Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Bir Türk Belgeseli İstanbul Kedilerini Dünyaya Tanıtıyor - Kedi - Nine Lives


Admin
 Paylaş

Önerilen İletiler

  • Admin

552871228_1280x720.jpg

 

Ceyda Torun'un Kedi Belgeseli (Nine Lives - Cats) dünyada taşları yerinden oynatıyor. Amerika ve bütün dünyada gösterime giren Kedi belgeseli kısa sürede büyük bir başarı elde etti. Hemen hemen bütün sosyal medya sitelerinde Film ve İstanbul hakkında inanılmaz güzel söyleşiler yer alıyor. Özellikle filmdeki kedi karakterleri ve insanların kedilerle etkileşim olayları insanları oldukça etkilemiş gözüküyor.

 

Film bütün röportajlarda ve köşe yazılarında şu övgünü alıyor "Kedi Is a Must-See Documentary For Any Cat Lover" Mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken bir belgesel film.

Bütün ülkelerde gösterime giren film dilden dile bir yolla insanların ilgisini çekmeye ve bu çok güzel hayvan insan ilişkisini gözler önüne sermeye devam ediyor

 

[sharedmedia=videos:videos:4842]
 
 
kedi-film-poser+2.jpg
Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

  • Admin

Kedi belgeselinden: Ayağınızın dibinde kafayı dikip size bakan ve miyavlayan bir kedi hayatın size gülümsemesidir.

A cat meowing at your feet, looking up at you is life smiling at you.

 

 

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

  • Admin
LA Times Gazetesinden Kenny Turan'ın Köşe Yazısı
 
 
Our review from Kenny Turan at the Los Angeles Times!
 

 

“Kedi” means cat in Turkish. And while you don’t have to be crazy about cats to enjoy this documentary, it would certainly help.

 As that Turkish title indicates, “Kedi” is shot on the streets of modern Istanbul, with director Ceyda Torun, who was born in the city, and her intrepid cameraman and co-producer, Charlie Wuppermann, investigating the antics of half a dozen or so frisky felines.

Street cats, unowned and on their own, have been a feature of Istanbul life for uncounted centuries, and according to “Kedi” their presence “embodies the indescribable chaos, the culture and the uniqueness that is the essence of Istanbul. Without them, the city would lose part of its soul.”

Torun intended the film as “a love letter to those cats and the city.” And one of “Kedi’s” virtues is the picture it provides of modern Istanbul, giving us a dawn-to-dusk tour of the metropolis and showing us neighborhoods that feel very much like the real, everyday Istanbul, not the tourist mecca we usually see.

Mostly, though, we see cats, engaging in all manner of species-appropriate activities: running, foraging, harassing mice, crawling in and out of tight spaces, accessing inaccessible ledges, taking cat naps, engaging in cat fights, etc.

Though Wupperman, who filmed in Istanbul for two months, has done a remarkable job getting down to cat level and following the animals around, even using a bit of infra-red technology to follow one cat on the hunt for a mouse, unless you are a devoted feline fancier the film’s brief 79-minute length will not seem too short.

Adding interest are the humans who, for a variety of reasons, both respect and look after these animals, giving them their freedom but helping to ensure that they don’t starve to death.

One woman admires cats because “they have the femininity that women have lost,” while another says that a relationship with a cat is like “being friends with an alien.”

One man says that “people who don’t love animals can’t love people either,” while another tells an elaborate story of how a cat guided him to a lost wallet with just the amount of money he needed for an essential repair.

Perhaps the most interesting response to cats was a theological one, with one person offering the following analysis:

“Dogs think people are God, but cats don’t. Cats are aware of God’s existence. Cats know that people act as middlemen to God’s will. They’re not ungrateful, they just know better.”

Though all the cats have names, and some even get flattering close-ups, the truth is that despite the protestations of the humans who insist each particular animal has a distinctive personality, on camera they all tend to run together after awhile.

By the time “Kedi” puts these animals through their paces, only one essential question remains unanswered: Will the dogs of the Dardanelles demand equal exposure? This could be a trend.

 

"Kedi", Türkçe kedi anlamına gelir. Ve bu belgeselin tadını çıkarmak için kediler hakkında deli olmak zorunda değilsiniz, kesinlikle yardımcı olacaktır.
Türk şiirinin de gösterdiği gibi, "Kedi", modern İstanbul sokaklarında çekildi ve kentte doğan yönetmen Ceyda Torun ve cesur kameraman ve yapımcısı Charlie Wuppermann yarım düzine karmaşıklığı araştırdı ya da Çok sinirli kediler Sahipsiz ve kendi başlarına sokak kedileri, sayılamayan yüzyıllar boyunca İstanbul hayatının özelliklerini taşıyor ve "Kedi" ne göre varlıklarının "varlığı, İstanbul'un özü olan tarif edilemez kaosu, kültürünü ve eşsizliğini somutlaştırıyor. Onsuz olsaydı, şehir ruhunun bir bölümünü kaybederdi. "

Torun, filmi "bu kedilere ve şehire aşk mektubu" olarak tasarladı. Ve "Kedi'nin" erdemlerinden biri, metropolün şafak vakti kesen bir turunu yaptığı ve bize sunduğu mahalleleri gösteren, modern İstanbul'un sunduğu resim. Genelde gördüğümüz turist Mekke değil, gerçek her gün İstanbul'a benzemek.
Çoğunlukla, koşu, yemleme, taciz fareleri, dar alanlarda dolaşma ve çıkma, erişilemez çıkıntılara erişme, kedi uyuklama çekme, kedi dövüşlerine katılma gibi uygun etkinliklerle kedileri görüyoruz.

İki ay boyunca İstanbul'da çekilen Wupperman, kedi seviyesine inmek ve hayvanları takip etmek, hatta bir fare avı için bir kedi izlemek için kızıl ötesi bir teknoloji kullanmakta olsa da, o olmadığı sürece dikkat çekici bir iş çıkardı Adanmış bir kediden meraklı olan filmin kısa 79 dakikalık uzunluğu çok kısa görünmüyor.
İlgiyi eklemek, çeşitli nedenlerden ötürü, bu hayvanlara saygı duyup bakmalarına, onlara özgürlük verirken açlıktan ölmemelerini sağlamaya yardımcı olan insanlardır.
Bir kadın kedilere hayran çünkü "kadınların kaybettikleri kadınlıklarına sahipler", bir diğeri ise bir kedi ile olan ilişkinin "yabancı bir arkadaş olmak" gibi olduğunu söylüyor.
Bir kimse, "hayvanları sevmeyen insanlar, insanları da sevemez" derken, bir başkası, bir kedinin, önemli bir onarım için gereken miktarda kayıp cüzdanına nasıl yönlendirdiğinin ayrıntılı bir hikayesini anlatıyor.

Kedilere belki de en ilginç tepki bir teolojikti, bir kişi şu analizleri yapıyordu:
"Köpekler insanlara Tanrı olduğunu düşünüyor, ancak kediler yapmıyor. Kediler Tanrı'nın varlığının farkındalar. Kediler insanların Allah'ın iradesine aracılık ettiklerini biliyorlar. Nankör değiller, sadece daha iyi biliyorlar. "

Her ne kadar bütün kedilerin isimleri var ise ve bazıları daha yakından ilgi çekiyorsa, gerçek şu ki, her belirli hayvanın farklı bir kişiliğe sahip olduğuna ısrar eden insanların protestolarına rağmen, kamera üzerinde hepsi bir süre sonra beraber çalışmaya eğilimliler.
"Kedi" bu hayvanları adım adım attığında, tek bir temel soru cevapsız kalır: Çanakkale köpekleri eşit maruz kalma talebinde bulunacak mı? Bu bir eğilim olabilir.

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

  • Admin

Glenn Kenny'nin New York Times Gazetesindeki Film Kritiği

 

 

Our amazing New York Times review by Glenn Kenny:

If I correctly recall whatever cat domestication lore I’ve absorbed over the years, the creatures we now sometimes refer to as “house cats” were tolerated because they were quite useful. Cats, for instance, would keep rodents away from granaries. They were cared for by humans, but not coddled, maintaining a certain measure of independence. The street cats of Istanbul, who would probably be considered an animal-control problem in the United States, are, in a sense, throwbacks to those ancients.

“Kedi” (“Feline”), a frequently enchanting documentary directed by Ceyda Torun, showcases some of these feline personalities and the humans who look after them. There’s a good deal of projection in the verbal accounts of the animals’ lives, but the movie, with its mobile camera low to the ground or looking down at cat-navigated rooftops, doesn’t do much to contradict the indirect anthropomorphizing. There’s a lot of action at piers and fish markets.

One restaurant cat earns its love old-school style, by snaring vermin. Another is so meek (or haughty, depending on how you look at it) that it never enters the high-end delicatessen it’s made its home, but signals frantically at the window when it’s hungry. The movie is replete with ingeniously constructed mini-narratives, including a turf war. The mesmerizing score by Kira Fontana, interspersed with well-chosen Turkish pop, is a real asset.

The movie hits a somber note near the end, noting that Istanbul’s modernization is crowding out both individuated neighborhoods and cats. The animals, one human says, can “rekindle our own slowly dying love of life.” That’s one way of putting it, I guess. In any event, I give “Kedi” four claws up.

 NYT Critics’ Pick

 

 

Yıllar boyunca gördüğüm kedi evcilleştirme hikayesini doğru bir şekilde hatırlarsam, şimdi bazen "ev kedileri" olarak adlandırılan canlılar, oldukça kullanışlı oldukları için tolere edildi. Örneğin, kediler, kemiricileri tahıl meclislerinden uzak tutuyordu. İnsanlar tarafından bakılıyordu, ancak belirli bir bağımsızlık ölçütünü koruyorlardı. Muhtemelen Amerika Birleşik Devletleri'nde hayvanlarla mücadele sorunu olarak görülecek olan İstanbul'un sokak kedileri, bir anlamda, bu eskilere geri dönmektedir.
Ceyda Torun'un yönettiği büyüleyici bir belgesel olan "Kedi" ("Kedi"), bu kedigiller kişiliklerden ve onlara bakan insanlardan bazılarını sergiliyor. Hayvanların yaşamlarının sözlü hesaplarında çok sayıda projeksiyon var, ancak film, mobil kamera zemine alçaktan aşağıya veya kedi tarafından yönlendirilen çatılara bakmakla dolaylı insancıllaştırma ile çelişmek için pek fazla bir şey yapmıyor. İskeleler ve balık pazarlarında çok fazla eylem var.

Bir restoran kedisi, yemini kurtarmaya çalışarak aşk eski okul tarzını kazanıyor. Bir diğeri o kadar meş (ya da nasıl göründüğünüze bağlı olarak mağrur) ki evinin en üst düzey şarküterisine girmez, ancak acıktığında pencerede çılgınca sinyaller verir. Film, çim savaşı da dahil olmak üzere ustaca yapılmış mini hikayelerle dolu. İyi seçilmiş Türk poplarıyla serpilmiş Kira Fontana'nın büyüleyici puanı gerçek bir varlıktır.
Film, İstanbul'un modernleşmesinin hem bireyselleşmiş mahalleleri hem de kedileri bastırdıklarını belirterek, sonuna kadar kasvetli bir not yazdı. İnsanların söylediği gibi, hayvanlar "kendi yavaşça öldüğümüz yaşam sevgisini yeniden canlandırabilir". Bunu koymanın bir yolu var sanırım. Her durumda, "Kedi" ye dört pençe veriyorum.
NYT Eleştirmenlerinin Seçimi

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

  • Admin

Matt Cassity Kedi Köşe Yazısı

‘Kedi’ is the ‘Citizen Kane’ of Cat Documentaries — Review

February 17, 2017
Matt Cassity
 

An amazing review from Eric Kohn, deputy editor of Indie wire:

If Grumpy Cat is the blockbuster franchise of cat videos, “Kedi” is the “Citizen Kane” of the genre. Though technically a sophisticated, artful documentary from Turkish filmmaker Ceyda Torun, “Kedi” will automatically find devout fans among anyone who delights at all things feline. (I’m an unapologetic member of that club.) Shot throughout the streets of Istanbul, the movie takes the inherent appeal of its subject and goes beyond the call of duty.

 

Cat lovers may be content with a mashup of feline faces bounding around the city, but ****, YouTube’s got that covered. “Kedi” isolates the profound relationship between man and cat by exploring it across several adorable cases in a city dense with examples. The result is at once hypnotic and charming, a movie with the capacity to elicit both the OMG-level effusiveness of internet memes and existential insights. Torun interviews a variety of locals about their bonds with the creatures, but the cats themselves take center stage, transforming the experience into a spiritual meditation on their significance to modern civilization.

 

“Kedi” — the name is Turkish for you-know-what — opens by explaining the role of stray cats in Turkish culture for thousands of years, but thankfully wastes no time with a complex history lesson. Torun dives into a montage of cats wandering the jagged urban landscape, daintily stepping across balconies and rooftops like an eternal Greek chorus bearing witness to the endless march of time.

 

It also doesn’t take too long to capture the sweet, enchanting qualities that leave so many of us smitten with these remarkable creatures: the nimble movements that seem to follow some kind of natural musicality, those colorful eyes rich with elusive meaning, a sense of individuality matched with a curiosity around the prospects of companionship…these are chief ingredients that reduce many of us to states of monosyllabic ecstasy, and they’re the visual building blocks that keep “Kedi” engaging over the course of its concise 75-minute length.

 

Torun compliments the movie’s visual appeal with surprisingly thoughtful observations from the various locals who discuss the cats throughout. The earliest montage is a symphonic celebration of the cats wandering Istanbul that recalls the Gershwin-spiced opening of Woody Allen’s “Manhattan.” As vibrant Turkish folk plays on the soundtrack, one subject remarks that “without the cat, Istanbul would lose its soul.” By showing how the cats interact with the city’s every crevice, “Kedi” leaves no doubt about that.

Cats have held appeal for filmmakers since the earliest days of the moving image (Thomas Edison recorded them boxing in an 1894 short), and “Kedi” does a terrific job of burrowing inside their worlds. Torun’s camera often stays at their level, darting through alleyways, late night rat battles, and feasts of anchovies provided by generous fisherman. But she just as often reveals the remarkable impact these creatures have on a wide array of people, who help the animals sustain their paw-to-mouth plights out of a duty they can only partially comprehend.

 

It’s possible that they’re compelled by just how much cats look like people. “Some cats have character,” says one subject. “You can tell from their faces.” Torun emphasizes that remark with recurring close ups of her subjects, even isolating a handful of recurring characters. There’s Duman, the glutton, who hangs out at a classy deli and scratches the window when he’s hungry, forcing butchers to put him on a diet, and “Little Lion,” a ferocious mouse-killer who earns his keep at an upscale fish restaurant, and several others. If Disney wanted to think outside the box for an upcoming project, transforming this world into an animated musical wouldn’t be such a far-fetched concept. These cats don’t speak, but they’re so expressive you can hear them anyway.

 

Nitpicking viewers might shrug off “Kedi” for lacking a precise narrative thread, as it veers from one cat profile to another, but Torun keeps the movie flowing along with compelling observations every couple of minutes. The cosmic perspective strikes a noticeable contrast to other modern cat documentaries (the two-part PBS series “The Story of Cats” comes to mind), which tend to favor the scientific approach. Instead, “Kedi” is a playful and poignant look at the complex nature of the creatures and their inherent appeal to humankind. It’s also unapologetically biased. “People who don’t like animals,” remarks one fisherman, “don’t like people.”

 

Some may take umbrage at that blanket statement, but it’s a testament to the intense allure of cats that enthusiasts regard as pure fact. Whether or not cats themselves care about this intense affection is beside the point — or easy enough to explain away. One savvy Turk argues that cats are more cognizant of a higher being governing their world, which explains their general sense of ambivalence toward people. But “Kedi” is ultimately a movie about a mystery. It’s impossible to fully explain how cats and people truly connect, considering their lack of a shared language. One interviewee argues that the relationship between cats and people is the closest we might get to understanding what it’s like to interact with aliens. If so, “Kedi” goes a long way towards making first contact. Then again, dog people may find themselves in the dark.

Grade: A-

 

 

Indie tel yardımcısı editörü Eric Kohn'dan inanılmaz bir eleştiri:
Huysuz Kedi, kedi videolarının büyük bir serisidir, "Kedi" bu türün "Yurttaş Kane" si. Teknik olarak Türk sinemacısı Ceyda Torun'un sofistike, sanatsal bir belgesel sunmasına rağmen "Kedi", her şeye cadılar bayramında otomatik olarak dindar hayranlar bulacak. (Ben o kulübün üyesiz üyesiyim.) İstanbul sokaklarında çekilen film, konunun kendine özgü çekiciliğini alıyor ve görev çağrısının ötesine geçiyor.

Kedi sevenler, şehir etrafında sınırlanan kedigiller yüzlerinin bir mashupuyla içerikli olabiliyorlar, ancak cehennem, YouTube bunları kaplıyor. "Kedi", örnek bir kentin yoğun birkaç güzel durumuna keşfederek, kedi ve adam arasındaki derin ilişkiyi izole eder. Sonuç, aynı anda, hipnotik ve çekici olan, internet memelerinin hem OMG seviyesinde etkileyiciliğini hem de varoluşçu kavrayışları ortaya çıkaracak kapasitede bir filmdir. Torun, çeşitli yerlilerle yaratıkları olan bağları hakkında röportajlar yapıyor ancak kedilerin kendileri, deneyimleri modern uygarlık açısından önemi konusunda manevi bir meditasyona dönüştürüyorlar.

"Kedi" - adı sizin için Türktür - bildikleriniz - kaçak kedilerin binlerce yıldır Türk kültürüne olan rolünü açıklayarak açılıyor ancak minnetle karmaşık bir tarih dersi ile vakit harcamıyor. Torun, pürüzlü şehir manzarasını gezen kedilerden oluşan bir montaja dalış yapıyor, balkonların ve çatıların arasında sonsuza dek süren yürüyüşe sonsuza dek şahit olan ebedi bir Yunan korosu gibi hafifçe adım atıyor.

Çoğumuzun bu olağanüstü canlılarla vurduğu tatlı büyüleyici nitelikleri yakalamak çok uzun sürmüyor: doğal müzikaliteyi takip eden çevik hareketler, bu renkli gözler zor anlamlarla zengin, bir anlamda Bireyin arkadaşlık umutları etrafında bir merak ile eşleşen ... bunlar, birçoğumuzu monosyllabic ecstasy'ye indirgeyen temel bileşenlerdir ve "Kedi" yi özlü 75 dakikalık süreç boyunca tutan görsel yapı taşlarıdırlar uzunluğu.

Torun, filmin görsel çekiciliğini, boyunca kedileri tartışan çeşitli yerli halkın şaşırtıcı derecede düşünceli gözlemleriyle övüyor. En eski montaj, Woods Allen'ın "Manhattan" ı Gershwin tarzı açılışını hatırlatan kedilerin İstanbul'u gezen bir senfonik kutlaması niteliğindedir. Canlı Türk halkının soundtrack'inde oynadığı gibi bir konu "kedi olmadan İstanbul'un ruhunu kaybedeceğini" söyledi. "Kedilerin kentin her aralıktamı ile nasıl etkileşimde bulunduğunu göstererek," Kedi "bu konuda hiç kuşku duymuyor.
Kediler, hareketli görüntülerin ilk günlerinden beri film yapımcıları için temyiz başvurusu yapıyorlardı (Thomas Edison bunları 1894 kısa metninde boks olarak kaydetti) ve "Kedi", dünyalarının içine batan müthiş bir işi yapıyor. Torun'un kamerası, cadde balıkçılarının sağladığı hamsileri, ara sokaklarda, gece geçatlı sıçan savaşlarında ve dumanlarla dolaşarak seviyelerinde kalır. Ancak, bu canlıların sahip oldukları olağanüstü etkiyi, hayvanların yalnızca kısmen kavrayabilecekleri bir görevi yerine getirmek için hayvanların ağzından cıvatalarını tutmalarına yardımcı olan geniş bir dizi insana olduğu gibi gösteriyor.

Kedilerin insanlara ne kadar benzediğinden zorlanmaları mümkündür. "Bazı kedilerin karakterleri var," diyor bir konu. "Onların yüzlerinden bir şey söyleyebilirsiniz." Torun, konularının tekrar tekrar tekrarlanmasıyla ilgili söylediklerine vurgu yapıyor, hatta bir avuç tekrar eden karakteri izole ediyor. Aç gözlü, şık bir restoranla dolaşan ve acıktığında pencereyi çizen Doughnut Duman, kasapları diyet yapmaya zorluyor ve "Küçük Aslan", lüks bir balık restoranında tutan vahşi bir fare katili. Ve diğerleri. Disney yaklaşmakta olan bir proje için kutunun dışında düşünmek istiyorsa, bu dünyayı hareketli bir müzikal haline getirmek o kadar da zorlayıcı bir kavram olmayacaktı. Bu kediler konuşmuyor, ama yine de duyabiliyor olduğunuz kadar etkileyicisiniz.

Nitpick yapan izleyiciler, bir kedi profilinden diğerine geçtiği için kesin bir öykü diziliminden yoksun oldukları için "Kedi" yi silkeleyebilirler, ancak Torun filmi her birkaç dakikada bir zorlayıcı gözlemlerle akıtmaya devam edebilir. Kozmik perspektif, bilimsel yaklaşımı destekleme eğiliminde olan diğer modern kedi belgeselleri (iki parçalı PBS serisi "Kediler Hikayesi" akla geliyor) ile gözle görülür bir kontrast yaratıyor. Bunun yerine, "Kedi", yaratıkların karmaşık doğasına ve insanlığa olan doğal çekiciliğine eğlenceli ve dokunaklı bir görünümdür. Ayrıca unapologetically önyargılı. "Hayvanlardan hoşlanmayan insanlar" bir balıkçının "insanları sevmemelerini" söyler.

Bazıları bu battaniyenin beyanında şaşkınlık içerebilir, ancak bu meraklıların saf gerçek olarak gördükleri yoğun kedi cazibesinin bir kanıtıdır. Kedilerin kendileri bu yoğun sevgiyi önemsemiyor ya da ettirmemenin bir anlamı yok ya da açıklamak kolay. Bir anlayışlı Türk, kedilerin dünyalarını yöneten daha yüksek bir varlıktan daha fazla haberdardır, ki bu da genel anlamda insanlara karşı kararsızlık duygusunu açıklamaktadır.
 
 
 
Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

  • 2 yıl sonra...
  • Admin

Sonunda Kedi'yi izledim ve çok beğendim. Oldukça zahmetli olduğu belli olan çekimleri inanılmaz otantik olmuş. Eline sağlık Ceyda Torun diyebiliriz. 

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

  • 4 ay sonra...

Katılın Görüşlerinizi Paylaşın

Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer ÜYE iseniz, ileti gönderebilmek için HEMEN GİRİŞ YAPIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.
Примечание: Ваше сообщение будет проверено модератором перед отправкой.

Misafir
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.