Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Johnydoe

Φ Üyeler
  • İçerik Sayısı

    224
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • Lider Olduğu Günler

    10

Johnydoe son kazandığı tarih 16 Ocak 2020

Johnydoe en çok beğeni kazanandı!

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Erkek
  • Yer
    turkiye
  • İlgi Alanları
    edebiyat

En Son Profil Ziyaretçileri

5.663 profil görüntüsü

Johnydoe - Başarıları

Düzenli Gelen

Düzenli Gelen (8/14)

  • İlk İleti
  • Ortak Nadir
  • İçerik Başlatan
  • Birinci Hafta Tamamlandı
  • Bir Ay Sonra

Son Rozetler

34

İçerik İtibarınız

  1. sarıl bana sımsıkı kollarınla bacaklarınla yüzüm boynundan parmakların saçlarımın arasında nefesim boynunda sen saçlarımla oynarken uyuya kal ben kokunla uyanmak hiç bu kadar güzel olmamıştı sabahında sıcaklığınla ısırmak istersin ya yanağını küçük bir çocuğun öyle tatlı öyle masum sakallarım değer tenine tutup göğsünü ağzıma vermek istersin nasıl aç uyanmışım kokuna varlığına rüyalarda olur ancak bu uyanmak uyansam da inanamam sol bacağın üzerimde sol elin sırtımda nefesin koklar gibi saçlarımın arasında tenim tenine değerken bir yangın daha körükleniyor usulca girmemişim gibi gece koynuna düşünsene! uyanıyorsun ve ben yere göğe sığdıramadığın sığıyor kollarının arasına inanamıyorsun önce uyanmak istemediğin bir rüya öyle güzel öyle teslim olmuşsun alsan içine fırtınanı dindirse kasıklarındaki yangın sönse en hararetinde rüya nasıl olsa uyanınca geçecek bastırıp parmak uçlarını geçirmek ister gibi tenimden içeri gerçek bu! kokum, sıcaklığım, kalbimin çırpınışı kalbinin üzerinde kollarının arasında tuttuğun benim tutunduğum sen uyansak öylece yangın alarmları çalışmasa ve biz ilk kurtarılacaklar arasından çıkarsak kendimizi yangın esnasında nasıl aç uyanmışım tutup göğsünü ağzıma verirken rüya gibi sakallarım tenine değerken içime çektiğim her nefeste sen uyanmamış olmayı dilerken...
  2. esmer teninin gölgesine sığınmışım öpsem kasırgalar kopacak kasıklarında nefesimi bıraksam meraktan ölecek gibisin değse düşüm döşüne cennet bahçesi tasviri az kalırdı kutsal kitaplarda inkardan korkan münafık gibi ne sana gelebiliyorum ne uzağımda tutuyorum alnım secdeden kalkmaz aklım senden nasıl bir ikilemdeyim dursam sen durmasam gideceğim sen yumuşacık göğüslerin başımı yaslasam uyuduğum sen olacaksın uyandığım hiç uyanmasam diyorum ya bazen tenin kokusu henüz bırakmamışken beni ıslanmış kasıkların alabildiğine arzuluyorken dokunsam diyorum bazen o narin teninin altında çağlayan kanın nasıl da kulaklarında uğulduyor şimdi bacaklarını aralıyorken cennet tasvirlerinin şaşası renk cümbüşleri, binbir şekli mutlulukların huzur öperken kasıklarını kıskanır seni kapattığında gözlerini başka dünya yok yalanları nasıl da çaresizce uzaktan izler bizi yeni bir dünya yaratırken başım ellerinin altında bastırıyorken içine dilimi nasıl da kendinden geçiyorsun dudaklarını ısırırken kaç çığlık daha gömeceksin içine? kaç iç çekiş boğazına düğümlenecek kaç defa tutacaksın kendini için bir yanardağ gibi patlarken...
  3. sarıl bana sımsıkı kollarınla bacaklarınla yüzüm boynundan parmakların saçlarımın arasında nefesim boynunda sen saçlarımla oynarken uyuya kal ben kokunla uyanmak hiç bu kadar güzel olmamıştı sabahında sıcaklığınla ısırmak istersin ya yanağını küçük bir çocuğun öyle tatlı öyle masum sakallarım değer tenine tutup göğsünü ağzıma vermek istersin nasıl aç uyanmışım kokuna varlığına rüyalarda olur ancak bu uyanmak uyansam da inanamam sol bacağın üzerimde sol elin sırtımda nefesin koklar gibi saçlarımın arasında tenim tenine değerken bir yangın daha körükleniyor usulca girmemişim gibi gece koynuna düşünsene! uyanıyorsun ve ben yere göğe sığdıramadığın sığıyor kollarının arasına inanamıyorsun önce uyanmak istemediğin bir rüya öyle güzel öyle teslim olmuşsun alsan içine fırtınanı dindirse kasıklarındaki yangın sönse en hararetinde rüya nasıl olsa uyanınca geçecek bastırıp parmak uçlarını geçirmek ister gibi tenimden içeri gerçek bu! kokum, sıcaklığım, kalbimin çırpınışı kalbinin üzerinde kollarının arasında tuttuğun benim tutunduğum sen uyansak öylece yangın alarmları çalışmasa ve biz ilk kurtarılacaklar arasından çıkarsak kendimizi yangın esnasında nasıl aç uyanmışım tutup göğsünü ağzıma verirken rüya gibi sakallarım tenine değerken içime çektiğim her nefeste sen uyanmamayı dilerken...
  4. nasıl bakar hastasının gözlerinin içine öleceğini bile bile doktor bir de gülümsüyorsa sonsuza dek yaşayacakmış gibi nasıl söyler? takvim yapraklarının insafına kalmış belki üç ay belki üç gün sussa hangi gülümseme saklanabilir ki deney tüplerinde doktor nasıl söyler öleceği günü hastasına ya insan nasıl saklar sevdiklerinden ilahi adalet mi? adalet bunun neresinde? çok sevmeseler çok üzülmezler belki sevmesinler beni iyi ki öldü desinler keşke ölmeseydi yerine günahlarımla hatırlasınlar beni iyi bilmezdiklerin arasına kaynatsınlar helal olsun derken sesli sessizce lanet okusunlar tanrı duyar nasıl olsa sevmesinler beni çok üzülmezler o zaman doktor gözlerimin içine bakar daha kolay söyler belki üç ay kaldı üç gün de diyebilirdi...
  5. kaydıraktan kaymak gibi heyecanlarım vardı benim sabahın köründe giderdim salıncakta sallanmaya bekleyemezdim çünkü sıramı da isteyemezdim başkası sallanırken hep önüme geçerlerdi ve hep iki salıncak olurdu ikisinde de annesi yanlarında çocukların yine de mutluydum sabahın köründe anneleri uyanmamış henüz diğer çocukların gelmememişlerse benimki de uyurdu öyle güzel uyurdu ki kıyamaz yalnız gelirdim iki salıncağın olduğu parka uzaktan izlerdim sokak dolusu çocukların bağıra çağıra oynadıklarını oturur kaldırımın kenarına çağırsınlar diye beni bakardım gözlerinin içine kimse bakmadı oturdum saatlerce oyun bitti yandı sokağin lambası herkesin annesi çağırdı benimki öyle güzel uyuyordu ki bekledim büyüdüm sonra geçti beklemeler geçti ne beklediysem salıncak sırası kaydırak aldatmacası en sona kaldım çok istedim oysa annem uyansın tutup elimden sırasına koysun beni koymadı uyanmadı geçti büyüdüm mevsimi geçti soğukta kimse sallanmaz ki...
  6. zırhını çıkarıp savaş meydanına bırakmış aldığı yaralar ölümcül damarlarındaki kan dışarı akmak için sabırsızlanırken dizleri taşıyamamış bu ağırlığı daha fazla yorgun çökmüş demir kaskını çıkarmış önce alnından sızan kan göz çukurlarına dolarken rütbelerini sökmüş çok savaş kazanmış oysa her biri omzunda ayrı yük her biri şimdi ağır gelirken onurlu bir ölüm bahşedilmiş haketmediği halde kargalar konmuş etrafına ziyafetime gelmişler son yemeklerine havarilerim vazgeçecekler çarmıha gerildiğinde bedenim tanrım diyordum en son! sen de mi? çamuruna batıyorum dünyanın toprak toprağa karışırken ait olduğum yerdeyim bazen bir umut ayağa kalksam da bazen bir umut oradasın diye nasıl tutunmuşum avuçlarım acıyor şimdi zırhımın ağırlığı derininine çekiyor batağın nefesim kesiliyor savaş meydanında bırakıyorum bedenimi üzerime basıp geçiyor biri tutunduğumu elimden alıp kanata kanata gidiyor şimdi...
  7. parmak uçlarınla kazırsın bazen canın yanar vazgeçmezsin olsun istersin olsun tahammül sınırlarını zorlarken başardım derken avucun çarpar yıkılır kazıdıkların altında kalırsın ne uyandığın kalır yanına yanında ne uyuduğun sığınıp sıcağına gelirse diye gecenin köründe beklersin ya sırtında hissetmeyi beklemek küçücük bir kalbin çarpmasını küçük elleriyle saracak ya bedenini yüzünü yaslayacak boynuna belki özlemiş belki yorulmuş tutmuş nefesini gün boyu gelip bırakacak boynuna yoksun diye geceleri kapatıp kendini kendine beklemiş gelip sığınacak gölgene becerememişsin tırnaklarını kazıdıklarını avuçlarınla gömmüşsün yüreğine kırılmış da sesini çıkarmamış oysa tamam demiş sadece uyuyalım şimdi uyumayacağını bile bile bir gece daha olsundu sabaha geçer hepsi yine hatırlamayacak ne yaptığını koynunda nasıl da sızıp kaldığını ya çok sevdiği bu da mı yalandı? ayılınca akşam üzeri anımsamayıp yokmuşssun gibi davranacaktı... bu bilinmezlik bu en güvendiğinin en yarı yolda bırakması seni neresine sığardı sevmelerin... ne çok affettin beni ne çok gömdün içine sesini seviyor ya derdin her kalbin sığmadığında göğsün kafesine olsun o seviyor ya derdin o her defasında daha şiddetle yıkarken parmak uçlarınla kazıdığını bu defa olmaz derdin bu defa da yapmaz bu defa yarı yolda bırakmaz derken uyumak isterdin ne aklın kabul eder bu yıkımı ne mantığın sadece uyusak geçer şimdi bir daha ki yııkıma kadar olmaz demişti tüm otoriteler bilim adamları uzmanlar olur demiştin oluyor gibiydi hatta bilemezdin ne yapsan olmayacakmış... bir hayalin peşinden koşmuşsun nefesin kesilene dek yorulmuşsun üstelik berbat etmişim yine mazereti yok gitsen de anlarım kalsan da gelirsen bir gün beklerim bahane değil bu ne olur kızma genç değilim ki sevgilim...
  8. merak etmişsin beni için rahat etmemiş duymak istemişsin sesimi için rahat etmemiş hoşuna gitmemiş yazdıklarım içine kurt düşmüş kemirmiş biraz duymak istemişsin beni rahatlamak için iyiyim desem yetiyormuş yetmiş uyuyacaksın şimdi zaten anlatmıyordum yine anlatmadım ama duymuşsun beni bu da yetmiş uyuman için sabah olsa geçer demişsin geçmezse nasıl olsa bilmeyeceksin bu da yeter yetmiş hayatımda ne çok sen varmışsın bunu da anladık çok şükür bana yetmiş senin merakın giderilmiş herkes huzurlu şimdi bunu mu düşüneceksin sanki derdin başından geçkin o uyuyamamış ben yazmışım sen okumuşsun diğeri bu üçlünün hallerinden habersiz beklemiş sana yetmiş ona sabaha çok var bana alkol yeter mi? diğeri uzaktan izlemiş yoruldum herkesi mutlu etmekten kendim dahil genç değilim ki yatağında uyanayım hepsinin...
  9. yabancılık ıslak parmaklarım kimi düşündüm kime sığındım bu soğukta uyusam geçerdi belki oynuyorlar ayarlarımla repliklerimi değiştiriyorlar çalışma saatlerimi saygı duyuyorlar hatta ama sevmiyorlar artık mutlu oldum dediğim yerde bedelini çıkarıyorlar yabancısıyım hala bunca yaşıma rağmen aynı masanın başına oturup aynı tadı bekliyorum önüme konan bardağın çayından kandırdığım yok kendimden başka ayık uyandığım her gün daha ağır düşündüklerim düşünemediklerimden fazla gelip uyandıracak annem beni uyanmak istemediklerim arasından kalk diyecek zamanın geldi hazır değildim oysa kimin umurunda senin mi? parmaklarım ıslak ne sen farkındasın bunun ne de annem farkında az önce bir kez daha günaha girdiğimin tanrıdan başka...
  10. yeni uyanmışsın açılmıyor gözlerin sırtında sıcaklığım hissedince sokulmaların nefesim değiyor boynuna ısınıyorsun vazgeçiyorsun gözlerini açmaktan biraz daha kalınabilir anlar vardır ya en tatlısı bu belki tutup kolumu sarıyorsun beline sonsuza kadar yaşanilabilir anlar vardır ya hayalini kursan nazar değer sesini çıkarmazsın bozulmasın diye sadece sokulursun daha sıkı sarayım diye dudaklarım saçlarının arasında saçların yüzümü sarıyor kokusu içime çektikçe nasıl istiyorum seni biliyorsun yangın yerine dönecek zor sığdığımız tek kişilik yatak iki kişi yatıp tek kişi uyandığımız... ısırılmadık yerin dokunulmadık tenin aklına bile sığmayacak seni nasıl istediğim yetmediğinde nefesin her kasılmanda yeniden alev alacak ateşin ikimizi de yakacak ikimizi de alıp uçuracak buralardan iki kişi girip yatağa tek kişi uyanacağımız sabahlara...
  11. herkes biliyor zarların hileli kartların kurulu olduğunu oturduğun bu masadan oynatana borçlu kalkacağını... herkes biliyor sonunda öldüğünü bütün iyi adamların ve bir halta yaramıyor iyi bilirdik yalanlarının... herkes biliyor dövüşe hile kana alkol akla ihanet karışınca yoksul düşer zengin aklanır yaptıklarından tanrı kabul mercii her cuma ayrım yapmaksızın edilen dualardan... herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini umut dağıtıyor köşkünden herkes biliyor aynı gemideyiz biz alt güvertede boğazımıza kadar suyun içinde batmasın diye çekerken içimize acısını... herkes biliyor beni sevdiğini ama şimdi soyunup zırhından çıkma zamanı insanların arasına ve herkes bunu biliyor senin gibi... herkes biliyor yazdıklarımı okuduğunda peydahlanacak içinde bir hüzün küllerin arasından bir kıvılcım yetmeyecek artık yanmayacak o ateş yitirdi gerçekliğini bu anlaşma önce kalbimizden başladı çürümek... herkes biliyor hala kağıt topluyor o çocuk birileri boğaz manzarasının karşısında yudumluyor içkisini diğeri sevgilisinin kollarında inlerken anlık fotoğraf paylaşıyor bunu da yaşıyorum görün! görüyor yatağında yalnız yatan kadın beğeni sayıları artarken orgazmın doruklarında ısırıyor kaslı kollarını adamın sabahın dördü herkes biliyor o çocuk hala kağıt topluyor... herkes biliyor salgının durmadığını biliyorlar alacak aralarından safraları önce ihtiyarlar ve hastalar sıra nasıl olsa gelmeyeek onlara rahatlığıyla nasıl da huzurlular biz yapmadık yalanıyla unutacaklar hatta bir gün yataklarında yok olanları anımsadıklarında geriye sayacak saat değdi mi? daha çok sevişmeye daha çok doymaya... herkes biliyor hep bildiler boğaza nazır yalılarından bakarken mavi sulara saraylarının en lüks odalarında tıka basa yerken sabahlara kadar sevişirken geniş rahat yataklarında bir gün daha uyandıklarında herkes biliyor öldürmediler belki ama izin verdiklerini biliyorlar...
  12. sana sarılmayı özledim uyanınca ansızın sabah olmuş çarparken pencereler rüzgardan fırtına mı kopmuş? uçuşan perdeler odanın içinde nasıl da yorgunum önceki geceden kalma doymamış kanım alkole ne ayık ne sarhoşum bir güne daha başlayacak kadar dört metrekare yaşam alanımda yarım kişinin sığacağı bir odaya sığdırdım kendimi aklımı daha azına bir mum daha tükenip eritmiş kendini ahşap içki masasında gecenin dördüydü son hatırladığım bıraktım kendimi sabah bulmak umuduyla bir fahişenin kollarına ağzımın kuruluğu geçmeyecek sanki içsem mezopatamyanın bütün nehirlerini yine de mutluyum lan aptalca bir gün daha yaşamaktan bilirsin çok olmaz bu her gece uyurum da uyanmak sığmaz aklıma işte böyle bir sabahtı saçma sapan gülümserken uyandırdım kendimi yokluğun cehenneme gidebilir dediğim keşke olsan yanımda umuduna yatırdım son bahsimi yazarken sana sarılmayı çok özledim iletildi mesajım ben de özledim... geldi mesajın. soğudu hava yeniden uyusam kesildi rüzgar durdu zaman uyanmak için iyi bir gün değil dedi içimdeki ses yeniden uyumak için çok mu geç? diye sordum... ayılmıştım artık soğudu hava buz tuttu saçma sapan gülümsemelerim dudaklarımda hazırlıksız yakalanmıştım sarılmak istediğim başka birinin kollarında yazmıştı ben de... hangisi daha çok canımı yaktı hala bilmiyorum başkasının kollarında olması mı? yoksa ben üzülmeyeyim diye acıyıp ben de... yazması mı? size hiç oldu mu? çok özlediğiniz, sarılmak istediğiniz biri başkasının kollarından özledim yazdı mı?
  13. yanında uyanacağım başka bir sabah daha olmayacak hatırlayıp ne güzeldi diyeceğimiz bu yüzden bıraktım hayal kurmayı sonra konuşmayı aramalar kesildi mesajlar tekdüze iyi olduğumuzu bilmek bile yeterdi yettirdik heyecanla anlattıklarımız bitti önce yoksa heyecanımız mı? susmak kolaydı basmakalıp cümlelerin ardına saklanıp zaman kazanma çabalarımız sahi en son ne zaman konuştuk biz? zamanın yetmediği kelimelerin sığmadığı içimize sığmayan heyecanı hangi ara kaybettik? koca bir boşluk düşmeye başlayınca tutunmak bile gelmiyor insanın içinden kimi kandırıyoruzu soruyoruz kendimize uyanınca yanında olmasını istediğini uyanınca aramıyorsan kalkıp tek kişilik odanda pencere açıp gece boyu içtiğin sigaranın kokusu çıksın diye onu düşünürken gün boyu oyalanmak için yeniden izliyorsan yıllar önce izlediğin filmleri onu aramak yerine arasan ne diyeceksin ki zaten... yanında uyanacağın başka bir sabah daha olmayacak hatırlayıp ne güzeldi diyebileceğin...
  14. zaman ağır ihtiyorlarken üstelik ne çok hayat sığmış şimdi düşününce neresinden dönmüşüm hayatın neresinden dönememiş aynı çıkmazlarda aynı kayboluşlarla derin bir iç çekip eyvallah etmişim otel odalarına sığmış hayallerim penceresinden başımı uzatıp derin bir nefes alamamışım uyanmışım oysa izleri kalmış sırtımda önceki gecenin kimi kandırıyorum kandığım kim? geöecek bunlar diye avuttuğum kim çığlığım içimde yankılanıyor sustuğum zaman yolunda her şey süsü veriliyor sessizliğime konuşsam felsefi yaklaşımlarım mastürbasyonlarımla etkisiz hale geliyor kandırdığım kim? bana katlanacak kadar yanımda kalan kim? sen misin? şimdi kim yok diye yazıyorum?
  15. kanımdaki oksijen seviyesi düştükçe biraz daha yaklaşıyorum dönen başım değil karıncalanan ellerim ayaklarım yetmiyor içime çektiğim nefes daha derine bir yolculuk başlıyor uyuyorsun şimdi duyamadıkların ağır geliyor sana söylesem de dayanamazsın öyle işte uyumak nasıl konforlu uyanmak bir sahil kasabasında kapıdan çıksan değecek ayakların sıcak sahilin kumlarına özlemek yerine konabilir mi sevilmemelerin... kıyılarımda seyredip duruyorsun ne yanaşabiliyorsun kırılmayı göze alıp ne uzaklaşıyor kıracaksın diye nasıl da üzgünsün uyandığında yanımda olmamak değil bu yanında olmadığımda ne kadar canım yandığını bilmek başımın çaresine bakarım ben geç uyurum belki belki uyumam sabahın zamanı ıskalar akşam üzerime çöker kimisi evine gider kimisi yeni kurulmuş içki masasına meyler karışacak birazdan kanlarına bu şehrin sokaklarına seninle yürümek bırakılmış yalnızlığıma şerh konulmuş şahidim var artık inandıramazsınız beni yalnız öleceğime ardımdan ağıtlar yakılmayacağı yalanına...
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.