İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Admin

™ Admin
  • Katılım

  • Son Ziyaret

Admin tarafından postalanan herşey

  1. Kırmızı şarabın uzun ömürle bağlantısı konusunda yanıltılmış olabiliriz Kuru Ocak, alkolün "kötülüklerinin" üzerimizde dolaştığı bir zamandır. Alkolle ilgili uyarılar sonsuz gibi geliyor: bunama riskinizi artırabilir, kansere neden olabilir, sizi öldürebilir. Ama bunların hepsi doğruysa, neden bu kadar çok "Mavi Bölge"de yaşayan yüz yaşlı insan kırmızı şarap içiyor? Amerikan Kalp Derneği neden az miktarda alkolün kalp krizi riskini azaltabileceğini söylüyor? Ve eğer bu kadar kötüyse, araştırmalar neden çelişkili görünüyor? Uzmanlardan kırmızı şarap ve genel olarak alkol hakkında bildiklerimizi ve yaşam süresi üzerindeki etkisini açıklamalarını istedik. Kırmızı Şarabı Uzun Ömürle Neden İlişkilendiriyoruz? Popüler Netflix belgeseli "100 Yaşına Kadar Yaşa"da, uzun ömür araştırmacısı Dan Buettner, "Mavi Bölgeler"de yaşayan yüz yaşlıların alışkanlıklarını ve çevrelerini gösterdi. Bunlar, insanların dünyanın geri kalanından daha uzun yaşadığı yerlerdir. İtalya'nın Sardinya ve Yunanistan'ın İkarya bölgelerindeki iki toplulukta, kırmızı şarap içmek önemli bir günlük ritüeldir. "Akdeniz Mavi Bölgeleri'ndeki insanların büyük çoğunluğu -Amerikalılardan 10 yıla kadar daha uzun yaşayanlar- genellikle yemekle birlikte, aile ve arkadaşlarla birlikte günde bir veya iki kadeh yerel kırmızı şarap içiyorlar. Daha uzun yaşamalarının nedeninin şarap mı, arkadaşlık mı yoksa ikisinin birleşimi mi olduğunu bilmiyoruz," diyor Buettner HuffPost'a gönderdiği bir e-postada. Bu nüfus yemek yerken ve sosyalleşirken şarap içme eğiliminde olsa da, başka sağlıklı alışkanlıklar da izliyorlar. Beslenmeleri meyve ve sebze bakımından zengin, aile ve arkadaşlarıyla yakınlar ve düzenli egzersiz yapıyorlar. Bu diğer uygulamaların, ölçülü tüketimden daha ağır basması mümkün. Vanderbilt Üniversitesi'nde hemşirelik profesörü emeritus Dr. Mariann Piano, "İçmenin sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olup olamayacağı bilinmiyor," diyor. “Açıkçası, çok fazla alkol tüketmek – ve bu günde ikiden fazla içkiyi de içerir – birçok olumsuz kardiyovasküler etkiyle ilişkilidir. … Bence tartışma daha çok düşük ve orta düzeylerdeki tüketimle ilgili.” İşte Tartışmanın Kaynağı Araştırmalar, aşırı alkol tüketiminin ve aşırı içki içmenin tıbbi sorunlara yol açabileceğini açıkça gösteriyor, ancak daha düşük miktarların etkisi daha karmaşık. Araştırmalar, az miktarda alkol tüketenlerin, hem hiç alkol kullanmayanlara hem de aşırı tüketenlere kıyasla daha düşük ölüm oranlarına sahip olabileceğini göstermiştir. Bazı araştırmacılar bu bulguya itiraz etse de, Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'nda epidemiyoloji ve beslenme profesörü olan Dr. Eric Rimm, bu durumu kalp ve damar hastalıkları riskinin azalmasına bağlamaktadır. Rimm, "Görünüşe göre, günde yarım ila bir kadeh —ki bu haftada üç ila yedi kadeh anlamına gelir— alkol tüketen insanlar en uzun ömrü sürenlerdir," dedi. "Bunun büyük bir kısmı, kalp krizi geçirme oranlarının daha düşük olması gerçeğiyle açıklanmaktadır; zira kalp krizleri ölüme yol açar." Nitekim kalp hastalıkları, gelişmiş ülkelerde bir numaralı ölüm nedenidir. Haziran ayında Amerikan Kalp Derneği, düşük miktarlarda alkol tüketiminin kalp ve damar rahatsızlıkları açısından herhangi bir risk oluşturmadığını —hatta potansiyel olarak riski azalttığını— ortaya koyan bir inceleme yayımladı. Küçük miktarlarda tüketildiğinde alkol; iyi kolesterol seviyesini yükseltebilir, kanı inceltici etki gösterebilir ve kan basıncını düşürebilir. Ancak bu etki, yalnızca kırmızı şaraba özgü değildi. Kırmızı şarabın içerdiği polifenollerin —yani antioksidanların— bu etkiye neden olduğunu duymuş olabilirsiniz; ancak bu durum henüz kanıtlanmamıştır. Bir kadeh şarabın içinde, belirgin bir fark yaratmaya yetecek kadar polifenol bulunmayabilir; ayrıca bu kalp ve damar sağlığına yönelik olumlu etki, insanların başka türde alkollü içecekler tükettiği durumlarda da gözlemlenmiştir. Alkolün vücudunuz üzerindeki etkileri söz konusu olduğunda, odak noktası yalnızca kalbiniz değildir. Küçük miktarlarda alkol tüketimi, Tip 2 diyabet geliştirme riskini de azaltabilir. Crouse Health bünyesinde diyabet ve metabolizma endokrinoloğu olarak görev yapan Dr. Steven Zygmont, "Günde 5 ila 10 ons (yaklaşık 150-300 ml) civarında, yani ılımlı düzeyde alkol tüketiminin, Tip 2 diyabet geliştirme riskini potansiyel olarak azalttığı gösterilmiştir. İlginçtir ki, bazı araştırmalar, hastaların zaman içinde birkaç kilo bile verdiklerini ortaya koymuştur... Hatta diyabet hastalarımızda bile, ılımlı düzeyde alkol —özellikle de kırmızı şarap— tüketimiyle birlikte kan şekeri seviyelerinde iyileşmeler gözlemliyoruz," dedi. Polifenollerin, kırmızı şarabın diğer içeceklere kıyasla biraz daha olumlu bir etki yaratmasına neden olması mümkündür; yahut bu durum, insanların kırmızı şarabı genellikle tüketme biçiminin bir sonucu olabilir. Sağlık uzmanları, kolayca yanlış anlaşılma potansiyeli taşıyan bu bulguların kamuoyuna aktarılması konusunda ciddi endişeler taşımaktadır. Rimm, "Alkolün barındırdığı tüm tehlikeler göz önüne alındığında, bu gerçekten hassas bir halk sağlığı mesajıdır," dedi. "Bu durum, halk sağlığı alanındaki diğer konulardan farklıdır; zira insanlara 'daha fazla meyve ve sebze tüketmelisiniz' dediğinizde, Cuma ve Cumartesi günleri oturup aşırı miktarda meyve ve sebze yeme ihtimalleri pek yoktur. Ancak alkol söz konusu olduğunda, tüketim biçiminin de miktarı kadar —belki de ona eşdeğer ölçüde— önemli olması gibi bir sorunla karşı karşıyayız," diye ekledi Rimm. Alkolün bağımlılık yapıcı doğası göz önüne alındığında, bir kadeh şarap kolayca iki veya daha fazlasına dönüşebilir. Bu, ince bir çizgidir: Az miktarda içmek düşük risk taşır; ancak tüketilen miktarı artırmak, riskinizi çarpıcı biçimde yükseltebilir. Üstelik, diğer sağlık etkileri ne olursa olsun, şarap da dahil olmak üzere alkolün bilinen bir kanserojen olduğu gerçeği değişmez. Dolayısıyla, kalp hastalıkları ölümlerin bir numaralı nedeni olmaya devam etse de, kanser onu yakından takip ederek ikinci sırada yer almaktadır. Kanser riski söz konusu olduğunda ise, alkolün "güvenli" kabul edilebilecek hiçbir miktarı yoktur. Piano, "Kanserle ilişkili riskler göz ardı edilmemeli ve her birey için kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir," dedi. "İnsanlara verdiğimiz tavsiyelerden biri şudur: 'Eğer ailenizde çok güçlü bir kanser geçmişi varsa, alkol tüketiminizi azaltmayı veya alkolden tamamen uzak durmayı düşünebilirsiniz.' Herkes alkolü tamamen bırakma seçeneğini tercih edebilir; ancak kronik hastalık riskimizi azaltmak adına benimseyebileceğimiz pek çok farklı yaşam tarzı davranışı da mevcuttur." Bilinçli Seçimler Nasıl Yapılır? Peki, uzun ömürlülük tablosu içerisinde şarabın yeri ve rolü tam olarak nedir? Sardinya ve İkarya'daki "Mavi Bölgeler"e (Blue Zones) bakarken bilimsel verileri de aklımızda tuttuğumuzda; buralarda şarap tüketiminin, genel anlamda sağlıklı bir yaşam tarzının ayrılmaz bir parçası olarak, yemeklerle birlikte sürdürülen köklü bir gelenek olduğunu görürüz. Şarap genellikle sosyal ortamlarda, yemek eşliğinde paylaşılır; bu durum hem tüketilen miktarı sınırlamaya hem de içme hızını yavaşlatmaya yardımcı olur; böylece vücut toksinleri metabolize etmeye çalışırken üzerindeki yük hafiflemiş olur. Piano, şarap tercihleri ile alkolün yemek eşliğinde tüketilmesinin, sağlık açısından küçük çaplı da olsa koruyucu bir etki yarattığını ortaya koyan bir çalışmaya atıfta bulunarak, "[Kırmızı şarabın] aslında diğer olumlu beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite davranışlarıyla daha yakından ilişkili olduğunu düşünüyorum," dedi. Bu durum, alkol emiliminin daha yavaş gerçekleşmesinden kaynaklanıyor olabilir; ayrıca kırmızı şarabı birincil içecek tercihi olarak benimseyen insanların yaşam tarzı seçimlerini de yansıtıyor olabilir. Piano, “Şu aşamada, aşırı alkol tüketiminin (ki buna günde iki kadehten fazla içmek de dahildir) çok sayıda olumsuz kardiyovasküler etkiyle ilişkilendirildiği gerçeği dışında, elimizde çok fazla belirsizlik mevcut,” dedi. Şarapla ilişkilendirilen koruyucu bir etki olsa bile, bu etkinin ciddi sınırları vardır. Az miktarda alkol tüketenlerin kardiyovasküler riskleri daha düşük olabilse de; daha yoğun tüketicilerde kalp krizi, yüksek tansiyon veya inme riski belirgin ölçüde artış göstermektedir. Az miktarda alkol tüketenlerde bilişsel gerileme oranları daha düşük olma eğilimindedir; buna karşılık, yoğun tüketicilerde demans gelişme olasılığı daha yüksektir. Az miktarda alkol tüketenlerin diyabete yakalanma ihtimali daha düşüktür; ancak aşırı alkol tüketimi, Tip 2 diyabet açısından önemli bir risk faktörüdür. 2023 yılında Kanada Madde Kullanımı ve Bağımlılığı Merkezi (Canadian Centre on Substance Use and Addiction), insanların bu risk yelpazesini daha iyi kavrayabilmelerine yardımcı olmak amacıyla, söz konusu riskleri çizelgeler halinde düzenlemeye çalıştı; bu çizelgelere buradan ulaşabilirsiniz. Piano, “Alkol kullanımı konusuna, halkın talep ettiğini bildiğim o ‘genel geçer’ ifadelerle yaklaşmak mümkün değildir,” dedi. “Bununla birlikte, halk sağlığı perspektifinden bakıldığında; tüketim miktarı arttıkça zararın da arttığı gerçeğini göz önünde bulundurarak, kanser ve kronik hastalık risklerine dikkat çekmek büyük önem taşımaktadır. Ne içtiğiniz konusunda daha bilinçli ve farkındalık sahibi olun... İnsanların, kendileri açısından riskin ne düzeyde olduğunu anlamaları gerekir; sonrasında ise karar tamamen kendilerine kalacaktır.” Peki, eğer alkol tüketecekseniz, kırmızı şarap en iyi seçenek midir? İçeriği itibarıyla şarabın, diğer alkol türlerine kıyasla ufak bir avantaja sahip olması mümkündür; ancak şarabın asıl avantajı, muhtemelen onu çevreleyen geleneklerde yatmaktadır. Kesin bir yanıt olmasa da, tek bir gerçek gün gibi ortadadır: Eğer kırmızı şarabın keyfini çıkarmaya karar verirseniz, porsiyonlarınızı küçük tutun; zira uzun ve sağlıklı bir ömür sürmek adına, tek başına şaraptan ziyade; sağlıklı beslenme ve iyi bir sosyal çevre çok daha büyük bir önem taşıyor gibi görünmektedir. Kaynak: HuffP
  2. Anthropic'in yeni yapay zeka modeli, tüm başlıca işletim sistemleri ve tarayıcılarda binlerce güvenlik açığı tespit etti Yapay zekanın —özellikle de dil modellerinin— iyi olduğu tek bir şey varsa, o da insanların tamamını tek tek incelemesinin pratik olarak imkansız olacağı kadar devasa veri kümelerindeki örüntüleri hızlı ve isabetli bir şekilde tespit etmektir. Anthropic'in yeni genel amaçlı modeli Claude Mythos için de durumun tam olarak böyle olduğu görülüyor; zira şirket, bu modeli kullanarak "tüm başlıca işletim sistemleri ve web tarayıcıları da dahil olmak üzere, binlerce yüksek ciddiyetli güvenlik açığı" tespit ettiğini duyurdu. Claude Mythos'un lansmanıyla eş zamanlı olarak Anthropic, "dünyanın en kritik yazılımlarını güvence altına alma çabasıyla Amazon Web Services, Apple, Broadcom, Cisco, CrowdStrike, Google, JPMorganChase, Linux Foundation, Microsoft, NVIDIA ve Palo Alto Networks'ü bir araya getiren" bir girişim olan Project Glasswing'i de duyurdu. Tüm bunlar, Claude Mythos'un bu denli çok sayıda güvenlik açığı bulmasının —ve belki de daha önemlisi— "tespit edilen [açıkların] %99'unun henüz yamalanmamış olmasının" bir sonucu. Eğer tüm bunlar kulağa son derece endişe verici geliyorsa; Anthropic'in proje hakkındaki detaylı blog yazısı, bize bu tür güvenlik açıklarının yalnızca potansiyel bir zayıflık teşkil ettiğini hatırlatıyor: Birilerinin, bu açıkları nasıl istismar edeceğini çözmesi ve ardından bunları gerçek dünya ortamında (saha koşullarında) başarıyla kullanması gerekiyor. Yine de henüz rahat bir nefes almayın. Anthropic, yazısında şu ifadelere yer veriyor: "Mythos Preview'un, uzman sızma testi (penetrasyon) uzmanlarının geliştirmesinin haftalar süreceğini belirttiği istismar kodlarını (exploits) saatler içinde yazdığına şahit olduk." Oh, işte bu hiç de iyi değil. Her neyse; Mythos'un ortaya çıkardığı bu tür örneklerden biri, FFmpeg'deki eski bir güvenlik açığına yönelik geliştirilen bir istismardı: "Bu güvenlik açığının temelindeki hata, H.264 kodeğini sisteme dahil eden 2003 tarihli kod taahhüdüne (commit) kadar uzanıyor. Ardından, 2010 yılında kod üzerinde yeniden yapılandırma (refactoring) çalışmaları yapılırken, bu hata bir güvenlik açığına dönüştü. O tarihten bu yana, bu zayıflık kodu inceleyen tüm 'fuzzer'ların (otomatik test araçlarının) ve insanların gözünden kaçtı; bu durum, gelişmiş dil modellerinin sağladığı niteliksel farkı açıkça ortaya koyuyor. Bu güvenlik açığına ek olarak Mythos Preview; kod deposu üzerinde gerçekleştirdiği yüzlerce tarama sonucunda FFmpeg'de başka birçok önemli güvenlik açığı daha tespit etti. Bu tespitler arasında H.264, H.265 ve AV1 kodeklerindeki ilave hataların yanı sıra, daha pek çok farklı sorun da yer alıyordu." Tüm bu sürecin belirgin bir finansal maliyeti olduğunu belirtmekte fayda var; zira o devasa yapay zeka sunucularını çalıştırmak hiç de ucuz bir iş değil ve hataları bulabilmek için kod depolarının defalarca taranması gerekiyor. Anthropic, OpenBSD yazılımındaki 27 yıllık bir hata sayesinde yeni bir güvenlik açığı keşfetti: "Geliştirdiğimiz test altyapısı üzerinde gerçekleştirdiğimiz bin adet tarama sonucunda, toplam maliyet 20.000 doların altında kaldı ve onlarca yeni hata/sorun tespit edildi. Yukarıda bahsedilen hatayı bulan o spesifik taramanın maliyeti 50 doların altında olsa da, bu rakam ancak olay gerçekleştikten sonra, yani geriye dönüp bakıldığında (hindsight) bir anlam ifade ediyor. Her türlü arama sürecinde olduğu gibi, bu süreçte de hangi taramanın başarıyla sonuçlanacağını önceden bilmemiz mümkün değil." İyi haberlerden biri şu ki; Anthropic, FFmpeg ekibine düzeltme yamalarını (patch) gerçekten de iletti; ancak bu düzeltmelerin bizzat yapay zeka tarafından mı oluşturulduğu, yoksa insanlar tarafından mı hazırlandığı henüz netlik kazanmış değil. Bir diğer iyi haber ise aslında tüm bu sürecin kendisi. Bir yapay zeka modelinin, hepimizin günlük hayatta kullandığı yazılımlarda binlerce güvenlik açığı keşfetmiş olması kulağa ne kadar endişe verici gelse de; artık bu sorunlar gün yüzüne çıkmış durumda. Claude Mythos, sıradan insanların gözünden kaçan, ancak istismara açık nitelikteki hataları tespit etmeyi başardı. Eğer yapay zeka modeli, yeni güvenlik açıklarını herhangi bir insandan çok daha hızlı bir şekilde bulabiliyorsa; bu durum, hacker'ların ve siber suçluların her zaman bir adım önünde kalabilmemiz adına belki de bir dönüm noktası teşkil ediyordur. Tüm bunlar, bana şu soruyu düşündürtüyor: Yazılım dünyasının geleceğinde; e-posta sunucularının, spam'leri, oltalama (phishing) e-postalarını ve diğer şüpheli mesajları tespit edip —bu mesajlar alıcılara hiç ulaşmadan— silmek amacıyla yapay zeka sunucularından destek aldığı bir döneme tanıklık edecek miyiz? Aynı şeyin telefon ağları üzerinde çalıştığını, böylece spam SMS'leri ve otomatik aramaları ortadan kaldırdığını hayal edin. Hmm; kulağa, asıl sorunun güvenlik açıkları ve istismarlar değil, bizzat insanlar olduğuna karar veren, Skynet benzeri bir yapay zekânın başlangıcıymış gibi, fazlasıyla şüpheli geliyor. Evet; belki de geleneksel spam filtreleri, o kadar da kötü şeyler değildir. Kaynak: PCG
  3. Bu eskimiş Wi-Fi optimizasyon tavsiyelerine uyarak, aslında o pahalı yönlendiricinizin (router) hızını bilerek kısıtlıyorsunuz. Wi-Fi bağlantınızı düzeltmenin yollarını her aradığınızda, karşınıza mutlaka bir teknoloji bloğu veya forum gönderisi çıkar; bunlar, yönlendiricinizin yönetim panelindeki bir düzine ayar düğmesini değiştirmeniz gerektiği konusunda ısrar eder durur. Bu tavsiyelerin bazıları gerçekten sağlamdır. Ancak büyük bir kısmı eskimiş, abartılı veya tipik bir ev ağı için düpedüz yanlıştır. Yıllar içinde yönlendirici ayarlarıyla oynayarak gereğinden fazla zaman harcadım ve insanların üzerine yeminler ettiği o "kolay püf noktalarının", çoğu zaman çözdüklerinden çok daha fazla baş ağrısına yol açtığını öğrendim. İşte benim hiç dokunmamanızı önereceğim ayarlar. Her yönlendirici "optimizasyonu" gerçek bir optimizasyon değildir. Bu ipuçlarının bazıları, çok farklı bir dönemin kalıntılarıdır. İnternette bulduğunuz tavsiyeler, işlevselliğini yitirdikten çok sonra bile, yıllarca tekrar tekrar dolaşıma sokulma eğilimindedir. 2010 yılına ait, eski bir yazılımla (firmware) çalışan ucuz bir yönlendirici için mantıklı olan bir ipucu, modern Wi-Fi 6 veya Wi-Fi 7 kurulumunuz için aynı derecede yararlı olmayabilir. Hatta bu değişikliklerin bazıları, yönlendiricinizin sistemin sorunsuz işlemesini sağlamak adına halihazırda kullandığı akıllı özelliklerle aktif olarak çatışır. Elbette bu, hiçbir şeye asla dokunmamanız gerektiği anlamına gelmez. DNS sunucunuzu değiştirmek veya WPS özelliğini devre dışı bırakmak gibi, harcanan çabaya gerçekten değecek, faydalı değişiklikler de mevcuttur. Ancak, kurcalamamanız gereken ayarların listesi, çoğu bloğun size inandırmaya çalıştığından çok daha uzundur; yanlış bir ayara dokunmak hızınızı yerle bir edebilir, akıllı ev sisteminizi bozabilir veya sizi kendi ağınızın dışında bırakabilir. Dokunmamanız gereken 5 yönlendirici ayarı Bana güvenin; varsayılan ayarlar gayet iyidir (veya en azından, sizin yapmaya hazırlandığınız değişikliklerden daha iyidir). Her yönlendiricinin üzerindeki her varsayılan ayarın kusursuz olduğunu iddia etmiyorum. Bazı ayarlar gerçekten güvenlik açığı barındırır ve derhal değiştirilmesi gerekir. Ancak aşağıda listelenen ayarlar, insanların sırf bir makalede öyle yazıyor diye gözü kapalı bir şekilde değiştirdiğini gördüğüm ayarlardır; ve çoğu zaman, bu değişiklikler durumu daha da kötüleştirir. İnternette karşınıza çıkan yazılar aksini kaç kez iddia ederse etsin, benim hiç dokunmamanızı önereceğim yönlendirici ayarları işte şunlardır: 1. SSID'nizi gizlemek Bu tavsiye bir türlü tarihe karışmıyor. Bu yöntemin ardındaki fikir şudur: Ağ adınızı (SSID) gizleyerek, Wi-Fi ağınızı saldırganlar için görünmez hale getirmiş olursunuz. Aslında, gizli bir SSID'yi temel araçlara sahip herhangi birinin tespit etmesi son derece kolaydır; üstelik kendi cihazlarınız da sürekli olarak bu ağa bağlanma istekleri yayınlayarak, izlenmenizi aslında daha da kolaylaştırabilir. Bunun da ötesinde, gizli ağlara bağlanmak tam bir eziyettir. Her cihazda SSID'yi elle girmeniz gerekir; ayrıca bazı akıllı ev cihazları, gizli ağlarla çalışmayı kesinlikle reddeder. Tüm bu zahmetin karşılığında elde ettiğiniz güvenlik faydası ise koca bir sıfırdır. 2. MAC adresi filtreleme Bir başka klasik yöntem daha. Teoride, cihazların MAC adreslerinden oluşan bir "izin listesi" oluşturursunuz ve bu listede yer almayan her şey engellenir. Kulağa harika geliyor; ta ki MAC adreslerinin, işi bilen herhangi biri tarafından saniyeler içinde taklit edilebileceğini (spoof edilebileceğini) fark edene kadar. Aslında elde ettiğiniz şey, tam bir yönetim kâbusudur. Her yeni telefon, dizüstü bilgisayar, misafir cihazı, akıllı ampul veya oyun konsolunun listeye elle eklenmesi gerekir. Birini bile atlarsanız, o cihaz ağa bağlanamaz. Güçlü bir WPA2 veya WPA3 şifresi; tüm bu angaryalarla uğraşmanıza gerek kalmadan, yabancıları ağınızdan uzak tutma işini çok daha iyi bir şekilde halleder. 3. Wi-Fi kanalını elle belirleme (5GHz bandında) 2.4GHz bandında, belirli bir kanalı (genellikle 1, 6 veya 11. kanalları) seçmek, kalabalık bir apartman ortamında bazen işe yarayabilir. Ancak onlarca kanalın bulunduğu ve yoğunluğun çok daha az olduğu 5GHz bandında, kendinizi elle tek bir kanala sabitlemek genellikle bir hatadır. Modern yönlendiriciler (router'lar); bir sinyal karışıklığı (parazit) tespit edildiğinde sizi otomatik olarak daha temiz bir kanala geçiren "Dinamik Frekans Seçimi" ve otomatik kanal belirleme özelliklerini kullanır. Bu ayarı elle sabitlediğinizde ise, söz konusu esneklik avantajını kaybedersiniz. Bir Wi-Fi analiz aracıyla parazit seviyelerini bizzat ölçüp, bu yönde hareket etmek için elinizde somut bir neden bulunmadığı sürece; bu işi yönlendiricinizin otomatik ayarlarına bırakmanız en doğrusudur. 4. Sinyal iletim gücünü maksimuma çıkarmak Yönlendiricinizin sinyal iletim gücünü artırmanın ardındaki mantık, ilk bakışta son derece sağlam görünebilir. Daha fazla güç, daha geniş kapsama alanı demektir; öyle değil mi? Aslında pek de öyle sayılmaz. Telefonunuzun veya dizüstü bilgisayarınızın anteni, yönlendiricinizin antenine kıyasla çok daha zayıftır; bu nedenle sinyali maksimum güçte dışarıya yaymak, yalnızca yönlendiricinizin cihazınıza "bağırarak" sesini duyurabileceği, ancak cihazınızın sağlam bir bağlantı kurmaya yetecek güçte "geri bağıramayacağı" anlamına gelir. Komşularınızın ağlarıyla daha fazla etkileşim yaşarsınız ve bazı yönlendiriciler daha fazla ısınarak kendilerini kısıtlayabilir. Varsayılan veya "otomatik" ayarda bırakın. Menzil gerçekten bir sorunsa, daha iyi yerleştirme veya bir mesh sistemi, güç kaydırıcısından çok daha fazlasını yapacaktır. 5. Bant yönlendirmeyi devre dışı bırakma ve SSID'lerinizi ayırma 2.4GHz ve 5GHz bantlarınızı iki ayrı ağ adına ayırmanız ve hangisine bağlanacağınızı seçmeniz gerektiği yönünde tavsiyeler göreceksiniz. Bunun yardımcı olduğu bir durum var (çift bantlı bir SSID'ye katılmayı reddeden inatçı akıllı ev cihazları), ancak çoğu insan için sadece karmaşa yaratır. Bant yönlendirme, cihazlarınızın konumlarına ve yeteneklerine göre en iyi banda otomatik olarak bağlanmasını sağlar. Bunu tamamen kapatırsanız, ömür boyu cihazları "doğru" ağa manuel olarak yeniden bağlamak zorunda kalırsınız. Bir veya iki sorunlu akıllı priziniz varsa, yalnızca onlar için özel bir 2.4GHz SSID oluşturun ve ana ağı olduğu gibi bırakın. Çoğu yönlendirici, internetteki tavsiyelerin sandığından daha akıllıdır. Varsayılan ayarlar, sıkıcı olsalar bile, bir nedenden dolayı mevcuttur. Bunların hepsinde aynı durum geçerlidir. Size daha fazla kontrol sağladığını düşündüren ayarlardır, ancak pratikte ya yönlendiricinizin zaten daha iyi yaptığı işi tekrarlarlar ya da küçük bir teorik faydayı gerçek, günlük bir sıkıntıya dönüştürürler. Değiştirmeye değer ayarlar aslında sıkıcı olanlardır. Yönetici şifresini güncelleyin, WPS'yi kapatın, aygıt yazılımını güncel tutun, Cloudflare veya Google gibi daha hızlı bir DNS'ye geçin ve WPA2 veya WPA3'te olduğunuzdan emin olun. Bu beş şey, ağınız için herhangi bir "gizli hız hilesinden" daha fazlasını yapacaktır. Bozuk olmayan şeyi tamir etmeyin. Wi-Fi'niz gerçekten yavaş veya güvenilmez ise, sorun neredeyse her zaman yönlendiricinin yerleşimi, aşırı yüklenmiş bir ISS bağlantısı veya eski donanımdır, üç menü derinliğinde gizlenmiş bir onay kutusu değil. Anahtarları çevirmeye başlamadan önce, yönlendiriciyi merkezi ve yüksek bir yere taşıyın, kablolu hız testi yapın ve sorunun sizin tarafınızda olup olmadığını kontrol edin. Bu sayede kendinize çok zaman kazandıracaksınız ve yönlendiriciniz de sonunda onu rahat bıraktığınız için size teşekkür edecektir. Kaynak: HTG
  4. ABD altı İran küçük teknesini imha etti; füzeleri ve insansız hava araçlarını düşürdü, dedi ABD'li Amiral ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan deniz trafiğini serbestleştirmek amacıyla bir operasyon başlatması sırasında; İran'a ait altı küçük tekneyi imha ettiğini ve Tahran tarafından ateşlenen İran seyir füzeleri ile insansız hava araçlarını etkisiz hale getirdiğini belirtti. Cooper, operasyonun başlatılmasıyla birlikte İran kuvvetlerine, ABD askeri unsurlarından uzak durmaları yönünde "güçlü bir tavsiyede" bulunduğunu ifade etti. Amiral ayrıca, gemilerin İran'a gitmesini veya İran topraklarından ayrılmasını engelleyen ABD'nin İran'a yönelik ablukasının halen yürürlükte olduğunu ve beklentilerin üzerinde bir başarı sağladığını sözlerine ekledi. Kaynak: R
  5. CHAMPION ROBBED? THIRD-PLACE SETTER SNATCHES BEST SETTER HONORS IN CEV WOMEN VOLLEYBALL CHAMPIONS LEAGUE SHOCKER! The setter for the champion team of the CEV Zeren Group Women's Champions League was not named the "Best Setter." Instead, the setter from the third-place team received the award. What kind of justice is this? The setter who orchestrated the team's play—the very player who led them to the championship—is, for some inexplicable reason, passed over in favor of a setter from the third-place squad. Is this a joke? The confetti had barely settled on the floor of the arena, and the echoes of the final whistle were still ringing in the ears of the VakıfBank faithful. They had done it. Against the stiffest competition in the CEV Zeren Group Women’s Champions League, they rose to the occasion, led by the tactical brilliance and nerves of steel of their captain and floor general, Cansu Özbay. But as the podium was cleared for the individual honors, the atmosphere shifted from jubilation to pure, unadulterated bewilderment. When the "Best Setter" award was announced, it wasn’t the champion who stepped forward. Instead, the trophy went to Joanna Wołosz, the world-class setter for Prosecco Doc Imoco Conegliano—a team that had finished the tournament in third place. In the world of elite sports, this isn’t just a snub; it’s a statistical and narrative anomaly that has fans, pundits, and players asking: What kind of justice is this? The Unwritten Rule of the Best SetterTraditionally, individual awards in major tournaments follow a logical hierarchy. While volleyball is a team sport, the setter is the "quarterback." They are the architects of the offense. If a team wins the most prestigious trophy in European volleyball, the logical conclusion is that their setter outperformed their peers under the highest possible pressure. By bypassing Özbay, the awards committee essentially suggested that the setter who won it all was somehow less impactful than a setter who couldn't lead her team to the final. It begs the question: If winning the championship isn’t the ultimate metric of a setter’s success, what is? Comparing the Impact: Özbay vs. WołoszTo understand the outrage, we have to look at the "Body of Work" presented during the Zeren Group stage: Metric Cansu Özbay (VakıfBank) Joanna Wołosz (Conegliano) Final Standing Champions (1st) Third Place (3rd) Clutch Performance Delivered in 5-set thrillers against top seeds. Struggled to stabilize the offense in the semi-finals. Distribution Balanced attack with four players in double digits. Heavily reliant on individual star power. Leadership Captained the squad through a "Group of Death." Veteran presence, but fell short of the podium peak. While Joanna Wołosz is undeniably one of the greatest setters to ever touch a volleyball, the award is meant to reflect the tournament's performance, not a lifetime achievement Oscar. Wołosz’s brilliance is a constant, but in this specific window of time, Özbay was the one who solved every puzzle presented to her. ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: ŞAMPİYON HAKSIZLIĞA MI MARUZ KALDI? CEV KADINLAR VOLEYBOL ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE ÜÇÜNCÜ OLAN TAKIMIN PASÖRÜ EN İYİ PASÖR ÖDÜLÜNÜ KAPTI! Zeren Grubu'nda Hırsızlık: Şampiyonlar Göz Ardı Edildi, Üçüncü Olan Takımın Pasörü En İyi Pasör Ödülünü Çaldı! CEV Zeren Grubu Kadınlar Şampiyonlar Ligi şampiyonu takımın pasörü "En İyi Pasör" seçilmedi. Bunun yerine, üçüncü olan takımın pasörü ödülü aldı. Bu nasıl bir adalet? Takımın oyununu organize eden, onları şampiyonluğa taşıyan pasör, açıklanamayan bir nedenle, üçüncü olan takımın pasörü lehine göz ardı edildi. Bu bir şaka mı? Voleybol'da Büyük Haksızlık: Şampiyon Görmezden Gelindi, Üçüncü Sıradaki Pasör En İyi Pasör Ödülünü Aldı!Arenadaki konfetiler henüz yere bile düşmemiş, final düdüğünün yankıları VakıfBank taraftarlarının kulaklarında çınlamaya devam ediyordu. Başarmışlardı. CEV Zeren Grubu Kadınlar Şampiyonlar Ligi’nin en zorlu rakiplerine karşı, kaptanları ve saha içi generalleri Cansu Özbay’ın taktiksel zekası ve çelik gibi sinirleri sayesinde zirveye tırmanmışlardı. Ancak bireysel ödüller için kürsü hazırlandığında, atmosfer bir anda büyük bir şaşkınlığa dönüştü. "En İyi Pasör" ödülü açıklandığında, öne çıkan isim şampiyon takımın pasörü değildi. Aksine ödül, turnuvayı üçüncü sırada tamamlayan Prosecco Doc Imoco Conegliano'nun dünyaca ünlü pasörü Joanna Wołosz’a gitti. Seçkin spor dünyasında bu sadece bir "haksızlık" değil; taraftarların, yorumcuların ve oyuncuların şu soruyu sormasına neden olan istatistiksel ve anlatısal bir anomalidir: Bu nasıl bir adalet? Best Setter’in Yazılı Olmayan KuralıGeleneksel olarak, büyük turnuvalardaki bireysel ödüller mantıklı bir hiyerarşiyi takip eder. Voleybol bir takım sporu olsa da, pasör takımın "oyun kurucusu" ve beynidir. Eğer bir takım Avrupa voleybolunun en prestijli kupasını kazanıyorsa, bunun mantıklı sonucu, o takımın pasörünün en yüksek baskı altında rakiplerinden daha iyi performans gösterdiğidir. Ödül komitesi Özbay’ı pas geçerek, aslında şampiyon olan pasörün, takımını finale bile taşıyamayan bir pasörden daha az etkili olduğunu iddia etmiş oldu. Bu durum şu soruyu akıllara getiriyor: Eğer şampiyonluk bir pasörün başarısı için en nihai ölçüt değilse, nedir? Etki Karşılaştırması: Özbay vs. WołoszBu öfkenin temelini anlamak için, Zeren Grubu aşamasında ortaya konan "iş yüküne" bakmamız gerekiyor: Kriter Cansu Özbay (VakıfBank) Joanna Wołosz (Conegliano) Final Sıralaması Şampiyon (1.) Üçüncü (3.) Kritik An Performansı Üst sıralardaki takımlara karşı 5 setlik heyecan fırtınalarında devleşti. Yarı finalde hücumu dengelemekte zorlandı. Dağılım Dört oyuncunun çift hanelere ulaştığı dengeli bir hücum yönetti. Büyük oranda bireysel yıldız güçlerine bağımlı kaldı. Liderlik Takımına "Ölüm Grubu"nda kaptanlık ederek zafere taşıdı. Tecrübeli bir isim ancak kürsünün zirvesinin uzağında kaldı. Export to Sheets Joanna Wołosz’un gelmiş geçmiş en iyi pasörlerden biri olduğu inkar edilemez bir gerçek. Ancak bu ödül bir "yaşam boyu başarı" Oscar'ı değil, turnuva performansını yansıtması gereken bir ödüldür. Wołosz’un ustalığı bir sabittir, fakat bu spesifik zaman diliminde, karşısına çıkan her bulmacayı çözen isim Özbay’dı. "İstatistik Tuzağı" ve Galibiyet GerçeğiBu tür ödüller genellikle yazılımlar tarafından hesaplanan "pozitif pas" veya "verimlilik yüzdeleri" üzerinden verilir. Kağıt üzerinde bir pasör, her topu sayıya çeviren tek bir süper yıldıza pas atıyorsa daha yüksek bir verimlilik oranına sahip olabilir. Ancak Cansu Özbay’ın dehası, ölçülemeyen değerlerinde yatar. Devasa bir baskı altındaki kadroyu yönetti, maç içindeki düşüşleri toparladı ve manşetin kötü geldiği anlarda "imkansız" pasları çıkardı. Özbay sadece istatistiklerini parlatmadı; o bir şampiyonluk inşa etti. Ödülü üçüncü olan takımın pasörüne vermek, "temiz istatistiklerin" "kazanan sonuçlardan" daha değerli olduğunu iddia etmektir. Tehlikeli Bir EmsalPodyumda daha alt sıralarda bitiren takımlardan oyunculara öncelik verdiğimizde, rekabetin özünü değersizleştirme riskiyle karşı karşıya kalırız. Eğer hedef altın madalyayı kazanmaksa, bu altını getiren isimler bireysel onurlar için de birincil aday olmalıdır. "Zeren Grubu’ndaki Soygun" sadece bir kupa meselesi değildir. Bu, genç sporculara verilen tehlikeli bir mesajdır: En iyisi olabilirsin, şampiyonluğu kazanabilirsin ve takımını zafere taşıyabilirsin; ama yine de takdir edilmek için bu yeterli olmayabilir. Son KararJoanna Wołosz bir efsanedir, ancak CEV Zeren Grubu Kadınlar Şampiyonlar Ligi bağlamında o, finalin sadece bir izleyicisiydi. Cansu Özbay ise başroldeydi. O sadece katılmakla kalmadı; turnuvanın kurallarını o yazdı. Sporda adalet genellikle skor tabelasında bulunur ve bu açıdan bakıldığında, boynunda altın madalya olan Özbay son gülen taraftır. Yine de "En İyi Pasör" kupasının eksikliği göze batan bir hata olarak kalacaktır; İstanbul'a ait olması gereken o kupa, şu an İtalya'da bir rafta duruyor. VakıfBank savaşı kazandı, ancak ödül komitesi gerçeklik algısını kaybetti.
  6. Amerika'da karşılaştırmalar karşılaştırmalar... Bakın bakalım Obama, Biden ve King.... Görün bakalım gerçek neymiş.
  7. A Milli Takımımızın, 2026 Dünya Kupası öncesi oynayacağı hazırlık maçlarının stadyumları ve başlama saatleri açıklandı. Türkiye x Kuzey Makedonya 1 Haziran Pazartesi 20.30 Chobani Stadyumu Venezuela x Türkiye 7 Haziran Pazar 01.00 Inter Miami FC Stadyumu
  8. Admin şurada cevap verdi: Admin başlık Atletizm
    Hande Baladın'dan mesajın var 10 Mayıs’ta, İstanbul Kuruçeşme ve İzmir’de gerçekleşecek olan Wings for Life World Run’a kayıt olmak için hemen linke tıkla, kaydını yap.
  9. MAGA'ya, hüküm giymiş bir pedofilin ve onun seçkin arkadaş çevresinin, henüz 14 veya 16 yaşındaki kız çocuklarına tecavüz etmesinin bir "Demokrat uydurması" olduğu asla söylenmemeli. Ve Epstein dosyalarının açıklanması için Başkan Trump ile mücadele etmek zorunda kaldığıma hâlâ inanamıyorum; üstelik bugüne dek ne kimse tutuklandı ne de hesap verdi. MAGA'yı bitiren şey işte buydu. Bende "Trump Delirme Sendromu" yok; bende "Trump Hayal Kırıklığı Sendromu" var.
  10. Juventus Kenan Yıldız'ın doğum gününü unutmadı
  11. İyi ki doğdun Kenan Yıldız! Doğum günün kutlu olsun...
  12. Tijana Bošković, özel hayatından önemli bir detayı paylaşarak herkesi şaşırttı. Djordje Orestijevic ile süren 8 yıllık birlikteliğin ardından, Sırp yıldız nişanlandığını doğruladı! Dünyanın en iyisinin hayatında yeni bir sayfa.
  13. Guidetti Ailesi altın madalyası ile Avrupa şampiyonluğunun tadını çıkarıyor.
  14. Filenin Sultanlarının Yaz 2026 programı şöyle: Hazırlık Maçları @ Genova (İtalya) 22 Mayıs 18:00 vs Polonya 23 Mayıs 22:00 vs İtalya 24 Mayıs 18:00 vs Sırbistan VNL 1. hafta @ Brasilia (Brezilya) 3 Haziran 19:00 vs Dominik Cumhuriyeti 4 Haziran 22:30 vs Hollanda 6 Haziran 21:30 vs İtalya 8 Haziran 00:00 vs Bulgaristan VNL 2. hafta @ Ankara (Türkiye) 17 Haziran 19:30 vs Belçika 18 Haziran 19:30 vs Fransa 20 Haziran 19:30 vs Almanya 21 Haziran 19:30 vs Çin VNL 3. hafta @ Kansai (Japonya) 8 Temmuz 06:00 vs Polonya 10 Temmuz 07:00 vs ABD 11 Temmuz 13:20 vs Japonya 12 Temmuz 09:30 vs Tayland VNL Finalleri @ Makao (Çin) (22-26 Temmuz) EuroVolley @ İstanbul (Türkiye) 21 Ağustos 19:00 vs Letonya 23 Ağustos 19:00 vs Slovenya 24 Ağustos 19:00 vs Macaristan 26 Ağustos 19:00 vs Almanya 28 Ağustos 19:00 vs Polonya Eurovolley Eleme Etabı @ İstanbul (31 Ağustos-6 Eylül)
  15. Önümüzdeki sezon Fenerbahçe Medicana forması giyecek olan Ogbogu, VakıfBank'lı arkadaşlarına gözyaşlarıyla veda etti!
  16. Cumhurbaşkanımız Vakıfbank'ı kutladı
  17. Vakıfbank'ın şampiyonluğunda her şey çok güzeldi ama Katarina Dangubic'in sakatlığı herkesi çok üzdü. VakıfBank forması giyen Katarina Dangubic, 2 Mayıs 2026 tarihinde oynanan CEV Şampiyonlar Ligi yarı final karşılaşmasında sol dizinden ciddi bir sakatlık yaşamıştır. Sakatlığıyla ilgili öne çıkan detaylar şunlardır: Sakatlık Anı: Dangubic, maç sırasında bir smaçtan iniş yaptığı sırada sol dizinden sakatlanarak oyunu terk etmek zorunda kalmıştır. Tanı ve Durum: VakıfBank tarafından yapılan resmi bilgilendirmede, oyuncunun tedavisine hemen başlandığı ve durumunun ileri düzey tetkiklerin ardından netleşeceği belirtilmiştir. Bazı kaynaklar menisküs yırtığı ihtimali üzerinde durmaktadır. Son Durum: Sakatlığının ertesi günü (3 Mayıs 2026) oynanan final maçında takımını yalnız bırakmayan Dangubic, arkadaşlarını desteklemek için salona koltuk değnekleriyle veya destekle gelmiştir. Dangubic'in sahalara ne zaman döneceği, yapılacak detaylı kontrollerden sonra netlik kazanacaktır. İşte o an Katarina Dangubic'in sakatlığıyla ilgili son durum, kulübü VakıfBank tarafından yapılan açıklamalar ve oyuncunun final maçındaki görüntüsüyle netleşmeye başladı. Sakatlık süreci ve son gelişmelere dair detaylar şöyledir: Resmi Tanı Süreci: Kulüpten yapılan resmi açıklamada, Dangubic’in ilk kontrollerinin yapıldığı ve tedavisine hemen başlandığı bildirilmiştir. Kesin durumunun, yapılacak ileri düzey tetkiklerin ardından netleşeceği belirtilmiştir. Final Maçındaki Görüntüsü: 3 Mayıs 2026 tarihinde oynanan Şampiyonlar Ligi final maçında Dangubic, takım arkadaşlarını yalnız bırakmamıştır. Maç öncesi ısınma bölümünü saha kenarından takip etmiş ve alkışlar eşliğinde takım fotoğrafında yer almıştır. İyileşme Tahminleri: Henüz resmi bir dönüş tarihi açıklanmamış olsa da, ilk değerlendirmeler sol dizinde ciddi bir zorlanma olduğu yönündedir. Menisküs veya bağ yaralanması ihtimali üzerinde durulurken, klinik iyileşme sürecine göre bir rehabilitasyon planı oluşturulacaktır. Takım Durumu: Dangubic'in yokluğuna rağmen VakıfBank, finalde Eczacıbaşı Dynavit'i mağlup ederek 7. kez CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmuştur.
  18. Milli gururumuz Büyükusta Yağız Kaan Erdoğmuş’tan büyük yükseliş! Canlı rating listesinde 2711.9 puana ulaşan sporcumuz, dünya sıralamasında 29. sıraya yükseldi. Gösterdiği bu üstün performanstan dolayı sporcumuzu tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
  19. BEYİN SAĞLIĞINIZ İÇİN BU HATALARA DÜŞMEYİN! NÖROLOGLARIN 'ASLA YAPMAYIN' DEDİĞİ 7 ALIŞKANLIK: BİR TANESİ BİLE RİSKLİ! Amerikan İnme Derneği'ne (American Stroke Association) göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde inme (felç), önde gelen ölüm nedenlerinden biri ve önemli bir sakatlık sebebidir. Bu, özellikle de inme risk faktörlerinin birçoğu —yüksek kolesterol ve yüksek tansiyon gibi—, artık sessiz kalmayıp belirti verene dek oldukça sessiz seyrettiği için, korkutucu bir gerçektir. Ancak bazı risk faktörlerinin her zaman belirgin olmaması, inmenin kontrol altına alınamayacağı anlamına gelmez. Nitekim Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne (CDC) göre, inmelerin %80'inin; egzersiz, beslenme düzeni ve benzeri yaşam tarzı değişiklikleri yoluyla önlenebileceği tahmin edilmektedir. Bunu, söz konusu rahatsızlığın tedavisini üstlenen uzmanlardan daha iyi bilen kimse yoktur. İnme uzmanları, kendilerinin (ve hastalarının) inme riskini azaltmaya yönelik kilit yöntemler üzerinde sıklıkla kafa yorduklarını belirtmektedir. California Üniversitesi San Francisco İnme Merkezi'nin tıbbi direktörü, "Ben bu konuya daha ziyade proaktif bir yaklaşımla bakmayı tercih ediyorum: İnme riskini önlemek adına neler yapabilirim?" demiştir. Aşağıda, inme uzmanları; bizzat kendilerinin uzak durduğu alışkanlıkları —ve sizin de neden bunlardan kaçınmanız gerektiğini— paylaşıyor. Hareketsiz Bir Yaşam Tarzı Benimsemek Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi Endovasküler Nöroşirürji Direktörü uzamana göre, inme açısından değiştirilebilir risk faktörlerinden biri, hareketsiz bir yaşam tarzı sürmektir. Hareketsiz yaşam tarzının herkes için geçerli, tek ve kesin bir tanımı olmamakla birlikte; genel hatlarıyla bu durum, oturarak veya yatarak aşırı vakit geçirmek, buna karşılık egzersiz yapmaya veya hareket etmeye yeterince zaman ayırmamaktır. Uzman, "Düzenli fiziksel aktivitenin, kan damarlarınızın tıkanmasını önlemeye yardımcı olduğu kanıtlanmıştır. Bu aktivite, atardamarlarda plak birikimini engeller," demiştir. "Bu nedenle biz uzmanlar, insanlara genellikle haftada yaklaşık beş gün, 30 dakika kadar orta düzeyde egzersiz yapmalarını tavsiye ederiz." Bu egzersiz; yürüyüşe çıkmak, koşmak, bisiklete binmek, bahçe işleriyle uğraşmak veya grup egzersiz derslerine katılmak şeklinde olabilir; hareket etmenin "yanlış" bir yolu yoktur. Yüksek Tansiyonu Göz Ardı Etmek Uzman, "Şu bir gerçek ki; sağlıklı bir yaşam tarzı için önerdiğimiz pek çok unsur, aynı zamanda hem kalp hastalıkları hem de inme riskini azaltmaktadır," demiştir. "Ancak, tüm faktörler arasında en etkili ve belirleyici olan tek bir unsur varsa, o da tansiyondur; tansiyon, tansiyon ve yine tansiyon." Kan basıncının yüksek seyretmesinin —özellikle de zaman içinde— sorunlara yol açabileceğini belirten uzman, yüksek tansiyonun, üzerinde değişiklik yapılabilir en büyük inme risk faktörü olduğunu ifade etti. Uzman, “Elinize sihirli bir değnek alıp sallasanız ve yüksek tansiyonu ABD nüfusundan bir anda silip atsanız, inme vakaları %60 oranında azalırdı,” dedi. “Bu, inme için açık ara en önde gelen risk faktörüdür; biz buna ‘sessiz katil’ diyoruz, çünkü hastalar çoğu zaman bunun farkına varmazlar; kan basıncının mutlaka kontrol ettirilmesi, izlenmesi ve tedavi edilmesi gerekir.” “Elinize sihirli bir değnek alıp sallasanız ve yüksek tansiyonu ABD nüfusundan bir anda silip atsanız, inme vakaları %60 oranında azalırdı.” — Uzman, California Üniversitesi, San Francisco İnme Merkezi Düzenli Kontrolleri İhmal Etmek Uzman, “Bu risk faktörlerinin çoğu zaman belirgin hiçbir belirtisi olmaz,” dedi ki bu, üzerinde düşünülmesi gereken endişe verici bir durumdur. “Tüm bu değerler düzenli aralıklarla rutin testlere veya taramalara tabi tutulmadığı sürece, bir hasta kan basıncının yüksek olduğunu asla bilemez; kolesterolünün yüksek olup olmadığını da anlayamaz.” Bu durum, birinci basamak hekiminizi, kendisinin gerekli gördüğü rutin kontroller için ziyaret etmenizin hayati önem taşıdığı anlamına gelmektedir. Uzman hekimler, kan şekeri ve kilo gibi diğer risk faktörlerini kontrol ederken, aynı zamanda sizi yüksek kolesterol ve yüksek tansiyon gibi sorunlar açısından da tarayacaklardır, diye ekledi. Uzman, “Bence bu konularda son derece uyanık ve dikkatli olmak gerekir; özellikle de inme risk faktörleri son derece ‘sinsi’ bir yapıya sahipken —yani belirgin hiçbir belirti göstermezken— hastaların bu gerçeği kavraması ve rutin tarama testlerini yaptırmak üzere doktorlarına başvurma yönünde somut adımlar atması büyük önem taşımaktadır,” dedi. Doktorunuz ayrıca cinsiyet (Uzmana göre inme kadınlarda daha sık görülür), ırk (Uzmanın belirttiğine göre Siyah bireylerde daha yaygındır) ve kişisel tıbbi geçmiş gibi, sizin kontrolünüz dışında kalan risk faktörlerini de değerlendirebilir. Uzman, “Geçmiş tıbbi öykü açısından bakıldığında; daha önce inme geçirmiş olanlar veya ebeveynlerinden biri geçmişte inme geçirmiş olan kişiler, gelecekte yeniden inme geçirme açısından çok daha yüksek bir risk altındadır,” dedi. Sigara Uzmanlara göre, kaçınılması gereken alışkanlıklar listesinin başında yer alanlardan biri sigara içmektir. Uzman, “Bu durum, inme riskini —hatta yeri gelmişken belirtelim, kalp hastalığı riskini de— kesinlikle artırır,” dedi. Uzman ayrıca, “Bunu yapma yollarından biri, zamanla kan damarlarının daralmasına neden olmasıdır; bu durum da nihayetinde beynin bir bölgesine giden kan akışında tıkanıklıklara yol açabilir ki inme dediğimiz şey de esasen tam olarak budur,” şeklinde açıkladı. Aşırı Alkol Tüketmek Muhtemelen alkolün sağlığınız için iyi olmadığını biliyorsunuzdur. Bazı kanser türleri, karaciğer hastalığı ve evet, felçle de bağlantılıdır. Özellikle uzman, "aşırı alkol kullanımı ile kalp hastalığı ve felç riski arasında bir ilişki" olduğunu söyledi. Alkol önerileri kişiden kişiye değişmekle birlikte, CDC, kadınlar için tek seferde dört veya erkekler için beş içkiden fazlasını aşırı içme olarak kabul etmektedir. Kadınlar için haftada sekizden fazla ve erkekler için haftada 15 içkiden fazla içmek de aşırı içme olarak kabul edilir. Genel olarak, kadınların günde birden fazla, erkeklerin ise ikiden fazla alkollü içecek tüketmemesi gerektiği kabul edilmektedir, dedi uzman. Bunlar aynı zamanda Amerikan Beslenme Rehberi'nde de belirtilen önerilerdir. Diyetinizi İhmal Etmeyin Felç riskini yönetmek için doğru bir diyet de önemlidir. Bu, doymuş yağ, şeker ve tuz açısından zengin yiyecekleri azaltmak anlamına gelir, dedi Uzman. (Ek olarak, uzman, tuz alımı ile yüksek tansiyon arasında bir ilişki olduğunu ve bunun da bildiğimiz gibi bir başka inme risk faktörü olduğunu belirtti.) Ne yemeniz gerektiği konusunda uzman, yazar ve gazeteci Michael Pollan'ın çalışmalarına işaret ediyor. Uzman, bu tavsiyenin "çoğunlukla bitkisel besinler tüketin, çok fazla değil" olduğunu söyledi. Bu, biraz et eklenmiş meyve ve sebzeler açısından zengin bir diyet anlamına gelir. Gerekli Tedaviyi Göz Ardı Edin İnme bu ülkede (ve dünyada) çok yaygın olduğundan, belirtilerin farkında olmanız ve mümkün olan en kısa sürede tedavi olmanız önemlidir. Uzman, mevcut inme tedavilerinin ne kadar erken yapılırsa o kadar iyi sonuç verdiğini söyledi. "Çünkü birçok inme ağrısızdır ve inme belirtileri çok değişkenlik gösterir, bu nedenle inme belirtilerini tanımak önemlidir," dedi. Ve insanların belirtileri hatırlamasına yardımcı olacak kullanışlı bir kısaltma var - ve bu kısaltma FAST, dedi uzman. Amerikan İnme Derneği web sitesine göre FAST, "yüzde sarkma, kolda güçsüzlük, konuşma güçlüğü ve 9-1-1'i arama zamanı" anlamına geliyor. Uzman, "Bunlar tüm olası inme belirtilerinin listesi değil, ancak bu faktörlerden herhangi biri, özellikle de aniden ortaya çıkarsa, inme olabileceği şüphesini uyandırıyor" diye belirtti. Ve bir kez daha, mümkün olan en kısa sürede tedavi olmanın hayati önem taşıdığını hatırlamanın önemli olduğunu söyledi. Kaynak: HuffP
  20. Fizik Kurallarını Yeniden Yazan Buluş: Güneş Panellerinde %130 Verim Dönemi Başlıyor! Japon araştırmacılar, güneş paneli verimliliğini %130'a varan oranda artıracak bir "spin-flip" malzemesi geliştirdi Spin-flip metal kompleksleri, singlet fisyonu yoluyla üretilen çoğaltılmış eksitonları yakalıyor Kavram kanıtlama deneylerinde, %110'un üzerinde ve yaklaşık %130'a varan kuantum verimi elde edildi Pratik güneş enerjisi cihazlarında kullanılmadan önce, katı hal entegrasyonunun tamamlanması gerekiyor Japon araştırmacılar; dönüşüm süreci sırasında ısı kayıplarını azaltan, metal tabanlı bir sistem kullanarak güneş ışığından fazladan enerji yakalamanın bir yolunu buldu. Teknolojinin Kısa Özeti (Tıkla ve Oku) Bu çalışma; molibdenden inşa edilmiş ve "singlet fisyonu" adı verilen bir süreç sırasında ortaya çıkan çoğaltılmış enerjiyi yakalayan, "spin-flip yayıcı" olarak bilinen kimyasal bir yapı üzerinde yoğunlaşıyor. Araştırma, Japonya'daki Kyushu Üniversitesi tarafından, Almanya'daki Johannes Gutenberg Üniversitesi (JGU) Mainz ile iş birliği içinde yürütüldü. Araştırmanın bulguları, Journal of the American Chemical Society dergisinde yayımlandı. Enerji kolayca 'çalınıyor' Güneş hücreleri halihazırda güneş ışığını elektriğe dönüştürebiliyor; ancak mevcut enerjinin yalnızca bir kısmı kullanılabilir hale geliyor. Bu durum, bilim insanlarını aynı gelen ışıktan daha fazla çıktı elde etmenin yollarını aramaya yöneltiyor. Uzun zamandır bilinen bir sınırlama, foton enerjileri ile yarı iletkenlerin bunlara verdiği tepki arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanıyor; bu da, bazı fotonların elektronları harekete geçirmekte başarısız olduğu, diğerlerinin ise fazla enerjilerini ısı olarak kaybettiği anlamına geliyor. Shockley-Queisser limiti olarak bilinen bu verimlilik sınırı, araştırmacıları enerjinin dağılmasına izin vermek yerine, kayıp enerjiyi yeniden kullanmanın yollarını araştırmaya itmiştir. Kyushu Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Doçent olan Yoichi Sasaki, “Bu sınırı aşmak için iki ana stratejimiz var,” dedi. “Birincisi, düşük enerjili kızılötesi fotonları daha yüksek enerjili görünür fotonlara dönüştürmek. Diğeri ise, burada araştırdığımız gibi, tek bir eksiton fotonundan iki eksiton üretmek için SF kullanmaktır.” Araştırmacılar tarafından ışık dönüşümü için “rüya teknolojisi” olarak tanımlanan tekli fisyon, deneyde merkezi bir rol oynuyor çünkü yüksek enerjili bir uyarımın iki düşük enerjili uyarıma bölünmesine izin vererek, teorik olarak kullanılabilir enerji taşıyıcılarının sayısını ikiye katlıyor. Bu kopyalanmış eksitonları yakalamak daha zor bir problem oldu, çünkü rakip enerji transfer süreçleri, enerji kullanışlı hale gelmeden önce onu yeniden yönlendirebiliyor. Ekip, bu darboğazı, tekli fisyon malzemelerini, belirli üçlü enerji durumlarını absorbe edecek şekilde ayarlanmış molibden bazlı yakın kızılötesi spin-flip yayıcı ile eşleştirerek çözdü. Sasaki, “Enerji, çoğalma gerçekleşmeden önce Förster rezonans enerji transferi (FRET) adı verilen bir mekanizma ile kolayca ‘çalınabilir’” dedi. “Bu nedenle, fisyondan sonra çoğalmış üçlü eksitonları seçici olarak yakalayan bir enerji alıcısına ihtiyacımız vardı.” Çözeltide tetrasen bazlı malzemeler kullanılarak yapılan deneyler, %110'un biraz üzerinde ile yaklaşık %130 arasında değişen kuantum verimleri üretti; bu da laboratuvar koşullarında absorbe edilen gelen fotonlardan daha fazla enerji taşıyıcısının üretildiği anlamına geliyor. Sonuçlar, tam güneş enerjisi cihazlarından ziyade çözelti testleriyle sınırlı kalmaktadır; bu da pratik uygulamanın hala kimyanın çalışan panellerle uyumlu katı malzemelere dönüştürülmesine bağlı olduğu anlamına gelir. Gelecekteki çalışmalar, bu malzemeleri katı hal sistemlerinde birleştirmeye odaklanacak ve enerji transfer verimliliği, gerçek güneş pili çalışmasına daha yakın koşullar altında test edilebilecektir. Araştırmacılar, güneş panellerinin ötesinde, eksiton davranışının yönetilmesinin performansta kilit rol oynadığı OLED gibi aydınlatma teknolojileri de dahil olmak üzere olası uygulamalara işaret ediyor. Kaynak: TR
  21. Bazı İranlılar, rejimin artık daha da kökleştiğinden —ve intikam almaya hazır olduğundan— endişe ediyor Hâlâ oradalar. Bu basit gerçekten kaçış yok. İnsanların yürüdüğü her yerde. Araç sürdükleri her noktada. Televizyonu her açtıklarında. Suikasta kurban giden liderlerin ve yeni yöneticilerin yüzleri, kamusal alanı domine ediyor. Protestolar gelip geçti. Bir savaş yaşandı. Ardından bir ateşkes. Ancak İslam Cumhuriyeti rejimi varlığını sürdürdü. Aslında, BBC'nin ülke içinde görüştüğü İranlılara göre rejim, zayıflamaktan çok uzak; aksine daha da derinlemesine kök salmış durumda. Ve intikamcı bir ruh haline bürünmüş durumda. Sana ve Diako —gerçek isimleri değil— Tahran'da yaşayan genç bir çift. Orta sınıfa mensup, eğitimli ve katı dinî yönetimin son bulduğunu görmek isteyen türden insanlar. Onların hikâyesini anlatabilmek için, karakterleri ve yaşamları hakkında size fikir verebilecek pek çok ayrıntıyı dışarıda bırakmak gerekiyor. Bunun nedeni, bu tür ayrıntıların, yabancı medyaya özgürce konuşma cesareti gösteren kişileri izini sürmek amacıyla rejim tarafından kullanılabilme ihtimalidir. BBC'ye İran'da destek sağlayan gazeteci, Sana ve Diako ile; ailelerin çocuklarıyla birlikte yürüyüşe çıktığı ve bu ateşkes döneminin tadını çıkardığı bir parkın yakınlarında buluştu. Diako, hayatın daha iyiye gideceğine inanmak istiyor. "İşler değişecek," diyor. "Hatta çoktan değişti bile." O bunları söylerken Sana gülüyor. "Değişti mi?" diye soruyor. "Tam aksine, işler Devrim Muhafızları'nın eline geçti. Ülkenin hali perişan." Sana, ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasından bu yana kendi duygularının da değiştiğini hissediyor. "Başlangıçta savaşın çıkmasını istememiştim... [Ancak] savaşın orta evrelerinde, düşman taraf kilit isimleri hedef aldığı sürece, ölen her bir kişinin ardından içtenlikle büyük bir sevinç duydum." Fakat savaş uzayıp gittikçe, tıpkı Trump yönetimindeki Beyaz Saray'ın fark ettiği gibi, Sana da şu gerçeği idrak etti: Yüce Lider Ayetullah Ali Hamaney ve diğer üst düzey isimlerin saf dışı kalması, uzlaşmaya daha yatkın, yeni bir rejimin kapılarını aralamamıştı. "Onların adamlarından pek çoğu hâlâ ayakta. Hayal ettiğim şeyler gerçekleşmedi. Her şey daha da kötüye gitti. Ve elimizde kala kala yine İslam Cumhuriyeti kaldı. Bu savaşı kazanmış olmaları, içimi parçalıyor." İran toplumunun genelinde rejime yönelik desteğin boyutunu kestirmek imkansızdır. Rejim destekçileri tarafından organize edilen, düzenli ve aleni dayanışma gösterileri mevcuttur. Buna karşılık, muhalefet mitingleri yasaklanmıştır. İran'daki güvenilir kaynaklarımız; muhalif aktivistler, insan hakları avukatları ve bağımsız gazetecilerle görüşerek, toplumda hakim olan tedirginlik ve kötü bir şeylerin olacağına dair önsezili havayı tespit ettiler. Ortada sürekli tekrarlayan bir korku var: Savaş nihayet sona erdiğinde, devletin iç baskı kampanyasını daha da sertleştireceği endişesi. Washington merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'nın (HRANA) verilerine göre; geçtiğimiz Ocak ayında —savaşın patlak vermesinden önce— rejim karşıtı protestolar sırasında 53.000'den fazla kişi tutuklandı. Savaşın başlamasından bu yana ise, binlerce kişinin daha gözaltına alındığı tahmin ediliyor. Ayrıca, siyasi tutukluların infaz edilmesinde rekor düzeyde bir artış yaşandı; savaş süresince 21 kişi asılarak idam edildi. Bu sayı, son 30 yılı aşkın bir süredir, böylesine kısa bir zaman diliminde kaydedilen en yüksek infaz sayısıdır. İdam edilenlerin dokuzu Ocak ayı protestolarıyla bağlantılıydı; 10'u muhalif gruplara üye oldukları iddiasıyla, ikisi ise casuslukla suçlanıyordu. —Adını değiştirdiğimiz— Susan adlı avukat, tutuklularla çalışan bir hukukçu olarak cezaevlerindeki koşulların çok daha ağırlaştığını belirtiyor. Susan, "Savaştan önce, sert muamele yalnızca protestolara öncülük edenlere, ellerinde Molotof kokteyli bulunanlara veya silahlı olanlara uygulanırdı. Ancak savaş süresince bu sertlik düzeyi belirgin ölçüde arttı," diyor. Susan'ın kişisel hikayesi, yaşanan çatışmanın bazı aileleri nasıl parçaladığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Ebeveynleri açıkça rejim yanlısı; Susan ise hükümetin devrilmesi durumunda ebeveynlerinin hedef alınabileceğinden endişe ediyor. Bu korkusunu, rejim karşıtı bir duruşa sahip olan erkek kardeşiyle paylaştığında aldığı yanıt tüyler ürperticiydi: "Madem şehit olmayı bu kadar çok istiyorlar, neden onlara bu hakkı çok görelim ki?" Susan, savaşın bir an önce sona ermesini istiyor; ancak kendisi gibi insanların çok daha ağır baskılarla karşı karşıya kalacağından da kesinlikle emin. Ayrıca tutukluların akıbeti konusunda da büyük bir korku taşıyor. Susan, "Sanıyorum ki savaş sona erdiğinde, rejim bu savaşın yarattığı öfkeyi muhtemelen cezaevlerindeki tutuklulardan çıkaracaktır. Bence şu an, bize bahşedilmiş 'ekstra' bir zaman diliminde, yani ödünç alınmış bir sürede yaşıyoruz," diyor. İnsan hakları aktivistleri, bu yılın başından bu yana; İsrail'in dış istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı oldukları iddiasıyla suçlanan dört kişinin infaz edildiğini rapor ettiler. Bağımsız gazeteciler de, Amerika Birleşik Devletleri'ne veya İsrail'e yardım ettikleri yönündeki suçlamalarla hedef alınmaktan korkan kesimler arasında yer alıyor. Devlete düşman gözüyle bakılan yabancı medya kuruluşlarına materyal gönderdikleri gerekçesiyle suçlanan çok sayıda kişi tutuklandı. Tahran'daki meslektaşımızla görüşen bir gazeteci —kendisine Armin adını veriyoruz—, savaşla ilgili gerçekleri haber yapmanın bile tutuklanmak için yeterli olduğunu ve bunun potansiyel olarak ölümcül sonuçlar doğurabileceğini anlattı. "Daha önce siyasi bir suçla itham edilebilirdik. Ancak mevcut savaş koşullarında, eğer savaşı haber yaparsak, casuslukla suçlanabiliriz." Rejimin emirlerini yerine getiren bir yargı sisteminde, casusluk suçlaması idam cezasını beraberinde getirmektedir. "Daha önce, kaç kişinin zarar gördüğünü ya da protestoların nihayetinde ne gibi bir etki yaratacağını anlamaya çalışıyorduk," diye açıklıyor Armin. "Ama artık durum farklı. Şimdi hayatta kalmaya odaklanmış durumdayız; hem kendimiz, hem de ailelerimiz için." Ailesi uyumaya çalışırken, Armin'in gözüne uyku girmiyor. "Yatakta, geleceğin neler getireceğini düşünerek uyanık yatıyorum. Ve bu belirsizlik, beraberinde korkunç bir kaygı getiriyor." Muhalefetin sokaklardan silinip gitmiş olması hiç de şaşırtıcı değil. Rejim, artık yaşamın ve ölümün mutlak hakimi. Kaynak: BBC

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.