Jump to content
Sign in to follow this  
içimdeki deniz

*dejavu*

Recommended Posts

AYRILIŞ

 

Bakakalırım giden geminin ardından,

 

Atamam kendimi denize,

 

Dünya güzel.

 

Serde erkeklik var,

 

Ağlayamam..

 

 

 

Orhan Veli

 

**********************

 

Niceleri geldi , neler istediler,

Sonunda dunyayı bırakıp gittiler:

Sen hiç gitmeyecek gibisin , değil mi?

O gidenler de hep senin gibiydiler.

 

ÖMER HAYYAM

Share this post


Link to post
Share on other sites

Basit yasayacaksin. Basit.Mesela susayınca su içecek

kadar basit...

Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazin; tek bir düğme,

tek bir cümle gibi...

Sevince lafı dolandırmadan soylediğin"seni seviyorum"

gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana...

Basit, sıcak bir öpücük; ve o opücükle dolacak tüm

günlerin, tüm düşlerin.

O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını, öpücük

için yiyeceksin

hayatının dayağını.Kabak çekirdeği verecek sana

rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak

en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya

kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,iki harekette

soyunuvereceksin.

Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen

süre;

Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve

yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;bakışların

bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak:Kaf Dağı'nın önünde

bekleyecek mutluluklar.

Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;

ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz aşk

romanını.

Pankreasının sağlığına dua edeceksinkapatırken

gözlerini.

Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.

Bir kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını

bilemediğin sofrada, parmakların en kıymetli çatalın.

Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşıkdenklemleri.

İskender'in kılıcı duracak avukat rehberininyanında.

Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana

kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir "fadiyez"in

mutluluğunu.

Makyajı ilk "a" sına kadar bilmen yetecek.Temizlik

kokacak en pahalı parfümün.

"Bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde ve

Çok normal olacak "onu da" bilemeyişin.

Tek dereden su getirmen yetecek, bir "istemiyorum"

diyebilmeye,

Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.Saatin, sadece

saati gosterecek,

Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,

Küçük bir not defteri olacak "bilgini" en hızlı

"sayan".

Basit yaşayacaksın, basit.Sanki yaşamın bir gün sona

erecekmiş gibi basit...

NAZIM HİKMET"

Share this post


Link to post
Share on other sites

'Yildizlar atesböcegi sanilmaktan korkmazlar'.

Ne güzel bir laf Tanrim.!

Düsünüyorum da, sanirim en büyük korkumuz oldugumuz gibi görünmek.

Yumusacik kalbimizin fark edilmesi, naif yönlerimizin kesfedilmesi, cesaretsizligimizin anlasilmasi, korkularimizin paylasilmasi sanki zarar görecegimizin en büyük isareti.

Kabuklarimizin altinda kendimizi saklamakta ne kadar da ustayiz.

Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarimizin ardinda.

Hissedilmeden, el degmeden, sevgimizi göstermeden.

Istiridyeler, deniz minareleri, midyeler.

Kirpiler ve kaplumbagalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamis sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu duygularimizi, inançlarimizi, benligimizi?

Yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansitmiyor mu gerçek kimligimizi?

Duygularimizi bastiriyor, el ele tutusmamizi engelliyor mu?

Eger bir yildiz gibi isil isilsam ve bir yildiz kadar parlak.

Ne çikar atesböcegi sansalar beni.?

Belki en hoyrat yürek bile atesböceginin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluguna el kaldirmaya kiyamaz?

Güçlü kapilarin arkasina kilitlemesem kendimi, korkakligimi, sevgi istegimi en insani yönlerimi kayitsizca sunabilsem bu sert kabugun agirligindan kurtulup bir kus gibi uçacagim özgürce.

Anlasilacagim ve bir ayna gibi yansiyacagim karsimdakine.

O da çözülecek belki.

Samimi ve güvenliksiz, silahsiz biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.

Kalmadi böyle insanlar demesek.

Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.

Kirilmaktan korkmasak.

Incinsek, yaralansak.

Ne olur bir darbe daha alsak.

Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabugu.

Denesek.

Risk alsak.

Yanilsak.

Fark etmez.

Tekrar, tekrar bikmadan denesek.

Ve kucaklassak yeniden.

Tipki eskisi gibi.

Ne oldugunu anlayamadigimiz o onbes yildan öncesi gibi.

O zaman fark edecegiz.

Ne kadar özledigimizi birbirimizi.

Neler biriktirdigimizi, kaybolan degerlerimizi ne kadar özledigimizi.

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

Vakit az, paylasmak, sarilmak için.

Yasadigimiz cografya zor, sartlari agir.

Yüregi daha fazla küstürmemek lazim.

Sirtimizda agir küfeler, her gün katlanan.

Ve kosullar bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacimiz var.

Ufukta kara bir kis görünüyor.

Ancak birbirimize sokulursak atlatiriz o günleri.

Kirin o sert, o agir kabuklarinizi.

Kurtulun bu yükten.

Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

Yalnizliga mahkum ediyor bizleri.

Hem hepimiz bir yildiziz.

Ne çikar atesböcegi sansalar bizi.

 

Rabindranath Tagore

Share this post


Link to post
Share on other sites

Biliyorum, çoğunuz iyi insanlarsınız.

Bu yüzden hep kötüler kazanıyor zaten.

Birçok kötü, hatta alçak tanıdım.

Çoğu neşeli insanlardı.

Hiçbirinde çekingen bir ruh haline rastlamadım.

Kötüler atak, iyiler pısırıktır.

Etrafınıza bakın,

en heyecan verici,

en eğlenceli insanlar hep sahtekârlardır.

Hepsi paldır küldür konuşan, ağız dolusu gülen insanlardır.

Çünkü sahtekâr, sempatik olmak zorundadır.

İyinin böyle bir mecburiyeti yoktur.

İyi, sıkıcıdır.

Kadınlar "iyiler"e değil, güvenilmez erkeklere aşık olur bu yüzden.

Zaten aşk denen altüst oluşla ancak bir üçkâğıtçı başa çıkabilir.

Aşkın tadını çıkaramaz iyiler.

Onlar sarılıp sessiz bir uzanmayı aşk zanneder.

Tekdüzedirler.

Yavaştırlar.

Kadınlar da dertlerini onlarla paylaşır ama gidip bir güvenilmezle

beraber olurlar.

Tutku kötülerin işidir.

"Sessiz ve efendi bir insan" cümlesiyle tanımlanan bir iyilik

kolaydır.

Sahtekârlık daha zordur, maharet ister.

Zeki, hızlı ve atak olmalıdır.

Enerjiktir.

(Tabii "kötü" kötüler konumuz dışındadır. Yani hem

salak hem kötü olmaya çalışanlar için düşünmeye, yazmaya

değmez.)Üçkâğıtçı...

Sahtekârın en sempatik, en başarılı şekli.

İyi bir hatiptir o.

İnandırıcıdır.

Konuştuğu zaman etrafındaki tüm "iyi ve dürüst" insanlar

ağzının içinde kaybolur.

Hem çok iyi fıkra anlatır hem hüznün tüm renklerinden haberdardır.

Kahkahasında pirzola tadı, hüznünde bazen ölümün sesi vardır.

Adam başarılıdır.

Yeteneklidir.

İyilik kolaydır.

Kötülük maharet ister.

İyi olmak için kimseye kötülük yapmamak yeterlidir.

Ama kötü olmak için daha çok çalışmalısınız!

İyi, kötü karşısında güvensiz, enerjisiz, çaresizdir.

Filmlerde bile iyi, kötüleşmeden kötünün hakkından gelemez.

"Yeminini bozar" ve kavgaya girer.

Oysa kavga kötünün mesleğidir asıl.

Biz "iyi" seyirciler perdedeki iyi adamımız kan döktükçe rahatlarız.

Ve iyi kötüyü yendi diye seviniriz.

Oysa artık hepimiz kötüyüzdür filmin sonunda.

Hatta biz "kötü"den daha çok insan öldürmüşüzdür.

Bir iyi için en zor olan, kötüye "Sen kötüsün" demektir.

Çünkü iyi, utangaçtır.

Hırsıza "hırsız" diyemez.

Kötünün yerine utanır, sahtekârın yerine yüzü kızarır, hırsızın

yerine

yerin

dibine geçer...

Bu sırada kötüler, sahtekârlar, hırsızlar deli gibi eğlenmektedir

Çünkü onların yerine utanan, sıkılan, yerin dibine geçen

birçok "iyi" insan vardır.

Şeytan bile bazen yorulur kötülük yapmaktan.

Ama hayatlarını salt kötülük yapmaya adayanlar asla durmazlar,

bunu çok iyi biliyorum.

Güzel kıyafetleri, briyantinli saçları, resmi arabaları, siyah

gözlükleri ve korumaları vardır.

Ama ruhları şeytandır.

Kötünün en büyük avantajı iyideki kahrolası utanma duygusudur.

Bu duygu iyiyi öylesine zayıf düşürür ki ağzını açıp bir kelime

söyleyemez.

Halbuki öylesine kararlı çıkmıştır ki kötünün karşısına.

Her şeyi açık açık söyleyecektir.

Başına gelecekleri göze almıştır!..

Ama olmaz.

Yapamaz.

Çünkü iyiler korkaktır.

Çünkü iyiler herkese acır, en çok da kendilerine.

Susmak, acımak, utanmak, korkmak...

Farkında mısınız, ey iyi insanlar, ne kadar sıkıcı şeylerle

uğraşıyorsunuz!

Kötüler kazanınca da şaşırıyorsunuz!

Tarih boyunca iyiler kazanmasalar da, bir şekilde ayakta kalmayı

başardılar.

İyinin yazgısıydı bu.

Şeytan her zaman saldıracak, yere yıkmaya çalışacak,

akılları karıştıracak ve iktidarına devam etmeye cabalayacaktı.

Babalarımız iyi insanlardı ve bize de iyi olmamızı öğütlediler.

Biz de iyi insanlarız. Ve çocuklarımıza aynı şeyi öğütlüyoruz.

Hepimiz kötülerin yanında çalışıyoruz.

Haydi iyi insanlar!

Haydi sessiz, efendi, sıkıcı, korkak, utangaç ve iyi insanlar!

Çalışın!

Kötülerin size ihtiyacı var!

 

Yılmaz Erdoğan

Share this post


Link to post
Share on other sites

> Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyormusun?

> > Elin elime degmeden avuclarımı terleten

> sıcaklıgını taa icimde

> > hissetmek.

> >

> > Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

> > ''Seni seviyorum'' sözcügü dilimin ucunu ısırırken

> her konusmamızda

> > bos yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

> >

> > Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor

> musun? Aynı seyleri seninle

> > aynı anda

> > düsünmek birlikte aglamak gülmek.

> > Ve buradayken bile seni cılgınca özlemek.

> >

> > Seninle olmanin en acı yanı ne biliyor musun?

> > Seni hic tanmadıgım bir sürü insanlarla

> paylasmak.Senin yanında olan

> seninle

> > konusan herkesi cocukca kıskanmak.

> >

> > Seninle olmanın en mutlu yani ne biliyor musun?

> > Tanıdık birileriyle karsılasma tedirginligi ile

> yollarda yürümek

> > yanyana...Elimdeki semsiyeye inat yagmurda

> ıslanmak birlikte.Elimde

> > kırcicegiyle seni beklemek...Ayni mekanlarda aynı

> yiyecekleri yemek.

> >

> > Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

> > Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerim i

> yıldızlara aya

> > anlatmak...Okudugum kitabın sayfalarında

> dinledigim sarkıların türkülerin

> > siirlerin her mısrasında seni bulmak.

> >

> > Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

> > Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattıgım

> o tarifsiz

> > duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir

> sandala hapsetmek...

> > Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı

> basarmak.Yalın ayak yürümek bıcagın

> en

> > keskin yerinde. Kanadıkca tuz yerine gözyaslarımı

> basmak yüregime.

> >

> > Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

> Nereden bileceksin?

> > Sen benimle hic olmadınki.

> >

> > Olsaydın avuclarım terlemezdi...

> > Isırmazdım dilimin ucunu...

> > Özlemezdim seni yanımdayken...

> > Kıskanmazdım.

> >

> > Korkmazdım yollarda yürümekten.

> > Islanmazdim yagmurlarda...

> > Yıldızlara aya dert yanmaz

> > böyle her sarkıda sarhos olmazdım.

> >

> > Korkmazdım seni kaybetmekten

> > ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize...

> > Ve her kulacta

> > haykırırdım seni Ama sen hic benimle olmadin ki...

> >

> >

> > YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

> >

> >

> > CAN YUCEL

>

>

Share this post


Link to post
Share on other sites

TEMMUZ’DA BİR AKŞAMÜSTÜ

 

Senin gelişin baharın gelmesiydi,

O uzun kış gecelerinde beklediğim…

Gözlerine bakmak gökyüzünde yüzlerce yıldızı seyretmekti.

Bir yaz gecesi tekneyle mehtap gezisine çıkmak,

Evlerin denize vuran ışıklarına bakarken

Uzaklardan gelen sevdiğim bir şarkıyı dinlemekti.

 

Temmuz’da bir akşamüstü aşkı ilk defa hissetmekti.

 

Seda Turan

Share this post


Link to post
Share on other sites

AYRILIĞIN İLANI

 

Gidiyor musun diye sorma bana.

Gönderen sensin.

Ne terk etmeyi istedim seni,

Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.

Senin kadar öfkeliyim ben de.

Senin kadar endişeli...

 

Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana

Ama inandıramadım seni.

Sen, sorgularken beni kafanda

Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.

Bir tek sözün bağlardı beni sana,

Oysa sen hep susmanın koynunda.

 

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,

Teslim alır bedenleri de.

Sütten çıkmış ak kaşık değildim

Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.

O dünya ki bazen minicik bir odada

Bazen kentin ortasında şekillendi.

Nasıl da güzeldi...

Zaten varsın diye her şey güzeldi ama

Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...

 

Yaşamak varken sevdayı delice,

Niye boğarız sorularla?

Nasıl ikna edebilirdim seni?

Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.

Ben, seninleyim dedikçe

Sen, hayır dedin.

Zaten az konuşan sen

Olumsuz ne kadar sözcük varsa

Bulup çıkardın ortaya.

Bense hiç bir şey diyemedim.

 

Ne kadar zarar vermişim sana meğer.

Nasıl değiştirmişim seni.

Oysa hiç böyle düşünmemiştim.

Kimseye zarar vermek istemem ben.

Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.

Ama öyle oldu işte.

Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.

 

Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.

Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.

Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.

Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.

Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.

 

Biliyor musun bir tanem!

Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.

Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.

Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri

yalancı yüzlerde ararım.

Seni de götürürüm yüreğimde.

Her zaman yokluğunu taşırım.

 

Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.

Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.

Ne yazık ki, kalamadın bana.

Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.

Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk İki Kişiliktir

 

Değişir rüzgarın yönü

Solar ansızın yapraklar;

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;

Ölümdür yaşanan tek başına

Aşk iki kişiliktir.

 

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Avutamaz olur artık

Seni bildiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksende sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Yitik bir ezgisin sadece,

Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;

Çünkü hiç bir kelebek

Tek başına yaşayamaz sevdasını,

Severken hiçbir böcek

Hiç bir kuş yanlız değildir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

.

 

Ataol Behramoğlu

 

Tarihden Bana Uzanan Sevgili

 

 

 

Sen şimdi mi varolduğunu sanıyorsun ey sevgili?

Tarihi adım, adım gez de gör asırlık kendini.

Keşfetmediğin gömülmüş uygarlıklarda, adın gizli.

 

Sen; Antik Dünya´da zaman maceraya dönüşürken.

Zeytin gözlünün gümüş kupada sundugu şarap.

Aşk güneşiyle ermiş, elinde bir salkım üzümdün.

 

Firavun´un Nil diyarıyla bütünleşen gizemli piramitleri.

Cleopatra´nın süt banyosunda kadifeleşmiş teniydin.

 

Dere gibi uzanan, Çin Seddi´nin üstünde duran.

Çekik gözlünün, ipek siyah saçındaki kiraz çiçeğiydin.

 

Mozart´ın piyanosunda, fırtınalar yaratan akordu,

Müzikle aşkın kucaklaşan, ölümsüz senfonisiydin.

 

Mevlana´nın ruhundaki karanlıkları aydınlatan ışık,

Yunus Emre´nin şiirle özleşmiş yürek dergahıydın.

Köroğlu´nun gönül sazı, Karacaoğlan´ın ozan diliydin.

 

Yaşlı çınarın gölgesinde, çobanın çaldığı yanık kaval,

Al yanaklı yarinin, kalbiyle işlediği oyalı mendiliydin.

Bir tas ayran uzatırken, kaçamak bakışın kirpiğiydin.

 

Ey asırlık sevgili, sen ezelden beri hep vardın.

Nice gönüllerde yaşadın ve tarihden bana uzandın.

 

Seni sadece bir ömürlük sevmeyecegimi bilmeliydin.

Benim sevgim tarih olur, tarih sonrasını da görmeliydin..

 

Samanyolu (Nigar Yıldız)

Share this post


Link to post
Share on other sites

İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın

 

 

 

Ben nice İstanbul’lular gördüm sana gelinceye kadar

Kirli paçavralara benzerdi insanları

Dostluktan, vefadan yoksun.

Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış

Ve herbiri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.

Yüzümde dolaşan birer ********* böcekti gözleri

Bir tutsam

Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri

Evlerinde bulduğum yalnızlık

Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.

Günler boyunca

Bir başka karanlık gelirdi

Karanlığın biri kaybolunca

Güneşler doğardı görmezdim.

Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni

Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.

Bilmezdim...

 

Zindandı bütün meyhaneler

Duvarlar karaydı

Köhne bir bizans eskisiydi İstanbul sensiz.

Semt semt bir ağır yorgunluktu

Sürekli bir aldanıştı sokak sokak

Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca

O büyük yalanlarda yaşadım.

Senden habersiz bir ölü gibi

Senden uzak zamanlarda yaşadım.

 

Mabetler yıkıldı içimde

Umutlar hayaller yıkıldı

Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.

Sokaklar kaydı ayaklarımın altında

Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı

Gün oldu

Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.

Toz toz oldum, duman duman oldum

Aldığını geri vermedi yıllar

Yitirdim kendimi bu rezil şehirde

Seni buluncaya kadar.

 

Eskiden bir lale hatırlardım

Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince

Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı

Rıhtımlar balık balık kokardı.

Ne zaman

Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.

Vapur düdükleri durmadan öterdi.

Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim

Bana yeterdi.

 

 

Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi

Gezdim sokaklarında

Sonra kaç yıl bir sevgi aradım

İstanbul’u aradım.

Belki de seni aradım bilmeden

Ayaklarımın dibinde denizler can çekişti

Şehirler parçalandı

Bir çağ öldü gözlerimin önünde

Benim en güzel çağım öldü.

Bizi topraktan yarattılar

Gel gör ki...

Bu şehirde

Benim toprağım öldü.

 

Seni aradım bu şehirde yıllarca

Yana yakıla seni..

Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.

Hep böyle sensizmiydi bu şehir.

Bu şehir İstanbul’muydu ?

Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde

Gemiler demir almazdı

Trenler işlemezdi

Sen olmasaydın

Bir ömür bitip

Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde

Bahar gelmezdi

Ağaçlar çiçek açmazdı

Seni bulmasaydım

Ve ben yoktum

İstanbul yoktu

Sen olmasaydın.

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kum

 

Sen kum nedir bilmezsin

Deniz görmedin ki.

Yum gözlerini zamanı düşün,

Deniz bir gözünde

Kum bir gözündedir.

 

Sen taş nedir bilmezsin

Dağa çıkmadın ki.

Yürü ufuklara doğru,

Dağ bir ayağında

Taş bir ayağındadır.

 

Sen kül nedir bilmezsin

Ateş yakmadın ki,

Uzat ellerini gökyüzüne,

Ateş bir elinde

Kül bir elindedir.

 

Sen kan nedir bilmezsin

Ölmedin, öldürmedin ki.

Yat toprağa boylu boyunca,

ölum bir yanında

Kan bir yanındadır.

 

Sen aşk nedir bilmezsin

Beni sevmedin ki.

Ağla, ağlayabildiğin kadar,

Bütün güzellikler sende

Aşk bendedir.

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bazen

 

Yıldızları süpürürsün,

farkında olmadan,

Güneş kucağındadır,

bilemezsin.

Bir çocuk gözlerine bakar,

arkan dönüktür,

Ciğerinde kuruludur orkestra,

duymazsın.

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun,

anlamazsın.

Uçar gider,

koşsan da tutamazsın...

 

********************

 

NEREYE GiDERSEN GiT

 

Yürüdügün o bildik yolda yeni baslangiçlar olacaktir.

Korkular, kuskularla dolu zorluklar yasanacaktir.

Mutlu saskinliklar da olacaktir.

Bir dönemeçte dünya ayaklarinin altinda uzanacak,

bir digerinde derin vadiler karsilayacaktir seni.

Yürüdükçe yeni tatlar, yeni kokular, yeni dokunuslar kesecek yolunu.

Bu seçtigin yol senin mutlulugun, senin yasamin.

Mutluluk diliyorum. Ancak kendi kabuguna çekilerek yasanan mutlulugu degil...

Rahatlik ugruna hayallerinden vazgeçerek elde edilen türden olani da degil....

Gerçekten yapmak istediklerini yaparken yasanacak mutlulugu.

Ya da çaba gösterme riskini, verme riskini, sevme riskini göze aldiginda

duyulan mutluluklari...

 

Hangimiz risk alıyoruz?

Hep kaybetme korkusu yok mu içimizde?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak ;

 

Öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte

tutmak! Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır

ve bizden hayatın geri kalanını alır. Hayatın,

kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu. Durup,

durup ardına bakan kadınlar vardır.

Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar. Herşeyi

didikleyip duran, mazisinin gölgesinden,

anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan, gözleri

ufuk yorgunu kadınlar. Güçlü, köklü bir biçimde

yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan

eğer, hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak

çağı da geride bırakmış oluyorsun. Zaman ilerledikçe

birçok sey, daha zor olmaya başlar.

Beklentisi yüksek olan

kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor. Büyük

lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah

olmuyor,geçip gittiğiyle kalıyor. Zaman, aşk...

herşey! Ayrılıkları ayrıntılar acıtır. Kadınları

mahveden erkekler değil, ayrıntılardır. Erkekler,

erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken,

kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar. Çünkü

kadınlık bekler.

Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır.

 

Murathan MUNGAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

yaw gelde şiir sevme mümkün mü hiç böyle şiirler varken...

 

 

Birisi

 

Bir şey var aramızda

Senin bakışından belli

Benim yanan yüzümden

Dalıveriyoruz arada bir

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz söze

Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile

Bir şey var aramızda

Senin gözlerinde ışıldıyor

Benim dilimin ucunda

 

Nahit Ulvi Akgün

Share this post


Link to post
Share on other sites

Zulmü Alkışlayamam

 

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...

-Boğamazsın ki!

-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

 

Mehmet Akif Ersoy

Share this post


Link to post
Share on other sites

.........AL BAYRAĞİM.......

 

BAyrağin AL'ına aL katan ULubatLı Hasan...

öLeceğiz Onun Uğrunda Onun Gibi eY Watan...

Korkunun Büyüsünü Bozan ŞanLı Asker....

Watan İçin Herşeye Ğöğsünü Gerer....

Watanın canına Can Katan Şuheda Asker...

YoLunda Maniye MAnidir... wakitsiz YoK Eder...

Watanına GönüL Wermiş Askeri Kim döndürebiLir...

KaLbinden Fışkıran O İmanı Hangi Güç DurdurabiLir...

Canına Susamiş ÇıLgın!!!!

üLkemdeyse Gözün...

Yüzünde Göz KaLmaz...

YoK oLur Gündüzün....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Destan

 

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

 

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,

Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;

Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!

Durum diye bir laf var, buyrunuz size durum;

Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!

Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,

Benim adım bay Necip, babamınki Fazıl Bey;

Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,

Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.

Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;

Evde cinayet, tramvay arabasında zina!

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;

Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!

Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;

Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!

Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!

Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!

Allahın on pulunu bakleye dursun on kul;

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;

Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!

Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;

Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.

Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç;

Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç.

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;

Tartılan vatana bak, dalkavuk kafesinde!

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti?

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;

Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.

 

Necip Fazıl Kısakürek

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN BİR EYLÜL SEN HAZİRAN

 

Bir eylüldü başlayan içimde

Ağaçlar dökmüştü yapraklarını

Çimenler sararmıştı

Rengi solmuştu tüm çiçeklerin

Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı

Katar gidiyordu kuşlar uzaklara

Deli deli esiyordu rüzgar

Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa

Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

 

Neydi o bir zamanlar

Sevmişliğim, sevilmişliğim

O heyheyler, o delişmenlikler neydi

Ne bu kadere boyun eğmişliğim

Ne bu acıdan korlaşan yürek

Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım

Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne

Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

 

Beni kötü yakaladın haziran

Gamlı, yıkık eylül sonuma

Bir ilk yaz tazeliği getirdin

Masmavi göğünle

Cana can katan güneşinle

Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime

Çiçekler açtı dokunduğun

Çimler büyüdü yürüdüğün

Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

 

Basımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi

Oldurduğun yemişlerin ağırlığından

Dallarım yere değiyor

Güneşi batmadan saçlarının

Bir dolunay doğuyor bakışlarından

Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma

Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık

Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan

Ölebilirim artık

 

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse

Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma

Baksana; parmak uçlarım ateş

Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden

Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan

Benimle meydan oku her çaresizliğe

Benimle uyu, benimle uyan

Birlikte varalım on üçüncü aylara

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ahhhh!!

Ah Ne war SAnki..

Sen Burada oLsan..

YanLızLığım olmasa... Sahilin Kokusu Yerine..

SaçLArını KokLasam..

Mis Gibi tertemiz..

Çeksem 1 Nefes daha...

DoYumSuZ...

1 daha,Bin kere Daha...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aynalardan Uzakta

 

 

 

Şimdi en açık renginde gözlerin

Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak

Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin

Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

 

Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin

Yıldızların en parlak olduğu zamansın

Denizlerim senin kıyılarında sakin

Bırak ellerini avuçlarımda kalsın

 

Çirkin olan,fena olan ne varsa unut

Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle

Ellerimizde sevgi içimizde umut

Bütün iyilikleri paylaşalım seninle

 

Aşkın büyülü sesini duyuyor musun

Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde

Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun

Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

 

Varlığın dudaklarımda bir bal tadı

Yokluğun en korkuncu ölümlerin

Senden başka dindiren olmadı

Acısını içimde kanayan yerin

 

Benimle kal zaman bitinceye kadar

Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca

Bir ömürdür seninle geçen dakikalar

Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

 

Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz

Nabzın benim bileklerimde vurmakta

Artık bütün kaygıların ötesindeyiz

Benimle en güzelsin aynalardan uzakta

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tanıklardan

 

Girdiler kapılardan

Girdiler pencerelerden

Mektuplardan kitaplardan telefonlardan

Girdiler kirlettiler ve gecemizi

Girdiler ağrıttılar ve gündüzümüzü

İşimize saygımızı

Ölümüze acımızı, sayrı yatağımızı

Özlemlere sevgilere sular gibi akışımızı

Kıyımlara kıranlara türkü türkü bakışımızı

Gözgözelik, dizdizelik

Şu hancı dünyamızı

Girdiler, kirlettiler, insan onurumuzu

 

İnsan yüzü güzeldir

Çirkindi bunlarınki

İnsan yüzü sıcaktır

Soğuktu bunlarınki

Elleri el değildi

Eli andırıyordu

Gözleri göz gibiydi

Bakışsızdılar

Göğse benzer bir kafeste taşıdıkları

İçinde yürek yoktu

Kapıların arkasında emeklememiş

Beşiklere belenmemişlerdi karda tipide

Ev dediğin duvar kapı pencere

Saygıya gerek yoktu

Girdiler akşam sofralarında evlerimize

Yoksul sabah çaylarında girdiler

Girdiler öpüşürken kuytuda

Okşarken saçlarını çocuğumuzun

Avutmaya çalışırken acılımızı

Duyumsarken sevincini insan oluşumuzun

Girdiler bağlarken mektubumuzu

Dertleşirken kapısında kırkıncı odamızın

Girdiler evlerimize

 

En ağrıtan yerinde bir özlem türküsünün

Bunalmış bir kahkahanın orta yerinde

Taş gibi yorgunluğunda bir güzelim düşün

Ölümcül sayrılıkta umarsız yalnızlıkta

Kağıttan kayıklar yüzdürürken geçmiş sularımızda

Uçurtmalar salarken umut göklerimize

kucaklarken dostlarımızı telefonlarda

Girdiler evlerimize

 

Çirkindiler

Korkaktılar

Yarınsızdılar

Geldiler itilerek

Girdiler irkilerek

Kararttılar gecemizi

Isırdılar karanlıkta

Kanattılar türkümüzü

Kırdılar çiçekli dallarımızı

Tükürdüler içine ekmeğimizin

Ağrıttılar ağrımızı

Ağrıttılar dünya dünya

Ağrıttılar vatan vatan

Ve çekip gittiler

Kanlı izler bırakarak

Göğümüzün merdivenlerinde

 

Yoktu yarınları onların

Çünkü onlar

Suç taşıyan sandık gibi

Karanlıktılar

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Share this post


Link to post
Share on other sites

DOST BİLDİKLERİM

Sanırdım gündüzdü onlarla gecem

İçimde ümitti dost bildiklerim

Ne zaman yıkılıp yere düştüysem

Bırakıp da gitti dost bildiklerim

Hepsi varken baharımda, yazımda:

Kışın bir burukluk kaldı ağzımda

Seneler senesi oysa gözümde

Cihana eşitti dost bildiklerim

Nerde o sözlere kandığım günler?

Her gülen yüzü dost sandığım günler

Acıdan kahrolup yandığım günler

Ta canıma yetti dost bildiklerim

Meydana çıkalı asil cehreler

Aydınlanmaz oldu artık geceler

Yalanlar tükendi, indi maskeler

Birer bitti dost bildiklerim

Koklar oldum bana *dostum* diyenden

Yoksa yok olandan, varsa yiyenden

Ne onlardan eser kaldı ne benden

Beni benden etti dost bildiklerim

.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Elimden Gelen Bu

 

 

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

Çoğalmak neyse ne azalmak zor

Birisi seni her an bırakıp gittiğim

Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor

Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim

Gözlerine kirli bir bulut getirdim

Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor

Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o

Bir yerin üşüse onun sıcaklığı

Öbürü en içten çağrını işitmiyor

Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o

Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

 

Elimden gelen bu ben iki kişiyim

İkisi birden çıkmaya uğraşıyor

Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim

Birisi yeni baştan serüvene başlamış

Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor

Çoğalmak neyse ne azalmak zor

 

Attila İlhan

Share this post


Link to post
Share on other sites

ADIMLA NASIL BERABERSEM

 

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların

bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan

koşar gibi yürüyüşün

karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

 

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların

uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın

karanlık boşluklarında akıp giderken zaman

 

adımla nasıl berabersem öylece beraberiz

seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye

gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat

koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz

ve sonra her zaman her ölümlüye

aynı şartlar altında kısmet olmıyan

gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

 

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların

sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın

 

Atilla iLHAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.