İçeriğe atla


KARA DELİK


Bu başlığa 86 cevap verilmiş

#51 LluVia

LluVia

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 405 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2007 - 22:03

Basligin adi KARA DELIK oyleyse kara deliklerle ilgili bi soru sormak istiyorum, tabi cevabini bana verebilen cikacak mi emin degilim...

Kara deliklere dogru gidildikce zaman yavaslamaktadir, aslinda zaman yavaslamaktadir derken insanlarin hareketleri organlarinin calismasi yavaslamaktadir, bir kara delige dogru yaklasilirken butun canlilarin hizi azalir ve butun organlari, uzuvlari yavas hareket eder. Ayrica kara delige giren cisimler geri cikmamaktadir. Kara deliklerde ki zaman nasildir? Kara deliklerde zaman durmus mudur? Kara delikler de ne vardir ki buna sebebiyet vermektedir? Buyuk bir cekim mi vardir???
Gunese de yaklasildikca yavaslama gerceklesiyor mu???? Gerceklesiyorsa, gunesin cekim alanina girildigi icin mi???

Evet arkadaslar bilen varsa ya da benim yerime arastirip da bana cevap verecek varsa cevaplarinizi bekliyorum bir an once...

...WHeN tHe SuN ShiNEs, We'LL SHinE ToGeTheR...


#52 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2007 - 22:17

Basligin adi KARA DELIK oyleyse kara deliklerle ilgili bi soru sormak istiyorum, tabi cevabini bana verebilen cikacak mi emin degilim...

Kara deliklere dogru gidildikce zaman yavaslamaktadir, aslinda zaman yavaslamaktadir derken insanlarin hareketleri organlarinin calismasi yavaslamaktadir, bir kara delige dogru yaklasilirken butun canlilarin hizi azalir ve butun organlari, uzuvlari yavas hareket eder. Ayrica kara delige giren cisimler geri cikmamaktadir. Kara deliklerde ki zaman nasildir? Kara deliklerde zaman durmus mudur? Kara delikler de ne vardir ki buna sebebiyet vermektedir? Buyuk bir cekim mi vardir???
Gunese de yaklasildikca yavaslama gerceklesiyor mu???? Gerceklesiyorsa, gunesin cekim alanina girildigi icin mi???

Evet arkadaslar bilen varsa ya da benim yerime arastirip da bana cevap verecek varsa cevaplarinizi bekliyorum bir an once...


Sevgili Angel,zaten bu soruların cevabı ne yazıkki yok...
Hawking teorisi yukarıda sözünü ettiğiniz bütün değerleri alt üst ediyor.
Ancak hawking ne denli doğru buda bilinmez...
Bilinmezliklerden dem vurmaktansa bilinir olanlara dem vurmak
daha mantıklı...

İlginize ve alakınıza teşekkür ederim.
Sizin gibilere ihtiyacımız var çünki.......

#53 LluVia

LluVia

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 405 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2007 - 22:36

Bilimin henuz bu sorulara cevap bulamadigini biliyordum, benim bilmek istedigim teorilerdir zaten.
Peki oyleyse bana hawking teorisini aciklayin, ondan bahsedin. Eger yukarlarda gectiyse, tam okumadigim icin kacirmis olabilirim...

...WHeN tHe SuN ShiNEs, We'LL SHinE ToGeTheR...


#54 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2007 - 23:14

Bilimin henuz bu sorulara cevap bulamadigini biliyordum, benim bilmek istedigim teorilerdir zaten.
Peki oyleyse bana hawking teorisini aciklayin, ondan bahsedin. Eger yukarlarda gectiyse, tam okumadigim icin kacirmis olabilirim...


Hawkingin son teorisi kara deliğe giren gezegenlerin tekrar geri çıktığı üzerinedir.
Bu mümkünmüdür bilinmez.Ancak kara deliklerle ilgili hawkingin bilinen teorileri
daha akılcıydı.Son teorileri ise tartışmaya açıktır.Bu yüzden sizin tezleriniz biraz
hawking'i hatırlattı bana....

#55 LluVia

LluVia

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 405 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Aralık 2007 - 01:15

Hawking'in teorisinin tam tersini dusunen ve de daha da baska teorileri olan bilim adamlari varsa eger, onlarin teorilerini de yazabilirsen sevinirim.

...WHeN tHe SuN ShiNEs, We'LL SHinE ToGeTheR...


#56 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 18 Aralık 2007 - 11:28

Siz yeterkin isteyin sayın angelcara :)

Evren bilimin(kozmolojinin) gündemini oluşturan kavramlardan biri de kara deliklerdir. Bu adı bulan John Wheler'dir. Konu, Einstein'ın genel görelilik kuramından türetilmiştir. Bu konuda iki büyük öncü S.W.Hawking ve R.Penrose'dur. Hawking'in vurguladığı gibi "genel görelilik,yapılmış her gözlemle uyumlu olan güzel bir kuramdır".Kara deliklerin varlığı hemen hemen gözlendi(R.Penrose,1994).

Doğa anlayışımız değişti. Eskiden,bundan iki-üç yüz yıl önce,kendisinin gözlenmesini bekleyen nesnel madde olduğu,bunun keşfedilmesiyle bir madde bulunduğu sanılırdı. Şimdi önce kuram geliyor,önce matematik geliyor.20.yy biterken başka yıldızlar çevresinde dolaşan kırk kadar gezegen keşfedildi. Bu gezegenlerin hiçbiri gerçekte gözlenmiş değildir,yani gözlenerek bulunmamıştır. Bunların varlığı,bağlı oldukları yıldıza yaptıkları kütle çekim etkisinden öngörülmektedir. Hem de Newton yasalarından yararlanarak bunu başarabiliyoruz. Kısacası matematiksel araçlarla,görülmeyen gezgenin varlığını ve yörüngesini belirleyebiliyoruz. Kara delik kuramı da böylesi bir temele dayanıyor. Modern bilimin araç ve içeriğindeki değişmeyi göremeyenler,kuramın ya da matematiğin tuttuğu ışığı anlamayanlar,bilimin gelişmesine karşı kuşku tohumları ekmeye çalışıyor.

Bu konuda önce her şeyi bildiğini sanan felsefi bir görüşle sizi tanıştıracağım. Bu tanışmanın sizin konu üzerinde daha çok yoğunlaşmanızı sağlayacağını sanıyorum.

Şimdi Alan Woods ve Ted Grant Aklın İsyanı adlı kitaplarında Kara delikler konusunda da pes perdeden yazıyorlar. Kendilerinden başka herkesi kör ve ahmak sandıkları için bol keseden atıyorlar. Bizzat uzay ve zaman kavramlarımız hakkında en köklü değişiklikleri getiren görelilik hakkında"Tuhaftır ama görelilik teorisinde zamanın ve uzayın ne olduğuna dair bir tanım aramak boşunadır." diyebilmekteler. Yine aynı sayfada "Kara delikler hakkındaki tüm yaygaralardan sonra, Einstein tarafından bu konuya hiç değinilmediğini keşfettiğinizde şaşırabilirsiniz. O esasen çok karmaşık bir matematiğe dayalı dikkatli bir yaklaşıma bel bağlamış ve gözlem ve deneyle doğrulanabilecek öngörülerde bulunmuştu. Kara delik fiziği, açıkça saptanmış ampirik verilerin yokluğunda,son derece spekülatif bir karaktere sahiptir." (s:172) Einstein'ın kara delikler konusuna değinmemiş olması,ne Einstein için ne de kara delikler kuramı için bir özür ya da eksiklik değildir. Kaldı ki aşağıda Einstein'le kara delik kuramı arasındaki ilişkiyi göreceksiniz."Açıkça saptanmış ampirik verilerin yokluğunda" ne demek? Yazarlar,Einstein'le kendini gösteren bilimsel devrimi anlamamış görünüyorlar. Einstein,genel görelilik kuramını ortaya atarken "hiç bir ampirik veriye" dayanmadı. Paul Dirac,1920'lerin sonuna doğru pozitronun varlığını keşfederken "hiçbir ampirik veriye" dayanmadı ve hatta pozitron kozmik ışınlarda "gözlenince"(ampirik veri olunca),"denklemim benden daha akıllı" demişti. Günümüzdeki bilimsel buluşlarda "nesnel gerçeğe" bakıp gazel okuma devri geçti. Elbette Copernicus,Kepler,Galileo,Newton, bilimin büyük öncüleri olarak,bilim tarihinin parlak sayfalarında bize ışık tutuyorlar;ama bilim adamları onlardan aldığı meşaleyi çok yükseklere tırmandırdı. Gerçeği,kuramın gözüyle,matematiğin gözüyle görme aşamasına yükseldik. Yazarlar,bizim gibi çorak topraklarda salyangoz satmaya çalışıyor,ama salyangozları öylesine bayat ki!

Einstein: "Karadeliğin Gönülsüz Babası"
Herkes kara delikleri duymuştur. Haşmetli bir yıldız ölünce uzayla zamanın birleştiği ölü bir ana hoş geldiniz.
Jeremy Bernstein' in yazısından özetliyorum:


Albert Einstein ' in kütle çekim denklemleri karadelik anlayışının temelini oluşturur; ancak ilginç olan Einstein' in bu denklemleri, karadeliklerin varolamayacağını kanıtlamak için kullanmasıdır.
Einstein 1939' da "Annals of mathematics" adlı dergide Çok Sayıda Kütleden Oluşan Küresel Simetrik Durağan Bir Sistem Üzerine adlı bir makale yayınladı. Einstein bu makalesinde karadeliklerin, yani çok yoğun olduğu için içinden ışığın bile kaçmasını önleyen göksel cisimlerin bulunamayacağını belirtiyordu. Bunun için de kendisinin 1916' da yayınladığı genel görecelilik ve kütle çekim kuramını kullandı. İlginç olan şu: Bu kuram, kara deliklerin yalnızca olası değil, aynı zamanda birçok gökcismi için kaçınılmaz olduğunu göstermek için kullanılan kuramdır. Einstein' in kara delikleri reddinden birkaç ay sonra, ona atıfta bulunmadan J. Robert Oppenheimer ve öğrencisi Snyder, Sürekli Kütle çekimsel Büzülme adlı bir makale yayınladılar. Bu çalışma, Einstein' in görelilik kuramını modern fizikte ilk kez karadeliklerin nasıl oluştuğunu göstermek için kullanıyordu. Eğer basınç, çöküşe dayanacak kadar güçlü değilse, yıldızın yarıçapının yavaş yavaş küçülmesi beklenir. 1939' da Oppenheimer ve Snyder' in yaptıkları kuramsal hesapların söylediği de işte buydu. Einstein denklemlerinin çözümlerinin bir karadeliği belirten ilk açık örneği bu çalışmaydı. Burada örnek çöken bir toz bulutuyla ilgili olarak verilmişti. İçeride bir tekillik bulunmakla birlikte bu, olay ufku ile çevrili olduğu için dışarıdan görülemez. Bu ufuk, kendi içerisindeki olayların, dışarıdaki sonsuza sinyal gönderemediği bir yüzeydir.
Einstein, kuantum istatistiğini yaratırken, o zamanlar pek tanınmayan Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’ den Haziran 1924' te aldığı bir mektuptan etkilendi. Bose' nin mektubuyla birlikte, bir İngiliz bilim dergisinin reddettiği bir makale metni de geldi. Einstein, makaleyi okuduktan sonra, Almanca'ya çevirdi ve prestijli bir fizik dergisine postaladı. Einstein neden makalenin önemli olduğunu düşündü?20 yıl boyunca elektromanyetik ışımanın doğasıyla uğraşıyordu, özellikle çeperiyle aynı sıcaklıktaki bir kabın içine sıkıştırılmış ışımayla. Yüzyılın başında Alman fizikçi Max Planck, bu "siyah cisim" ışımasının farklı dalga boylarının ya da renklerinin genlikle nasıl değiştiğini tanımlayan matematiksel bağıntıyı bulmuştu. Işıma spektrumunun (tayfının) biçiminin, kabın çeperlerinin yapıldığı maddeden bağımsız olduğu anlaşıldı. Işımanın sadece sıcaklığa bağlı( siyah cisim ışımasının bir örneği bütün evrenin kabın yerine geçtiği bir durumda büyük patlamadan arta kalan fotonlardır. Bu fotonların sıcaklığı 2. 7260002 Kelvin olarak ölçülmüştür).


Bose, az çok rastlantıyla siyah cisim ışımasının istatistiksel mekaniğini hesap etmiş oluyordu. Yani Bose, Planck yasasını, matematiksel olarak kuantum mekaniğinden çıkarmıştı. İşte bu çıkarım Einstein' in ilgisini çekişti. Ancak o, Einstein olarak olayı bir adım ileri götürdü. Bose' nin fotonlar için kullandığı yönteme benzer bir yolla, ağır moleküllerin gazının istatistiksel mekaniğini incelemede kullandı. Planck yasasının benzerini bu durum için türetti. Böylece ilginç bir şey buldu: parçacık gazı, Bose-Einstein istatistiğine uygun olarak soğutulursa, belli bir kritik sıcaklıkta bütün moleküller, aniden kendilerini dejenere ya da tekil duruma toplarlar. Bu durum Bose- Einstein yoğunlaşması diye anılır( Bose' un bununla bir ilgisi olmasa da).
İlginç bir örnek helyum gazıdır. Helyum gazı, 2.18 Kelvinde acayip özellikler gösteren süper akışkan (sürtünmesiz akışkanlık) sıvıya dönüşür. 1995 yılında Amerikalı araştırmacılar, başka atom çeşitlerini 1 Kelvin derecenin birkaç milyarda birine kadar soğutmayı başardılar. Buna karşın her gaz, bu yoğunlaşmayı göstermiyor. 1925' te Einstein, yoğunlaşma üstüne makalelerini yayımladıktan hemen sonra, Avusturyalı fizikçi Wolfgang Pauli, proton, nötron, elektron gibi ikinci parçacık sınıfının aynı nitelikleri taşımadıklarını gösterdi. Bu sınıftan özdeş iki parçacığın, örneğin iki elektronun aynı kuantum durumunda bulunamayacağını keşfetti. 1926' da Enrico Fermi ve P.A.M. Dirac, Bose- Einstein istatistiğinin benzerini yaratarak parçacıkların kuantum istatistiğini buldular. Pauli ilkesine göre bu parçacıklar düşük sıcaklıkta en çok yoğunlaşmalıydılar. Eğer elektron gazını sıkıştırıp düşük sıcaklığa kadar soğutursanız ve hacmini küçültürseniz, elektronlar birbirlerinin yerlerini istila etmeye başlar. Ancak Pauli' nin ilkesi bunu yasaklamıştır, dolaysıyla ışık hızına yaklaşan hızlarla birbirlerinden uzaklaşırlar. Elektronlar ve diğer Pauli parçacıkları için bu kaçan parçacıklar tarafından yaratılan basınç- dejenereyik basıncı- gaz, mutlak sıfıra kadar soğutulsa da devam eder. Bunun elektronların birbirlerini elektriksel olarak itmeleriyle bir ilgisi yoktur. Çünkü hiçbir yükü olmayan nötronlar için de aynı şey geçerlidir. Bu, saf kuantum fiziğidir.


Peki kuantum istatistiğinin yıldızlarla ilgisi ne? Yüzyılın başında gökbilimciler, küçük ve belirsiz olan tuhaf bir yıldız sınıfı tanımlamaya başladı: Beyaz Cüceler. Bunlar Güneş' le aynı kütleye sahipti; ışığının 360 da birini yayan en parlak yıldız olan Sirius' a eşlik eden yıldızlardı. Beyaz cüceler muazzam derecede yoğun olmalıydı. Sirius' un eşi sudan 61 bin kat daha yoğundu. neydi bu garip gök cisimleri? İşte burada Sir Arthur Eddington devreye giriyor. Sir Eddington, kimileri için yanlış sebeplerle kahramandı. 1944' te ölen Eddington, evren hakkındaki önemli her şeyin insanın kafasında neler döndüğü araştırılarak anlaşılabileceğine inanan bir yeni- Kantçıydı ve bununla ilgili popüler kitapları vardı. Eddington, Einstein' in uzak yıldızlardan gelen ışığı Güneş' in eğdiği yolundaki görüşünü doğrulayan iki araştırmacıdan biriydi. 1926' da yayınladığı klasik kitabının başlığı olan Yıldızların İç Yapısı konusunun anlaşılmasını sağlayan araştırmalara öncülük etti.


Eddington 1924' te beyaz cüceyi sıkıştıran kütle çekim basıncının elektronları protonlardan ayırdığını öne sürmüştü. Atomlar bu şekilde "sınırlarını" kaybedecekler ve belki de küçük, yoğun bir pakete sıkıştırılacaklar. Böylece Pauli dışarlama ilkesine göre elektronların birbirini geri tepmesiyle oluşan, Fermi- Dirac dejenerelik basıncının etkisiyle cücenin çökmesi duracak. Beyaz cücelerini anlaşılması 1930' da henüz 19 yaşındaki bir gencin Subrahman Chandraekhar ' ın çalışmalarıyla ilerledi. Chandrasekhar, İngiliz fizikçi R.H.Fowler’ in kuantum istatistiği, Eddington' un yıldızlar üzerine kitaplarını okumuş, beyaz cücelerden büyülenmişti. Fowler ile çalışmak üzere Cambridge Üniversitesi' ne gidiyordu. Eddington da oradaydı. Yolda giderken zaman geçirmek için kendi kendine sordu: Bir cüce kendi kütle çekiminin etkisiyle çökmeden önce ne kadar ağır olabilirdi; bu ağırlığın bir üst sınır var mıydı. Yanıtı bir devrim başlattı.


Bir beyaz cüce, elektriksel olarak yüksüzdür. Öyleyse herbir elemktronu için ondan yaklaşık iki bin kat ağır bir de proton bulunması gerekir. Sonuç olarak, protonlar kütle çekim basıncının yükünü karşılamalıdır. Eğer beyaz cüce çökmüyorsa, elektronların dejenerelik basıncı ile protonların kütle çekimi dengelenmelidir. Bu denge, proton sayısını ve bu nedenle de cücenin kütlesini sınırlar. Bu maksimum kütle değeri Chandrasekhar limiti olarak bilinir ve Güneş' in kütlesinin 1.4 katına eşittir. Bundan daha büyük kütleli bir cüce, durağan olamaz. Chandrasekhar' ın buluşu Eddington' u tedirgin etti. Yıldızın kütlesi, Güneş kütlesinin 1.4 katından büyük olursa ne olur? Yanıttan hoşnut kalmadı. Yıldızın yoğunlaşarak cüceye dönüşmesini önleyen bir mekanizma yoksa ya da Chandrasekhar' ın sonucu doğruysa, büyük kütleli yıldızlar kütle çekimi olarak bir bilinmeyene düşüp siliniyorlar. Eddington bunu dayanılmaz buldu ve Chandrasekhar' ın kuantum istatistiğini kullanışını eleştirmeye ve değiştirmeye karar verdi. Bu eleştiri Chandrasekhar' ı yıktı. Ancak onun imdadına Danimarkalı fizikçi Niels Bohr yetişti. Bohr, Eddington' un yanlış olduğunu söyledi ve dikkate almamasını istedi.


Einstein, kendi denklemlerinin çözümlerini bulmak için çok da çaba harcamamıştı. Maddenin etrafındaki kütle çekimini ele alan bölüm tamamlanmıştı. Çünkü kütle çekimi bir parçacığın bir eğri boyunca bir noktadan başka bir noktaya gitmesini sağlayarak zaman ve uzay geometrisini değiştirmekteydi. Einstein için daha önemli olan şey, kütle çekiminin kaynağı olan maddenin sadece kütle çekim denklemleriyle açıklanamamasıydı. Einstein bulduğu denklemlerin tamamlanmamış olduğunu düşünüyordu. Yine de yıldızlardan gelen ışığın bükülmesi gibi etkileri yaklaşık hesaplayabiliyordu. 1916' da Alman gökbilimci Karl Schwarzschild’ in bir yıldızın yörüngesindeki bir gezgen gibi gerçek bir duruma uyarlanabilen kesin bir çözüm bulması Einstein' i etkilemişti. İşlemler sırasında Schwarzschild rahatsız edici bir şey fark etmişti. Yıldızın merkezinden belli bir mesafede matematik anlamsızlaşıyordu. Şimdi Schwarzschild yarıçapı denen bu uzaklıkta zaman siliniyor ve uzay sonsuz oluyordu. Yani denklem matematikçilerin deyişiyle tekil oluyordu. Bu yarıçap, çoğunlukla cismin yarıçapından küçüktür. Örneğin Güneş için bu yarıçap 3 km. Bunun yanında 1 gramlık bir bilye içinse 10-28 cm. Schwarzschild, yılmadı. Bir yıldızın basitleştirilmiş bir modelini yaptı ve kritik yarıçapa kadar çökmesi için sonsuz bir basınç gradyanı gerektiğini gösterdi. Böylece, bulduğu tekilliğin pratik bir sonucunun olmadığını söyledi. Ancak bu tartışma herkesi yatıştırmadı. Einstein çok rahatsız oldu. Çünkü yıldız modeli görecelik kuramının belli teknik gereksinimlerini karşılamıyordu. Ta ki 1939 yılına dek konu küllenmiş olarak kaldı.


Einstein' in 1939'da yayınladığı makale şöyle diyordu: " Bu makalenin temel sonucu, Schwarzschild tekilliğinin neden fiziksel gerçeklikte yerinin olmadığının anlaşılması olmuştur."
Başka bir deyişle karadelikler varolamaz.


Einstein, küresel yıldız kümesine benzer, birbirinin çekimi etkisinde dairesel yörüngelerde hareket eden küçük parçacıklar toplamına dikkatini verdi. Sonra böyle bir şekillenmede yıldızın kritik yarıçapla kendi çekimi altında durağan bir yıldıza çöküp çökmeyeceğini sordu. Sonuç olarak bunun olamayacağına karar verdi; çünkü yıldızlar böyle bir büyük çaplı şekillenmelerini durağan tutmak için ışık hızından daha hızlı hareket etmek zorunda kalacaklardı. Aslında Einstein' in açıklaması doğru olsa bile konuyla ilgili değildir Çünkü kritik yarıçapa çöken bir yıldızın durağan olup olmaması fark etmez. Yıldız nasıl olsa yarıçaptan daha küçük mesafelere çökmekte. Einstein bu araştırmalarını yaparken Kaliforniya' da tamamıyla farklı bir girişim ilerlemekteydi.


Oppenheimer ve öğrencileri kara deliklerin çağdaş kuramını yaratmaktaydılar. Kara delik araştırmalarıyla ilgili garip olan şey, tümüyle yanlış olduğu anlaşılan bir fikirden esinlenmesiydi. 1932' de İngiliz fizikçi James Chadwick, atom çekirdeğinin elektrikçe yüksüz bileşeni olan nötronu buldu. Ardından nötronların beyaz cücelere alternatif olabileceği spekülasyonları başladı. Özellikle Kaliforniya teknoloji Enstitüsü'nden Fritz Zwicky ve parlak Sovyet teorik fizikçisi Lev Landau başta olmak üzere. tartışmalarına göre, yıldızın kütle çekimi basıncı yeterli derecede artınca, nötron oluşturmak üzere bir elektronla bir proton reaksiyona girebiliyor. Zwicky haklı olarak bu işlemin süpernova patlamalarında gerçekleştiğini tahmin etti; sonuç olarak nötron yıldızları bugün pulsar olarak tanımlanıyor. O sıralarda, olağan yıldızlarda enerji üretmek için bugün bilinen mekanizma bilinmiyordu. Bir çözüm, nötron yıldızını olağan bir yıldızın ortasına yerleştirmekti. Günümüzde pek çok astrofizikçi, kara deliklerin kuasarları güçlendirdiğini benzer olarak tahmin ediyorlar. Bu durumda akla şu soru geliyor: Chandrasekhar kütle limitinin bu yıldızlar için karşılığı nedir? Bu yanıtı belirlemek beyaz cüceler için bir limit bulmaktan daha zor. Bunun nedeni ise nötronların hala tamamıyla anlayamadığımız nitelikte bir kuvvet aracılığıyla etkileşmeleri. Kütle çekimi bu kuvvetin üstesinden gelebiliyor ancak kesin bir kütle limiti ayrıntılara duyarlı. Oppenheimer, öğrencileri Robert Serber ve Geogre M. Volkoff' la birlikte bu konuda iki makale yayımladı ve nötron yıldızları için bulunan kütle limitinin Chandrasekhar' ın beyaz cüceler için olan limitiyle karşılaştırılabilir olabileceği sonucuna vardı. Bu makalelerden ilki 1938' de, ikincisi 1939' da yayımlandı.

Oppenheimer tam olarak, Eddington' unun beyaz cüceler hakkında düşündüğü şeyi sorgulamaktaydı: Eğer kütle limitini aşan kütleye sahip bir yıldız çökerse ne olur? Oppenheimer ve öğrencileri, 5000 km uzakta oldukları için Einstein' in 1939' ka karadelikleri reddeden çalışmasından haberdar değillerdi. Ancak Oppenheimer, kritik yarıçaptaki durağan bir yıldızla uğraşmak istemedi. Eğer yıldızın yarıçapı kritik yarıçapın altına düşerse ne olacağını görmek istedi. Snyder' e bu problem üstünde daha ayrıntılı çalışmasını önerdi. Snyder' e belirli varsayımlar yapmasını, dejenerelik basıncı veya yıldızın dönmesi gibi teknik ayrıntıları gözardı etmesini söyledi. Snyder, çöken bir yıldıza ne olacağının olaya bakan bir gözlemcinin konumuna bağlı olduğunu buldu.


Şimdi bir yıldızdan yeterince uzakta duran bir gözlemciden başlayalım. Başka bir gözlemcinin de yıldızın yüzeyi üstünde durduğunu varsayalım. Bu gözlemci, yıldızla birlikte hareket ederken diğer sabit gözlemciye ışık sinyali göndersin.
Sabit gözlemci, hareket halindeki diğer gözlemciden gelen sinyalin elektromanyetik spektrumun kızıl ucuna doğru kaydığını gözlemleyecektir. Eğer sinyallerin frekansı bir saat gibi düşünülecek olursa, sabit gözlemci hareket halindeki gözlemcinin saatinin yavaşladığı kanısına varacaktır.
Gerçekten kritik yarıçapta saat yavaşlayarak duracak; sabit bir gözlemci yıldızın kritik yarıçapa çökme sürecinin sonsuz zaman alacağını düşünecekti. Bundan sonra ne olacağını söyleyemeyiz, çünkü, sabit gözlemciye göre "sonrası" yoktur. Sabit gözlemciye göre yıldız kritik yarıçapta donup kalacaktır. Fizikçi John A. Wheeler , 1967 Aralığında verdiği derste karadelik ismini kullanana dek, bu nesnelere donmuş yıldızlar deniyordu. Schwarzschild geometrisindeki tekilliğin gerçek önemi bu donup kalmadır. Oppenheimer ve Snyder' in makalelerinde gözlemledikleri gibi, bu çöken yıldız " kendini " uzaktaki gözlemcilerle herhangi bir iletişime kapatıp, kütle çekim alanıyla başbaşa kalır. Diğer bir deyişle karadelik oluşmuştur. İyi de çöken yıldız üzerindeki gözlemciye ne olacak? Oppenheimer ve Snyder ’a göre göre bu gözlemci, olayı tamamen değişik biçimde algılayacaktır. Yıl 1939' du; Dünya ateşler içindeydi; dünya parçalanmak üzereydi. Oppenheimer de savaşa girdi; insanı yapabileceği en yıkıcı silahı yaptı. Einstein de çalışmadı. Barış geldiğinde 1947' de Oppenheimer, Princeton' da İleri Araştırmalar Enstitüsü' nün direktörü oldu. Einstein de aynı enstitüde profesördü. Onların kara delikler hakkında konuşup konuşmadığı hakkında kayıt yok. Yıldızların gizemli kaderini öğrenmek isteği 1960' ları bekledi. Genel Görelilik, zamanda geri yolculuk için bilimcilerin önünde parlamaya başladı.

#57 lena

lena

    Kıdemli Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.480 İleti

Gönderi Tarihi: 19 Aralık 2007 - 18:55

Evrende karadelik dehşeti.

http://www.milliyet....p?galeriid=2379

#58 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 21 Aralık 2007 - 09:50

Gönderilen Fotoğraf

Açıklama : 1970'ler bazen gökbilimciler tarafından görmezden gelinir. Ayrıntı vermek gerekirse; Avcı içerisinde yer alan bu güzel yansıma bulutsuları grubu (NGC 1973, 1975 ve 1977), genellikle yakınlarda yer alan ve daha çok Avcı Bulutsusu olarak tanınan yıldız doğumevinden gelen önemli miktardaki ışıma karşısında gözden kaçar. Avcı'nın kılıcı boyunca, parlak Avcı Bulutsu'nun hemen kuzeyinde yer alan bu yansıma bulutsuları da yaklaşık 1500 ışıkyılı uzaklıkta bulunan dev Avcı Molekül Bulutu ile bağlantılıdır; ancak sıcak ve genç yıldızlardan gelen ışığı yansıtan yıldızlararası tozun kendine özgü mavi rengi bunlarda daha baskındır. Yeni Güney Galler / Avustralya'dan çekilen bu net ve renkli teleskop görüntüsünde kuzey yönü aşağıdadır; bu nedenle de daha tanıdık olan Avcı Bulutsusu görüntünün üst kenarında yer almaktadır. Görüntü merkezinin hemen üzerindeki alanda uzanan NGC 1977, örtücü tozdan meydana gelen koyu renkli bölgelerle, NGC 1973 (solda, altta) ve NGC 1975'ten (sağda, altta) ayrılmaktadır. Pek çok kuzey yarımküre gözlemcisi, bu tozlu uzay bulutu içerisinde koşan bir adam şekli gördüklerini iddia etmekteler; ancak tabii ki onlar manzaraya tersten bakıyorlar.

#59 kanarya4545

kanarya4545

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 1 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Aralık 2007 - 17:46

Yazılarının hepsini okudum Marcus... Astronomi konuları her zaman ilgimi çekmiştir. Karadelikler ise benim için olağanüstü cisimlerdir. Bir yıldızın ölümüdür karadelikler. Işık dahi çekim alanından kaçamaz... Yazıların için teşekkür ederim. Benim gibi uzay tutkunu biri için oldukça doyurucuydu. Emeğine sağlık.

#60 LluVia

LluVia

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 405 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Aralık 2007 - 21:15

Siz yeterkin isteyin sayın angelcara :)


Tesekkur ederim :)
Fakat biraz kafam karisti demezsem yalan olur :D

Bu kara delikler neymis ya boyle... off... anlayamadim :P

Anladigim su, cok yogun kutlelerinin oldugu, yogun kutleleri oldugu... Sanirim bu yuzden de cekim gucleri fazla...
Devami yok, bu kadar!! :)

...WHeN tHe SuN ShiNEs, We'LL SHinE ToGeTheR...


#61 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 22 Aralık 2007 - 23:10

Yazılarının hepsini okudum Marcus... Astronomi konuları her zaman ilgimi çekmiştir. Karadelikler ise benim için olağanüstü cisimlerdir. Bir yıldızın ölümüdür karadelikler. Işık dahi çekim alanından kaçamaz... Yazıların için teşekkür ederim. Benim gibi uzay tutkunu biri için oldukça doyurucuydu. Emeğine sağlık.


Bu mutluluk bana yeter kanarya...
Ülkenin kısır ve faydasız tartışmalaırından sıyrılıp..
Kendini ve içinde yer aldığımız bu sonsuz oluşumu..
sorgulayan sen senin gibilerin varlığını görmek..
beni ifadesi zor bir mutluluğa itiyor....

sizleri daha çok görmek istiyorum...

Saygılarımla

#62 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 22 Aralık 2007 - 23:28

Gönderilen Fotoğraf

Açıklama : Gündönümü, bugün evrensel zamanla 0608 (0608 UT)'de meydana geliyor ve Güneş, Dünya gezegeninin gökyüzünde en güneydeki dik açıklığına ulaşıyor. Doğal olarak, Aralık gündönümü kuzey yarımkürede kışın başlangıcını, güneyde ise yazın başlangıcını işaret ediyor. Kuzey enlemlerinden bakıldığında, Güneş güney ufku boyunca gökyüzündeki en alçak yayını çizecektir. Bu nedenle de kuzeyde, gündönümü gün doğumu ile gün batımı arasındaki en kısa zamana sahip olup, yılın en kısa günüdür. Yukarıdaki çarpıcı birleşik görüntü, Santa Severa sahilinden Fuimicino / İtalya yönüne doğru Tiran Denizi'ne bakıp, 2005 yılındaki gündönümünde güzel mavi bir gökyüzünde Güneş'in izlediği yolu takip ediyor. Manzara, gün doğumundan gün batımına kadar çekilen çok iyi planlanmış 43 bağımsız karede, yaklaşık 115 derecelik bir alanı kapsıyor..

Muhteşem bir görüntü :wub:

#63 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 13 Ocak 2008 - 19:41

Gönderilen Fotoğraf

Açıklama : Kuzey Şili Andları'ndaki Cerro Chajnantor yakınlarında deniz seviyesinden 5000 metre yüksekliğe tırmanırsanız, gece göğünüz yukarıdaki uzay manzarasını da kapsayabilir. Böyle yüksek ve nemsiz bir yerden çekilen bu muhteşem balık gözü görüntü, Samanyolu Gökadamızın sayısız yıldızlarını ve yaygın toz bulutlarını gözler önüne sermektedir. Gökadanın merkezine doğru giden yön başucu noktası yakınında, yani resmin merkezindedir; ancak gökada merkezinin kendisi, örtücü tozların arkasında epey uzak bir noktada olup, gözlerden gizlidir. Parlak Jüpiter Samanyolu'nun ortasındaki şişkinliğin hemen üzerinde manzaraya hakimken, dikkate değer ölçüde daha soluk olan sarımsı dev yıldız Akrep Yüreği (Antares) onun sağında yer almaktadır. Resmin sağ kenarına yakın duran küçük ve soluk şey ise Samanyolu'nu pek çok uydu gökadasından biri olan Küçük Macellan Bulutu'dur.

5,000 km den samanyolunu görmek işte budur :)

#64 Misafir_demirefe_*

Misafir_demirefe_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 14 Ocak 2008 - 08:32

2007 nin son günlerinde yörünge teleskopu Hubble'ın çektiği 32 milyon ışık yılı uzakta bulunan ve içerdiği 100 milyar yıldızla Samanyolu galaksimizin bir benzeri olan NGC 628 galaksisinin sanırım bu güne kadarki bir galaksinin en iyi yakınlaştırılabilmiş akıl almaz muhteşem görüntüsü, yılbaşı çelengi gibi bilim dergilerini süsledi. (Çok daha yakınımızda, bizimkinden üç misli büyük muhteşem dev Andromeda galaksisi var ama onun yüzü bize dönük değil. Ekseni neredeyse bize paralel olduğu için bu kadar muhteşem görülmüyor. O bile ilk fotoğrafı çekildiğinde gökbilim tutkunlarını sersemletmişti. İnanılmaz mavi-kırmızı sarmal bir taç gibi boşlukta asılıydı. Hubble'dan önceki ayrıntıdan yoksun resimler bu ihtişamı yansıtamıyor. Hubble atmosferin perde etkisinden kurtulduğu için çok mükemmel resim veriyor. Önümüzdeki yıllarda çok daha gelişmiş teleskoplar güneş yörüngesine bir gezegen gibi yerleştirilecek. Hubble dünya yörüngesinde.

Bu fotoğrafı nette bulamadım. Önceden çekilmiş daha ayrıntısı az resimler var. Fakat Bilim ve Teknik dergisinin de tam sayfa yayınladığı resim muhteşem. Böyle resimlerin niye posterini yapmazlar bilmiyorum. Bulursam baş köşeye asacağım.

Daha önce Andromeda görüntüsü favorimdi. Fakat NGC 628 çok müthiş. Galiba ülkemizde bu kültür eksik (hatta yok) ne yazık ki. Bir bilgisayar oyunu olan Tactical Ops'da bile Terror Mansion diye bir map var, orada eve girdiğinizde bilardo salonunda duvarlarda uzay resimleri görüyorsunuz ki tabii biri Adromeda'nın o muhteşem sarmalı.

Bir seferinde odamın duvarlarını uzay resimleriyle tamamen kaplamıştım. Bir allahın kulu da güzel olmuş, ilginç olmuş demedi. Yanlış bir yerde yaşadığımı bazen düşünmüyor değilim...

#65 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 17 Ocak 2008 - 21:13

NGC 628 :wub:

Gönderilen Fotoğraf

#66 Misafir_demirefe_*

Misafir_demirefe_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 19 Ocak 2008 - 01:03

NGC 628 in eski resimleri, Hubble'ın son çektiği resminin yanında çelengin yanındaki papatya gibi kalıyorlar...

Karadeliklerle ilgili bir kaç şey söylemek isterim. Karadeliklerin varlığının tartışılması eski bir konu. Bugünkü bilgilerimizle karadelikler tıpkı yıldız ve galaksiler gibi numaralandırılıp, isimlendirilip kataloglanıyor. Var yok tartışması artık sözkonusu değil.

Tartışma karadelik tarafından yutulan maddenin ne olduğu konusunda düğümleniyor. Yutulmaya başlayan maddenin bir kısmı X ışını biçiminde yayınlanıyor ve bu çok güçlü ışınım maddenin enerjiye döndüğünün bir kanıtı. Işınım da yutulduktan sonra "olay ufku" içerisinde ne olduğunun bilinemezliği işi muamma haline getiriyor.

Benim kişisel kanım, karadeliğe giren örneğin bir uzay aracının başka bir zaman ve mekanda da olsa asla yeniden bir uzay aracı olarak çıkamayacağı yönünde. Çünkü daha yutulmaya başlarken ışıyorsa, bir kısım kütlesi enerjiye dönüşüyor demektir. Ayrıca karadeliklerin kütlesi beslendikçe arttığına göre, yuttukları enkazı yoğun madde biçiminde depoluyorlar. Bir nötron yıldızının kütlesini oluşturan nötronlardan da tekrar atomlar yapılamaz, yapılsa da eski bağlantılarına dönüp moleküller oluşturamazlar. Karadelikten de aynı şekilde geri çıkmak imkansızdır diye düşünüyorum. Aksini kanıtlamak için yeni bulgular gerekli...

Küçük süreçleri anlamak, büyük süreçler hakkında ipuçları verir. Evren entropiye yenik düşecek ve termodinamik dengeye ulaşacak sonlu bir varlıktır. Hiç bir şey kendini tekrarlamaz. Zaman oku geriye döndürülemez. Şimdilik bildiklerimiz bu yönde...

Tüm bu karmaşanın kökeninde belki basit bir kuantum dalgalanma var... Kökenimizi asla bilemeyeceğiz... Bir daha asla dinozorlar olmayacak... Bir daha asla insan da olmayacak... Hiç bir süreç tekrarlanmayacak... Hep başka şeyler oluşacak... Kimse aynı nehirde iki kez yıkanamıyor çünkü...

#67 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 20 Ocak 2008 - 12:13

Sevgili demir efe bende senin gibi düşünüyorum ama...
Kara delikler hala bilimin cevabını net olarak veremediği
bir olgu olarak karşımızda duruyor.Hawking nesnelerin
yeniden dışarı çıkmasından bahsediyor.Üstelik hawking bunu
çok aydınlatıcı bir şekilde bilim dünyasına anlatıyor.
Şimdilik hawking den daha iyi teori sunan olmadı..
Öyleyse yenisi ispatlanana kadar bu gerçeği kabullenmek
zoryndayız.Ben kabullenemiyorum veya sen kabullenemiyorsun,
o ayrı konu.

#68 Misafir_demirefe_*

Misafir_demirefe_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 20 Ocak 2008 - 17:31

Şimdilik hawking den daha iyi teori sunan olmadı..
Öyleyse yenisi ispatlanana kadar bu gerçeği kabullenmek
zoryndayız.


Marcus, Hawking'in yaptığı tam olarak bilim değil. Bilimkurgu da değil, ben buna popüler bilim diyebilirim. Bu kötüleme değil, keşke bilimciler hep böyle popüler bilim çalışmaları yapıp bilimi yaygınlaştırsalar.

Hawking tabii ki bilimi popüleştirmek için ilgi çekici konulardan bahsediyor, zaman yolculuğundan, kurt deliklerinden, galaksilerarası yolculuktan... Bütün bunlara teori demek biraz zor. Teori olması için bazı somut kanıtları olması gerek. Tamam, teoriler kesin kanıtlanmış olgular değildirler, yenisi ortaya konuncaya kadar eldeki en iyi açıklamadırlar, ama Hawking'in önesürümleri pek böyle değil. Şöyle söyleyeyim:

Yıldız ve gezegen sistemleri oluşumu ile ilgili teoriler vardır. Elimizde bir yıldız ve onun gezegen sistemi var. Bunun oluşumuna bir açıklama getirmek zorundayız. Karadeliklerin oluşumuna da öyle. Bunlar teoridir. Ama karadelikten maddenin geri çıkması, çıkınca farklı bir zaman boyutuna geçmesi, kurt deliğinden evrenin bambaşka bir yerine çıkması... Bunlar olmuş, gözlenmiş olgular değildir ki nasıl meydana geldikleri hakkında teori üretelim. Sanırım anlatabilmişimdir.

Relativite de gözlenebilmiş değildir ama teoridir. Ancak relativiteyi sınamak için sayısız deney yapıldı ve Einstein'in bu büyük buluşu hepsinde sınavı geçti. Yani relativite tamamen düşünsel bir teori değildir.

Fakat bu tür düşünce deneylerinin ve düşünsel teorilerin bilimde mutlaka yeri vardır, bilim dışı kesinlikle sayamayız. Bunları nesnel bilim ile bilimkurgu arasında bir köprü olarak görmeliyiz. Bilimkurgu olarak neleri hayal edebileceğimiz hakkında yol gösterirler. Özellikle kuantum alanında bir çok düşünce deneyi ortaya atılmış ve tartışılmıştır. En ünlüleri Maxwell'in cini, Şrödinger'in kedisi ve Einstein'in ışık hızına yakın hızda yolculuk eden astronot düşünce deneyleri... Paralel evrenler, gazoz kabarcığı evrenler, sicim teorisi ve G kuramı, çok boyutluluk (ben bunların bir kısmını tam anlayamıyorum, özellikle kuantumsal olanlarını) kısmen matematiksel denklemlere, kısmen düşünceye dayalı kuramlar...

#69 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 20 Ocak 2008 - 17:44

Yazdıklarına 2.defa katılıyorum Demirefe...
Ancak hawking bu teoriyi bize ispat edemedi demek
zaten bilimin yasalarına aykırı bir söylev olur..
Ki bi,z buna olur diyemeyiz...

Ama işin ilginç tarafı,Einstein' la özdeşleşen
bu kavramaın aslında einstein la bir ilgiisi olmaması.
Ve bütün bir hayatı boyunca hiçbir şekilde dillendirmemiş olmasıdır.

#70 bursercan

bursercan

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.745 İleti

Gönderi Tarihi: 02 Şubat 2008 - 11:45

cok guzel marcus bende uzaya asık ınsanlardanım.hem severım hemde ılgımı ceker.elımden geldıgıncede takıp edrım olayları.bende resım eklemek ısterdımde maalesef nasıl yapıldıgını bılmıyorum.sız tavsıye edecegım bır kıtap var kardes bu tam senlık bır kıtap belkıde okumusssundur.yazarı ALI ANT---kıtabın adı ----evrende yolculuk.2005 yapımı bır kıtaptır ama cok guzel anlatıyor. hemde ıstedıgın kadar resımlerde var. cok bılgılenecegını umarak soyledım. bu arada yazarla gecen hafta konustum zaten yenı kıtabıda baskıdaymıs cıkacakmıs yakında.beklıyorum sabırsızlıkla.

#71 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 11:11

Teşekkürler kardeş..Dediği kitabı okuyacağım....
İlgin için bir kez daha teşekkür...

Saygılarımla

#72 bursercan

bursercan

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.745 İleti

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 11:25

bu arada marcus soylemeyı unuttum.kıtap 4 serı halınde.1.kıtap--kozmık plan
2.kıtap--kuarklar ulkesı
3.kıtap--yasayan dunyalar
4.kıtap--yıldızlar ımparatorlugu.
bunları ayrı ayrıda alabılırsın.
bu arada rıca edrım kardes gorevımız. ;)

#73 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 12:01

bu arada marcus soylemeyı unuttum.kıtap 4 serı halınde.1.kıtap--kozmık plan
2.kıtap--kuarklar ulkesı
3.kıtap--yasayan dunyalar
4.kıtap--yıldızlar ımparatorlugu.
bunları ayrı ayrıda alabılırsın.
bu arada rıca edrım kardes gorevımız. ;)


seni görmek ne güzel :clover:

#74 bursercan

bursercan

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.745 İleti

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 12:07

tesekkur edrım sızıde burda gormek guzel valla. :) ;) o gun bır kac kıtap almıstım onları bı okuyayım guzelse sızede tavsıye edecegım.(bılım kıtapları tabı)

#75 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 12:10

Beklerim güzel kardeş..



Cevap ekle