Zıplanacak içerik
  • başlık
    17
  • yorum
    30
  • görüntü
    71.897

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine

 

Bir kişinin bulunduğumuz mekanın dışındaki bir yerde bir “küp” olduğunu iddia ettiğini ve bize küpün içinde ne var? diye bir soru yönelttiğini varsayalım.

 

Bu iddiayı oluşturan akıl yürütmenin hangi sağlam temellere dayandığını, sorulan sorunun akılcı bir mantığa uygun olup olmadığını -akılcı düşünce yöntemlerini uygulayıp- sorguladığımızda, bu soruyu “Akla ve gerçeğe aykırı” bir soru olarak kabul ederiz.

 

Çünkü “küp” büyük ya da küçük olabilir. Küp içi dolu katı bir nesne ya da içerisinde gaz parçacıkları dışında hiç bir şey olmayan bir boşluk olabilir. Ya da tanıdık veya bilinmeyen milyarlarca farklı cisim içeriyor olabilir. Bu soruya kesin ve gerçeği belirleyen bir yanıt veremezsiniz.

 

Ancak size küpün içinde ne yok? diye sorulsaydı birçok yanıt verebilirsiniz.

 

Örneğin küp kesinlikle “Amazon nehrini, Mars gezegenini ya da “uykudan yapılmış bir yatak” gibi mantıksal olarak imkansız olan nesneleri içeriyor olamaz. Hatta bu ikinci soruya verilebilecek sayısız geçerli yanıt vardır. Buda bu küpün içeriğine dair ilginç bir asimetriyi ortaya çıkarıyor. Küpün içinde olabilecek ya da olmayacak sayısız olasılığa rağmen, kanıt olmadan küpün içinde gerçekten ne olduğuna ya da ne olmadığına dair kesin ve geçerli bir yanıt verebilmemiz imkansız.

 

Birisi küpün içerisinde tahta bir kaşık olduğunu iddia ederse haklı olma olasılığı vardır. Ancak kanıt olmadığı ve bu iddiaya dair geçerli bir dayanak gösterilmediği sürece bu iddiayı doğru kabul etmek için hiçbir sebep yoktur.

 

***

  • Beğen 1


5 Yorum


Önerilen Yorumlar

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine -2-

 

***

Peki, söz konusu olan bizim evrenimizin dışında ve tıpkı küp gibi ulaşılmaz olan bir yer olsa idi, şartlar değişik mi olacaktı?

 

Bu evren dışı yerde ne olduğunu kesin olarak söyleyebilecek miydik?

 

(Örneğin; Bu evren dışı yerde ilahi bir varlığın var olduğunu söyleyebilecek miydik?)

 

Hayır, çünkü aynı asimetri burada da mevcut. Çünkü sayısız şeyler bizim evrenimizden bağımsız olarak var olabilir. Aynı şekilde “mantıksal olarak imkansız olan” sayısız şeylerde var olmaz. Mantıken imkansız oldukları için sayısız şeyi sıralayabilsek de, Gerçekte var olan şeyleri sıralayamayız.

 

Evrenin dışındaki ulaşılamaz alemde belli bir ilahi varlığın var olduğunu iddia etmek ya imkansız olanın var olduğunu ya da bilinemeyecek bir şeyin var olduğunu iddia etmektir. Mantık imkansız şeyleri çürütebilir, ancak imkan dahilindeki şeylerin varlığını kanıt olmadan tek başına ispatlayamaz. Eğer herhangi bir noktada ölçülebilir, teyit edilebilir ve somut bir kanıt gösteremezseniz, dünyadaki tüm argümanlar bile iddianızın gerçekliğini ispatlayamaz. Bu yüzden karşımızdaki kişi mantık yoluyla kişisel bir yaratıcıyı gerektirecek bir argümanı olduğunu söylüyorsa bu iddianın geçersiz olduğunu biliriz. Zira karşımızdaki kişi bu türden bir “varlık” iddiasını kanıtlamak için ne gerektiğini anlamamıştır. Bu noktadan sonra iş hatanın nerede olduğunu bulmaktadır.

 

Örneğin bazı teologlar, Evrenimizin bir ilk sebebi olduğunu, bu ilk sebebin bizim uzayımız ve zamanımızı yarattığı için bizim uzay ve zamanımızın dışında var olması gerektiğini söyler.

 

Ancak bir şeyin bizim zamanımız ve uzayımızın dışında olması tüm uzay ve zamanın dışında olmasını gerektirmez. Ancak, bu fani olmayan, uzaysal olmayan ilk sebebinin değişmez ve fiziksel vücudu olmayan bir zihin olduğu iddiası daha ciddi bir şekilde hatalıdır. Çünkü değişmez bir zihin, tanım itibariyle işlemeyen bir zihindir. Zihinlerin ve bilerek, isteyerek yaratmanın değişime ihtiyacı vardır. Tanrı inancının değişmeyen yaratıcısı kendiyle çelişmekte ve mantıksal olarak imkânsız kategorisine girmektedir.

 

Bir yaratıcın var olduğu varsayımı, bu düşünceye akılcı bir sorgulama yapmadan sempatiyle bakan ya da dinsel inançları benimsemiş kişilere ne kadar uygun görünse de, böylesine karakteristik özellikleri var olan çok özel tanrıların varlığına dair tüm popüler argümanlar, yanlış ön kabuller ve/veya sonuçlar ve ispatlanamayan varsayımlara dayanmaktadır. Milyarlarca geçersiz argümanı topladığımızda tek bir geçerli kanıt oluşturmazlar.

 

***

  • Beğen 1

Bu yorumu paylaş


Yoruma sekme

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine -3-

 

***

İnançlarının kişisel olduğunu kavramış birçok insan bu boş argümanlarla uğraşmaz. Çünkü gerçeği anlamaya yönelik akılcı çıkarımlarla tanrıyı ispatlayamayacaklarını bilirler ve zaten buna ihtiyaçları da yoktur. İnançlarının kişisel olduğunu bilirler ve başka insanların da farklı fikirleri olabileceğini kabul ederler.

 

Ancak hiçbir sağlam temele dayanmayan, sorgusuz iman ederek kabullendiğiniz dinsel inançlarınızı diğerlerine dayatır, farklılıklara saygı duymak yerine sizin görüşünüzü kabul etmedikleri için başkalarını kötüleyerek, onlara saldırarak ya da onların zararına olacak şekilde hareket ederseniz, ‘kafir’ ilan ederek ezmeye çalıştığınız kişilerin bu kabul edilemez tavrı ve hatalı argümanlarınızı ortaya çıkarmasına ve afişe etmesine şaşırmamanız gerekir.

 

Bir tanrı ya da tanrılara inanmak sizin için hayatınızda pozitif bir etkiye sahip olabilir. Bu sizin için kendi kendinize hiçbir açıklamayı gerektirmeyecek anlaşılır bir durum olabilir. Ancak başkalarına kendi görüşlerinizi kabul etmeleri için önerme, dayatma ve baskılarda bulunduğunuz takdirde bu görüşün getirdiği izah etmeme lüksünden vaz geçiyor ve diğerlerini inandırmak ya da ikna etmek adına kendinize ispat yükümlülüğünü yüklüyorsunuz demektir.

 

Belli sebepler bir inancı kendinize haklı çıkarıcı görünebilirken ne kadar ihtiraslı savunulursa savunulsun kesin ve geçerli kanıtlar olmadığı, geçerli bir dayanak gösterilmediği sürece diğer insanlar için geçerli değildir.

 

Toplum kurallarının dışına çıkarak insanları önce taciz edip ardından kendi inanç değerlerinizi, kendinize özgü namus kurallarınızı dayatarak zorbalıklar yapıp, sonra da davranışlarınız ve tavırlarınıza birileri karşı çıktığında inancınızın arkasına sığınamazsınız. Eğer Tanrı’nın var olduğunu gösteremiyorsanız, (cehennemde yanacaksınız gibi) insanların inanmasını sağlamak için duygusal şantajlar yapmak hilekarca bir taktiktir.

 

***

  • Beğen 1

Bu yorumu paylaş


Yoruma sekme

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine -4-

 

***

Tanrıya inanmayanlar, tanrıcı iddiaların geçersiz olduğunu gösterdiğinde genellikle tanrının var olmadığını ispatlamaya çalıştıkları söylenir. Aslında yaptıkları tek şey hatalı akıl yürütmeyi açığa vurarak entelektüel dürüstlüğü sergilemek ve özendirmektir.

 

Bazı insanların iddiaları çürütüldüğü zaman bunu hoş karşılamadıklarını ve hatalı olduklarını kabul etmektense tartışmayı ilgisiz argümanlarla başka bir yere çekmeye çalışarak söz dalaşına girdiklerini görürsünüz. Ancak bir tanrının varlığına dair iddiaları çürütmek, öne sürülen geçersiz varsayımlarla tanrının varlığının kanıtlanamayacağını, kesin bir hükme bağlayamayacaklarını göstermektir.

 

İlahi varlıkları tanımlama aşaması problemlerin başladığı yerdir. Bir tanrıyı tanımladığınız anda niye onu o şekilde tanımladığınızı, ona atfettiğiniz her özellik için ayrı ayrı izah etmeniz gereklidir. Tanrı’ya atfettikleri özellikleri meşru bir şekilde açıklayamayacağının farkında olan insanlar, bu tanımlamaları yapmaktan kaçınırlar. Ancak belli özelliklere sahip olan bir tanrı tanımı olmadan inanılacak bir şey de yok demektir. Ve bu da var olduğunu iddia ettikleri tanrıyı tanımlaması istenen insanların tökezledikleri yerdir.

 

İlahi varlığa dair tanımlar daha net ve detaylı oldukça meşru bir şekilde kanıtlanması gerekenler de artar. Kurulan mantıktaki hatalar daha bariz olarak ortaya çıkar ve bunları çürütmek kolaylaşır. Diğer taraftan tanımlar anlaşılmaz, karmaşıklaştıkça var olduğu iddia edilen ilahi varlığın herhangi bir ilintisi, önemi kalmaz. Yine de, ironik bir şekilde birçok insanın yaptığı tanrı tanımı mantıksal olarak desteklenemediği gibi kanıtlarla da ispatlanamamaktadır.

 

Örneğin; “Tanrı fiziksel değildir” dediğiniz zaman, bir varlığın ölçülemeyeceği, sınanamayacağı, hatta prensipte bile algılanamayacağını söylüyorsunuz demektir. Yani aslında elimizde üstünde konuşulacak hiçbir şeyimiz yok demektir ..

 

İnsanlar fiziksel olmayan gözle görülmeyen metafizik varlıkların var olduğunu iddia ederken, gözle görülemeyen başka şeylerden örnek verirler, -rüzgar ya da hisler gibi- Ancak buradaki sorun, bu şeylerin de fiziksel dünyada etkileri olmasıdır. Hislerin vücuttaki fiziksel etkilerini gözlemleyebiliyoruz. Benzer şekilde rüzgarı görmesek de ölçebiliyoruz, hissedebiliyoruz ve fırtına olduğu zaman yol açtığı zararı gözlemleyebiliyoruz. Hatta bu tür etkileri elektriğe dönüştürmek için kullanıyoruz.

 

Buna karşın, fiziksel özelliklere sahip olmamanın ne anlama geldiği bile net değildir. Eğer bir varlığın bilinenden değişik bir fiziksel varlığa sahip olduğunu ve insanlar tarafından fark edilmesinin imkansız olduğunu söyleseniz bile, bu sefer sizin bunu nasıl bile bildiğinizi izah etmeniz gereklidir.

 

Birçok insan belli tanrıların varlığının gösterilebileceğini, güçlerinin fiziksel sonuçlara sebep olduğunu ve bu fiziksel olayların kanıt yerine geçtiğini iddia eder. Ancak bizim anlayışımızın çok ötesinde ve olağanüstü gibi görünen bir olaya şahit olsak bile, bu herhangi bir şekilde “ilahi bir gücün” olduğuna kanıt olamaz. En fazla doğası bilinmeyen ve enerjisi tanımlanamayan bir güce, zekaya ve/veya teknolojiye işaret edebilir.

 

***

  • Beğen 1

Bu yorumu paylaş


Yoruma sekme

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine -5-

 

***

Günümüz teknolojisini tanımayan ve bilmeyen bir grup insan hayal edin.

 

Bu insanlara bilgisayar animasyonu kullanılarak hazırlanmış, 'bir adamın' 'bir aslana' dönüşmesi izlettirildiğinde bu insanlar ilahi bir mucize gördüklerini düşünebilirler, ancak biz onların bu çıkarımının yanlış olduğunu ve aslında olayın sadece deneyimlerini ve bilgilerini aşan bir teknolojik olay olduğunu biliriz.

 

Benzer şekilde, siz de gerçekten inanılmaz bir şey gördüğünüz zaman, (örneğin; yıldızların gökyüzünde kelimeler oluşturması gibi) şahit olduğunuz olayın kaynağına dair meşru bir sebep söyleyebilmek için temel alabileceğiniz hiçbir şey yok. Uzaylılar beyninizi kontrol ediyor olabilir. Sizi gerçeklikten koparan psikolojik bir sorun yaşıyor, bir sinir krizi geçiriyor olabilirsiniz. Beyinlerimizin rüya görürken çok detaylı ve canlı hayaller oluşturabildiğini ve beyin fonksiyonlarında bozukluklar olduğunda aynı inandırıcılıkta halüsinasyonlar görüldüğünü hali hazırda biliyoruz. Eğer şahit olduğunuz olaya herhangi bir zeki varlık sebep olduysa bile, fiziksel maddeyi veya algılarımızı manipüle edebilen bir varlık kolaylıkla kendisini de gizleyebilir ve varlığın esas doğasını asla bilemeyebiliriz. Yanılmaya çok müsait beyinlerimiz ve ilkel teknolojimizle, bu çapta bir olay anlayabileceğimiz ve inceleyebileceğimiz şeylerden çok öte bir olay olurdu.

 

Şimdi algımız ve teknolojimizin ötesinde çok zeki ve çok güçlü varlıklar bulunabilir mi?

 

Elbette... Ancak daha zeki ve daha güçlü varlıklara dair kanıtlar elde etsek bile bu ilahi bir varlığın kanıtı olamaz.

 

Evrenimizin oluşmasına zeki bir varlık sebep olduysa bile, bu zeki varlığın doğasına dair hiçbir bilgiye sahip değiliz. Bu varlığın tek bir varlık mı yoksa birlikte çalışan varlıklar mı olduğuna, bu varlığın ya da varlıkların bırakın insanların yaşamlarını, evrenle ilgilenip ilgilenmediklerine, bu varlığın bırakın insanlarla iletişim kurmak, bizim minik gezegenimizin varlığından bile haberdar olup olmadığına; hatta bu varlığın hala var olduğunu dair hiçbir güvenilir bilgimiz yok.

 

Evreni yaratan ilahi bir varlığın her insanın hayatını izleyip yargıladığı gibi bir iddiayı tarafsızca incelediğiniz zaman, bu türden bir iddiayı oluşturan meşru bir temele dayanmayan varsayımların oluşturduğu açmazlar bariz bir şekilde görünmektedir.

 

Kutsal kitapların önerdiği varsayım ve iddiaların meşruluğunu sorguladığımızda, bir kişinin “Evreni üstün bir uzaylı ırkının çok gelişmiş bir makine ile yarattığı ve yaratma esnasında kendilerini de yok ettiğini” söylemesi, kutsal kitapların söylediklerinden daha az meşru bir iddia değildir.

 

***

  • Beğen 1

Bu yorumu paylaş


Yoruma sekme

Varsayım ve İnançlara Dayalı Düşünceler Üzerine -6-

 

***

Doğası herhangi bir şekilde ölçülemeyen ve prensipte bile algılanamayan bir şeyin var olduğunu iddia ettiğiniz anda mantık ya da kanıtlarla desteklenemeyen bilim dışı bir şeyden bahsetmiş olursunuz.

 

İddianızı mantık ve/veya kanıtlarla destekleyemediğiniz zaman da kimsenin sizinle aynı fikirde olmasını isteme hakkınız olmuyor. Hele sizinle aynı fikirde almadıkları için insanları taciz etme, inançlarınızı dayatarak zorbalık etme hakkınız hiç yok.

 

Ancak eğer özgür düşünce ile başa çıkma yönteminiz bu ise, inanca dayalı bu varsayımlarınızı, inançlarınızı başkalarına -dayatma, baskı ve zorbalıkla- kabul ettirmekten vazgeçmediğiniz sürece ezmeye çalıştığınız diğer insanların sizin bu kabul edilemez tavrınız eleştirmelerine, hatalı argümanlarınızı ortaya çıkarmaları ve afişe etmelerine şaşırmamanız gerekir.

 

Ve siz bu yaklaşım ve dayatmalarınız dan vazgeçene kadar açığa vurulacaktır.

 

Neyi bilip neyi bilmediğiniz hakkında kendi kendinize dürüst olmaya başladığınız zaman muhtemelen kural koyacak ve bu kuralların uygulanmasını isteyecek pozisyonda olmadığınızı göreceksiniz.

 

Bunu anladığınız zaman da hayatlarımıza etkisi olan şeyin davranışlar olduğunu, karakterimiz hakkında en çok şeyi söylediğini göreceksiniz.

 

Sizin dinsel inancınızı paylaşmayan insanlara saldırır, duygusal şantaj yapar ya da onları lanetlerseniz, bu davranışlarınızın sizin hakkında ne ifade ettiğini ve kabul ettiğinizi söylediğiniz değerlerle ne kadar örtüştüğünü düşünmelisiniz.

 

***

  • Beğen 1

Bu yorumu paylaş


Yoruma sekme
×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.