Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Liderler


Popüler İçerikler

10-01-2019 bütün bölümler gününden beri en yüksek saygınlığı olan içerik fgösteriliyor

  1. 1 puan
    parmaklarını ısırıyordu soğuk rüzgar, elini ceplerinin içine ittirdikçe faydası olmadı. bir süre sonra adımları hızlandı. üzerindeki ceketin yakalarını kaldırıp kollarını sımsıkı bedenine yaslayıp ufalmak ister gibi, ne tuhaf diye geçirdi aklından, kırılıp dağılırken insanın içi, bedeni nasıl da ayakta durmak için kendine sığınıyordu... içine çöplerden topladıklarını doldurduğu büyük çuvalı taşıyan el arabasının yanına geldiğinde metal tutma yerlerine dokunmadan önce duraksadı. eksi bilmem kaç derecede donardı insan teni, soğuk metale değdiğinde? iki avucunu birbirine yaklaştırıp ağzına götürdü, nefesiyle ısıtmak için. dudaklarına iyice yaklaştırıp nefesini bıraktı parmaklarının arasına, sonra bir kez daha, bir kez daha... burnundan içine çektiği soğuk hava önce ciğerlerini yakıyordu, sanki bu ateş ısıtıyordu nefesini dışarı verirken... dişlerinin birbirine çarpamasına engel olmak için öyle kasıyordu ki çenesini bütün dişleri ağrımaya başladı. sadece bir kaç saniye, kendini bırakınca dişlerincen önce tüm bedenini sardı titreme. ıslanmış ayakkabısının içinde parmaklarını hissedemediğini farkedince bir an endişeye kapıldı. dizlerini kırıp eğildi. nefesiyle ısıttığı elleriyle ayakkabısının üzerinden parmaklarına bastırdı, sanki hala oradalar mı diye kontrol etmek ister gibi. ellerinin altında, ayakkabının içindeki parmakları hissetti ama ayak parmakları umursamadı bu baskıyı. zorlukla doğrulup yeniden arabasının içine göz attı. daha yarısı bile dolmamıştı. saat kaç olmuştu? hava karardığından beri ne kadar süre geçmişti? sırtını arabasına dönüp omuzlarının üzerinden metal kolları tuttuğu anda avucunun derisinin ıslak metale yapıştığını hissetti. ne tuhaf diye düşündü, soğuk yakıyormuş insanın canını, ateş gibi... sımsıkı sardı parmaklarını acımasına inat eder gibi soğuk metale. yarısı bile dolu değildi araba ama ıslak kağıtlar öyle ağırdı ki, ilk denemesinde hareket ettiremedi. sonra bir gayret daha, ağırlığı dengeleyince, arabanın ıslak lastikleri dönmeye başladı. bu arabanın iyi bir yanı daha vardı, arkasından esen rüzgara siper oluyordu. bu da bir şeydir diye aklından geçirdi. önce ağır adımlarla yürümeye başladı. hareket ettikçe bedeni ısınıyordu. hatta az önce varlığından şüphe duyduğu ayak parmakları bile canlanmış gibiydi, çığlıklar attıracak kadar canını yaksa da... yürürken, her akşam kontrol ettiği çöp konteynerlarının yerlerini hatırlamaya çalıştı. mümkün olduğunca en kısa sürede en fazla yere gitmek için bir plan çizdi kafasının içinde. sokağın köşesini dönünce az önce arkasından esen rüzgar tokat gibi çarpınca suratına geri döndü. başka bir yol olmalıydı, başka bir güzergah, rüzgarın ve yağmurun yolunu kesmediği... dar bir sokağa girdi, iki tarafında yüksek binaların olduğu, rüzgarın henüz uğramadığı. sokağın ortalarına doğru sağ tarafında şu yeni çöp konteynırlarından vardı. üzeri kapalı iki tarafında dikdörtgen pencere şeklinde açıklığı olan. en çok uğraştıranlar da bunlardı. içindekileri alabilmek için o aralıktan bedeninin yarısını sokmak gerekiyordu. öyle yaptı. önce arabasını yolu kapatmayacak şekilde kaldırımın kenarına bıraktı, sonra konteynırın boşluğundan içeriye doğru uzandı. sokak lambasının ışığı yetmiyordu içini görebilmek için, el yordamıyla çöp poşetlerini tutup sağa sola çekti. kağıt parçası, şişe ya da plastik her ne varsa dokunarak anlamak ve almak istiyordu. soğuktan uyuşmuş parmakları neye dokunduğu konusunda hiç yardımcı olmuyordu. biraz daha eğildi. o an farketti ki dışarıdan daha sıcaktı konteynırın içi. en azından rüzgar yoktu. biraz daha çekti kendini içeri doğru, yüz üstü yuvarlandı çöp poşetlerinin arasına. bir süre hareketsiz bekledi kendini düzelttikten sonra. evet. rüzgarın sadece sesi vardı, dışarıdan gelen küfreder gibi. aklına pencerelerin kapakları geldi. dizlerinin üzerinde doğrulup kapakları içeriden tutup aşağı indirerek kapattı. şimdi ses de azalmıştı. bu saatten sonra, bu soğukta kimse gelip çöp atmaz buraya diyerek cesaret verdi kendine. en azından bu geceyi burada geçirebilirdi. kapakları tamamen kapattıktan sonra kendini geriye bıraktı. yumuşak, rahat bir koltuğa oturur gibi, sırtını yasladı konteynırın iç tarafına. yağmur damlalarının çarpma sesi azaldı gitgide. bir süre sonra duyulmaz oldu. biraz daha soluklanıp çıkarım buradan diye düşündü önce, sonra kararsız kaldı. öyle yorgun hissediyordu ki. durup dinlenmek demek, yarın akşama kadar aç kalmak demekti. çünkü tüm gün topladıklarının parasını ancak akşam olduğunda alabiliyordu. durup dinlenmek, tüm gün aç yürümek demekti... ceketinin iç cebindeki yarısı kuru yarısı ıslak ekmeği eline alıp bir parçasını ısırdı. yarısı kırık yarısı çürük dişlerinin arasında çevirip zorlukla yuttu yudumunu. ikinci ısırık için ne iştahı ne isteği kalmayınca ekmek parçasını cebine geri koydu. gözleri karanlığa alışınca etrafındaki çöp poşetlerini karıştırmaya başladı. Yemek artıklarıyla dolu bir poşeti açınca ağır bir koku yayıldı etrafına, önce kendinden uzaklaştıracaktı ki, plastik ambalajı içinde yarısı yenmiş salam parçalarını gördü. muhtemelen son kullanma tarihi geçtiği için atılmıştı. gerçekten öyle miydi? salamları poşetinden sıyırıp burnuna yaklaştırdı. yeterince tecrübe sahibiydi artık burnu, hangi yiyeceğin bozulup bozulmadığı konusunda. emin olamadı yine de, küçük bir ısırık alıp tadına baktı, evet, daha bir kaç günü vardı bozulması için, salamın poşetini bulup iyice sarıp cebindeki ekmeğin yanına koydu. araştırmaya devam etti. poşetlerin birinin içinde yumuşak yünlü bir şeyler hissetti. ağzı sıkı sıkı bağlı poşeti yırtarak açınca içindekiler kucağına düştü. bir çift eldiven, bazı yerleri sökülmüş, bir bere, ve bir kazak çıktı. kazakta bere de bazı yerlerinden sökülmüş gibiydi. ceketini üzerinden sıyırıp çıkarınca soğuğu daha çok hissetti. acele hareketlerle kazağı üzerine geçirince dar olduğunu anladı ama umursamadı. hemen ceketini giydi üzerine. bereyi ıslak saçlarının üzerine giymeden önce eliyle kalan suyu temizledi. eldivenleri giydiğinde işaret parmağı ve yüzük parmağı eldivenden dışarı çıktı. umursamadı. daha iyi hissediyordu artık kendini. neşesi yerine geldi. ellerini eldivenli olduğu halde daha alttaki poşetlere uzatıp yukarı doğru çekti. cam şişelerinin birbirine sürtünürken çıkardığı sesi duyunca biraz daha dikkatlice, şişelerin olduğu poşeti eline aldı. bira şişesiydi bunlar, üzerindeki etiketlerin yazısını okumasına gerek yoktu anlamak için, şeklini biliyordu. şişeleri tek tek eline alıp, çıkarken yanında götürmek için yan tarafına koyarken bir iki tanesinin yarı yarıya dolu olduğunu gördü. dolu şişeleri burnuna yaklaştırıp kokladı. en fazla bir gün önce atılmış olmalıydılar. boş olanları bir yanına, yarı yarıya dolu olanları diğer tarafına koyup biraz daha inceledi poşeti. sigara izmaritlerni buldu. bazıları bitmeden söndürülmüş. bunları da ayırdı tek tek. üç yarım şişe bira, altı tane yarım sigara. izmaritleri bulaşan küllerinden temizleyip, söndürülürken bozulan şekillerini düzeltip ceketinin sağ cebine koydu. üzerinde oturduğu çöp poşetlerini alıp karıştırdıkca, derine iniyordu, çöpler üzerine çıkarken. bir süre sonra bacaklarının üstü, beline kadar çöplerin altında kalmıştı. konteynırın en altına indiğinde sağ bacağının altındaki poşette bir sertlik hissetti. dergi ya da kitap olduğunu sandı önce ama uzanıp eline alınca bir kitap olduğunu gördü. cebinden çakmağını çıkarıp yaktı. kitabın ön ya da arka kapağında hiç bir yazı yoktu. koyu renkli ne olduğunu anlayamadığı bir resim vardı sadece. koyu mavi ve kırmızı renklerde. kitabın olduğu poşette bir tane de mum vardı. sadece bir kaç santim kalmış. mumu yakıp sol tarafına yerleştirdi. sayfaları çevirmeye başladı yavas yavaş. bazı sayfalarda kısa şiirler, bazı sayfalarda birkaç kelimelik cümleler, bazı sayfalar dolu dolu yazılar. mumun titrek aleviyle okumaya çalıştı. ''uzun zamandır kimseyle konuşmuyorum. varlığımdan haberdar olan insanların endişesine de anlam veremiyorum. tercihlerime saygı duymayacaksanız neden yanımdasınız? ben sizin endişelerinizi gidermek için mi yaşıyorum sanki...'' ''bu sabah da dün sabah gibi, pardon bu akşam üstü de, dün olduğu gibi sarhoş uyandım. kahvaltı olarak bir bardak meyva suyu içtikten sonra yatağıma geri döndüm. sanırım ne olursam olayım beni olduğum gibi kabul eden şu dünyada bir tek o var, hiç bahane üretmeden koynuna alan bir tek o var beni...'' ''arkadaşlarımdan biri aradı az önce. yazdıklarımı okuduktan sonra çok meraklanmış. tanıdığı bir doktor varmış. bana iyi gelebilirmiş. buyursun gelsin o zaman...'' ''ne tuhaf şey, seni düşünürken boşaldığım sayfaların üzerine yazmak...'' sağ cebindeki yarısı içilmiş sigaralardan birini alıp yaktı. yarım kalmış biradan bir yudum alınca önce midesi kalkar gibi oldu, ama sonra bir yudum daha alınca alıştı kötü tadına. gazı kaçmıştı ama hala alkol vardı... birbirine yapışmış sayfaları çevirmeye devam etti. ''bugün, uzun zamandır ilk defa bugün sokağa çıktım. toplu ulaşım aracına bindim. kalabalık, yalnız insanların arasında kendimi iyi hissettim. uzun uzun baktım onlara. ellerindeki telefonlara, üzerine giydikleri montlara, inecekleri yeri gelince kapıya yaklaşmalarına... inmek için düğmeye basmalarına... ait oldukları düzenin kurallarını nasıl ezbere bilip uyguluyorlar. kimse bir diğerinin gözlerinin içine bakmadan nasıl, başkasına çarpmadan yürüyebiliyorlar... bir kadın ağlıyordu, oturduğu yerde camdan dışarı bakarken. mesela nasıl kimse görmüyordu o kadını ve neden sormuyorlardı neyin var diye? ben de sormadım. göze batma riskini göze alamadım çünkü...'' ''az önce aradın beni. telefonu açmak istemedim. o an ne düşündüğünü düşündüm. ama tam olarak ne düşündüğünü bilemedim sanırım çünkü hep beni önemsediğinle ilgili hayaller kurdum. oysa, beni önemsiyor olsaydın aramak yerine gelirdin, gelirdin değil mi?'' mum ışığı gittikçe azalıyordu. yarım şişe birayı bitirdikten sonra diğerine geçti. kanındaki alkol oranı arttıkça üşüme hisse de azalıyordu. tatlı bir rehavet çöktü üzerine. bir yarım sigara daha yakarken mum cızırdayarak söndü. parmakları arasında isimsiz kitabın sayfaları. gözlerini kapattı. neden insan yazdıklarını çöpe atardı ki? derin bir nefes çekti sigaradan, büyük bir yudum biradan... az önce karıştırdığı çöp poşetlerini, sanki üzerine yorgan örter gibi biraz daha çekti üzerine. ikinci yarım birayı da bitirince rahatladığını hissetti. rahatlıkla gelen ağırlık hissi. gevşemişti. çakmağını cebinden çıkarıp yaktı. konteynırın içi az öncekinden daha aydınlık oldu bir an için. çadırdaydı sanki. dışarıdan dalgaların sesi geliyordu, sahil kenarı. bir metrekarelik ilerisi gerisi, yukarısı asagısı hepsi bir metrekarelik çadırın içinde. elindeki çakmağın baş tarafı ısınınca gazı bıraktı. alevin sönmesiyle karanlık konteynıra geri döndü. bekledi bir süre sonra yeniden çaktı çakmağını. evet gerçekten çcadırın içindeydi, yanında bir kadın uzanıyordu. siyah saçları yüzünün yarısını kapatmış, uyuyor olmalı. sol tarafına yatmış, sağ kolu yukarıda, dirseğinden kıvrılmış, eli yüzünün altında. çakmak yeniden ısınınca parmağının yandığını hissedince çekti. karanlıkta kadına dokunmak istedi. yarı ıslak poşetlerden başka birşey yoktu. başını arkaya yasladı. isimsiz kitap sol eliyle bacağının arasında. sarhoş oldum diye düşündü. parmaklarının arasında çakmağının sıcaklığını kontrol etti. soğuduğundan emin olunca bir kez daha çakınca kadınla gözgöze geldi. nefesi yüzüne değecek kadar yakındı. nefesi kesildi. çakmağın alevinin titreyen ışığında beyaz tenli siyah saçlı bir kadın tam karşısındaydı. gözlerinin içine bakıyordu, toplu ulaşım araçlarında birbirine bakmayanların aksine öyle derin, öyle siyah gözleriyle içine işliyordu sanki. korkuyordu. çakmağı tutan eli titriyordu. kadın kımıldamadan ona bakıyordu. çakmak ısındıkça parmağının ucu yanıyordu, çekemiyordu geriye. gözlerini kırpamıyordu. donmuştu, nefesi ciğerini yakıyordu, bırakamıyordu. kadın saçları yüzünün iki yanında, ona bakıyordu. dayanamadı. elinden çakmağı bırakırken karardı her yer... sol elini isimsiz kitabın üzerinden kaldırıp karanlık boşluğa uzattı. dokunsa çığlık atacak, çekecekti geriye öyle uzattı. eli boşlukta ilerledikçe rahatladı. uzanabildiği kadar uzanınca sağa sola oynattı. kimse yoktu. damarlarında gezinen korku yerini alaya bıraktı. bir açıklama bulamayacağını biliyordu, bu yüzden kendisiyle dalga geçmeye çalıştı. korkusuyla baş etmenin daha iyi bir yolu yoktu çünkü. derin bir nefes aldıktan sonra kolları iki yanına düştü. sokaktan geçen birinin ayak seslerini duyunca dikkat kesildi. ses yanından geçip gitti. sabaha ne kadar vardı? en azından rahat ve sıcaktı şimdilik. bir süre daha burada kalabilirdi. Çakmağını aradı el yordamıyla karanlığın içinde. Sıcak metalini hissedince tutup eline aldı. Yeniden yakıp yakmamakta kararsız kaldı bir süre. Sonra kendi kararsızlığına gülümseyip yaktı. Konteynırın içi aydınlandı. Kimse yoktu. bir kağıt parcaşı bulup tutuşturdu. sonra bir tane daha... içerisi aydınladığı kadar ısınmaya başlamıştı. duman birikmesin diye sol taraftaki kapağı hafifçe araladı. Bacağının üzerinde duran kitabı yeniden eline alıp sayfaları çevirdi. ''ne zaman bana gelsen, hep gelecekmişsin gibi kendimden emin, hep gidecekmişsin gibi küskün, ne yetinebildim seninle, ne vazgeçtim. kaçıklığıma bile katlanırken sen ben hep sorguladım seni hak etmedim git diyemedim kal demeyi zaten beceremezdim...'' ''on sekiz yaşında bir kızla sevişmenin en kötü yanı ne kadar ihtiyarladığını yüzüne vururken, gençliğini boşa harcadığını ispatlaması aynı anda...'' ateş sönmesin diye bir kaç parça kağıt daha buldu çöplerin arasından. alevi canlandırırken daha çok yayılmasın diye etrafını temizledi. -Yüksek sesle okusana şunları! duyduğu sesle irkildi olduğu yerde.yanan kagıtlardan birini tutup havaya kaldırıp sağ tarafına çevirdi, sanki birini görmek ister gibi. kimse yoktu. ses öyle yakından gelmişti ki. bir an o konteynırdan çıkıp gitmeyi düşündü. 'saçmalama!' dedi kendine. burada kimse yok. yoktu... kitabın sayfalarını çevirmeye devam etti. ''bu sabah seni izledim uyurken...'' -sana yüksek sesle oku dedim!! kadının sesi öyle yüksek çıkmıştı ki, başını sayfalardan kaldırmaya cesaret edemedi. -Beni duyduğunu biliyorum. yokmuşum gibi davranman bir halta yaramayacak! Kadının bakışlarının üzerinde olduğunu hissediyordu. bakmasına gerek yoktu. o an gözleri konteynırın aralık penceresine takıldı. en hızlı şekilde nasıl çıkabileceğini hesaplıyordu. -Ne oldu? kaçıp gidecek misin şimdi? Peki, sen bilirsin. -Bu bir hayal, seni ben uyduruyorum aslında sen yoksun... diye fısıldadı. -tamam o halde kaçmana da gerek yok, hoş kaçsanda senin dediğine göre hayalsem seninle birlikte geleceğim öyle değil mi? Başını kadına doğru çevirdi. Tam karşısında dizlerinin üzerinde oturmuş ona bakıyordu. elini uzattı. Yüzünün sağ tarafındaki saçlarına dokundu, sonra yüzüne. -Artık yeterince gerçek miyim? -Bu nasıl olabilir. Nereden geldin sen? -Ben hep buradaydım, asıl sen nereden geldin? Aklı karışmıştı. kadının yüzüne dokunur dokunmaz elini geri çekti. kadın hala karşısındaydı. önce kitaba indirdi bakışlarını sonra yeniden kadına. kadın hala oradaydı. -Okumaya devam edecek misin? yüksek sesle! ''bu sabah seni izledim uyurken. zorlukla nefes alıyor gibiydin. göğsünün kafesi hafifçe yukarı aşağı hareket ederken, geceliğinin içindeki göğüslerinin diriliği, aralık dudaklarının şekli, öpülmek için en güzel an o an değilse hangi zamandır? sol kolundaki tüyler diken diken olmuştu, üşümüşsün. yorganı çekip üzerine, bakmaya kıyamadığım güzelliğini kendimden esirgemek pahasına örttüm üzerini. yanına uzansam uyanacaktın. kmıldamadan uzaktan izledim seni...'' -Devam et...! ''uyanınca gidecektin biliyorum. dün gece neden geldiğini bilmesem de minnettardım sana. uçurumun kenarındayken tutup beni kollarını arasına aldın. şimdi anlıyorum. daha derine ittirmek içindi. neden?'' -Neden durdun? -Okumak istemiyorum daha fazla. -O halde şimdi çekip gidebilirsin buradan. Rahat bırak beni. -Bu ne demek? -Bir anlamı yok. geldiğin gibi git. Burası sana göre değil. -Bana göre olanı sen nereden biliyorsun ki? -Çok konuşuyorsun. Ateş üzerine geliyor farkında bile değilsin! Yanan kağıt parcaları ceketinin köşesini tutuşturduğunda bir anda paniğe kapılıp eliyle söndürmeye çalışınca canı yandı. Kağıtlarla birlikte tutuşan plastik poşetler avucuna yapışınca kesik bir çığlık atsada söndürdü ateşi. -yaptığını beğendin mi? Ateşi döndürdün şimdi nasıl okuyacaksın? etrafında kalan son kagıtları bir tarafa toplayıp yeniden yaktı. Aydınlanan konteynırın içinde kadın diğer ucuna oturmuş arkasına yaslanmıştı. -Evet devam et şimdi. Bitirdiğinde gidebilirsin. ''Uyurken bana doğru döndüğünde, kolunu uzattın. bunu bilinçli mi yaptın hala emin olamıyorum. sanki benim orada olduğumu biliyormuş gibi. elin boynuma değdiğinde tutup kendine cektin. nefesini içime cekerken gözlerimi kapattım. tüm bedeninle sıcaklığın ve ruhunla yanımdaydın, içimdeydin sanki. dudaklarımı öperken uyanık mıydın? dilin dilimin ucuna değdiğinde kalbim duracak sandım. dilimi alırken ağzına, boynumdaki parmakların kasılıp biraz daha kendine çekti beni. ne çok bekledim seni, ne çok özledim... ne insanların arasına karıştırdım kendimi, ne onlardan biri oldum. uyudum, uyandım, yoktun, yeniden uyudum... gelirsin diye kapımı aralık bıraktım, yatağımın kenarını boş... defalarca aradın, seviyorsa gelir dedim, geldin... şimdi içine alırken beni teslim oluyorum. bu özlemek değil, bu beklemek değil, bu ait olanı ait olduğu yere vermek... ısırırken dilimi...'' -Devam edemem, yeter... -Ne oldu? geçmişini mi hatırladın? -Hayır, bu mahremiyete tanık olmam dogru değil. Okumak istemiyorum. -Güldürme beni, mahremiyet olsaydı şidmi burada olmazdı. Okumaya devam et, neden korkuyorsun? Sana seni hatırlatmasından mı? -Hatırlatmak? ben böyle şeyler yaşamadım hiç. Sıradan biriyim. Kağıt toplayarak hayatta kalmaya çalışıyorum sadece. -Kendini bununla kandırabildin yani... Bravo! -Ne istiyorsun benden? -Sadece okumaya devam etmeni... ''ısırırken dilimi, bacaklarını sarıp gövdeme yarımı tamamlarken, fısıldadı... önce duymadım, belki anlamak istemedim. o an sadece o ve ben vardım. sonra daha yüksek sesle tekrarladı. ...al beni..!!! sımsıkı sarıldım. daha çok istedi, yeniden aynı adı söyledi... o ad benim değildi...kabul etmedim, bacaklarını sımsıkı sarıp içine çekerken beni aynı adı haykırdı, daha yüksek sesle, ben duymak istemedikçe, inadına duymamı ister gibi istediğini söyledi, istediği ben değildim... kurtulmak istedim kollarından, kendimi çekip çıkarmak bu bataklıktan yapamadım... ben kurtulmak istedikçe o daha şiddetli aldı içine beni, nefesim kesildi, yutkunmaya çalıştıkça ağzıma geldi. delirdim. tüm gücümle sarıldım boynuna, ben sarıldıkça o adı söyledi, onu beklediğim her geceyi hatırladım, onsuz uyandığım her sabahı. yaptığım her kahvaltıyı, karıştırdığım her çöp konteynırını, arasına karıştığım insanları, canımın yandığı her anı, artık hissedemediğim ayak parmaklarımı, kurtulmak istediğim bu hayatı, beni nası sarıp sarmalyıp, ucurumun kenarından alıp daha derine attığını, daha sıkı sarıldım boynuna, gördüklerimi görsün istedim, açabildiği kadar açsın diye gözlerini daha sıkı sarıldım, morarırken öpmeye kıyamadığım güzel dudakları, önce bacakları bıraktı bedenimi sarmayı sonra kolları. kurtuluyordum hayattan. beni bağlayan, beni ayakta tutan, yere düştüğümde ayakğa kalkmamı sağlayan her şeyden kurtuluyordum. daha sıkı sarıldım. içinden çekilirken son nefesi tüm gücümle haykırdım. bağıra bağıra ağladım koynunda...'' -Hatırladın mı şimdi? -Hayır, bu!, bu gerçek olamaz!! Üzerindeki çöp yıgınlarıyla boğuşur gibi sağa sola atmaya basladı. Tüm gücüyle doğrulup konteynırın kapağına doğru uzandı. Yukarı kaldırıp açmaya çalışınca başaramadı. Dİğer tarafa döndü. Oradaki kapagı tutup tüm gücüyle yüklendi açılması için, yüklenirken ayağı kaydı çöp yığının arasına düştü. Yüzü bir kadın koluna çarptı. İrkilerek kendini geriye doğru atınca, poşetlerin arasında onu gördü. Siyah saçları yüzünü örtmüş kadını. Az önce ayıkladığı şişelerin ve yanıp küle dönmüş kağıtların arasında...
  2. 1 puan
    Kısa klip, cinsiyetçiliği, zorbalığı ve diğer erkeklikle yanlış ilişkilendirilen diğer toksik davranışları gösterir ve erkekleri daha iyisini yapmaya ve bir sonraki nesli de daha iyi hale getirmeye çağırıyor. Fakat bu bazı kesimleri rahatsız etmişe benziyor. Bir kesim erkek bu reklamın erkekleri hedef aldığını ve geniş bir kitleyi hedef aldığını belirtiyor. Sizde bir göz atın ve düşüncelerinizi burada paylaşın.
  3. 1 puan
    esmer teninin gölgesine sığınmışım öpsem kasırgalar kopacak kasıklarında nefesimi bıraksam meraktan ölecek gibisin değse düşüm döşüne cennet bahçesi tasviri az kalırdı kutsal kitaplarda inkardan korkan münafık gibi ne sana gelebiliyorum ne uzağımda tutuyorum alnım secdeden kalkmaz aklım senden nasıl bir ikilemdeyim, dursam sen durmasam gideceğim sen yumuşacık göğüslerine başımı yaslasam uyuduğum sen olacaksın, uyandığım hiç uyanmasam diyorum ya bazen tenin kokusu henüz bırakmamışken beni ıslanmış kasıkların alabildiğine arzuluyorken dokunsam diyorum bazen o narin teninin altında çağlayan kanın nasıl da kulaklarında uğulduyor şimdi bacaklarını aralıyorken cennet tasvirlerinin şaşası renk cümbüşleri, binbir şekli mutlulukların huzur öperken kasıklarını kıskanır seni kapattığında gözlerini başka dünya yok yalanları nasıl da çaresizce uzaktan izler bizi yeni bir dünya yaratırken başım ellerinin altında bastırıyorken içine dilimi nasıl da kendinden geçiyorsun dudaklarını ısırırken kaç çığlık daha gömeceksin içine? kaç iç çekiş boğazına düğümlenecek kaç defa tutacaksın kendini için bir yanardağ gibi patlarken...
×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.