Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Zuhurat

Φ Üyeler
  • İçerik Sayısı

    329
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • Lider Olduğu Günler

    13

Zuhurat son kazandığı tarih 4 Ocak 2015

Zuhurat en çok beğeni kazanandı!

3 Takip eden

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Belirtmemiş

En Son Profil Ziyaretçileri

21.137 profil görüntüsü

Zuhurat - Başarıları

Yükselen Yıldız

Yükselen Yıldız (9/14)

  • Birinci Hafta Tamamlandı
  • Bir Ay Sonra
  • Bir Yıl İçinde
  • İçerik Başlatan
  • İlk İleti

Son Rozetler

107

İçerik İtibarınız

  1. İsim: Psikiyatrik etiketli çocuklar Dizin: Sağlık Videoları Ekleme Tarihi: 17 Nisan 2012 - 03:25 Gönderen: Zuhurat Kısa Açıklama: Aslında toplumu ilerleten temel taşlardan biri olabilir Geniş Açıklama: Sadece davranışlarına bakılarak 20 milyondan fazla çocuk çeşitli "ruhsal bozukluklar" ile etiketleniyor. Beyin taraması, röntgen, genetik veya kan testleri olmadan psikolojik rahatsızlıklar ile damgalanıp, tehlikeli psikiyatrik ilaçlar almaları tavsiye ediliyor. Oysa ki onlar aslında ... Oppositional Defiant Disorder (karşı gelme bozukluğu) = Leader (Lider) Bipolar Disorder (Manik Depresyon) = Artist (Sanatçı) Personality Disorder (Kişilik Bozukluğu) = Philosopher (Filozof) Social Anxiety Disorder (Sosyal Anksiyete –Kaygı- Bozukluğu) = Humanitarian (İnsancıl, yardımsever) General Anxiety Disorder (Genel Anksiyete –Kaygı- Bozukluğu ) = Activist (Eylemci) Attention Deficit Disorder (Dikkat Eksikliği) = Inventor (Mucit) Attachment Disorder (bağlanma bozukluğu) = Healer (iyileştirici, çare) Conduct Disorder (çocuklukta antisosyal kişilik bozukluğu) = Revolutionary (devrimci) ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite) = KID (Çocuk) İlaçlara başlamadan önce iyi düşünün... Video Linki: Videoyu Görüntüle
  2. Zuhurat

    Sana ithafen...

  3. Marie Curie, radyoaktiviteyi doğru bir şekilde bir maddenin ışımayla bozunması olarak tanımlayan ve bunu tezini takiben bulan kişidir. 1903'te aldığı Nobel ödülünü de, Becquerel ve eşi Pierre ile paylaşmıştır. Buradaki radyoaktiflik bilinci Curie ile başladığından çok ayrıntıya girme gereği görmemiştim. Becquerel ise radyoaktiviteyi araştırmak gibi bir tezi olmaksızın tamamen rastlantılar neticesinde yağmurlu hava nedeniyle, siyah kağıda sardığı bir film üzerinde sakladığı uranyum tuzlarını, çekmecesine koyup güneşli havayı birkaç gün bekledikten sonra çıkartmış, daha sonra belli bir sebebi olmaksızın filmleri banyo ettiğinde, uranyumun güneş ışığına maruz kalmadığı halde filmde iz bıraktığını görmüş fakat bunu Becquerel ışını adı verilen bir elektromanyetik dalga türü olan X ışınına benzeyen başka bir ışın zannetmiştir. Bu arada 1-2 sene arayla yapılan bu keşiflerden ilki olan X ışını, Wilhelm C. Röntgen'in yine X ışınını bulma gibi bir tez ortada olmaksızın, karanlık odada siyah kağıtla kaplı katot ışını tüpüyle deney yaparken, rastlantı sonucu odada iki metre uzakta bulunan baryum platinosiyanit sarılı olan kağıtta oluşan parlamayı fark etmesiyle olmuştur. Bilim tarihi ortada tez olmaksızın dikkat ve durum analizi sonucu yapılmış rastlantısal beklenmedik keşiflerle doludur(Penisilin, kozmik arka plan ışıması, kaos teoremi, elektroşok tedavisi, naylon vs.). Zaten ben, siz isterseniz zamanı 1-2 yıl daha önce ne bulduğunu yanlış değerlendiren Becquerel'den başlatmanıza itiraz da etmem. Burada benim anlatmak istediğim öze dikkat etmek yerine, ayrıntılara takıldığınızı görüyorum. Zira örnekle anlatmak istediğim şey, keşiflerin her zaman öncesindeki gözlemlere dayalı olarak kurulmuş bilimsel bir tez sonucu olmadığıdır. Olay bazen retrospektiftir. Keşiflerin bir kısmı rastlantı sonucu ve dikkatle ortaya çıkmıştır. Bu tür rastlantısal keşifler öncesinde, bu durum hakkında kimsenin bir bilgisi de yoktur. Çünkü o ana kadar kimse iyi gözlem yapmamıştır. Ama bu tür ışınların ilk gözlendiği andan önce olmadığı anlamına gelmez. Sırf o ana kadar radyoaktiflik dikkatli gözlemcilerce gözlenmedi diye, radyoaktiflik o andan itibaren var olmuş bir olgu değildir. Anlatmak istediğim radyoaktifliğin keşfedilene dek de var olduğudur. Bu konuda aynı fikirdeyiz. Ama bilginin bazen ortada bir tez yokken de ortaya çıkabildiğini de unutmamalıyız. Bakın gözlemlenemeyen derken yine gözlemlenebilir olmayan demek istediğinizi farz edeceğim. Gözlemlenebilir olmayan bir maddeye ait olan bilgi bilgi değildir demek istediğinizi düşünerek buna katılıyorum. Bilimin bilgi içermeyen önermeleri dikkate almamasında da aynı fikirdeyiz. Ama bunu olası bir yaratıcının, yaratışına dair ipuçlarının evrende olması imkansızdır çünkü gözlemlenebilir değildir anlamında söylemeye çalışıyorsanız bu noktada ayrılırız. Zaten burada beklentimiz bilimsel kanıtlar bulunabilmesidir. Yani, metafizik kanıtlar ya da başlıkta olduğu üzere teolojik kanıtlar gibi anlamsız terminolojiden bahsetmiyorum elbette! Mevcut bilimsel ve mantıksal kuralları alt üst edecek bir garipliğin, bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi ihtimalinden söz ediyorum. Yoktan var edecek bir tanrı fikri tabii ki kabul edilemez. Olası tanrı, mantıken sadece tanrının tabi olduğu kendi evreniyle, bizim evrenimiz arasında bir ara kademe olabilir. Başlangıcı olmayan yoktan var olan ve hele kendini de yaratan bir tek tanrı kavramı tamamen anlamsızdır. Fakat bu sadece yaratıcı kavramının değil, bilimin de açmazıdır. Bilimsel ilksel başlangıç tezlerinin de açmazı yokluktan var olma noktasındadır. Tıpkı sonsuzluk kavramı gibi. Zaman gibi. Zaten bizi ikna edebilecek olası yaratıcı olgusu, fizik bilgi ve yasalara uygun olmayan bir tanrı olmadığından, tersine bu yasalarla ya da bu yasalardaki düzensizliklerle gösterilebilecek, tanımlanabilecek bir olası tanrıdan başka bir şey değildir. Bizim kabul edebileceğimiz yaratıcı, metafizik değil, bilimsel bir tanrıdır. Agnostik hiçbir mantık dışı önermeyi dikkate almaz. Mantık dahilinde olabilecek yaratıcı önermelerini dikkate alır. Buna da ateist paradigmalarından farklı olarak özgürce yaklaşır. Bilimsel dünya görüşü esas hiçbir paradigmayı, ön yargıyı kabul etmez. Ateistlerin tam bilimsel olabilmesinin, önündeki engel de tam olarak bu bahsettiklerimdir. Bir agnostik, ateistlerin tanrı kesinlikle yoktur falcılığını bilimsel kabul etmez. Agnostikler için varlığın da, yokluğun da kabul edilebilmesinin tek yolu, bilimsel olarak bu durumlardan birisinin kanıtlanabilmesi olmaya devam edecektir.
  4. Neden uzlaşmayalım. Yeter ki iyi niyetli, komplekssiz, yapıcı usluplu ve karşı tarafı iyice anlamaya gayretli olalım, ayrıntılar yerine öze cevap verelim. Ben kendi adıma yazdıklarınıza bu şekilde bakacağım. Ama dediğinize ikna olmazsam bu sadece sizi anlamadığımdan değil, sizin de beni anlamamanızdan kaynaklanıyor olabilir unutmayın. Bilimin bir tez üzerinde çalışma yapması için tarif ettiğiniz gerekli şartlara bire bir hemfikiriz. Zira burada gözlemlenmiş, deneylenmiş olma şartı getirseydiniz bu tarif yanlış olurdu. Çünkü henüz gözlenmemiş ve deneylenmemiş bir şeyin, gözlemlenebilir ve deneylenebilir olması rahatlıkla mümkündür. Gözlemlenebilir, deneylenebilir olmadığında ise bilimsel kuralların temeli olan mantık kuralları ve bu kuralları kullanarak oluşturulan tezler, felsefe devreye girer. Mantıksal ve felsefi çıkarımlar bilimin tıkandığı noktaların önünde yol gösterici nitelik taşır, izlenecek yolların istikametini belirler. Bilim bu yolları, konsantre olarak imkanları dahilinde önyargısızca araştırmakla yükümlüdür. Bir yaratıcının bu güne kadar gözlemlenmemiş veya deneyimlenmemiş olması, ve belki de varlığına dair olası kanıtların yeterince incelenemediğinden gözden kaçmış olması, onun gözlemlenebilir ya da deneylenebilir olmayacağı anlamına gelmez. Bir örnek vermek gerekirse, bugün hayatımızın pek çok alanında kullandığımız radyasyon hiç gözlemlenmemiş ve deneylenmemiş iken, 1902'de Fransız Marie Curie (aslında Polonya'lı Maria Skłodowska) önce Radyum elementini elde etmesini takiben, Uranyum ve Toryum'la yaptığı deneylerle radyoaktiviteyi bulmuş ve iki de Nobel almıştır. Yani o güne kadar radyasyon, kanıtların yeterince incelenemediğinden gözden kaçmıştır. Radyasyon diye bir şeyin varlığı bu keşif öncesine dek hayal dahi edilememiştir. Püf noktası tam bu noktada. Ben sizin tanrı kavramı hakkındaki bakış açınızı yanlış buluyorum. Öncelikle yaratıcı kavramından kastın ne olduğunu karıştırdığınızı düşünüyorum. Tanrıdan kast edilen, bizi ya da içinde bulunduğumuz evreni tasarlayıp yaratabilecek ölçüde bizden daha zeki bir varlık. Böyle bir şeyi gözlemlememiş olmanız, iyi gözlemler ya da deneyler yapmamış olmamızdan da kaynaklanmış olabilir, böyle bir yaratıcı gerçekten olmadığından da olabilir. Tanrı yoktur demek, tanrı vardır demekle bugünkü bilgi seviyemizle aynı şeydir ve inanç olmaktan öteye gidemez. Mevcut dinlerde bahsedilen insansı tanrı kavramından bahsetmiyorum. Daha önce de değindiğim gibi, bunların doğru olmadığını kanıtlamak oldukça kolay. Bu dinlerin özellikle kitaba sahip olanlarında yazılan ifadelerin bilimsel olarak yanlışlığını gösterirsiniz olur biter. Fakat bu dinlerin doğru olmaması, bizden üstün bir yaratıcının olmadığı anlamına gelmez. Örneğin evrimsel olarak zekasının daha başlarında sayılabilecek insan, bu yetersiz zekasıyla bile rahatlıkla tasarımlar yapabiliyor, yeni canlılar ya da yapay zeka oluşturabiliyor. Evrende yalnız olup olmadığımızı bilemediğimizden, başka gezegenlerde, yıldızlarda radyoteleskoplarımızla, bizden başka zekaların araştırmalarını yapıyoruz. Belki buluruz, belki bulamayız ama önemli olan araştırıyoruz. Bilim bu arada ister istemez eğer varsa bir yaratıcının evrendeki izlerini, ya da ipuçlarını da araştırmış oluyor. Sorgulayıcı ateist terimi, sınırlı sorgulayıcılığı ifade eder ve çıkarımları kendi dediğini desteklediği sürece bilimseldir. Bu tıpkı teistlerin bilimde dinleri yalanlayan sonuçları göz ardı etmeye çalışmaları gibidir. Tengerin çok sevdiğim değer verdiğim ve üslubunu genel olarak da beğendiğim ve sevgili eski üyemiz Cyrano ile arkadaşlığını da takdir ettiğim birisidir. Ancak aynı zamanda benim tanıdığım Tengerin, gençliğinin de getirdiği avantajla yeni görüş ve bakış açılarına da, kendini hep daha geliştirmeye de açık biridir. Bu forumda ateist arkadaşlarıyla fikirlerini her geçen gün geliştirirken, diğer görüşlerin forumda yeterince temsil edilmemesi yüzünden ateist bakış açısında sıkıştığını düşünüyorum. Bilim ne arkadaşımızın ne de sizin dediğiniz gibi ateist değildir. Bilim agnostiktir. Teistlik de, a-teistlik de önyargıdır ve bilimde önyargı yoktur. Aslında siz de, kedinin kutudaki canlılığını/cansızlığını açıp kontrol edince doğrunun anlaşılacağını söylediğinizde olaya belirsizlik ilkesinde yani agnostik yaklaşmıştınız. "Ne ateizmin ne de bilimin, olmayanı(gözlemlenemeyeni, deneylenemeyeni) çalışma alanına almaları gibi bir niyetleri olamaz." demişsiniz. Oysa ki en başta hemfikir olduğumuz tanımlamanızda "Bilimin bir tez üzerinde çalışma yapması için, o tezin önce gözlemlenebilir, deneylenebilir olması gerekir." demiştiniz. Daha önce bir şeyin daha önce gözlemlenmemiş olmasının, gözlemlenebilir olmaması anlamına gelmediğini örneklerle gayet açık ifade etmiştim (Yoksa bugün nasıl röntgen çektirebilirdik). Ben "olmayanı(gözlemlenebilir ve deneylenebilir olmayanı)"demek istediğinizi farz ediyorum. Birincisi buradaki önermenizin "olmayanı" kısmının yanlış olduğunu söylemeliyim. Olmadığı sizin zannınız yani inancınız. Bunu kesin olarak bilmiyorsunuz. Öyle olmasını ümit ediyor, inanıyorsunuz. Üstelik daha önce Galois örneğinde de dediğim üzere olmayan kanıtlanabilir. Yani "yokluğun kanıtı olmaz" aforizması da bir safsatadır. İkincisi gözlemlenebilir ya da deneylenebilir olmadığını da nereden çıkarttınız. Bu durumun mevcut araştırmalarla dahi gözlenme ihtimali sıfır değildir. Evrende bilinen fizik kurallara uymayan bir durumun tespiti dahi bilimsel kabul ettiğimiz her bilginin sorgulanmasına yol açacaktır(Newton'un klasik fizik dünyası, Einstein'e dek mutlak kapsayıcı kabul edilirdi). Bir nöronun, insanın bir parçası olduğunu farketmesi düşünülemez. Ama tüm nöronlar beyin korteksini oluşturup bir arada haraket ederek bilinci oluşturduğunda farkındalığa bir bütünken varabilir. Agnostiklerin korkusu yanlışa evet deme ihtimali ve önyargılı davranmaktandır. Septisizm herkese tavsiye edilebilecek doğruya taşıyan bir yoldur. Agnostiklerin kanaatlarle işi olmaz. Kesinliklerle ilgilenir ve ateistlerle (hatta sorgulayıcı ateistlerle) farkı da budur. Asıl teistlere göz kırpacağını sanarak bazı konularda bilimi araştırmaya gerek yok diye sınırlayan ateistler, ikna edici olmaktan uzak olduklarından farkında olmadan teist ekmeğine yağ sürerler. Sonuçta önyargının karşısında başka bir önyargı var. Ateistlerin bu halini takım taraftarlığına benzetirim. Taraftar adı üstünde tarafsız değildir. Taraftar takımı uğruna her yolu mübah sayabilir. Taraftarlık heyecanlı ve motive edicidir. Ama takımınız iyi değilse, iyi olanın yanında olmadığızdan hüsrana mahkumsunuzdur. En doğrusu, tarafsızca, olayın tümünden haz almayı bilerek gözlemlemek, kazananı takdir edebilmektir. Galileo'ya gelince engizisyonun yaptığı nasıl yanlış ise, günümüz bilimsel kurullar ve imtiyazlarını kaybetmek istemeyen bilim insanlarının da araştırma konularında yaptığı bazı engellemeler aynı oranda yanlıştır. Bağlı olduğu üniversite kriterleri dışındaki bir konuyu araştırdığı için uzaklaştırılan afaroz edilen araştırmacıların sayısı da oldukça kabarıktır. Bilimde hangi taraftan olursa olsun, her türlü engelleme ve yanlı yaklaşım bilimin önünde kaldırılması gereken bir duvardır. Örneğin gayet yerinde olduğunu düşünüyorum. Zaten Ateist'lerin düşünce tarzlarındaki ana yanlışlığın, her nasıl kanaat getirdilerse, eğer bir yaratıcı var ise gözlemlenebilir olmadığı önyargılarından kaynaklandığını söylüyorum. Kısacası gözlemlenmemişlik ile gözlemlenebilirliği karıştırıyorlar. Tanrı olasılığının da gözlemlenebilme ihtimali vardır, bu belirsizliği de ilerdeki araştırmalar sonuçlandıracaktır. Tez tezdir. Önemli olan buna inanmayanların araştırma yapılmasına karşı durmamasıdır, sonuçlarıyla ilgilenmesidir. Evrenimizin açık mı, kapalı mı olduğunu her iki görüştekiler de merak edip araştırmışlar ve kapalı diyenlerin yanıldığı ortaya çıkmıştır. Böylece evrenimizin tekrar tekrar bigbang patlamaları ile ortaya çıkan evrenlerden sadece biri olmadığı ortaya çıkmıştır. Bilim yaratıcı varlığına dair bilim kuralları içinde kalan tezleri de inceleme durumundadır. Örneğin bizim ilerde erişeceğimiz teknolojiyle yaratacağımız canlıları gözlemlemek amacıyla koyacağımız bir laboratuvardaki kültür ortamına benzer bir şekilde, daha zeki canlılarca tasarlanıp dünyaya yerleştirilip yerleştirilmediğimiz veya evrimin bir aşamasında müdahaleye uğrayıp uğramadığımız iddiaları, en az dünyadışı yaşam araştırmalarımız kadar gayet araştırılabilirdir. Elbette düşünmesi gerekir! Ama uydurma ile tez arasında az bir fark var. Uydurmalar mevcut durumu iyi muhakeme edemeden kurgulandıklarından bilimsel gerçekliğe erişemezken, bilimsel tezlerin bazıları da doğrulanamadıklarında "uydurma" olarak kalmaya mahkumdur. Önemli olan, bir tezin uydurma mı, gerçek mi olduğunun anlaşılması, ya mantık kurallarına aykırılığı ile ya da deneysel olarak çürütülmesi ya da doğrulanmasıdır. Öğrenebilir yapay zeka güzel bir konudur. Bunun yeryüzündeki örnekleri olan bizler, zekaca durmadan evriliyoruz. Bunu kayıt altına aldığımız bilgileri yeni öğrendiklerimizle harmanlayıp, daha karmaşık süreçleri düşünmeye çalıştıkça beynimizin düşünme kapasitesini arttırarak bilgileri kaydederek yapıyoruz. Biz bize yüklü bilgiyi sürekli öteye taşıyoruz. Olası yaratıcının, yaratma izlerini bulma ihtimalimiz tabi ki var. Bilgisayar algoritmaları, eğer öğrenmeye programlanmışsa gelişmelerinin sınırı sadece bilgisayarın donanımıdır. Artur C.Clarke okumayı çok severim. Sınırları olmayan duru bir bakış açısına sahiptir(Geleceğin Jules Verne'i diyebiliriz). Teknik olarak zekamızın ileride ufacık bir elektron bulutuna aktarılıp, ölümsüzleşebileceğini bile kurgulamıştır. Zekanın nerede olduğu ve verimli kullanıldığında nerelere ulaşacağı, sınırları, neleri idrak edebileceği şimdilik belirsizdir. Ama bu konuyla ilgili olarak söylemem gereken boyut kavramlarının bilinmesi gerektiğidir. Bir üst boyutun alt boyut yaptığı müdahaleleri bilmek gerekir. Örneğin kağıt benzeri iki boyutlu bir evrende yaşadığınızda çevrenizde algıladığınız sadece boşluklar, noktalar ve düz çizgilerdir. Bu düzlemden geçecek algılayamadığımız 3 boyutlu evrenden gelen bir kürenin, 2 boyutlu evrenimize dış müdahalesinde, tarafımızca birden yokluktan ortaya çıkan bir nokta giderek önce geniş bir çizgiye ve sonra yine noktaya dönüşerek yok olacaktır. Bu deneyim, 3. boyuttan habersiz olarak 2. boyutta yaşayan bizler için açıklanamaz gelse de, bize evrenimizin ve algılarımızın ötesinde bir boyut olduğu hakkında ipucu verecektir. Bilgisayar algoritmalarının öğrenebilir yapay zekaları sayesinde, maddeyi kontrol etmeyi öğrenmeleri mümkündür. Evrimlerinin bu noktasından sonra yaratıcı yani programcılarının varlığını kanıtlamalarının ve hatta iletişime geçmelerinin önünde engel kalmayacaktır. Yeterince zeki olsunlar ve bilgilerini depolayabilsinler yeter. Tabi bu arada programcının, bu gelişim sürecini baltalamaması da gerekli şarttır. Bu konuyla daha fazla bilgiyi bilgisayar ve kontrol mühendisliği kitaplarında bulmak mümkün. Doğru bilgi elbette bilimin tekelindedir. Kimse bilimsel olarak ispatlanmamış bir veri doğru kabul edilsin demiyor zaten. Ama bilim ateistlerin tekelinde de değildir. Bilim, olası bir yaratılma izini bulacak olursa, ateistler kızacak diye görmezden gelmeyecektir. Ama ateistler bunu yine de görmezden gelmeye devam etmeliler, yoksa ateizm çöker değil mi(Ateizmin, yaratıcının yokluğunu uydurduğu ortaya çıkar). Ama umalım da bilim ateistlerin yaratıcı yoktur inancını boş çıkarmasın yine de. Bilim ciddiye alıyor ve araştırıyor, siz merak etmeyin. Siz ciddiye almayabilirsiniz. Bilim bulacağı her bulguyu da göğüslemeye hazır. SETI projesinin yetersiz kapsamı ve frekans aralığı arttırılıyor, belki de ilk haberi oradan alırız kimbilir! Bu durumda agnostik, delil bulamadığında da ateistlere mi göz kırpmış oluyor, çok hoşsunuz. Teistin ne düşündüğü agnostiğin umrunda değil ki. Agnostik eğer bir yaratıcının izine bilimsel olarak rastlarsa, teolojiyi ilk keşfeden kendi olur o kadar. Bu kendisine, o yaratıcıya biat etme zorunluluğunu da yüklemez, sadece hayatı ve evreni anlamasının yolunda tıpkı diğer bilimsel ilerlemelerle karşılaştığında olduğu gibi, bir adım daha öteye gitmiş olur. Bir espri ile yazımı bağlayayım. Unutmayın olası yaratıcının olası bilimsel izlerinin araştırılmasına bu derece tepkili olmanız, teistlerce içinizde "Allah korkusu" olduğu şeklinde yorumlanabilir, aman dikkat!
  5. Konu başlığına yukarda verdiğim cevabı okumayan sensin sevgili dostum. Hatta kırmızıladığın yerde bile teizmin kanıtı olmadığını söylüyorum. Tekrar tekrar bu konu başlığındaki kanıt diye söylenenlerin kanıt falan olmadığını söylememe gerek yok daha fazla sanırım. Konu başlığına senden farklı bakmıyoruz. Fakat konu kanıtlar olunca; bilim, dinlerin dediği gibi dünyanın düz olmadığını ya da yıldızların dünyadan sonra oluşmadığını ispatladıysa, herhangi bir tezi de araştırma yükümlülüğü vardır. Bilimsel bakış herhangi bir iddiayı ispatlamaya çalışır. Bilimsel araştırmaya tabi tutulmamış konular belirsiz ya da tanımsız durumdadır. Oysa ki bunu her agnostikten kolayca duyabilirdin, duymamış olman çok şaşırtıcı! Zira agnostikler, ateistlerin ardına sığındıkları bu laf oyununu mantıksız bulurlar ve zaten ateistlerden beklentileri "tanrının yokluğu iddialarını ispat etmeleridir". Örneğin Ahmet "Okulda en az bir kız öğrenci vardır" iddiasında bulunsun, Agnostik bu iddia hakkında araştırma yapılmasını ister, yani öğrencilerin tek tek kontrolünü yaptıktan sonra bu iddia doğru ya da yanlıştır der, özetle araştırma öncesi kız öğrenci varlığı ya da yokluğu belirsizdir der. Oysa Mehmet gelir de iddia sahibi Ahmet'tir, "Ben tersini ispatlamadım ama ben bugüne kadar ki gözlemlerime göre kız öğrenci görmedim ve kız olmadığına inanıyorum, yok olan bir şeyi de araştırmak benim görevim değildir, sonuç olarak ben bugüne dek aksine tanık olmadığımdan okulda kız öğrenci yoktur, olmayan bir şey de ispat gerektirmez, gitsin var diyen Ahmet araştırsın" der Ahmet de, Mehmet de hatalıdır. Kız öğrenciler için Ahmet var diyerek, Mehmet yok diyerek iddiada bulunmuştur. İkisinin de iddiası araştırıldıktan sonra yanlış çıkabilir. İddialarının doğruluğu araştırma sonucuna kadar belirsizdir. Araştırmayı herhangi bir bilim adamı yapabilir. Araştırma belli birinin görevi değildir. Örneğin matematikte birinin ortaya iddiayı tüm matematikçiler araştırabilir, bazen bunu çürütür, bazen de varlığını ispatlarlar. İddia benim değil, ben araştırmam diyeni hiç duymadım. Diyen varsa da ona olsa olsa tembel denebilir, onun bilimsel kimliğine de kimse inanmaz. Bilimin görevi herhangi bir konuyu aydınlığa çıkarmaktır. Elbette bilimin sayısız kereler yaptığı üzere yokluk da ispat gerektirir. Zira yokluk bir yargıdır. Higgs bozonunu CERN'de araştıranların hepsi varlığı iddiasında değildir. Olmadığını düşünenler de araştırmaya katılır. Önemli olan bilimsel yöntemle ulaşılacak sonuçlardır. Sonuç açıklanıncaya kadar tek doğru ise bozonun varlığının belirsizliğidir. Olmayan şeylerin olmadığı kanıtlanır. Yokluğun ispatı Galois teorisi ile ispatlanmıştır. Evangelista Galois ölmeden 1 gün önce Gauss'un tekniklerini genelleştirerek derecesi dörtten büyük olan her polinom için çalışacak bir 'kök bulma yöntemi' bulmanın neden imkânsız olduğunu anlatır. Yani Galois diyor ki evrenin her bir köşesini arayın ama bu kökleri veren bir formül bulamazsınız. Yani ateistler "olmayan bir şey" iddiasını kanıtlamış değildir. "Belirsiz" olan bir durumu "yokluk" olarak ifade etmektedirler. İspatın yokluğu, yokluğu ispat etmez... Dinlerle, tanrıyı ayırmak lazım. Bir dinin yanıldığının ispatı kolaydır. Her din için, iddialarından birinin yanlışlığını bilimsel olarak gösterirseniz o dinin doğru olmadığını göstermiş olursunuz. Yaratıcı kavramı ise, dinlerdeki tanımlamalar ile aynı olmak zorunda değildir. Pek çok değişik yaratıcı kurgulanabilir. Hatta kainatı bilinçli ya da bilinçsiz yaratmış ve bir daha da ilgilenmeyen hatta farkında bile olmayan, belki de yok olmuş tanrıdan tutun da, her an müdahale halindeki tanrı figürüne dek farklı tanrı olasılıkları akla gelebilir. -Örneğin vücudumuzda oluşan hücrelerin bilinçsiz yaratıcısı ve evreni bizleriz. -Ya da ürettiğimiz yapay zekalı bir robotun bilinçli yaratıcısıyız ve hatta onunla temas halindeyiz. -Genetik olarak laboratuvarda bilinçli olarak yarattığımız yeni bir tür canlının da tanrısıyız. -Bir bilgisayarda sadece 1 ve 0'ları kullanarak programladığımız, "çalıştır" komutuyla başlattığımız bir oyunda(örneğin SIMS) yer alan sanal zekaya sahip karekterler için, soyut tanımlanamaz bilinçli müdahil ve bildikleri, algılayabildikleri tüm evrenlerinin yegane yaratıcılarıyız. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama son örneğe takılalım şimdilik. İstediğimiz kadar zeki yaratalım bu bilgisayar karakterleri, bize ait evreni soyut olarak tanımlayacak, mevcut algıları program komutlarına bağlı verilerden ibaret olduğundan bizi algılayamayacak, dolayısı ile varlığımıza dair bir kanıt bulamayacaklardır. Oysa bizim programlarında ufak değişikliklerle onları etkileme gücümüz vardır. Onların mevcut bağlı oldukları kurallarla bizim varlığımıza kanıt bulamamaları, yokluğumuz anlamına gelmez. Bu karakterler için varlığımız ya da yokluğumuz belirsizdir. Üstelik biz istediğimiz zaman delete tuşuyla bu evreni sonlandırabiliriz. SIMS karakterleri programcısının keyfine ve arzularına bağlı bir evrende yaşar. Programcı onları salt eğlenmek ya da belki ilerde yapacağı diğer program döngülerinde kullanacağı işine yarar prototipleri sınayıp seçmek için olarak yaratmış olabilir. Bu durumda bu sanal karakterlerin kendi pozitif bilimlerine dayanan tüm ispat yöntemleri, soyut olan programcıyı tanımlamakta yetersiz kalacaktır. (Varlığın temeline oturttuğumuz maddenin, ne olduğunu hala anlayamayıp sadece etkilerini ölçüp, kısmen yönlendirebildiğimiz enerji denen olgunun, algılayabildiğimiz küçük bir kısmından başka bir şey olmadığı düşünülürse)... Somut bilgi konusunda hem fikiriz.(Ama bilimin belirsizlikler, tanımsızlıklar gibi bazı açmazları olduğunu, aynı septik yaklaşım gereği bilimin de kesin doğru mutlak kabul edilemeyeğini unutmadan). Kanıtlar da sorgulabilir. Kanıtın yokluğu somutun yokluğu değil, somut bilginin yokluğu ve somutluğun belirsiz ve bilinemezliği anlamına gelir. Benim endişemi iyi anlamalısınız. Bilimsel düşüncenin kendi de dahil her şeye septik bakma, sorgulama ve önyargısız olma zorunluluğu vardır. Tüm bilimsel kanıtlar, hipotezlerin araştırılması ve bazen de rastlantısal keşiflerden doğmuştur. Her ne diyorsak (ister var, ister yok diyelim) kanıtlanmışsa inanç olmaktan çıkar... Bu arada tanrının varlığına neyi delil olarak görebileceğimiz sorusunu geçiştirmişsiniz. Oysa net bir örnek vermek zor değildi. Ancak şu olursa tanrıya kanıt olarak kabul ederim diyebileceğiniz bir durum var mı ya, kaçamak değil net bir cevap bekliyorum.
  6. Zeki Çiş Projesi: idrardaki su kanımıza geri geçsin. İsrafa son! Böbrekler idrardaki zararlı maddeleri dışkıyla atılması için bağırsağa versin. Bütün genetikçiler ele ele versin zırt pırt wc'ye gitmekten bizi kurtarsın. Günde bir kez wc yeter...

    1. Radya

      Radya

      işin kolayını tembele soracaksın zaten

  7. Dövme sayılmaz ama sakızdan çıkartma diye bir olay vardı. Kağıdı ıslatınca (yalayınca) renkli resim cildinize geçerdi. Benim ilk çıkartmam da Tipitip'ti
  8. Paçanga veee ayran...
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.