Jump to content
Sign in to follow this  
içimdeki deniz

*dejavu*

Recommended Posts

DOSTLUK ....GİBİ

 

Dostlar ırmak gibidir

Kiminin suyu az, kiminin çok

Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca

Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

 

İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,

Bulanık bir göl gibi...

Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.

Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı

İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı....

Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;

Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!

 

İnsanlar vardır; derin bir okyanus...

İlk anda ürkütür, korkutur sizi.

Derinliklerinde saklıdır gizi,

Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;

Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

 

İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu...

Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.

Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!

Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;

Bu tip insanla bir ömür dolmaz.

 

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...

İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.

Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.

Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

 

İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.

Her biri başka bir karaktere sahip.

Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.

Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...

 

İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.

Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.

Dibini görürsünüz her şey meydanda.

Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.

İçi dışı birdir çekinme ondan.

Her sözü içtendir, her davranışı candan...

 

Can Yücel

Share this post


Link to post
Share on other sites

BULUŞMAK ÜZERE

 

Diyelim yağmura tutuldun bir gün

Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek

Öbür yanda güneş kendi keyfinde

Ne de olsa yaz yağmuru

Pırıl pırıl düşüyor damlalar

Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın

Dar attın kendini karşı evin sundurmasına

İşte o evin kapısında bulacaksın beni

 

Diyelim için çekti bir sabah vakti

Erkenceden denize gireyim dedin

Kulaç attıkça sen

Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan

Ege denizi bu efendi deniz

Seslenmiyor

Derken bi de dibe dalayım diyorsun

İçine doğdu belki de

İşte çil çil koşuşan balıklar

Lapinalar gümüşler var ya

Eylim eylim salınan yosunlar

Onların arasında bulacaksın beni

 

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya

Çakmak çakmak gözleri

Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı

Herkes orda sen de ordasın

Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından

Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim

Özgürlüğe mutluluğa doğru

Her işin başında sevgi diyor

Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili

Bi de başını çeviriyorsun ki

Yanında ben varım

 

Can YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

süngü ;) bu şiiri de benim sevdiklerimdendi.içim kötü oldu şimdi iyi mi,havadan mı? şiirden mi?aşktan mı?

 

 

 

SEVMEK AZ BİLENİN İŞİDİR...

Sevmek az bilenin işidir... Ne kadar az şey biliyorsan o kadar çok seversin. Ben çok şey biliyorum senin hakkında. Bilgim çoğaldıkça sevgim azalıyor.

 

Bazen öyle bilgiler vardır, bazen öyle şeyler bilirsin ki söylemek yanlıştır ama söylememek daha da yanlış. Sussan doğru olmaz konuşsan olmaz. Kendi kendine bile söylesen artık eskisi gibi olamazsın, kendine söylemezsen hiç susamazsın. Öyle bilgilerdir ki, öğrendiğin anda sen artık o bilgiye sahip değilsindir, o bilgi sana sahiptir. Sussan yanlış, konuşsan yanlış..

 

Ben senin roman kahramanın değilim ki, senin istediğin gibi yaşayayım, senin istediklerini bilip, istediklerini unutayım. Ben senin roman kahramanın değilim ki, hep istediğin soruları sorup istediğin cevabı vereyim. Kontrolünde olamıyorum her saniye, istemediğin şeyleri de biliyorum ve bildikçe azalıyorum. Az bilenin işiymiş sevmek, ben öğrendikçe acı çekiyorum….

_alıntı_

Share this post


Link to post
Share on other sites

Boşver be yaşı başı!

gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?

şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,

sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna,ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini,aç kapılarını,

gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama

gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,

ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,

bırak aksın yollarına.

yağ geç,yık geç,kimse inanmazsa inanmasın.

sen inan yüreğine,

hem ona geçmezse kime geçer sözün?..

büyü büyü...

bak ellerin ayakların kocaman,

aklında maaşallah yerinde,

e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.

akıllı ol,yüreğin gelir peşinden,

boşver yaşı başı,

aşk var mı aşk,sen ondan haber ver?

 

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.

o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,

atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk kış günü.

öl gitsin...

parayı pulu savurup,

bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin,

savrul gitsin...

Boşver be yaşı başı,

kim tutar seni kim,

kendi yüreğinden başka kim?.

Aklını al da öyle git,

ister bir duvara,ister bir odaya,ister kıra bayıra vur da git.

Dert etme ellerini,onlarda gelir seninle bırakmadıkça birine.

O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,

seveceksen ve öleceksen uğruna...

yaşa be,yaşa da öyle git,gireceksen toprağa..

 

 

yaş 70e gelse bile,hayat daha bitmemiş,

sen mi biteceksin?

çekeceksen bile bayrağı,

yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

CAN YÜCEL...

Share this post


Link to post
Share on other sites

 

Kaderde senden ayrı düşmek te varmış

Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..

Seni tanımadan

Hele seni böyle deli divane sevmeden

Yalnızlık güzeldir diyordum

Al başını, kaç bu şehirden

Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara

Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git

Git gidebildiğin yere git diyordum

Oysa ki, senden kaçılmazmış

Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış.

Bilmiyordum.

 

Yine de dayanmağa çalışıyorum işte

Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen

Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye

Rüzgar güzel bir koku getirmişse

Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum

Yaşamak seninle bir başka zamanı

Bir başka zamanda seni yaşamak

Her şeyden önce sen

Elbette sen

Mutlaka sen

İster uzaklarda ol

İster yanı başımda dur

Sen ol yeter ki bu zaman içinde

Ben olmasam da olur

Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır

Bitmiyorsun

Çaresizliğim gün gibi aşikar

Su olup çeşmelerden akan güzelliğin

İnceliğin ışık yüzüme vuran

Sen güneş kadar sıcak

Tabiat kadar gerçek

Sen bahçelerde çiçekler açtıran

Sudan, havadan, güneşten yüce varlık

Sen, o tek sevgi içimde

Sen görebildiğim tek aydınlık

 

Bir nefeste benim için al

Havasızlıktan öldürme beni

Bulutlara, yıldızlara benim için de bak

Susadım diyorsam

Bir yudum su içmelisin

Ben yorulduysam sen uyumalısın

Ellerim sevilmek istiyor

Saçlarım okşanmak istiyor

Dudaklarım öpülmek istiyor

Anlamalısın.

 

Ağaçların yeşili kalmadı

Gökyüzünün mavisi yok

Bu dağlar o dağlar değil

Rüzgarında kekik kokusu yok

Kim bu çaresiz adam

Bu kan çanağı gözler kimin

Kaç gecedir uykusu yok

Gündüzü yok

Gecesi yok

Yok

Yok

Anladım

Sensiz yaşanmaz bu dünyada

İmkanı yok.

 

 

 

ümit yaşar OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

DEĞİŞİK

 

Başka türlü birşey benim istediğim,

Ne ağaca benzer ne de buluta benzer;

Burası gibi değil gideceğim memleket,

Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava;

Nerde gördüklerim, nerde o beklediğim kız

Rengi başka, tadı başka.

 

Can YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

> OLGUNLAŞMAK

>

> Artık eskisi gibi her haftasonu birileri ile dısarı

> çıkmak

> istemiyorum.

> Beni yoran iliskiler, yeni tanısmalar, yeni yüzler

> aramıyorum. Eski

> dostlukların da özetini çıkarmaya basladım.

> Iliskilerde tasarrufa

> gidiyorsun her seyde oldugu gibi ve gereksiz

> insanlari hayatindan atmak

> istiyorsun.

>

> Yapmacik, inanmadan konusmak istemiyorum artık. Beni

> anlamayanlarla

> Konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere

> saklıyorum enerjimi.

> Istedigime istedigimi deme özgürlügüne sahibim,

> elestirme hakkını

> Olusturan yasamislık ve yeterli yas faktörü artik

> bende de var.

>

> "Ben demistim" ,"ben bilirim","ben zaten

> anlamıstım", sendromunda

> Olanlarla arkadasliklari bir kez daha sorguluyorsun.

> İliskilerini

> sadelestirmeye baslayinca sıra iyi ve kötü gün

> dostlarını ayıklamaya

> geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara

> daha çok önem

> veriyorsun. Iyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa

> kötü gün

> dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar

> ihtiyaç oldugunda

> göçmen kuslar gibi sicaga uçuyor ve sadece seninle

> birlikte sürüden

> ayri

> düsenler kalıyor.

>

> Zamanın ne kadar kıymetli oldugunu ögreniyorsun

> buralara kadar

> gelirken. Uzun düz otobanlardan oldugu gibi,

> kestirme bozuk yollardan

> da

> ulasabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de ögrendim

> gide gele. Bos

> geçen

> her saniye degerli artık. Daha yapılacak çok sey var

> ama, kendimi çok

> yormaktan çok hırpalamaktan yana degilim.

> Gerektiginde "HAYIR" demeyi

> ögrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı

> gelse de senin için

> hayat

> kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek

> gerektigini, zamanı

> geldiginde

> elinde sadece sevginin kalacagını biliyorum. Sevgi

> paylasildıkça

> olusuyor, olgunlasıyor.

>

> Aileme ve seçtigim tüm dostlarıma daha önce

> göstermedigim sevgi,anlayis

> ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin

> ardında sadece

> iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu oldugu

> hatırlanıp anılıyor. Bana

> çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense

> tecrübelerimi,

> fikirlerimi

> sormaya basladılar. Verecegim cevaplar belki çok

> anlamsız geliyor ama

> yine

> de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir

> sey ögrenilmiyor.

> Yasamıslıgın olusturdugu bir alçakgönüllülükle

> gülüyorum içimden

> sadece.

>

> Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmis

> dolaplar dolusu kıyafet

> Var ve bunları kendimle paylasmalıyım. Önce kendine

> güzel

> görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum,

> böyle

> hissediyorum.

>

> Modaya uymak adına popomun sıgmadıgı düsük bel

> pantolonlara sıgmıyorum

> diye

> kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. Ayıp,

> günah ya da ne derler

> korkuları çoktan geride kaldı . Dostlarıma,

> kendimize yemek yapmak

> hosuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi

> zevk aldıgım mekanlar

> arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve

> kendi lezzetimi

> kendimde yaratabilecegim belli bir damak zevkim ve

> mutfak kültürüm olustu.

>

> Sonra Sezen'in sarkısındaki gibi anneni daha sık

> düsünüyorsun ve

> hatta anlıyorsun. Iste bu yeni alısmaya baslanan ve

> giderek hosa giden

> yeni duruma olgunluk deniyor. Yasamıslıgın,

> görmüslügün, geride kalmıs

> üflenmis dogum günü mumlarının bir sonucu

> kendiliginden ortaya çıkıyor

> hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen

> herkese göre, ne

> kadar dolu yasadıgına göre degisiyor bu olgunluk

> çagına ermek. Inanın

> bana

> hayattaki düsüsler, zor alınan virajlar bu zamanı

> hızlandırıyor. Kendi

> dünyanın küçüklügünü kesfetmek ve buna ragmen

> kendinin kıymetini bilmek

> çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu

> olgunlugu bulmasını

> diliyorum.

>

> CAN DÜNDAR

Share this post


Link to post
Share on other sites

HAYAL OYUNU

 

Ellerindi ellerimden tutan

Ellerimdi ellerinden tutan...

Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi

Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin

Kimbilir kaç martılar halinde...

 

 

Bir masada karşı karşıya

Seyrederken dudaklarını senin,

Dile gelmiş ilk Türkçeydik...

Henüz başlamış külrengi bahar,

Ne savaş, ne barıştık biz...

 

 

Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar

Manolyaya gece konmuş kumrular...

 

 

CAN YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

bayıldım bu sayfaya arkadaşlar..içimi açtınız... :clover:

devam edin devam edin ;)

 

eyvallah gözüm

:P

 

HERKES GİBİ

 

Gönlümle baş başa düşündüm demin;

Artık bir sihirsiz nefes gibisin.

Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin

Akisleri sönen bir ses gibisin.

 

Mâziye karışıp sevda yeminim,

Bir anda unuttum seni, eminim

Kalbimde kalbine yok bile kinim

Bence artık sen de herkes gibisin.

 

Nazim Hikmet

Share this post


Link to post
Share on other sites

YALNIZLIKLAR İÇİNDE

 

 

İşte gemiler gidiyor,

Bırakıp beni kumsalda.

Kırık gönlüm ;

Koskoca bir ıssız ada

Her yanda yalnızlık

Her yanda hüzün var.

Ne sevenim

Ne gülenim yüzüme

Yalnızım,yalnızlıklar içinde

 

Ahmet Ünal Çam

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yalnız Bir Opera / Murathan Mungan

 

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

 

imrendiğin, öfkelendiğin

kızdığın ya da kıskandığın diyelim

yani yaşamışlık sandığın

Geçmişim

dile dökülmeyenin tenhalığında

kaçırılan bakışlarda

gündeliğin başıboş ayrıntılarında

zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.

Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha

fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

 

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki

gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,

benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.

Ve hala bilmiyordun sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana

Bütün kazananlar gibi

Terk ettin

 

 

Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça

yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.

Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.

Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

 

 

Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından

kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine

çerçevesine sığmayan

munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine

lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

 

 

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti

Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi

uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de

ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,

değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve

aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00

diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

 

Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını

Takvim tutmazlığını

Aramızda bir düşman gibi duran

Zaman'ı

Daha o gün anlamalıydım

Benim sana erken

Senin bana geç kaldığını

........................................

........................................

Share this post


Link to post
Share on other sites

Birisi

 

Bir şey var aramızda

Senin bakışından belli

Benim yanan yüzümden.

Dalıveriyoruz arada bir.

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,

Gülüşerek başlıyoruz söze.

 

Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz istiyerek.

Fakat ne kadar saklasak nafile

Birşey var aramızda.

Senin gözlerinde ışıldıyor,

Benim dilimin ucunda.

NAHİT ULVİ AKGÜN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Birisi

 

Bir şey var aramızda

Senin bakışından belli

Benim yanan yüzümden.

Dalıveriyoruz arada bir.

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,

Gülüşerek başlıyoruz söze.

 

Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz istiyerek.

Fakat ne kadar saklasak nafile

Birşey var aramızda.

Senin gözlerinde ışıldıyor,

Benim dilimin ucunda.

NAHİT ULVİ AKGÜN

bunun şarkısını dinliyorum bende mp3 de :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

GÜN OLUR

 

Gün olur, alır başımı giderim,

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.

Şu ada senin, bu ada benim,

Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;

Çiçekler gürültüyle açar;

Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar, hele martılar,

Her bir tüylerinde ayrı telaş!...

Gün olur, başıma kadar mavi;

Gün olur başıma kadar güneş;

Gün olur, deli gibi...

 

ORHAN VELİ KANIK

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİR_KADINI_AĞLATMAK.....

 

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.

Kadınlar her şeye ağlayabilir;bir filme,bir şarkıya,bir yazıya.

En az erkekler kadar yani!

Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.

Eğer bir kadın yürekten ağlıyıyorsa,

ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir....

 

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacakki

ağlatan gözünü bile kırpmadan teker teker

batırır iğneleri yüreğine!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir

oturur boğazına kadının yutkunamaz,

nefes alamaz!çünkü o koca yumruk

canını çok acıtır.Gözleri buğulanır kadının sonra.

 

Ağlamayacağım der içinden.

Ama engel olamaz işte;

Çünkü yüreğine, ulaşmıştır birileri

ve iğneleri saplamaktadır.

Bu acıya ne kadar karşı koyabilirki kadın!

İnce ince süzülür yaşlar gözünden;

önce bir kaç damla,sonra bir yağmur seli...

Ve kadın ağlar ;hemde çok!

 

Sanmayınki gidene ağlar kadın!

Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan.

Orada bıraktığı yaradır...

O yaranın asla kapanmayacağını,

kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın!

O yüzden ağlar ....

Ama bilirmisiniz?ağlamak kadınları olgunlaştırır.

Her damla daha çok kadın yapar kadınları.

Her damla bir derstir çünkü.

 

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,

ağlama niye ağlıyorsun ki,değmez onun için derler.

Bilmediklerindendir böyle demeleri.

Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlayamazssa,ölürler.

İçindeki zehirdir onları öldüren!

Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar,

o irirni temizlerler yaralarındaki!

Çünkü bilirler temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları...

 

Dönüşmemesi lazımdır oysa,o yüzdende bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra kadılar kendilerine sarılmayı öğrenirler.

Umarım öğrenirler,yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendilerini.

Sapan ruhların doğru yolu bulmasıda yeni acılar demektir.

Bunu bilir kadınlar;o yüzden eninde sonunda

öğrenirler kendilerine sarılmayı....

 

Çok ağlayan kadınlar,bir çok şeyden

vazgeçen kadınlardır aslında..

Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama

olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği

onların gözünde küçülür.

Küçüldükçe değerini yitirir ve işteo zaman

kendilerine sarılıp,yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.

Güçlü,yenilmez,mağrur ve aşka inanmayan....

 

İnsanlar soruyor çoğu zaman neden?

Bu kadar çok bekar kadın var diye;

Çünkü o inançlarını yitirdi o kadınlar.

Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandıki,

o kadar çok acıdılarki!

Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar.

O yüzden kendilerine sarılıyorlar....

 

Çünkü biliyorlarki

Sarıldıkları adamlar onları hak etmedi;

Hemde hiç bir zaman!

Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.

E.... o zaman niye sarılsınlarki!

 

Niye sarılalımki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa,

bilinki olgunlaşıyordur...

Bilin ki,gerçekleri kabul etmeye başlamıştır...

Bilin ki,artık sarılacak tek bir doğrusu kalmamıştır....

 

O,da kim diye sormayın artık.

Çokağlayan kadınlar.eninde sonunda

kendilerine sarılırlar çünkü!

 

Aziz NESİN

Share this post


Link to post
Share on other sites

KADIN DENİLEN KAYIP KITA

Kadın denilen kayıp kıtayı keşfe çıkan milyonlarca erkek, çoğu zaman eli boş döner açık denizlerdeki bu nafile seferlerinden ...

Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkaç sene, belki birkaç saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir iklime bürünmüş bulunca, Kolomb sendromuyla "Acaba yanlış kıtada mıyım " telaşına kapılırlar.

Oysa genellikle kıta değildir yanlış olan; kaşifin kıtayı algılayış biçimidir ...

Asgari topografya bilgisinden yoksun oluşudur ...

Kıta'nın bazen kaşife göre mevsim değiştirebilen, aynı anda birkaç iklimi bir arada yaşayabilen potansiyelini algılayamayışıdır ...

Güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan kaşifin görünüşü arasındaki farkı kavrayamayışıdır.

Bu pusula hatasından ötürü, kaç erkek olağanüstü bir keşfin kenarından dönmüştür, kaç kaşif, henüz keşfetmediği kıtaları yok sayarak gerçek yüzölçümünü bilmeden yaşadığı bir kıtanın kıyısında tüketmiştir nihayetini kim bilir ?

 

 

... Ve kim bilir kaç kıta uzaktan gülümseyerek izlemiştir çevrede kendisini arayan şaşkın kaşiflerin nafile turlarını ...

 

CAN YÜCEL

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tam mavi değil...

Daha çok lacivert, biraz da mora çalıyor.

Garip.

Tanımlamak zor.

Aslında gereksiz de.

 

İnce, tılsımlı ve sonu olmayan yollar gibi minik bedeni çizgilerle dolu.

Dikkatli bakınca görebiliyorum, çizgiler kesik kesik.

 

İlginç bir parlaklığı var.

Ama bu sürekli değil.

Gün içinde pırıltılı gelgitler yaşıyor.

O hep orada duruyor, belki gün geliyor, gidiyor.

 

Biliyorum o yüzden küskün ve hatta nazlı.

 

Bir ısınan, bir soğuyan hava, uzak köy evlerinin kiremitli bacalarından tüten beyaz duman gibi, denizin üstüne serildiğinde, o hep en kıyıda oluyor.

Bir yanı tuzlu, berrak, duru suda, bir yanı sarıya dönük kumda.

Gidip geliyor.

 

Sis, denizi denizden alıp sessizce, yüzüme bırakıyor.

İyot soluyorum.

Göz bebeklerimde dalgalar kırılıyor.

Yüzümde uzayıp giden çizikler, maviye dönüyor.

Uçuşan billur taneleriyle serinliyorum.

Yanaklarımdan deniz akıyor.

 

Kumda ağırlığımca iz bırakıp suyun gazoz köpüğü gibi kıpır kıpır oynaştığı yere varıyorum.

Kıyıda, en kenarda, kararsız, nazlı hatta küskün deniz kabuğunu seyrediyorum.

 

Ve yanındaki midyeyi

ve yanındaki minareyi,

istiridyeyi.

 

Sessizliğe martı çığlığı düşüyor birden.

İrkiliyorum.

Parmak uçlarımda deniz, göz bebeklerimde bir çift kanat...

Öylece kalıyorum.

Sis öyle beyaz ki, koca gagalı martı, bir leke gibi asılı kalıyor boşlukta.

 

Minik midyeyi alıyorum sudan. Zaten aralık olan iki kabuğu biraz daha ayırıyorum, avucuma deniz akıyor.

Kabukları birbirinden koparmadan, sarı kuma bırakıyorum, usulca.

Ve bekliyorum.

 

Denizin mor çizgili çocuk midyesi sanki bir kelebek gibi duruyor sarı kumun üstünde.

Kanatlarını açmış uçmaya hazır bir kelebek gibi...

Öylece duruyor.

Kıpırdamadan.

 

Uçabilse denize gider biliyorum.

Suya gider, maviye, lodosa, poyraza, derine gider...

 

Sessizce dinlerim hikayesini. Anlarım.

Çünkü ben de durup durup denize gidenlerdenim.

Gün, güneş dinlemeden, yağmur, çamur düşünmeden.

Gözümü kaparım, denizin mavisi çağıldar önümde.

Derin maviye dalarım.

 

Ve ben ne zaman denize gitsem, deniz sesini, iyotunu, yosununu, dalgasını, billurunu bir minik deniz kabuğuyla evime gönderir.

Bana onu paylaşmak düşer.

 

Ben bunu sevenlerdenim.

 

 

 

Figen Ünal Şen

Share this post


Link to post
Share on other sites

Nihayet aramıza tekrar hoşgeldin deniz...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Merhaba

 

Yaşar Kemal-Zülfü Livaneli

 

Dünyanın Ucunda Bir Gül Açılmış

Efil Efil Esen Yele Merhaba

 

Karanlığın Sonu Bir Ulu Şafak

Sarp Kayadan Geçen Yola Merhaba

 

Acıda Kahırda Çekmiş Geliyor

Güneşten Boşanmış Kopmuş Geliyor :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım

Yanayım aşkın ile büryan olayım

Görmedim gül yüzünü âhü fiğan etmedeyim

Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım

Kapladı bu nârı firkat cismi ğem âludemi

Korkarım heşre keder böylece suzan olayı

Sevdiğim rağmet yeter incitme artık kalbim

Gerilerdesin yusufu asa bendi zindan olayım

Lütfüyüm bülbül gibi gülşende feryat edlerim

Vusleti yâr ile ancak şâdi ğendan olayım

 

Gazel

Şanlıurfalı şair mirine hoca’nındır, Mahlası Lütfü’dür.

Share this post


Link to post
Share on other sites

METİN'E METİN BİR METİN

 

Metin'in kafasında

bir darp var

polis karakolundan

morga kadar

mosmor

bir darp var yüreğimizde

beynimizde

soruyor bir işaret

fişeği

biz ölerek mi

yaşamayı

öğreneceğiz hala

 

CAN YÜCEL (Metin Göktepe Anısına)

Share this post


Link to post
Share on other sites

BAZI

 

bazı gecelerin sabahı yoktur

yalnızca karanlık olarak kalırlar

 

bazı ayrılıkların dönüşü olmaz

giden gider

borçlarıyla yaşar kalanlar

 

geleceği yoktur bazı kalplerin

aşk uğramaz onlara bir daha

tek bir hatırayla yaşlanırlar

 

bazı pişmanlıklar uzun sürer

zamana yayılırlar

 

kendinden kaçanlara

saklanacak yer kalmaz dünyada

gün gelir kendileriyle tanışırlar

asıl yalnızlık o zaman başlar

hayata geç kalmıştır kendine geç kalan

şairin dediği gibi

bir daha yaşamak zorunda kalır

geçmişi anlamayan

 

bazı geceler

bazı insanlar

bazı yerlerde

sahiden karşılaşırlar

bazı insanlar bazı aşklar bazı şarkılar

bu yüzden unutulmazlar

bazı hayatlar hayal tutmazlar

bu yüzden

bazı bazı bazı

çabuk yaşayıp

ansızın kaybolmalar

bazı bazı bazı

 

murathan mungan / elli parça isimli kitabından

 

*************************

HAYALİMDEKİ RESİM

 

Tuvalim önümde,

Fırçam elimde,

Paletimde boyalar,

Belki beni biraz oyalar.

Yarım yamalak yaşamaktayım,

Bugün varım,

Yarın belki olmayacağım...

Bir resim çizmek istiyorum,

Gökkuşağının tüm renklerini kullanarak.

Temasında sonsuz huzur olmalı,

Bakınca ruhunda güneş doğmalı insanın, parlayarak...

Mavi tonları paletime aldım önce,

Dalgalar çizdim,

Uzaklarda bir liman olsun istedim.

Aydınlıklara kavuşturan,

Keşfedilmeye hazır, yeni bir hayat sunan...

Beceremedim, kararsız kaldım,

Boş yere tuvalimde renkleri harmanladım.

Hayalimdeki resmi çizmek,

Gerçekten oldukça zor imiş,

Anladım ki insan,

Gideceği limanı bilmeyince,

Dalgalar da yardım etmezmiş...

 

Nilgün Taş

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.