Jump to content
Sign in to follow this  
Yayamaz Kayımca

Git............Gitme..............Gidiyorum..........

Recommended Posts

Git-me…

 

 

 

Sen gittiğinde,

...sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne. Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine.

Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri ele geçirir ruhumu, sessizce... Omuzlarıma doğru, uçurumlara kendimi feda ederim.

Gözyaşlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez... Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde.. Beni bana taşıyan bin bir türlü aşk tarifinde...

Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...

Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her erkeğin kokusu sensizliği taşır bana.

Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur,sensizlik zordur.

Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır...

Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma.

Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında.

 

Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de "ah bir çalsa.." dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti. "Seni seviyorum" dediğin o sessizliklerin hasreti...

Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerimi tutuşunu.

...seni özlerim, sensiz sessizliğimde.

 

Sen gittiğinde, durur zaman.

Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.

...ben seni özlemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne olduğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.

Ben de beklerim.

...sensiz zamanı bensiz geçiririm.

 

Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.

Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal perisi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramiler'in son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensini uçan bir halıyla prensesine taşıyan saliselerdir.

Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.

Sen gelene kadar "tadilat nedeni ile kapalı(yız)dır" kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Defterler açık verir ve tüm matematik işlemleri seni gösterir. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep "sen" çıkar. Bir tek "sen"in sağlaması beni "ben" yapar.

Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.

Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelene kadar kapımın dibinde nöbet bekler. İlişkiler ilişilmez olur. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminim hissetmezsin...

Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.

 

Sen gittiğinde,

Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.

Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.

Çaresiz bir hayat mahkumu...

Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...

Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep beni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.

 

Sen gittiğinde, ben de giderim

Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma, her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularında imzayı hep "sen" diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerler. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.

Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.

Sen gittiğinde, söz de bitiyor.

...ve sensizlik, senin kadar ağır geliyor.

 

 

 

 

Alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme...........

 

 

 

yokluk barkasını giyinmişim

sırtımda ağır yaralar

içim anneye ozlemdi

sana uzaktı yaralarım

dudakların değse değişecek sanardım hayatım

ne dudakların değebildi nede değişti hayatım

 

hatırlarmısın zengindi yüreğim eski bir zamanda

hani vardır ya bir varmış çok aşkmış diye

başlardı aşklar

ve tüm sevişmeler sanayadı gonlumde

dudaklarım sana kuruydu

çatlamıştı susuzdu

 

izlerdin dudaklarımı sana en güzel şiirlerimi okurken

öpmek isterdin belki

ama susmamamı isterdin aynı zamanda

dokunmazdın

elimi alır göğsüne koyardın

elini göğsüme

yüreğim korkardı dokunmaya

mesafelerdi aramızdaki ucurum

sana aşıktım güle aşıktım

derbederdi serseriydi zaman

sen gidişleri yaşatmaktan korkardın

ben dokunmaya kıyamazdım

incinmenden korkardım

 

sana bakardım

narin bi beyaz kağıda bakar gibi bakardım

dokunurdum yanağına

içindeydim ta içinde...

en derininde yüreğinin...

sevişmelerimizi solerdim sana

dem tadında doruğunda zamanın

seni yasamak seni hiisetmek isteerdi

yürek sana çarpardı

sen yüreğe

ben zamana carpardım

yokluğuu tasvir edemem

gel gonlumun nazlı gülü..

uzan yatağıma

dısarda boran fırtına çıkar barkamı

tenime değsin ellerin

sevişelim çılgınca...

bağır çağır çığlık çığlığa yakma yüreğimi

yakma canımı

dokun hisset ama gitme ezme yüreğimi

gitme yüreğimden

gonul yatağımdan

gitme uzaklara...

 

 

 

_ByAutocrat___

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ardından... Düşünüyorumda...

Bakma öyle...

Boğuluyorum gözlerinde!..

Sus lütfen...

Eziliyorum kelimelerinde!..

Duyma n'olur...

Boğazımda düğümlenen hıçkırıklarımı!..

 

 

 

Ağlıyorum...

Gözlerimde sicim gibi yaşlar!

Susuyorum...

Dilimde söylenmesi gereken binlerce sözcük!

Duruyorum...

Gittiğinde olduğum yerde hala!

Bakıyorum...

Uzaklaştığın yollardan dönersin diye!

 

Düşünüyorumda...

Ben yaşıyor muyum gerçekten?..

 

 

 

Alıntı....

Share this post


Link to post
Share on other sites

sevişmelerimizi solerdim sana

dem tadında doruğunda zamanın

seni yasamak seni hiisetmek isteerdi

yürek sana çarpardı

sen yüreğe

ben zamana carpardım

yokluğuu tasvir edemem

gel gonlumun nazlı gülü..

uzan yatağıma

dısarda boran fırtına çıkar barkamı

tenime değsin ellerin

sevişelim çılgınca...

bağır çağır çığlık çığlığa yakma yüreğimi

yakma canımı

dokun hisset ama gitme ezme yüreğimi

gitme yüreğimden

gonul yatağımdan

gitme uzaklara...

 

 

 

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme bu kez...................

 

 

Şimdi sen şiir yazıyorsun ya

ben parmaklarımınn ucuna basarak

kaçıyorum usulca...

Ne zaman konuşmalı insan

ya da ne zaman susmalı...

veya ne zaman haykırmalı.

 

İstanbul İstanbul olalı

kaç sevda gördü gerçekten

geberiyorum aşkından diyen

ne kadar geberdi sahiden

 

Kaç kucak boşluğa dayanabildi

Kaç yürek gerçek gözyaşı döktü

nerdeyiz biz

Sevdaların ortasında mı

sevdasızlıkların zamansızlıklarında mı

 

Bitirtmeli miyiz umutları

Terketmelimiyiz yüreklerimizi

Kapanıp kapılar arkasına

görmezden mi gelmeliyiz

 

Mutluluk bu mu?

Böyle mi yaşamalıyız

Yaşanan "an"...

diye bir türkü tutturmuşuz işte

peki var mı sence

o türküye gönül gözüyle eşlik edip

"an"ı "anlayan...

 

Önce bozulan neydi?

Ekmekler mi?

Yok be güzelim...

Ekmeği yapan eller

ekmekleri bozanlar!

 

Şimdi sen şiir yazıyorsun ya...

ben usulca gidiyorum

parmaklarımın ucunda.

 

Sen şiirlerini yaz...

 

İçindeki o boşluğu hiç bir zaman dolduramadım ben. Buna gücüm yetmezdi. Sense bıraktığın yerden,

benimle birlikte yeniden yaşamaya devam edebileceğini düşünüp, ömrünü tamamlamaya çalışıyordun.

O yarım kalmış, o bir daha tamamlanamayacak olan ömrünü... Ömrünü tamamlamak isterken, yaralarını sarmak istiyordun.

O peşini bırakmayan, nereye gitsen seninle birlikte gelen, hiç bir zaman kurtulamadığın yaralarını.

Onları tamamen sarıp iyileştirdiğinde bu hayattan kaçıp gitmeyi düşünüyordun. Hani benden önce ölecektin ya...

 

Şımarık bir çocuktu sevgin, seni seven herkesten hayatını isteyen. Yıllardır öyle susuz öyle yalnız bırakmıştın ki onu,

yalnızca kendine sevgili olabilmiştin ancak. Kendini sevmekten yorulduğunda başka sevgilere karışmak isterdin.

Uzaklara çok uzaklara gitmek isterdin hep... Gittiğin yerlerde seni tanımadan sevsinler,

hayatındaki hiç bir ayrıntıyı bilmeden sevsinler diye... Nasıl olsa geri dönecektin yine, evine, kalp ağrısı odana,

o sonsuz yalnızlığına... Her zaman yaptığın gibi sevgini şımartacak, ona aldığın hediyeleri gösterecektin.

Çünkü; hayat senin için tek başına yaşanılmayacak kadar zor, bir başkasını sevdirmeyecek kadar da acımasız dı.

 

Yaşadıklarını tüketip, heyecanın geçtiğinde beni hatırlardın. Hiç bir şey yaşamamış, hiç sevilmemiş gibi arardın beni.

Benim de sevgim senin ki gibi yalnızdı çünkü. Sahipsizdi..

 

Sana bakarken yüzünün derinliğine batardım. Yüzünden belli belirsiz anılar, yarım kalmış zamanlar, eksik sevdalar geçerdi.

 

İnsanlar benim neden genç kaldığımı bilmiyorlar çünkü ben bir yerde donmuştum, demiştin bana.

 

Kaç gündür deli gibi seni düşündüm durdum hep. Her an... Yokluğuna beş günden fazla dayanamadım, çıktım geldim.

İşte şu an yanımdasın, kendimi istediğim herşeye sahip olmuşum gibi hissediyorum. Ama yine gidiyorum...

Gitmem gerek... Bilmediğin zorunluluklarım var, sakın yanında olmak istemediğimi sanma. Yanında kalmayı

senin beni istediğinden daha çok istiyorum. Ama gitmeliyim. Beni anladığını biliyorum...

Çok yakında yine yanında olacağım, belki yarın. Seni çok seviyorum, deyip gittin...

 

Oysa böyle değildi eskiden. Sen gittiğinde arkandan gülümseyerek bakardım. Düşünmezdim bile gittiğini.

Sadece giderdin ve nasıl olsa gelirdin bir zaman sonra...

Uzun uzun konuşurduk seninle, büyük bir hazla anlatırdın hayatını. Büyük bir acıyla çalkalanırdı için kardeşini

özlerken, derin bir yalnızlıkla burkulurdu dudakların annenin ismini anarken... Susar dinlerdim seni, susar gülümserdim,

hayatla alay eder gibi birbirimize bakıp gülümserdik...Sonra durduk yerde sarılırdın bana. Bütün sevdiklerine sarılır gibi

sarılırdın. Seni böyle susuz bırakan, seni senden koparan, seni sana düşman eden geçmişine sarılır gibi sarılırdın bana...

Seni umursamayalara karşı içinde beslediğin umutsuz sevginle sarılırdın... Kısa bir süreliğine bile olsa yaşantınla

ilgili bütün bağlarını koparıp sarılırdın bana. Seni böyle anlarda sonsuz bir aşkla sevmek geçerdi içimden, büyük bir

tutkuyla sevmek... Beni duymuyor musun, bu aşk için her şeyden vazgeçebileceğimi görmüyor musun? Neden sürekli çok

yalnızım diyorsun bana? Neden sürekli bir boşluğa bakar gibi bakıyorsun. Bırak, seni sahip olduğun herşeyin uzağına iten,

bilmediğim zorunluluklarını bir kenara bırak... Hem ne olabilir ki onlar? Sana hiç bir faydası dokunmuyorsa

neden kurtulmuyorsun ki onlardan? Yanında ben varım artık. Gitme, benimle kal, bu aşkı birlikte yaşayalım, sevgim

ikimize de yeter, diye bağırmak geçerdi içimden... Yapamazdım bunu sana...

Seni çektiğin acıdan koparamazdım. Yanımda kalmanı istemek, acılarını soluksuz bırakmak demekti benim için.

 

Sevgimi sana belli etmediğim zamanlarda alınganlıklarına kaçardın.

Önce yüzünü asardın, donardı gözlerindeki ışık, içten içe kızardın. Şaşırır, yaptığın şeye anlam veremezdim.

Ama anlardım; sevgini yurtsuz bir toprak gibi görürdün benimleyken. Onu sürekli şımartmamı, göklere çıkarmamı,

senin beni sahiplendiğin gibi benim de seni sonsuz bir istekle sahiplenmemi, yalnızca sana ait olmamı beklerdin.

önce öfkelenir sonra öfkeni yatıştırmamı isterdin benden. O an düşündüğüm, uğraştığım ne varsa bir kenara bırakıp

seninle ilgilenmemi isterdin. Merak ederdim hep; nerede eksik bırakılmıştın, neyi yarım yaşamıştın.

Saplanıp kaldığın bayağılıktan,sıradanlıktan, oynadığın aşk oyunlarından neden kurtulamıyordun.

 

Gittin...

 

Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı... Hayatın sıkıcılığını...

Meğer sensizlikmiş benim bu hayattaki tek eksikliğim. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik,

sensizlikmiş durmadan sigaraya sarılan ellerimideki tedirginliğin nedeni...

Gecenin bir yarısı ansızın uyanıp yeter gel artık diye haykırışlarım sanaymış...

 

Gittin...

 

Seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken, ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken, saçlarının o sarhoş edici

kokusunu içime çekerken, birbirimize sırılsıklam sarılırken,

gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz

daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle

seni avutmaya çalışmaktı.

 

Seni özlemek, içimi kanata acıta gitmene razı olmaktı.

İçimi acıtan tuhaf, akılalmaz düşünceler içinde zor da olsa gitmeye mecbur olduğunu kendime kabullendirmek,

çocuksu duygularla Tanrı` dan hayatındaki bütün olumsuzlukları yok etmesini dilenmekti.

 

Beni bir kez öldürdüğün bu hayatta....

 

Kendini atese atıyorsun ama yanmakta istemiyorsun...

Hep gitmelere gidememelere mahkum senin yüreğin... ve gidişlerin döüşlerin oluyor aslında farkında mısın?

İçinde ki boşluğu dolduramadım ben. İzin vermedin ki...

Gitme bu kez...

sadece bir kez...

 

 

 

Alıntı.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme. Ne olur, gitme......

 

 

Git. Yüzüme öyle bakma git. Hiç durma, bir gidenin bir daha asla

giremeyeceği kapı orada, git. Hiç bir şey açıklamak zorunda değilsin.

Giderken söyleyecek şey bulamaz insanlar. Sen bahanelerin arkasına

sığınanlardan olma, git.

 

(Oysa daha doyamadım sana... Kokunu yeterince çekemedim içime... Yapacağımız

ne çok şey vardı... Neler planlamıştık... Şimdi ne yapacağım ben? Nasıl

duracağım ayakta? "Kal" dersem kalır mısın yar? Nasıl istiyorum yalan bile

olsa "Bu gidiş sadece zorunluluktan, bekle beni döneceğim" demeni...)

 

Her aşk biter, sen de git. Hem zaten biteceği daha baştan belli bir aşktı

bizimkisi. Sen gitmesen belli ki bir gün ben gidecektim. Herkes kendi

tercihini yaşar ve sen tercihini yaptın. Rahat ol, git. Aklın kalmasın

burada. Dramatik vedaların kahramanları olmayalım, git.

 

(Benim aklım sende kalacak. Sadece aklım değil yüreğim de... Bitmezdi bizim

aşkımız. Asla terk etmezdim seni. Benliğimi, varlığımı, hayatımı adamıştım

ben bu aşka. Beni tercih etmeni isterdim, benimle yaşamanı isterdim. Şimdi

kimi ya da neyi seçtiğinin ne önemi var artık? Ağlayacağım ardından,

kahretsin ağlayacağım...)

 

İstersen dost olabiliriz, haberleşebiliriz birbirimizle. Mutlu olmanı

isterim. Sen mutluluğu hakeden bir insansın. Elbette ben de mutlu olacağım,

merak etme, git. Hayatımıza başkaları girecek ve biz belki de birlikte

yaşadıklarımızı bir süre sonra hatırlamayacağız bile, git. Hangi yara kabuk

bağlamamış ki bugüne kadar? Hangi ateş sönmemiş ki? Yapman gerekeni yap,git.

 

(Sensiz mutlu olabilir miyim ben yar? Unutabilir misin bu kadar kolay?

Yaşadığımız onca şeyi silebilir miyim? Mümkün değil, seni içimden çıkartıp

atmam mümkün değil. Biliyorum, hiç bir ilaç iyileştirmeyecek senin açtığın

yarayı. Senin yaktığın sevda ateşi hiç bir zaman sönmeyecek. Senin mutlu

olmanı istediğim de yalan. Mutlu olma yar, benim gibi sen de mutlu olma.

Belki o zaman yeniden dönersin bana...)

 

Haydi zaman geçiyor artık, git. Hem neden suratın asık? Sevinmelisin

gittiğine. Aslında sana teşekkür etmeliyim. Beni bu aşkın yükünü taşımaktan

kurtardığın için. Rahatladım biliyor musun? Bende kalan bir kaç parça eşyanı

da gönderirim ardından. Fırsat buldukça ararım seni, haydi git.

 

(Gitme benim güzel sevdalım, gitme. Beni bu aptal dünyada bir başıma bırakıp

gitme. Gidip de yüreğimi öldürme. İçim acıyor, kalbim sıkışıyor. Ben asıl

sensizliğin yükünü taşıyamam, gitme. Ne olur, gitme...)

 

 

 

 

 

Alıntı..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dur gitme

 

 

Önündeki dağları düşün

kızgın kumları

azgın suları

dur gitme

birde beni düşün

düşün ki sensizim

hayallerin arasına gömülmüşüm

eşsiz bahçelerde gezerken senle

ateşlere düşmüşüm.

 

Sen gidersen eğer

bende giderim bu yerlerden

nereye gittiğimi bilmeden

bir kez oturup düşünmeden

arkama bakmadan

yalnızlığımı alıp koynuma

giderim..

Ne yıldızlar çevirir beni yolumdan

nede çok sevdiğim insanlar

sensizsem hepten yalnızım zaten

sensizsem dünya düşmüş gözümden

 

Artık ölmek

her şeyin bittiği yer değil

artık ölmek

seni terk etmek değil

ölmek kurtuluş demek

kanayan kalbime.

 

Ve şimdi git

direnmem sana

bende bulamadığın aşkı

başka kollarda ara

haydi git

acıma bana

mutlu ol sen

sadece mutlu ol

ağlamazsın ama

yinede ağlama diyeceğim sana

bırakıp onca geçmişi hiç ardına bakma

 

koş uzaklaş

hiç dirayetim kalmadı

yoksa senide çekmek var içimden

yanıma

ama sen kaç

git hayatını yaşa..

 

 

 

 

alıntı...

Share this post


Link to post
Share on other sites

GİTME KAL SEVGİLİM...

 

 

 

 

Ansızın bastıran yağmur gibiydin. Sırılsıklam ettin aşkınla beni… Şimşekler çakıp ısrarla olmaz bu dedin… Sanki yaptığımız günahtı. Zaman geçtikçe olgunlaşıyor insan, yeni başlayan ilişkilerde işte bu zaman temel taşı oluyor... İlk karşılaştığımız zaman bir merhabayı bile söylerken zorlanıyorduk. Çekimserdik… Acaba hangimiz asabi, hangimiz deli… Ama korktuğumuz olmadı. Şimdiye bakılırsa duygularımızı bastırsak da gönülden gönüle bir yolculuk var. Ben engellerden korkmuyorum. Yeter ki sen engel olma… Pes edecek değilim, bu savaşı bırakmam. Senin gibi bir liderim varken kaçmam söz konusu bile olamaz.

 

Anlam veremediğim nedenlerden dolayı gözlerime bir hüzün doluyor. Durgunlaşıyorum… Her söylediğin cümlelerin açılımını yapıyorum. Kendi payıma güzel şeyler çıkacağını umuyorken, hayal kırıklığı parça parça gerçekleşiyor. Kırılma noktasını araştırdığımda kalbimde ve beynimde bir şey olmadığını göreceksin... Kırılan; seni derinlerden seven ruhumun kendisidir. İşte bunun tedavisi mümkün değildir. Ebedi yolculuğunda bile bu iz kalacak. Ruhumun çıkacak canı da yok ki…

 

Gece uyuyamıyorum. Beni düşündüren nedenler var. Birlikte olamayız, hayal bu diyorsun. Peki, bu dünyada gerçek olan şeyi bana söyler misin sevgilim ?

 

Buğulu bir camın ardında gibiyim. Bir şeyler olduğu kesin… Ama ne olduğunu kestiremiyorum. Aklım karıştı, gerçeklerin doğrultusunda hareket ettiğinden eminsin sevgilim ? O zaman emin olduğun şeyi gerçekleştirmek sana düşüyor… Bende yardım edeceğim ve sadece uzaktan izleyeceğim olacakları. Belki müdahale etmek istemeyeceğim. Çünkü tercihlere son derece saygılıyımdır... Sadece dürüst oldum. Doğruları söyledim… Olmam gerektiği gibi oldum. Nerede olursan ol, nasıl olursan ol; bu durumların sevenlerin kavuşmasına engel olduğu fikrini aklından çıkar at. Bu fikrine katılmıyorum. Zaten bu fikrin çürüyüp gidecek. Seven her ne ve nerde olursa olsun sevdiğine kavuşmak için her şeyi göze alır. Ama sen bunu yapmıyorsun... Aklım karışıyor sevgilim...

 

Sen çok açık ve netsin değil mi ? Bugüne kadar hangi planlarında on iki den vurdun ? Peki, hangi kararlarında tamamdır bu iş dedin ? Bu soruların cevapları hemen verilecek gibi değil. Çünkü tüm hayatını kapsıyor....

 

Gideceksin bitecek, unutacaksın gidecek… Kapanan kapıları umursamayacaksın. Nasıl olsa biri daha açılacaktır düşüncesindesin. Evet! Bu düşüncene bende katılıyorum. Bir kapı kapanıyor, bin kapı açılıyor. Yaradan ne kadarda güzel yaratmış değil mi ? Ama şunu unutma… Sen bir şeylere gayret göstermeden gelip seni bulmaz. Kapılar açılır ama girebilenler içindir. Giremeyen için açık kapı yoktur...

 

Hayat bir çarkıfelektir. Dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyor. Pas, iflas ve Şans… Dilerim ki birlikte şansı bulur, bir hayat boyu mutlu oluruz...

 

En önemli şey, bana söylediğin sözlerin anlamı çok büyüktü, alışmışsın ve içinden gelerek, '' canım '' demeni, '' Seni Seviyorum Denizim '' demelerini hiç unutmayacağım... Biz nerden başladık ki değil mi ? Ucu bucağı yok. Zaten benim inatçılığım sayesinde bu son perdeyi oynama şerefine ulaştık. Sen istemeyerek de olsa bu oyuna katıldın. Yapman gerekeni yaptın. Teşekkür ederim. Seni seviyorum sevgilim. Bu heyecanı bana yaşattığın için minnettarım sana sevgilim…

 

 

'' Git madem git de özlet kendini

Bir oyunun sahnesi bil benli günleri

Gidersin biter unutursun çıkar gider

Gülersin geçer unutursan eğer

Ardına dönüp bakmadan sil gözlerin ''

 

Sevgimle kal, seni yüreğimle sevdiğimi hiç unutma sevgilim…

 

 

deniz.........

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme kal diyemedim

 

 

cunku ben de, kalip da aci cekmeni istemedim

sen daha iyisine layiksin dedin

ben icimden senden iyisi var mi dedim

unut dedin yasanmamis say dedin

insan canini nasil unutur dedim...

sen arkana bakmadan gittin

ama arkanda bir enkaz birakacagini bilemedin

simdi yuregimde sen kaniyorsun

hayat boyu kanayacaksin

hicbir zaman kapanmayacak

hic bir saniye unutulamayacaksin

orada biyerde ince ve sivri bi aci olup kalacaksin

sen beni unutup sevdiklerinle mutluluk sarkilari soylerken

ben senden uzak bir mekanda

elimde sarap sisesi gözlerimde hayalin

yuregimde bıraktigin yara ile beraber olacagim

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

GiTTiN.........

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Gittin...

Ben, arkandan sadece baktım.

Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...

"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.

Gidersen sönecek içimdeki ateş

ve bir daha hiç kimse yakamayacak.

Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi

O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.

Konuşamadım...

 

Gittin...

Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım

Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu

bacağımı bu kadar acı duymazdım.

Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.

Ağlayamadım...

 

Gittin...

Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa

Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,

tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.

Anlatamadım...

 

Gittin...

Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden

Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?

Ürperdin yine biliyorum.

Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini

Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.

Tutamadım.

 

Gittin...

Bir yıkım gibiydi gidişin

Sen adım adım uzaklaşırken benden

Çöküp kaldı bedenim olduğu yere

Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti

Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.

Kalkamadım...

 

Gittin...

Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum

Hazırdım gidişine,

Kaçak zamanları yaşıyorduk

Zaman bitecek ve sen gidecektin

Bense, gidişinin ertesi günü

Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.

Başlayamadım...

 

Gittin...

Bir şey söyledin mi giderken?

"Kal" dememi istedin mi?

Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?

"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?

Beynim öylesine uğulduyorduki.

Duyamadım...

 

Gittin...

Nereye gittiğin önemli değildi

Binlerce kilometre uzakta da olsan,

iki metre ötemde de farketmiyordu.

Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.

Kurtulmalıydım senden,

bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.

Kurtulamadım...

 

Gittin...

Unutulanların arasına katılmalıydım

Anıları bir sandığa koyup

hayatı bir yerinden yakalamalıydım.

Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.

Yapamadım...

 

Gittin...

Bir okyanusun ortasında

tek küreği kaybolmuş sandalda

Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.

Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,

Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,

Bil ki; seni Unutamadım...

 

_Mehmet Coşkundeniz_

Share this post


Link to post
Share on other sites

GiTTiN.........

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Gittin...

Ben, arkandan sadece baktım.

Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...

"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.

Gidersen sönecek içimdeki ateş

ve bir daha hiç kimse yakamayacak.

Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi

O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.

Konuşamadım...

 

Gittin...

Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım

Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu

bacağımı bu kadar acı duymazdım.

Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.

Ağlayamadım...

 

Gittin...

Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa

Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,

tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.

Anlatamadım...

 

Gittin...

Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden

Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?

Ürperdin yine biliyorum.

Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini

Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.

Tutamadım.

 

Gittin...

Bir yıkım gibiydi gidişin

Sen adım adım uzaklaşırken benden

Çöküp kaldı bedenim olduğu yere

Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti

Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.

Kalkamadım...

 

Gittin...

Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum

Hazırdım gidişine,

Kaçak zamanları yaşıyorduk

Zaman bitecek ve sen gidecektin

Bense, gidişinin ertesi günü

Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.

Başlayamadım...

 

Gittin...

Bir şey söyledin mi giderken?

"Kal" dememi istedin mi?

Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?

"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?

Beynim öylesine uğulduyorduki.

Duyamadım...

 

Gittin...

Nereye gittiğin önemli değildi

Binlerce kilometre uzakta da olsan,

iki metre ötemde de farketmiyordu.

Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.

Kurtulmalıydım senden,

bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.

Kurtulamadım...

 

Gittin...

Unutulanların arasına katılmalıydım

Anıları bir sandığa koyup

hayatı bir yerinden yakalamalıydım.

Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.

Yapamadım...

 

Gittin...

Bir okyanusun ortasında

tek küreği kaybolmuş sandalda

Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.

Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,

Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,

Bil ki; seni Unutamadım...

 

_Mehmet Coşkundeniz_

 

 

 

 

 

Seçimin gene hoş!!!!!sağolasın ELİFLE.............

Share this post


Link to post
Share on other sites

GİTTİN...........................

 

 

Bugün günlerden ne, zamanın neresindeyim bilmiyorum...

 

Az önce yağmur dindi, yavaş yavaş gece oluyor... Tam da güzün ortasında, üşüyorum bir başıma... En sevdigim mevsim, yalnızlık artık!.. İçim acıyor, Aldıgım her nefes, ok gibi saplanıp kalıyor bogazımda...

 

Gittin..!

 

sana kızmamak, ağlamamak, sarılmamak, gitme dememek için zor tuttum kendimi, sanma ki serde gurur olduğundan, Gitmeliydin..!

 

Bitti...

 

Simdi geceler nasıl geçer? En korkuncu bu benim için. Gündüz hayat var, ses, ısık, renk... Ya gece? Karanlık, ıssız, sessiz... İşe yarar mı kaçıp gitmek, ama kendinden kaçamaz ki insan... Hadi her kösesine elinin değdigi bu evi terkettim, hadi tüm yollarundan beraber geçtigimiz bu sehirden de vazgeçtim... Gözlerinden nasil geçeyim!Hatırlar mısın simdi? Sadece benim duydugum bir şiir söylerdi o gözler.

 

Ah sevgilim ah! Nereye giderim..? Kaçsam da herkesten, bıraksam da herseyi, gidecek sensiz bir kuytu kaldı mı ki dünyamda benim?

Aynı sen bir kızımız, aynı ben bir oğlumuz olacaktı değil mi?... Söz vermistik çocuklarımızı herkesten farklı ve iyi yetistireceğimize... Onların yanında öpüsmekten utanmayacaktik ki, onlar da sevgilerini göstermekten utanmasınlar büyüdüklerinde... Ah sevdigğm... Daha yeni konusmadik mı üç günlük dünya bu diye... Neyin kavgası, neyin hırsı bu?... Öylesine teslim oldun ki doymak bilmez benliğine, geri dönüşsüz bıraktın beni de sonunda... Ama biliyorum; gitmeliydin...

 

Sen benim alınyazımdın... Basımıza ne gelse bitmemisti askımız..Onca sınavdan geçtik, uçurumların kıyısından döndük, inadına sevdik.. Simdi sen orada eski fotograflarımıza bakıyorsun... Bense burada gökyüzünden bir çift ıslak bakıs dileniyorum bir kez daha göreyim o maviligi diye... Yasayıp gidiyoruz böylece, yaşamak denirse buna..

Hayatta olmanın -değdigi- anlar vardur sevdiceğim, en değerli anlardır onlar...

 

 

Benim için, geceleri kollarında yatıyorken, uykuya daldığımı sandığımda saçlarıma bir başka dokunmandı, beni kızdırdıktan sonra elimi tutup sıcak bir öpücük kondurmandı üzerine... Bana "bebeğim" deyişinde son heceyi vurgulayışındı... zamansız yollara düşmemizdi beraber, yol üstü lokantalarında mola verdiğimizde içtiğimiz çayın tadıydu, yaktığımız sigaranın dumanıydı... Seviştiğimiz anlarda, "iyi" anlarımızda "herseyim" deyişindi, beni öpmeden önce dudagını ısırışındı belli belirsiz ki, bundan anlardım beni ne çok istedigini... El ele yürürken basparmağınla elimi hafif hafif okşayışındı -hava ne denli soguk olursa olsun ellerin her daim sıcacıktı-... Havaalanına yakın bir yerde durup uçakları izleyişimizdi, bir şişe şarap ve iki kadehle... Bulduğumuz yavru kedileri beslerken paylaştığımız keyifti, sokak sokak dolasmaktı birlikte keşfettiğimiz yeni şehirleri, birlikte kaybolmaktı yollarda gece vakti, kar yağdığında çocuksu bir heyecanla sokaklara fırlamaktı saat kaç olursa olsun.! Banyodan çıktığında ıslak saçlarının kokusunu içime çekmekti... Sana sımsıkı sarılıp; "iyi ki hayattayım" dediğim anlar... Kim anlayabilir ki bunlari senden, benden baska?

 

Sen ve ben, Biz... Biz diye birsey yok artık... Yıllar yılı gözümden sakındığım aşkımızdan geriye ne kaldı? Binlerce anı... Unutamazsam onları, yok olacakmışım gibi geliyor. Unutamazsam seni...Hücre hücre dağılıp gidecek bedenim sanki... Canım yanıyor, canımdan can kopup gitti...

 

Şairin dedigi gibi, ölüm gibi birsey oluyor ama ölünmüyor sevdiğim... En zoru da bu ya! Sığamıyorum şu dört duvarın arasına, sanki uykudayım, bütün yasananlar ise sadece kötü bir rüya, haykırmak istiyorum "neredesin" diye ama çıkmıyor sesim... Sanki bütün kelimeleri tüketmişim, kalmamiş artık söyleyecek sözüm... Uyanmak istiyorum bu kabustan, gözlerimi açıp, şuracıkta, en sevdigin kırmızı koltukta uzanmış görmek istiyorum seni... Nefreti, öfkeyi, ayrılığı bilmediğimiz, tanımadığımız günlerdeki gibi...

 

Kokuna, tenine böylesi alışmışken nasıl dokunacağım bir başkasına, nasil sevecegim yeniden... Hiç hazır değilim kalbimin deniz gözlü efendisi, bakma sen benim güçlü göründügüme... Sen iyi hisset diyedir, benim de hayata tutunmaya çalısmam bir köşesinden, sen yoluna devam et diyedir, benim de gittigim yoldan dönmemem...

...

Dokunsan yıkılacak bir sırça köşktür yüregim artık; bahçesinde tomurcuklanan sevda güllerini gidişinle yaktığın... Sakın gelme,sakın sevme beni bir daha. Sevgin buysa, dayanamam yeniden yerle bir olmaya.

 

Alışmalıyım sensizlige bu ölüm sessizliğine, bu kapkaranlık yokluğa...

 

 

 

alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gittim..

 

sardım da gittim..

sevdim de gittim..

öldüm de gittim canımdan..

 

bazen istese de kalamaz insan

 

DERIN MAVI

Share this post


Link to post
Share on other sites

Her gidenden bişeyler kalır......

 

 

okul dönüşlerinden hatırlarım,

dış kapı eşiklerinde

kucağına çöreklenmiş yetim bir ikindiyi

okşardı bakışların

 

 

biraz

bakışlarından kaldı bana

biraz da

ikindi kaldım senden sonra

 

 

külüstür bir minibüsle

Bafra Ovası'ndan geçtiğimiz o akşam

(sen yanımda uyuyordun,

mintanın, mayıstan kalma yağmur kokuyordu)

traktör kasalarına doluşan

tütün işçilerine gülümsemiştik uyandığında

 

 

biraz

gülüşlerinden kaldı bana

biraz da

mayıs kaldım senden sonra ..........

Share this post


Link to post
Share on other sites

GİT

 

Git.sen de beni atıp git.diğerleri gibi...

Geçmişe bir sünger çekmişken.

Yeniden seni seviyorum diyecek cesareti kendimde bulmuşken.

İçimdeki yaralar kapanmaya yüz tutmuşken.

Yavaş yavaş dinmeye başlayan gözyaşlarımı,

Sen de diğerleri gibi akıtıp git...

Bütün dertlerimi seninle unutmaya başlamışken,

Bir ömür boyu mutluluğu hedeflerken,

Bir daha asla bırakma diye,ellerimi sana uzatmışken,

Sen de ellerimi tutmadan git...

Acıların ortasına bırak yine beni,

Sen de çek git,hiçbirşey olmamış gibi...

Senden hiçbirşey kalmasın bende,

Hayatımdan çekip giderken,

İçimden sana olan sevgimide al git,

Sen de çek git,diğerleri gibi ve karşıma çıkma bir daha,görürsem dayanamam bu acıya...ELVEDA

SEVEN GİTMEZDİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gün Batımında Kayboldum

 

Geçmişinin izlerini,yüreğimle silemedim.

dilinde tek hece olamadım yar.

bir yudum sevgini,kana kana içemedim.

deryanda boşa, kürek çektim yar.

 

yağmur gözlerde aşk sele karıştı..

şerefe kalkan bardakta onur yere yıkıldı.

düşmek hiç ayıp değil,sevda meze yapıldı.

yürek rıhtımında bir gemi kalktı.

 

yeşilli bakışlar gözlerinde çakılı

özlemli sevdalar yüreğine kazılı

yeşil bakamadım hep griydi bakışlar.

bana ağladı o şehirde, tüm sokaklar..

 

sevdanın iki ucu keskin bıçak

ben tutamadım,

kanadı avuçlar

 

 

bu sana yazdığım son sitemli sözlerim

kırdım kalemi mi şahittir dizlerim

gidiyorum işte.

aydın olsun gözlerin.

 

gittiğim hangi yöndür, bilmiyorum.

yorgun ,kırılgan duygularım

elveda bile diyemiyorum.

suskunluğumu yüreğine bırakıyorum.

 

 

Çiğdem ÇİMEN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sakın Gitme

 

sakın gitme

bu şehir;

büsbütün çöker üstüme…

yokluğun dağ,dağ/

büyür içimde...

sakın gitme

kokun sinmiş tenime

seni soluyorum her gece

sakın gitme

-sakın

nefes alamam bilirsin işte.!

 

sakın gitme

bu şehir;

çığ gibi düşer üstüme...

 

kan kokan bu yalnızlık

bu voltada ki aydınlık

bu zift vari karanlık

boğar adamı, sakın gitme...

 

sakın gitme

ihanet kokuyor gece!

sakın gitme

ölüm;

köşe başında erketede.

sakın gitme

-sakın

dur

sen iki canlısın

farkında mısın.!

 

sakın gitme

ikimizden biri ölmedikçe!

 

sakın gitme

eceli güldürme kendine!

 

sakın gitme

bu şehir;

kâbus gibi çöker üstüme...

 

sakın gitme

-sakın

dur

paketteki son cigaram sana kalsın/

dumanını çekme içine,

sadece;

yalnızlığını paylaşsın...

 

 

 

Serdar Erdemir

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitmek Hayat Getirecek

 

Kör bağın kızıl kuru

gül kokusunu taşıyor hava

Gözlerim kapıda

 

Nedensizliğin ertelediği çöküntü

bilincime duyuruyor küf hükmünü

Bir çocuk gibi koşarken düşünce

istemeden saplıyor bıçağı sevince

 

Aslında bildiğim onun da bildiği

sır gidişlerin arsızı değil yolcu

Öyle yazıldığı için belki

antik serüvenlerin sonu

tutsak kıldık düşsel söze gerçeği

 

Gitmek hayat getirecek

yenik düşerek kalmak ölüm

Her geri döndüğünde avluda

öylesine sevişmek zulüm

 

Kutsal ilişki var oluşuna yoldaş arar

yanıtı geciktirilmiş sorularda

Hüküm dinlemez kayıp giden yıldızlar

aşk sorgulanmamalıdır asla

 

Arka odada ölesiye susar

günü sonlayacak intihar

Yüreğim kapıda

 

Babür Pınar

Share this post


Link to post
Share on other sites

Beni kim vurdu?

 

Sen mi?

 

Şimdi böyle canım yanarak mıhlanmışken olduğum yere , düşüncelerim karışık , ellerim terliyorken sıkıntıdan , zihnimde dolanıyorken bin bir savruk hikaye ve arıyorken yaramı kapatacak bir çare nasıl bulacağım beni vuran silahın tetiğini çeken eli.

 

Ne oldu bana? Nasıl oldu bilmiyorum.

 

Canım acıyor galiba…

 

Bu kadar mı güçsüz kaldım?

 

Her şeyin kolay olacağını , her hikayenin bir sonu olabileceğini , tüm düşlerin yollarını şaşırabileceğini düşünürken şimdi nasıl oldu da bir anlam , bir doğru veremiyorum günüme ?

 

Önceleri geçen günün hüznündense gelecek günün şevkiyle doldurmamış mıydım yüreğimi ?

 

Öyleyse ne oldu bana şimdi ?

 

Neyle vurdun sen beni?

 

Kollarının şefkatinin yerine umarsızlığı bırakması mı ?

 

Bakışlarının hayranlığının yerini sıradanlığın alması mı?

 

Sabır kokan sözlerinin yerinde telaşın uçuşması mı?

 

Yoksa bana ait olmayan bir kostümü mü geçirmiş olman üzerime , yaraladı , kanattı yüreğimi böylesine ?

 

Canım acıyor galiba…

 

Evet sızlıyor yüreğim , kanıyor için için anlam yükleyemesem de üzerine.

 

Senden vazgeçmek mi , benden vazgeçmen mi tuz basıyor yarama? Hangisi daha ağır geliyor? Hangisi gözümü karartmam için zorluyor beni?

 

Biliyorum bu da geçecek. Bu da yeni doğan güneşin öncesi son karanlık olacak.

Biliyorum bu da yaralarla boğuşmuş yüreğimde diğerleri gibi bir iz kalıp daha sağlamlaştıracak.

 

Sağlamlaşmak . . .

 

Nasıl ? Neye karşı ?

Ya nasır tutması için yüreğimin son darbeyse bu ?

Ya bundan sonra sokulamazsa hiçbir aşk gönlüme?

Ya bu kalkan içerisinde alışırsa sevgisizliğe yüreğim.

Ya en sonunda çürüyüp giderse bu kendi kendine tutsaklığın içinde ?

 

Ya son çaremsen sen .

 

Canım acıyor galiba…

 

 

Beni kim vurdu ?

 

Ben mi?

 

Nasıl olur ?

 

İntihara meyilli değilim ki ben . Hele kendimi böylesine severken , yarına böylesine arzuyla kucak açmışken.

 

Sabır sabır üstüne ekleyip yollarını gözlediğim hayallerim mi düşürdü beni tuzağına? Onlar mı silahı tutuşturdular elime , üzerinde senin izlerini bırakarak?

 

Ben bunu kendime nasıl yapabilirim ki?

 

Bir düş yaşamak uğruna ertelediğim anlar mı böylesine savunmasız bıraktı yüreğimi?

 

Offf . . .

 

Canım acıyor galiba . . .

 

Canım çok acıyor galiba . . .

 

Beni kim vurdu ?

 

Sen mi ?

 

Yoksa seninleyken sensiz oluşum mu?

 

Beni kim vurdu ?

 

Ben mi?

 

Yoksa sensizliğin hesabını yapmayan hayallerim mi ?

Canım acıyor galiba…

 

Canım çok acıyor…

 

Bu acı dayanılmaz oldu artık .

 

BENİ KİM NEDEN VURDU ?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni Kendimle Birlikte İntihar Ediyordum...

 

 

Sensizdim,çok sensizdim

Bıkmıştım bıraktığın alacakaranlıktan.

Dinliyordum benim gibilerin sessiz çığlıklarını

Patlıyordu kulaklarım sensizliğin uğultusunda..

Artık dayanamıyordum..

Seni benle birlikte intihar ediyordum...

 

Sonu gelmez düşler,

Kendini bilmez benlikler içinde kayboluyordum..

Her elimi uzattığımda beni kendine çekiyordu ölüm,

Hep son dediğimde başa dönüyordu acılar..

Artık yetişemiyordum..

Seni benle birlikte intihar ediyordum....

 

Sen varken durdururdu dünyayı bu yürek,

Sen gittin gideli dünya dönüyor,ben dönüyorum..

Beni ilk defa tuttu bu hayat..

iLK defa bunalttı bukadar..

Artık düşünemiyordum..

Seni benle birlikte intihar ediyordum...!!!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Cesaretin Bu Kadardı!!!

 

 

Küçük adımların ne demek olduğunu en iyi ben bilirim

Senin hep küçük adımların vardı…

Bana gelen yollarında,

Bir de; kuralların

Hani şu bildiğimiz bir demet kır çiçeğini bile,

Bana çok gören,

Eksilen çiçekler olacaksa senden, sırf sen üzülme diye

Bahçene girmem bundan böyle…

Ellemem kime saklandığı belli olmayan mor menekşelerini….

Bu sonbaharla birlikte bırakır dallarını

Kaçırırım gözlerimi gözlerinden sevdiğim,

Canımı acıtan bahanelerine inanmasam bile

Yeter ki sus! Sen yalan söyleme!…

 

Gözlerime bakmayı, gözlerimsiz yaşamaya tercih edişinin…

……..bilmem kaçıncı günü bugün!…

ve bilmem kaçıncı gemidir bu geçen?

İçinde sana el sallayan bir benim olmadığım,

Aynı saatlerde , 200 kilometre hızla koşan ben

Gel gör ki;

Hala topraklarında olduğumun,

….daha yeni farkına varıyorum.

Yaz gecelerinde üşüyen bedenleri

Güz akşamında yağan yağmurları,

ucuz bahaneler biriktirmeyi

Bir de küçük adımları oldum olası hiç sevmediğimi öğrendim

Yıkılan kumdan gemin olacaksa

Sırf sen üzülme diye,

çırpmam ayaklarımı senin kıyılarında…

yeter ki sus! Üzül benim için sevdiğim…

 

Iyiliğimi istiyorsun adı altındaki gitmelerinin

Beni başından atmak için olduğunu

…..bir Cumartesi ikindisinde anladım ben!…

Sen sus! Eğ başını öne…

Bırak…. kelimeler kifayetsiz kalsın!…

Altı üstü bir hayaldi işte kurmayı beceremediğimiz,

Gönlünün kapısından dönüş biletim elimde,

……..çoktan geçtim ben

Içimdeki senin elini bile sıktım!…

Söndürmek için öksüzlüğümü…

Beklediğim yağmurlar yağar belki, bugün-yarın!

Tek sen kalma buralarda,

Sırf sen gelme kapımı çalmaya

Eğ başını öne…

Hadi git sevdiğim!….

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ağustos Çıkmazı

 

beni koyup koyup gitme

ne olursun

durduğun yerde dur

kendini martılarla bir tutma

senin kanatların yok

düşersin yorulursun

beni koyup koyup gitme

Attila İlhan

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ağustos Çıkmazı

 

beni koyup koyup gitme

ne olursun

durduğun yerde dur

kendini martılarla bir tutma

senin kanatların yok

düşersin yorulursun

beni koyup koyup gitme

Attila İlhan

 

 

 

 

Sağolasın ELİFLE..........yoktun umarım herşey yolundadır!!!!

Share this post


Link to post
Share on other sites

papatyalar ve uçurtmalarla beslenen bir aşktı bu

 

çiğ tanelerinden martı kanatları çizerdik camlara

 

mum ışığında komik, gün ışığında sarhoştuk aşktan

 

sevmenin sevilmenin kimyasını çözmüştük bizce

 

yanyana, elele, dizdize, gözgöze, kalp kalbe ikilemeleriydi

 

ama sadece ikimizdeydi sırrı...

 

üçüncü bir el kimyamızı bozana dek...

 

yakmanın, yıkmanın, parçalamanın,tükenmenin ve acımanın da

 

aşkta var oldugunu bize hatırlattı...

 

gözlerinde bir yabancıyı görmenin yarasını duydum içimde

 

biten bir şey vardı,

 

papatyalar dağıldı, uçurtmamız yere düştü

 

çiğ taneleri gözümden aktı

 

üçüncü el,

 

hayallerimizi çok ağlattı ...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sonunu bildigim hayat oyunlarına tutanak yazdım yine….

Payıma düsen ihanetleri aklamak,yazgımı teselli etmek düstü yine bana..

Ben gittim,ben çizdim isminin üstünü….

Yalnızlık duragının istasyon şefi,kalbime,

Ben verdim emiri,ben istedim sonu görmeyi…

Bitecek bir şeydi biliyorduk,,,,,

Korkuyorduk biçilmiş sonları giyinmeyi,

Umursamıyorduk,mutluyduk….

Güçlüydük,sözüm ona cesurduk her ikimizde…

Ne çok sözler veriyorduk,gidecegimizi hesaba katmadan günün birinde…

Yalanlar söylüyorduk,pembe yalanlar….

Düşler kuruyorduk,gelecek adına…

Kucagımıza alacaktık kızımızı dört yıl sonra ….

Sen öyle çok kaptırmıştın ki kendini….

İnanıyordun anlattıgın masallara,benim gibi…

Bir gün gideceksin dedim,

Asla,gidecek biri varsa o ben degil sen olacaksın dedin,

digerleri gibi…

Her güzel şey bitmeye mahkumdu aslında,

Kavuşamayacaktık,yazdıgımız mutlu masalda….

Gerçek günün birinde dikilince karşımıza,

Sert bir yumrukla,dagildik…

Anladık ki,

Bitmeye Mahkum bir aşkın can damarının kesilme vakti…

Sen suçu bana yıkmaya,kendini haklı çıkarmaya çalıştıkça…

Anladım ki,

Hayatımda ki tüm hikayelerin sonu aynı bitiyor..

 

Biten bir aşkın can damarını kestim ben…

 

Sense, susarak ugurladın beni senden

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.