İçeriğe atla


Fotoğraf

Sinemayı sinema yapanlar


Bu başlığa hiç cevap verilmemiş

#1 Senyour

Senyour

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.265 İleti

Gönderi Tarihi: 07 Ağustos 2007 - 14:54

Güneyli Michelangelo Antonioni ile kuzeyli Ingmar Bergman. Sinema sanatının ufuk çizgisi olmuş iki adam

Gönderilen Fotoğraf


İkisi de geçtiğimiz yüzyılın sakiniydi. Bu lanetli yüzyıla girdiğimizde çoktan unutulmuşlardı. Hayatları boyunca didiklemiş oldukları kaderin bir cilvesi sonucu birlikte çekip gittiklerinde büyük batı gazetelerinin dosyalarında ölüm yazıları çoktandır bekliyordu. Sanki biraz geç kalmışlardı.
Michelangelo Antonioni ile Ingmar Bergman.
Sinema sanatının ufuk çizgisi olmuş iki adam.
Ölümlerinin üstüste binmesi üstüne nedense çok düşünüyorum. Filmlerinin birindeki kriptik bir imgeyi çözmek istermiş gibi. Bunun da bir anlamı olduğuna, olması gerektiğine; en azından hayatın sentaksında yerli yerinde kullanılmış bir noktalama işareti olduğuna neredeyse eminim.
Bergman'ın, unutulmasını tercih ettiğini söylediği ilk filmlerinde bile bambaşka bir uğultu hissedilir. Daha sonra Susuzluk ile başlayan serüveni, has bir edebiyatçı gibi aynı temaların etrafında döne döne derinleşir.
Bergman, kuzeyin puslu ışığı altında benzeri görülmemiş bir gerilim duygusu ile bakar kahramanlarına. Kameranın zamanını değiştirenlerin başında gelir Bergman. Seyirciyi tekinsiz bir arafta asılı tuttuğu uzun devinimsiz sahnelerle sinemada öykü anlatımı ve drama kurgulamanın bütün imlâsını değiştirir. Dramatik öyküye hiçbir şey katmayacağı düşünülen sahnelerle hem korkunç bir ıssızlık hissi, hem tuhaf bir öykücülük dili oluşturur.
Ortaçağ alegorilerinden komediye kadar geniş bir yelpazede sınaya sınaya ustalığını inşa eder.
Thomas Mann'a hayrandır. Kimsenin altından kalkamayacağı, filmlerine bir bulmaca gibi yerleştirilmiş simgelerle arıtılmış, süzülmüş bir entelekte yaslanır.
Acıyı, ille de, fiziksel olanı ruhsal olanla, ruhsal olanı fiziksel olanla tartarak acıyı; dilsizliği, şiddetli bir kendinden geçme-kendini bırakma halini, apansız aydınlanmaları, varoluşsal yüz yüzelikleri anlatır.
Hemen her sinemaseverin ve ille de her edebiyatseverin bir Bergman filmiyle kendi ruhunu, kendi uzayını sınamışlığı vardır.
Kendi deyimiyle 'ruhlarımızın karanlık odalarına' en kolay nüfuz edebilen iki dili; müzik ile sinemayı popüler olanın çok uzağında bir noktaya konumlamıştır. Filmlerinin de birer müzik parçası gibi okunabileceğine inanır.
İnsanın insana imkânsızlığı bir nakarat gibi çeşitli öğelerle tekrar edilir, filmlerinde.
Çığlıklar ve Fısıltılar, Yüz Yüze, Sessizlik, Aynadaki Gibi, Persona ve daha birçok filmi, has edebiyat yapıtları gibi okur-seyircinin derin çekmecelerinde her zaman yer bulacak. Onun sineması, sinemanın ne kadar kudretli, ne kadar çok katmanlı bir dil olabileceğini göstermiştir.
Antonioni, Bergman'ın güneyli kardeşidir. O da Bergman gibi, zamanın imlâsını değiştirerek insanın bir yabancı olarak portresini çizer. 1959'da çektiği L'avventura'yı seyretmiş olan hiç kimse bu serüvenini unutamamıştır. Kızıl Çöl'deki Monica Vitti'nin uçucu, aynı zamanda neredeyse kunt varlığının cazibesini de.
Antonioni de edebiyat tutkunudur. Çekemediği film projelerini toplamış olduğu binlerce sayfalık kitabı karıştırırken insan onun akrabası olan yazarların öyküleriyle karşılaşmakla kalmaz, diyelim T.S. Elliot'un bir tek dizesinin bile bir film projesi olarak aklını kurcalamış olduğunu görür. ("O üçüncü kim, hep yanında yürüyen")
Hollywood hakkında, "Hollywood, hiçbir yerde olup hiç kimseyle, hiçbir şey hakkında konuşmak gibi" diyecek kadar umursamazdır, popüler olana. Onun için de sinema edebiyat kadar derinlikli, tenezzülsüz ve şahsi dille damgalı olmalıdır.
Şimdi ikisi de gitti. Tarantino'ya yaratıcı büyük usta denilen bu çağda pek yerleri de yoktu doğrusu. Kimselerin "durup ince şeyleri düşünmeye" vaktinin olmadığı bu dar zamanlarda insanı derinlere, daha derinlere çağıran kişisel metafizikleriyle iyice marjinal kalmışlardı.
Çağdaş insan, bu iki dev sanatçıya çok şey borçlu.

"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi




Cevap ekle