Jump to content
Sign in to follow this  
İNTERLOCK

İBN SİNA, TABİAT VE GÖRSEL HİKÂYELER

Recommended Posts

202a99602a9bd39492dc43919f49b78e_1275559

 

 

İbn Sina peripatetik eserlerinden oldukça farklı olan
üç görsel hikâye yazmıştır. Risale fil-Aşk ve İşarat'ın
son bölümleriyle birlikte bu hikâyeler onun,  "Batıni
Felsefesi" nden geriye kalanlardır.
İsmi geçen eserler İbn Sina'dan sonraki birkaç yy da
içlerinde Suhreverdi'nin de bulunduğu bir grup İşrakî
hakim tarafından ele alınmış ve yorumlanmışlardır.
Daha sonraki yy larda yaşayan bilgeler ve son yy da
İran'daki hakimler tarafından yapılan ve İbn Sina'nın
ilkeleri ile ilgili araştırmaların tamamı,  bu ilk yy daki
yorumlara dayanır.

Bu hikâyeler, yazarın entellektüel bakışını yansıtan
sembolik dilde yazılmış metinlerdir. Bu sembolik dil,
sadece yazar  tarafından yapılan bir kinaye değildir,
aynı zamanda hikâyelerin ayrılmaz parçasıdır.

Bu hikâyelerinde İbn Sina evreni, İlâhi Bilgi'nin veya
Marifet /Gnosis / Ruhsal Bilgi'nin yol aldığı geniş bir
"Semboller Kozmos'u" olarak ele alır.  Kozmos, Arif
için dışsal bir nesne değil,  içsel bir gerçekliktir, Arif
tabiatın tüm çeşitliliklerini kendi varlığına aksetmiş
bir şekilde algılar.  Evrendeki fiziksel ve astronomik
elementlerin transformasyonu sayesinde, marifete
giden yolda yürüyen yolcu/salik, kozmosun sürekli
kendisinde içselleştiğini/interiorised ve sonucunda
kendisinin "Cosmic Crypt/Kozmik Şifre" nin ötesine
geçtiğini farkeder.

Tabiattaki günlük olayların, insanoğlu'nun bilincinde
mantıksal olarak açık ve anlaşılır olması gibi, kozmik
gerçekliklerin sembolik görünüşü ve onların "Ruhsal
Dünyanın Gölgeleri" haline gelmeleri, Arif'in yeni ve
aydınlanmış bilincine dayanır. Arif'in göklerde yazılı
arketip/archetype/prototype/İlkörneklere dayanan
tabiat tezahürlerini görmesini sağlayan, daha aşkın
mertebeler/evrelerdeki varlıkları farkedebilmesidir.

İbn Sina, İşarat'ın sonundaki bölümlerinde, Ariflerin
sınıflamasını/classification ve görsel hikâyelerdeki
bir yolcu olan Arif'in kendine has niteliklerini anlatır.

İslâm Kozmoloji
Öğretilerine Giriş
Seyyid Hüseyin Nasr
İnsan Yayınları-1985

 

27eab915895f92cdd3ae1658c372c90c_1275560

Peripatetik:
-Peripatetism= Aristotalesçilik.
-Gezginci.
-Bir yerden bir yere yaya dolaşan.
-Aristo felsefesine ait ya da taraftarı kimse.

Peri-Pathetic:
-Tümel/Küresel/Globally bir gök altında ve Yörüngesi
  üzerinde yüklendiği külfet bağlamında ve törel boyutta
  yolculuk eden "Kişi/Persona/Salik"nin heyecan verici,     
  etkileyici suretler/formal/configuration ile ilişkili Tikel
  gelişimi..

cbec16fa3b7f1ff0659d53c8add53d7b_1275560

Share this post


Link to post
Share on other sites

.. 8cd23fb8e76bd31308ba6575442b991d_1275640

 

Şeyh el-Reis'e göre üç sınıf Ârif vardır:

 

Takva Ehli ve zühd sahibi olan "Zahid".

Düşüncesini İlahî kudsiyete çeviren "Abid".

Aydınlanma/İşrak ve vecd ile marifete ulaşan "Ârif".

 

Ârif'in tek gayesi, Hakk'ı/ Hakk-al Yakîn bilmek ve onunla

özdeşleşmektir. Onun yaşamı te'yid edilmiş/doğrulanmış

irade ile başlar/affirmant will. Ve zühd, takva ve ara-sıra

birleşim/ittisal/ aracısız bağlantıyı tatma ile devam eder.

Allah ile sürekli ittisal ile de son bulur.

 

Ârif'in bu mertebeler/ boyutlardan geçmesi ve realiteleri

yaşaması, kozmosta yaptığı yolculuğa tekabül eder.

 

O, hayal dünyasını bırakır ve hakikî dünyayı elde eder ve

yolculuğu sona erdiğinde Ârif,  Hakk'ın ve Hakk'ın kozmik

tezahürlerinin yansıtıldığı /tecelli ettiği âyine/mir'at olur.

Ârif'in tüm varlığı, varlığının merkezinde algıladığı Hakk'a

dönüşür ve Hakk ile sadece ruhu aydınlanmaz, bedeni de

kalbindeki ışık nedeni ile, hastalıklardan uzak hale gelir.

 

Bu içsel aydınlanma sayesindedir ki, o, normâl insanların

bilemeyeceği gelecek/future hakkında bilgi sahibi olabilir.

O, eşyayı/şey/object da her zamanki haliyle değil, onları

ruhsal dünyanın sembol/icon/remz/işaretleri olarak asıl

şekli ile de görebilir.

 

İslâm Kozmoloji

Öğretilerine Giriş

Seyyid Hüseyin Nasr

İnsan Yayınları-1985

 

27eab915895f92cdd3ae1658c372c90c_1275640

 

 

Hakk-Al Yakîn:

-Mârifet mertebesinin en yükseği.

-En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak

  hali.   

  Meselâ; ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle ve

  yakından duyup yaşadığımız gibi.

 

Yakîn:

-Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.

-Ma'rifet ve dirayetin ve emsalinin fevkinde olan ilmin

  sıfatıdır.

  İlm-i Yakîn denir, Ma'rifet-i Yakîn denilmez.

 

-İlm el-Yakîn:

  Göz ile görür derecede veya görerek, müşahede ederek

  bilmek.

  Meselâ; uzakta bir duman görüyoruz.

  Orada ateşin varlığını ilmen biliyoruz, demektir.

  Bu bilme derecesine ilm-el Yakîn deniyor.

 

-Ayn el-Yakîn:

  Ateşe yaklaşıp, gözlerimizle görürsek ona,

  Ayn-el Yakîn bilmek deniyor.

 

-Hakk al-Yakîn:

  Daha da ilerliyerek bütün hislerimizle ateşin varlığını

  anladık ise; ateşin yakması ve sâir sıfatlarını da bildik

  ise, bu nevi'den olan ilmimizin derecesine de:

  Hakk-al Yakîn deniyor.

 

-Hakk al-Yakîn:

  Abdin sıfatları, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında fâni olup,

  kendisi onunla ilmen, şuhuden, hâlen beka bulmaktadır.

  (Ö. Nasuhi Bilmen)

 

202a99602a9bd39492dc43919f49b78e_1275640

Share this post


Link to post
Share on other sites

6ba25fb65633c7bae3183322a54a858c_1275713

Hayy İbn Yekzan'daki Ârif' in yolculuğu, Doğu olarak

sembolize edilen ve Işık Melekleri'nin etki alanı olan

"Saf Şekil/Form" dünyasından başlar.  Bu dünyanın

karşıtı ise toprağı sembolize eden ve"Saf Madde"ye

tekabül eden Batı'dır.

 

Bir Bilge ve Pir/spiritual guide olan Hayy İbn Yekzan,

salik'e/yol ehli'ne melek olarak görünür ve bu yolun

yolcusuna evreni, tüm fiziksel gerçeklerin simgelere

dönüştüğünü ve salikin aşıp-geçmesi gereken bir yol

olduğunu anlatır.

O, saliki semboller/remizler kozmosundan, Doğu'ya

ve Işık Melekleri' nin alanına yolculuk etmeye teşvik

eder.  Risalet-el Tayr'da salik, bu yolculuğa çıkmayı

kabul eder ve günlük yaşamının uyuşukluğundan da

arınır. Melekler ile birleşerek, kozmik/kevnî dağların

silsilelerini ve vadilerini aşar.

 

Salaman ve Absal, salikin ruhunun melek seviyesine

ulaştığı yolculuğu anlatır. Hace Nasireddin et-Tusi'nin

İşarat'a yazdığı şerhde geçen bölümlerden, Salaman

ve Absal'daki hikayenin plânı anlaşılabilir.

 

Salaman ile Absal iki üvey kardeştirler ve Absal küçük

olanıdır. Absal, memleketin yöneticisi ve çok yakışıklı,

akıllı bir adam olan büyük ağabey Salaman tarafından

yetiştirilir. Salaman'ın karısı kayınbiraderine aşık olur,

fakat Absal karşılık vermez.

 

Arzusunun gerçekleşmemesi üzerine Salaman'ın karısı

kızkardeşini Absal'la evlendirmek ister.  Gerdek gecesi

onun yerine geçer. Tam Nikâh kıyıldığı esnada ışıkların

yakılması üzerine Absal gelini görür, ağabeyinin karısı

olduğunu  anlar. Ve bu duruma tahammül edemeyerek

evden kaçar ve hatta ertesi gün ağabeyinin ülkesini bir

grup askerle terkeder.

 

Absal  ordusuyla birlikte, Büyük İskender gibi, uğradığı

her yeri fethederek bütün dünyayı dolaşır.  Daha sonra

ülkesine döner ve elde ettiği toprakları da ağabeyisine

verir.

 

Dönüşünden sonra Salaman'ın karısının aşk tekliflerine

yeniden maruz kalır, fakat yine karşılık vermez. Bu kez

kadın Absalın askerlerine para öder ve savaşta onunla

beraber dövüşmemelerini sağlar.  Bu nedenlerle Absal

yaralanır ve öldüğü zannedilir. Fakat orman hayvanları

onu alır, tedavi eder, sağlığına kavuştururlar.  Böylece

Absal bir kez daha ülkesine dönme gücünü kazanır.

 

Plânların başarıya ulaşmadığını gören Salaman'ın karısı

bu kezde hizmetçilerinin yardımıyla Absal'ı zehirlemeye

karar verir. Plân başarıyla uygulanır ve Absal ölür.

Kardeşinin ölümüne çok üzülen Salaman, rüyasında onu

görür ve ölümünden karısının sorumlu olduğunu öğrenir.

Bunun üzerine karısını, ona yardım eden hizmetçileri ile

birlikte aynı zehirden içmeye zorlar.

 

İslâm Kozmoloji

Öğretilerine Giriş

Seyyid Hüseyin Nasr

İnsan Yayınları-1985

 

202a99602a9bd39492dc43919f49b78e_1275713

Share this post


Link to post
Share on other sites

88fb328cd1e55cfe62208ac54058f366_1275822

 

Ârif' i sembolize eden Absal' ın ölüm olayı,  aydınlanma
sürecinden geriye dönüş olmadığını vurgular.  Doğu'ya,
ışıklara yapılan yolculuktan geriye dönüş yoktur Ve Ârif
bir kere madde dünyasından arınıp, saf şekiller âlemine
ve meleklerin dünyasına girdi mi,  bir daha bu dünyanın
karanlığına düşmez. Bu durum, simyada, metalin altına
dönüştükten sonra, tekrar eski haline getirilememesine
benzer.

Ârif'in kozmosta yaptığı yolculuk, yol boyunca karşılaştığı
zorluklar ve sonucu  ruhsal dirilişi başlatan ölüm olayı ile,
görsel hikâyelerin program dairesi tamamlanır.

Bu dairede tabiat ikili rol oynar;
Birinci; olumsuz ve çapraşık, ikincisi; olumlu ve berraktır.
Salik'in bilinci, bir Meleğin/Bir Bilge ve Pir-spiritual guide
Hayy İbn Yekzan'ın ziyareti ile uyandığında ve o, sıradan
bir insan olmaktan uzaklaşarak bu yolda bir salik olmaya
başladığında,  kozmos, onun için bir kript/crypto/totem,
kurtulunması gereken hapishane haline gelir.
Bilinci şekil değiştirip aydınlandıkça, kozmik kript/kozmik
pentheon'dan kaçışı gerçekleştikçe,  Tabiat da gerçekten
sembole, karanlıktan ışığa dönüşür, böylece Ârif'e ruhsal
yolculuğunda yardım etmeye başlar.
Kozmogoni/Cosmogony/Evrendoğum, Ârif'in ruhsal olanı
idrakinde ve aydınlanmasında etkili olmaya başlar, çünkü
Ârif'in kendi kökenini, yolculuğunu gerçekleştirdiği evrene
dayandırmasını, o sağlar.

Ârif'in yolculuğu;
Madde dünyasından, saf şekiller/pure forms dünyasına,
Batıdan/Occident, Güneşin doğduğu yer olan Doğu/Işık
Ülkesi'ni sembolize eden Melekler Âlemi'ne doğrudur.
Ve buna karşılık Güneşin battığı yer olan Batı,  maddenin
karanlığına delalet eder. Şekiller ve maddeden meydana
geldiği için bu dünyadaki tüm varlıklar kendilerinde Doğu
ve Batı sembolik dünyalarını barındırırlar.

Görsel daire / Visionary Cycle de şekil,  "Bir şeyin o şey
olmasını" sağlayan öz/idea/hakikat'tır. Ârif'in yolculuğu
onu maddeden saf şekle, karanlık Batı'dan-ışıklı Doğu'ya
ulaştırır;  Ârif, madde dünyasından, maddi bedenden, üç
varlık âleminden ve tahayyülden,  Meleklerin dünyasına
yükselir.

Ârif'in bilincinin aydınlanmasını ve evrenin olgu/fact tan
sembole dönüşmesini ortaya koyan bu yolculuk, sadece
sembollerle, İbn Sina'nın  "Seçkin Bilimi/İlm el- Havâss"
dediği  dille anlatılabilir ve sadece bilinci şekil değiştiren
veya belirli "Kavramsal Boyutlar" a sahip olan bireylerce
bu bilim anlaşılabilir. Diğer kişiler için bu hayal ürünü bir
hikâye veya hurafe olarak kalır.

Seçkin Bilimi / İlm el-Havâss, kökeni Hz. Peygambere
dayanan kutsal metinlerin yorumu/Te'vil'e de bağlıdır.
Yorumlar bütün insanlığa hitab ettiği için de genel dinî
kanunların üzerinde yer alırlar.

İslâm Kozmoloji
Öğretilerine Giriş
Seyyid Hüseyin Nasr
İnsan Yayınları-1985

 

c6c533bef92d588c85cf45e361d236a7_1275822

Share this post


Link to post
Share on other sites

438c96db87f90a6980eab853ff84f8bd_1275897

Hayy İbn Yekzan'daki Ârif, yolculuğuna, daha sonraki

tefsircilerin Ali Ebi Talib'le özdeşleştirdiği bilgi ile, yani

Rehber Melek ile buluştuktan sonra başlar.

 

Yolcu'nun önünde iki dizi Melek ortaya çıkar:

Birincisi Akıllar, yani Melekler;

ikincisi ise Meleklerden/Akıldan kaynaklanan ve gökteki

uyduları hareket ettiren nefs'lerdir ki, Faal/on the go/

operative/active akl' da denilen Onuncu Akl, Kutsal Ruh

ve Cebrail ile de özdeşleştirilir.

 

Meleklerin tümü, Ârif'i nihai gayesine yöneltmede önemli

rol oynarlar. Bu yola çıkarken, Hayy İbn Yekzan yolcuya

önünde uzanan geniş bir Çöl'ü/önce işlediği bir suça bağlı

olarak habs'edildiği/kayb'olduğu Issız bir Ada'yı anlatır.

 

Bu zor engeli aşabilmek, habs'tan kurtulabilmek için salik,

"Hayat'ın Sürekli Kaynağı"nın hemen yakınından akmakta

olan "Hayat Pınarı"ndan içmelidir. Bu sudan içmek demek

Süleyman Peygamber'e öğretilen kuşların dili ve mantığını

öğrenmek demektir.

 

KUR'AN

NEML: 27/16

 

-Ve Süleyman Davûda varis olup, dedi ki:

"Ey Nâs! bize mantıkuttayr ta'lim buyuruldu,

  hem bize her şeyden verildi,

  şübhesiz ki bu her halde o fazlı mübîn.."

 

"Ve verise süleymânü davûde ve kâle

  yâ eyyühen nasü  'ullimnâ mantıkattayri

  ve ûtinâ min kulli şey',

  inne hâzâ le hüvel fadlül mübîn.."

 

 

Melek, salik'e Hayat Pınarı'nı şöyle anlatır:

 

"Kutuplarda hüküm süren karanlıktan haberimiz vardır.

  Her yıl yükselen güneş, o bölgenin üzerinde belirli bir

  zaman/dönem ışık verir.  İşte o karanlıkla karşılaşan,

  zorluklardan korkmadan o karanlığa dalan kişi, ışıkla

  dolu geniş bir alana gelecektir/geçecektir..

  Onun ilk gördüğü şey, suları berzah üzerindeki bir nehr

  gibi yayılan kaynaktır. Bu kaynakta yıkanan kişi öylesi

  hafifler ki, suyun üzerinde yürüyebilir, hiç yorulmadan

  en yüksek tepelere tırmanabilir. Ve de en sonunda bu       

  dünyanın ikiye bölündüğü mıntıkalardan birine ulaşır.."

 

Berzah/Âlem-i Hâb/Amusement Park; akl edilir suretlere/

intelligible forms oranla, İlk Madde/Materia  Prima olarak

etkinlikte bulunan, Maddi Akl/Intellectus Materialis/El-Akl

El-Hayulâni'dir. Aristo'nun şekil ve madde dili, bu noktada

salik'in ruhsal deneyimlerini sembolize etmek için, ruhsal

alana sevkedilmiştir.

 

İslâm Kozmoloji

Öğretilerine Giriş

Seyyid Hüseyin Nasr

İnsan Yayınları-1985

202a99602a9bd39492dc43919f49b78e_1275897

Share this post


Link to post
Share on other sites

30335814bdfd24136866411ed9802c51_1275975

 

Hayat Pınarı'ndan içtikten sonra yolcu, Batı'dan/Occident,

Doğu'ya/Orient yapacağı yolculuğa hazırlanır.

 

Batı'nın sınırındaki en uç bölgesi, Tanrı'nın Kitabı'nda Sıcak

Deniz  ismi verilen büyük bir denizdir ve işte burada güneş

batar.  Bu denize dökülen nehirler, ıssız ve uçsuz-bucaksız

bir ülkeden gelir.  Orada yerleşik hiç kimse yoktur, sadece

diğer ülkelerden  yanlışlıkla buraya gelmiş olan yabancılar

vardır.  O ülkede daimi bir karanlık hüküm sürer. Ve oraya

göç etmiş olanlar, güneşin her batışında bir ışık parlaması

görürler. O ülkenin toprağı da tuz çölüdür.

 

Sıcak Deniz; yerleşilmemiş ülkeyi, güneşin batışını, yokluğu,

yokluğa şeklin empoze edilişini, tuz çölü ve herşeyin sürekli

değiştiği maddi bir âlemi sembolize ederken, Güneş ise, her

şeye şekil veren  Makro-Kozmik Akl'ı sembolize etmektedir.

 

Aşılması gereken ilk âlem,  "Dünyevi Bölge" veya "Cismani

Madde" âlemidir. Her türden hayvanlar-bitkiler bu bölgede

bulunur. Fakat oraya yerleşip de, otundan otladıkları ve de

suyundan içtikleri zaman,  aniden kendi şekillerine yabancı

görünüşlere bürünürler.  Oradaki bir insanı, üstünde bitkiler

yetişen bir hayvan derisi ile kaplanmış bulursun. Bu durum

diğer canlılar için de geçerlidir.  Ve o iklim, sorun, savaş ve

çarpışmalar ile dolu bir tuz gölü, bir viran-hanedir, güzellik

ve neş'e sadece uzak bölgelerden ödünç alınabilir.

 

Yolculuğunun ilk aşamalarında salik, bu tür bir çok bölgeleri

geçmeli/aşmalıdır:

 

1- İçinde insan, hayvan ve de bitki ve maden bulunmayan,

hava/elementary air sembolize eden geniş bir çöl.

2- Mineralleri ve dağları, rüzgârları ve bulutları oluşturmak

için birleşen elementler ve onların buharları/exhalations.

3- Elementlerin daha iyi bir karışıma sahip olduğu, bitkilerin

de yer aldığı dünya.

4- Akl veya Mantık'a sahip olmayan ve hayvanları da içeren

varlıkların yer aldığı dünya.

 

Bu bölgeleri aşıp-geçtikten sonra salik, güneşin doğuşuna,

ışığın kaynağına doğru yönelir.

 

Fakat bundan önce, İbn Sina'nın meliki, askerleri, yolcuları,

caddeleri ve duvarları ile bir şehr'e benzettiği, insanı, insan

oluşu aşmalıdır.

 

Aşılması gerekli olan insan ise, beyninin alın lobuna monte

edilmiş bir "Hiss-i Müşterek/Sensus Communis" e sahiptir.

Hafıza arka bölgede, Aktif Tahayyül ise ortadaki bölgededir

ki tümü ile bu yetenekler insanı duyular âleminden, şekiller

âlemine götürür.

 

İslâm Kozmoloji

Öğretilerine Giriş

Seyyid Hüseyin Nasr

İnsan Yayınları-1985

 

94ee6949cf1624394ceafc0ba287573b_1275975

Share this post


Link to post
Share on other sites

3d5bd6932883d1770ae395113eedffe8_1276064

 

Duyu organları, yani göz, kulak, burun, ağız, el ve ayaklar,
bir şehre girişin bulunmasını sağlayan caddeler gibidir.
Şehr ise, Hiss-i Müşterek'tir. Ve bu beş duyu, yanlarından
her geçeni mahbus eden silâhlı adamlar gibidirler ve İdrak
ettiklerini yakalarlar.

Hiss-i Müşterek onların reisidir ve  esirler onun sayesinde
diğer yetilere/faculty ulaştırılır. O halde duyumsanan şekl
ve suretler, onları muhafaza eden hazinedara, tahayyülün
temsilcisine teslim edilen esirlere benzerler.

Bu şekillerin önemi, melike gönderilen ve mesajı götürenin
içinde ne yazıldığını bilmediği bir mektup gibidir.

Nefs, iki grup melekeye sahiptir:
Birinci grup: onu surete/form,
İkinci grup: bir maddeye yöneltir.

Nefs'in, ateşten yaratılmış olan, meleklerden daha aşağıda
yer alan cinn'ler ve peri'ler ile de ilişkisi vardır. Biri sağında
diğeri solunda olmak üzere iki melek de nefs'e bekçilik eder.
Sağdaki melek onu marifet ve aydınlanmaya, soldaki melek
ise duyular dünyasının karanlığına yöneltir.

Üç varlık âlemi, insan ve dünyevi bölgeyi aştığı zaman salik
henüz Batı'yı, yani dünyayı aşamamıştır. Gök küreler henüz
Batı'ya mensuptur.  Çünkü, onlar da maddeden ve şekilden
meydana gelmişlerdir.  

Buna karşılık olarak gökteki madde lâtif/buhar/seyyâl'dir.
Meleklerin taakkulu/intellection ile meydana gelmiştir, ve
bozulmaz.

Semavî Madde,  Dünyevî Madde'nin tam aksine bir şekilden
diğerine geçmez, sadece bir şekle bağlı kalır. Gökler ile ilgili
Oriental/Doğubilgisi, Astronomik/Astronomique/Gök Bilimi
ile aynı değildir.  Ve Görülebilenlerin ötelerinde bulunanlara
da değinmelidir.

Yolcu'nun mevcud/görülebilen/visible göklerde yaptığı bu
yolculuk, İslâm Astronomisindeki dokuz gezegeni ve ayrıca
Aristotelian Sistem/Genel Bölüm ile yan cisimcikler arası
ilişkiyi/Ellibeş uyduyu aşması ile tamamlanır.

Yolcu dokuz bölgeden geçer:

1. AY : Kısa boylu çok hareketli insanların yerleştiği iklim.
Bu şehirlerde sayıca dokuzu bulur.

2. MERKÜR : Daha kısa boylu fakat hareketleri daha yavaş
insanların yerleştiği ülke. Bu ülkenin insanları yıldızları ve
onları incelemeyi,  sihir-büyü sanatlarını, kayda geçmeyi
severler. Lâtif ve engin bir etkinlik yeteneğine sahiptirler.
Bunların şehirlerinin sayısı ise ondur.

3. VENÜS : Eğlenceyi seven, hiç üzüntüleri olmayan güzel
tatlı insanların yaşadığı bölge. Müzik ve güzel san'atlardan
hoşlanırlar bir kadın tarafından yönetilirler.
Dokuz şehirleri vardır.

4. GÜNEŞ : Büyük bedenlere sahip, çok yakışıklı insanların
yaşadığı ülke. Onların özelliği kendilerinden uzaktakilere
aşırı cömertlik göstermeleridir.
Şehirlerinin sayısı beştir.

5. MARS : Yeryüzünü tahrip eden insanların yaşadığı ülke.
Yaralama, öldürmeyi ve sakat bırakmayı severler. Sürekli
kötülük yapmak isteyen, kırmızı derili bir melik tarafından
yönetilirler.
Bu melik'in VENÜS' te adı geçen kadın yönetici tarafından
baştan çıkarıldığı, derin bir aşka düştüğü söylenir.
Bu memleketin şehir sayısı ise sekizdir.

6. JUPİTER : Bu bölgede oturanlar çok dindar, çok dengeli
çok akıllıdırlar ve faziletlerini tüm evrene yaymışlardır.
Şaşırtıcı derecede güzel ve aydın yüzlüdürler. Kendilerini
tanıyan-tanımayan, yakın-uzak herkesi severler.
Sekiz şehirleri vardır.

7. SATÜRN : Kötüye eğilimli, fakat iyiye yöneltildiklerinde
aşırı derecede iyilik-sever olan insanların ülkesi.
Bu insanlar işlerinde acele etmezler, sürekli ertelemeye
alışmışlardır.
Sekiz şehirleri vardır.

8. BURÇLAR KUŞAĞI : Bir kısmı şehirlerin dışında yalnız
yaşayan kimselerin oturduğu geniş ülke.
Bu ülke oniki bölge ve yirmisekiz istasyona ayrılır.
Hiç bir grup, diğerinin istasyonunu terk edilmeden istila
etmez. Daha önce anlatılan yolcuların tümü bu ülkeden
geçerler ve etrafında dolaşırlar.

9. YILDIZSIZ BÖLGE : Kozmosun en ucunda bulunan ve
bu güne dek hiç kimsenin görmediği bölge.
Bu bölgede ne şehirler, ne kasabalar, ne de insanların
sığınabileceği bir yer vardır.
Gözlerin görebileceği bir şey de yoktur.
Burada yaşayanlar ruhsal meleklerdir.
Ve hiç bir insan burada barınamaz.
İlahî kader, daha aşağılardakilere buradan iner.
Buradan daha yukarıda yerleşilmiş bir bölge yoktur.
Evrenin sol tarafını meydana getiren gökler ve yer,
yani occident/batı burada son bulur..

İslâm Kozmoloji
Öğretilerine Giriş
Seyyid Hüseyin Nasr
İnsan Yayınları-1985

202a99602a9bd39492dc43919f49b78e_1276064

Share this post


Link to post
Share on other sites

4bb4527e44bcb7aab00e7f7ec8209a49_1276162

 

"Kozmik Dağ/Kaf"ın varoluşunun çeşitli düzeylerini anlattıktan

sonra, Hayy İbn Yekzan, yolcunun dikkatini fiziksel sema' ların

ötesinde yer alan Orient'e çevirir ve yer-yüzünün semalarının

ötesinde Yüce Melekler Âlemi yer alır.

 

Bu ülkeden çıkışı sağlayacak bir yol öğrenen ve çıkışına yardım

edilen kişi,  gökteki kürelerin ötesine geçmeye de bir yol bulur.

Daha sonra, göz-açıp kapayıncaya dek, bir mabud'un yönettiği

ilk yaradılışın haleflerini / posterity of the primordial creation

anlatır.

 

Evren'in Melik'i iki grup melek tarafından çevrelenmiştir:

Birincisi ona en yakın olan büyük melekler, ikincisi ise Melik'in

emirlerini bekleyen ve de en yüksek feleğin sınırında yer alan

melekler . Bu meleklerin arasında en yalnız ve tek başına olan

Melik'tir.  Onun güzelliği, diğer bütün güzellikleri ortadan siler.

Kim O'nun güzelliğinden birini ele geçirirse, tefekkürünü ebedi

olarak ona yöneltir, bir göz kırpması kadar kısa bir zaman bile

kendini ondan ayıramaz.

 

Madde Çölünden, Evren'in Melik'ine kadar tüm resmi ve gayri

resmi tezahürleri açıkladıktan sonra Bilge, yolcuyu kendisiyle

birlikte, "Kozmik Dağ" olan İlahi Varlık'ın tahtIna bir yolculuk

yapmaya davet eder:

 

"Seninle sohbet ederken, seni uyanmaya teşvik ederek ve O

  Melike yaklaştırmaya çalışmasaydım, Ona karşı beni senden

  ayıracak ibadetleri yapmak zorunda kalacaktım..

  Şimdi, eğer istiyorsan beni ta'kib et.

  Benimle birlikte O'na gel.   Selâm.."

 

Üç görsel hikâyenin ikincisi olan Risalet et-Tayr'da salik/yolcu

Bilge'nin davetini kabul eder. Ve sonra evreni aşmak için, aslî

yuvasına uçan bir kuş şeklinde yolculuğa başlar. 'Ancak yolun

üzerinde bulunan engelleri aşabilmesi için,  diğer hayvanların

tabiatında var olan bazı özelliklere de sahip olmalıdır..'  Fakat

buna rağmen avcıların tuzağına düşer ve kendini kurtaramaz.

Bir gün oradan geçmekte olan bir kuş kafilesi onu görür, acır.

Eğer kendileri ile birlikte hiç bir avcı ve tuzağın bulunmadığı o

ülkeye gelmeye söz verirse, oradan kurtaracaklarını söylerler.

Yardımlarını kabul eder, onların rehberliğinde dağları, ovaları

aşar, en sonunda Kozmos'un dışına çıkar.

 

"Uçuşumuz, bizi bir dağın iki eteği ve yeşil verimli bir ovadan

  geçirdi. Tüm tuzakları geçene kadar avcıların çabalarına hiç

  dikkat sarf etmeden/hiçbir değerlendirme yapmadan uçtuk.   

  Sonunda, İlk Dağ'ın zirvesine ulaştık. İşte o zaman gözlerin     

  bile görmekte zorluk çektiği, çok yüksekte  Sekiz Zirve daha   

  gördük..'

 

Kuş, sabit yıldızlar göğüne ulaşıncaya dek tüm zirveleri geçer.

 

"Orada yeşil bahçeler, güzel yerler, göz-alıcı köşkler gördük.

  Orada meyve ağaçları ve akan nehr yatakları vardı. Bütün

  bu güzellikler gözlerimi kamaştırdı. O kadar çok güzellikler   

  vardı ki zihinlerimiz karıştı ve gönlümüz tedirgin oldu.."

 

Orada diğer kuşlarla, yolculuğunu tamamlamış diğer nefisler

ile karşılaşır.  Onu karşılarlar ve sonra önünde uzananmakta

olan yolculuğunun bittiği yer ve gayesi Evren Meliki'nin şehri

hakkında bilgi verirler..

 

Salaman ve Absal'daki Ârif'in macerası ve sonunda da ölmesi,

kozmostan, ilahi varoluşa ve devamında Tanrı ile birleşmeye

doğru yapılan yolculuğun son aşamasını sembolize eder.

Kozmosu terk ederken Ârif, bu zavahir âlemindeki tüm olumlu

şeyleri kendi nefsiyle bütünleştirmiştir. Kozmik Dağ'ı geçmesi

aşabilmesi için, gök kürelerini de kapsayan kozmostaki bütün

varlıkların faziletlerine sahip olması gerekir. Kozmosu aşması

için gerekli olan izn, kozmosu kendi varlığı ile bütünleştirmesi

şartıyla verilmiştir. Hâl böyle olunca da nefsin ilahi kaynağına

dönüşü anlamına gelen ölüm, kozmosun da kaynağına/origin

dönüşüdür.

 

Ârif, tüm yaratıklar adına Evren Meliki'nin şehrine girmek için

izin ister, Kozmos da onunla birlikte Allah'a yakarır. Ve ilahi

güzelliği tefekkür etmede onunla birlikte bu güzelliği paylaşır.

Kozmosun ta ötelerinde yolculuk eden Ârif, evrenin normu ve

tüm tabiatın ilahi rahmete mazhar olduğu kanal haline gelir.

Onun Tanrı ile birleşmesi ile de,  tüm evren bir kez daha yüce

gayesi ile bütünleşir. Çünkü Ârif'in yaşamı; kozmosun yaşamı,

ve Allah önündeki yakarışları;  tüm tabiatın Yaratıcı önündeki

yakarışları olmuştur..

 

İslâm Kozmoloji

Öğretilerine Giriş

Seyyid Hüseyin Nasr

İnsan Yayınları-1985

722c9d9c616158eac1df3c4858f21c1f_1276162

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.