Jump to content
Sign in to follow this  
arman

Armanca...

Recommended Posts

Canımı çıkarıp koydum bir kenara

Öfkemle sohbetde, ihtiyacım yoktur ona

Bildiğim ne kadar küfür varsa

Tek tek saydırdım kendi saflığıma

 

Gölgelerle alay etmek kolaydır oysa

Eğer kendi gölgeni bırakmışsan arkanda

İçtenlikle sevişemezsin bir daha

Ne sabah güneşiyle ne de akşamları ay la..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kendi dünyamın ekseninde, dönüp duran cisimler

Tehdit etmekte benliğimi..

Çarpsalar, parçalayacaklar merkezimi..

Anlayamadan niyetlerini, kaybolup gideceğim.

Belki bir süre hatırlanırım

Ama illaki unutulurum.

Hiç varolmamışcasına bu galakside

Tek bir zerrem bile kalmayacak.

Dün beni unuturken, yarınlarla tanışamıyacağım.

Kendi kıyametimin dehşetinde

Terli kabuslar göreceğim.

Geceleri uyandığımda ansızın

Bunun bir kabustan fazlası olduğunu bileceğim.

Zaman benimle yanyana yürümüyor

Zaman arkamdan kovalıyor sanki..

Daha hızlı koşabilmek için

Daha çok yük atmam gerek belki..

Hani ? Daha atacak neyim kaldı ki ?

Çok önceleri bırakmıştım geride hayalleri..

Onlarla beraber biten ümitleri..

Bende kalan bir kaç sayfa şiirler

Ve birde kimselerin göremediği derinlerde izler..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Teşekkür Ederim..

 

'' Filancanın oğlu bak ne güzel okudu da adam oldu, sen hala bir baltaya sap olamadın '' deyipte, beni teşvik ettiklerini sanmak yerine, beni sinir ettiklerini ve azmimle aramı açtıkları için aileme...

'' Seni seviyorum sana aşığım sensiz yapamam '' gibi cümlelerin kiralarını çok ucuza ödediklerini sanan ve biten her ilişkimin ardından, gönül evimden çıkarlarken odalarımı dağıtıp da giden sevgililerime...

'' Dostum arkadaşım kankam '' diye beraberce kakara kikoro yaptığımız, neşemin ve keyfimin ortakları ama hüznümün ve öfkemin yabancıları, zor anlarımda benden uzakta olmayı yeğleyen arkadaşlarıma...

Dünyasının dörtte dördüde gerçekler deniziyle kaplı olan ve hayallerini avlamak adına balığa çıkan, küçük ve yalnız teknesiyle umutusuzca dolanıp duran ve artık olta atmasını dahi unutan kendime..

 

Anlattıklarınız ve gösterdikleriniz için..

 

Çok teşekkür ederim.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hiç Değilse..

 

Bir maden işçisiydim ben.. Hayatın gerçeklerini delip geçen ve düşlerine ulaşmayı bekleyen, çalışkan, saf bir işçi.. Hevesle kazdığım gerçeklerin, kazmamı parçaladıklarının farkında olmayan bir ahmaktım ben..

Farkettiğimde.. Karanlığa yaslayıverdim hayallerimi.. Bedenim hiç değilse dinlensin. Nefes almak zor bu delikte. Bırakayım kalbim daha yavaş atsın. Dışarda ne olup bittiği umruma bile değil. Kendi kendimle geçirdiğim zaman, bana kar kalsın.. Kazancım, '' hiç değilse denedim '' demek olsun.

Hiç değilse.. Kimsenin bir başkasını kendisinden daha çok sevemiyeceğini bile bile yine de sevilmeyi denedim, küçük afacan çocuklar gibi..

Hiç değilse.. Aşk denilen şeyin, samimiyetine inanmasam dahi, yine de defalarca aşık olmayı denedim onca sıkıntıma rağmen..

Hiç değilse.. Mutlu ettiğim insanın, ayrılık vakti geldiğinde benden nefret edeceğini bilmeme rağmen, sevgiyle hatırlamayı tercih ettim hatıraları, öfkemden gizleyerek onları..

Hiç değilse.. Amansız bir hastalığın pençesine düşsede en sevdiğim ve vazgeçsede hayat ondan ben ondan vazgeçmemeyi öğrendim, canımı ne kadar acıtsada bu tecrübe...

Hiç değilse.. Kanayan bir yarayı kapatmanın, ağlayan bir çocuğu susturmanın yolunun kahkahalardan geçtiğini farkettim ve en yararlı oyunum oldu bu oyun arada bir kesilsede..

Ve hiç değilse.. Zaman her ne kadar vermesede aman, kendi nehrimde akıp gitmeyi öğrendim, olsamda bir kuru dal ya da bir çöp saman..

İşte ! Hiç değilse demeyi öğrendim. En azından..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Liğme liğme edilmiş niyetlerin üstüne

Basa basa yürürken ben..

Hangi köşelerde gönül zillerine

Basıp basıp kaçmaktasın sen..?

Kendi iç denizimde boğulurken ben..

Hangi kadehlerin dibinde yüzmektesin sen..?

Yanlışlarım sıradağlar olmuşlar

Yollarımı kapatmışlar

Ve ben aşmak için kendimi

Vurmuşken taşlara gövdemi..

Sen! Hangi küçük dağları ben yarattım derdindesin..?

Sus! Yürekten konuşmadıkça benimle..

Tanıdığınımı zannettin beni bu kadarcık deneyimle..?

Sus! Beni bana anlatma şekerim.

Ben kendimi zaten çizerim.

Kalem dahi kullanmadan..

Aklına zerk ederim.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Zaman kendi başına buyruk

Biz bu buyruklara uyduk

Nefes aldığımızı sanırken aslında

Tekdüze dalgalarda boğulduk

 

Şimdi kırık dökük bir saatde ki

Çalışmayan yelkovan gibi

Ne geceleri ne gündüzleri

Ne de aramıyorum akrebi..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Zaman kendi başına buyruk

Biz bu buyruklara uyduk

Nefes aldığımızı sanırken aslında

Tekdüze dalgalarda boğulduk

 

sanki içimden geçenleri yazmışsın... -_-:clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sen şekilsiz duygularımın hakimisin

Gece bittiğinde gündüzü bana getirensin

Saatlere yüklenen en güzel anlam

Ve sen o anlamların en tepesindesin..

 

Ne güneş dokunsun sana ne rüzgar değsin

Ne bulutlar örtsün seni ne karanlıklar gelsin

Eşi benzeri olmayan nadide bir elmas gibi

Kendi ışığınla yarıştasın, eşsiz bir mücevhersin..

 

Hasetlikten ve çirkinlikten çok uzaktasın

Kutsanmış bir kuzgunun kanadında oturmaktasın

Tepeden değil yürekten bakmaktasın

Asaletin kraliçesi, sadakatin sultanısın...

Share this post


Link to post
Share on other sites

ne birilerine kendimi anlatma derdindeyim ne de temize çıkarma... sen anlamışsın gerisi nafile...

 

bu güzel satırlara cevap vermekte zorlanıyorum... çok teşekkür ederim :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Aşk muharebesi bu gülüm..

Kolayca biter mi sandın ?

Kazanmak yok bu savaşın sonunda

Sen kendi kendine kandın.

 

Taarruzda gerçekler

Hiç durup dinlenmezler

Kesilir gücün, pes eder yüreğin

Ve galip gelir mesafeler..

 

Şimdi günbatımıyla batarım

Bilirim, sabah yine doğarım

Bir sonraki ecele kadar

Bende kalan senle yaşarım..

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Tamam hadi sizinim tutun her bir yanımdan

Çekiştirin ve parçalayın kurtulayım şu ruhumdan

Delirmek işten değil kendi çelişki hücremde

Vazgeçmişim huzurdan vazgeçemem mi sanki canımdan..

 

Vestiyerde asılı bir giysidir niyetim

Eskimiş ve kullanılmış değersizdir yüreğim

Ateşe vermeli belkide Neron gibi şehrimi

Ve oturup seyretmeli yanıp giderken benliğim..

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Sıkıntıyla Muhabbet..

 

Orantısız süprizlerin şaşkınlığında, kendi zambaklarımı topluyorum yanlızlığımda..

Samimiyete şüpheyle yaklaşmanın marifet sayıldığı sanalçağda, kendi çağımı açmayı düşünmüşüm ya bir fatih edasıyla... Ahmakmışım.

'' Güzel edebiyat parçalıyor '' ya da '' ağzı iyi laf yapıyor '' gibi basit anektodları, gerçekten zeki olduklarını sanaraktan, ceplerinde dolaştıranlar, hasetlikle doldururken egolarını, takdiri unutur olmuşlar...

Küçük bir çocuğun, oyun arkadaşına, babasının aldığı bisikleti kıskanan bakışlar değil bu bakışlar. Ezikliğin ve kompleksin harmanlanmasıyla oluşmuş bu bakışlar.. Kaş hafifçe yukarı kalkar ve dudak kibirle büzülür.. '' Sadece yazıyor '' diyen bir dile, '' Buyur sende yaz o halde '' demek yeterlidir aslında.

Evet. Sadece yazıyorum. Kalemim dilim, kağıdım yüreğim olmuşken, kelimelerim akıp gider içimdeki nehirden.

Bazen coşar ya o nehir, şımardı sanırlar. Bazen de durulur, tükendi zannederler. Oysa ki nehirler hep aynıdır. Değişen, sadece duygusal debileridir. Yağmurla beraber yağdığında neşem, sevincim, keyfim.. Bir nehirin gülmesi gibi gülerim, coşkuyla akarak.. Bazen de hüzün güneşinin altında kendi deltalarımın arasına sıkışır bir ceset gibi akar giderim yine kendime, hep kendime..

Şimdi diyecekler ki ; '' Bak yine edebiyat parçaladın. Yine kendince bişiler zırvaladın''

EyvaAllah.. Ben öyle kendi çapımda sıkıntımla muhabbetteyim.. Rahatsız oluyorsanız eğer, bi zahmet gölge etmeyin.

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Türkülerde dizeler olsam, çığırırmıydın beni?

Şiirlerde kafiyelere bürünsem, hecelermiydin ismimi?

Kendi gölgesine yaslanmış

Bir çocuk gibi ağlasam..

Sessizce ve içten hıçkırıklarla..

Ağlarmıydın sende benimle ?

Cevabın '' hayır '' olsun ne olur..

Gözyaşlarıma bağışıklı yüreğim

Görmek istemez gözlerinde ki nemi

Ve sende görme bende saklı seni..

Git hadi !

Tebessümlerimle uğurluyorum seni

Bilirsin.. Gösteremem sevgimi.

Hele gözlerimi, ıslakken asla görmemelisin.

Bir daha zayıf ruhlu birini asla sevmemelisin.

Git ! Sende ne bırakmışsam, ister topla götür..

İster fırlat suratıma..

Yeter ki sen dim dik dur..

Güçlü kal ve mutlu ol. Tek dileğim budur.

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Düştüğünde dizleri üzerine

Canı yanan bir haylaz gibi..

Üfle küçüğüm dizlerine...

Ve her üfleyişinde umut et

Acını azaltacak ilacı..

Bir eczanede değil..

Bir dostun tesellisinde

Bulmak ümidiyle..

Ola ki bulamasan bile

Düştüğün yerde kalma ufaklık.

Kalk ayağa ve yürü..

Acısada canın..

Bırak düşünme yaranı.

Ama ceplerini kontrol et.

Bak bakalım.. Ruhundan neler düşürmüşsün..?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Canımı çıkarıp koydum bir kenara

Öfkemle sohbetde, ihtiyacım yoktur ona

Bildiğim ne kadar küfür varsa

Tek tek saydırdım kendi saflığıma

 

Gölgelerle alay etmek kolaydır oysa

Eğer kendi gölgeni bırakmışsan arkanda

İçtenlikle sevişemezsin bir daha

Ne sabah güneşiyle ne de akşamları ay la..

 

 

:clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Biliyordun değil mi zamanı geldiğini ?

Heybeni taşımaktan yorulup düşeceğini..

Hınca hınç doldurdun ya o heybeyi

Su üstüne yazılan kelimeler gibi ..

Dağılıp gittin kendi üçüncü gözünde

Bakmak zorundaydın sanki o gözle

Tutamadın değil mi o kahrolası hissini..?

Ve üzdün yine kendi kendini..

Ne için peki ?

Öğrendiğinde cevabı, sol yanımada söyle

O benden çok meraklı

Neden sevilmediğini öğrenmekte kararlı..

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Görülecek bir şey yok bende..

Say ki kör bir kuyudur ruhum.

Olabildiğince derin ve karanlık

Anlamak için bu derinliği..

Öylesine bakman yetmez be gülüm.

Cesaretin varsa eğer..

Derinliğime ineceksin.

Yapabiliyorsan şayet..

Aşağılara geleceksin.

Ama bana soracak olursan

Hiç gelme derim sana..

Kendi karanlığımda yanlız

ve kalmışken bir başıma

Değersiz bir kuyuyla

Hiç mi hiç uğraşma..

Seslendiğinde derinliğime..

Cevap aldığını sanırsan eğer

Bilki o kendi iç sesindir.

Ben yıllar önce vazgeçtim cevaplardan

Süslü püslü yalanlardan..

Ben bu kadar derindeyken

Sen o kadar yüksektesin ki..

Bazen seni yıldızlarla karıştırıyorum.

Gece, yıldızlar ve karanlık..

Sana ulaşamayacağımı bilmek

Bilsen ne büyük zayıflık..

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Şirin bir kız gördüm rüyamda

Erişilmesi zor bir dağın ardında

Nasıl varabilirim ki oraya ?

Doğuştan kanatlarım yoksa..

Üstelik bir o kadar da uzakta..

Belkide varmak için yanına..

Atlamak gerek dağdan aşağıya..

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bir kaç cümle sonra..

 

Zamanı geldi düşmenin..Destek aldığım dostlardan çözülmenin.

Gürültüyle değil, sessizce düşmeliyim. Canımın ne kadar yandığını belli etmeden.

Dudaklarımı ısırarak, ünlemler içinde kaybolup gitmeliyim. En öfkeli savaşçı dahi gün gelir yorulur.

İki yanı keskin kılıcı, iki yandan da körelir. Mantığını ve duygularını bileyebileceği bir iradesi kalmamıştır artık.

Zamanı geldi bırakmanın.. Bir afacanı omuzlarcasına taşıdığım hayallerimi yere indirmenin vaktidir artık.

Yoruldum. Sen yoluna devam et ufaklık. Ben kendi korkaklığıma uzanıcam biraz.. Git hadi.. Yokum bundan sonra ben.

Bırak elimi tutmayıda çekiştirme beni.. Gelemem senle.. Sende en az benim kadar iyi bilirsin o yaraları. Hangi savaşlarda kaybettiğim sanrılarımı.. Yok ben yoruldum artık. Bu kez pes diyorum ve kabul ediyorum.. Zafer bencilliğindir.

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bir bilet lütfen..

 

Tükenmez kalem sandığım, tükendi bu gece sabrım.. Ya yeni bir iç almalı ya kalemi kırmalı..Kırmak işime geleni.. Güçlüyümde, hemen kırabilirim yani, ne olacak ki ? Çekip gitmek kolaymıdır ? Kolaydır anasını satiim..Eğer geride her şeyi bırakabileceğinize inanırsanız dünyanın en kolay hareketidir sırtınızı dönmek..Ama bir an için bile tereddüt etmemek gerek.. Eğer tereddüt ederseniz gidemezsiniz.. Gitseniz de miş li zamanlarda bırakırsınız bir yanınızı ve sonra geniş zamanda ararsınız o yanınızı acıyla hatırlayarak.. Zaman şimdi bir gidiş bileti alma zamanıdır.. Sakince yaklaşıp da kırgınlık reyonuna bir bilet isteme zamanıdır.. Bedeli ne olursa olsun.. Çekip gitme zamanıdır.. Sakın ola ki tanıdık birilerine rastlarmıyım diye bakma etrafına salak salak.. Sen ordaykende yoktun, giderken de yoksun o gönülde.. Varlığını hissettirememişken yokluğunu mu hissettirebileceğini sanıyorsun be adam..? Valizine doldurduğun kendi ahmak hayallerini taşıyıpda yokolma zamanıdır senin için..Hatta sana tavsiyem, o valizide at gitsin derim. Hadi şimdi daha fazla oyalanmadan kendi yanlızlığına binde git.. Ve sakın arkana bakma.. Tanrı gözlerimizide, yüreğimizide önümüze vermiş.. Devam et.. Git !

Share this post


Link to post
Share on other sites
Kısa bir ara..

 

Canım acıyor.. Sızlayan bir yanım ya da kanayan bir yaram yok görünürde ama acıyor yinede sol yanım..

Biri beni katlayıp cebine koymak istese yapabilir hani.. O derece kırılgan ve kendi kendine konuşan bir ahmak gibiyim.. Kelime israfı yapmayayım.. Öyleyim.. Kurumuş düşlerimi sulayan inanç kaynağımın önü de tıkanmışken, ne işim var sahnede diyorum..? Hayır inerim inmesine o sahneden ama ineceğim yeri göremiyorum ki .. Çekiniyorum ister istemez ya kaybolur gidersem diye karanlık silüetler arasında..

Süflörümde susmuş, kopya verende yok.. Dilim suskun ama yürek bas bas bağırmakta .. Şükür duyan yok yoksa rezil olmuştum ona buna .. Nasıl anlatabilirdim ki bir çocuk gibi saf saf ona kapıldığımı..? Hele bir mola verilsin kendime gelirim ama.. Bir sigara yakar bir de sahte tebessüm dudaklarda.. Olur sana normal bir adam işte .. Hadi ama insin artık şu perde

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Düşünce yüklemlere..

 

Uykusuz kalmanın en iyi yanı nedir biliyormusun ?

Gün içinde hiç düşünmediğin kadar düşünürsün sabahlara dek..

Peki çok düşünmenin en iyi yanı nedir bilirmisin ?

Cevap için fazla düşünme kaybeden. Hiç bir şeyin aşırısının iyi olmadığı gibi düşünmenin fazlasıda iyi değildir. Dolayısıyla çok düşünmenin en iyi yanı, bu gereksiz çoklukları farkedebilmektir belkide..

Çok mutlu değil, sadece mutlu olabilmek için düşünce yüklemlere, hiç düşünme bile.. Nice mutluluk oyunlarına kaybedenim..

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bir atımlık şafak..

 

Tutamadığım sözümsün..Perdelerime vuran ışık, şafağın sesi değil ki inanayım seni görebildiğime..

Hatırlayamadığım onca ayrıntının karmaşıklığına bulanmış zihnim ve bir de söz dinlemeyen bir çocuk var içimde..

Bu yüzdenmidir hep, kendime verdiğim sözleri tutamamamın sebebi ?

Farkedemediğim kadar yara bere içinde kalmışım.. Nefretimi beslerken gizli gizli sevincimi boğmuşum meğer gözyaşı denizimde.. Üstelik yüzme bilmediğim halde dalmışım kendi yanlızlığıma. Gölgelerden resimler çizmişim odamın duvarlarına ve hiç yetenekli değilmişim anladım ki çizim konusunda..Yaptıklarımı kendim bile beğenmezken, hangi beğenilerin beklentisine gömülmüşüm böyle ? Daha az önce aynada bakınıyordum kendime.. İzler hala duruyor yüzümde ve saçlarımla konuşmuş zaman beyaz beyaz.. Biliyormusun, uzun zamandır hiç ilişmedim geçmişe.. Belki gelecek de bana ilişmez diye.. Zaman bu kadar mı korkutur bir insanı ? Beni korkutuyor işte.. Nasıl korkmayayım ki .. Eski bir duvarın dökülen sıvaları gibi dökülmekte gençliğim.. Bir de beni görenler '' yaşını göstermiyorsun '' diyorlar.. Ben yanlız yaşımı değil hiç bi şeyimi göstermiyorum ki zaten.. Anca satır aralarına sıkıştırıveriyorum ordan burdan ''ben'' leri.. Geride bir şeyler bırakmışım belli, ama neyi nerde bıraktığımı bile hatırlayamayacak kadar da ahmağım. Hani bazen evden çıkarken sanki geride bişileri unuttuğunuzu hissederde tekrar eve dönersiniz ya kontrol etmek için.. Bende dönecem ama neyi kontrol edicem onu bile bilemiyorum ki.. Hem zaten çok açılmışım daha da geri dönülmez ya bu saatten sonra.. Zaten zaman bana gıcık, dürtükleyip durur arkamdan .. Bir an önce bizim için hazırladığı kaçınılmaz sona varmamız için.. Anlamadığım şey, bu kadar kısa bir çizginin yolcularıyken biz, ne diye kendimizi kasarız ki ? Kader kaleminin ucu bu denli sivriyken, ne diye birbirimize yuvarlak cümleler kurarız ki ? Seviyorsak seviyorum diyememek, nefret ettiğini söyleyememek, ya da kelimelerin anlamlarına tacizlerde bulunmak...Günün, haftanın, ayın yada asrın değil.. Tarihin modası olmuş adeta.. Sanırım bende bu modaya uydum ve sözümü tutamadım.. Tutamadım çünkü bir melek değilim.. Yaratırken yaradan bizi iki kaşımızın ortasına ekmiş nefis tohumunu ve besin kaynağı olmuş o tohuma içsel zayıflıklarımız..

Ruhum mu ? O zaten boşlukta .. İçim delik deşik her yanım cereyan yapmakta.. O yüzden içerde yankılanan sesim zyıf ve hasta.. Onu benden başka duyabilecek kimsede yok zaten. Teemennim odur ki, umarım bir gün, herkes, birbirinin iç sesini duyabilir.

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
Yakaladım bu kez...

 

Bu neydi ya..? Sabahın beşin de uyandım.. Midemde bir açlık hissi ruhumda bir hancı edasıyla daldım mutfağa..İçim kıpır kıpırdı ama.. Nasıl olmasın ki ? Çok uzun zaman sonra gördüğüm bir rüyayı hatırlayabiliyordum sonunda.. Unutmadan yazmalıyım kıç tarafıma.. Rüyamda benim mahalle civarında bir yerlerdeyim.. Yanımda ufaktan bir çocuk var 5-6 yaşlarında.. Çocuğu tanımıyorum ama belli ki o beni tanıyor ve ikimizinde karnı aç .. Kahvaltı yapabileceğimiz bir yerlere bakıyoruz .. Derken camekanlı arabasıyla seyyar bir poğaçacı görüyorum.. Tam poğaçacıya doğru yaklaşıyorken, adam arabasıyla beraber bir dükkandan içeri giriyor.. Tabii bizde peşinden.. Girdiğimiz yer bir lokanta , daha doğrusu bir çorbacı.. Poğaçacıya dönüyorum, arabasında bir kaç tane simidi poğaçası var ve onları istiyorum.. Adam kalmadı diyor.. Ama görüyorum ben var işte nan.. Ama yok, adam illada kalmadı diyor.. Bu kez lokantacıya dönüyorum.. Çorba istiyorum ama yahni çorbası istiyorum.. Lokantacı sadece İşkembe var diyor.. Artık sinirleniyorum, tartışıyorum adamlarla .. Benim karnım aç ve bir türlü istediğim şeyleri bulamamanın sıkıntısıyla bişiler söylüyorum kızgınlıkla.. Tam o sırada yanımdaki ufaklık elimden tutuyor, beni masalardan birine otutturuyor.. Masalardaki ekmek sepetlerinde dünden kalan dilimlenmiş bayat ekmeklerden veriyor bana.. Ve her verdiği ekmek elimde birer poğaçaya dönüşüyor .. İştahla yiyorum.. Sonra çocuk lokantanın içinde oynamaya başlıyor gülücükler saçarak etrafa.. Onu seyrederken farkına varıyorum ve kim olduğunu hatırlıyorum o çocuğun.. O bendim ! Benim çocukluğumdu o.. Ve birden uyandım.. Başında da dediğim gibi attım kendimi mutfağa .. Dolaptan ne geçtiyse elime başladım yemeye.. Anlamadığım şey neden gözlerim ıslaktı..?! Acaba benim midem mi acıkmıştı yoksa ruhum mu ? Özlediğim şey yemek yemekmiydi yoksa çocukluğuma duyduğum saflığın hasretimiydi ? Yaşlanmaktan mı korkuyordum yoksa yalnız kalarak yaşlanmaktan mı ? Hep yanıbaşımda olanı göremiyormuydum ki acaba ? Hiç mi memnun olamıyordum kendimden ? Bir dilim ekmek yerine başka şeyleremi ihtiyacım olduğunu zannetim acaba bunca yıl ? Yıllarca yanlış bulutların kuru yağmurları altında mı ıslattım gönül tarlamı ? Yoksa ben tarla bile olamadım mı ? Mahsül verdiğimi sanarak etrafıma kendimi mi kandırdım salakça ..? Desem ki altı üstü bir rüya takma kafana be olm .. Derim ki altı üstü bi dünya ne takıcam nan.. Bırak herkes kendi ekseninin etrafında dönsün ve bırak onlar kendi egolarının uyduları olsunlar.. Senin uydun ise çocukluğunda dursun.. Artık sıkma canını ve bir şey daha.. Gece yatmadan önce karnını doyur..

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ah, dayan!

Bırak yollar girsin aramıza.

Söz sana, başka bir ten giremez koynuma.

Geçer zaman,

Durmaz, akar kör kuyuya.

Ben beklerim,

Yenik düşmem ucuz oyunlara.

 

Dayan..üzülme.

Sen, meleğim!

Hiç durmadan ağlardın, niye?

Gitme, demedim

Bağlanmaktan korkarsın diye.

Can yeleğim,

Karışmasın kimseler bize.

 

Gör beni,

Körelmesin kalbin uzaklarda.

Hiç düşünme

Mühür vurdum dudaklarıma.

 

Dayan..üzülme.

Sen, meleğim!

Hiç durmadan ağlardın, niye?

Gitme demedim

Bağlanmaktan korkarsın diye.

Can yeleğim,

Karışmasın kimseler bize.

 

Karışmasın, konuşmasın,

Dokunmasın kimseler bize.

Gel artık, vakit geldi

Canıma yetti, özledim çok!...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.