İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

halukgta

Φ Üyeler
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  1. Bu makalemde sizleri, Kur’an’da geçen zekât, sadaka konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler her konuda olduğu gibi zekât, sadaka konusunu da genellikle mezheplerin bizlere öğrettiği bilgiler ışığında anlamaya çalışırız. Zekât kelime anlamı olarak arınmak, temizlenmek, bereket anlamlarına gelir. Hatta Bakara suresi 261. Ayetinde Allah, zekât ve sadaka vermeyi teşvik için başak tanesine benzetir ve bakın nasıl örnek verir. “ALLAH YOLUNDA MALLARINI HARCAYANLARIN DURUMU, KENDİSİNDEN YEDİ BAŞAK ÇIKAN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR BUĞDAY TOHUMUNA BENZER.“ Diyerek Müslümanları zekâta, sadakaya teşvik eder. Bunu daha da ileri götürüp, Bakara 245. Ayetinde bakın nasıl bir örnek verir “KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, ALLAH’TA O BORCU KENDİSİNE KAT KAT ÖDESİN” Bakın Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanmak için, gelirinden ihtiyacı olanlara vermeyi dağıtmayı, infak etmeyi Allah’a verilen bir borç olarak görüyor ve diyor ki, Allah’ın huzuruna geldiğinizde bunun kat kat fazlasını alırsınız. Peki, bunu insanlar gönüllü mü veriyorlar? Yoksa günümüzde mezheplerin topluma öğrettiği gibi, zekât vereceksen şu malından bu kadar, bu malından şu kadar vereceksin diye bir sınır var mı? KUR’AN’DA BÖYLE BİR LİSTEYİ, BU DÜNYADA İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ OLARAK ASLA BULAMAZSINIZ, ama mezheplerin zekât konusuna yaptığı ilaveleri okuduğunuzda, inanılmaz bir liste görebilirsiniz. Kur’an’ın bahsetmediği hiçbir hükmün, dinin emri olamayacağından yola çıkarak, bizler bu konuda Allah ne emrediyor, bizlere öğretilen rivayetlerin etkisinde kalmadan, onu Kur’an’dan birlikte anlamaya çalışalım. Sizce vereceğimiz zekâtı, edindiğimiz mallardan mı vermemiz gerekir, örneğin evimizin zekâtı, arabamızın zekâtı kadının taktığı takı altının zekâtı gibi. Böyle olduğunu düşenlerin Kur’an’dan verdiği örneğe önce bakalım. Bu örnek daha sonra yazacağım ayetlerden çok farklı, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim. Tevbe 103: ONLARI ARINDIRMAK VE TEMİZE ÇIKARMAK ÜZERE, MALLARINDAN SADAKA AL! BİR DE ONLAR İÇİN DUA ET; ÇÜNKÜ SENİN DUAN ONLARA HUZUR VERİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ İŞİTMEKTE VE BİLMEKTEDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.) Bakın ayette Allah Resulüne bir emir veriyor ve diyor ki, iman eden kullarımdan, onları arındırmak ve temizlemek için onların MALLARINDAN SADAKA AL. Aslında bu ayet zekât ve sadaka konulu diğer ayetlerden çok daha farklı. Allah’ın Resulü neden toplayacak? Çünkü diğer zekât ve sadaka konulu ayetlerde hiç kimsenin toplamasından bahsedilmediği gibi, herhangi bir sınırda konmamıştır, mecburiyet te yoktur. Onun için zekât Allah tarafından teşvik edilir, makalemin ilk bölümünde örneklerini vermiştim. Bu ayette de mallarınızdan sadaka al sözünden, GELİR GETİREN MALLARININ KAZANDIKLARINDAN AL DİYE ANLAMALIYIZ. YOKSA GELİR GETİRMEYEN BİR MALIN NERESİNDEN ALACAKSIN. ÖYLE OLSA O MAL SÜREKLİ EKSİLİR. Şöyle düşünün lütfen, bir kadın kolundaki bileziğin zekâtını vermelidir dersek, o bilezikler gelir getirmeyip kadının garantisi olduğundan, sürekli azalır. Sizce Resulün topladığı bu sadaka ne olabilir? Bakın ayette zekât topla demiyor, sadaka topla diyor. Zekât ve sadaka aslında farklı anlamda değildir, her ikisi de Allah’ın rızasını kazanmak için olmayanlara vermek infak etmektir. DEMEK Kİ AYETTE GEÇEN SADAKALARIN ÖZELLİKLE TOPLANMASINI RESULÜNDEN İSTİYORSA ALLAH, BU SADAKALAR DEVLETİ YÖNETEN RESULÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUNDA, HEM DEVLETİ YÖNETMEK HEMDE İHTİYACI OLANLARA VERMEK İÇİN TOPLANAN, VERGİDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. Dikkat ettiyseniz özelikle MALLARINDAN ALINMASINI, YANİ HER AİLENİN ZENGİNLİĞİNE GÖRE AYRI BELİRLENEREK tespit edilmesini ve öyle alınması emri veriliyor. Bu ayet sanırım yanlış anlaşıldığından, zekâtın yılda bir kez mallarından verileceği, mezhepler tarafından topluma kabul ettirilmiş olabilir. Çünkü Zekât, her zaman verilmesi gereken emirdir. Ama Resulün devletin ihtiyacı olduğunda topladığı ve herkesin malının ölçüsü değerinde alınan bu sadakanın, verginin yılda bir ya da gerektiğinde toplanması çok normaldir. Bu durumda Kur’an’ın diğer ayetlerinde geçen zekât ile hiçbir ilgisi olmadığını görüyoruz. Sadaka konusunda geçen bir ayeti daha hatırlayalım. “SADAKALAR, ALLAH’TAN BİR YÜKÜMLÜLÜK OLARAK, YOKSULLARA, DÜŞKÜNLERE, BU KONUDA ÇALIŞAN GÖREVLİLERE, SEMPATİZANLARA, KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN, BORÇLULARA, ALLAH YOLUNA VE YOLDA KALMIŞLARA VERİLMELİ. ALLAH BİLENDİR, BİLGEDİR. (Tevbe 60) Bakın yine burada, sadaka konusuna açıklama getiriyor ve Allah’tan bir yükümlülük olarak yoksullara, düşkünlere ve SADAKA TOPLAMAKLA GÖREVLİ OLAN KİŞİLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİRİYOR. Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde, Allah’ın Resulünün o devrin koşullarına göre tespit edip, malları oranında belirlediği bir vergiden bahsediliyor dememiz yanlış olmaz. Enam suresi 141. Ayetinde şöyle geçer. “Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat gününde de hakkını verin.” Bu ayette geçen hasat gününde hakkını verin sözlerinden, bakın ayette malınızdan yoksulun hakkını verin diye anlamışlar. Hâlbuki bu ayette bahsedilen kazancınızdan olmayana hayır olarak verin anlamındadır. Dikkat ettiyseniz hiç kimse sizden almıyor ve siz herhangi bir ölçüyle değil, gönlünüzden kopanı veriyorsunuz. Aynı uyarılar İsra 26, Rum 38. Ayetler. Zariyat suresi 19. Ayetinde şöyle geçer. “ONLARIN MALLARINDA İSTEYEN VE İSTEMEYEN YOKSULLAR İÇİN BİR HAK VARDI.” Mal kelimesi, gelir getiren her şeye denir. Rabbimiz bu ayetinde de çok açık mallarınızın kazancından, yoksulunda bir payı vardı onu unutmayın diyor. Hatırlatmak isterim, asla hiçbir ölçü ve sınır koymadan özgürce insanların imtihanı gereği kendilerinin vermesini istiyor. Tevbe 103. Ayetinde ise Allah, Resulünün bizzat mallarının kazancından al diyor. Mallarından al demekle aslında şunu söylüyor. Kazançlarının ölçüsü oranında al. Bu konu, Tevbe suresi 60. Ayette de tekrar ediliyor. Allah’ın Resulünün mallarından sadaka al ayetinden, o gün benim söylediğim şekliyle anlaşılmış ki, bakın rivayetlerde bu konu nasıl gerçekleştirildiği anlatılır. Ölçüyü o günün şartlarında konulduğu anlaşılıyor. 6516 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “BEŞ DEVEDEN AŞAĞI MAL İÇİN ZEKÂT YOKTUR. Beş okiyyeden az (gümüş için de) zekât yoktur. Beş vask miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) için de zekât yoktur.” 6521 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, (yerden çıkan mahsullerden) şu beş şeyden zekât verilmesini teşri buyurdu: “BUĞDAY, ARPA, HURMA, ÜZÜM VE DARI.” 6514 – İbnu Ömer ve Hz. Aişe radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, HER YİRMİ DİNAR VE DAHA FAZLASI İÇİN YARIM DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI, KIRK DİNAR İÇİN DE BİR DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI. Sizlerinde çok açık anladığınız gibi, Allah’ın Resulü, devleti yönetirken ihtiyaçları görebilmek için, gelirleri ölçüsünce onlardan VERGİ TOLUYOR. Gelelim Kur’an’da geçen zekât, infak konusuna. Ayetler üzerinde dikkatle düşünelim, Allah zekât ve sadaka yani Allah yolunda yapacağımız hayırlarımızda herhangi bir ölçü sınır koymuş mu, BİZLERE BIRAKIP KAZANCIMIZDAN MI YOKSA DAHA ÖNCE EDİNDİĞİMİZ MAL VE MÜLKÜMÜZ ÜZERİNDEN Mİ ZEKÂT VERECEĞİZ ona bakalım. EY İMAN EDENLER! KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. KENDİNİZİN GÖZ YUMMADAN ALICISI OLMAYACAĞINIZ BAYAĞI ŞEYLERİ VERMEYE KALKIŞMAYIN VE BİLİN Kİ ALLAH, HER BAKIMDAN ZENGİNDİR, ÖVÜLMEYE LÂYIKTIR. (Bakara 267) “YİNE SANA İYİLİK YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. “İHTİYAÇ FAZLASINI” DE. ALLAH, DÜŞÜNESİNİZ DİYE SİZE ÂYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYOR.” (BAKARA 219) “SALÂTI YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI GERÇEKLEŞTİRİN; KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ. ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ANA-BABA, AKRABA, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLDA KALMIŞLAR İÇİNDİR. HAYIR OLARAK NE YAPARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.” (Bakara 215) “ONLAR, SALATI İKÂME EDEN VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “EY İMAN EDENLER! HİÇBİR ALIŞVERİŞİN, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. İNKÂR EDENLER İSE ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Bakara 254) “ONLAR RABLERİNİN RIZASINI İSTEYEREK SABREDEN, SALATI YERİNE GETİREN, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK (ALLAH YOLUNDA) İNFAK EDEN (VEREN) VE KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİŞİLERDİR. İŞTE ONLAR VAR YA, (DÜNYA) YURDUNUN (GÜZEL) SONU SADECE ONLARINDIR.” (Rad 22) Allah yolunda bizlerin, neler harcayacağımızı nasıl zekât verip infakta bulunacağımızı, ayetlerinde çok açık bildiriyor. Makalemin başında Tevbe suresi 103. Ayetinde, Allah’ın Resulünün bizzat topladığı ve MALLARININ ÖLÇÜ kabul edilip belirlendiği bir sadakadan bahsediliyordu. Yazdığım zekât, infak konulu ayetlerin tamamında ise çok farklı bir zekâttan bahsediliyor. MALLARINDAN DEĞİL, KAZANDIKLARINDAN ZEKÂT VERİLMESİ İSTENİYOR. Mantıkta zaten onu gerektirir. Malın vardır ama gelir getirmiyordur, onun zekâtı mı olur? Gelir getiren bir malın olacak ki, ondan kazandığının zekâtını, Allah yoluna harayacaksın. Ayetleri hatırlayalım. “KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN, ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.(Bakara 267) “İHTİYAÇ FAZLASINI VERİN” (Bakara 219) “KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ, ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” (Bakara 215) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.” (Bakara 254) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK İNFAK EDİN.” (Rad 22) Dikkat ettiyseniz, Allah yolunda harcayacaklarımız yani zekât ve sadakalarımızı verirken bizler, gönüllük esasına göre vereceğimizi ve verdiğimiz zekât sadakalarımızı da, kazancımızdan vermemiz gerektiği, çok açık anlaşılıyor. Bakara 215. Ayet Allah yolunda harcayacaklarımın nasıl gönüllü olduğunu açıklıyordu tekrar hatırlayalım. “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” Değerli dostlarım, Kur’an hükümlerini doğru anlayabilmek için, hiç bir etki altında kalmadan, bizler gereken çabayı gösterip doğru araştıralım. Elbette bizlerde insanız hata yapabiliriz, ama çabalarımız nispetinde inanın bir gün yanlışlarımızı fark edip, düzelteceğimizi lütfen unutmayalım. Bu çabayı göstermediğimizde ise, hiçbir zaman yanlışlarımızı fark etme imkânımız olmayacağını da bilelim. Bunu da doğru yapabilmek için, her zaman söylediğim gibi, önce kafamızdaki yanlış, batıl hurafe bilgilerden kurtulalım, tertemiz düşüncelerimizle Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışalım ki, gerçeklerle buluşabilelim. Dilerim bu çabanın içinde olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Çok güzel bir ata sözümüz vardır. NE VERiRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Değerli dostlarım, bizler Allah’ın kitabına iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki iman ettiğimiz kitabı anlayarak ve düşünerek hiç okumadığımız için, Allah’ın biz kullarına mesajını da doğru anlayamadık. Düşünebiliyor musunuz genel çoğunluğumuz, hayatında bir kez bile anlayarak okumadığı bir kitaba iman ediyor. Sizce bu yol ve yöntem doğru olabilir mi? Böyle olunca da din tacirlerinin, Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten kurtulamıyoruz. Ne yazık ki sen Kur’an’ı anlayamazsın diyenlere inandık ve birileri kendilerini ALLAH DOSTU VELİ, ÂLİM KİŞİ İLAN ETTİLER, ONLARDAN EN DOĞRU DİNİ ÖĞRENECEĞİMİZİ BİZLERE KABUL ETTİRDİLER. Şunu hiç sorma gereği duymadık, madem biz anlayamıyoruz neden sorumlu oluyoruz Kur’an’dan demedik. Neden, çünkü Allah’ın Kur’an’da birçok kez uyardığı OKU, AKLINI KULLAN, DÜŞÜN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ALMADIKTA ONDAN. Kur’an’ı dikkatle anlayarak okumuş olsaydık, dinimiz ve imanımız adına ALLAH’TAN BAŞKA hiç kimseye güvenemeyeceğimizi ve Kur’an’ı Allah, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, yemin ederek kolaylaştırdığını söylediğini anlayacaktık, ama bunun önüne geçtiler. Halbuki Allah’ın Resulü de Allah’tan başka hiç kimseye güvenmemiş, yalnız Kur’an’a iman edip yalnız Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ etmişti. Benden başka sakın VELİ edinmeyin diyen Rabbimizin uyarısını tebliğ alamadığımız için, Velisi olmayanın Velisi şeytandır diye bizleri inandırdılar. Allah’a onun kitabına yönelmemiz, yalnız Allah’a güvenmemiz gerekirken, BİZLERİ KENDİLERİNE YÖNLENDİRENLER ONLARA GÜVENMEMİZİ İSTEDİLER. Bu söylenenlere inanınca da, dinde bölündük parçalandık Allah’ın yolundan saptık. Hâlbuki Rabbimiz dinde tek yumruk olmamızı mezheplere, cemaatlere, fırkalara bölünmemizi yasaklamıştı. Eğer Kur’an ile buluşmuş ve onu anlayarak düşünerek okumuş olsaydık, Allah’ın Resuller ve onlarla uyarıcı ikaz edici Kitaplar göndermesinin nedenlerini de doğru anlayabilirdik. Allah Kitap Ehlinin yaptığı yanlışları tekrar etmeyelim diye, onların yanlışlarına örnekler verir Kur’an’da. Bizler çok üzgünüm saygı duyduğumuz, hatta öpüp başımıza koyduğumuz Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, güvendiğimiz kendimizce VELİ, GAVS, ÂLİM kişi ilan ettiğimiz kişilere güvendik, onların sözleri ile İslam’ı yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Sizlere sormak isterim, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU, DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ, YANİ ALLAH’IN SEVGİLİ VELİ KULU OLDUĞUNU BİZLER BİLEBİLİR MİYİZ? Bilemeyeceğimizi Allah İsra suresi 84. Ayetinde, bakın nasıl söylüyor. “DE Kİ: “HERKES BULUNDUĞU HAL VE NİYETİNE GÖRE İŞ YAPAR. BU DURUMDA KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR.” Ne yazık ki bizler Rabbimizin uyarılarını dinlemedik, işin kolayına kaçıp, edindiğimiz velilerin sözlerine kandık. Gerçek iman eden, doğru yolun Kur’an’ın gösterdiği yol olduğunu bilir. SÖZDE MÜSLÜMANDA YAŞANANLARDAN DERS ALMAYIP, YAKIN ZAMANDA ALLAH DOSTU VE VELİ KİŞİ İLAN ETTİKLERİ, Fetullah Gülen ZALİMİ BENZERLERİNE İNANMAYA DEVAM EDER. Çok daha ilginci bizler Kur’an ile buluşabilseydik, edindikleri Veli kişilerin kendilerine şefaat edemeyeceğini, hiç bir faydası olamayacaağını, bu kişilerin cehennem azabından asla bizleri kurtaramayacağını da anlardık. Lütfen Kur’an’dan, Allah’ın gönderdiği Resullerin, nasıl yalnız Allah’a dua ettiğini, yalnız ondan yardım dilediklerini hatta dualarında, Allah’ım bizi senin SALİH kulların arasına kat dediklerini de görebilirsiniz. Bakın Allah Hz. Muhammed’i nasıl uyarıyor ve nasıl dua etmesini istiyor, hatırlayalım. “ALLAH’TAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI KUŞKUSUZCA BİL! HEM KENDİ GÜNAHIN İÇİN, HEM DE MÜMİN ERKEKLERLE MÜMİN KADINLAR İÇİN AF DİLE. ALLAH SİZİN, DÖNÜP DOLAŞACAĞINIZ YERİ DE, VARIP ULAŞACAĞINIZ YERİ DE BİLİR.” (Muhammet 19 ) Bakın Allah Resulünü nasıl uyarıyor ve onun bile günahları için, Allah’a dua etmesini istiyor. Bizler namazlarımızda dua ederken, Allah’ım YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ diye Allah’a söz veriyoruz. Namaz bitiyor yardımı şefaati Resulünden dileyip, ŞEFAAT YA RESULALLAH demekten korkmuyoruz. Onu bırakın edindiğimiz veli, gavs dediğimiz kişilere kulluk edip, onların mahşer günü bizlere şefaat edeceğine bile inanmıyor muyuz? Bu ve benzeri öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, hala günümüzde bizler edindiğimiz Veli kişilerin ardından gitmeye devam ediyoruz. Hâlbuki Allah bağışlanma ve şefaat konusunda tek yetkili kendisinin olduğunu söyleyip, Tevbe suresi 80. Ayetinde Resulünün üzerinden ne demişti hatırlayalım. “SEN, ONLAR İÇİN İSTER BAĞIŞLANMA DİLE, İSTERSEN DİLEME. ONLAR İÇİN YETMİŞ KERE BAĞIŞLANMA DİLESEN DE, ALLAH ONLARI KESİNLİKLE BAĞIŞLAMAZ.” Yine Allah, Resulünün üzerinden bu konu ile ilgili bir uyarıda bulunarak, Enam suresi 51. ayetinde ne diyordu, onu da hatırlayalım. “RABLERİNİN HUZURUNDA TOPLANACAKLARINDAN KORKANLARI, KUR’AN’LA UYAR. ÖYLEKİ, KENDİLERİ İÇİN O’NUN HUZURUNDA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİ VARDIR. GEREKİR Kİ ALLAH’TAN KORKARLAR.” Bizler ne yazık ki Allah’tan korkmak, ondan yardım istemek yerine, edindiğimiz VELİ, GAVS ilan ettiğimiz kişilerden korkup yardım şefaat diliyoruz. Allah’ın görev verdiği Elçilerinin, nasıl dua ettiklerini ve kendilerini nasıl SALİH kulları arasına almasını istedikleri dua örneklerini hatırlatmak istiyorum. Hz. Âdem bakın Allah’a nasıl dua ediyor, Araf 23. Ayetinde. “DEDİLER Kİ: “RABBİMİZ! BİZ KENDİMİZE ZULÜM ETTİK. EĞER BİZİ BAĞIŞLAMAZ VE BİZE ACIMAZSAN MUTLAKA ZİYAN EDENLERDEN OLURUZ.” Yine Hz. Yusuf’un Yusuf suresi 101. Ayetinde, Allah’a karşı yaptığı duayı hatırlayalım. “RABBİM! GERÇEKTEN BANA MÜLK VERDİN VE BANA SÖZLERİN YORUMUNU ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! DÜNYADA VE AHİRETTE SEN BENİM VELİMSİN. BENİM CANIMI MÜSLÜMAN OLARAK AL VE BENİ SALİH/ERDEMLİ KULLARIN ARASINA KAT.” Bakın Allah’ın Resulü nasıl dua ediyor. Bu dünyada ve ahirette yalnız sen benim VELİMSİN diyor. Ama bizler bu uyarılardan habersiz kendimize Allah ile birlikte VELİLER, GAVSLAR edinmekten çekinmiyoruz, ondan sonrada bizler Allah’ın en doğru yolunda gidiyoruz diyebiliyoruz. Şimdide Hz. İbrahim’den bir örnek hatırlatmak istiyorum. Şuara suresi 82. Ayetinde, O örnek insan bakın Allah’a nasıl dua ediyor. “HESAP GÜNÜNDE, BENİM İÇİN HATALARIMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUM O’DUR. RABBİM! BANA DOĞRU HÜKÜM VERME YETENEĞİ VER VE BENİ İYİLER/SALİH KİŞİLER ARASINA KAT! “ Hz. İbrahim, günahlarının bağışlayıcısı olarak Allah’ı gösteriyor ama bizler hala Resulünden, edindiğimiz Veli kişilerin şefaatinden bahsetmekten korkmuyoruz. Ayetin son kısmı, çok dikkat çekici ve önemli. Hz. İbrahim Allah’a dua ederken, BENİ SALİH KİŞİLERİN ARASINA KAT diyor. Bakın bunu söyleyen Allah’ın çok takdir ettiği, HANİF bir kul olduğunu, Kur’an’ın bildirdiği bir RESUL. Ama bizler hakkında yalnız Allah’ın bileceği bir konuda hükümler verip BU KİŞİ ALLAH’IN HALİS, SALİH KULU VELİ İNSAN diyerek, hiç kuşku duymadan bu kişilerin ardı sıra gitmekten çekinmiyoruz. Tabi sonucunu da görüyoruz ama işin kötüsü ders almıyoruz. DERS ALMAYINCA AYNI HATALARI YAPIP, AYNI ACILARI TATMAMIZDA KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Son olarak Hz. Musa’nın kısasından, çok önemli birkaç ayet hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu ayet Tüm kitap Ehlinin, bizlerde dâhiliz yaptığımız yanlışlara, düşünen kuluna çok güzel bir ders veriyor. Mümin 41-42: “EY KAVMİM! BU NE HÂL? BEN SİZİ KURTULUŞA ÇAĞIRIYORUM, SİZ İSE BENİ ATEŞE ÇAĞIRIYORSUNUZ.” “SİZ BENİ ALLAH’I İNKÂR ETMEYE VE HAKKINDA HİÇBİR BİLGİM OLMAYAN ŞEYLERİ O’NA ORTAK KOŞMAYA ÇAĞIRIYORSUNUZ. BEN İSE SİZİ MUTLAK GÜÇ SAHİBİNE, ÇOK BAĞIŞLAYANA (ALLAH’A) ÇAĞIRIYORUM.” (Diyanet meali) Mümin 43: GERÇEK ŞU Kİ SİZİN BENİ DAVET ETTİĞİNİZ ŞEYİN, DÜNYADA DA AHİRETTE DE DAVETE DEĞER BİR TARAFI YOKTUR. ŞÜPHESİZ Kİ DÖNÜŞÜMÜZ ALLAH’ADIR; AŞIRI GİDENLER DE ELBETTE ATEŞ HALKININ KENDİLERİDİR. (Mehmet Okuyan) Hz. Musa toplumunu/ümmetini kurtuluşa çağırdığını söylüyor ve diyor ki, söyledikleriniz ve inandıklarınız akıl işi değil. Ben sizi hakka kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Peki, neden söylüyor bu sözleri Hz. Musa? Çünkü Allah’ın Resulüne gelen vahiyle, onların yaşadığı atalarının batıl inanç o kadar farklı ki, bu ne hal sizin yaptıklarınız diye şaşırıyor. HATIRLATIRIM HZ. MUSA’NIN ŞAŞIRDIĞI TOPLUM KİTAP EHLİ ALLAH’A VE DAHA ÖNCE GELEN KİTAPLARA İNANDIKLARINI SÖYLEYEN TOPLUMLAR. AMA ALLAH’IN İNANCINDAN NEREDEYSE ESER KALMAMIŞ Kİ, HZ. MUSA BU HALİNİZ NEDİR SİZLERİN DİYOR. Ayette çok önemli bir konu var. Hz. Musa Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan, yani Allah’ın bu konuda açıklama yapmadığı şeyleri, ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA YANİ ŞİRK KOŞMAYA BENİ ÇAĞIRIYORSUNUZ DİYOR. Tıpkı günümüzde bizlerin yaşadığı gibi. Buradan da anlıyoruz ki bu insanlar, Allah’a inanıyor ama batılın bataklığına batmışlar ve Hz. Musa’yı da kendilerine davet ediyorlar. Hz. Musa onlara siz yanlış yoldasınız diyerek, ben sizi mutlak ve tek güç sahibi, bağışlayıcı Allah’a çağırıyor, ona davet ediyorum diyor. Devamında ise çok önemli bir açıklama yapıyor, kendisini atalarının rivayetlerle karışmış batıl inancına çağıranlara, sizin beni davet ettiğiniz inancın, ne bu dünyada nede Allah’ın huzurunda geçerliliği yoktur. Allah katında Geçerli olan, ALLAH’IN HALİS, KATIKSIZ DİNİDİR. Bizlerin dönüşü yalnız Allah’a olacaktır ve sorgumuzda Allah’ın hükümlerinden olacaktır. ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARINI AŞARAK, AŞIRIYA GİDENLER VE ALLAH’IN DİNİNE BEŞERİ İLAVELER YAPARAK, ALLAH’A İFTİRA EDENLER, ATEŞ HALKININ BİZZAT KENDİLERİ OLACAKTIR, diyerek batılın hurafenin atalar dini yaşayanları ikaz ediyor. Sizce bizler, bunca açık Allah’ın verdiği örneklerden ders aldık ve bu hataları günümüzde bizler yapmıyoruz diyebiliyor muyuz? Bu sorum karşısında tebessüm ettiğinizi ve onlardan ne yazık ki hiçbir farkımızın olmadığını içinizden geçirdiniz. Dilerim gözlerimizdeki perdeyi kulak ve kalplerimizdeki mührü KUR’AN ile kaldırırız. Yine dilerim Allah’ın zikri Kur’an’ı dikkatle araştırarak düşünerek okuyan, en az hata yapan, Allah’ın halis kullar arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Bu makalemde sizleri, çok daha farklı bir konuda düşünmeye davet etmek istiyorum. Sizce Allah biz kullarına güvenmiş midir? Ya da sorumu şu örnekle genişletelim. Bildiğiniz gibi Rabbimiz biz insanları yaratırken, meleklerden ve cinlerden daha üstün bir şekilde yaratmış ve bizlere çok güvenmiş olmalı ki, her iki toplumun yani meleklerin ve cinlerin Hz. Âdem’e secde etmesini, yani ona karşı saygı duymasını istemiştir. Bu örnekten de yola çıkarak sorumuza cevap verelim. Demek ki Allah cinlerden ve meleklerden çok daha fazla ÖNEMLİ BİR KONUDA BİZLERE GÜVENMİŞ OLMALI Kİ, BİZ İNSANLARI SAYGI DUYULACAK BİR ŞEKİLDE YARATMIŞ. Peki biz Allah’ın kulları, Allah’ın bizlere güvendiği kadar bizler, Allah’a onun hükümlerine güveniyor muyuz? Yoksa hepsi sözde mi kalıyor, ne dersiniz? Ona da birazdan değineceğim. Hatırlayınız bakara suresi 30. Ayetinde, Allah ve melekleri arasında, nasıl bir konu geçmişti? “Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediği vakit melekler, “BİZ SENİ ÖVEREK ANARKEN VE YÜCELTİP DURURKEN, ORADA FESAT ÇIKARACAK, KAN DÖKECEK BİRİNİ Mİ YARATACAKSIN?” DEDİLER.” Bu cevaba karşılık Allah nasıl bir cevap vermişti meleklere? “SİZİN BİLMEDİĞİNİZ ÇOK ŞEY VAR, ONLARI BEN BİLİRİM” Gelin meleklerin çok fazla bilgisi olmadığı ama Allah’ın bizlere güvenmesinin nedenlerini birlikte düşünelim. Rabbimiz her şeyden önce biz kullarına, sınırını hala keşfedemediğimiz akıl verdi. O aklı kullandığında, neler yapabileceğini, bizlerin hala hayal bile edemediğimizi Allah bildiğinden, BİZLERİ BU DÜNYADA İMTİHAN EDEREK O AKLI, ÖZGÜR İRADEMİZLE KULLANMA YETKİSİNİ DE VERDİ Kİ, KULLARIM BU YETKİYLE NELER YAPACAK ONU AN BE AN İZLİYOR, YANİ BİZLERİ SINIYOR, İMTİHAN EDİYOR. Daha da ileri gidersek Allah, kullarım acaba bu yetkilerle donatıp İRADE VERDİĞİNDE, hangisi bu yetkiyi gücü, iradeyi iyi yönde kullanacak, hangisi kötü yönde kullanıp KENDİSİNİ ADETA İLAHLAŞTIRACAK ONU İZLİYOR. Şunu çok açık söyleyebiliriz, Allah’ın biz kullarını muhatap alması bizler için çok önemli. Çünkü bizlerde kimi muhatap alıyorsak, ONU ÖNEMSİYORUZ GÜVENİYORUZ DEMEKTİR. Tabi bazen o güvenci kötüye kullananlar olduğunda hemen ondan uzaklaşırız ve ne deriz? “SENDEN, HİÇ BÖYLE BİR DAVRANIŞ BEKLEMİYORDUM. ”Allah’ta çok büyük yetki ve akılla donattığı bizlere güveniyor, ama güvendiği dağlara kar yağdırdığımızda, işte O zaman devreye girip, gereken cezayı da veriyor ama inanın bunun hiç farkında değiliz. Şunu lütfen kendimize soralım ve dikkatle düşünelim. Allah biz kullarına böylesine bir şeref, kıymet ve değer verdiyse, acaba bizler bu değerin kıymetini biliyor muyuz? Bu soruyu kendimize hiç sormuyorsak, inanın Allah’ın istediği doğru yolda değiliz demektir. Çok daha önemlisi Allah biz insanlara O kadar güveniyor ki, kendisi olacakları biliyor, güvendiği insanlar arasında güvenime ihanet edecek ve emrettiğim yoldan sapacağını da bildiği halde, ALLAH BİZLERE SEÇME HAKKINI VERİYOR. Neyi seçme hakkı? İman edip etmemeyi, iyi ya da kötüyü seçme hakkı veriyor. Peki neden, çünkü Allah bu sonsuz büyük güçlerle donattığı biz kullarını, BU DÜNYADA İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bu zorlu imtihanın mükafatı da çok büyük, cezası da lütfen unutmayalım. Rabbimiz yarattığı kâinata bu hakları vermediği için, onlar verilen emri kusursuz eksiksiz yerine getiriyor. Güneş her gün doğuyor ve batıyor, bitkiler eksiksiz görevini yapıyor. Hayvanlarda dâhil ben artık süt vermiyorum, yumurta yapmayacağım demiyor. Hepsini Allah biz insanların emrine vermiş. Peki bu güçle yetkiyle, özgür irademizle bizleri yaratan Allah’a karşı bizler, onun bizlere güvendiği gibi biz Rabbimize güveniyor muyuz? İşte sorun burada başlıyor. Allah bizleri o kadar özene bezene yaratmış ki, yaratılışımızın tamamlanması içinde, Allah kulunu yaratırken, ruhumdan üfledim diyor. Yani kullarıma güç ve kuvvet vererek onları özel yarattım diyor. Onun içinde Allah, kullarını yoldan sapmasınlar diye, sürekli elçi ve kitaplarla uyarıyor. ÇÜNKÜ BU GÜCÜN VE YETKİNİN KULLARINI, AKILLARIN KULLANMAYIP NEFSİN ETKİSİNDE KALDIKLARINDA, AKLIN SINIRLARI DIŞINDA AZDIRABİLECEĞİNİ, NELER YAPABİLECEKLERİNİ BİLİYOR. Allah bizleri öyle güçlü ve akıllı yaratmış ki, benim aklı başında kullarımın onlara gönderdiğim kitapları anlayabileceğine, hiç kimsenin aracı olmasına gerek olmadığını söylüyor. YANİ ALLAH İLE KULU ARASINDA, RUHBAN OLARAK HİÇ KİMSE YOKTUR. ONUN İÇİN ALLAH YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN, KENDİNİZE VELİLER EDİNMEYİN. HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYE, KUR’AN’I BİZ KOLAYLAŞTIRDIK NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DİYOR VE RUHBANLIĞI YASAKLIYOR. YAPANLARINDA SONUCUNDA NELER YAPTIĞI ÖRNEĞİNİ VERİYOR. YANİ RUHBANLIĞIN SONU ALLAH İLE İNSANLARI ALDATIP, PARA KAZANMAKTIR DİYOR. Bu satırları okuyunca olur mu, Allah ile kulu arasında aracı RESULÜ VAR diyebilirsiniz. Hayır, Resuller Allah ile kulu arasında ARACI DEĞİLDİR. Resul Elçi anlamındadır, yani Allah’ın vahyini tebliğ etmekle görevlidir. Bizlere Allah ne yapmamızı emrettiyse, elçisine/Resulüne de aynısını yapmasını emretmiştir. Çünkü Allah, kendi arasında hiçbir kulunu istemediğinden, ben sizlere şah damarınızdan daha yakınım diye uyardığı gibi, sakın kendinize güvenilecek VELİLER edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek VELİNİZ yalnız benim demiştir. Çok daha önemlisi Rabbimiz bizleri imtihan edeceğini söylemesinin nedeni, KULU İLE BAŞBAŞA KALARAK, O YETKİLERLE DONATTIĞIM KULUM, BAKALIM ONU UYARDIĞIM FURKAN İLE NELER YAPACAK DİYE, BİZLERİ İMTİHAN EDİYOR, İZLİYOR. Bizlerin en büyük hatası, Allah’ın bizlere güvendiği kadar, bizler Allah’a güvenmiyoruz. Neden mi? Allah yalnız benim gönderdiğim vahye yani Kur’an’ın ipine sarılın, sakın benden başka güvenilecek VELİ edinmeyin dediği halde, bizler ne diyoruz? “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, KUR’AN’DA HER BİLGİ DETAYLI AÇIKLANMAMIŞTIR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. VELİSİ OLMAYANIN VELİSİ ŞEYTANDIR.” İşte tüm bu düşünce ve inançlar Allah’a tam olarak güvenmediğimizin sonucudur. Bunlara ve benzeri yüzlerce Kur’an’ın asla onaylamayacağı inançlara inanıyor ve çevremize doğru diye anlatıyorsak, bizler çok üzgünüm ama ALLAH’A ONUN BİZLERİ SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ KUR’AN’A, GÜVENMİYORUZ DEMEKTİR. Anlatacak örnek verecek o kadar büyük yanlışımız var ki, söylemeye inanın utanıyorum. HAŞA Allah’a güvenmediğimize acıklı ve üzücü bir örnek vermek istiyorum. Rabbimiz büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı affederim der Kur’an’da. Bizler büyük günahlardan sakınmak yerine, yanlışlarımıza devam ederek, bu günahları da Allah’ın affetmeyeceğini bildiğimizden, kime affettirebileceğimize inanırız, Allah’ın Resulüne. Deriz ki ALLAH’IN RESULÜNÜN ŞEFAATİ, ÜMMETİNİN BÜYÜK GÜNAHLARINA OLACAKTIR. Ohhhh ne güzel, küçüklerini Allah’a affettirdik, büyüklerini de Resul affedecek. Bu durumda istediğin gibi yaşa, günaha gir cehennem bize yasak nasıl olsa öylemi? SİZCE AKLA MANTIĞA VE KUR’AN’A UYMAYAN BU MASALLARA İNANMIŞ BİR MÜSLÜMAN, ALLAH’A GÜVENİYOR DİYEBİBİLİR MİYİZ? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Geçenlerde bir televizyonda, çok dikkatimi çeken bir konu vardı. Konuşmacı yalnız Kur’an ile Allah’ın dini İslam’ın, yaşanamayacağını söyleyerek örnekler veriyordu. Söylenenleri duydukça üzüntüm arttı ve içinde bulunduğumuz İslam toplumunun, nasıl Kur’an’dan uzaklaştırıldığına bir kez daha şahit oldum. Halbuki dinin sahibi Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, çünkü sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum demiyor mu ayetlerinde? Konuyu anlatan şöyle söylüyor, “BAZI KİŞİLERİN BEN YALNIZ KUR’AN’IN EMRETTİKLERİNE, AÇIKLADIKLARINA UYARIM DEDİKLERİNİ DUYUYORUZ. BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ ALLAH KORUSUN BİZİ DİNDEN ÇIKARTIR” diyerek anlatmaya, örnekler vermeye devam ediyordu. Ne yazık ki günümüzde Kur’an, iman adına yeterli görülmeyen bir rehber olarak kabul ediliyor. Hâlbuki Allah’a göre, Kur’an’ın sınırlarını aşan, Kur’an’ın hüküm vermediği bir konuyu, buda Allah’ın dininin emridir diyen, dinden çıkmış sayılır diyor. YANİ ALLAH, KUR’AN SİZLERE YETER DİYOR. Ankebut 51. ayetinde, Kitap Ehlinin yalnız Allah’ın indirdiği kitapla yetinmeyip, atalarının batıl inançlarını da yaşamak isteyenlere indirdiği ayette, ne diyordu hatırlayalım. “KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ?” Demek ki Allah’ın indirdiği kitap, bizlerin inancımızı yaşayabilmemiz adına yetiyormuş ki, Allah size indirdiğim kitap yetmedimi diye kızgınlığını belirtiyor kitap ehline. Günümüzde Kur’an’ı yeterli görmeyip, atalarından intikal eden mezheplerin rivayet sözlerini de, dinin asli unsuru yapmaya çalışanlara sormak isterim. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ KUR’AN SİZLERE YETMİYOR MU? Düşünebiliyor musunuz, Kur’an Allah katından bizlere rehber, yol gösterici bir ışık olarak geliyor, ama bu rehber kitapta her bilgi detaylı olmuyor. İlginç olan ise sorumlu olduğumuz Kur’an’ı Allah, her iman edenin anlayabileceği şekilde değil, azınlık bir grup alim, veli kişilerin anlayacağı şekilde gönderdiğine inanılması. Allah sakın veliler edinmeyin, ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye nice örneklerle Kur’an’ı açıkladık ve kolaylaştırdık dediği halde, bu söylenenlere nasıl inanıyoruz, doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. HAŞA ALLAH’IN AÇIKLAYAMADIĞINI, DETAY VERMEDİĞİNİ YARATILMIŞ BİR BEŞER Mİ BİZLERE ANLATMAYI, İZAH ETMEYİ BAŞARIYOR? Ne dediğimizin farkında mıyız? LÜTFEN UNUTMAYALIM, YALNIZ KUR’AN’A İMAN ETMEMİZ GEREKTİĞİNİ EMREDEN, KUR’AN’IN YANİ ALLAH’IN BİZZAT KENDİSİDİR. Tekrar ediyorum, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, biz her şeyden nice örnekleri Kur’an’da verdik ve sizler için yemin olsun ki Kur’an’ı kolaylaştırdık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir diye bizleri uyaran Yaradan’ı duyan, işiten kalmadı mı İslam toplumunda? NASIL OLURDA ALLAH KATINDAN GELEN VE EŞİ BENZERİ OLMAYAN KUR’AN’I YETERLİ GÖRMEYİZ? Casiye 6. ayetinde bakın Allah ne diyor. Casiye 6: İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. ARTIK ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet meali) ALLAH AÇIKÇA UYARIYOR VE ALLAH’IN AYETLERİNDEN BAŞKA HANGİ SÖZE İNANACAKSIN DİYOR, AMA GÖZLER PERDELİ, GÖNÜLLER MÜHÜRLÜ OLUNCA HALA, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DİYEREK, ATALARIMIZDAN GELEN RİVAYET BATIL VE SANI İNANÇLARI KUR’AN’DA GÖREMEYİNDE, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEYİP İŞİN İÇİNDEN ÇIKIYORUZ. Allah bizleri affetsin, ÇÜNKÜ REHBERİMİZ KUR’AN DEĞİL, BEŞERİ RİVAYETLER DE ONDAN. Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağına inananlar, her zaman başvurulan yolu kullanarak toplumu tedirgin etmek ve ürkütmek için diyorlar ki; “Kur’an’ın neresinde yazıyor sabah namazının, öğlen namazının, ikindi namazının kaç rekât olduğu? Hangi duaları namazda okuyacağımız konusunda, bilgi yazıyor mu Kur’an’da? Oruç tutun, Hacca gidin diyor Kur’an, ama nerede yazıyor detayları?” Bu sözleri söylemek Kur’an’a iftiradır, hakarettir, Kur’an’ı küçümsemektir bilmenizi isterim. Allah salat ile huzuruna duran kullarına, tehlike anımızda Kur’an’da verdiği örnekte olduğu gibi, bizim deyimizle bir rekatla bitiyor, normal bir durumda harhangi bir sınır koymuyorsa, Allah’a saygısını ve hürmetini, nasıl dua edeceğinin örneklerini Kur’an’da gösterip, detayını kuluna bıraktıysa, kimin haddine bunu eksik gibi göstermek. Allah Oruç tutun ve Hacca gidin emrini verip gerektiği kadar detayını da verdiği halde Kur’anda, atalarının dine yaptığı ilaveleri Kur’anda göremediklerinde, bunu bir eksiklik gibi görenlere, doğrusu söyleyecek söz bulamıyorum. Hatırlatmak istediğim iki ayet var, tabi anlayana, gözlerinde ve kulaklarında perde olmayanlara, bakın ne diyor Allah. “BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK..” (Enam 38) “SANA BU KİTABI, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, DOĞRU YOLU GÖSTEREN BİR REHBER, BİR RAHMET VE MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR MÜJDE OLARAK İNDİRDİK..” (Nahl 16) Allah biz gönderdiğimiz Kur’an’da hiçbir eksik bırakmadık, bu kitapta sizlere her konuda açıklama yaparak, rehber olsun diye indirdik diyor. Birileri ısrarla çıkıyor ve diyor ki, Kur’an’da her bilgi, detay yoktur, namazımızı bile Kur’an’a göre kılamayız, orucumuzu yalnız Kur’an’a göre tutamayız ve Hacca yalnız Kur’an bilgileri ile gidemeyiz, deme gafletinde bulunuyorlar. BU YANLIŞI NEDEN YAPIYORUZ BİLİYOR MUSUNUZ? SIRF ATALARIN BATIL, HURAFE İNANÇLARINI YAŞAMAYA DEVAM EDEBİLMEK İÇİN. Bizde bu söylenenleri seyrediyoruz itiraz etmeden, çünkü bunları anlatanlar, bizlerin Kur’an ile bağını kestide ondan. Bu söyledikleri doğru olsaydı bizleri yaratan, adalette eşi benzeri olmayan Rabbimiz, böyle bir hüküm verir miydi? Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) Bizler öyle bir inanç yarattık ki, Allah ne emrediyorsa, tersine inanıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, eğer söyledikleri doğru olsaydı, şöyle bir sonuç çıkardı ortaya, sizce doğru olabilir mi? “ALLAH BİZLERİ BAĞLAYICI, YAPMAMIZI İSTEDİĞİ EMİR VE HÜKÜMLER VERİYOR KUR’AN’DA. AMA BEN AÇIKLADIM İZAH ETTİM DEDİĞİ HALDE, GEREKTİĞİ KADAR AÇIKLANMAYAN, İZAH EDİLMEYEN DETAYI VERİLMEMİŞ SORUMLULUKLARIMIZDAN DA, HESAP SORACAĞINI SÖYLÜYOR. ONUN İÇİN KUR’AN YETERLİ DEĞİLDİR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIR, BİZLERDE İMANIMIZI YAŞAYAMAZDIK” İşte tüm bu yalan yanlış sözlere inanırsak, böyle adaletsizliği Allah korusun Rabbimize, farkında olmadan isnat etmiş oluyoruz. Bu düşünce ve inanç bizleri kâfir yapar, şeytana yaklaştırır hatırlatmak isterim. Değerli din kardeşlerim. Ne yazık ki Kur’an’ı bizlerin elinden aldılar ve sen anlayamazsın dediler. Onu anlayarak okumamızı engellediler. Böyle olunca da HAKKI BATIL, BATILIDA HAK ZANNETMEYE BAŞLADI İSLAM TOPLUMU, AMA BUNUN FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Allah yemin ederek birçok kez, Kur’an’ı kolaylaştırdığını söyler bizlere. Ama din simsarcıları, bunun tam tersine inandırdılar toplumu. Lütfen şunu unutmayalım. Allah açıklamadığı, detay vermediği, izah etmediği hiçbir konudan, bizleri sorumlu tutmaz. Bunun tersini söyleyen, Yaradan’ın adaletini küçümsemiş olur. Allah bizlere emrettiği tüm ibadetlerin, nasıl yerine getirileceği konusunda, yeteri kadar söylediği gibi kolay çok basit bilgi vermiştir Kur’an’da. Daha doğrusu verdiğini bizzat Rabbimiz söylüyor. Kime inanacağınız elbette sizlere kalmış. ALLAH’IN KUR’AN’DA AÇIKLAMALARINI YETERLİ GÖRMEYİP, İNANDIKLARI BATIL VE HURAFELERİ KUR’AN’DA GÖREMEDİKLERİNDE, ADETA KUR’AN’I EKSİK GÖRÜP, KENDİ BATIL İNANÇLARININ KUR’AN’I TAMAMLADIĞINI SÖYLEYENLER, HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜN, ÇOK PİŞMAN OLACAKLARDIR. Lütfen bu insanların sözlerine kanmayınız, yoksa hesap günü çok pişman olursunuz. Allah’ın elçisini, Kur’an’ın tamamlayıcısı ilan ederek, Allah’ın dinde ortağı yaparsak, hem Allah’ın elçisine iftira atmış, hem de Kur’an’dan sapmış olacağımızı bilmeliyiz. Dinin tek sahibi vardır oda Allah’tır, hükmüne de hiç kimseyi ortak etmeyeceğini açıkça bildiriyor. Allah’ın Elçisi yalnız Kur’an’a uymuş ve yalnız Kur’an’ı tebliğ ederek, Kur’an ile ümmetini uyarmıştır. Allah’ın kolaylaştırdığı dini, ellerimizle zorlaştırarak, toplumu dinden soğutmayalım, bunun çok büyük bir vebali olduğunun da farkında olalım. Televizyon da konuşan bu şahış, kadınların erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığını, bunun Kur’an’da geçtiğini, onun içinde kadınları çok fazla doğrultmaya çalışmayın başaramazsınız, kırarsınız şeklinde açıklama yaparak, kadınlarımıza karşı açıkça küçümser tavırlar aldığını, daha önemlisi Kur’an’a ve kadınlarımıza iftira attığına da şahit oldum. KUR’AN’IN HİÇBİR YERİNDE KADININ, ERKEĞİN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILDIĞINDAN BAHSEDİLMEZ. Bu bilgi Yahudi fitnesi ve inancıdır. Yahudilerin ellerinde bulunan, adına Tevrat dedikleri tahrif edilmiş kitaplarında yazar. Kur’an’da ise tam tersine, bakın nasıl açıklar bu konuyu. Araf 189: “SİZİ TEK BİR CEVHERDEN YARATAN VE GÖNLÜNÜN HUZURA KAVUŞACAĞI EŞİNİ DE, O CEVHERDEN VAR EDEN, ALLAH’TIR….”(Bayraktar Bayraklı meali) Allah kadını, eşinin yaratıldığı mayadan, özden, cevherden yani erkeğin yaradılışının aynısından yaratıyor ki, kendisi ile anlaşabilsin, huzur bulsun. Onun içn Kur’an kadın erkek ayrım yapmadan, sizleri topraktan yarattık diye açıklama yapar. Lütfen dikkat, eğer erkeğin yaradılışından farklı yaratılmış olsaydı kadın, yani erkeğin yalnız bir uzvundan yaratılmış olsaydı, huzur içinde anlaşabilirler miydi? Erkek kadını küçümser tavırlar içinde olurdu. Dengesiz, anlaşmaları mümkün olmayan çiftler çıkardı ortaya. Ama dine fitne sokanlar, kelimelerle oynayarak, batıl inançlarını, dine sokarak, Yahudi inançlarını topluma doğruymuş gibi anlatıp, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına, bu toplumun bir kısmı inandırılmış ve kadın küçümsenmiştir. Allah yardımcımız olsun. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, Allah’ın halis kullarından oluruz. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”(Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 ) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Bu makalemde sizleri Saff suresi 6. Ayet üzerinde, düşünmeye davet etmek istiyorum. Bir çok konuda da yaptığımız gibi, ayetleri tercüme ederken rivayetlerin, doğru olmayan bilgilerin etkisiyle tercüme ediyoruz. Bu ayet de yapılan yanlış üzerinde birlikte düşünelim Önce ayeti diyanetin mealinden yazalım. Şunu da söylemek isterim, ayeti genel çoğunluk aynı tercüme etmişler, lütfen araştırınız. Saff 6: MERYEM OĞLU İSA DA ŞÖYLE DEMİŞTİ: “EY İSRÂİLOĞULLARI! BİLİN Kİ BENDEN ÖNCEKİ TEVRAT’I DOĞRULAMAK VE BENDEN SONRA GELECEK AHMED İSİMLİ ELÇİYİ MÜJDELEMEK ÜZERE SİZE ALLAH TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ ELÇİYİM.” AMA O (AHMED) KENDİLERİNE APAÇIK KANITLARLA GELİNCE, “BU (KANITLAR) BESBELLİ BİR BÜYÜ!” DEDİLER. ( Kur’an yolu. Diyanet İşl.) Bakın Hz. İsa’nın, Yahudileri uyarıp İncil’i tebliğ ederken, ne söylediğini Rabbimiz bizlere Kur’an’da bildiriyor. Hz, İsa özellikle İsrail oğullarına, benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve benden sonra gelecek AHMED isimli elçiyi müjdelemek üzere, size ben Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim diyor. Daha doğrusu tercümeyi AHMET isimli elçi diye yazmışlar. Sizce tercümenin bu kısmı, doğru olabilir mi? Neden doğru olamaz, çünkü Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ eden Resulün ismi Ahmet değil, MUHAMMED olduğu Kur’an’da yazıyor. Bakın böyle söylersek, KUR’AN’DA ÇELİŞKİ YARATIRIZ. Küçük bir örnek verelim. “İMAN EDİP İYİ İŞLER YAPANLARIN VE MUHAMMED’E İNDİRİLENİN RABLERİ TARAFINDAN GERÇEK OLDUĞUNA İNANANLARIN GÜNAHLARINI (ALLAH) ÖRTMÜŞ VE ONLARIN DURUMUNU DÜZELTMİŞ (OLACAK)TIR.” (Muhammed 2) Kur’an’a baktığınızda buna benzer birçok ayette Allah, Resulüne MUHAMMED diye hitap ediyor. Allah daha sonra göndereceği Elçilerinin ismini değil, özelliklerini vasıflarını bildirmiştir. Örneğin Tevrat’ta Hz. İsa’nın geleceği bildirilmiş ama ismen değil sıfatları özellikleri ile bildirmiştir ki, tanımaları kolay olsun. Tevrat’ta Hz. İsa MESİH diye geçer. Bunu yazınca hemen hatırlamışsınızdır, Kur’an’da ’da Hz. İsa MESİH diye geçer. Peki, MESİH kelimesinin anlamı nedir? KUTSANMIŞ, MUBAREK, KURTARICI. Yani özel yetenekleri gücü olan dersek de yanlış olmaz. Kur’an’da hangi ayetlerde Hz. İsa konusunu anlattığını merak ederseniz, lütfen araştırınız. Neden Hz. İsa’ya Kur’an’ın MESİH dediğini sanırım biliyorsunuz. Kur’an’da Hz. İsa’nın birçok özelliklerini bizlere anlatır. Bunları biliyorsunuz, bilmiyorsanız lütfen Kur’an’dan onlarıda okuyunuz. Söylediğim gibi Tevrat’ta da Allah, Hz. Musa’dan sonra göndereceği Elçisinin ismini değil, özelliklerini sıfatlarını yazmış ki kolay tanıyabilsinler. Şimdide gelelim Saff suresi 6. Ayette geçen ve Hz. İsa’nın kendisinden sonra gelecek Elçinin müjdelendiği konuya. Bu ayeti genel çoğunluk, Ahmet isimli Elçi gelecek diye yazmışlar. Söylediğim gibi, Kur’an’ı bizlere tebliğ eden Elçinin ismi Ahmet değil MUHAMMED demiş ve Kur’an’da da böyle geçtiğini hatırlatmıştım. Bu durumda ayette geçen AHMED kelimesi, ne anlama geliyor burası önemli. Bu kelime Arapçada şu anlamlara geliyor. “İŞİNİ İYİ YAPAN, ÖVÜLMEYE EN LAYIK OLAN, ÇOKÇA ÖVÜLEN, ALLAH’A EN ÇOK HAMDEDEN.” Konumuz şimdi sanırım açıklığa kavuştu. Buda bir SIFAT. Gerçekten de Kur’an’da Allah Resulünü bizlere örnek göstermiştir. Onun nasıl bir insan olduğunu, toplumda nasıl sevildiğini, güvenilir olup ona saygı duyulduğunu, hatta kendisine MUHAMMEDÜL EMİN dendiğini biliyorsunuz. Tüm bu bilgilerden sonra, Saff suresi 6. Ayette geçen Ahmet isimli Elçi gönderdim değil, “BENDEN SONRA GELECEK, TOPLUMDA ÇOKÇA ÖVÜLEN, SEVİLEN ELÇİYİ MÜJDELEMEK İÇİN GÖNDERİLDİM.” Diye tercüme edilirse, daha doğru olur. Bu bilgileri doğrulayacak günümüz İncil’in’ den de bilgi aktarmak istiyorum. İncil’de geçen FARAKLİT kelimesi, genelde tesellici olarak tercüme edilir. Aslında faraklit diye geçer ve bunun anlamı da Kur’an’da geçen Ahmed adı ile aynı olup, HERKESİN ÖVDÜĞÜ, ÖVÜLEN KİŞİ KİMSE anlamındadır. Bakın bu bilgi ile Kur’an’da Saff 6. Ayette geçen Ahmed kelimesi, BİR SIFAT OLARAK nasıl birbirini onaylıyor. Hz. Muhammed, bu ayetin indirilmesinden sonra, Ahmed ismiyle de anılmaya başlanmış, günümüze kadar gelmiştir. Son olarak ayette geçen o önemli cümleyi sizlerle bu bilgilerden sonra, şöyle daha detaylı yazalım ki, ayeti daha doğru anlayabilelim. “BENDEN ÖNCEKİ TEVRAT’I ONAYLAYICI VE BENDEN SONRA GELECEK VE TOPLUMDA ÇOK ÖVÜLEN, İŞİNİ İYİ YAPAN, GÜVENİLEN VE SEVİLEN BİR ELÇİYİ SİZE MÜJDELİYORUM.” Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı hiçbir etki altında kalmadan özgür irademizle ama Kur’an bütünlüğüne ters düşmeyecek bir şekilde araştırmaya ve doğru anlamaya çaba harcayalım. İnanın bu çabayı gösterdiğinizde, doğruya HAK olan gerçeğe çok daha yakın olacağımızdan, hiç kuşkumuz olmasın. Yazdıklarım benim Kur'an'dan anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen hiç bir etki altında kalmadan, Kur'an'ı dikkatle okuyup ve düşünerek diğer ayetlerle bağlantı kurarak anlamaya çalışmak olmalıdır. Allah cümlemizin yardımcısı olsun. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Bir yazıma cevap veren bir kişinin, ibretlik sözlerini sizlere çok fazla yorum yapmadan vermek istiyorum. Ne yazık ki yaşadığımız İslam bu derece Kur’an’dan uzak ve adeta değeri düşürülmüş bir şekilde ŞEYTANIN TUZAKLARI İLE DOLU, Müslümanlara sunuluyor. Peki, Kur’an’ın yerini kim ya da kimlerin kitapları alıyor? Doğruluğundan asla emin olamayacağımız rivayetlerin ışığında, Kur’an’ı ancak Veli insanların anlayabileceği topluma kabul ettirilerek, Müslümanları kendilerine davet edenlerin yazdığı kendi düşünce ve inançları doğrultusunda yazdıkları KUR’AN TEFSİRLERİNİ OKUYANLARIN ancak, gerçek İslam’ı Kur’an’ı anlayıp yaşayacaklarını, gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorlar. Peki soralım kendilerine, kimin Kur’an tefsirini okuyalım en doğrusudur, ya da İslam’ı kimden öğrenelim? Günümüzde öyle Kur’an tefsirleri var ki, Allah’ın ayetlerinin tam tersini tefsir etmişler. Bunlara mı güvenelim? İşte bu yolu Müslümanlara tavsiye edenlerin, yakın zamanda acısını çektik, hala çekmeye devam ediyoruz, sanırım ismini vermeme gerek yok. Bu düşünce Müslümanlara kurulan bir tuzaktır, farkında olmak isteyen Allah’ın emrettiği gibi YALNIZ KUR’AN’A SARILIR. MÜSLÜMANLAR İŞTE BÖYLE YÜZLERCE YILDIR KULLANILIYOR VE İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETİLİYOR. BU TUZAĞI KURANLARIN BAŞINDA, YAHUDİLERİN GELDİĞİNİ LÜTFEN UNUTMAYALIM. Düşünebiliyor musunuz Kur’an’ın tam tercüme edilemeyeceğini, herkesin Kur’an’ı anlayamayacağını bu topluma kabul ettirip, bizleri Allah ile aldatmaya devam ettikleri gibi, kendilerine geçim kaynağı yaptılar milyarlara hükmediyorlar. Bu kişiler eğer Kur’an’ı çok değil, bir kez kendi dillerinden anlayarak ve düşünerek okumuş olsalardı, Allah’ın yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdığını, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, nice örneklerle bizzat açıkladığını söylediğini görebileceklerdi. Ne yazık ki Rabbimizi ne duyan ve ne de dikkate alıp Allah’a güvenen var. Varsa yoksa rivayetler sanı bilgiler. Hatırlatırım Rabbimiz bu konuda ne diyordu? “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (Bakara 147) Yani bu zihniyete göre, Allah her kulunun anlayamayacağı bir rehber, nur sorumlu olduğumuz Kur’an’ı gönderiyor, çok daha önemlisi sakın kendinize Veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek Veliniz yalnız benim dedikten sonra, bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı da istediği halde, bizler Kur’an’ı okuduğumuzda genel çoğunluğumuz anlayamıyor, onu Veli âlim insanlar anlıyor, bizler onlardan mı öğrenmemiz gerekiyor, öylemi? ALLAH AKIL FİKİR VERSİN DİYECEĞİM AMA HERKESTE AKIL FİKİR VAR. ÖNEMLİ OLAN ONU KULLANMAK. Bu düşüncede ve inançta olan hiç kimseye Kur’an gerçeklerini anlatamazsınız, onun için bende fazla ısrar etmeyeceğim. ÇÜNKÜ ALLAH’IN RESULÜDE, KENDİ ELLERİYLE GÖZLERİNE PERDE ÇEKİP KULAKLARINI VE KALPLERİNİ İNATLARINDAN DOLAYI MÜHÜRLEYENLERE, KUR’AN’I KABUL ETTİREMEMİŞTİ. Lütfen ders olması adına bana verilen cevabı dikkatle okuyalım ki, çaba göstermeden birilerine din adına sorgusuz tabi olmanın, ne derece korkunç bir şey olduğunu anlayabilelim. “MEÂLCİLER TEFSİRİ SEVMEZ, ÇÜNKÜ TEFSİR OYUNU BOZAR. TEFSİR; AYETİ ARAP DİLİYLE, BAĞLAMIYLA, NÜZUL ORTAMIYLA, SAHABE ANLAYIŞIYLA VE RASULULLAH’IN UYGULAMASIYLA SINAR. BU DA “AYET OKUDUM, BÖYLE HİSSETTİM” DİNİNİ YIKAR. MEÂLCİLİK İLİM DEĞİL, BİREYSEL KANAATTİR. TEFSİR DEVREYE GİRDİĞİ ANDA SÜNNET ZORUNLU OLUR, NAMAZIN NASIL KILINDIĞI, ZEKÂTIN NASIL VERİLDİĞİ, İBADETLERİN SOYUT DEĞİL FİİLÎ OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR. MEÂLCİLERİN ASIL RAHATSIZLIĞI BUDUR. ÇÜNKÜ TEFSİR, RESULÜ DEVRE DIŞI BIRAKAN BİR KUR’AN ANLAYIŞINA İZİN VERMEZ. MEÂLCİLİK, “KUR’AN HER ŞEYİ AÇIKTIR” DİYEREK BAĞLAMI, ARAPÇAYI VE TARİHSEL SÜREKLİLİĞİ YOK SAYAR; SONRA AYNI AYETİ HERKES FARKLI ANLAR. BU KUR’AN’IN AÇIKLIĞI DEĞİL, YORUM ANARŞİSİDİR. TEFSİR BU ANARŞİYİ BİTİRİR. AYRICA TEFSİR, SAHABENİN VE İLK NESİLLERİN KUR’AN’I NASIL YAŞADIĞINI GÖSTERİR. BU YÜZDEN MEÂLCİLER TEFSİRDEN HOŞLANMAZ; ÇÜNKÜ TEFSİR ŞUNU İSPAT EDER: 14 ASIR BOYUNCA İSLAM, BUGÜNKÜ MEÂLCİ YORUMLARLA YAŞANMADI. GERÇEK ŞU Kİ; TEFSİR OLMADAN KUR’AN KORUNMAZ, PARÇALANIR. TEFSİRSİZ KUR’AN, ALLAH’IN KİTABI DEĞİL, HERKESİN KAFASINDAKİ METİNDİR. MEÂLCİLER TEFSİRİ SEVMEZ ÇÜNKÜ TEFSİR, UYDURULMUŞ DİNİ DEĞİL, YAŞANMIŞ İSLAM’I ORTAYA ÇIKARIR.” Kendi düşüncelerini inançlarını anlatırken bile, biraz düşünseler yanlışlarını görecekler. Bakın ne diyorlar. “TEFSİR DEVREYE GİRDİĞİ ANDA, SÜNNET ZORUNLU OLUR,” Peki kimin sünneti, Allah’ın mı yoksa Resule ait olduğu iddia edilen rivayetlerin oluşturduğu beşeri sünnet mi? Allah’ın dini İslam’ın tek sünneti vardır, oda Kur’an’da apaçık yazıyor. Elbette bahsettikleri sünnet Allah’ın sünneti değil. Demek ki Kur’an’ı bizzat bizler Allah’ın kitabından okuduğumuzda, Allah’ın sünnetinden başka bir sünnet devre girmiyormuş. Araya beşeri rivayetleri de ilave ettiğinizde, sonu ucu bucağı belli olmayan bir yola yolculuk başlıyor demektir. Tek bir soru sormak istiyorum. Rabbimiz sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’ı yemin olsun ki hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye kolaylaştırdık, nice örneklerle açıkladık dedikten sonra, salat edin, oruç tutun, zekât verin, Hacca gidin emrini açıklamamış, gerektiği kadar Kur’an’da izah etmemiş olabilir mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Çünkü gönül gözleri kapalı olana HAK’TAN gelen gerçekleri anlatmak, kabul ettirmek mümkün değil. Allah’ın kitabına güvenmeyene ne diyebiliriz? İlginç olan, Kur’an mealinin yazarının bireysel kanaati olduğunu söylüyor. Hâlbuki meal kelimesi Arapça olup anlamı; MEYDANA GELEN NETİCE”, “MANA”, “ANLAM”, “SONUÇ” anlamına gelir. Yani tercüme anlamındadır diyebiliriz. Önemli olan Allah’ın bizlerden ne istediğinin manasını, özünü anlamaktır. Peki, Tefsir ne demek? Yazılanları kendi düşünce ve anlayışına göre YORUMLAMAKTIR. Şu sözlere bakar mısınız lütfen. “GERÇEK ŞU Kİ; TEFSİR OLMADAN KUR’AN KORUNMAZ, PARÇALANIR. TEFSİRSİZ KUR’AN, ALLAH’IN KİTABI DEĞİL, HERKESİN KAFASINDAKİ METİNDİR“ Hatırlatırım Allah, Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Allah’tan daha güçlü koruyanlar mı var aramızda? Rabbimiz Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani tartışmasız apaçık anlaşılacak bir şekilde gönderdiğini söylediği halde, işte bizleri Allah’ın yolundan böyle saptırıyorlar ve kendilerine davet ediyorlar. Bu sözleri okurken bile yüreğim titriyor, onun için hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bu zihniyetin, Allah’ın Kur’an’ı koruduğuna bile inanmıyor da, Kur’an’ı kendi düşünce ve inançlarına göre tefsir edenlerin Kur’an’ı koruduğuna inanıyorsa, doğrusu bu söyleyenlerden şeytan bile korkar. Lütfen ne söylediğimizin nelere inandığımızın farkında olalım, yoksa hesap günü, Rabbimizin söylediği gibi, yüzleri simsiyah haşredilenlerin arasında oluruz. Bu can bu bedenden ayrılmadan lütfen inancımızı, imanımızı sorumlu olduğumuz KUR’AN İLE SORGULAYALIM. Bunu yapmadığımız takdirde, Allah Kur’an’da ne emrediyorsa, tam tersini Allah’ın dini diye yaşadığımızın asla farkında olamayacağımızı, bana verilen cevap çok güzel örnek teşkil ediyor. İslam dininin sahibi Allah’tır ve Rabbimiz yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdık yok mu düşünen aklını kullanan diye uyarıyor yani Kur’an’ı her aklı başında bir insanın ANLAYACAĞINI SÖYLÜYOR ve bizleri YALNIZ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORSA, aklını kullanmayıp Allah’ın ipine sarılmayanların lütfen sözlerine inanmayınız, inanın mahşer günü çok üzülenlerin, pişman olanların safında olabileceğimiz gibi, ebedi hayatımızı da ateşe atmış oluruz. Yüce Rabbimiz Kamer suresinde, aralıklarla hep aynı uyarıyı yapıyor ve diyor ki yemin ederek, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık, var mı öğüt alan? Peki, bunca açık uyarıyı Rabbimiz aynı surede 4 kez tekrar etmesine rağmen ne diyoruz? Kur’an açık ve detaylı değildir, Kur’an’ı herkes anlayamaz. Resulünün rivayet hadisleri Kur’an’ı açıklamıştır, bu hadislerden istifa edilerek Kur’an’ı tefsir edenlerden ancak Kur’an’ı okuyup öğrenebiliriz, demiyor muyuz? Bakın bizleri HAK olana değil RİVAYETLERE yönlendiriyorlar. Hala kurulan tuzağı anlamadınız mı? İşte bizlere kurulan tuzak bu kadar açık görünüyor, ama bizler kendi ellerimizle kör ve sağır olduysak, doğrusu söyleyecek sözün sonuna gelmişiz demektir. “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?”(Kamer 17) “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer 22) “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer 32) “ANDOLSUN, BİZ KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer 40) Dilerim Rabbimizden, yaşadığımız inancımızı Kur’an ile sorgulayıp, hatasından yanlışından dönerek batıl ve rivayetlerden uzak, YALNIZ ALLAH’IN İPİNE SARILAN, Allah’ın halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ilk ayet, Nisa suresi 105. Ayet olacak. Rabbimiz bu ayetinde bizlere çok önemli bir konuda bilgi verdiği gibi, dikkat çekici bir uyarıda da bulunuyor. Lütfen bu ayet üzerinde, Kur’an bütünlüğünde dikkatle düşünelim. Önce ayeti yazalım. Nisa 105: (EY MUHAMMED!) BİZ SANA KİTAB’I (KUR’AN’I) HAK OLARAK İNDİRDİK Kİ, İNSANLAR ARASINDA ALLAH’IN SANA ÖĞRETTİKLERİ İLE HÜKÜM VERESİN. SAKIN HAİNLERİN SAVUNUCUSU OLMA. (Diyanet meali) İlk cümle üzerinde birlikte düşünelim. Allah Resulünü çok önemli bir konuda uyarıyor ve diyor ki, sana kitabı yani Kur’an’ı HAK olarak indirdik diyor. Sizce Allah Resulüne HAK olarak indirdim derken ne demek istemiş olabilir? Hak kelimesinin anlamı GERÇEK, SABİT, DOĞRU, KESİN anlamlarına gelir. Demek ki Rabbimiz Resulüne şunu söylüyor. Sana Kur’an’ı değişmez, ilave edilemez, çıkartılamaz eksiksiz, açıklanmış sabit ve doğru kesin hükümlerle bildir ki, SENDE KUR’AN İLE KULLARIMA AÇIKÇA VERDİĞİM BİLGİLERLE, HÜKMEDESİN DİYOR. Ayette geçen bir kelime üzerinde de durmak istiyorum. Çünkü bu ve benzeri kelimelere, Allah’ın asla bahsetmediği örnek dahi vermedi Kur’an’ın tam tersi anlamları vererek, batıl mezhep inançlarına kanıt yaratmaya çalışıyorlar. Şunu lütfen unutmayalım, Rabbimiz Kur’an’da herhangi bir konuda, ayetinde bir hüküm verdiyse, aynı konuda bir başka ayetinde asla bunun tersini söylemez. Yapılan Kur’an tercümelerinde böyle bir tezatlık görüyorsanız, mutlaka O ayet yanlış yada batıl inançalrını Kur’an’a söyletebilmek için, kasıtlı tercüme edilmiş demektir. Dikkat ettiyseniz ayette SANA ÖĞRETTİĞİ GİBİ YA DA SANA GÖSTERDİĞİ GİBİ kelimelerinden yola çıkarak, bakın Allah bazı konuların detaylarını Kur’an’da yazmamış, Resulüne öğretmiş ya da göstermiş bizler Allah’ın Resulünden öğreniyoruz, yani Allah’ın Resulü soyut olan ayetleri, somut hale dönüştürüp yaşanır hale getirmiştir diyerek, kendi inançlarına kanıt yaratıyorlar. Örneğin Allah namaz kılın, zekât verin, Hacca gidin demiş ama açıklamamış, Resulüne Kur’an dışından nasıl yapılacağı öğretilmiştir diyorlar. Halbuki önyargısız Kur’an’ı okusalar çok basit ve kolay bir şekilde, nasıl hayatımıza geçireceğimiz açıklanmış. Bizler Allah’ın açıkladığı ile yetinmeyip, atalarımızın mezhep inançlarını Kur’an’da göremediğimizde, Allah’ın söylemediklerini ayetlere ne yazık ki ilave etmeye çalışıyoruz. Elbette bu düşünce asla doğru değildir ve Kur’an’ın neredeyse tamamına ters düşer. Hatta Nisa suresi 105. Ayete bile ters düşer, yeter ki önyargısız Allah’ın uyardığı gibi ayetler üzerinde düşünelim, hemen gerçekleri görürüz. Allah bu ayette Kur’an’ı ne için indirdik demişti? HAK olarak yani gerçek, sabit, doğru, kesin, eksiksiz olarak indirdiğini söylüyordu. Bu durumda Rabbimiz HAK olarak indirdiği hükümlerini, açıklamadan, izah etmeden, nasıl yaşayacağımızı söylemeden indirmiş olabilir mi? Asla mümkün değil, çünkü Allah’ın Resulü açıklanmamış detay verilmemiş Kur’an ile nasıl bizlere hüküm versin? Bunu söylemek asla mümkün değildir. Enam 114. Ayetinde, Kur’an’ın açıklanmış halde indirildiğini ve ALLAH’IN KİTABINDAN BAŞKA HAKEM, HİÇ BİR KİTABIN OLAMAYACAĞINI BAKIN NASIL SÖYLÜYOR. Enam 114: (DE Kİ:) “ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIKLANMIŞ OLARAK İNDİREN O’DUR.” KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’AN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Kur’an yolu Diyanet işl.) Allah’ın kitabından başka hakem, delil, kanıt arayanlara doğrusu söyleyecek sözüm elbette yok. Herkes kendi imtihanını yaşıyor bu dünyada. Rabbimizin Resulüne HAK olarak yani gerçek, sabit kesin hatta nice örneklerle açıklayıp göndermesinin nedeni, Resulünün ÜMMİ olmasından kaynaklanıyor. Yani Allah’ın Resulüne iftira attıkları gibi, ÜMMİ kelimesi okuma yazma bilmeyen değil, Kitap Ehline tabi olmayan anlamında olduğundan ve Hz. Muhammed’in dini konularda hiçbir bilgisi olmadığından, Rabbimiz bizzat Kur’an’ı HAK olarak açıklanmış detaylı bir şekilde gönderiyor. Hatırlayınız Allah Resulünün ümmi oluşuna açıklama getirmek için ne diyordu? “İŞTE BÖYLECE SANA DA, KENDİ BUYRUĞUMUZLA BİR RUH (KUR’AN) VAHYETTİK. SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMİYORDUN.” (Şura 52) Sanırım Rabbimizin sana öğrettik ya da sana gösterdiğimiz gibi sözlerinden neyi kast ettiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır. ALLAH’IN RESULÜNÜN GÖREVİ, YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETMEK YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETMEK OLDUĞU ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR. Şunu lütfen unutmayalım, biz Müslümanların aramıza girmiş Yahudi fitnesi, Allah’ın Resulüne bizlerin coşkun sevgiyle bağlı olduğumuzu bildikleri için, O’nun adını vererek bizleri aldatıyor ve Resulünü adeta Allah’ın din ortağı yaparak, BİZLERİ ŞİRK BATAĞINA SÜRÜKLÜYORLAR. Sizce Allah’ın Resulü, neye uyduysa, bizlerde ona uymamız gerekmez mi? Bakın nereye uymuş. “DE Kİ: “BEN TÜREDİ BİR RESUL DEĞİLİM. BANA VE SİZE NE YAPILACAĞINI DA BİLMEM. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” ( AHKAF 9) “DE Kİ: “HANGİ ŞAHİDİN ŞAHİTLİĞİ DAHA GÜVENİLİRDİR?” DE Kİ: “BENİMLE SİZİN ARANIZDA ALLAH ŞAHİTTİR. BU KUR’AN BANA, HEM SİZİ HEM DE ULAŞTIĞI HERKESİ ONUNLA UYARMAM İÇİN VAHYEDİLDİ.” (ENAM 19) Allah’ın Resulü elbette Allah’ın, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimiz dedikten sonra, nice örnekler açıkladığını söylediği Kur’an ile ümmetine hükmediyor. Biz Müslümanları Allah ve Resulü ile aldatanlar, her şeye kılıf bulmaya çalıştıkları gibi buna da bulmaya çalışıyorlar ve diyorlar ki; “RESULÜNE VAHYEDİLEN YALNIZ KUR’AN DEĞİL Kİ, KUR’AN’A GEÇMEYEN BİRÇOK KONU KENDİSİNE KUR’AN DIŞINDAN, CEBRAİL TARAFINDAN ÖĞRETİLMİŞTİR.” Bunu söyleyenlere lütfen şunu soralım, peki Allah’ın Resulü neden Kur’an’ı yazdırırken sözlü olarak kendisine öğretilenleri, bildirilenleri Kur’an’a geçirmemiş de, bizler yüzlerce yıl sonra bu rivayet hadisleri bazı kişilerden duyuyoruz? Haşa Allah’ın Resulünü görevini eksik mi yaptı? Çünkü Kur’an’ı Allah ben koruyorum diyor, korunan bir kitapla bizlere iletilmesi gerekirken, Allah’ın yasakladığı rivayet yolla bizlere ulaştırılması, asla mümkün olamaz dememiz gerekmez mi? Elbette gerekir. Aslında bu yolla kendilerini aldatanlara şunları söylememiz de yeterlidir. Allah apaçık ayetinde bizlerin, YALNIZ KUR’AN’DAN SORUMLU OLACAĞIMIZI, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILMAMIZ GEREKTİĞİNİ HÜKMETMİŞTİR. Bu ve benzeri onlarca ayetten de anlıyoruz ki, Allah Resulüne Kur’an dışından bizlerin sorumlu olacağı, hiçbir şey emretmemiştir. Yoksa böyle emirler verir mi? Aslında zikir ehlini kandıramıyorlar çünkü hemen bunu söyleyenlere, Enam 19. Ayetle cevap veriyor ve Allah’ın Resulü, bakın bizleri yalnız Kur’an ile uyarıyormuş diyorlar. Batıl inançlarına kanıt yaratabilmek adına, ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar verip, kendilerini avuttukları bir ayeti daha hatırlatmak isterim. Nahl 64: SANA KİTABI, ANCAK AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ ŞEYLERİ ONLARA AÇIKLAMAN İÇİN VE İMAN EDEN BİR TOPLUMA DOĞRU YOLU GÖSTERİCİ VE RAHMET OLARAK İNDİRDİK. (Diyanet meali) Atalarının batıl inancına kanıt yaratmaya çalışanlar, bakın Allah’ın Resulü ayetleri açıklıyormuş, demek ki ayetler açık değil diyerek rivayetlere kanıt arıyorlar. Hâlbuki Allah birçok ayetinde Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir, biz Kur’an’ı nice örneklerle açıkladık ki hiç kimseye muhtaç olmayasınız demiyor muydu? Diyordu ama Allah’ı duyan dinleyen ne yazık ki çok az. Aslında bu ayette de farklı söylemiyor Rabbimiz, ayetin başında AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ KONULAR HAKKINDA ONLARI KUR’AN İLE BİLGİLENDİR, BÖYLECE AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ KONULARI KUR’AN İLE AÇIKLIĞA KAVUŞTUR DİYOR. Hatta Nahl suresi 44. Ayetinde bu konuda nasıl bir açıklama yapıyordu? APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. Gönül gözleri kör olana, batılın etkisiyle ön yargılarından kurtulamayana, asla Kur’an gerçeklerini gösteremezsin. Görebilmesi için önce ön yargılardan kurtulup, HER MÜSLÜMAN ÖNCE İMANINA SORGULAYIP, KUR’AN İLE RESET ATMALI VE İNANCINDA TEMİZLİK YAPMALIDIR. Böyle yaparsakör olan gönlü aydınlanır, perdelenmiş gözler görür, sağır olan kulaklar HAK olanı apaçık duyar. Allah ile aldatıcı O zalimlere şunu da söyleyelim lütfen. ARTIK SİZİN YALANLARINIZ ANLAŞILDI, FOYANIZ ORTAYA ÇIKTI. ÇÜNKÜ BİZ KUR’AN İLE BULUŞTUK ÇOK ŞÜKÜR VE GÖRDÜK Kİ ALLAH ZUHRUH 44. AYETİNDE, BİZLERİ YALNIZ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYOR VE BİZLERİN YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILMAMIZI EMREDİYOR. SİZİN SÖYLEDİKLERİNİZ YALAN VE İFTİRAYMIŞ DİYELİM. Verecek çok örnek var, dilerim gönül gizleri Kur’an ile gören, Allah’ın azınlık HALİS kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK https://kuranadavet1.wordpress.com/ https://twitter.com/KURANA_DAVET http://www.hakyolkuran.com/ https://www.facebook.com/Kuranadavet1/ https://hakyolkuran1.blogspot.com/
  8. Bu makalemde sizlere, günümüzde farkında olmadığımız yanlışlarımıza, çok dikkat çekici bir ayet hatırlatmak istiyorum. BİZLERİ ŞİRK BATAKLIĞINA SÜRÜKLEYEN BU YANLIŞIMIZI, FARKINDA OLMADAN İNANIN ÇOK YAPIYORUZ. Bu ayeti okuyup tebliğ alıp iman ettik dedikten sonra, bizlerin ayetin hükmünün tamamen tersi bir İslam’ı yaşadığımızı göreceksiniz. Tabi düşünen, aklını kullanan batılın ve hurafenin etkisinde kalmayan bir Müslüman, gerçekleri ancak fark edecektir. Önce ayeti yazalım, daha sonra ayet üzerinde Kur’an bütünlüğünde birlikte düşünelim. Lütfen Haluk Bey yine uzun yazı yazmış deyip, yarıda bırakmayalım sabırla okuyalım. Ali İmran 105: KENDİLERİNE APAÇIK DELİLLER GELDİKTEN SONRA, PARÇALANIP AYRILIĞA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN. İŞTE ONLAR İÇİN BÜYÜK BİR AZAP VARDIR. (Diyanet meali) Ayet çok açık ve net bizlere bir uyarıda bulunuyor. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra diyor. Peki, bizler Allah’ın Kur’an için apaçık dediğine inanıyor ve hayatımıza geçiriyor muyuz? Apaçık denilen delillerin, kanıtların önce gerçekten Kur’an olduğuna iman etmeliyiz. Dikkat ettiyseniz gelen O delilin yani Kur’an’ın APAÇIK olduğunu günümüzde çoğunluk Müslümanlar inanmıyor. Allah apaçık diyorsa, aklı başında her insan anlayabilir demektir, bizler öyle mi diyoruz? Çok üzgünüm ama bizler Kur’an’ın etkisinde olmayıp, mezheplerin rivayet sözlerinin/hadislerinin etkisinde İslam’ı yaşadığımız için, Kur’an’ın bu ve benzeri onlarca ayetine tam tersi bir inancı kabul etmekte bir sakınca görmüyor ve KUR’AN APAÇIK DEĞİLDİR, DETAY VERMEZ ÖZET BİLGİ VERİR. KUR’AN’I ZATEN HERKES ANLAYAMAZ DEMİYOR MUYZ? Peki, neden bu yanlış yola toplumu sürüklüyorlar? Toplumu Allah ile aldatanlar, ALLAH İLE KULUNUN ARASINA GİRİP, ALLAH’IN GÜDÜMÜNDEN TOPLUMU ÇIKARTIP, KENDİ GÜDÜMLERİNE ALABİLMEK, İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETEBİLMEK İÇİN BUNU YAPIYORLAR. Rabbimiz bu konularda bizleri uyarıp, aklınızı kullanın benden başka sakın Veliler edinip ardı sıra gitmeyin diye uyardığı halde, BU GERÇEKLE BLUŞAMAYAN MÜSLÜMANLAR, Allah’ın emrinin tam tersini İslam’ın emri diye yaşadıklarının, hala farkında bile değiller. Ne yazık ki bizler kendi ellerimizle, kendi gözlerimize batılın perdesini çektik, kulaklarımıza bu batıl bilgilerle ağırlıklar yerleştirdik artık HAK olanı göremez, duyamaz olduk. Kalplerimizi de mühürleyince hissedemez olduk. ÇÜNKÜ AKLIMIZI KULLANMAYI BIRAKTIK, BAŞKALARININ AKLINA TESLİM OLDUK. Kalp çok önemlidir duygunun merkezidir. Eğer iman kalplerimize yerleşmemişse gerçek iman edenlerden asla olamayız. Onun için Allah birçok ayetinde, Cebrail’in ayetleri Resulün kabine indirdi tabirini kullanır, yani ona ayetin tüm gerçeklerini öğretti onu gerçek iman edenlerden yaptı anlamındadır. Yine Rabbimiz Kur’an’da bedevi Araplardan bahsederken, onlar iman ettik diyorlar ama onların imanları kalplerine daha yerleşmedi diyerek, çok önemli bir gerçeğin altını çiziyor. ÇOK ÜZGÜNÜM AMA BİZLERDE AYNI HATAYI YAPIYORUZ VE İMANLARIMIZ SÖZDE KALIYOR, KALPLERİMİZE YERLEŞEMİYOR. Rabbimiz Kur’an’ın apaçık olduğunu, nice örneklerle izah edilip açıklandığını anlayalım ve hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, bizzat kendisinin Kur’an’ı açıkladığını yemin ederek kolaylaştırdığını söylediği halde, bu uyarıları ne yazık ki inatla görmezden duymazdan geldik, üstünü örttük. Peki neden, sırf atalarımızın batıl inancını yaşamaya devam edebilmek için. Allah özellikle bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM bir şekilde, yani şüphe duymayacak kadar apaçık gönderdiğini söylemesini bile göz ardı ettik. Bizler daha çok şeyleri görmezden geldik. Örneğin sakın dinde bölünenler gibi olmayın, tek yumruk olun yoksa sizi yok ederler diye uyardığı halde, bizler dinde mezheplere, cemaatlere, tarikatlara bölünmeyi doğru, güzel göstermek için, BU BİR ZENGİNLİKTİR DEMEKTE SAKINCA GÖRMEDİK. Yani Allah ne emrediyorsa tersini iddia ettik, yaşadık ama bunun hala farkında değiliz. Hâlbuki Allah İslam dininde tek bir kaynak Kur’an’ın olduğunu bizlere bildirmiş ve hangi kaynaktan sorunlarımızı çözmemizi istemişti hatırlayalım. “İNSANLAR TEK BİR ÜMMETTİ. ALLAH, MÜJDECİLER VE UYARICILAR OLARAK RESULLER GÖNDERDİ VE BERABERLERİNDE, İNSANLARIN ANLAŞMAZLIĞA DÜŞTÜKLERİ ŞEYLER KONUSUNDA, ARALARINDA HÜKÜM VERMEK ÜZERE, KİTAPLARI HAK OLARAK İNDİRDİ.”(Bakara 213) Hatta Allah kullarını, yalnız indirdiğim vahyimden sorumlu tutacağını da apaçık bildirdi. Bunca açık ayetler elimizde olduğu halde, bizler aramızdaki sorunları çözmek için, Allah’ın kitabını yeterli görmeyip, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, Allah’ın yolundan saptık ama bunun farkında bile değiliz. Hâlbuki Rabbimiz çok açık ve net bizleri hangi kaynaktan hangi bilgilerden sorumlu tutacağına hükmetmişti hatırlayalım Zuhruf 44: ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali) Gerçekten de bizler gözlerimizi HAK olana yummuş, BATIL olana açmışız. RABBİMİZİN SAKIN DİNDE PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN, UYARISINI BİLE ATALARIMIZIN BATIL İNANCINA KURBAN EDEREK GÖRMEZDEN GELEBİLİYORSAK, BİZLER HER TÜRLÜ AZABI HAK ETMİŞİZ DEMEKTİR. Onun içinde gerçekleri göremiyoruz. Bakın ayeti özellikle Diyanetin mealinden yazıyorum, çünkü Diyanet bizler için güvenilir olması gerekmez mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Çünkü ayeti bu kadar güzel tercüme eden Diyanet, kendilerine ait Diyanet haber sitesinde, İslam’ı bakın hangi kaynaklardan yaşamamız gerektiğini söylüyor ve camilerde bunları topluma anlatmakta bir sakınca görmüyorlar. “İSLAM DİNİNİN İKİ TEMEL KAYNAĞI VARDIR. BUNLAR, ALLAH’IN KİTABI VE BU KİTABI İNSANLARA TEBLİĞ EDEN HZ. PEYGAMBER’İN SÜNNETİDİR. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULDUĞU GÜNDEN BERİ BU İKİ TEMEL KAYNAĞA DAYANAN BİR YAYINCILIK ANLAYIŞINA SAHİP OLMUŞTUR. TOPLUMA SAHİH DİNÎ BİLGİYİ ULAŞTIRMAK AMACIYLA HER KESİME YÖNELİK NİTELİKLİ ESERLER YAYINLAMAKTADIR. DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE BİDATLERE, SAPMAYA, YOZLAŞMAYA VE BOZULMAYA KARŞI DİNİ DOĞRU VE GÜVENİLİR KAYNAKLARDAN ÖĞRENMEK ÇOK ÖNEMLİDİR. SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ BU KONUDA ÜMMETİNİ ŞÖYLE UYARMIŞTIR: “SİZE İKİ ŞEY BIRAKIYORUM, ONLARA SIMSIKI SARILDIĞINIZ SÜRECE YOLUNUZU ŞAŞIRMAYACAKSINIZ: ALLAH’IN KİTABI VE PEYGAMBERİNİN SÜNNETİ.” (MUVATTA’, KADER, 3) Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah’ın Resulünün veda hutbesinin, yaklaşık yüz bin kişi gibi kalabalık bir topluma hitap ettiği rivayet edilir. Bu kadar kalabalık bir topluma hitap edilen konuşma, inanılmaz farklı şekillerde bugün bizlere rivayet yolla ulaşmıştır. Diyanetin, Allah’ın Resulünün size iki emanet bırakıyorum sözü bile, günümüze 3 değişik şekilde ulaşmıştır. Birisi Diyanetin söylediği gibi iki emanet bırakıyorum, Kur’an ve benim sünnetim. İkincisi SİZE TEK BİR EMANET BIRAKIYORUM ODA KUR’AN’DIR. Üçüncüsü size iki emanet bırakıyorum, birisi Kur’an diğer ehlibeytimdir. Sizce hangisi doğru olabilir? Zikir ehli, bunun doğrusunu Kur’an’dan hemen anlayacaktır. İşte rivayetlere kuşku duymadan inanmak, bu kadar tehlikelidir. Diyanet, İslam dininin iki kaynağı vardır diyor ama Allah tek bir kaynağının olduğunu, onlarca ayetinde bizlere apaçık söylüyor. Hatta Rabbimiz, SİZLERİ KUR’AN’DAN HESABA ÇEKECEĞİM DEMİYORMU Zuhruf 44. Ayetinde? Diyanet işleri başkanlığının, kurulduğundan beri bu iki temel kaynağa dayanan bir tebligat içinde olduğunu söylüyor. Bu düşünce asla doğru değildir. Tam tersine Atatürk, Diyanet işleri başkanlığını kurmasının nedeni, Türk halkının Kur’an’ın emrettiği gerçek İslam ile toplumu buluşturmak adına kurmuştur. Hatta İslam’ı bozmak isteyen tarikat ve cemaatlerle mücadele etmiştir, onun için bugün cemaat ve tarikatlarda Atatürk düşmanlığı yapılır. Sizce Zuhruf suresi 44. Ayetinde Rabbimiz, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim ve Ali İmran 103. Ayetinde HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİ KUR’AN’A SIMSIKI YAPIŞIN, BÖLÜNÜP PARÇALANMAYIN, hükmünü verdikten sonra, HAŞA sözünden dönüp, yalnız Kur’an ile olur mu, Resulümü herhalde postacı diye göndermedim, onun da dinde benim koymadığım hükümleri koyma, benim sünnetime ilaveler yapma yetkisini verdim, onlara da uymanız gerekirdi, der mi mahşer günü? Aklını zerre kadar kullanan gerçekleri görecektir, kullanmayana da zaten sözümüz yok. Bakın Allah Resulünü uyarıp, kimin hangi şeriatına, yani yoluna sünnetine uymasını istiyor. “SONRA SENİ DE DİN KONUSUNDA BİR ŞERİAT SAHİBİ KILDIK, ONA UY. BİLMEYENLERİN HEVESLERİNE UYMA.”(Casiye 18) Allah Resulünün, ona indirdiği Kur’an’ın şeriatına uymasını istiyor, farklı şeriatlar sünnetler dine ilave et, onlara da uysun kullarım demiyor. Çünkü Allah Kur’an’da, hükmüne hiç kimseyi ortak etmeyeceğini söylüyor. Bakın Rabbimiz biz kullarının Veliler, gavslar edinmeden nereye uymamızı emrediyor. “RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN. O’NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. SİZ NE KADAR DA AZ ÖĞÜT ALIYORSUNUZ! (Araf 3) Bu ve benzeri yüzlerce ayeti tebliğ alan bizler, sizce dinin ikinci kaynağı var diyebilir miyiz? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Gerçekten de Allah’ım, bizler senin ayetlerine karşı çok nankör davranıyor ve gözlerimizdeki perdeyi kaldırmak için çaba harcamadığımızdan, Kur’an’da ki öğütlerinden de faydalanamıyoruz. Yani biz kulların çok nankörüz. Allah’ın sünnetini biliyoruz, Kur’an’ın verdiği hükümler yani Allah’ın bizlerin izlemesini istediği yol ve yöntemler diyebiliriz. Peki, Allah’ın Resulünün sünneti farklımı sizce? Allah’ın Resulü, Allah’ın sünnetinin dışına mı çıktıda bunu söylüyoruz. Bu yanlışı yapanlara soracak çok soru var ama Kur’an’ın sınırlarını aşanlara ne anlatırsanız anlatın dinlemeyeceklerdir. Çünkü Gözler perdeli, kulaklar da ağırlıklar var, kalp ise hissetmez olmuş. Allah’ın Resulü de yalnız Kur’an’a uyduğunu apaçık gösteren ayetlere gözlerini kapatanlara, bu örnekleri istediğiniz kadar hatırlatın görmeyeceklerdir ama biz yine de hatırlatalım. Bakın Allah’ın Resulünün izlediği yol yani onun izlediği sünnet neresiymiş. “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) Allah’ın Resulü biz ümmetini yalnız Kur’an ile uyardığını yine Kur’an’da apaçık söylüyorsa, nasıl olurda dinin kaynağını ikiye çıkartıp, Allah’ın kitabının yanına rivayet kitaplar koyarak, Allah’ın yolundan bu toplumu farklı kaynaklara, yollara yöneltiriz? BUNU YAPANLARIN ALLAH’A HESAP VEREMEYECEKLERİNİ, MAHŞER GÜNÜDE RESULÜN YÜZÜNE BİLE BAKAMAYACAKLARINI, ŞİDDETLE HATIRLATIRIM. Yaptığımız çok büyük yanlışımıza, Rabbimizin uyarısını özellikle hatırlatmak istiyorum. Bakın Allah biz kullarını hangi bilgilere, kaynağa inanmamızı ve sarılmamızı istiyor. Kur’an dışı bir kaynak öneriyor mu? “İMAN EDİP İYİ AMEL İŞLEYENLERİN VE RABLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED’E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BÂTILA UYMALARI; İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İŞTE ALLAH, İNSANLARA KENDİLERİYLE İLGİLİ DURUMLARI BÖYLE ÖRNEK VERMEKTEDİR.” ( Muhammed 2-3) Bu ve benzeri ayetlere bu dünyada gözlerini yumanlar, gözlerini cehennemin kapısında açmaktan asla kurtulamayacaklardır. Sizleri yine Kur’an’dan Allah’ın biz kullarını özellikle uyardığı ve izlememiz gereken yolu ve onun tek kaynağının yalnız Kur’an olduğunu apaçık muhkem bir şekilde söylediği ayetlerle, baş başa bırakmak istiyorum. YALNIZ Allah’ın vahyine güvenip, onun ipine sarılanlara ne mutlu. “HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE (KUR’AN’A) SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN.” (Ali İmran 103) “AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ?” (Enbiya 10) “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (Bakara 147) “İŞTE BU KUR’AN, BİZİM İNDİRDİĞİMİZ MÜBAREK BİR KİTAPTIR. BUNA UYUN VE ALLAH’TAN KORKUN Kİ SİZE MERHAMET EDİLSİN.” (Enam 155) “ONLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUNUZ” DENDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEYE UYARIZ” DERLER. YA ATALARI AKILLARINI KULLANAMAMIŞ, DOĞRUYU DA BULAMAMIŞ İDİYSELER DE Mİ?” (Bakara 170) “EY İNSANLAR! ŞÜPHESİZ SİZE RABBİNİZDEN KESİN BİR DELİL GELDİ VE SİZE APAÇIK BİR NUR İNDİRDİK.” (Nisa 174) Değerli kardeşlerim, inanın biz Müslümanlar öyle batıl ve hurafe bir din yaşıyoruz ki, hesabın görüleceği O çetin gün bu yanlışlarla Allah’ın huzuruna gidersek, çok pişman olacağız. Yazdığım bütün ayetleri hiç tebliğ almamış olduğunuzu bir an düşünün. Rabbimizin yalnız şu ayetini tebliğ alıp iman ettim diyen bir Müslüman, sizce dinin iki kaynağı vardır diyerek, Kur’an’ın yanına doğruluğundan asla emin olamayacağı rivayet, sanı kaynakları koyabilir mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Dilerim gönül gözleri açık Kur’an gerçeklerini görebilen, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Casiye 6: İŞTE BUNLAR, ALLAH’IN ÂYETLERİDİR. ONLARI SANA GERÇEK OLARAK OKUYORUZ. ARTIK ALLAH’TAN VE O’NUN ÂYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Bizle İslam dininden bahsedip karşılıklı konuşurken, birbirimize öyle cevaplar veriyoruz ki, inanın bu cevaplarımızdan Kur’an’ı ya hiç anladığımız dilden okumadığımız, ya da hiç ayetler üzerinde düşünmediğimiz anlaşılıyor. Bu makalemde de, mezhepler konusunda bir video ya verilen bir cevap üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. “MEZHEPLERİ YOK SAYMAK, BEN BİR EBÛ HANİFE KADAR, BİR İMAM ŞÂFİÎ KADAR KUR’AN’I KERİM DEN ANLARIM, HÜKÜM ÇIKARABİLİRİM DEMEKTİR. VAR MI BUGÜN O DERECE BİR ÂLİM. İSLAM’I YAŞAMAK İÇİN O BÜYÜK ÂLİMLERİN REHBERLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR. YOKSA HERKES KUR’AN’I KERİMDEN ANLAYA BİLDİĞİ KADAR AYRI AYRI YOL TUTSUN. ÖYLE OLURSA İSLÂM DİYE BİR DİN KALMAZDI.” Çok ilginçtir cevabın daha ilk cümlesi, Kur’an’ın tam tersi bir konuda uyarıp, sakın dinde bölünenler gibi olmayın uyarısına, dinde adeta bölünmeyi savunurcasına, mezhepleri yok saymanın, adeta İslam’ı yaşayamamakla eşit tutabiliyor. Bakın Rabbimiz dinde sakın bölünmeyin diye nasıl uyarıyor. “DİNLERİNİ PARÇALAYAN VE GRUPLARA AYRILANLARDAN OLMAYINIZ! HER GRUP, KENDİLERİNDE OLAN İLE BÖBÜRLENMEKTEDİR.” (Rum 32) Şunu lütfen hiç unutmayalım. Rabbimiz Kur’an’da ruhban sınıfının asla olmadığını söylüyor. Ruhban sınıfı topluma dini anlatan Allah ile kulu arasındaki din adamlarıdır. Eğer Allah benim indirdiğim İslam dininde, ruhban sınıfı yok diyor da, bizlerin birey olarak yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ondan sorumlu olduğumuzu emrediyorsa, DEMEK Kİ BİZLER ALLAH’IN DİNİ İSLAM’I BİRİLERİNDEN DEĞİL, BİZZAT ALLAH’IN KİTABINDAN ÖĞRENMEKLE YÜKÜMLÜYÜZ DEMEKTİR. Hatırlatırım Allah, sakın kendinize Veliler edinmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diye uyarıyor. Demek ki mezhepleri, ya da benzeri cemaat ve tarikatlara bölünmeyi Allah yasaklıyormuş. Arkadaşımızın mezhepleri savunduktan sonra söyledikleri, aslında çok önemli. Çünkü bizlerin hala Kur’an ile buluşamadığımızı ve Allah’ın dinini nasıl yaşamamız gerektiğini bilmediğimizi gösteriyor. Verdiği örnekte bizler Ebu Hanife, İmamı şafi kadar Kur’an’dan anlayamam hüküm çıkaramam demek istiyor. Yani isimlerini saydıkları kişilerin ancak, Kur’an’ı doğru anlayıp bizlere anlattığını söylüyor. Halbuki muhyem ayet üzerinde yorum yapamayız, çünkü muhkem çok açık tartışmasız anlamındadır. Peki hangimiz, onların adı kullanılarak bizlere ulaştırılan sözlerin, bizzat kendilerine ait olduğundan emin olabiliriz? Hiç birimiz olamaz. Onun için Allah, sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diye bizleri uyarıyor. EĞER ÇABA GÖSTERDİĞİMİZDE, GERÇEKTEN KUR’AN’I ANLAYAMAZ OLSAYDIK, SORUMLUDA OLAMAZDIK AMA ALLAH SORUMLU TUTARIM DİYORSA, DEMEK Kİ ÇABA GÖSTERDİĞİMİZDE ANLAYABİLECEĞİMİZ SONUCU ÇIKIYOR. Birileri Allah ile aramıza girmiş ama bu gafletin farkında hala değiliz. Bizleri bölenler ve parçalayanlar, bakın Resulün adını kullanarak Kur’an’ın tam tersi bir inancı, onun adıyla bizlere nasıl anlatıyorlar, bizlerde hiç ses çıkarmıyoruz. “ÜMMETİMİN ÂLİMLERİ ARASINDAKİ AYRILIK RAHMETTİR.” VE “ÜMMETİMİN ÂLİMLERİ, ASLA YANLIŞ ÜZERİNDE İTTİFAK ETMEZLER.” BUYURDULAR.” Allah’ın Resulü Rabbimizin bizlere, sakın dinde bölünmeyin ayetini tebliğ ettikten sonra, sizce böyle bir söz söyleyebilir mi? Zerre kadar Kur’an ile düşünene her şey çok açık. Devamında da adeta meydan okuyarak, var mı günümüzde O derece âlim diyerek, İslam toplumunun bahsettikleri âlimlerin rehberliğine, ihtiyacımızın mutlaka olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliyor. BİZLER ÖYLE BİR GAFLET UYKUSUNDAYIZ Kİ, UYANMAK BİLE İSTEMİYORUZ. UYANMAK İSTEYEN ALLAH’IN İPİ KUR’AN’A SARILIR. Değerli dostlarım din kardeşlerim, lütfen Allah aşkına Kur’an’ı dikkatle ve düşünerek okuyalım. Okumadığımız ve Kur’an’ı anlayabilmemiz için hiçbir çaba göstermediğimizden, Rabbimizin eşi benzeri olmayan Nuru Kur’an’a böyle sözleri rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bir an söylediklerinin doğru olduğunu düşünelim. Eğer doğru olduğunu düşünürsek, ortaya ne çıkar biliyor musunuz? ALLAH’IN RESULÜ O ÖRNEK İNSAN, GÖREVİNİ HAŞA TAM YAPAMAMIŞ, TEBLİĞ ETTİĞİ KUR’AN’I YAŞARKEN KAYDA AÇIKLAMADAN, DETAYSIZ GEÇİRMİŞ ANLAYAMIYORUZ. EBU HANİFE, İMAM ŞAFİ GİBİ ALİMLER OLMASAYDI, KUR’AN’I ANLAYAMAZDIK KAPALI KALIRDI, DEMİŞ OLUYORUZ. Bunun farkında mısınız? Hiç sanmıyorum, çünkü bizler hala İmamı Azam Ebu Hanife’yi bile tam olarak tanımıyoruz. Çünkü Ebu Hanife asla sağlığında bir mezhep kurmamış, onun vefatından sonra öğrencileri kurmuştur. Bakın imamı Azam O gün öğrencilerine, kendi düşünceleri hakkında ne söylüyor. “TALEBESİ ZÜFER’DEN NAKLEDİLEN ŞU RİVAYET DE, ONUN SABİT FİKİRLİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMASI VE İSTİŞAREYE VERDİĞİ ÖNEM BAKIMINDAN DİKKAT ÇEKİCİDİR. ZÜFER ŞÖYLE DER: “EBU HANİFE’NİN DERSLERİNE DEVAM EDERDİK, EBU YUSUF VE MUHAMMED İBNU HASAN DA BİZİMLE BİRLİKTE OKURLARDI. BİZ EBU HANİFE’NİN GÖRÜŞLERİNİ YAZARDIK. BİR GÜN EBU HANİFE, EBU YUSUF’A HİTABEN: “EY YAKUP VAY HALİNE! BENDEN HER İŞİTTİĞİNİ YAZMA. BEN BUGÜN BÖYLE DÜŞÜNÜYORUM. YARIN ONU BIRAKABİLİRİM. YARINKİ GÖRÜŞÜMÜ ERTESİ GÜN TERK EDEBİLİRİM” DEDİ.” (İbnu Muin, Tarih, II. Cilt, sh. 607; Bağdadi, Tarih, XIII. Cilt, sh. 402) “YİNE ONUN: “BU BİZİM SÖYLEYEBİLDİĞİMİZ EN GÜZEL SÖZDÜR. KİM BİZİM SÖZÜMÜZDEN DAHA DOĞRU BİR SÖZ GETİRİRSE, O HAKİKATE BİZİMKİNDEN DAHA YAKINDIR” DEDİĞİ; “SENİN BU VERDİĞİN FETVALAR DOĞRULUĞUNDA HİÇ ŞÜPHE OLMAYAN HAKİKATLER MİDİR?” DİYE SORULUNCA DA: “BİLMİYORUM BELKİ DE YANLIŞLIĞINDA HİÇ ŞÜPHE OLMAYAN YANLIŞTIR” ŞEKLİNDE KARŞILIK VERDİĞİ NAKLEDİLMEKTEDİR.” (Bağdadi, Tarih, XIII: Cilt, sh. 352) İşte İmamı Azam Ebu Hanife böyle bir âlimdi, ama onun adına öyle şeyler uydurdular ki, kendi düşünce ve inançlarını ona söyletmeye çalıştılar. Tüm mezhep, tarikat ve cemaatlerin Allah’ın Resulünün adını kullanıp, uydurdukları rivayet hadisler gibi. Değerli dostlarım, Allah bizlere öyle bir NUR, yol gösterici FURKAN indirmiş ki, Onu anlayabilmemiz için hiç kimseye ihtiyacımızın olmadığını, ben söylemiyorum sakın yanlış anlamayın, ALLAH KUR’AN’DA BİZZAT KENDİSİ SÖYLÜYOR, HEMDE YEMİN EDEREK. Kamer 17: ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN? (Diyanet meali) Değerli dostlarım, siz Rabbimizin yemin ederek Kur’an’ı öğüt almamız ve anlayabilmemiz için kolaylaştırdığını söylediği halde, Allah’a inanmıyor musunuz? Ayetin sonunda ne diyor? Var mı düşünüp öğüt alan? Allah her aklı başında kulunun MUHKEM ayetleri, yani bizlerin sorumlu olduğu dinimizin inancımızın anası temeli olan ayetleri anlayalım ve HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYALIM diye kolaylaştırdığını söylediği halde, bizler nasıl olurda Allah’ın nurunu anlayabilmemiz için birilerine muhtaç olduğumuzu söyleriz. BUNUDA MI AKIL EDEMİYORUZ. Edemiyoruz çünkü birileri Kur’an’ı elimizden aldı ve verdikleri kitaplarda, Allah’ın emirlerinin tam tersi yazıyor ve SİZ KUR’AN’I NALAYAMAZSINIZ VELİ İNSANLAR ANLAR DİYORDA, ONDAN BU YANLIŞLARI YAPMAYA ISRARLA DEVAM EDİYORUZ. Eğer bizler bir öğrenci misali, kafamızdaki tüm batıl bilgilerden, önyargılardan kurtulup Kur’an’ı anladığımız dilden okuyup, ayetler arasında bir bağ kurarak anlamaya çalışsaydık, HİÇ KİMSE KUR’AN’I ELİMİZDEN ALIP, KENDİ KİTAPLARINI ELİMİZE VEREMEZLERDİ. Kur’an’dan nasibini almış, zerre kadar düşünen bir Müslüman bu sözleri söylemez. Neden biliyor musunuz? Zuhruf suresi 44. Ayetinde Allah, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hükmünü verdiyse, sizce bizlerin anladığımız dilden Kur’an’ı okuduğumuzda, Kur’an’ı anlayamayacağımızı söylememiz mümkün olabilir mi? Anlamadığımız bir kitaptan, Allah’ın bizleri hesaba çekeceğine nasıl inanırız? Bunu da mı akıl edemiyoruz? Edemiyoruz çünkü aklımızı da elimizden aldılar, onun yerine öyle batıl ve hurafeyle doldurdular ki, ne düşünebilsin nede gerçek HAK olanla buluştuklarında, hak olanı fark edemesin. Bizler Kur’an’a bu önyargılarla baktığımız için, Kur’an’da bize kendisini açmıyor. Çünkü Kur’an’a değil edindiğimiz Veli, Âlim dediğimiz kişilerin rivayet sözlerine inanıp güveniyoruz da ondan. Hâlbuki Allah’ın Resulü Enam 19. Ayetinde, ne tebliğ etmişti? “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” Sizce bizlerin okuduğumuzda anlayamayacağımız bir kitap olsaydı, Kur’an bizleri uyarabilir miydi? Lütfen içimize girmiş din düşmanlarının simsarların oyununa gelip, Rabbimizin nuru Furkan’a saygısızlık yapamayalım. Birilerine değil Rabbimize yani Kur’an’a güvenelim, çünkü Allah’ın Resulü de yalnız Kur’an’a güvenmiş ve biz ümmetine yalnız Kur’an’ı tebliğ etmiştir. Çok değil biraz düşünelim ve elimize Kur’an’ı alıp farklı meallerden tercümelerden zaman ayırıp dikkatle okuyalım. İnanın tüm gerçekleri göreceksiniz. “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer 17) “EY İNSANLAR! ŞÜPHESİZ SİZE RABBİNİZDEN KESİN BİR DELİL GELDİ VE SİZE APAÇIK BİR NUR İNDİRDİK.” (Nisa 174) Konuyu özetlemek gerekirse; Allah sizlere indirdiğim İslam dinini, kendinize sakın Veliler, Gavslar edinip onlardan öğrenmeye çalışmayın. Çünkü ben indirdiğim dini, birilerinden öğrenmenizi isteseydim, RUHBAN SINIFI emrini verirdim ama vermedim diyor. GÜVENİLECEK VELİNİZ YALNIZ BENİM, yalnız size indirdiğim Kur’an’ın ipine sarılın, yalnız ona uyun emrini veriyor da, yemin ederek KUR’AN’I KOLAYLAŞTIRDIĞINI SÖYLÜYORSA, bu demektir ki bizler Allah’ın dini İslam’ı öğrenmek ve yaşamak için, hiç kimseye muhtaç değiliz. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım. Çünkü Allah bizzat aklı başında tüm kulunu, KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYOR. Allah’ın Resulü de bu konuda bizleri Kur’an’da uyarıyor ve BEN SİZLERİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARDIM, ONA DAVET ETTİM DİYOR. Değerli yazarımız Mehmet Akif Ersoy’un güzel sözü ile makaleme son vermek istiyorum. “BEŞ ON MÜNAFIĞIN İMANINA KANDIK. BİR UYKUYA DALDIK Kİ, CEHENNEMDE UYANDIK.” Mehmet Akif Ersoy. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bizler ne yazık ki inancımızı, imanımızı sorumlu olduğumuz Allah'ın rehberine bizzat müracaat etmek yerine, aracı koyarak bir başkasından İslam'ı öğrenmenin, daha doğru olduğuna inandırılmışız. Çünkü bizlerin, Allah'ın kelamını okuduğumuzda, anlayamayacağımız öğretildi. Böyle olunca da, özellikle Kur’an'ın muhkem ayetlerine müracaat edeceğimiz yerde, bizlere önerilen ve her mezhebin farklı fıkıh kitaplarına yönlendirilerek İslam'ı yaşamamız, İslam dininde bölünmemize hatta birbirimize düşman olmamıza sebep olmuştur. İşin kötüsü her mezhep kendi fıkıh inancını yarattığı içinde, Allah'ın rehberliğinden uzaklaşan bizler, hangi kapıya sığınacağımızın telâşesin de, imanımızı yaşayıp gidiyoruz. Sizlere bu makalemde, Muhammed Suresi 2 ve 3. ayetleri hatırlatarak, üzerinde düşünmenize vesile olmak istiyorum. Aşağıda yazdığım ayetler Allah'ın Resulünün devrinde, ona inanan ve inanmamakta ısrar eden toplumun, dikkatini çekmek adına indirilmiştir. Ayetlere çok dikkat edelim ve sözcüklerin üzerinde iyice düşünelim ki der alarak, aynı hataları yapmayalım. Önce ayetleri yazalım. Muhammed 2-3: İMAN EDİP YARARLI İŞLER YAPANLARIN, RABLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI, İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İŞTE BÖYLECE ALLAH, İNSANLARA KENDİLERİNDEN MİSALLERİNİ ANLATIR. (Diyanet vakfı meali) Muhammed suresi 2. ayette, Allah iman edip yararlı işler yapanların dedikten sonra, bakın daha sonra ne diyor? "Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene inananların…" Burada özellikle dikkat çekilen konu üzerinde durmak istiyorum. Allah'ın günahlarını affettiği ve hallerini düzelttiği kullarının neye, kime, hangi kitaba inandığını söylüyor Allah? "HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE.." Peki, bize böylemi öğrettiler? Bizler bu şekilde mi iman ediyoruz? Yoksa Kur’an'da her bilgi detaylı yoktur, O özet bilgidir, Kur'an'ı herkes anlayamaz demiyor muyuz? Önümüze Kur’an yerine, ciltlerce dolusu beşerin rivayet kitaplarını koymuyorlar mı? Kur'an'ı anlayamazsın ama bu kitapları anlarsın demiyorlar mı? HAŞA ALLAH'IN KULUNA ANLATAMADIĞI VARDA, YARATILMIŞ İNSANLAR MI BAŞARIYOR BUNU? Demek ki bize öğretilen ile Allah'ın vahyi/sözleri arasında çok büyük farklar var. Allah hem gönderdiğim kitaba, onun ipine sarılın ondan sorumlusunuz diyecek, ama O kitapta her bilgi detaylı olmayacak ve anlaşılması zor olacak öylemi dostlar? Nasıl bir adalet mantık anlayışını, Allah'a nispet ettiğimizin farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Bu sözlere inanmakla, nasıl büyük bir hata yaptığımızı, sanırım mahşerde hesap günü fark edeceğiz. Çünkü gözlerimiz perdeli, gönüller taş gibi batıla hurafeye iman eder olmuşuz. Allah bizleri affetsin. Ayetin devamında, aslında gerçek iman etmeyen ama iman ettiğini zanneden, Allah'ın vahyini yeterli görmeyip, atalarından kendilerine intikal eden hurafe ve batıl yolcusu olanlara bir sesleniş var. Fakat sanırım buradan bizler, günümüzde de çok büyük dersler çıkarmalıyız. Bakın Allah ne diyor batıl yolcularına? "BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI, İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR." Allah'a şükürler olsun, bu kadar açık sözleri/ayetleri de anlayamıyorsak, önce elimizi başımızın arasına koyup çok iyi düşünmeliyiz. Ayette geçen inkar edenlerin, batıla uymaları sözünden, Allah'ın vahyini yada Allah'ı tamamen inkar edenlerden bahsetmiyor. Allah'ın gönderdiği Ayetlerden bir kısmını, atalarının inancını yaşayabilmek adına, görmezden gelip hayatlarına geçirmediklerinden bahsediliyor. Günümüzde aynı yanlış yapılmıyor mu? Bakın Allah'tan gelen ve Hak olan Kur’an'ı yeterli görmeyip, batıl yolundan gidenlere ne diyor? (İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI.) İnkar derken, HAKKA batıl karıştıranlardan bahsediyor. Gerçek iman edenler için ne diyor, burası çok önemli. İNANANLARIN DA, RABLERİNDEN GELEN HAKKA, YANİ YALNIZ KUR'AN'A UYMUŞ OLMALARIDIR. Allah'tan gelen hakkın da Kur’an olduğunu, ayetin başından anlıyoruz. Şunu da özellikle hatırlatmak isterim, Kitap ehlinin o dönemde ellerinde, tahrif olmamış sapasağlam Allah'ın kitabı var ama hakka batıl karıştırarak, atalarının inancını yaşamakta ısrar ediyorlar. Çünkü Allah yeni bir kitap uyarıcı göndermeden, diğer kitabın hükmünü korumasını kaldırmaz. Tekrar hatırlayalım inkâr edenler ve iman etmeyenler için Allah, nereye iman ediyorlar diyordu? " İNKÂR EDENLERİN BATILA UYMALARI." Burada bahsedilen batıl ne olabilir sizce? Elbette emin olmadığımız rivayet, sanı bilgiler. Ya da Kur’an'ın onayından geçmeyen sözler/hadisler de batıl diyebiliriz. Emin olunan bilgi ise elbette yalnız Allah katından indirilen vahiy, yani günümüzde KUR’AN. Ayette bahsedilen batıla inananlar, Allah'ı ve kitabı inkâr edenler olmadığını bir kez daha söylemek isterim, çünkü burası çok önemli. Kitap Ehli Allah'ın gönderdiği kitapları yeterli görmeyip, hakkı batıl ile karıştırıyorlardı. ONUN İÇİN ALLAH BU ÖRNEKLERİ VERİYORKİ BİZLERE, AYNI HATALARI BİZLER YAPMAYALIM. Peki ibret, ders alıyor muyuz? Kitap Ehli Allah'tan gelen, ellerinde ki hak olan kitabı bir kenara bırakmış, atalarından intikal eden batılın takipçileri olduğu için, Allah yeni bir resul ve rehber kitap göndermiştir. Allah'ın Elçisinin, bizlere Kur’an ile hükmetme görevi aldığı, birçok ayette açıkça belirtilmiştir. Allah'ın Elçisi aldığı görev gereği, Kur’an dışına asla çıkmayacağına göre, onun sözüdür/hadisidir diye nakledilen her bilgiyi, Kur’an süzgecinden geçirip öyle kabul etmeliyiz. Eğer Allah'ın Resulünün ümmeti olduğunu söylüyorsak, onun yolundan gittiğimizi iddia ediyorsak, ona saygı duyuyorsak, bunu mutlaka yapmalıyız. ONUN ADINA UYDURULAN HER SÖZE/HADİSE KUŞKU DUYMADAN İNANMAYARAK, DOĞRULUĞUNU KONTROL EDİP KUR'AN SÜZGECİNDEN GEÇİREREK, ALLAH'IN RESULÜNE KARŞI SEVGİMİZİ, SAYGIMIZI GÖSTERMELİYİZ. Bu ayetten çıkarmamız gereken en önemli ders, Allah'ın Resulünün devrinde, yalnız Allah'ın vahyini yeterli görmeyip iman etmeyerek, atalarından gelen inançlardan vazgeçmeyenlerden bahsedilmektedir. Kur’an atalarının hurafe inançlarından vazgeçmek istemeyenlere karşı, ikazlarla doludur. Rabbimiz hakka batıl karıştırmayın derken, Allah'ın ne anlatmak istediğini, lütfen dikkatle düşünerek anlamaya çalışalım. Allah'ın Resulü sağlığında, kendi sözlerinin nasıl çarpıtılıp değiştirildiğini görmüş ve bu konuda ümmetini uyararak, benim sözüm olup olmadığını anlamak için, Kur’an ile karşılaştırınız demiştir. Daha da ileri giderek, kim ben söylemediğim halde, bu Resulün sözüdür derse, cehennemdeki yerini hazırlasın diyerek, dikkatli olmamız gerektiğinin ikazını yapmıştır. Kendisinin Kur’an'dan başka hiçbir bilgiyi tebliğ etmediğini, kayda almadığını özellikle Kur'an'dan öğreniyoruz. Hatta rivayet hadislere çok değer veren kardeşlerime de hatırlatmak isterim, O hadisler bile bu gerçeği onaylıyor. Örnek vermek isterim. "Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. BAZI ŞEYLERİ DE UNUTMAKSIZIN SİZE RAHMET OLMASI İÇİN HATIRLATMAMIŞTIR, ONLARI DA ARAŞTIRMAYIN." Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403 "Ey insanlar ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; KURAN’IN HELAL KILDIKLARI DIŞINDA BİR ŞEYİ HELAL KILMADIM. KUR AN’IN HARAM KILDIKLARI DIŞINDAKİLERİ DE HARAM KILMADIM. "İbni Hişam Siret 4 sayfa 332 Bu rivayet hadisleri, neden örnek verdiğime gelince. Bu sözleri Allah'ın Resulünün söyleyip söylemediğini elbette kesinlikle bilemeyiz. Ama bu sözleri söyleme ihtimali çok yüksek diyebiliriz, çünkü bu sözleri Kur'an onaylıyor. İşte bizler bu kadar güzel ve asil bir Resulün takipçileriyiz, şükürler olsun Rabbimize. Sizlere son olarak bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Batıl inançlarını yaşayabilmek adına, Kur'an'ın bazı ayetlerine İman etmekte nazlananlara hitaben gönderilen bu ayetten, sanırım bizler günümüzde daha çok ders almalıyız. Kur’an'ı herkes anlayamaz, onu veli insanlar anlar diyenlere de, güzel bir cevabı, Allah onlara veriyor. Muhammed 24: PEKİ BUNLAR, KUR'AN'IN ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER ÜZERİNDE O KALPLERİN KİLİTLERİ Mİ VAR? Allah, iman ettiğini söyledikleri halde, Kur’an'ı anlaşılması zor ilan ederek, atalarının inançlarından vazgeçemeyen batıl yolcularına bakın ne diyor? Kur’an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Demek ki düşündüğünüzde, bizlerin sorumlu olduğumuz muhkem ayetler, anlaşılması zor değil, anlaşılabilecek bir kitapmış. Fakat bizler sanırım Kur’an'ı anladığımız dilden düşünerek hiç okumadığımızdan, bunun farkına bile varamıyoruz. Ya ayetin devamındaki sözlere ne dersiniz? Ben buna yorum yapmak istemiyorum. Kalplerinde mühür olmayanlar, hemen Allah'ın ne söylediğini anlayacaktır. "YOKSA KALPLER ÜZERİNDE O KALPLERİN KİLİTLERİ Mİ VAR?" DİLERİM ALLAH' TAN KALPLERİ MÜHÜRLENMEYEN, GÖZLERİNE PERDE ÇEKİLMEMİŞ BATIL VE RİVAYETLERDEN UZAK, ELLERİNDEN ALLAH'IN VAHYİ KUR'AN'I DÜŞÜRMEYEN, ALLAH'IN HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Bugün Kur’an'da bazı ayetlerde geçen, HİKMET sözü ile ne anlatılıyor, onu birlikte anlamaya çalışalım. Önce bu kelimenin sözlük anlamına bakalım. Sözlükte bilgelik, ilim, özlü sözler, İnsanın mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. Doğruyu batıldan ayırmak. Bu anlamların tümünü birleştirdiğinizde ilim sahibi, gerçekleri görebilen, idrak eden ve elindeki bilgiler ışığında kendisine ve topluma yön verebilen, İYİ BİR MUHAKEME YETENEĞİNE SAHİP OLMAK gibi bir insani özellik diyebiliriz. Şimdide bu bilgiler ışığında Kur’an HİKMET sözüyle bizlere ne anlatıyor, onu anlamaya çalışalım. Önce Nisa suresi 113. ayete bakalım. Nisa 113: Eğer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. ALLAH SANA KİTAP'I VE HİKMETİ İNDİRMİŞ VE SANA BİLMEDİĞİN ŞEYLERİ ÖĞRETMİŞTİR. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür. Allah bu ayetin başında dikkat ederseniz, seni şaşırtmak isteyenler mutlaka olacaktı diyor ve devamında sana zarar veremeyeceklerini, çünkü Allah sana Kur’an'ı ve hikmeti verdiğini söylüyor ve bu kitapla sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir diyor. Peki, burada geçen HİKMET sözünden, acaba sana Kur’an dışından da hüküm verme yetkisi verdim, artık sen benim Kur’an'da söylemediğim konularda hükümler vermeye yetkilisin diye mi anlamamız gerekir? BU ANLAMI İSTEDİĞİNİZ KADAR ZORLAYIN, KUR'AN'DAN ÇIKARMANIZ ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR. Günümüzde bu ayet delil gösterilip, söylediğim hüküm verme yetkisi çıkarılmaktadır. Bu durumda bu ayeti nasıl anlamalıyız? Allah elçisine seslenerek, sana Kur’an'ı ve onun yanında ilmi, bilgeliği vermemiş olsaydık, sana bilmediğin konuları öğretmemiş olsaydık, onlardan bir grup mutlaka seni şaşırtmayı, aldatmayı deneyeceklerdi diyor. Ama sana verdiğimiz kitap, ilim ve muhakeme gücüyle onlar seni değil, ancak kendilerini kandırırlar diyor. Bu söylediklerimize delil aramaya Kur’an'dan devam edelim. “NİTEKİM SİZE ARANIZDAN BİR RESUL GÖNDERMİŞİZ; SİZE AYETLERİMİZİ OKUYOR, SİZİ TEMİZLEYİP ARITIYOR, SİZE KİTAP'I VE HİKMETİ ÖĞRETİYOR, SİZE DAHA ÖNCE BİLMEDİKLERİNİZİ BELLETİYOR. “( Bakara 151) “ALLAH'IN AYETLERİ SİZE OKUNMAKTAYKEN, ELÇİSİ DE ARANIZDA YAŞARKEN, NASIL KÜFRE SAPARSINIZ? KİM ALLAH'A SIMSIKI SARILIRSA O DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR.” (Ali İmran 101) Ayette aranızdan bir Resul gönderdik, sizlere Kur’an'ı tebliğ ediyor ve yaptığınız yanlışları Kur'an ile tüm gerçekleri ortaya çıkartarak, sizleri doğru yola iletiyor diyor. Böylece temizlenip arınmanızı sağlıyor. Sizlere Kur’an'ı belletiyor, bu kitabın nasıl ilmi bir kitap olduğunu gösterip, sizlere daha önce bilmediğiniz bilgileri Kur’an'dan tebliğ edip gerçeklerle buluşmanızı sağlıyor, sizleri doğruya yöneltiyor diye uyarıyor. ÖZET OLARAK SÖYLEMEK GEREKİRSE, KUR'AN İLMİN, BİLGELİN YANİ HİKMETİN KAYNAĞIDIR DİYOR. Devamındaki ayette ise, aslında günümüzde bu ve benzeri ayetlere verdikleri yanlış anlaşılan bir konuya açıklık getiriyor. Allah ne diyor. Resulüm size ayetleri okuyor ve o sizin aranızdayken diyor. Lütfen dikkat Resulü yaşıyor hayatta, ama Allah kullarının yalnız nereye tabi olup sarılmasını emrediyor. "KİM ALLAH’A SIMSIKI BAĞLANIRSA, KESİNLİKLE O, DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR.” Bakın hem Kur'an'a, hemde Resulümün sözlerine/hadislerine uyun sarılın demiyor. YALNIZ ALLAH'A YANİ KUR'AN'A SARILIN DİYOR. Ne yazık ki bizler atalarımızın batıl inancını yaşayabilmek için, zorla Allah'a inançlarımızı söyletmeye çalışıyoruz. Kur’an ayetlerine bakmaya devam edelim. Kasas 14: DERKEN, [Musa] erginlik çağına ulaşıp [zihnen] iyice olgunlaşınca, kendisine [doğruyla eğriyi birbirinden ayırmaya yarayan] HİKMET"GÜÇLÜ BİR MUHAKEME YETENEĞİ " VE İLİM VERDİK; iyiliğe yatkın olanları biz işte böyle mükâfatlandırırız. Allah Hz. Musa'ya daha gençlik çağlarında, yani Resul olmadan önce, ona hikmet yani güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim bilgelik verdik diyor. Ayetin devamında da biz güzel düşünen, güzel davrananları böyle ödüllendiririz diye de belirtiyor. Bu ayette geçen hikmet sözünü düşündüğümüzde Hz. Musa'ya Rabbimiz ilmi doğru kullanacak, akıl söz ve hareketlerinde uygunluğu sağlayacak, hak yolundan gidecek, güvenilir bir insan olacak, güçlü bir muhakeme yeteneği, yani hikmeti verdiğini söylüyor. Eğer hikmet sözcüğünden günümüz de bahsedilen, Kur’an'da olmayan hükümleri verme, helal haram koyma yetkisidir dersek, Kur’an'ın bütün ayetleri ile çelişir. Bakın Rabbimiz bu ayetinde açıkça GÜZEL DÜŞÜNÜP, GÜZEL DAVRANANLARI BÖYLE ÖDÜLLENDİRİRİZ diyor, yani HİKMET veririz diyor. Cumua 2: O Allah'tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, ONLARA KİTAP'I VE HİKMETİ ÖĞRETİR. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi. Yukarıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Allah toplumun içinden resuller gönderir, onlara Allah'ın ayetlerini okur onları arındırıp temizler, yani doğru yola iletir, onlara kitabı ve içindeki ilmi, ondan nasıl yararlanmamız gerektiğini öğretir diyor. Lütfen dikkat, toplumu neyle uyarıyor arındırıp temizliyor, ALLAH'IN AYETLERİYLE. Ama bizler, Allah hikmet sözüyle Resulüne Kur’an'da olmayan konularda, hüküm verme yetkisini verdiğini, yani günümüzdeki hadis bilgilerinin de hiç şüphe duyulmadan Kur’an gibi iman edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Hâlbuki Allah, emin olmadığınız bilgilerin ardı sıra gitmeyin, sizleri sorumlu tutarım, emin olduğunuz kitap Kur’an dır dememiş miydi? Şimdi yazacağım ayetleri dikkatli düşündüğümüzde, hikmet sözünden Allah Kur’an'ın içindeki ilimden, eşsiz bilgilerden, bilge bir insan olmanın yolundan bahsettiği, çok net anlaşılıyor. Lokman 2: İşte sana, o hikmetlerle dolu Kitap'ın ayetleri. Yunus 1: Elif, Lâm, Râ. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap'ın ayetleri. Yasin 2: Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki, Ali imran 58: İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir’den okuduğumuzdur. Yukarıdaki ayetleri okuyan herkes, hikmetle dolu Kur’an ayetleri sözünden, Kur’an'ın bir ilim ve bilgi yüklü bir kitap olduğunu, eğriyi doğrudan ayıran bir nur, Furkan olduğunu anlayacaktır. Allah Resulüne, sana Kur’an'ı ve hikmeti verdim sözünden de, sana Kur’an'ı iyice anlayabilmen ve insanlara anlatabilmen ikna edebilmen için, güçlü bir muhakeme yeteneği ilim ve bilgelik verdim diyor. Bizler sırf kendi çıkarlarımıza ve inançlarımıza delil aramak adına bu sözcüklere, Kur'an'da hiç bahsedilmeyen anlamları yükleyerek, Kur’an'da ellerimizle çelişki yaratmaktan çekinmiyoruz. Allah bizleri affetsin. Şimdide aşağıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Ali imran 79: Bir insana Allah; KİTAP, HİKMET VE NEBİLİK VERECEK, o da tutup insanlara “Allah’tan önce bana kul olun!” diyecek! Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur: “KİTABI ÖĞRETMENİZE VE ÖZÜMSEMENİZE KARŞILIK SADECE RABBİNİZDEN (SAHİBİNİZDEN) YANA OLUN.” Allah bakın ne diyor, lütfen dikkatli okuyalım. Kitap, hikmet ve Nebilik verilen hiç kimse insanlara, Allah ile birlikte bana kul olun demez diyor. Peki, bunlar ne yapar diyor burası çok önemli. SİZE GETİRDİĞİMİZ ÖĞRENMEKTE OLDUĞUNUZ KİTAP UYARINCA YANİ KİTAPTA ÖĞRENDİKLERİNİZE, YAZANLARA UYGUN ALLAH'A HALİS KULLAR OLUN, RABBİNİZDEN YANA OLUN DİYOR. Dikkat ettiniz mi, kitap tebliğ edilen hikmet verilmiş NEBİ, yalnız indirilen kitaplar doğrultusunda iman edilmesini isteyeceğini söylüyor Rabbimiz. Peki, bizler ne diyoruz hiç korkmadan? "ALLAH BURADA GEÇEN HİKMET SÖZÜYLE ELÇİSİNE, KUR’AN DIŞINDAN HÜKÜMLER KOYMA YETKİSİ VERMİŞTİR." Allah bizleri affetsin. Yorum ve karar sizlerin. Kur’an hikmet sözünden bizlere neler anlatıyor, bunu anlamaya devam edelim. Zühruf 63: İsa, açık-seçik kanıtlarla geldiğinde şöyle demişti: "BEN SİZE HİKMET GETİRDİM ve tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O halde, Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Hz. İsa açık seçik kanıtlarla, yani İncil ile topluma gelerek; Ben size hikmeti getirdim, tartıştığınız konuların bir bölümünü sizlere açıklamak için geldim diyor. Lütfen dikkat, burada hikmet sözüyle İncil den yani, Allah katından gelen kitaptan bahsediyor. Demek ki hikmet Allah katından verilen bir ilim, bilgi ve açıklayıcı sözler, onları anlayabilme kavrama becerisi olduğu anlaşılıyor. Şimdi yazacağım ayetler önyargılardan kurtulduğumuzda, bu konuda kafanızdaki soru işaretini kaldıracak ve hikmet sözünden ne anlamalıyız, tam karşılığını verecektir umarım. Şuara 83: “EY RABBİM! BANA BİR HİKMET BAHŞET ve beni salih kimseler arasına kat.” Bakara 269: O, HİKMETİ DİLEDİĞİNE VERİR. VE KENDİSİNE HİKMET VERİLMİŞ OLANA ÇOK BÜYÜK BİR HAYIR VERİLMİŞ DEMEKTİR. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz. Ayetlere baktığımızda, hikmet sözcüğünün anlamı iyice su yüzüne çıkıyor. Allah bizlere nasıl dua etmemiz gerektiğini bakın ne güzel söylüyor ve nasıl dua etmemizi istiyor? "BANA BİR HİKMET BAHŞET VE BENİ SALİH KİMSELER ARASINA KAT.” Eğer Allah elçisine, sana Kur’an'ı ve hikmeti verdik sözünden bizler, Resulüne Kur’an dışından hükümler koyma, helal haram yapma yetkisi veriyor diye anlarsak, bizlerde Allah'tan böyle bir yetkimi istiyoruz diyeceğiz? Elbette hayır, Allah Kur’an'da hikmet sözüyle, bakın Bakara 269. ayette çok daha iyi açıklayarak, Hikmeti Allah dilediğine vereceğini ve kendisine hikmet verilenler, yani ilim ve doğruyu kavrama gücü verilenlere, büyük bir hayır verilmiş olur diyor. Aşağıdaki ayet aslında, hikmet sözüne yanlış anlam verenlere, çok güzel cevap veriyor ve bakın ne diyor. Kehf 26: De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. VE O, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ. Başka hiçbir ayet örnek vermesem bile, bu ayet her şeyi çok net anlatmıyor mu sizce? Allah asla hüküm verme konusunda, kimseyi ortak etmez kendisine dediği halde, nasıl olurda bunun tersine inanmaya devam ederiz? Allah aklını kullanmayan kullarını, pislik içinde bırakırım diyorsa gelin akıl ve Kur’an'ı birlikte kullanalım ki aydınlık gelecek bizlerim olsun. Batıl ve rivayet inançlarımızı aklayabilmek adına, kelimelere farklı anlamlar vermeyelim, hata ederiz ve Kur'an'da kendi ellerimizle çelişki yaratırız. Allah'ın Resulünün gerçek ümmeti, batıldan ve hurafeden uzak, yalnız Kur’an'ın ipine sarılarak İslam'ı yaşayandır. Çünkü Allah'ın elçisi yalnız Kur'an'a uymuş ve yalnız Kur'an'ı tebliğ etmiştir. Allah yardımcımız olsun. "RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR." (Ankebut 18) "BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ." (Kehf 56) "SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR." (Rad 40) "BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM." (Ahkaf 9 ) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. Bizler eğer Kur’an’ı rehber almış ve Allah’ın uyarılarının bilincinde olsaydık, bugün yaptığımız çok büyük yanlışları asla yaparak Allah’ın vahyi ile Resule ait olduğu iddia edilen Rivayet hadisleri bir tutmazdık. Onun için bizlere düşen en önemli görev, Allah’ın uyardığı gibi yalnız Kur’an’ın ipine sarılıp, onun ışığıyla aydınlanmak olmalıdır. Size bu yazımda öyle bir ayet hatırlatmak istiyorum ki, bugün yaptığımız çok önemli yanlışlarımıza ışık tutuyor. Ayeti önce yazalım. Cin suresi 26–27–28: Allah bütün gaybı bilir. Sırlarını kimseye açıklamaz. Ancak hoşnut olduğu Elçiler hariçtir. ÇÜNKÜ O, ELÇİLERİN ÖNÜNDEN VE ARDINDAN GÖZETLEYİCİLER GÖNDERİR Kİ, RABLERİNİN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ETTİKLERİNİ BİLSİN. Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır. Aslında ayette ilk dikkatimizi çeken, gaybı yalnız Allah’ın kendisinin bildiği, herkese açıklamadığı ama yalnız istediği elçilerine açıkladığını bildiriyor. Hatta aynı bilgiyi Allah, Ali İmran 179. ayetinde şöyle tekrarlıyor. “ALLAH, SİZE GAYBI BİLDİRECEK DEĞİLDİR. FAKAT ALLAH, RESULLERİNDEN DİLEDİĞİNİ SEÇER, ONLARA BİLDİRİR.” Peki, açıkladığı elçileri, bu bilgileri kendisine mi saklıyor? Burası çok önemli. Eğer Allah’ın elçisi, verilen bilgiyi saklamış olsaydı, bizlere hiçbir faydası olmazdı. Ayetin devamında ise bu sorumuza da cevap veriyor ve diyor ki Rabbimiz. Gaybın sırlarını bildirdiğimiz elçimizi izleriz, takip ederiz. Önünden ve arkasından gözetleyici melekler göndeririz ki, Allah’ın verdiği bilgileri, topluma tam ve doğru bir şekilde tebliğ edip edilmediği bilinsin. Bu bilgi çok önemli. Buradan da anlıyoruz ki, Allah’ın elçisine bildirdiği her şey, kontrol altında ve izleniyor tebliğ ediliyor, tabi kayda alınıyor. Onun için Allah Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Hatırlatırım Allah, yalnız kendi vahyini yani Kur’an’ı kontrol edip koruyor. Günümüzde Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadisleri asla korumuyor, bu konuda tek bir bilgide yoktur Kur’an’da. Onun için bizlerin güveneceği, sorumlu olduğumuz yalnız Allah’ın korumasındaki Kur’an’dır. Bu bilgilerin ışığında, günümüzde yaptığımız bir yanlışı aydınlatalım şimdi de. Acaba Allah’ın elçisi, Allah’ın bildirdiklerinin dışında, bunlarda benim sözlerim/hadislerim diye din ve iman adına başka sözler/hadisler söylemiş olabilir mi? Bunun mümkün olmadığını bu ayetten anlıyoruz. Çünkü Allah yalnız elçisine söylediklerini tebliğ edilmesini istiyor ve ayrıca, melekler ile de bunu takip ettiriyor. Allah’ın Elçisi onun için, vahiy dışından sağlığında tek bir söz ümmetine, din adına bildirmemiştir, kayda geçirmemiştir. Hatta Allah Hakka suresi 44. ayetinde, “EĞER BAZI LAFLARI, BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE ORTAYA SÜRSEYDİ, ONUN CAN DAMARINI KESERDİK.” Diye bizlere bildirmiştir. Allah’ın Elçisi ümmetine, yalnız Kur’an ile hükmetmiştir. Çünkü Allah’ın emriydi bu. Ayrıca bu ayetten alacağımız farklı bir derse gelince. Kur’an’ın dışından, Allah’ın Resulünün sözleri diye bizlere iletilen bilgilere, asla sorgusuz güvenemeyeceğimiz gerçeğidir. Çünkü rivayet hadisler, bilgiler dilden dile nakil esnasında, mutlaka değişecek ve kişinin düşünce ve fikirleri ile farklı anlamlara bürünerek ilavelerle nakledilecektir. AYETLERİN KONTROL VE DENETİMİ GİBİ, EMİN OLABİLECEĞİMİZ, HİÇBİR KONTROL, DENETİM YOK. HATTA KÖTÜ NİYETLİ KİŞİLERİN DE, ARAYA GİRİP GİRMEDİĞİNİ HİÇ BİRİMİZ BİLEMEYİZ. Onun için Allah, emin olmadığınız bilgilerin ardına sakın düşmeyin emrini veriyor. Ama Kur’an ayetleri Allah’ın korumasında, hatta ayetleri Resulün doğru tebliğ edip kayda geçirilmesine kadar, meleklerin takibinde olduğunu görüyoruz. Buradan da anlıyoruz ki Allah, yalnız vahyini koruma altına almış, elçisini bile izletmiş takip etmiştir. Kur’an indirilirken, Allah’ın Elçisinin yakınlarındakiler her zaman vahiyle, elçisinin sözlerini ayıra bilmek için Allah’ın Elçisine, “BU SİZİN SÖZÜNÜZ MÜ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ” diye özellikle soruyorlarmış. Ne yazık ki bu titizliği, bizler günümüzde gösteremiyoruz. Onun içinde Allah’ın dini bölündü, parçalandı batıl ve rivayetlerin kuşatması altına girdi. Öyle olunca da Allah’ın has, arı duru katıksız dinini yaşayamaz olduk. Günümüzde milyonları bulan hadisler, yani Resulün sözleri olduğu iddia edilen bilgiler, Resul tarafından asla kayda alınmamıştır. Hatta günümüzde Resulün sözü diye nakledilen bilgilerden, Allah’ın Resulünün hiçbir bilgisi haberi ve onayı da yoktur. Sizce bu yöntemi izlemek büyük risklerle dolu değil mi? Çünkü Allah’ın Resulü, Kur’an dışından benden söz nakletmeyin diye uyarmıştır sağlığında. Bu uyarı ve ikaz, dört halife devrinde de devam etmiş ve hadis nakletmek yasaklanmıştı. YASAKLANMASININ NEDENİ, ALLAH’IN RESULÜ HAYATTAYKEN ONUN ADI KULLANILARAK, FARKLI ŞEKİLLERDE VE FARKLI ANLAMLARLA ALLAH’IN RESULÜNÜN SÖZLERİ/HADİSLERİ NAKLEDİLİYOR VE RESULÜN SÖYLEMEDİĞİ ANLAMLARLA İLETİLİYORDU. BUNU GÖREN ALLAH’IN RESULÜ, BENDEN HİÇBİR ŞEY İLETMEYİN, ALLAH’IN VAHYİNİ BİRBİRİNİZE İLETİN EMRİNİ VERMİŞTİR. Hadis yazımı ve kayda alınması, dört halife devrinin sona ermesi, dinin mezheplere bölünmeye başlaması ile Resulün vefatından yaklaşık 200–250 yıl sonra hadisler toplanmaya, kayda alınmaya başlanmıştır. BU BİLGİLER, SÖZLER RESULÜN SAĞLINDA BİLE YANLIŞ VE FARKLI ŞEKİLDE İNSANLAR ARASINDA DOLAŞIYORSA, BUNDAN 250 YIL SONRA, BU BİLGİLERİN NE DERECE SAĞLIKLI GÜNÜMÜZE KADAR İLETİLECEĞİ KONUSUNUN YORUMUNU, SİZLERE BIRAKIYORUM. Tekrar etmek istiyorum, onun içindir ki Allah, emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin diye bizleri uyarmıştır. Bunları söylediğimizde, rivayet hadisleri de Kur’an ayeti gibi gören kişiler, şöyle bir savunma yapıyorlar. “ALLAH PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİNİ DE, TIPKI KUR’AN GİBİ KORUMA ALTINA ALMIŞTIR.” Her nedense Allah Kur’an’ı ben koruyorum diye apaçık Kur’an’da yazdığı halde, bu yanlış düşünceye inananlar neden Resulün hadislerinin de korunduğu Kur’an’da yok diye sormuyorlar. Onun içindir ki böyle yanlış ve batıl sözlere inanmak, dipsiz bir kuyuya atlamaktan farksızdır. Örneğini verdiğimiz Cin suresinde, Allah elçisine ilettiği bilgileri, melekleri tarafından izlettiğini ve doğru tebliğ edilip kayda alınıp alınmadığını kontrol ediyorsa bunun dışında, hatta Resulün vefatından yüzlerce yıl sonra kayda alınmış hadislerin/sözlerin, doğruluğuna nasıl inanırız. Allah Kur’an’da bahsetmediği halde, onları da Allah koruyor nasıl deriz. Bunu söylemek ve inanmak Kur’an’a şirk koşmaktır, kendimizi aldatmaktır lütfen unutmayalım. Sizlere Kur’an’dan mahşer günü Hz. İsa’nın bir örneğini vermek istiyorum. Ayeti önce yazalım. Maide 117: “BEN ONLARA, ANCAK BANA EMRETTİĞİNİ SÖYLEDİM. ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz’ dedim. İÇLERİNDE BULUNDUĞUM MÜDDETÇE ONLAR ÜZERİNDE KONTROLCÜ İDİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE, ARTIK ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. Sen her şeyi hakkı ile görensin.” Bakın Hz. İsa Allah’ın sorduğu soruya nasıl bir cevap veriyor. “BEN ONLARA, ANCAK BANA EMRETTİĞİNİ SÖYLEDİM” Devamında söylediği ise, günümüzde yaptığımız, o çok büyük yanlışımıza ışık tutuyor ve bakın ne diyor. “İÇLERİNDE BULUNDUĞUM MÜDDETÇE, ONLAR ÜZERİNDE KONTROLCÜ İDİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE, ARTIK ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. ” Bu kıssadan alacağımız hisseye gelince. Allah’ın Resulü O örnek insan. Hz. Muhammed vefat etmeden önce, ümmeti üzerinde kontrol gücü vardı. Ama Allah’ın Resulü vefat ettikten sonra, artık ümmeti üzerinde hiç bir kontrolü olmadığı için, kitap Ehlinin yaptığı yanlışları bizlerde yaptık ve Allah’ın kitabına sarılacağımız yerde rivayet ve sanı bilgilerin ardına düştük. İŞTE BİZLER BÖYLE BÜYÜK BİR YANLIŞ İLE İSLAM’I YAŞIYORUZ, AMA FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Lütfen unutmayalım, bizlerin sorumlu olduğu yalnız Kur’an’dır. Allah sizleri yalnız Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diye bizleri uyarmış ve apaçık hükmünü vermiştir. Emanetimizi teslim etmeden önce, dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan, Allah’ın halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Biz Müslümanlar Allah’ın bizlerden ne istediğini, neleri yasaklayıp neleri tavsiye ettiğini, bizleri sorumlu tutacağı Kur’an’dan öğrenme çabasında olmayıp, sorgusuz ardı sıra gittiğimiz mezheplerin kabul ettiği rivayet hadislerinden, cemaat ve tarikat şeyhlerinden öğrenmeye çalıştığımızdan, yanlış anladık ama Kur’an ile öğrendiklerimizi sorgulama gereği bile duymadık. Onun içinde ALLAH İLE ALDATILDIK bunun sonucunda bölündük parçalandık, birbirimize düşman olduğumuz yetmiyormuş gibi, Allah’ın hükümlerinin neredeyse tam tersini, Allah’ın dini diye yaşadığımızın farkında bile olamadık. Ben Müslümanım diyen bir insan, imanını mutlaka Allah’ın sorumlu olduğumuza hükmettiği Kur’an’dan yaşamalı ve her söyleneni anlatanı, Kur’an’ın onayından geçirmelidir. Bunu yapmadığımız takdirde, farkında olmadan Allah’a ve onun kitabına ŞİRK koşarak yaşarız, ama inanın farkında bile olamayız. «ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK ŞİRK KOŞARAK İNANIRLAR.» (Yusuf 106) Çünkü Allah Kur’an’da bizleri uyarıyor ve SAKIN SİZLERİ ALLAH İLE ALDATMASINLAR DİYOR. Bu makalemde verdiğim örnekler üzerinde, lütfen Kur’an merkezli düşünelim ama Nahl suresi 98. ayetinde, Allah’ın uyardığı gibi, önce kafamızdaki tüm batıl ve hurafeden kurtulup, daha sonra yalnız Allah’a onun kitabına güvenerek, KUR’AN’I OKUMAYA ANLAMAYA ÇALIŞALIM. Rabbimiz biz kullarına, Kur’an’da yasakladığı konularda uyarırken, genelde iki uyarı şeklini kullandığını görüyoruz. Birincisi kesinlikle yapmamızı istemediği ve toplumu ilgilendiren konularda uyarı yaparken, özellikle HARAM kelimesini kullanarak uyarır bizleri. Örnek vermek gerekirse RİBA, ZİNA YAPMAK, ADAM ÖLDÜRMEK HARAMDIR DER. Yani evli olmadığın halde kadın erkek asla birlikte olamaz, haklı bir neden olmadan hiç kimseyi öldüremez, birbirinize verdiğiniz borcu geri alırken, kat kat artırarak geri almanın da haram olduğunun bilgisini verir. Yenmemesi gerekleri tek tek sayar bunlar HARAMDIR der ve bunların dışında her temiz şeyin bizlere helal olduğu bilgisini verir. Birbirinize borç verdiğinizde, zor durumda bırakacak şekilde sakın geri almayın yani kat kat artırılmış RİBA yemeyin, HARAMDIR diyerek uyarıyor. Kimlerle evlenilemeyeceği konusunda detaylı bir liste verip, bunlarla evlenmenin HARAM olduğu uyarısını yapar. Çok daha ilginç olan, aynı anne babadan doğmadığı halde aynı annenin sütünü emen SÜTKARDEŞLERİN bile, birbiriyle evlenemeyeceği bilgisini verirken, evlenmeleri HARAMDIR der. Bizlerin düşünmeden yaptığımız büyük bir hatamız konusunda da uyarır ve Enam 151. Ayetinde diyor ki Rabbimiz. BANA ORTAK KOŞMANIZDA HARAMDIR. Yazdığım bu uyarı ayetlere yani özellikle Allah’ın HARAM diyerek uyardığı ayetlere baktığımızda, özellikle TOPLUMU VE DÜZENİN KORUNMASINI İSTEDİĞİ KONULARDA YASAKLAR KOYARKEN, HARAM KELİMESİNİ ALLAH ÖZELLİKLE KULLANIR. Haram kelimesi, Allah’ın kesin yapmayın diye uyardığı, büyük günahlardır. Hatırlayınız Allah bir ayetinde büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızın üstünü örterim diye bilgi verir. Çok önemli bir konuda da Allah HARAM kelimesini kullanır, ama bizlere bu ayet ne yazık ki hatırlatılmaz, hatta farklı bir şekle dönüştürülerek anlatılarak görmezden gelinir. Ayeti hatırlayalım. Araf 33: DE Kİ: RABBİM ANCAK AÇIK VE GİZLİ KÖTÜLÜKLERİ, GÜNAHI VE HAKSIZ YERE SINIRI AŞMAYI, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, ALLAH’A ORTAK KOŞMANIZI VE ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR. (Diyanet vakfı) Bakın toplumun huzurunu ilgilendiren, günümüzde bizlerin görmezden geldiğimiz bir konuda da HARAM uyarısını yapıyor Allah ve diyor ki; Açık ya da gizli birbirinize kötülükler yapmayın, haksız yere ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYIN. Çok önemli bir uyarı. Bizler Allah’ın Kur’an’da koyduğu sınırların yeterli olmadığını, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı olmadığına inanmadık mı? Bunu bile söylememiz, Allah katında HARAM olduğu çok açık. Çok daha önemlisi hakkında Kur’an’da hiçbir delil kanıt indirmediği halde, bunlar Kur’an’da yok ama Resulü bizlere bildirdi, bunlarda DİNİN ALLAH’IN EMRİ DEDİĞİMİZ ŞEYLERİNDE, HARAM OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Sanırım bizler günümüzde bırakın Allah’ın sınırlarını tanımayı, dinde mezheplere, cemaat ve tarikatlara bölünerek, asla Allah’ın emri olmayan konuları dinin içinde göstererek, HARAMI TIKA BASA YEDİĞİMİZİN HALA FARKINA VARAMADIK. Hâlbuki Allah Nahl suresi 116. Ayetinde bu konuda bizleri uyarıyor ve ne diyordu? “DİLLERİNİZİN UYDURDUĞU YALANA DAYANARAK, “BU HELÂLDİR, ŞU DA HARAMDIR” DEMEYİN! ÇÜNKÜ ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURMUŞ OLURSUNUZ. ŞÜPHESİZ ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURANLAR KURTULUŞA EREMEZLER.” (Nahl 116) Allah’ın Kur’an’da biz kullarını uyardığı, ikinci yola yöntemine bakalım şimdide. Bu uyarılar topluma değil BİZZAT O KİŞİYİ, YA DA AİLESİNİ İLGİLENDİREN KONULAR. Gelelim Allah’ın özellikle, nefsi konularda yaptığı uyarılarını, ikazlarını ve bizleri doğru yola davet etme yöntemini hatırlayalım. Bakara 219: “SANA SARHOŞLUK VEREN ŞEYLER VE ŞANS OYUNLARI HAKKINDA SORUYORLAR. DE Kİ: “ONLARIN HER İKİSİNDE DE İNSANLAR İÇİN BÜYÜK BİR KÖTÜLÜK/ZARARI VE BİR TAKIM MENFAATLER VARDIR. HER İKİSİNİN YOL AÇTIKLARI KÖTÜLÜK, SAĞLADIKLARI MENFAATTEN ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR.” ( Mustafa İslamoğlu) Maide 91: ŞEYTAN, İÇKİ VE KUMAR YOLUYLA ARANIZA YALNIZCA DÜŞMANLIK VE KİN SOKMAK, (DAHASI), SİZİ ALLAH’I HATIRLAMAKTAN VE SALÂT’TAN (İBADETTEN) ALIKOYMAK İSTER. (ARTIK BUNLARDAN) VAZGEÇTİNİZ DEĞİL Mİ? (Mehmet Okuyan) İçki ve kumar konusunda Allah uyarırken, dikkat ettiyseniz asla HARAM kelimesini özellikle kullanmıyor. Peki, bu kelimeyi kullanmaması, serbest anlamında mıdır? Kesinlikle hayır. Bizler Allah’ın bu konuda ne anlatmaya çalıştığını, bu illetten vazgeçirme yöntemini anlamak yerine, bizlere öğretilenleri ayetlere ilave etmeye, haşa Allah’ın eksikliğini tamamlamaya çalışırcasına, bu ayetlerde geçen içki kumara direk HARAM demekte bir sakınca görmemişiz. Hatta Bakara suresi 219. Ayetin tercümelerine bakın, genel çoğunluğunda, kötülük, zarar vardır sözlerini GÜNAH olarak tercüme ederler. Hâlbuki devamında bir takım faydaları da vardır diyorsa, günahın hiçbir faydası olmayacağına göre, demek ki bu kelimenin tersi ZARARI VARDIR diyor ayette. Neden şu soruyu kendimize sormuyoruz. ALLAH DİĞER KONULARDA ÖZELLİKLE HARAM DEDİĞİ GİBİ, BU KONUDA ZARARI OLDUĞU HALDE NEDEN HARAM DEMEMİŞTİR? Onu anlamaya çalışmamız için, önce ön yargılarımızdan kurtulup, Kur’an ayetleri üzerinde dikkatle düşünmemiz gerekir, sanırım bu zor gelmiş bizlere. Bu konu üzerinde özellikle tekrar düşünelim, sizce Allah’ın hiç tavsiye etmediği içki ve kumar konusunu, bu şekliyle Allah neden uyarı da bulunuyor da, direk HARAM demiyor? İŞTE BU ALLAH’IN KULLARININ, YARADILIŞ ÖZELLİKLERİ DOĞRULTUSUNDA ONLARA GÖSTERDİĞİ ŞEFKATİ VE KOLAYLIĞIDIR. Allah Kur’an’da kullarının özelliklerinden bahsederken neler söylüyordu hatırlayalım. 1-TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR. 2-ACELECİ TABİATTA YARATILMIŞTIR 3-ZAYIF YARATILMIŞTIR. Elbette tüm bu zaaflarının üstesinden gelebilmesi içinde Allah bizlere, HİÇ BİR CANLIYA VERMEDİĞİ ÖZGÜR İRADE VE HALA SINIRLARINI KEŞFEDEMEDİĞİMİZ AKLI VERMİŞTİR. Sanırım bizleri yaratan Yüce Rabbimizin, bizlere bu konuda neden farklı yaklaştığını anlamışsınızdır. Çünkü Allah biliyor ki, nefsine yenik düşmüş kulumu ben tekrar kazanabilmem için, onun bizzat kendisine yaptığı bu zarardan onu, ancak yavaş yavaş sakinleştirerek yani kendine getirip düşünmesine yardımcı olarak, adeta TERAPİYLE bu illetten vaz geçirebilirim. Alkol ve kumar adeta bağımlılık hastalığıdır bundan kurtulmanın yolu, baskıyla değil tedaviyle onu sakinleştirerek olur. Psikologlar bakın bu konuda nasıl bir yol izliyorlar ve ne diyorlar ona bakalım. “Kumar, alkol bağımlılığı tedavisi mümkün olan bir RAHATSIZLIKTIR. Öncelikle bu tedavi belirli bir süreci gerektirir. Kişi ilk önce bağımlı olduğunu kabul etmelidir. Daha sonra kişi ailesinden ve uzman bir hekimden destek almalıdır. Tutum ve davranışlarını kontrol etmekte güçlük çeken kişinin, içinde bulunduğu durum ailenin yardımıyla kontrol edilebilir. Aile, bağımlı kişinin maddi ilişkilerini kontrol altında tutmaya çalışır. Kişinin kumar, alkol bağımlılığından kurtulması için, gerekli desteği sağlar. Patolojik olarak görülen kumar, içki bağımlılığının tedavisinde genellikle madde bağımlılığı tedavi modeli uygulanmaktadır. Bu yüzden kumar, alkol bağımlısı HASTALAR madde bağımlılığı tedavi bölümlerine yönlendirilmelidir. Kişiye göre düzenlenen program ile bu bağımlılıktan kurtulmak mümkün hale gelebilir.” Allah kullarının bu durumda olduğunu biliyor ve bu illete bağımlı olan kullarını Rabbimiz, kendi huzuruna ibadete durmayı dahi yasaklamadan, salata duracağınız zaman sakın kendinizi bilmez durumda sarhoş olmayın, diye uyarıyor. Bizler eğer HARAM diyerek bu bağımlı kişileri tedirgin edersek, İslam dairesi dışına ellerimizle onları itmiş oluruz. Amaç dışlamak değil bu bağımlıları kendisine ve ailesine yaptığı zarardan kurtarmak ve onları kazanmaktır. Alkol ve kumar alışkanlığı, zayıf nefislerin sonucudur. ALLAH’TA ÖYLE YAPIYOR VE ALKOL VE KUMAR BAĞIMLILARINI UYARIP, BU İLLET SİZLERİ BENDEN UZAKLAŞTIRIP, ŞEYTANIN OYUNCAĞI YAPAR DİYOR. Bizlerde aynı yöntemi, bu kişiler üzerinde kullanarak onları dışlamak ve HARAMDIR demek yerine, onlara ALKOL VE KUMAR BAĞIMLILIĞI SİZİ ALLAH’TAN UZAKLAŞTIRIP, ŞEYTANA VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARA YAKLAŞTIRIR, BÖYLECE SENİ HARAMA SÜRÜKLER KURTULAMAZSIN diye ikaz etmeliyiz. Yine Allah’ın Kur’an’da haram demeden uyardığı, ama hiç tavsiye etmediği bir konuya bakalım. ÇOK EŞLİLİK. Çok eşlilik konusu sanırım biz erkeklerin nefsine hoş geldiği için, bu konudaki Allah’ın uyarısını alkol ve kumar gibi anlamak istemeyip, işimize geldiğinden olsa gerek, Allah çok eşliliği yasaklamamış düzene sokmuştur diyebiliyoruz. Yasaklamadığı kesin, gerektiğinde gerekli olabileceğini bilen Allah, özellikle HARAM dememiş ama hiç tavsiye etmemiştir. Çok eşlilik Kur’an’ın indirildiği dönemde, toplumun neredeyse hepsinde yaşanan bir gerçekti. Onun için Allah Alkol ve kumarda olduğu gibi, bu yanlıştan toplumu vazgeçirmeye çalışmıştır Allah, indirdiği ayetlerle. Nisa suresi 129. Ayetinde, çok eşli aileler için nasıl bir uyarıda bulunuyordu hatırlayalım. “NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ.” Sizce Allah adaletin asla sağlanamadığı, çok eşliliği normal karşılarda, bu şekilde de olsa evlenin der mi? Elbette hayır. Rabbimiz adaleti ayakta tutan kullar olun diyor bizlere. Nisa suresi 3. Ayette de yetim çocuklar konusuna açıklık getirirken, Nisa suresi 129. Ayetinde uyardığı gibi ne diyor bakın. “EĞER ADALETLİ DAVRANMAYACAĞINIZDAN KORKARSANIZ, O TAKDİRDE BİR TANE ALIN.” Allah daha önceki ayetlerinde zaten, çok eşler arasında asla adaleti sağlayamazsınız diyordu, bu ayette de Allah’ın tavsiyesi, önerisi TEK EŞLE EVLENİN DİYOR. Allah’ın uyardığı ve önermediği içki, kumar ve çok eşlilik konuları, özellikle kişileri ve aileleri ilgilendiren konular olduğunu görüyoruz. Bunların düzeltilmesi bizzat kişinin kendisine ve ailesine kalıyor. İçki, kumar ve asla adaletin sağlanmadığı çok eşlilikten uzak duran, bu dünyada HUZURU BULUR, ŞEYTAN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARDAN UZAK ALLAH’IN YOLUNDA, EMİN ADIMLARLA İMTİHANINI YAŞAR. Bizler nefsimizin arzu ettiği konuları, ne yazık ki adaletsiz bile olsa kendimize göre düzenlemiş ve ALLAH İZİN VERİYOR demişiz. Söyleyecek anlatacak o kadar yanlışlarımız var ki, hangisini ele alsak elimizde kalıyor. DİLERİM BU HATALARIMIZI BATIL VE HURAFEDEN KURTULUP, KUR’AN AYETLERİ İLE DÜZENE SOKAR, TOPLUMDA HUZUR BULURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK https://kuranadavet1.wordpress.com/ https://twitter.com/KURANA_DAVET http://www.hakyolkuran.com/ https://www.facebook.com/Kuranadavet1/ https://hakyolkuran1.blogspot.com/
  14. Değerli din kardeşlerim, bugün sizlerle İslam dininde evlatlık edinme konusunu konuşmak ve sizleri bu konuda Kur'an merkezli düşünmeye davet etmek istiyorum. Konu çok önemli, onun için detaylı yazmak zorunda kaldım, uzun bir yazı oldu. Lütfen sabırla okuyunuz. Günümüzde hiç bahsedilmeyen, hatta konuşulmaktan sanki kaçınılan bir konu gibi geldi bana, evlatlık konusu. Yaptığım araştırmalarda ise geleneksel İslam'ın uyguladığı ile Kur’an'ın söylediklerinin çeliştiğini üzülerek gördüm. DEMEK Kİ ÜLKEMİZDE YETİMLERİ EVLATLIK ALMAKTA ŞÜPHELERE DÜŞÜREN, KAFALARININ KARIŞMASINA SEBEP OLAN DÜŞÜNCELER VAR Kİ, GÜNÜMÜZDE DEVLETİN YETİMHANELERİ AĞZINA KADAR DOLU. Bizlerde tıpkı İslam'ı yaşarken yaptığımız gibi, doğruluğundan emin olmadığımız rivayetlere inanarak, araştırma yapmadan kabul etmişiz tüm yanlışları. Gazetelerde okuyoruz, devlet yetiştirme yurtlarında ortaya çıkan olaylar, toplum olarak bizleri üzüyor. Acaba tüm bunlardan toplum olarak, bizler sorumlu değil miyiz? Akıl ve mantık dini olan İslam'ı yaşarken, ne yazık ki aklını kullanmaya gerek duymayan bizler, ne hale getirmişiz güzelim dinimizi. İsterseniz önce, Allah sizlere her konudan bahsettim ve de nice örnekler verdim dediği Kur’an'a bir bakalım, bu konuda neler söylüyor bizlere. Ahzap 4: ALLAH BİR KİŞİNİN GÖĞÜS BOŞLUĞUNDA İKİ KALP YARATMAMIŞTIR, ANNELERİNİZE BENZETEREK HARAM OLSUN DEDİĞİNİZ EŞLERİNİZİ ANNELERİNİZ KILMAMIŞ, EVLÂTLIKLARINIZI DA GERÇEK OĞULLARINIZ YAPMAMIŞTIR. BUNLAR SİZİN KENDİ İDDİANIZDIR; HAK VE HAKİKATİ ALLAH SÖYLER, DOĞRU YOLU DA O GÖSTERİR. (Kur’an yolu. Diyanet işl.) Ayette nelerden bahsediliyor, önce onu anlamaya çalışalım. Tabiat kanunlarına atıfta bulunarak, gerçeklerin asla değiştirilemeyeceğini, önce üstüne basa basa söylüyor Allah. Siz hiç iki kalpli insan gördünüz mü diyor. Örneğin Zıhar yaptığınız eşleriniz derken, boşanabilmek için kendi nefislerinizde yarattığınız bahanelerle, evlendiğiniz kadını annesi gibi kimse göremez diyor, buda Allah'ın kanununa aykırıdır örneğini veriyor. Örneklere dikkat ediniz lütfen. Ayet bizleri önce tabiatın değişmez kanunlarında, bir hikmet aramamızı ve bunu kabul etmemizi, kendimizle de karşılaştırmamızı özellikle anlatmaya çalışıyor. Tabiat kanunlarına ters hareket etmeninde, yanlışlığını hatırlatıyor bizlere. Evlatlık konusuna da açıklık getiriyor ve evlatlıklarınız sizin gerçek soyunuzdan gelen evladınız olmadığı gerçeğini unutmadan onlara sahip çıkın, evlatlarınız ile birlikte yaşarken bu farklılığı onlara hissettirmeyin adaletli olun uyarısınıda ayetten anlamalıyız. Bakın ayet, evlatlığı yasaklamıyor, tam tersine açıklama yapıyor. Yasak olsa EVLATLARINIZLA BİRLİKTE YAŞARKEN diyerek, açıklamalarda bulunur mu? DEMEK Kİ İSLAM'DA EVLATLIK KONUSU, BİRİLERİNİN SÖYLEDİĞİ GİBİ YASAK DEĞİL, TAM TERSİNE KURALLAR KONARAK DÜZENLENEN, ÖNEMSENEN BİR KONUYMUŞ, BU AYETTENDEN BUNU AÇIKÇA ANLADIK. Konuyla ilgili düşünmeye devam edelim. Evlatlık aldığımız fakir ya da kimsesiz bir çocuğu dünyaya getiren kimdir, kendi annesi ve babası? Tabii ki Rabbimiz o insanı dünyaya getirdiği ortamda, ne maksatla getirdiğini bizler bilemeyiz. Bir imtihan mı vardır, yoksa ibret mi vardır bizlere bunu sorgulama ve anlama kabiliyetine de sahip değiliz? İşte bizler bunu sorgulamaya kalktığımızda, işin içinden çıkmamız mümkün olmayacaktır. YANİ DÜZENİ BİZ KURMADIK, OLAYLARIN OLUŞUMUNDA DETAYLI BİLGİMİZ OLMADIĞINDAN, SEBEP SONUÇ İLİŞKİSİNİ BİZLER DOĞRU KURAMAYABİLİRİZ. Ayete devam edelim. Ayetin son kısmında da evlatlıklarınızı sizin oğullarınız kılmamıştır diyor. Tam bu esnada tekrar düşünelim. Evladı olmayan aileleri bir düşünün, nasıl çırpınıyorlar evlatları olsun diye, hatta ne kadar tedavi görüyorlar ama olmuyor. Düşünün lütfen, herkesin evladı olduğu bir düzen olsaydı, sizce evladı olmadığında çırpınışın, arzunun ve bu duygunun ne demek olduğunu bizler en azından izleyebilecek, ya da hissedebilecek miydik? Elbette hayır. Her kez sağlıklı yaşasa bu dünyada, sağlığın kıymetini bilen olur muydu? Değerli arkadaşlarım, Rabbimiz de verdiğim örnekler doğrultusunda bazı duyguları bizlerin tatmamızı, hatta o acıyla imtihandan geçmemizi istiyor. Hepsi bir imtihan. DEMEK Kİ ALLAH, ALDIĞIMIZ EVLATLIKLARIN KENDİ ÇOCUĞUMUZ OLMADIĞINI, BİR BAŞKA ANNE BABANIN, BİZLERE EMANETİ OLDUĞUNU, HİÇBİR ZAMAN UNUTMAMIZI İSTEMİYOR. Ayetin sonunda da bakın ne söylüyor. Bu konuda söylediğiniz sözler, ağzınızın bir lakırdısıdır diyor. Sakın yanlış anlaşılmasın, evlatlığınıza oğlum yada kızım demeyin demiyor. Yazımın devamında bunu daha iyi anlayacağız. Örneğin çocuğun gerçek ailesini unutturup, gerçeklerin saklanması asla istenmeyen bir davranış olduğunu görüyoruz. Allah bu konuyla ilgili de, bakın ne söylüyor. Ahzap 5: (ŞU HALDE EVLATLIKLARI) BABALARINA NİSBET EDEREK ÇAĞIRIN, BU ALLAH KATINDA DAHA HAKKANİYETLİ BİR DAVRANIŞTIR; EĞER BABALARININ KİM OLDUĞUNU BİLMİYORSANIZ, ZATEN UNUTMAYIN Kİ ONLAR SİZİN DİN KARDEŞLERİNİZ VE DOSTLARINIZDIR; BU KONUDAKİ YANILGILARINIZDAN DOLAYI SİZE BİR VEBAL YOKTUR; FAKAT ASIL KALBİNİZDEKİ KASIT (BELİRLEYİCİDİR): ZATEN ALLAH TARİFSİZ BİR BAĞIŞLAYICI, EŞSİZ BİR MERHAMET KAYNAĞIDIR. ( Mustafa İslamoğlu) Bakın ne diyor Allah, evlatlık edindiğiniz kimseleri öz babalarını nispet ederek çağırın. Bu sözlerle ne anlatılmak isteniyor, babalarına nispet ederek sözüyle? Öz babalarını unutturmadan, babalarının verdiği isim ve lakapla çağırmamızı istiyor. Nispet kelimesinin anlamı bağıntı, ilgi, ilgili anlamındadır, bu ne olabilir? Babalarının taktığı isim, lakap günümüzde ise soyadı gibi. Ayette açıklık getiriyor Allah, bu şekilde yapılmasının daha doğru, adaletli olacağını belirtiyor bizlere. Neden diye sorduğunuzda ise, onu dünyaya getiren aileye saygı ve hiç tahmin edemediğimiz, belki şu anda aklıma gelmeyen ama bir gün anlayacağımız, Yaradan'ın düzeninin gerçekleri diyebiliriz. Kur’an her şeye, açıklık getirdiğini boşuna söylemiyor. Bakın kafamızda beliren sorulara hemen devamında cevapta veriyor. EĞER BABALARI BELLİ DEĞİLSE, YANİ AİLERİ BİLİNMİYORSA, demek ki ayetin başlangıcında babalarına nispet şartı ortadan kalkıyor. Yalnız bir şartla, yeri geldiğinde bu durumu ona söylenmesini istiyor. Bu durumda olanların eğer yanında öz evlatlarınız varsa bilmesi gerektiğini, çünkü onlar birbirlerinin din kardeşidir diyor. Ayetin son bölümünde evlatlık aldığımız çocuklarla ilgili bir konuya dikkatimizi çekiyor ve onlara karşı düşüncelerimiz konusunda bizleri uyarıyor Allah. Evlatlıklarınıza yanlışlıkla yaptığınız davranışları affederim, ama KALPLERİNİZİN KASTETMİŞ OLDUKLARINI, YANİ ONLAR HAKKINDA İÇİNİZDEN KÖTÜ DÜŞÜNCELERİNİZ VARSA, AFFETMEM DİYOR. Bakın ne kadar önemli bir konuda Allah bizleri uyarıyor ve diyor ki, evlatlık olarak aldığınız kız yada erkek çocuklar, belki sizin evlatlarınız değil, ama onları kendi evladınız gibi görün hatta dahada titiz olun ve kalplerinizde, kafanızda onlara karşı art niyet kötü düşünce sakın olmasın diyor. Bu konu göz ardı edilerek, kız yada erkek belirli yaşa geldiğinde, evde namahrem olur diyerek, evlatlık almanın İslam dininde ne yazık ki yasaklandığı anlatılmaktadır. HALBUKİ AYET ASLA BUNDAN BAHSETMİYOR, TAM TERSİNE BİRLİKTE YAŞARKEN SAKIN AKLINIZDAN, KÖTÜ BİR ŞEY GEÇMESİN DİYE UYARIYOR. AYRICA BU UYARI, EVLATLIK ALDIĞINIZ ÇOCUKLAR, KENDİ ÇOCUĞUNUZ OLMADIĞI İÇİN, ONLARLA BÜYÜDÜĞÜNDE EVLENABİLİRİM DİYEREK, ONLAR İÇİN SAKIN AKLINIZDAN BÖYLE KÖTÜ DÜŞÜNCELER GEÇİRMEYİN, DİYEDE ALLAH UYARIYOR. Günümüzde ne yazı ki, evlatlıklarınızla evlenebilirsiniz, İslam buna izin veriyor diyenleri çok duyarsınız. BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ İSLAM'A ATILAN İFTİRADIR. BİR ARKADAŞIMIZ EVLATLIK ALMIŞTI VE İLK OKULA BAŞLARKEN, PİSİKOLOG KONTROLÜNDE YAVAŞ YAVAŞ EVLATLIK OLDUĞUNU SÖYLEDİLER. ÇOCUĞUN TEPKİSİ BENİ ÇOK DUYGULANDIRMIŞTI. " İYİKİ BENİ EVLATLIK ALMIŞŞSINIZ." Bundan güzel duygu olabilr mi? Evlatlık olduğundan geç haberi olan çocukların, büyük bir yıkımla olayı kabul etmeleri zor oluyor. DEMEK Kİ BU BİR GERÇEK VE DOĞRU OLANDA, ONA ZAMANINDA SÖYLEMEK OLDUĞU ÇIKIYOR ORTAYA. Kur’an'da bu iki ayet çok açık bir şekilde evlatlık konusunu açıklıyor, yani evlatlık İSLAM DİNİNDE YASAKLANMAMIŞ, TAM TERSİNE BİR DÜZENE SOKULMUŞTUR. Şimdide günümüzde bu konu nasıl algılanıyor, bu ayetleri nasıl yorumluyorlar, daha doğrusu acaba bu ayetleri görmezden gelip, her zaman yaptıkları gibi mezheplerin rivayetlerine göre mi davranıyoruz bu konuda, ona bakalım. Şöyle bir araştırdığımda, doğrusu çok üzücü şeylerle karşılaştım. Bu konuda yazılmış bir yazıdan, bir alıntı yapmak istiyorum. "İSLAM, KİMSESİZ, BAKIMA VE YARDIMA MUHTAÇ OLAN ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKILMASINI TEŞVİK ETMİŞTİR. ANCAK BİR ÇOCUĞU GERÇEK ANA-BABASIYMIŞ GİBİ BÜYÜTÜP, ONA ANA-BABA DEDİRTMEK. ONU AİLE FERTLERİ ARASINA ALMAK VE VARİS YAPMAK, İSLAM'DA YOKTUR. BU BİR CAHİLLİYE ÂDETİDİR. BU ŞEKİLDE EVLATLIK ALLAH'IN HÜKMÜNE KARŞI ÇIKMAK DEMEKTİR." Değerli arkadaşlarım, yukarıdaki iki ayeti lütfen hatırlayın. Ayetlerin içinde bahsettiğimiz evlatlıkların, gerçek ana baba şefkatiyle büyütülmesine ve aynı aile ortamında bulunmasına karşı çıkan tek bir söz duydunuz mu? Evlatlıkların, anne yada baba demesine yasak getiren, tek bir kelime var mı ayetlerde? Yada evlatlıklarını varis yapmayın, onlara miras bırakmayın diyor mu? Elbette yok. İslam dini şefkat dinidir ve bu söylenenler İslam'a uygun sözler değildir. Kücük bir çocuğa, sen bana baba deme, anne deme dememizin normal olduğunu söyleyen bir inanç, asla Allah'ın inancı olamaz. Allah, çocuk belirli bir yaşa geldiğinde ona tüm gerçeklerin söylenmesi istiyor. Ayetlerde özellikle İkaz edilen ve uyarılan, evlatlık aldığınız çocuğun, ailesi belliyse belirli yaştan itibaren babasına nispetle çağrılması ve onun gerçek anne yada babalarının unutturulmaması anlatılmıştır. Hatta daha sonra hatırlatacağım Bakara suresi 220 ayette bu sözlere daha da açıklık getiriyor, onu da göreceğiz. Burada istenen şey aile reisinin unutmaması gereken, o evladın gerçek babasını, ailesini unutturmadan yetiştirmesidir. TABİİ Kİ BU O EVLADIN AKIL BALİ OLDUĞUNDA, BU BİLGİLERİN DOKTOR KONTROLÜNDE SÖYLENMESİ EN DOĞRUSU OLACAKTIR. Yoksa küçücük bir çocuğa senin baban başka birisi gibi sözlerle, onun idrak edemeyeceği şeyleri söylemek doğru değildir, çünkü İslam dini akıl, mantık ve şefkat dinidir. Bizler namazı ve orucu nasıl belirli yaşa geldiğinde çocuklarımıza öğretiyorsak buda aynıdır, zamanı geldiğinde söylenmelidir. Yukarıdaki alıntı sözler, Kur'an'ın onay vereceği bir inanç asla değildir. O çocuğun aile içinde ayrım yapılmadan büyütülmesi için, ana ya da baba demesinde Rabbimizin bir yasağı asla olmamıştır, bunun tersini söylemek Kur’an öğretisine İslam'ın güzelliğine, hoşgörüsüne ters düşer. Kur’an'dan uzaklaştığımızda, Kur’an'ın onay vermediği rivayetlerin, sanı sözlerin peşinden gittiğimizde, İslam toplumu ne hallere düşürülüyor. Düşünün lütfen, İslam öyle bir dindir ki, KALPLERİN KIRILMASINA ASLA MÜSAADE ETMEZ. Köleliğin olduğu ilk zamanda bile Köle ve cariyelere bu şekilde hitap edilmesini istemez Allah. Onlar ile birlikte aynı sofrayı paylaşmamızı ister. Böylece kölelik, yavaş yavaş inen ayetlerle ortadan kaldırılmıştır, onuda söylemek isterim. Ama aklını zerre kadar kullanmayan birisi çıkıyor ve evlatlığı kendi evlatlarının arasına almanın, İslam'da olmadığını söyleyebiliyor. BU NE CÜRET, BU NASIL BİR İFTİRA, ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL. Bu konuda bir ayet örneği veriliyor ve bu ayete göre de evlatlığın yasaklandığı söyleniyor. "Muhammed, içinizdeki adamlardan hiç birinin babası değildir" Ahzab 40 Bu ayet örnek verilip, evlatlık yasaklanmıştır deniyor. Bu ayetle evlatlık edinmenin kalktığını söylemek, Allah'ın ayetini tahrif etmek ve Allah'a iftira atmakla aynıdır. Bundan önceki 37. ayette de açıklanan şey yalnız ve yalnız evlatlıkların kan bağı olan evladı ile aynı olmadığını göstermek için verilen bir örnektir. Bu ayet ile evlatlık kaldırılmıştır sözünü söylemek, yukarıda bahsettiğim ve ayrıca birçok ayeti görmezden gelmek demektir. Gelelim varise, yani evlatlıkta miras konusuna. Bu konuda ne yazık ki günümüzde başlı başına yanlış anlaşılan bir konu. Fazla konuya girmeden bahsetmek istiyorum. Kur’an miras konusunda ilk önce istediği vasiyettir. Evlatlıklara/yetimlere miras bırakılmayacağını söyleyenler, ayetlerden habersiz insanlardır. Bakın Allah ne diyor. Nisa 8: YAKINLAR, YETİMLER VE YOKSULLAR MİRAS TAKSİMİNDE HAZIR BULUNURSA, BUNDAN ONLARI DA RIZIKLANDIRINIZ VE ONLARA GÜZEL SÖZ SÖYLEYİNİZ. Bu konu ile ilgili araştırma yaparken, şöyle bir yazı ilişti gözüme, Allah evlatlık edinmeyi kaldırmıştır diye. Hâlbuki gelen ayetin başında ne diyordu, "EVLATLIKLARINIZI ÖZ BABALARINA NİSPET EDEREK ÇAĞIRIN!." Demek ki kalkmamış ama babaları unutturulmasın demiş. Bu inancında, doğru olmadığının kanıtıdır bu ayet. Çünkü bazı yazılarda evlatlık hukukunun lav edildiği yazılmış, hâlbuki kaldırıldığı değil, düzene sokulduğu, açıklık getirildiği Kur’an'dan açıkça görülmektedir. Şimdide Ahzab suresi 37. ayete bakalım. Bakın bu konuda da Rabbimiz nasıl bir açıklama yapmış ve detay getirmiş evlatlık konusuna. Ahzap 37: ZEYD O KADINDAN İLİŞİĞİNİ KESİNCE ONU SANA NİKÂHLADIK Kİ, EVLATLIKLARI EŞLERİYLE İLİŞKİLERİNİ KESTİKLERİNDE, MÜMİNLER İÇİN O KADINLARLA EVLENMEDE BİR GÜÇLÜK OLMASIN. ZATEN ALLAH'IN EMRİ YERİNE GETİRİLMİŞTİR. Allah çok fazla insanın belki karşılaşmayacağı bir konu için bile, nasıl ince bir açıklık getiriyor, konuyu daha iyi anlayabilmemiz için. Allah evlatlıkların eşleri ile ilişkilerini kesmeleri, yani boşanmaları halinde, dikkat edin ince ve hassas bir detay, boşandıkları eşleriyle evlenmesini serbest bırakıyor, sakınca görmüyor. LÜTFEN YANLIŞ ANLAMALYALIM, EVLATLIĞIYLA EVLENMEKTEN BAHSETMİYOR. EVLATLIĞIN BOŞADIĞI EŞİYLE EVLENMEKTEN BAHSEDİYOR. BU ÖRNEĞİ VEREN ALLAH, EVLATLIK OLARAK YETİŞTİRDİĞİ BİR ÇOCUKLA, BÜYÜDÜĞÜNDE EVLENMESİNE İZİN VERSEYDİ, ONUNDA ÖRNEĞİNİ KUR'AN'DA VERİRDİ. AMA ASLA BÖYLE BİR İZİN YOKTUR. Burada ne demek isteniyor onu açalım önce. Hani Allah Kur’an'da, kimlerle evlenemeyeceğimiz konusunda açıklık getirirken, kendi oğlumuzun boşadığı eşlerinden de bahsediyor ve evlenemezsiniz diyordu. Nedeni oğlu ile kan bağı ilişkisi daha önce kurulduğundan, evlenmeyi yasaklamıştı. Gelelim ayette izin verilmesinin nedenine. Burada evlatlık aldığımız erkek çocukla, herhangi bir kan bağı olmadığından, boşadığı eşiyle evlenilmesinde bir sakınca olmadığı konusunda açıklama getiriyor. TEKRAR ETMEK İSTİYORUM, EVLATLIĞI İLE EVLENİLMESİNDEN BAHSETMİYOR, SAKIN KARIŞTIRMAYALIM. Evlatlığının boşandığı karısından bahsediyor. Böylelikle gerçek kan bağı olan evladı ile evlatlığı arasındaki farkı, hassas bir şekilde örnek vererek açıklıyor. LÜTFEN DİKKAT, HİÇBİR AYETTE EVLATLIKLARINIZ İÇİN, EVİN İÇİNDE BİRLİKYE YAŞAYAMAZSINIZ, BELİRLİ BİR YAŞTAN SONRA NAMAHREMDİR SÖZÜNÜ ÖZELLİKLE KULLANMIYOR. Tam aksine onlar birbirinin din kardeşidir yakıştırması ile bazı şeylerden özellikle bahsetmiyor. Ne gibi derseniz, birbiri ile evlenip evlenemeyeceğinden özellikle söz etmiyor. İSLAM AKIL VE MANTIK DİNİDİR. ZAMANA MEKANA VE YAŞAM ŞARTLARININ GETİRDİĞİ OLAYLARIN AKIŞINA GÖRE HAREKET ETMEK GEREKEBİLİR. Lütfen İslam'ı kendi nefislerimizde oluşan sapkın düşüncelerin ışığında, kendimizce şekillendirmeyelim, hata ederiz. Her şeyden örnekler veren Rabbimiz, bu konuda bence bizlere rahmetini, bağışlayıcılığını, istisnasını, şefkatini gösteriyor. Biliyorum bu sözlerime itiraz edecek karşı çıkarak, birbirlerine nikâh düştüğünü söyleyecekler olacaktır. Ama tam bu sırada size, yine Allah'ın Elçisinin yaşantısından örnek vermek istiyorum. Allah boşuna Resulüm sizler için güzel bir örnektir demiyor. Hz. Ali'yi Allah'ın Resulü beş yaşından itibaren yanına almış, evinde büyütmüş ve kendi kızıyla evlendirmiştir. ALLAH'IN ELÇİSİNİN DE AYNI ŞEKİLDE, EVLATLIK OLARAK BÜYÜDÜĞÜNÜ UNUTMAYALIM. Belli yaştan sonra, hiçbir zaman evden uzaklaştırılmamıştır. Aile efradından uzak bırakılmamış, tam tersine ailenin tüm fertleri ile birlikte yaşamışlardır. Herhalde biraz önce söylediğim sözü, şimdi daha iyi anlamış olmalısınız. Resullerin hayatı, yaşamı bizler için örnektir, lütfen bunları unutmayalım. Allah bu örnekleri bizzat Resullerine yaşatarak, bizlere dersler vermiştir. RABBİMİZ BİR ŞEYDEN ÖZELLİKLE BAHSETMİYORSA, ONDA MUTLAKA BİR RAHMET, BİR GÜZELLİK ARAMALI VE KENDİ KAFAMIZDAN FİKİRLER YÜRÜTMEMELİYİZ, DÜŞÜNCESİ ÇIKIYOR ORTAYA. Tabi Kur'an'ı yetersiz görenler batıl ve rivayet inançlarını dine sokmaya çalışarak, bakın şunlar yada bunlar Kur'an'da yok, demek ki herşey Kur'an'da olmuyormuş diyerek, Allah'ın biz kullarına bu rahmetini, kolaylığını görmezden geliyorlar. EVLATLIK ALMAYI YASAKLAYAN ZİHNİYET BATILI, HURAFEYİ DİNE SOKMAYA ÇALIŞANLARIN ZİHNİYETİDİR, LÜTFEN ONLARIN ALDATMACASINA KANMAYALIM. Allah Kur’an'da öyle detaylara girmiş ki, bakın nasıl bilgiler vermiş. Aynı anneden emen sütkardeşlerin birbiri ile evlenemeyeceği uyarısını yapmış. Yolda kasıla kasıla yürümeyin, uyarısında bile bulunmuş. Kadın boşandığında, tekrar evlenmesi için geçen süre konusunda da bilgi vermiş. Bizlere mirasımızı nasıl dağıtacağımız ayrıntısından bahsetmiş, en ince detayına kadar girmiş. Su bulamadığımızda nasıl abdest alacağımızı izah etmiş. Bir bebeğin kaç ay süt emmesi gerektiği bilgisini dahi bizlere bildirmiş. Lütfen dikkat ediniz, namaz kılarken, dua ederken okuyacağımız duanın ses tonunu dahi söylemişse Kur’an da, MÜSAADE EDİN DE, RABBİMİZ EVLATLIK ALINAN ÇOCUKLAR, EĞER AİLE İÇİNDEKİLERE NAMAHREM OLSA, BİRLİKTE YAŞAMALARI YASAK OLSA, MUTLAKA BU KONUDA DA AÇIKLAMA GETİRİR, BİZLERE BİLDİRİRDİ. Lütfen Bakara suresi 220. ayeti okuyunuz. ÇOK DAHA İLGİNCİ, KUR'AN ÖRNEĞİNİ VERDİĞİ GİBİ, EVLATLIĞI BOŞANDIĞINDA, EŞİYLE EVLENİLEBİLECEĞİNİN AÇIKLAMASINI YAPAN ALLAH, EĞER EVLATLIK ALDIĞINIZ ÇOCUKLARLA, BÜYÜDÜĞÜNDE EVLENİLMESİNE İZİN VERSEYDİ, ONUNDA ÖRNEĞİNİ MUTLAKA VERİRDİ. LÜTFEN SAPIK DUYGULARIMIZI, İSLAM DİNİ GİBİ GÖSTERMEYELİM. Ailenize küçük yaşta aldığınız, büyüttüğünüz bir çocuk için, erkekse altına kaka yaptığında temizleyen onu doyuran, onu yıkayan onu kollarında şefkatle seven bir insana, yaşı 12 ya da 13 yaşına geldiğinde, nasıl o büyüten kadına namahremdir diyebiliriz. Bunu Rabbimiz söylemediği halde nasıl düşünebiliriz, bunu hala anlayamıyorum. Bu konuda Allah uyarıyor ve ne diyordu? KALPLERİNİZDEN ONLARA KARŞI KÖTÜ BİR ŞEY GEÇİRİRSENİZ, SİZLERİ SORUMLU TUTARIM. Kur'an dışı batıl ile yaşamak, işte bu kadar tehlikeli ve topluma azap veriyor. Bu yanlışı yapmakla, İslam dinine çok büyük bir iftira atmış olacağımızın, lütfen bilincinde olalım. Şöyle bir araştırdığınızda da, asla tersi yönde kötü bir örnekte oluşmamıştır hiçbir zaman. Şunu belirtmeliyim ki, tek kural koyucu Yaradandır, oda bundan asla söz etmemiş yasak koymamıştır. Rabbimiz söylemeyi unuttu da, birilerimi hatırladı Allah korusun (HÂŞÂ). Bunları söyleyerek hem dine zarar veriyor, hem de o öksüz yavruları yalnızlığa itiyoruz. BU SÖZLERİ RABBİMİZ SÖYLEMEDİĞİ HALDE SÖYLEYENLER, YETİMLERİ AİLE ŞEFKATİNDEN UZAKLAŞTIRANLAR, LÜTFEN BİR DAHA DÜŞÜNSÜNLER DE, NASIL BİR VEBAL ALTINA GİRDİKLERİNİ HATIRLASINLAR İNŞALLAH. Ayrıca ince bir konu vardır ki, onu da bahsetmeden geçmek yanlış olur düşüncesindeyim. Evlatlık aldığımız, eğer çocuk kız ya da erkek, bebekken alınıp anne tarafından emzirilir ise, bu durumda alınan evlatlık, çok daha değişik konumda olacaktır ve sütanne konumunda olduğundan her iki tarafa da, hatta varsa evin çocuklarına da nikâh düşmeyecektir. Bakın hem bu durumda hem de emzirmediği durumda, evin içinde birlikte olmanın yasaklandığı tek bir ayet, Allah'ın hükmünü göremezsiniz. Bu konuyu geleneksel İslam'ın inandığı şekliyle araştırmaya devam ettiğimde, daha da üzücü bilgilere, inançlara şahit oldum. Evlat almayı düşündüğünü, ama sonra vazgeçirildiğinden bahsediyor bir aile ve bir başkası da ona akıl veriyor ve bakın neler söylüyor. "YANİ EĞER ALLAH ÇOCUK VERMİYORSA BİR İNSANA, ÇOCUĞA AYIRACAĞI VAKTİ BAŞKA YARARLI ŞEYLERLE (İLİM GİBİ) DEĞERLENDİREBİLİR. VEYA YETİM ÇOCUKLARI EVLATLIK ALMAKTAN ZİYADE, ONLARLA DIŞARIDAN İLGİLENİP YARDIMCI OLUNABİLİR. ASLINDA ÇOCUK SAHİBİ OLMAK BÜYÜK BİR MESULİYETTİR. OLMAMASI DA BENCE BU MESULİYETTEN KURTULMANIN BİR NİMETİ OLARAK DÜŞÜNÜLÜRSE GÜZELDİR." Bizler ne yazık ki bir konu hakkında, fazla bilgimiz olmasa bile, çok güzel fikirlerde(!) böyle üretebiliyoruz. Yani herhalde pratik zekâ bu olsa gerek. Düşünün lütfen, yetim çocuğa vereceği şeyin, yalnız para ve maddiyat olacağını düşünen bir insanın, kendi çocuklarını nasıl yetiştirdiğini görmek istemem doğrusu. Evlatlık konusuna, Allah'ın Resulünü örnek vermek isterim, bakın neler söylemiş. Allah'ın Resulünden, gerçekten güzel örnekler böyle alınmalıdır. Allah'ın Resulüne nispet edilen Kur'an'ın onayından geçen, her doğru bilgi ve düşünce, bizler için faydalanacağımız bilgilerdir. “YETİMLERE, GAYET MERHAMETLİ VE ŞEFKATLİ OLAN BABA GİBİ OLUNUZ.” BUYURMUŞLARDIR." "ONLARIN ISLAHINI DÜŞÜNMEK, TALİM VE TERBİYELERİNE BAKMAK, HER TÜRLÜ MADDİ VE MANEVÎ İHTİYAÇLARINI, ÜZÜNTÜLERİNİ GİDERMEYE ÇALIŞMAK, YETİMLERE YAPILACAK EN GÜZEL İYİLİKLERDİR; AYNI ZAMANDA İSLÂM DİNİNDE YÜKSEK BİR MERTEBEDİR." "EVLERİNİZİN ALLAH’A EN SEVİMLİ GELENİ, İÇİNDE İKRAM GÖREN BİR YETİMİN BULUNDUĞU YERDİR.” “MÜSLÜMANLAR HAKKINDA EN HAYIRLI EV, İÇİNDE KENDİSİNE İYİ BAKILAN BİR YETİMİN BULUNDUĞU EVDİR. MÜSLÜMANLAR HAKKINDA EN KÖTÜ EV İSE, İÇİNDE KENDİSİNE İYİ DAVRANILMAYAN BİR YETİMİN BULUNDUĞU EVDİR. BEN VE YETİME BAKAN CENNETTE ŞU İKİ PARMAK GİBİYİZ.” "YETİMİ HİMAYE EDEN KİMSE İLE BEN CENNETTE ŞAHADET PARMAĞI İLE ORTA PARMAK GİBİ YAKIN OLACAĞIZ" Yukarıdaki sözler, Allah'ın Elçisine ait olduğu söylenen rivayet sözler. Hepsi ne kadar doğru ve güzel. Acaba bu sözlerden siz, evinizde sizinle birlikte evlatlıklarınızla yaşamanız namahremdir, yasaktır diye mi anladınız? Allah'ın Resulünün ve Hz. Ali'nin nasıl evlatlık yetiştiğini, evde asla bir ayrım yapılmadan, şefkatle bağırlarına basıldığı gerçeğini, lütfen unutmayalım. Bakın Rabbimiz den bir ayet örneği daha vermek isterim, konunun daha iyi ve net bir şekilde anlaşılması için. "DÜNYA VE ÂHİRET HAKKINDA... SANA YETİMLERDEN DE SORUYORLAR. DE Kİ: "ONLARI, İŞE YARAR HALE GETİRMEK KENDİLERİ İÇİN DAHA HAYIRLIDIR. EĞER ONLARLA BİR ARADA YAŞARSANIZ, ONLAR SİZİN KARDEŞİNİZDİR." ALLAH, BOZGUNCUYU BARIŞSEVERDEN AYIRMASINI BİLİR. EĞER ALLAH DİLESEYDİ, SİZİ ZORA SÜRERDİ. ALLAH, TÜM ONURLARIN SAHİBİ, TÜM HİKMETLERİN SAHİBİDİR." (Bakara 220) Değerli din kardeşlerim, bu ayetler bu kadar açık iken, nasıl olurda birileri çıkar da aynı evde yaşamaları doğru değildir, namahremdir der? KUR'AN'I DİN ADINA YETERLİ GÖRMEYİP RİVAYET VE BATILI DİN EDİNDİĞİMİZDE, BİZLERİ BUNA BENZER TEHLİKELERİN HER ZAMAN BEKLEDİĞİNİ, LÜTFEN UNUTMAYALIM. Doğrusu bu konularda o kadar çok yanlış konuşan, inanan var ki, söylemeye utanıyorum. Şimdide konuyla ilgili ayetleri, birlikte düşünelim. Lütfen hiçbirisinde, aldığınız evlatlıklarla beraber oturmayın diyor mu? Ya da aldığınız evlatlıkları, şu ya da bu yaşa getirdikten sonra evden çıkarın diyor mu? Hem nereye çıkaracaksınız, gidecek yeri mi var? Böyle bir inancı, nasıl olurda İslam'a, Allah'ın adaletine layık görürüz. Yine bahsettiğimiz ayetlerde bu çocuklar, evin hanımına ya da beyine veya beraber yaşadığı kardeşlerine namahremdir diyor mu? Kesinlikle hayır. Hatta evlatlarınızdan ayırmadan onlara eşit davranın diyor. Peki, ne diyor? ONLARI İŞE YARAR HALE GETİRİNCEYE KADAR, EVİNİZDE YETİŞTİREBİLİRSİNİZ. EĞER ONLARLA BİR ARADA YAŞARSANIZ, ONLAR SİZİN KARDEŞİNİZDİR. İnsan kardeşi gibi görmesini istediği biri için, nasıl olurda namahremdir damgasını vurabilir? Bunu Rabbimiz açıkça söylemiş. Bakın Allah bozguncuyu barışseverden ayırmasını bilir diyor ayetinde. Doğrusu insanın niyeti bozuksa, kalbi fesatsa, bu tür insanlar bozguncudurlar, Rabbimizde bu tür insanları barışsever insanlardan ayırmasını, ben bilirim diyor. Sizlere bu konu hakkında, Diyanet İşleri başkanlığına sorduğum soruya verilen cevabın içinden, özet olabilecek bir parağrafıda aynen sunmak istiyorum, fikir vermesi açısından. "BU İTİBARLA, MAHREMİYET İLE İLGİLİ DİNİ KAYIT VE ŞARTLARA RİAYET ETMEK KAYDIYLA, GEREK KİMSESİZ ÇOCUKLARI SIRF HAYIR İŞLEMEK AMACIYLA BAKIP YETİŞTİRMELERİNDE; GEREKSE ÇOCUĞU OLMAYAN AİLELERİN ÇOCUKLARI GİBİ BÜYÜTMEK ÜZERE EVLATLIK EDİNMELERİNDE BİR SAKINCA GÖRÜLMEMEKTEDİR." Değerli dostlarım, Diyanet gemiş yıllarda bunu söylediği halde, daha sonra bunun tam tersini söyleyebiliyor. Halktan tepki görüncede söyledikleri geri çekililiyor. İSLAM'I RİVAYET BİLGİLER IŞIĞINDA YAŞAMAK, İŞTE BU KADAR TEHLİKELİ VE YANLIŞ. Diyanette ekip değiştikçe zihniyet ve düşüncede değişebiliyor. Değişmeyen Allah'ın yasası kanunudur, lütfen unutmayalım ve ona tabi olalım. Ben elimden geldiğince Kur’an'dan, Rabbimizin ayetlerinden anladıklarımı sizlerle paylaştım. Doğruyu gerçek doğruyu RABBİMİZ bilir. Eğer yanlışım varsa Rabbimizin şefkatli kollarına sığınır, bağışlamasını dilerim. Sizlere düşen bu sözlerimin doğruluğunu, Kur’an'a danışarak ve onun ayetleri üzerinde düşünerek, anlamaya çalışmak olmalıdır. Bende bir beşerim yanılabilirim. Güveneceğimiz dayanacağımız, en güvenilir kaynak Rabbin kelamı KUR’AN'DIR. Bizler dinin kurallarını KUR’AN'DAN almadığımız sürece, gerçek İslam'ı yaşamamız asla mümkün olmayacaktır. Hüküm veren, kural koyan dinin sahibi Yüce Rabbimizdir. Bunu unutmadan imanımızı güçlendirmeli ve yaşamalıyız. Dilerim Allah'tan, bizleri Kur'an'ın güneşinden istifade eden, onun nuruyla nurlanan, sanı ve rivayetin ardı sıra gitmeyip, yalnız Kur’an'ın ipine sarılan, Rabbin halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bu Cuma namazında vaaz veren hoca, TESETTÜR konusu hakkında konuşma yapıyordu. Sözlerine başlarken her zaman yaptıkları gibi konuya şöyle başladı. BİR MÜSLÜMAN, ALLAH’IN VE RESULÜNÜN EMRETTİĞİ TESETTÜRÜ HAYATINA GEÇİRMELİDİR. Aslında bizler bu tür söylemlere alışığız, ALLAH’A VE RESULÜNE İTAAT EDİN şeklinde olduğu gibi. Peki, tesettür ne anlama geliyor burası önemli. Kelime anlamı ÖRTÜNMEK, GİYİNMEK diye kısaca cevaplayabiliriz. Bu konu çok önemli, lütfen makalemi sonuna kadar okuyunuz, çok uzun yazmışsınız demeyiniz. Okuma alışkanlığı edinemediğimiz için, her anlatılanı doğru zannedip bizleri Allah ile aldatanlarında tuzağına rahatlıkla düşüyoruz. Peki, nasıl giyinmek tesettür olabilir? Allah Kur’an’da bunu detaylı açıklamıyor yani kullarını istediği tesettür konusunda gerektiği kadar bilgilendirmiyor da, bunu Resulüne mi bırakmış? Bizlerde bunu, Resulün rivayet hadislerinden mi öğreniyoruz da, ALLAH’IN VE RESULÜNÜN TESETTÜR EMRİNE UYUN DİYORLAR. Diyanet İslam ansiklopedisinde, tesettürü bakın nasıl tarif ediyorlar. “İNSANIN FITRÎ, TABİİ, ÖRFÎ VEYA DİNÎ BİR GEREKÇEYLE VÜCUDUNUN BELLİ YERLERİNİ ÖRTMESİ ANLAMINDA TERİM.” Örtünme giyim elbette gelenekseldir, ayrıca iklim şartları toplumun örfü adetleri giyinmelerinde etkili olmuştur. Peki tesettür konusu Kur’an’da örf, adet, geleneklerle birlikte mi geçiyor, yoksa fıtri yani yaradılışımız gereği, bazı bölgelerimizi özellikle kapatmamızı, örtmemizin gerektiği mi anlatılıyor. Çok üzgünüm ama bizler ne yazık ki Allah’ın bu konuda da emretmediği birçok şeyi, bizler dine ilave ederek Arap geleneğini de, dinin emri gibi algılamışız. Bu düşünce ve inanç çok büyük bir hatadır. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ BİZLER, ÖNYARGILARIMIZDAN KURTULAMADIĞIMIZ İÇİN, BİR TÜRLÜ ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ ORTA YOLU İZLEYEMEDİĞİMİZDEN, BİRÇOK KONUDA OLDUĞU GİBİ, TESETTÜRÜN DE ORTA YOLUNU BİR TÜLÜ BULAMADIK. Önce şunu lütfen unutmayalım, dinin sahibi Allah’tır ve ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa, Rabbimiz bu konuda da, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez. Yani Allah’ın Kur’an’da emrettiği TESETTÜR yani giyim kuşam emri neyse, Resulü de ona uymuştur. Asla ilave yapamayacağı gibi, Arapların giyimi kuşamı ile farklı ülkelerde ki insanların GİYİM KUŞAMI HEM İKLİM, HEMDE GELENEKLERİ ÖRF VE ADETLERİ DOĞRULTUSUNDA FARKLIDIR. Bunun din ve inançla hiç bir ilgisi yoktur. Şunu özellikle hatırlatmak isterim, Allah biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, çünkü sizi Kur’an’dan sorumlu tutuyorum emrini verdiyse, TESETTÜR KONUSUNDA DA RABBİMİZİN MUHKEM BİR ŞEKİLDE, KUR’AN’DA AÇIKLAYIP UYARDIKLARININ DIŞNDA, TOPLUMA DAYATILANLARI ALLAH’IN EMRİ GİBİ GÖRMEYELİM, BÜYÜK HATA EDERİZ. Allah’ın yemin ederek kolaylaştırdığı dini, atalarımızın batıl hurafe inançlarını yaşayabilmek için, dine ilaveler yaparak zorlaştırmayalım, toplumu dinden uzaklaştırırız. Tesettür yani giyim kuşam ile ilgili Allah ne emretmiş gelin ona bakalım. Nahl 81: ALLAH YARATTIĞI ŞEYLERDEN, SİZİN İÇİN GÖLGELER VAR ETMİŞTİR. DAĞLARDAN DA SİZİN İÇİN BARINAKLAR YARATMIŞTIR. SİZİ SICAKTAN (VE SOĞUKTAN) KORUYACAK ELBİSELER VE (YİNE) SAVAŞTA SİZİ KORUYACAK ELBİSELER (ZIRHLAR) YARATMIŞTIR. İŞTE BÖYLECE (ALLAH) TESLİMİYET GÖSTERMENİZ İÇİN ÜZERİNİZE NİMETİNİ TAMAMLIYOR. (Mehmet Okuyan meali) Araf 26: EY ÂDEMOĞULLARI! SİZE MAHREM YERLERİNİZİ ÖRTECEK GİYSİ, SÜSLENECEĞİNİZ ELBİSE YARATTIK. TAKVÂ ELBİSESİ, İŞTE O DAHA HAYIRLIDIR. BUNLAR ALLAH’IN ÂYETLERİNDENDİR. UMULUR Kİ DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALIRLAR. (Kur’an yolu. Diyanet İşl.) Bakın ilk ayette Rabbimiz bizlere sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler, hatta savaşta bizleri koruyacak kıyafetleri de yarattığı bilgisini veriyor. Hiçbir detaya girmeden, peki neden? Çünkü bu Kur’an yalnız Araplara inmedi, tüm dünyada yaşayan insanlara indide ondan. İklimi soğuk olan ülkeler var sıcak olan var, yani yaşadığı yere göre kıyafette elbette değişik olacak. Lütfen Arap toplumunun giydiği kıyafeti, dinin emri gibi görmeyelim büyük hata yaptığımız gibi, özellikle kadınlarımıza da eziyet etmiş oluruz. Neden biliyor musunuz? Çünkü biz erkekler istediğimizi giyiyor ve bu normaldir diyoruz ama iş kadına gelince, her nedense hiç düşünmeden kadını kendi nefsimizde giydirmeye, kıyafetlerini bizler seçmeye çalışıyoruz ve bunun Allah emri olduğunu söylüyoruz. Söylediklerini Kur’an’da göremediğimizde, onunda kolayını bulmuşlar ve BUDA ALLAH’IN RESULÜNÜN TESETTÜR EMRİ, YA DA HÜKMÜ DİYEBİLİYORLAR. Hani Rabbimiz bizlere yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, sizi ondan sorumlu tutuyorum diyordu, ne oldu bunlara benzer yüzlerce ayetin hükmü? Araf suresi 26. Ayetinde Rabbimiz, bakın TESETTÜR konusuna çok net, nasıl bir açıklama yapıyor. Size mahrem yerlerinizi örtecek giysiler yarattık diyor. İşte her konuda yaptığımız gibi, bu konuda da bizler Allah’ın asla sınırlama yapmadığı, şekillendirmediği ama özellikle örtmemiz konusunda dikkatimizi çektiği bölgelerimizi söylediği halde, kendi düşünce ve inançlarımızı da bu ve benzeri ayetlere ilave ederek, bakın MAHREM YERLERİ DİYOR. Aslında mahrem yerleri yalnız cinsel bölgeler değil, kadının şuraları ya da buraları da erkeğe mahrem yerleridir, diyerek inanılmaz ilaveler yapmıyor muyuz? Hemen soralım kendimize, O bahsettikleri mahrem kapatılması gereken yerler, Allah’ın diğer ayetlerde MUHKEM bir şekilde izah edip örnekler verdiği gibi, neden Kur’an’da geçmiyor? HAŞA YOKSA KUR’AN EKSİK Mİ DE, TAMAMLAMAYA ÇALIŞILIYOR? Yapılan ilaveleri burada yazacak değilim, hepimiz çok iyi biliyoruz neler olduğunu. BU YANLIŞLARI YAPARAK BİZLER, HEM ALLAH’IN KİTABINA DİNİNE ŞİRK KOŞARAK İLAVELER YAPIYORUZ, HEMDE RESULÜN ASLA ALLAH’IN DİNİNE İLAVELER YAPMASI MÜMKÜN OLMADIĞI HALDE, ONUN ADINA BİZLER İLAVELER YAPARAK ALLAH’IN DİNİNİ ZORLAŞTIRIP, TOPLUMU İSLAM’DAN UZAKLAŞTIRIYORUZ. Aslında Araf suresi 26. Ayetinde Allah bu konuda bizlerin dikkatini çekiyor ve tesettür konusunu kendi nefsinizde gösteriş vesilesi yapmaya çalışmayın. Ben sizden gösteriş istemiyorum, benim için önemli olan SİZİN TAKVANIZDIR, yani benim emirlerime ne kadar uyup hayatınıza geçirdiğiniz, yapmayın diye uyardıklarımdan uzak durup, yapmanızı istediklerimi yapıp yapmadığınız, benim için çok daha önemlidir diyor. Yani özellikle ALLAH, TAKVA ELBİSESİNİ GİYİP ÖYLE DIŞARI ÇIKIN, BU BENİM İÇİN ÇOK DAHA ÖNEMLİDİR DİYOR. DEMEK Kİ KILIK KIYAFET BEDENİMİZİN DIŞINA GİYDİĞİMİZ GİYSİ, TAKVA ELBİSESİ İSE RUHUMUZA, DUYGULARIMIZA ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ İNANCIMIZA GİYDİRDİĞİMİZ ELBİSEDİR. Bu elbiseyi giymeyen yani güzel ahlaklı olmayan, Kur’an terbiyesi almayan istediği kadar bedenini kapatsın, benim için önemli değildir diyor Rabbimiz. YANİ TAKVA ELBİSESİNİ GİYMEYEN, ALLAH KATINDA ÇIRILÇIPLAK BİR İNSAN GİBİDİR. Ne yazık ki bizler TAKVA ELBİSESİNİ DEĞİL, ATALARMIZDAN ÖĞRENDİĞİMİZ ARAP GİYSİSİNİ TESETTÜR YAPTIK. Bu konuda Allah’ın özellikle hiçbir sınır koymadan indirdiği ayetleri, BİZLER KENDİ DÜŞÜNCE VE MEZHEP İNANÇLRAIMIZ DOĞRULTUSUNDA GİYDİRDİK, ŞEKİLLENDİRDİK. YETMEDİ İŞTE BU ALLAH’IN VE RESULÜNÜN İSTEDİĞİ TESETTÜRÜ DEDİK. Bu konudaki bir başka ayeti daha hatırlatmak istiyorum sizlere. “EY NEBİ! EŞLERİNE, KIZLARINA VE MÜMİNLERİN KADINLARINA SÖYLE, DIŞ GİYSİLERİNİ ÜZERLERİNE BÜRÜNSÜNLER. BU, TANINIP RAHATSIZ EDİLMEMELERİ İÇİN EN UYGUN OLANIDIR. ALLAH ZİYADESİYLE BAĞIŞLAMAKTA VE ÇOK ESİRGEMEKTEDİR.” (Ahzab 59) Bakın tesettür konusu ile ilgili bir başka ayet. Bildiğiniz gibi tesettür emri yalnız kadınlara değil, erkelere de emrediliyor Kur’an’da bunuda hatırlatmak isterim. Bakın bu konu Allah’ın Nebisi üzerinden bizlere aktarılıyor ve bakın ne diyor. Ey Nebi! Eşlerine kızlarına ve iman etmiş kadınlara söyle, evden dışarı çıkmaları gerektiğinde DIŞ GİYSİLERİNİ GİYSİNLER. Bu ne demek? Yani evin içindeyken daha rahat, serbest kıyafetlerinizle dışarıya çıkmayın diyor. Bunun nedenini de açıklıyor Rabbimiz ve bakın ne diyor. “BU, TANINIP RAHATSIZ EDİLMEMELERİ İÇİN EN UYGUN OLANIDIR” Çok net anlaşılıyor ki, evinizin içinde giydiğiniz nispeten daha açık kıyafetlerle dışarı çıkarsanız, sizi kötü kadın zannederler, art niyetli erkekler sizlere zarar vermeye çalışırlar, onun için dışarı çıkarken DAHA DOĞRU KIYAFET GİYİN YANİ DIŞ GİYSİLERİNİZLE ÇIKIN Kİ, SİZİ RAHATSIZ ETMESİNLER. Bu ayette geçen dış giysi uyarısına, öyle anlamlar yüklüyorlar ki, kendi inançlarına delil olsun diye, bu ayette bu uyarıyla Allah, dışarı çıkarken kadınlar ÇARŞAF GİYMELİDİR diyenleri bile duyarsınız. Ne yazık ki bizler, güzelim Allah’ın dinine bu saygısızlıkları bile yapıyoruz. ALLAH’I DİNLEMEK ONA UYMAK YERİNE, KENDİ İNANÇLARIMIZI ALLAH’IN AYETLERİNE SÖYLETMEYE ÇALIŞIYORUZ. Rabbimiz Kur’an’da hiç bir zaman, herhangi bir kıyafet şeklinden bahsetmemesinin nedeni, İslam dininin yani Kur’an’ın evrensel oluşundan ve her toplumun kendi kültürünü, yaşam biçimini yaşadığı ülkenin iklimine göre yaşayabilmesine izin vermesinden kaynaklanıyor. Ne yazık ki bizler, Allah’ın verdiği bu özgürlüğü, kendi mezhep inançlarımıza uygun düşmediği için ya görmezden geldik, ya da ALLAH’IN RESULÜNÜN ADINI KULLANIP, ONUN ADINA HÜKÜMLER KOYARAK, RESULÜ ADINA BEŞERİ TESETTÜRLER YARATTIK. Değerli dostlarım, kardeşlerim Allah’ın Resulü Allah’ın dininin hüküm ortağı değildir. Onun Resulü yani ELÇİSİDİR. Bir atasözümüz vardır, Elçiye zeval olmaz diye. Bunun anlamı, Elçi görevi gereği ne iletmesi gerekiyorsa, tek kelime bile ilave etmeden onu biz ümmetine tebliğ etmiştir. Her makalemde hatırlatmaya çalışıyorum, Allah Elçisinin görevini bizlere anlatırken ne diyordu? “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 ) “RASULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RASULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Allah aşkına sizlere yalvarıyorum rica ediyorum, Allah’ın Resulüne verdiği görev ve yetkileri arasında, Allah’ın hiç bahsetmediği konularda da Resulü hükümler vereceğine dair, tek bir yetki var mı? Elbette yok. Hatta tam tersine Resulüne, sana indirdiğim Kur’an ile kullarıma hükmet demiyor muydu? Peki, neden O zaman ALLAH’A VE RESULÜNE İTAAT EDİN, YA DA ALLAH’IN VE RESULÜN TESETTÜRÜNE UYUN DİYEREK, sanki Allah başka hüküm veriyor, Resulü onun vermedikleri konularda da sanki farklı hükümler veriyormuş ta bizlerin onlara da inanmamız isteniyor gibi, topluma anlatılıyor. Allah’ın Resulü birçok ayetinde ben yalnız bana vahyedilen Kur’an’a uyarım demiyor mu? Bizler bu ayetleri gördüğümüz halde, sanki Resulü farklı şeye inanmış gibi, onun adına anlatılan rivayetlere de nasıl hiç düşünmeden inanırız. Hiç mi korkmuyoruz böyle büyük bir hata yapmaktan? HİÇ Mİ DÜŞÜNMÜYORUZ MAHŞER GÜNÜ NASIL HESAP VERECEĞİMİZİ? Allah Resulüme itaat edin derken, Kur’an’ı tebliğ ederken tebliğinde ona yardımcı olmak adına bunu söylüyor. Çünkü diğer ayetlerinde, Resulüm sizlere yalnız Kur’an’ı tebliğ edecek asla onun sınırlarını aşmayacak, bu konuda kefil benim diyor. Bizleri Kur’an ile buluşturmak istemeyenler, bu gerçekleri görmemizi istemiyorlar. Böylece istedikleri gibi Allah ile aldatıp bizleri istedikleri gibi yönlendiriyorlar. LÜTEN ALLAH AŞKINA HESAP GÜNÜ PİŞMAN OLMAK İSTEMEYEN, KUR’AN’DAN İNANCINI LÜTFEN SORGULASIN. SORGULAMADAN BU CAN BU BEDENDEN ÇIKTIYSA, İNANIN MAHŞER GÜNÜ YÜZLERİ SİMSİYAH OLARAK HAŞREDENLERİN ARASINDA OLMAMIZ, KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Dilerim bu gerçeklerin farkında olarak emanetini teslim eden ve yalnız Allah’ın ipine sarılan, azınlık Allah’ın halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.