Zıplanacak içerik
Archi

Duyularla algıladıklarımız beynimizdeki elektrik sinyallerinin yorumlanmasıdır...

Önerilen İletiler

Artık çoğu insan görüntünün beyinlerinde oluşan elektrik sinyallerinden ibaret olduğunu anlasa da, başka bir algının, örneğin dokunmanın farklı olduğu hissine kapılabilir. Bir şeye dokunarak veya onu koklayarak maddenin gerçeğine ulaşabildiklerini zannedebilirler. Aslında yine, beyinlerindeki elektrik sinyallerinden başka bir şeyi algılanmaz...

 
Elimizde bir şeye dokunduğumuzda, gerçekte o şeye dokunmayız. Sürekli hareket halinde olan atomlar arasında kimyasal bir bağ kurulur, fakat bu iki atom da birbirine asla “dokunmaz”. Dolayısıyla dokunduğumuzu zannettiğimiz bir şeye fiziksel anlamda hiçbir zaman dokunamamışızdır. Bu gerçekte oluşmayan dokunma hissi sonucunda yalnızca elimizdeki atomlar titreşir ve bir elektrik akımı başlatırlar. Bu elektrik akımı ise beyinde dokunma merkezine doğru yol alırlar. Buraya ulaştıklarında “yorumlanırlar”.
 
Araştırmacı fizikçi ve psikolog Peter Russell bunu şu şekilde izah etmiştir:
 
Eğer bildiğimiz her şey kendi zihnimizde görülen duyusal görüntülerse, bizim algılarımızın dışında bir fiziksel gerçeklik olduğunu nereden bilebiliriz? Bu yalnızca bir tahmin değil midir? Benim cevabım: Evet'tir. Bu bir tahmindir; ama yine de en inandırıcı olandır.
 
 
Bunların tümü, Allah’ın yaratmış olduğu olağanüstü bir mucizedir. Bu konu üzerinde dikkatle düşünmek gerekir.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

o zaman gördüğümüz savaşlar yalan diyorsun yani onlar sadece beyinlerimizin bize gösterdiği sahte görüntüler öyle mi?

 

sadece güler geçerim

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur

 

Dolayısıyla dokunduğumuzu zannettiğimiz bir şeye fiziksel anlamda hiçbir zaman dokunamamışızdır.

 
Bunların tümü, Allah’ın yaratmış olduğu olağanüstü bir mucizedir. Bu konu üzerinde dikkatle düşünmek gerekir.

 

 

Deneyden uzak yalnızca formel mantıkla izah etmeye çalışılırsa tabi böyle olur.

 

Dik duran iğnenin sivri ucuna elinle hızla çarparak dokunmaya çalış. O sana ne'ye dokunup dokunmadığını söyler. :) Ayrıca akan kanı da başka bir duyu organınla izlersin.

 

Metafizikçiler bilimi çarpıtma adına her gün bir şey uydururlar. Ama asla başaramazlar.

 

Dokunarak(duyularla) algılananı, ayrıca elektronik dedektörler(algılayıcılar) de doğrulamaktadırlar.

 

Bilimsel çıkarımların yüzleyce doğrulayıcı deneyleri vardır. Yanılan salt akılcılıktır.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Duyular aleminde sanal olarak yaşıyor olsaydık, tüm evren bir simülasyon olmalıydı. Evreni simüle edecek bir kompütür sistemi, evrenden daha karmaşık, gelişkin ve düzenli yapıda olmalıdır. (*) Bu ise saçma olur. Bir simülasyon yapmak için yapacağın simülasyondan çok daha karmaşık ve yapımı zor bir sistemi kim niye kursun?

 

Simülasyon için bu kadar zahmete gireceğine, gerçek bir evren yapmak daha kolaydır. 

 

Ayrıca, karmaşık, gelişkin ve düzenli bir yapıdan, ondan daha karmaşık, gelişkin ve düzenli bir yapıyı sorumlu tutmak akla ve mantığa terstir. Çünkü o sorumlu gücü de daha karmaşık, daha gelişkin ve daha düzenli bir yapıya havale etmek gerekecek. Bu böyle gidemeyeceği için, daha az gelişkin, daha çok gelişkinden gelemez. Daha az gelişkin, daha gelişkine evrilir.

 

(*) Bunun nedeni, simüle evrende hiç bir uyumsuzluk olmamasının gerekmesi. Gözün gördüğü ile fotoğraf makinesinin çektiği arasında bir farklılık olursa, simülasyon hata verecektir. Ya da Matrix filmindeki gibi tutarsız dalgalanmalar, tekrarlar ya da duraklamalar ortaya çıkacaktır.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Başka bir şekilde ifade edelim: şu anda baktığınız,dokunduğunuz,kokladığınız herşey beyninizde size izlettirilen hayallerdir.

 

Kısacası insan hayatı boyunca beyninin içinde yaşar ve hiçbir şekilde beyninin dışına çıkamaz. Gördüğü her görüntüye, duyduğu her sese, dokunduğu her cisme, tattığı her lezzete dair algılar, elektrik sinyallerinin beynimizde oluşturduğu hislerdir. Biz ne tattığımız bir meyvenin, ne duyduğumuz bir sesin ne de gördüğümüz bir görüntünün beynimizin dışındaki aslına asla ulaşamayız. Hayatımız boyunca, bu asılların beynimizde oluşan algılarını seyrederiz.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Eğer rüya gördüğünüzde inanıyorsanız bunu niye düşünmüyorsunuz?

 

Üstelik rüya sırasında gördüklerinizin gerçekliğinden kesinlikle kuşku duymazsınız ancak uyandıktan sonra düşününce hepsinin bir rüya olduğunu anlarsınız. Rüyanızda korku, heyecan, sevinç, üzüntü gibi duygular yaşarken aynı zamanda çeşitli görüntüler görür, sesler duyar, maddenin sertliğini hissedersiniz. Ancak ortada bu hislere, algılara sebep olacak hiçbir kaynak yoktur, üstelik hala karanlık ve sessiz bir odada sadece yatmaktayken..

Rüya ile ilgili şaşırtıcı gerçeklik hakkında ünlü düşünür Descartes şöyle demiş:

Rüyalarımda şunu bunu yaptığımı, şuraya buraya gittiğimi görürüm; uyanınca da hiçbir şey yapmamış, hiçbir yere gitmemiş olduğumu, uslu uslu yatakta yattığımı anlarım. Benim şu anda rüya görmediğim, hatta bütün hayatımın bir rüya olmadığı güvencesini bana kim verebilir?

 

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Aynen ben'de rüyamda çoğu kez anlamışımdır bunun aynı hikayeler olduğunu ....@@Archi her şey beynin ilettiğiyse şimdi insanlar doğmuyor hastalanmıyor ölmüyor mu ? 

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur

@

 

Madem hayal, rüya, yalan dünyada yaşadığını, GERÇEK olmadığını iddia ediyorsun, son ver hayatına neden yalancıktan bir hayatı yaşayasın ki?

 

Gerçek olmayan, hayal, rüya, yalan bir dünyada imtihan edildiğini mi iddia ediyorsun?  

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

hepsi var içinde hikayeler, doğum, ölüm, hayaller ve imtihan...hepsini kapsar, yani başka bir yerden kendini seyrediyorsun...

rüyada bazen o kadar çok olay yaşarsınki ben şu anda neredeyim diye uyanırsın rüyanın içinden kolay kolay çıkamazsın.

 

Rüya ile dünyadaki hayatın çok önemli bir ortak noktası var. Bilindiği gibi, gören "göz" değildir ve tüm görüntü beyinde oluşmaktadır. Gözlerin ve gözlere bağlı olan milyonlarca sinir hücresinin tek görevi ise, görme işleminin gerçekleşmesi için beyne mesaj iletmektir: bir cisimden gelen ışık, gözün ön kısımında bulunan mercekten geçer ve görüntüyü arka kısımdaki bölgeye yansıtır, retina adlı tabakaya düşen görüntüler elektrik akımına dönüştürülerek beyindeki görme merkezine iletilir ve beyin, bu sinyalleri üç boyutlu, anlamlı görüntüler haline getirir, yani gören gözler değildir...

 

Peki gören ve algılayanın sudan, protein ve yağ moleküllerinden oluşan bir et parçası mı? o da değil, buradan da, beyin dediğimiz et parçasında görüntüleri seyrederek yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası “ben” denilen varlığı meydana getirebilecek bir özelliğin bulunmadığı anlaşılır. Oysa beynin içinde ışıl ışıl renkli bir dünyayı seyreden, senfonileri, kuşların cıvıltılarını dinleyen, gülü koklayan biri var.

 

Peki göze, kulağa, burna ihtiyaç duymadan tüm algıları hisseden bu şuur kime ait?

 

Bu şuur, Allah’ın yaratmış olduğu ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kulağa ihtiyaç duymaz. Bunların da ötesinde, düşünmek için beyne ihtiyaç duymaz bunlar sadece imthana sebep olarak yaratılmıştır.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur
 yani gören gözler değildir...

 

Görme olayının sadece gözde başlayıp gözde bittiğini söyleyen yok elbette. Göz sadece algılayıcı ve sensör olarak görev yapmakta, Ama algıladıklarını da beyin değerlendirmekte. 

 

Kısaca bu süreci bilim böyle değerlendirmekte. Ama gel gör ki metafizik felsefede buna bir çok anlam yüklerler. Yok ruhmuş, yok şuur başkasına aitmiş, yok ruh düşünmek için beyine ihtiyaç duymazmış. Atılır tutulur. Meydan boş. Ortada bir gerçek ve onun ispatı yok. İspatlanmış olanları da çarpıtabildikleri kadar çarpıtırlar. Amaç, bilimi ve onun tespiti gerçekleri çarpıtmak.

 

Madem ruhun beyine ihtiyacı yokmuş, neden nöroljik rahatsızlığı olan, düşünme yetisini kaybetmiş insan sağlıklı düşünüp hareket edemez? Onun ruhu da hastalıklı mı? Ruh tespit edilmiş midir, yoksa sadece söylentiden ibaret midir?

 

Bu konuda bilgisi olan sorulan sorulara da cevap verir. Felsefenizde soruların cevapları da olmalı.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

açıklamalara özellikle bilimsel alıntılardan ekliyorum zaten :) soruların cevabı yazdıklarımın içinde var ...

 

tüm sorularınızı kapsayan tek bir soru: gözün görmediğine inanıyorsunuz, mercimek kadar beynin mi gördüğüne, anladığına inanıyorsunuz? tekrar düşünün :)

 

aklın ihtiyarının kalkmaması için herşey bir sebebe dayandırılmıştır, yoksa imtihan olur mu? ne anlamı kalır...

bilim bunları çok güzel açıklar ve keşfettikçe de açıklamaya devam edecek, yani herşey olup bitmiş Allah ilham ettikçe keşfedilip ortaya çıkarılıyor..

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur

açıklamalara özellikle bilimsel alıntılardan ekliyorum zaten 

 

Her okunulan yazı bilimsel midir? Beyin adına karar verenin ruh olduğu hangi bilim kitabında var? İsmini ve sayfa numarasını verir misin?

 

Bir argümanın bilimsel olması neyi gerektirir?

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

aslında bildiğiniz şeyler, ama durum böyleyse pekçok örnekten bir iki tanesi verilebilir, umarım biraz tarafsız bakmaya ve değerlendirmeye faydası olur...

 

bilim adamları neredeyse beynin bütün organik işlevlerini, bunların hangi mekanizmalarla çalıştığını tespit ettiler, ancak, insanın ayırt edici özelliği olan bilince ve ona bağlı özelliklere ait bir bölge beyinde yok...

Bu nedenle, ruhu beynin bir fonksiyonu olarak kabul eden (yani ruhu maddeye "indirgemeye" çalışan) materyalist anlayış, insanın sırlarını çözdüğünü zannederken gerçekte büyük bir sırla karşı karşıya kalmıştır.

Beyin araştırmalarındaki gelişmeler, bazı materyalistleri de bilincin yapısı hakkında yeni yorumlar yapmaya itmiştir. Bunlardan biri Bristol Üniversitesi profesörlerinden Nöropsikolog ve Beyin Araştırmaları Bölüm Başkanı Richard L. Gregory'dir. Gregory bilinç konusunu açıklarken şunları söyler:

"Bilinç, zihnimizin en bildik ama en gizemli unsurudur. Bir yandan her birimiz için deneyim yaşayan, algıları ve duyumları idrak eden, acı çeken, fikir üreten ve bilinçli olarak plan yapan daha kesin bir şey var mıdır? Diğer yandan dünyada bilinç ne anlama gelebilir? Maddi bir dünyada maddi vücutlar böyle bir şeye nasıl sahip olabilirler? Bilim, görünüşte gizemli olan birçok şeyin sırrını ortaya çıkardı. Manyetizma, fotosentez, sindirim, hatta üreme gibi. Oysa bilinç bunlara kesinlikle benzemiyor."

Materyalist önkabullerle yola çıkan bazı bilim adamları ise, deliller karşısında önyargılarını terk etmeye karar vermişlerdir. Bunlardan biri, beyin konusundaki araştırmaları ile tanınan Beyin Cerrahı Wilder Penfield'dır. Penfield, yıllarca süren çalışmalardan sonra ruhun varlığının inkar edilemeyecek bir gerçek olduğu sonucuna varmıştır:

"… Aklı sadece beyin fonksiyonu olarak yıllarca açıklamaya çalıştıktan sonra, bir kişinin, varlığımızın iki önemli unsurdan meydana geldiğini savunan hipotezi benimsemesinin daha mantıklı olduğu sonucuna vardım... Aklı, beynin içindeki sinirsel işlemler bazında açıklamanın imkansız olacağı kesin olarak gözüktüğü için, varlığımızın iki önemli unsur (madde ve ruh) açısından açıklanması gerektiği savını seçmek zorunda kalıyorum."

 

Bilinç konusunda çağımızın en önde gelen otoritelerinden biri, Oxford Üniversitesi'nin Nobel ödüllü bilim adamı Roger Penrose'dur. Ünlü fizikçi Stephen Hawking'in de yakın çalışma arkadaşı olan Penrose, astronomi konusundaki uzun çalışmalarının ardından beynin yapısını ve bilinç konusunu araştırmaya başlamıştır. Penrose'un The Emperor's New Mind (İmparatorun Yeni Zihni) adlı kitabı, bu konudaki en önemli eserlerden biridir.

 

Roger Penrose, bu kitapta, materyalistlerin "bilinç üreten beyin" teorilerine karşı şunları yazar:

"Bazı nörofizyologlar da, özellikle beyindeki ağsı yapının bilincin 'yerini' -gerçekten böyle bir yer varsa- oluşturduğu görüşündeler. Ne de olsa ağsı yapı beynin genel uyanıklık durumundan sorumludur... Bilinçli olmak için ihtiyacımız olan sadece aktif bir ağsı yapı sistemi ise, kurbağalar, kertenkeleler ve morina balıkları bile bilinçli demektir!"

İnsanı bilinçli bir varlık kılan elbette bilinçsiz atomların yan yana dizilmeleri değildir. Düşünen, karar veren, konuşan, konuşulanları anlayan varlığın beynimizi ve vücudumuzu meydana getiren cansız atomlar olmadığı apaçıktır. Bilinç ve ona bağlı davranışların sadece maddenin bir işlevi olduğunu düşünenlere karşı Penrose şunları söylemektedir:

"Belirli bir kimseye onun insan kimliğini veren nedir? Bir dereceye kadar vücudunu meydana getiren atomlar mıdır? İnsan kimliği atomları meydana getiren elektron, proton ve diğer partiküllerin özgün seçimine mi bağlıdır? Bunun böyle olmadığını gösteren en azından iki neden vardır:

Birincisi, yaşayan herkesin bedenini meydana getiren materyalde aralıksız bir değişim vardır. Bu, her ne kadar doğumdan sonra yeni beyin hücreleri meydana gelmese de, bir kimsenin özellikle beyin hücreleri için de geçerlidir. Doğumdan beri her bir hücrenin ve vücudumuzu meydana getiren maddelerin hemen tamamı defalarca değiştirilmiştir.

İkinci neden, kuantum fiziğinden gelir... Eğer bir kimsenin beynindeki bir elektron, bir tuğladaki diğer bir elektronla değiştirilse idi, sistemin durumu bir önceki ile tamamen aynı olurdu, adeta ayırt edilemezdi. Aynı şey protonlar ve diğer bütün parçacıklar için de geçerlidir. Eğer bir kimsenin bedenindeki tüm madde bu evin tuğlalarındaki uygun parçacıklar ile değiştirilse idi, tam anlamı ile hiçbir şey fark etmezdi."


Penrose bir insanın bütün atomlarını tuğlanın atomları ile değiştirsek bile insanı bilinçli yapan özelliklerin tamamen aynı kalacağını açıkça ifade etmektedir. Ya da tam tersini düşünebiliriz. Eğer beynin atomlarının parçacıklarını tuğlanınkilerle değiştirirsek bu da elbette tuğlayı bilinçli yapmaz. Tuğla yine tuğla olarak kalır. İnsanı insan yapan özelliklerin maddenin bir özelliği olmadığı, onun dışında bir varlık olduğu çok açıktır.

 

 

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur
Beyin Cerrahı Wilder Penfield'dır. Penfield, yıllarca süren çalışmalardan sonra ruhun varlığının inkar edilemeyecek bir gerçek olduğu sonucuna varmıştır:

"… Aklı sadece beyin fonksiyonu olarak yıllarca açıklamaya çalıştıktan sonra, bir kişinin, varlığımızın iki önemli unsurdan meydana geldiğini savunan hipotezi benimsemesinin daha mantıklı olduğu sonucuna vardım... Aklı, beynin içindeki sinirsel işlemler bazında açıklamanın imkansız olacağı kesin olarak gözüktüğü için, varlığımızın iki önemli unsur (madde ve ruh) açısından açıklanması gerektiği savını seçmek zorunda kalıyorum."

 

 

Sadece örnek olsun diye yukardaki bilim adamının(!) örneğini alalım.

 

Öncelikle bilimde kesinlik yoktur. Gözleme, deneye tabi tulmayacak, yanlışlanamayacak tez bilimsel olamaz. Dogmatiktir.

 

Kal dı ki ben, ruh ve diğer iddiaların konusunda bilim kurumlarının kabullerini istemiştim. Yani bilimsel yasaları, kabulleri. Bir, iki kişinin şahsi görüşlerini değil.

 

Ayrıca, "ruhu kabullenmek ZORUNDA kalıyorum" demesi. Şimdilik bilinmiyor anlamındadır. Geçmişte, öküzün boynuzunda duran dünya da zorunlu olarak kabul ediliyordu.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur
Penrose bir insanın bütün atomlarını tuğlanın atomları ile değiştirsek bile insanı bilinçli yapan özelliklerin tamamen aynı kalacağını açıkça ifade etmektedir. Ya da tam tersini düşünebiliriz. Eğer beynin atomlarının parçacıklarını tuğlanınkilerle değiştirirsek bu da elbette tuğlayı bilinçli yapmaz. Tuğla yine tuğla olarak kalır. İnsanı insan yapan özelliklerin maddenin bir özelliği olmadığı, onun dışında bir varlık olduğu çok açıktır.

 

Bilim adına felsefe yapan HY sitelerinden alıntı yapılırsa böyle olur. Bu da bilimsel makale olarak yutturulmaya çalışılır.

 

Şundan hiç bahsetmemiş. Asıl önemli olan Bu; Tuğla ham maddesinin atom parçacıklarının(elktron, proton vs) sayısı ile, insan vücudunun atomunun parçacıkları sayısı aynı mı? Sayıları ile birlikte değiştirirsen insan tuğla, tuğla da insan olur. Aynı kalmaz.

 

İnsanı insan yapan elbette maddenin özelliği. Marsta canlı arayanlar neden su ve karbon molekülleri arıyorlar da demir veya bakır molekülleri aramıyorlar?

 

"Madde dışındaki varlık"tan bahseden bilimsel, açık bir teori göster bana lutfen.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

bu kadar kesin bir bilgiyle inanıyorsanız olmadığına dair elinizde kesin bilimsel kanıtlar var demektir, bunları ekleyebilirsiniz.

Tuğla nın atom parçacık sayısı değişirse insan olur örneği bana anlamsız geldi, bunu açıklayan bilim adamına söylemek lazım....

bilim sürekli deneysel çözümlerle keşfetmeye devam ediyor, aşağıdaki linkteki videoyu da izleyebilirsiniz, daha önce farklı bir konu için kopyalamıştım, beyne emri veren bir ruh olduğunu gösteren ilginç bir çalışma.

 

http://www.youtube.com/watch?v=oGNekhfALEQ

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Ben bu evangelistlerin ve onlardan alıp satan dincilerin yaptıkları tercümelerin yalan olduğunun ortaya çıkmadığı bir tanesini bile bilmiyorum. Yalan artık ancak bu kadar söylenir. O kadar bariz yalan söylüyorlar ki, artık yalanın cılkını çıkardılar. 

 

İnsan bir metni de bu kadar kuşa çevirmez. Bu kadar da nasıl görmek istiyorsa öyle görüp, lafı kuyruğundan anlamaz ve anlatmaz.

 

Ya bir güven bunalımı yaratmak diye bir şey var, bunlarınki bunalımı da geçti, bunların her söylediği yalan, deve gibi doğru bir yerleri kalmadı artık! Ne kadar yüksekten atarsak o kadar bir şey sanılır diye tüm sınırları kaldırdılar. Yalanda sınır tanımıyorlar!

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir amateur

bu kadar kesin bir bilgiyle inanıyorsanız olmadığına dair elinizde kesin bilimsel kanıtlar var demektir, bunları ekleyebilirsiniz.

 

Kesin bilgi kimya yasaları. Açınız okuyunuz. Oradaki yasalar HY masalları değil, bilim yasaları. Atom parçacıkları ve sayıları, nasıl sıralanırsa hangi elementleri oluşturur. Element çeşitlerini okuyun, tanıyın bir zahmet.

 

Doğru nedir, gerçek nedir, bilim yasaları nedir, inanç nedir, bu kavramların anlamını bilmeyene cin animasyonları seyrettiresen, "cin var, işte de size linki" diye linkler verecektir.  

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoticons maximum are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.