraflar artık, İran ordusunun boğazı yeniden kapatabileceğini ve bunun küresel enerji piyasalarında büyük bir kargaşaya yol açabileceğini kabul ediyor. Goemans, "Hürmüz Boğazı hakkında istediklerini söyleyebilirler; ancak o fırsat artık kaçtı. Şaşırtıcı bir şekilde bu durum, İran için diplomatik bir zafer niteliğinde —ABD için askeri bir zafer olsa da, İran açısından diplomatik bir zafer," değerlendirmesinde bulundu. Nükleer müzakereler cephesinde ise, söz konusu tek sayfalık mutabakat zaptı, anlaşmanın kritik önemdeki ayrıntılarının daha sonra kararlaştırılmak üzere askıda kalmasına neden olacak. Goemans, "En azından İranlılar, Amerika ile yapılacak hiçbir anlaşmanın güvenilir olmadığı düşüncesini taşıyorlar. Amerika bir gecede fikrini değiştirebilir ve biz henüz görüşmelerin ortasındayken bile üzerimize bombardıman başlatabilir. Dolayısıyla, her İranlı lider bu gerçeğin farkındadır. Bu nedenle, kendilerini güvence altına alacak —veya risklere karşı önlem alacak— bir formül arayışında olacaklardır," şeklinde konuştu. Axios'a konuşan yetkililere göre, nükleer anlaşmanın ana hatları; uranyum zenginleştirme faaliyetlerine 10-15 yıllık bir moratoryum getiren ve Trump'ın ilk başkanlık döneminde iptal ettiği, Obama yönetimi tarafından başlangıçta üzerinde uzlaşılan anlaşmaya büyük ölçüde benziyor. Eğer Trump; İran'ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerine son vermesi ve elindeki silah sınıfı zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmesi konularında sağlam taahhütler almaksızın, boğazın yeniden ulaşıma açılması karşılığında İran'a uygulanan yaptırımları kaldırır veya ülkenin dondurulmuş varlıklarını serbest bırakırsa, hem İsrail'den hem de kendi partisindeki İran'a karşı şahin tutum sergileyen kanattan ciddi bir tepkiyle karşılaşması muhtemel görünüyor. Goemans, "Aynı kozu iki kez kullanamazsınız. Bir kez bir konuda harcadığınızda, artık başka bir konuda kullanamazsınız," dedi. Görüşmeler ayrıca, geçtiğimiz birkaç ay içinde pek çok kez yaşandığı üzere, herhangi bir uzlaşıya varılamadan sonuçlanabilir veya son dakikada tamamen dağılabilir. Geçtiğimiz ay Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, tam 21 saat süren maraton niteliğindeki görüşmeler için bir araya gelen Washington ve Tahranlı müzakereciler, bir anlaşmaya varmayı başaramadılar. Amerikan heyetine başkanlık eden Başkan Yardımcısı Vance, bir barış anlaşmasına ulaşma yolundaki çabalara rağmen taraflar arasında hâlâ önemli görüş ayrılıklarının bulunduğunu ifade etti. Bu görüş ayrılıkları arasındaki en büyük tıkanıklık noktalarından biri, ABD'nin İran'ın nükleer programından tamamen vazgeçmesi yönündeki talebiydi. Yaklaşık bir hafta sonra, İran'ın barış görüşmelerinin bir sonraki turuna katılmayı reddetmesi üzerine, Vance'in İslamabad'a yapmayı planladığı seyahat önce ertelendi, ardından ise süresiz olarak askıya alındı. Şayet benzer bir durum tekrar yaşanırsa, Başkan'ın Tahran'a yönelik saldırıları yeniden başlatmaya hazır olduğu izlenimi uyanıyor. Axios geçtiğimiz hafta yayımladığı bir haberde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Oramiral Brad Cooper'ın, İran'a karşı "kısa ve etkili" bir saldırı dalgası düzenlenmesine ilişkin seçenekler hakkında Başkan Trump'a brifing verdiklerini bildirmişti. Ancak görüşmelere doğru atılan bu belirgin adımlar, Washington Tahran ile bir anlaşmayı nihayete erdirmeye çalışırken; Trump'ın, yüzlerce mahsur kalmış geminin Hürmüz Boğazı'ndan güvenli bir şekilde çıkarılmasını amaçlayan ABD girişimi "Özgürlük Projesi"ni (Project Freedom) askıya aldığını duyurması için yeterli oldu. Başkan, bu kararını Salı akşamı sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımla duyurdu; söz konusu adımı atarken "Pakistan ve diğer ülkelerden gelen talepleri, İran'a karşı yürütülen harekât sırasında elde ettiğimiz muazzam askeri başarıları ve bunlara ek olarak, İran temsilcileriyle 'Tam ve Nihai bir Anlaşma'ya varılması yolunda büyük ilerleme kaydedilmiş olmasını" gerekçe gösterdiğini belirtti. Hem ABD hem de İran, bir anlaşmaya varmak adına giderek artan bir ekonomik baskı altındadır. ABD'de benzin fiyatları yılların en yüksek seviyesinde seyrederken; havayolu şirketleri yaklaşan jet yakıtı sıkıntısıyla yüzleşmekte, çiftçiler ise gübre tedariğinde yaşanabilecek büyük aksaklıklara karşı hazırlık yapmaktadır. AAA'nın verilerine göre, ABD genelinde benzin fiyatları Çarşamba günü ortalama 4,53 dolar seviyesindeydi; bu rakam, geçen yılın aynı dönemindeki 3,15 dolarlık ortalamaya kıyasla bir dolardan fazla bir artışa işaret etmektedir. İran, boğaz üzerindeki gerilimde Amerika'dan daha uzun süre dayanabileceği konusunda ısrar etse de, halkı; rejim için hayati bir mali can damarı olan enerji ihracatına uygulanan abluka ile daha da ağırlaşan, hızla tırmanan bir enflasyon ve yoksulluk yaşıyor. Çin de, çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki çabalarda sessiz ama önemli bir rol üstlendi. Devlet haber ajansı Xinhua'da yer alan bir habere göre; Çarşamba günü Pekin'de, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arağçi ile Çinli mevkidaşı Wang Yi arasında gerçekleşen görüşmede Pekin tarafı, savaşın sona erdirilmesinin acil bir mesele olduğunu ifade etti. Xinhua'nın aktardığına göre Wang, görüşmeler sırasında, "Çin; çatışmaların kapsamlı bir şekilde durdurulmasının geciktirilmemesi, çatışmaların yeniden alevlenmesinin ise çok daha az arzu edilir bir durum olduğu ve müzakere yoluna bağlı kalmanın bilhassa önem taşıdığı kanaatindedir," dedi. Trump da, bu ayın ilerleyen günlerinde Çin lideri Şi Cinping ile gerçekleşecek, kritik öneme sahip bir görüşmeye hazırlanıyor. Goemans, "Şi bu süreçte önemli bir muhatap; Trump da bu görüşmeyle iki şeyi ortaya koymak isteyecektir," dedi. "Birincisi; sert bir adam olduğunu, işleri sonuca ulaştırabildiğini göstermek. İkincisi ise; Şi'nin endişelerine binaen, ona karşı belli bir 'bedel' ödemek zorunda kalacağı gerçeği." Kaynak: TH
  13. Anthropic, SpaceX ile bir yapay zeka anlaşması imzaladı. Bu ortaklık uzaya taşınabilir. Anthropic, yapay zeka hesaplama kapasitesi ihtiyacı için rakibi Elon Musk'ın SpaceX şirketine yöneliyor. İkili Çarşamba günü, Anthropic'e SpaceX'in Tennessee'deki Colossus 1 veri merkezinde bulunan, 220.000'den fazla Nvidia çipi üzerinden sağlanan 300 megawattın üzerindeki kapasiteye erişim imkanı tanıyacak bir ortaklığı duyurdu. Anlaşmanın finansal detayları henüz açıklanmadı. Anlaşmanın bir parçası olarak Anthropic, SpaceX ile "yörünge tabanlı yapay zeka hesaplama kapasitesi" geliştirme konusunda iş birliği yapmaya ilgi duyduğunu belirtti. Musk ve SpaceX, uzayda veri merkezleri işletme hedeflerine sahip. Bu anlaşmanın, Anthropic'in amiral gemisi yapay zeka modeli Claude'un kullanıcıları üzerinde doğrudan etkileri bulunuyor. Şirket, son dönemde yaptığı bir dizi hesaplama kapasitesi anlaşmasını gerekçe göstererek; Claude Code aracı için kullanım sınırlarını ve Claude Opus muhakeme modeli için API kullanım hız sınırlarını yükseltti. SpaceX, bu yılın başlarında Elon Musk'ın kendi yapay zeka laboratuvarı xAI ile birleşmiş olması nedeniyle, ilk bakışta Anthropic'in bir rakibi konumunda. Çoğu gözlemci xAI'ı ticari açıdan Anthropic ve OpenAI'ın belirgin şekilde gerisinde görse de, Musk'ın şirketler grubu, sektördeki diğer oyunculara kapasite satarak yine de gelir elde edebiliyor. Bu hamle aynı zamanda, önümüzdeki ay gerçekleşmesi yaygın olarak beklenen halka arz öncesinde, SpaceX'in yörüngeye veri merkezleri yerleştirme konusundaki tezini de güçlendirebilir. xAI yaptığı duyuruda, "Bu sistemlerin yeni neslini eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama gücü; karasal enerji, arazi ve soğutma imkanlarının, kritik öneme sahip zaman çizelgeleri dahilinde sağlayabileceği kapasitenin ötesine geçiyor," ifadelerine yer verdi. Anthropic de, bu yılın ilerleyen dönemlerinde kendi halka arzını gerçekleştirerek SpaceX'in izinden gidebilir. Kaynak: B
  14. Batı konferans ligi yarı final maçı Minnesota Timberwolves: 95 - San Antonio Spurs: 133 Seride durum 1-1 oldu Doğu konferans ligi yarı final maçı Philadelphia 76ers: 102 - New York Knicks: 108 Seride durum 2-0 New York Knicks
  15. Şimdi size Atina'dan Panatinaikos'un maçından kare sunalım: Öyle bizdeki gibi ekrandan sesini yükselt komutuyla ses çıkarmıyorlar. Bunlar kendiliğinden marşlarını en güzel yolla yani doğallıkla bağırarak söylüyorlar. AMA EN ÖNEMLİSİ HEP BİRLİKTE BÜTÜN SALON KATILARAK YAPIYOR
  16. Mavi Vatan'ın yeni muhafızı "YAKTU KİDA" SAHA 2026'da Tanıtıldı STM, SAHA 2026 kapsamında yeni nesil Kamikaze İnsansız Deniz Aracı YAKTU KİDA'yı ilk kez görücüye çıkardı Yüksek hızlı, düşük silüeti ve sürü kapasitesiyle asimetrik arp sahasına yeni bir çözüm sunuyor 50 knot üzeri hıza ulaşarak 200 deniz mili menzile sahip geniş bir operasyon yeteneği sağlıyor Yapay zeka destekli otonom mimari ve sürü zekası sayesinde uyumlu taarruz gerçekleştirebiliyor LOS ve uydu iletişimi ile ağ destekli harekat yeteneği sunuyor
  17. Endonezya firması PT Republikorp ile Bayraktar #KIZILELMA anlaşması imzaladı. İmzalanan anlaşmayla 12 adet #KIZILELMA İnsansız Savaş Uçağı, 2028 yılından itibaren Endonezya'ya teslim edilmeye başlanacak. Bu anlaşmanın, Türkiye ile Endonezya arasındaki savunma sanayii birimini oluşturmak iş birliğinin daha da derinleşmesine katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
  18. Fenerbahçe Opet'li Valkyries’in guard/forveti Gabby Williams; Golden State’in antrenman ve sağlık ekibinin, WNBA sezonu boyunca tükenmişlik yaşamasını önlemek adına temposunu doğru ayarlayabilmesi için, kondisyonuna yönelik uzun vadeli bir plan oluşturmasına nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor.
  19. SON DAKİKA: Türkiye, ilk kıtalararası balistik füzesini (ICBM) İstanbul'daki SAHA 2026'da tanıttı Türkiye Savunma Bakanlığı Ar-Ge Merkezi, Yıldırımhan kıtalararası balistik füzesini görücüye çıkardı. Menzil: 6.000 km Hız: Mach 9–25 İtki Sistemi: 4 motor Yakıt: Azot Tetroksit (N₂O₄) Yetkililer yaptıkları açıklamada, Yıldırımhan'ın 6.000 kilometreye varan bir menzile sahip olduğunun bildirildiğini ifade etti. Sistemin hızının ise Mach 9 ile Mach 25 arasında değiştiği belirtildi. Bakanlık, sistemin yakıt olarak sıvı dinitrojen tetroksit kullandığını ve dört adet roket motoruyla donatıldığını ekledi. Açıklamada, bu konfigürasyonun füzeye hipersonik hızlara ulaşma imkânı tanıdığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, yüksek hız ve manevra kabiliyetinin bu kombinasyonunun; sistemin mevcut hava ve füze savunma sistemlerini aşmasına olanak tanıyarak, operasyonel etkinliğini artırmayı amaçladığı kaydedildi. Bakanlık, sistemin hızı ve manevra kabiliyetinin, belirlenen hedeflerle hızlı bir şekilde angajman kurulmasına imkân tanıyarak erken uyarı ve önleme kapasitelerini zayıflatabileceği gerekçesiyle, modern askeri doktrinin önemli bir bileşeni olarak değerlendirildiğini de vurguladı.
  20. Türk savunma sanayi şirketi STM, dron avcısı TUNGA-X’i tanıttı.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.