İçeriğe atla


Fotoğraf

ATATÜRK'Ün Dedesinin İsmi nedir?

Mustafa Kemal Atatürk Dedesinin İsmi ATATÜRKÜN SOY AĞACI

Bu başlığa 17 cevap verilmiş

#1 jhonywalker

jhonywalker

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.156 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Nisan 2007 - 13:42

Uzun zamandır araştırıyorum..
Bir neticeye varamadım bilen bir arkadaş yada kaynak verebilecek biri varsa lütfen yardım etsin..beni aydınlatsın..

SayGıLar..

#2 ayşegül

ayşegül

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 428 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Nisan 2007 - 22:28

Atatürk'ün dedesi Kızıl Ahmet Efendi Karaman'ın Kızıllar kasabasından(Taşkale) Yunanistan'a göç etmiş.bu bilgiye internette konyada kendi ailemizi araştırırken ulaşmıştım. ancak ne zaman oldu bu göç, fatihin karamanoğullarını yenişinden sonraki balkanları türkleştirme programında mı yoksa büyük kaçgında mı,bilemiyorum.

Kızıl hafız ahmet efendi.konya karamandaki kızıl oğuz veya kocacık yörükleri denilen cemaatten.aile bir tarihte balkanlara göç etmiş. kızıl oğuzlar muhtemelen üçokların bir kolu. kirli sarı kızılımsı saç rengi ve beyaz ten bu boyda var.

#3 Misafir_CYRANO_*

Misafir_CYRANO_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 08 Ekim 2007 - 05:19

Baba tarafından dedesi Makedonya'da öğretmenlik yapan Hafız Ahmet Efendi.

Anne Tarafından dedesi, Konya göçmeni Selanikli Feyzullah Efendi.

#4 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 10 Kasım 2008 - 16:34

Gönderilen Fotoğraf


Gönderilen Fotoğraf

#5 gereksiz47

gereksiz47

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 1 İleti

Gönderi Tarihi: 19 Mart 2009 - 11:52

ULU ÖNDER YÜCE ATATÜRK'ÜN SOY AĞACI (Cumhuriyetimizin Kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Şeceresi) Sultan Murat Hüdavengidar zamanında başlamak üzere, bütün Türk Devleti padişahlık döneminde, Rumeli'yi Balkanlar'ı ve Avrupa'yı Türkleştirmek için soyunda ve sopunda hiçbir karışım olmayan Türk ailelerinden oluşan özel güçleri buralara göndermişlerdir.

Bu göçlerin büyük çoğunluğu Oğuz Türkleri, Müslüman Oğuzların Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler teşkil ermektedir. Müslüman Oğuzların, Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya ve Aydın yöresine yerleşmiş bulunan isimler, teker teker yazılı bulunmaktadır.

Buradaki, 950 tarih ve 82 numaralı l yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu'dan Rumeli'ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır.

Bunların Müslüman Oğuz Türk'ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerinin kimler olduğunu kayıtlarda belirtmektedir.

İşte bu kayıtlarda, Ulu Önder Atatürk'ün atalarının, Anadolu'dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır. Atatürk'ün dedeleri; Anadolu'dan Rumeli'ye gidip, Makedonya'nın Manastır Vilayeti'nin derbei bala sancağına bağlı bulunan Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Alüş Efendi derlerdi.Kocacık Nahiyesinin tamamen Türk'tür.

Atatürk kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi'nin torunudur. Hafız Ahmet Efendi'nin saçları kırmızı olduğu için adına "Kırmızı Hafız Efendi" derlerdi. Ulu Önder Atatürk'ün dedesi kırmızı Hafız Efendi kocacık Nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi.

Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi de bu kocacık nahiyesinde dünyaya geldi. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendiye Alüş Efendi derlerdi. Kocacık nahiyesi tamamen Türk'tü.

Burada yerleşenlerin çoğu Aydın ve Konya yöresinden gelen Türklerdir. Hatta bu aileler Yörük Türkmenleridir. Bu Yörük Türkmenlerinin Tanrıdağı ve Karagöz olduğu yukarıda adı geçen il yazıcı defterinde kayıtlı bulunmaktadır. Keza yine belgelerde Aktan ve naldöken Yörüklerinde buralarda bulunduğu yazılmaktadır.

Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği yazılmaktadır. Bu Türklere miri, Yörülen Türkmenlerden denilmekteydi. Ulu Önder Atatürk özbe öz Türk olup, Konya ve aydın yörelerinden gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası aydından Selanik'e gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası Aydınlıdır.

·Bu bilgiler Başbakanlık Eski Müşaviri Şecaattin Zenginoğlu'nun "Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi-1999" isimli kitabından alınmıştır.

ATATÜRK'ÜN KENDİSİNİ TANIMLAMASI:

(1)"Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir." "Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir."

(2) Bir İngiliz'in "siz hangi asil ailedensiniz?" sorusuna verdiği yanıt: "Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya Yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış görüşmesinden önce sormuş: 'Siz hangi asil ailedensiniz?' Atilla'da ona cevap vermiş: 'Ben asil bir milletin evladıyım!' işte benim cevabımda size budur!"

(3)Sanki yeni Rıza Nurlara cevap vermiş. " Türk, Türk olduğu için asildir... çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz."

(4)"... Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım (dır)"

(5)"Millî mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim"

(6)" Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır..."

(7)Atatürk kendisini böyle tanımlıyor. Ben bir Türk'üm diyor ve bundan gurur duyuyorum diyor. Kişi, hissettiği milletten olduğuna göre bu sözler üzerine daha denecek bir şey yoktur. M. Kemal, bir Türk'tür ve koca bir Türk'tür, Türk'ün Atası'dır. Türk milletine, unuttuğu milli kimliğini tekrar kazandıran, ümmetten Türk milletine dönmesini sağlayan bir Türk'tür. Yeni Rıza Nurlara bunlar da yetmeyecektir. Hiç gerek olmadığı halde, konuya tam açıklık getirmek için, ana ve baba soyunu da irdeleyeceğiz. Kimdir, kimlerdendir ona bakacağız MUSTAFA KEMAL'İN ANNESİ YÖRÜK TÜRKMEN’ DİR. Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, "Konyarlar" ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.

(8)Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde'nin babası Sofi-zade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857'de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım'dır.

(9)Zübeyde Hanım'ın soyunu birde anlatılanlardan görelim.
M. Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım (1885-1956): "Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük'tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz" diyor ve atalarından bazılarının da sonradan tekrar Konya'ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: "Dedem Feyzullah Efendi'nin büyük amcası Konya'ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak."

(10)Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor: "...Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e "Yörük nedir?" diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi."

(11)Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. Atatürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular: ".... Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir."

(12)Zübeyde Hanım'ın babasını, kocası Ali Rıza Efendi'yi ve Ali Rıza'nın babası Kızıl Hafız Ahmet Bey'i de tanıyan Selanik doğumlu Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951)

(13) şu bilgileri verir: " Atatürk'ün validesi, Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Fethullah Ağa'nın kızıdır. Selanik'te doğmuştur. Bu aile bundan 130 sene evvel (1800'lü yılların başı oluyor.) Sarıgöl'den Selanik'e gelmişlerdir. Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya'nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükümetinin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi."

(14) Bir yabancı yazar da Atatürk'ün annesi hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:"Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım'dı. Zübeyde Hanım... sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik'in batısında Arnavutluk'a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya'yı ve Teselya'yı almalarından sonra Anadolu'nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hala Toros Dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörükler'in kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi."

(15)Zübeyde Hanım'ın kendi ifadesi; oğlunun, kızının, kendisini tanıyanların ve de konu üzerinde çalışanların ortak ifadesi; Zübeyde Hanım'ın Yörük-Türkmen olduğudur. Yani Zübeyde Türk'tür. MUSTAFA KEMAL'İN BABASI YÖRÜK TÜRKMEN ‘DİR. Mustafa Kemal'in baba soyu, Aydın/ Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, "Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)"ndendir. Ali Rıza Efendi, Manastır'ın Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelmiştir(1839). Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Babası İlkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi'dir. Amcası, Kızıl Hafız Mehmet Efendi'dir. Taşıdıkları "Kızıl" lakabı ve yerleştikleri yere "Kocacık" denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun da Türkleşmesinde katkısı olan " Kızıl-Oğuz" yahut "Kocacık Yörükleri-Türkmenleri"nden geldiğini göstermektedir.

(16)Anne soyunda olduğu gibi baba soyunda da en sağlam bilgiler önce Atatürk'ün, annesinin, kardeşinin anlattıkları; sonra çevrelerinin aktardıklarıdır. Makbule Hanım; "Babam Ali Rıza Efendi, Selanik'lidir. Kendileri Yörük sülalesindendir."

(17)Atatürk: "... Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir."

(18)M. Kemal'in Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı, Kütahya Milletvekillerinden Mehmet Somer (1882-1950):

(19)"Atatürk'ün ataları hakkında benim bildiğim şunlar: Atatürk'ün ataları Anadolu'dan gelerek Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik'in ihtiyarlarından duymuştum. Kocacık'lıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi Yörük'tür... Bunların kıyafetleri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır."

(20)10 Kasım 1993'te Milliyet gazetesi "Ata'nın Soy Kütüğü" isimli bir yazı yayımlar. Gazeteci Altan Araslı, Kocacık köyüne giderek bir araştırma yapar ve köylülerle konuşur. Kocacıklı Numan Kartal'ın aktardıkları: "Ali Rıza Efendi, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelir. Kocacık'ın nüfusu tamamen Türk'tür. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundanız."

#6 Semra Korkmaz

Semra Korkmaz

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 1 İleti

Gönderi Tarihi: 10 Ekim 2013 - 00:22

Atatürk'ün babasını zar zor buldular birde dedesini nasıl bulsunlar..

#7 politika

politika

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye -
  • 10.847 İleti

Gönderi Tarihi: 10 Ekim 2013 - 18:22

Atatürk'ün babasi da dedesi de sülaleside bellidir.Atatürk'ü ve onun soyunu baska kaliplara sokmaya calisanlarin cogusu devsirmedir.Yani ne olduklari bilinmez adlarina bakilirsa hepsi müslümandir ama iste amasi var.

 

Bu anlamda,IBRAHIM CANDAN'in yazmis oldugu inceleme ve Arastirma eseri olan "SENI ANLASAYDIK BU HALE GELMEZDIK"kitabin okunmasini tavsiye ederim

 

saygilarla





SESINI DEGIL, SÖZÜNÜ YÜKSELT,
YAGMURLARDIR BÜYÜTEN BASAKLARI, GÖK GÜRÜLTÜLERI DEGIL...
BIR LAFA BAKARIM LAF MI DIYE,
BIRDE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DIYE..
EN BÜYÜK ÖZÜR SEVGISIZLIKTIR...



#8 Misafir_Gerçek türk_*

Misafir_Gerçek türk_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 03 Mayıs 2014 - 10:24

Güzel hikaye

#9 Misafir_selin_*

Misafir_selin_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 04 Mayıs 2014 - 18:30

Atatürk'ün dedesi Kızıl Ahmet Efendi Karaman'ın Kızıllar kasabasından(Taşkale) Yunanistan'a göç etmiş.bu bilgiye internette konyada kendi ailemizi araştırırken ulaşmıştım. ancak ne zaman oldu bu göç, fatihin karamanoğullarını yenişinden sonraki balkanları türkleştirme programında mı yoksa büyük kaçgında mı,bilemiyorum.

Kızıl hafız ahmet efendi.konya karamandaki kızıl oğuz veya kocacık yörükleri denilen cemaatten.aile bir tarihte balkanlara göç etmiş. kızıl oğuzlar muhtemelen üçokların bir kolu. kirli sarı kızılımsı saç rengi ve beyaz ten bu boyda var.



Kızık Ahmet Bey babasının babası Feyzullah Efendi annesinin babadıdır.

#10 politika

politika

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye -
  • 10.847 İleti

Gönderi Tarihi: 05 Mayıs 2014 - 14:09

Dogrusu:Kizil Hafiz Ahmet Efendi'dir.islik.gif

 

saygilarla





SESINI DEGIL, SÖZÜNÜ YÜKSELT,
YAGMURLARDIR BÜYÜTEN BASAKLARI, GÖK GÜRÜLTÜLERI DEGIL...
BIR LAFA BAKARIM LAF MI DIYE,
BIRDE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DIYE..
EN BÜYÜK ÖZÜR SEVGISIZLIKTIR...



#11 Misafir_oz turk_*

Misafir_oz turk_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 17 Haziran 2014 - 16:16

Ataturkun dedesi

#12 Misafir_santana_*

Misafir_santana_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 01 Ağustos 2014 - 10:30

arkadaşlar size tek bişey söleyim ispanyadan zamanında sürgün edilen yahudi leri araştırın dedesinin ismine ulaşırsınız



#13 Misafir_cesim azmi_*

Misafir_cesim azmi_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 28 Ağustos 2014 - 23:33

ULU ÖNDER YÜCE ATATÜRK'ÜN SOY AĞACI (Cumhuriyetimizin Kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Şeceresi) Sultan Murat Hüdavengidar zamanında başlamak üzere, bütün Türk

.

.

.

aktardıkları: "Ali Rıza Efendi, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelir. Kocacık'ın nüfusu tamamen Türk'tür. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundanız."

CEMAL AZMİ KALYONCU -AKSİYON DERGİSİ 
Pek çoğu yakın tarihlerde vefat etmesine rağmen Atatürk’ün manevi evlatları şüpheli ölümleri, aile bağları, hatta kaç kişi oldukları ile bile hâlâ tartışma konusu. Abdürrahim, Zehra, Rukiye, Sabiha, Afet, Nebile, Sığırtmaç Mustafa, Ülkü isimleri Atatürk’ün manevi evlatları olarak biliniyor.

Kemalizm gölgesi altında geçinen Atatürkçüler dahi Mustafa Kemal hakkında doğru bilgi ortaya koymuş değil.Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun onca araştırmaya rağmen daha nicesine konu edilecek yönleri var. Manevi evlatları konusu da bunlardan biri. Pek çokları, sorduğunuzda, Atatürk’ün bilinen, belli başlı 4-5 manevi evladının ismini hatırlıyor ki onlar hakkında da pek bilgi sahibi olunmadığı anlaşılıyor. Kimileri manevi evlatlarının sayısını 11’e kadar çıkarırken, kimileri onların biyografilerinde hoşlarına gitmeyecek yanları ‘gizlemeyi’ tercih etmiş, ediyor.

Atatürk’ün manevi evlatları da vasiyeti gibi tartışma konusu. Atatürk’ün Fatma, Ahmet, Ömer ve Naciye gibi erken vefat edenlerin dışında hayatta kalan tek kardeşi Makbule Hanım bile, 1955 yılında kendisine sorulan bu soruya, düşünerek de olsa “Zühre, Afife, Abdürrahim ve İhsan” diyebilmişti. Zühre dediği, Mustafa Kemal’in 1924’te bir yetimler yurdunda görüp yanına aldığı ilk manevi evladı, 9-10 yaşlarındaki Zehra Aylin’di.

Zehra’nın dışında Rukiye, Sabiha, Afet, Nebile, Abdürrahim, Sığırtmaç Mustafa, İhsan, Ülkü isimleri Atatürk’ün manevi evlatları olarak biliniyor. Ancak bir kısmının ‘manevi evlatlığı’ tartışmalı iken bunlara, özellikle hayatlarının son anlarında Nuriye İdil, hatta Macide Tanır gibi isimler de eklenmişti kamuoyu tarafından.

Bugüne kadar yazılanlar Zehra Aylin’in ilk manevi evlat olduğunu söylüyordu. Ancak Mete Akyol’un, 1981’de, Milliyet Gazetesi’nde ‘Bu çocuğu yetiştirdi’ şeklinde manşetten duyurduğu ve Atatürk’e benzerliği ile hâlâ tartışma konusu olan bir de Abdürrahim Tuncak vardı. Öyle ki Tuncak, 3 yaşından beri Mustafa Kemal ve annesi Zübeyde Hanım’ın yanında kaldığını hatırlayıp beyan etmesine rağmen sıralamaya konmuyordu. Türkiye, Abdürrahim Tuncak’ı son 30 yıldır Mete Akyol’dan duymuştu belki ama gazeteci Şemsi Belli, Makbule Atadan ile yaptığı röportaj sırasında evde bulunduğundan onu da 1955 yılında tanıtmıştı. Abdürrahim’in Atatürk’e benzerliği ve çok küçük yaştan itibaren Zübeyde Hanım’ın yanında barındırılıp büyütülmesi, onun Fikriye Hanım’la Mustafa Kemal’in çocuğu olduğu iddialarını da yıllarca beraberinde sürüklemişti. Hatta Tuncak’ın, Akyol’a verdiği röportajda “Ben ana da bilmem, baba da bilmem” diyerek suallere kapalı cevaplar vermesi de iddialara gizem katmıştı. O kadar ki Sunday Times gazetesi muhabiri bile aradaki benzerliği fark edip Tuncak ile röportaj yapmaya Türkiye’ye gelmiş, ancak o İngiliz muhabirle görüşmemiş, muhabir de Akyol’dan ve yaptığı röportajdan faydalanmakla yetinmişti. Akyol, İngiliz gazeteciye, ‘Kendisi böyle bir şey söylemiyor, başkalarının da söylemesini istemiyor’ diyerek, ‘Tuncak, Atatürk’ün oğludur’ diye yazmamak şartıyla tüm bilgileri vermişti. Yazı, Sunday Times’da ‘Modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’e bir oğul (mu)?’ başlığıyla yayımlanacaktı.

Atatürk’ün ölümünden sonra kız kardeşi Makbule Atadan’ın Abdürrahim Tuncak’ı ‘nüfusuna almak istemesi de dikkat çekiciydi. Akyol’un, Milliyet’teki yazısında belirtildiği gibi Makbule Atadan, Abdürrahim’i evlat edinmek isteyecekti önce. Bazı kanuni engellerle karşılaşınca da bu sefer Tuncak’ın eşi Mualla Hanım’ı evlat edinecekti. Böylece Atatürk’ten Makbule Atadan’a kalan ‘özel mirası’ da Tuncak ailesine intikal edecekti.

Abdürrahim Tuncak, “Gerçek babamın Ali adlı bir memur olduğunu söylerler. Ancak annemin adını bilmiyorum” dediği yine Milliyet’te, bu sefer Perihan Çakıroğlu tarafından 1985’te yapılan röportajda, öksüz kaldıktan sonra babaannesi tarafından bakıldığını belirtmişti. O da ölünce babaannesinin Selanik’ten arkadaşı Zübeyde Hanım’ın himayesine geçtiğini anlatıyordu.

Bütün bunlara rağmen, “Atatürk’ün kendi oğlu muydu?” sorusuna 13 Ağustos 1999’da İstanbul’da vefat eden Tuncak’ın kızı Nuray Çulha “Ben böyle bir şeyi söylemeye söz sahibi değilim.” diye cevap verecek, konunun arafta kalması herkesin işine gelecekti anlaşılan.

Zehra Aylin’in şüpheli ölümü

Mustafa Kemal’in evlatlıkları içerisinde en talihsiz olan Zehra Aylin’di demek yanlış olmaz. Amasyalı Mehmed adında bir babanın kızı olan 1912 doğumlu Zehra, 1916’da babasını, bir sene sonra annesini kaybetmiş, kimilerine göre, Atatürk’ün, Kağıthane’deki, kimilerine göre de Amasya’daki bir yetimler yurdunda görüp Çankaya Köşkü’ne aldığı biriydi. Hepsinde olduğu gibi eğitime önem veriyordu Mustafa Kemal. Amerikan Kız Koleji’nde yani bugünkü Robert Koleji’nde okumak için İstanbul’a gönderilmişti. Zehra, yükseköğrenimini edebiyat alanında yapması için de İngiltere’ye gidecekti. Havacılığa merakı vardı onun aslında. Zehra Londra’ya alışamadı, vatanını özlüyordu. Atatürk, eğitimini yarım bırakacağı endişesi ile Türkiye’ye dönmesini istemiyordu. Ama onun kararlılığını görünce izin verdi. Londra’daki Türk büyükelçiliği kanalı ile yakından takip edilen Zehra, Fransa üzerinden dönüş yapacaktı. 19 Kasım 1935’te, bindiği ekspres, Amiens civarında iken Zehra trenden aşağı bıraktı kendini. Bir başka rivayete göre ise mide bulantısını gidermek için çıktığı kompartımandan dengesini kaybederek düşmüştü. Fransızlar ‘Cumhur reisinin kızı ve Osmanlı tahtının vârisi kendini trenden atarak intihar etti’ diye duyurdu olayı ilk gün. Ve törenler yapıldı, naaşının geçirildiği yerlerde. İlk tören Amiens’te bir kilisede düzenlenmişti. Sonrasında Türkiye’ye uğurlandı cenazesi. Fakat genç kızın naaşı Türkiye’de, Galata Rıhtımı’nda aynı alakayı görmeyecekti. İstanbul gazeteleri de olayı arka sayfalarında tek sütunda basacaktı. Maçka Mezarlığı’na defnedildi Zehra. Ama bugün yeri kayıplar arasında sayılıyordu.

Zehra Aylin’in ölümü Atatürk’ün yakınında bulunmuş olanların hatıralarında da intihar olarak görünüyordu çoğunlukla. Atatürk’ün uşağı Cemal Granda intihar, Şevket Süreyya Aydemir ‘intihara benzer bir ölüm’ diye naklederken Lord Knross ‘düşerek öldüğünü’ ifade etmişti.

Mustafa Kemal’in, yurt gezilerinde görüp takdir ettiği yetim kız çocuklarını Çankaya Köşkü’ne getirmesi ile Zehra’ya kısa zamanda başkaları da katılacaktı. Konya’dan Rukiye’nin ardından bir sene sonra Bursa’dan Sabiha, İzmir’den Afet, 1927’de İstanbul’dan Nebile katılacaktı bu ortama. Ülkü’nün doğmasına daha vardı. Daha çok kızları manevi evlat edinmişti. Abdürrahim Tuncak’ın dışında bir Yalova seyahatinde görüp yanına aldığı Sığırtmaç Mustafa (Demir) da erkek evlatlıklardan biriydi. İhsan diye bir isim de zikrediliyordu ancak hakkında detaylı bilgi yoktu.

Atatürk’ün yakın çevresinde bulunan Kılıç Ali’nin oğlu Altemur Kılıç, bu ve bazı isimlerin evlatlık olmadığını söylüyordu. Hatta Kılıç, kendilerini duyurmak için isimlerini ortaya attıklarını anlattı bize. Mesela İhsan’ın, kendisini evlatlık olarak iddia ettiğini ama böyle bir şeyin olmadığını ifade ediyordu. Kılıç, Sığırtmaç Mustafa için de aynı iddiada bulundu Aksiyon’a yaptığı açıklamalarda. Altemur Kılıç’ın bu ortamlarda bulunmuş eşi Güzide Esirgemez de bunun üzerine “Ben de söyleyebilirdim. Atatürk’le beraber dondurma yedim, yemek yedim. Yani ben de evladıydım desem…” şeklinde tepkisini ortaya koyuyordu.

Atatürk’ün eski eniştesi Mustafa Mecdi Bey’e dayandırılan bir çalışmaya göre bu isimlerin yerlerine başka isimler yer alıyordu. Bunlardan biri Abdürrahim’den sonra Atatürk’ün Bitlis’ten geri çekilme sırasında kendisine sığındığı 6-7 yaşlarındaki yetim Afife idi. Onun hakkında da pek bilgi yoktu. Sabriye ismi de duyulmuş bir evlatlık ismi değildi.

Afet İnan evlatlık değildi

Bu isimler arasında Afet İnan’ın ayrı bir yeri vardı. O, manevi evlatlıktan ziyade bir yardımcı gibiydi. Altan Deliorman’ın Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar kitabında bu düşünceyle Köşk’e alındığı resmediliyordu. Araştırmacı Süleyman Yeşilyurt da ‘Ata’nın Hayatındaki On Dokuz Kadın’ kitabında Bulgaristan Şumnulu İsmail Hakkı Uzmay’ın kızı Afet İnan’ın Latife Hanım’dan sonra Köşk’ün ‘first lady’si olduğunu söylüyor. Afet Hanım’ın bu durumunu ‘Atatürk-İnönü Kavgası’ kitabında da ele alan Yeşilyurt, konuyu telefonda Sabiha Gökçen’e de açmış, Gökçen’den, konuyu geçiştirircesine “Evladım, Atatürk’e kim âşık olmadı ki!” cevabını almıştı. Yeşilyurt, “Yıllar yılı onu manevi evlat gibi gösterip Atatürk’e iyilik yapacağım derken, farkında olmadan en büyük kötülükleri yaptıklarını” dile getiriyordu bununla. Lord Kinross da ‘Bir Milletin Yeniden Doğuşu’nda durumu “Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı.” şeklinde değerlendirmişti. Altemur Kılıç’a göre ise “Afet Hanım Atatürk’ün manevi evladı değildi.” O da “Arkadaşı idi, fikir birliği yaparlardı. Danışmanı idi.” diyordu.

Bir kısmı, vefatından sonra ailesi tarafından tamamlanan ‘Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler’ kitabında Ayşe Afet İnan, annesinin ailesinin Selanik’in kazası Doyran’dan olduğunu anlatıyor. Peki, bunun ne önemi var? Önemi, ertesi gün Atatürk İnan’ın ailesini ziyarete gittiğinde, geçmişe dair bir bilgiyi de pekiştirmesinde. Atatürk, saklanmak zorunda olduğu dönemde Afet İnan’ın anneannesinin dayısının çiftliğinde kalmıştı. Aydınlığa kavuşması gereken bir bilgi daha vardı. Gazeteci Perihan Çakıroğlu, 1985’te Milliyet’te yayımladığı ‘Atatürk’ün evlatları’ dizisinde onun, Atatürk’le uzaktan akraba olduğunu yazmıştı.

1908’de Doyran’da doğan, eğitimini tamamlayıp Lozan’da Fransızca, Cenevre’de tarih okuyup, sosyoloji doktorası yapan Afet İnan, Atatürk’ün ölümünden iki yıl sonra, 1940’ta, Doktor Rıfat Bey’le evlenmiş, Arı adında bir kızı ve Demir adında bir oğlu olmuştu. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi kurumların kurucu başkanlığını da yapan Afet Hanım, 1985’te vefat etmişti.

Zehra’dan hemen sonra Köşk’e gelen isim Rukiye idi. 1911 doğumlu Rukiye, Gürkan Hacır’ın Akşam gazetesindeki yazısına göre Atatürk’ün üvey babası Ragıp Bey’in kızı idi. Bunu doğrulayacak bir bilgiye ulaşamadık. Fakat, 1995 yılında İstanbul’da vefat eden Rukiye Hanım kendi ağzından Atatürk’le nasıl irtibatı olduğunu anlatmıştı. Aslen Konyalı idi. Babası, nasıl ve nerede olduğunu bilmediği bir şekilde Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal ile tanışmış, Cumhuriyet’in ilk yıllarında anne ve babasını kaybedince 4 kız kardeş yalnız kalmıştı. Bunu duyan Atatürk, Seydişehir’de yaşayan 4 kız kardeşin en küçüğünün Köşk’e gönderilmesini istedi. Atatürk onun da eğitimi ile yakından ilgilendi. Zehra ve daha sonra aralarına katılacak Sabiha gibi o da ilkokulu Çankaya İlkokulu’nda okudu. Sonrasında Atatürk onu Notre Dame de Sion’a gönderdi. Manevi evlatlarını, okul konusunda onlardan aldığı izlenime göre yönlendirmişti Atatürk.

Atatürk’ün manevi kızları her zaman Çankaya Köşkü’nde ikamet etmiyordu. Okullar bitince dönüyorlardı Köşk’e ancak. Böyle bir zamanda, 1930 yılının başında Atatürk Orman Çiftliği’ndeki koruma birliğinin komutanı Hüsnü Bey’in gözüne ilişmişti Rukiye. Büyükler, Hüsnü Bey’i evlendirmek istedikleri zaman da gönlünde birisinin olup olmadığını sormuşlar, o da Rukiye’yi beğendiğini ifade etmişti. Düğünleri 1930’da Dolmabahçe Sarayı’nda yapıldı. Rukiye-Hüsnü Erkin çiftinin bir oğlu oldu.

1913’te dünyaya gelen Sabiha (Gökçen) dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak nam salmıştı. Günümüzde hayli tartışma konusu yapılan 1937-38’deki Dersim operasyonlarında uçağı ile bölgeyi bombalayan pilotlardandı. Onun için Dersim tartışmalarıyla birlikte manevi evlatlar arasında ismi en çok gündeme gelenlerden biriydi. Onun manevi evlat olma hikâyesi de Atatürk’ün Latife Hanım’la Bursa ziyareti ile başlamıştı. Ermeni kökenli olduğu da gündeme geldi. Altemur Kılıç, kendisi inanmasa da eskiden de bu söylentilerin olduğunu söylüyordu.

Sabiha da İstiklal Savaşı yıllarında anne babasını kaybetmişti. Ağabey ve ablalarının yanında ikamet ediyordu. O ilkokula giderken Bursa, Yunan işgali altındaydı. Artık ağabeyine de yük olmak istemiyordu. Atatürk’e durumunu anlatma imkânı bulmuş, Atatürk ağabeyi ile de görüşerek karar vermiş, Sabiha da böylece Çankaya’nın yolunu tutmuştu. Eğitimlerinin ardından Atatürk onu havacılık konusunda teşvik etmiş, 1935’te Türk Hava Kurumu’nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu’na girmişti. Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk ona Gökçen’i uygun gördü. Kardeş gibi anlaştıkları Zehra’nın ölümüne çok üzülmüştü. Gökçen, kadınların orduda görev yapmasına ilişkin yasa çıkmadığı için ordudan ayrıldı ve Türkkuşu Uçuş Okulu’na başöğretmen tayin edildi. Türk Hava Kurumu yönetimine de girdi, sonrasında. Ve 22 Mart 2001’de de vefat etti.

Nebile ‘manevi aile’ ortamına son katılanlardan biriydi, ama erken vefat edenlerden oldu; 1943’te menenjit ve tüberkülozdan hayatını kaybetti. Nebile konusu da Atatürk’le nasıl tanıştığından tutun ona duyduğu sevgisine kadar tam aydınlığa kavuşmuş değildi. Bir şeyh kızı ve İzmir Valisi Eşref Bey’in yeğeni diye tanıtılıyordu. Bir başka yerde ise Beylerbeyili, kimsesiz zeki bir kız çocuğu şeklinde ifadesini bulmuştu. Şemsi Belli ve Altan Deliorman’ın uzunca boylu, zarif kız diye tanımladığı Nebile, 1927’de Çapa Öğretmen Okulu’ndan Dolmabahçe Sarayı’na getirilen üç kız öğrenciden biri olarak Mustafa Kemal’in manevi kızları arasına girmişti. Sabiha Gökçen, Nebile’nin 1928’de aralarına katıldığını, dolayısıyla Atatürk’le en az onun beraber olduğunu anlatmıştı. Atatürk, kısa sürede onu hariciyeci Tahsin Bey ile evlendirdi. Düğünleri Ankara Palas’ta yapıldı. İki yıl evli kalabildiler. İkinci evliliğini İzmit Kâğıt Fabrikası’nda çalışan genç mühendis Sabahattin İrdelp ile gerçekleştirdi. Bu evlilikte de mutluluğu bulamayınca 1942’nin sonuna doğru yine boşandı. Atatürk’ün vasiyetine binaen 100 lira maaş bağlanmıştı kendisine.

Sığırtmaç (çoban) Mustafa (Demir), 1929’da, Atatürk’le Yalova’da yolu kesiştiğinde 11 yaşında idi. Bulgaristan göçmeni 3 çocuklu bir ailenin ortancası idi. Kızlar Çankaya Köşkü’nde kalabilirken erkekler Köşk’e hiç alınmamıştı.

Evlatlıklar konusu araştırmaya muhtaç

Mustafa ilk eğitiminin ardından askerî okula gönderildi. Işık Lisesi’nin ardından Kuleli Askerî Lisesi’ne devam etti. 1941 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. Hayatını Rıfkiye Hanım’la birleştirdi. Makbule Atadan, 1954 yılında, Mustafa’yı manevi evlat olarak kabul etti. Binbaşı rütbesiyle, rahatsızlığı sebebiyle 1960’ta ordudan emekli oldu, 1987’de de vefat etti.

Ülkü Çukurluoğlu desek kimse hatırlamayacaktı ama Ülkü Adatepe dendiğinde herkesin bildiği bir isme dönüşecekti, geçen yıl ağustos ayında bir trafik kazasında kaybettiğimiz Atatürk’ün en küçük manevi kızı. Ülkü’nün ailesi, daha doğrusu annesi Vasfiye Hanım, Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’ın evlatlığıydı aslında. Selanikli Vasfiye Hanım, Gazi Orman Çiftliği’nde istasyon şefliği yapan Mehmet Tahsin Çukurluoğlu ile evlendirilmiş, bu evlilikten dünyaya gelen Ülkü de küçüklüğünden itibaren 6 yaşına kadar Çankaya Köşkü’nde ikamet etmişti.

Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ndeki eğitiminin ardından henüz 16 yaşında iken, o zamanlar bir subay olup sonradan Kastamonu Milletvekilliği yapacak, aynı zamanda Sabiha Gökçen’in akrabası olduğu belirtilen Fethi Doğançay ile birleştirdi hayatını. Kendi ifadesi ile bu evlilikle beraber hayatındaki ‘her şey kendiliğinden bitmişti.’ Ülkü Hanım’ın, bu evlilikten, bugün CHP ve İş Bankası ile davalık olan çocukları Ahmet Kemal ve Ali Kemal Doğançay doğmuştu. Fethi Doğançay’dan boşanan Ülkü Hanım, ikinci evliliğini ise 1962 yılında, yağ tüccarı Yeşua Bensusen ile gerçekleştirince bazı çevrelerden ‘Atatürk’ün manevi kızı bir Musevi ile nasıl evlenir?’ tepkileri almıştı. Ülkü Hanım, bu evliliğini de yürütemeyince iş adamı Öke Adatepe ile evlendi bu sefer. Ve hayata Adatepe soyadı ile veda etti.

Manevi evlatların birbirleri ile hısımlıkları, Atatürk’ün onların aileleri ile Selanik’ten bağları-tanışıklıkları, hepsinden önemlisi Mustafa Kemal’in manevi evlatları, kaç kişi oldukları… Görüldüğü gibi şüpheli ölümleri ve daha pek çok bilinmez yönleriyle Atatürk’ün manevi evlatları aydınlanmayı bekliyor...



#14 politika

politika

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye -
  • 10.847 İleti

Gönderi Tarihi: 02 Eylül 2014 - 20:32

arkadaşlar size tek bişey söleyim ispanyadan zamanında sürgün edilen yahudi leri araştırın dedesinin ismine ulaşırsınız

Sana o bilgiyi kim vermisse sen onun soyunu iyi arastir.Atatürk'ün öz be öz Türk olmasi size agir geliyor cünkü,Atatürk karsitlari onu her kaliba sokmaya calismis ama kendi soylarini gizli tutmuslardir.Sen Ispanyadan gelen Yahudileri birak ta Gürcistandan göc eden Kasimpasa sakinlerini arastir bak neler ögrenirsin.

 

Atatürk'e karsitlik onun kurtarici olmasinadir,onun Türk kimligini öne cikarmasidir,Osmanli denilen soyu bilinmeyen bir imparatorlugu sona erdirmesindir.700 yil boyunca yasaklanmis olan Türk sözcügünü Türk karsitlarinin kafalarina vurmus olmasindandir,Islam dinin yobazlastiran meczuplara haddini bildirip Allahin dininin yeniden yasanmasini saglamasindandir.

 

Atatürk'ün soyu sopu bellidir,peki ya soyu sopu belli olmayip yillardir bu ülkede insanlari birbirine düsman edenleri ne yapacagiz.

 

 

saygilarla





SESINI DEGIL, SÖZÜNÜ YÜKSELT,
YAGMURLARDIR BÜYÜTEN BASAKLARI, GÖK GÜRÜLTÜLERI DEGIL...
BIR LAFA BAKARIM LAF MI DIYE,
BIRDE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DIYE..
EN BÜYÜK ÖZÜR SEVGISIZLIKTIR...



#15 politika

politika

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye -
  • 10.847 İleti

Gönderi Tarihi: 02 Eylül 2014 - 20:36

Güzel hikaye

Dogrudur,12 yildir sabah aksam bu saf millete hikayeler anlatilir.

 

saygilarla





SESINI DEGIL, SÖZÜNÜ YÜKSELT,
YAGMURLARDIR BÜYÜTEN BASAKLARI, GÖK GÜRÜLTÜLERI DEGIL...
BIR LAFA BAKARIM LAF MI DIYE,
BIRDE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DIYE..
EN BÜYÜK ÖZÜR SEVGISIZLIKTIR...



#16 Misafir_murat güntürk_*

Misafir_murat güntürk_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 05 Eylül 2014 - 21:46

atatürk iyi adam

#17 Misafir_Burak_*

Misafir_Burak_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 14 Eylül 2014 - 00:02

Kizil hafiz dir. Habertürk kanalinda tarihin arka odasinda suan soy agaci aciklandi

#18 gloria

gloria

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 10.301 İleti

Gönderi Tarihi: 16 Eylül 2014 - 09:12

EMEKLİ İMAM MEHMET ALİ ÖZ AÇIKLADI: ATATÜRK'ÜN SOY KÜTÜĞÜ

 

13 Eylül 2014 günü yayınlanan Tarihin Arka Odası isimli programda Emekli bir imam olan Mehmet Ali Öz, Atatürk'ün soykütüğüyle ilgili çok önemli açıklamalar yaptı. Bu açıklamalar bu zamana kadar hiç gündeme getirilmemişti. Hatta Murat Bardakçı bu durumu, "İnkılâp Tarihi Enstitülerinin, tarihçilerin ve askerî tarih uzmanlarının şimdiye kadar yapamadıkları işi emekli bir Diyanet görevlisi yaptı ve Atatürk’ün ailesi konusunda arşivlerde bulunan bilinmeyen belgeleri ortaya çıkardı." şeklinde paylaşıyor.

 

Bu linke videosunu ekledim izleyebilirsiniz de ama kısaca açıklamak gerekirse;

 

Mehmet Ali Öz, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine Göre)” isimli bir kitap yazmış, kitapta belgelerin yanısıra daha birçok evraka yer verilmiş. Öz'ün araştırmalarına göre Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’ın babası Feyzullah Efendi, Selânik’in eski ailelerinden “Nakibzâdeler”in mensubudur ve 1857’de doğmuştur. Nüfus kayıtlarına göre Zübeyde Hanım’ın 17. yüzyıl şeyhülislâmı Feyzullah Efendi’nin, Ali Rıza Efendi’nin de Selânik Mevlevihânesi’nin şeyhlerinden Ahmed Efendi’nin torunu olduğunu da ifade eden Öz, tüm bu ve daha da fazla bilgiyi arşivlerde uzun yıllar çalışarak bulup belgelemiş. Ardından hepsini biraraya getirerek “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine Göre)” isimli kitabı hazırlamış. Kitap önümüzdeki günlerde yayınevlerindeki yerlerini alacak.


Tamam kabul; küçükken mıknatıs yutmuş olabilirim, peki ama bütün salaklar da demir mi yuttu ?

twitter_04.png




Cevap ekle