Jump to content
Sign in to follow this  
Unarm

necip fazıl kısakürek

Recommended Posts

necip fazıl gibi büyük bir şaiti acaba ne kadar tanıyoruz?onu daha yakından tanımak için onun şiirlerini okumak gerek.işte bu yüzden onun şiirlerini buraya gönderiyorum ilk şiirim zindandan mehmete mektup

zindandan mehmede mektup

 

zindan iki hece mehmedim lafta

baba katiliyle baban bir safta

birde geri adam boynunda yafta

halimi düşünüp yanma mehmedim

kavuşmak mı belki daha ölmedim

 

avlu.. bir uzun yol tuğla döşeli

kırmızı tuğlalar altı köşeli

bu yol da tutuktur hapse düşeli..

git ve gel ..yüz adım.. bin yıllık konak

ne ayak dayanır buna ne tırnak!

 

bir alem ki gökler boru içinde!

akıl olmazların zoru içinde

üst üste sorular soru içinde

düşün mü konuş mu sus mu unut mu

buradan insan mı çıkar tabut mu?

 

bir idamlık ali vardı asıldı

kaydını düştüler mühür basıldı

geçti gitti birkaç günlük fasıldı

ondan kalan boynu bükük ve sefil

bahçeye diktiği üç beş karanfil

 

müdür bey dert dinler bu gün maruzat

çatık kaş hükümet dedikleri zat

beni allah tutmuş kim eder azat

anlamaz yazısız, pulsuz, dilekçem

anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

 

saat beş dedi mi bir yırtıcı zil

sayım var maltada hizaya dizil

tek yekün içinde yazıl ve çizil

insanlar zindanda birer kemmiyyet

urbalarla kemik mintanlarla et...

 

somurtuş ki bıçak nara ki tokat

zift dolu gözlerde karanlık kat kat..

yalnız seccademin yününde şefkat;

beni kimsecikler okşamaz madem

öp beni alnımdan sen öp seccadem

 

çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!

dakika düşelim senelik paydan

zindanda dakika farksızdır aydan

karıştır çayını zaman erisin;

köpük köpük duman duman erisin!

 

peykeler duvara mıhlı peykeler:

duvarda başlardan yağlı lekeler,

gömülmüş duvara baş baş gölgeler...

duvar katil duvar, yolumu biçtin

kanla dolu sünger ....beynimi içtin...

 

sükut...kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

tek nokta seçemez dünyada nazar.

yerinde mi acep ölü ve mezar?

yeryüzü boşaldı habersiz miyiz

güneşe göç varda kalan biz miyiz?

 

ses demir su demir ve ekmek demir...

istersen demirde muhali kemir

ne gelir ki elden kader bu emir...

garip pencerecik küçük daracık;

dünyaya kapalı allaha açık.

 

dua dua eller karıncalanmış

yıldızlar avuçta gök parçalanmış

gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış

bir soluk bir tütsü bir uçan buğu

iplik ki incecik örer boşluğu.

 

ana rahmi zahir şu bizim koğuş

karanlığında nur yeniden doğuş

sesler duymaktayım davran ve boğuş

sen bir devsin, yükü ağırdır devin

kalk ayağa dimdik doğrul ve sevin!

 

mehmedim sevinin başlar yüksekte!

ölsekte sevinin eve dönsekte

sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

yarın elbet bizim elbet bizimdir!

gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir!

 

 

necip fazıl kısakürek

Share this post


Link to post
Share on other sites

SAKARYA TÜRKÜSÜ

 

 

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

 

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

 

 

 

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

 

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

 

 

 

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir

 

Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

 

 

 

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat;

 

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

 

 

 

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

 

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

 

 

 

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

 

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

 

 

 

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

 

Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

 

 

 

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

 

Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..

 

 

 

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

 

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

 

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;

 

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.

 

 

 

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

 

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;

 

 

 

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;

 

Kehkeşanlara kaçmış eski günleri an!

 

 

 

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

 

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

 

 

 

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

 

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

 

 

 

Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?

 

Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!

 

 

 

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

 

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

 

 

 

Vicdan azabına es, kayna kayna Sakarya,

 

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

 

 

İnsan üçbeş damla kan, ırmak üçbeş damla su;

 

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

 

 

 

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

 

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

 

 

 

Kafdağını aşsalar, belki çeker de bir kıl!

 

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

 

 

 

Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,

 

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

 

 

 

Sen ve Ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;

 

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

 

 

 

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

 

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

 

 

 

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

 

Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!

 

 

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

 

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÖLÜNÜN ODASI

 

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;

Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.

Süt beyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;

Artık ne bir çıtırdı, nede bir ayak sesi....

Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü ;

Üstü boynuna kadar bir çarşafla örtülü.

Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;

Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.

Son nefesle göğsü boş, eli boş uzanmış yana;

Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.

Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;

Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.

Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;

Belli ki, birdenbire gitmiş çarpınamadan.

Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;

Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm....

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇİLE.. ***

 

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,

Gezdirsin boşluğu ense kökünde!

Ve uçtu tepemden birdenbire dam;

Gök devrildi, künde üstüne künde...

 

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!

Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!

Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,

Ok çekti yukardan, üstüme avcı

 

Ateşten zehrini tattım bu okun,

Bir anda kül etti can elmasımı.

Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,

Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

 

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;

Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.

Al sana hakikat, al sana rüya!

İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

 

Ensemin örsünde bir demir balyoz,

Kapandım yatağa son çare diye.

Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,

Yepyeni bir dünya etti hediye

 

Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;

Makâni bir satıh, zamanı vehim.

Bütün bir kainat muşamba dekor,

Bütün bir insanlık yalana teslim.

 

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!

Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!

Otursun yerine bende her şekil;

Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

 

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,

Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,

Deliler köyünden bir menzil aşkın,

Her fikir içimde bir çift kelepçe.

 

Niçin küçülüyor eşya uzakta?

Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?

Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?

Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

 

Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,

Bir fikir ki, beyin zarında sülük.

Selam sana haşmetli azap;

Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

 

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!

Ey yedinci gök, esrarını aç!

Annemin duası, düş de perde ol!

Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

 

Uyku, katillerin bile çeşmesi;

Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.

Teselli pınarı, sabır memesi;

Size şerbet, bana *** dolu çanak.

 

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,

Sırrını ararken patlayan gülle?

Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;

Karınca sarayı, kupkuru kelle...

 

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,

Mevsimden mevsime girdim böylece.

Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,

Fikir çilesinden büyük işkence.

 

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;

Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!

Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,

Yetişir çektiğim mesafelerden!

 

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;

Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.

Her gece rüyamı yazan sihirbaz,

Tutuyor önümde bir mavi ışık.

 

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?

Bu kükürtlü duman, nedir inimde?

Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,

Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

 

Lugat, bir isim ver bana halimden;

Herkesin bildiği dilden bir isim!

Eski esvaplarım, tutun elimden;

Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

 

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,

Arzı boynuzunda taşıyan öküz?

Belâ mimarının seçtiği arsa;

Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

 

Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,

Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,

Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,

Dev sancılarımın budur kaynağı!

 

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,

Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.

Boşuna gezmişim, yok tabiatta,

İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

 

Gece bir hendeğe düşercesine,

Birden kucağına düştüm gerçeğin.

Sanki erdim çetin bilmecesine,

Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

 

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;

Atlas sedirinde mavera dede.

Yandı sırça saray, ilahi yapı,

Binbir avizeyle uçsuz maddede.

 

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;

Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.

Içiçe mimari, içiçe benlik;

Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

 

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;

Nizam köpürüyor, ta çenemde su.

Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;

Suda ezel fikri, ebed duygusu.

 

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;

Artık barınamam gölge varlıkta.

Ver cüceye, onun olsun şairlik,

Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

 

Öteler öteler, gayemin malı;

Mesafe ekinim, zaman madenim.

Gökte saman yolu benim olmalı;

Dipsizlik gölünde, inciler benim.

 

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!

Heybem hayat dolu, deste ve yumak.

Sen, bütün dalların birleştiği kök;

Biricik meselem, Sonsuza varmak...

 

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Share this post


Link to post
Share on other sites

FEZA PİLOTU ***

 

Yirminci yüzyılın ablak yüzlü pilotu

Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu ?

 

Bir odun parçasına at diye binen çocuk

Başında çelik kulaf, sırtında plastik gocuk.

 

Uzakları yenmiş Fatih edasındasın|

Dipsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...

 

Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...

Farkında değilsin ki, Ay Dünya'ya bir karış.

 

Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;

Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe.

 

Kavanozda, kendini deryada sanan balık;

Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;

 

Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası

Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü'minin duası;

 

Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;

Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.

 

Bilmediler; kalptedir, kalptedir asıl feza;

Kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza.

 

Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;

Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot,

 

Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,

Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.

 

Bizimkiler ışığa gem vururda binerler;

Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler..

 

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEVGİLİ KARDEŞİM NE İYİ ETTİNDE NECİB FAZIL ABİMİZDEN ÜSTATSAN BİR SAYFA AÇTIN SAĞOLASIN..

 

 

AYNALAR

 

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İste yakalandık, kelepçelendik!

Çıktınız umulmaz anda karsıma,

Başımın tokmağı indi başıma.

 

Suratımda her suç bir ayrı imza,

Benmişim kendime en büyük ceza!

Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!

Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

 

Nur topu günlerin kanına girdim.

Kutsi emaneti yedim, bitirdim.

Doğmaz güneşlere bağlandı vade;

Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

 

Günah, gunah, hasad yerinde demet;

Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!

Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:

Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

 

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.

Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;

Gelemem, aynalar yolumu kesti.

 

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Share this post


Link to post
Share on other sites

SONSUZLUK KERVANI

 

Sonsuzluk Kervanı, "peşinizde ben,

Üc ayakla seken topal köpeğim!"

Bastığınız yeri taş taş öpeyim.

Bir kırıntı yeter, kereminizden!

Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...

 

Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...

Ufuk önlerinde bayrak kulesi.

Bu gidenler Altun Kol Silsilesi;

Ölçüden, ahenkten daha güzeller.

Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...

 

Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!

Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.

Ölmezi bulmaksa biricik niyet;

Bastığınız yerde ebedi hasat.

Sonsuzluk Kervanı, istemem azat...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BENDEDİR

Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,

Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,

Süslenmiş gemiler geçse açıktan,

Sanırım gittiği diyar bendedir.

 

Yaram var, havanlar dövemez merhem;

Yüküm var, pazarlar bulamaz dirhem.

Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;

Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.