Jump to content
Sign in to follow this  
Yeni-Ufuklar

FENERBAHCEDE 20 SENEDEN BERI BIR TÜRLÜ BITMEYEN TIYATRO! YÖNETMENLER: ALI SEN - AZIZ YILDIRIM (KONUSMAYI BILE BECEREMEYENLER)

FENERBAHCEDE YAZIMDA BAHSETTIGIM ZAAFLARIN BITMESINE YOL ACACAK BIR KÜLTÜR DEGISIMI OLABILECEGINE INANIYORMUSUNUZ?  

8 members have voted

  1. 1. FENERBAHCEDE YAZIMDA BAHSETTIGIM ZAAFLARIN BITMESINE YOL ACACAK BIR KÜLTÜR DEGISIMI OLABILECEGINE INANIYORMUSUNUZ?

    • EVET
      2
    • HAYIR
      4
    • FIKRIM YOK
      2
  2. 2. IYI BIR TEKNIK DIREKTÖR SECIMI HALINDE BASARI GELIRMI?

    • EVET
      3
    • HAYIR
      5
    • FIKRIM YOK
      0
  3. 3. TARAFTARIN FENERBAHCEDE GELISEN OLAYLARA KARSI BILINCLI TAVIR GÖSTERDIGINE INANIYORMUSUNUZ?

    • EVET
      2
    • HAYIR
      6
    • FIKRIM YOK
      0


Recommended Posts

FENERBAHCEDEKI TARIHI ZAAFLAR: CÖZÜM? CAMIANIN KENDISI

 

Sevgili Fenerbahce Taraftarlari,

 

Kendimi bildim bileli cocukluktan beri Fenerbahce taraftariyim. Ayrica icimdeki Fenerbahcelilik dogal bicimde gelismis olan bir takim tutma hissi olup, ailemdeki herhangi birisinden de bu konuda bir yönlendirme olmamistir. Yani yaklasik 32 yillik bir Fener taraftariyim. Uzun süreden beri yazmayi düsündügüm ve yillar icinde edindigim gözlemlere dayanan bir takim elestirilerimi ve görüslerimi, kacan sampiyonluk ertesinde dile getirmeyi uygun gördüm. Benim icin aslinda bunlari yazmak bir zaruriyet halini aldi. Cünkü ehil olmayan kisilerin sebep oldugu hüsranlarin acisini cekmeyi daha fazla kabul edemezdim. Ya bir seyleri degistirebilmede mütevazi bir payim olur umuduyla kamuoyu ile hislerimi paylasmaliydim, ya da Fenerdeki basarilarin saman alevinden ibaret oldugunu kabullenip daha az Fenerli olmayi sineye cekmeliydim. Dedigim gibi bu fikirlerimin kacan kupa ve sampiyonluklada dogrudan ilgisi yok. Sampiyon oldugumuz dönemlerde bile, camiada müzminlesen bazi huylar ve yaklasimlara yönelik hastaliklar konusunda süphelerim vardi.

 

Bence Fenerbahcedeki temel sorunlar camiaya has mantaliteden kaynaklaniyor ve bu yapi yönetiminden, medyasina kadar her tarafa yansiyor. Bu mantalitenin ana özelliklerinden birisi sagduyununda ötesine gecen asiri bir duygusallik ve sabirsizlik. Örnegin hepimiz cok iyi biliriz, transfer dönemlerinde, hatta sezon boyunca arasira gündemde olan en basta gelen konu, Fenerin yapacagi transferlerdir. Özelliklede yildiz denen transferler. Oysa mazide görülmüstürki hem acele yapilan transferlerin, hemde bu tür futbolcu ve teknik direktörlerin yararindan cok zarari olmustur. Ama biz sanki bagimlilik gibi her sene ayni davranisi sergileriz ders almadan.Yildiz futbolcudan yararlanabilmenin vazgecilmez sarti, onu hazmedebilecek mental ve yönetim anlaminda alt yapi olmasidir, onunda olmadigini gecmiste cok gördük. Su günlerdede gündemi sabah aksam Roberto Carlos olusturmakta. Onu mutlaka almaliyiz havasi yaratiliyor ve taraftarin beklentileride bu yönde. Oysa önümüzde bir Ortega ve Anelka gibi hayal kirikliklari dururken. Öte yandan Carlosla ilgili grupculuk yaptigi duyumlari gelirken. Oysa bize faydali olacak futbolcu Nobre gibi, gelirken adini kimsenin tanimadigi, ama su anda katkilari ortada olan ve ruhla oynayan futbolcular midir, yoksa adı yildiz ama kendisi kriz olanlar mi diye sakin kafayla düsünmek gerekmez mi?

 

Duygusalliga bir baska örnekte, her sezon basinda bir kac mac kazanilinca kendimizi sampiyon olarak görmeye baslama huyudur. Veya bir macta iyi oynayan bir futbolcuyu göklere cikarip ertesi haftaya kadar simarmasina meydan vermemizdir. Diger sezonlarda bir cok futbolcu gibi bu sezonda Tuncay buna cok iyi bir örnektir. Sonuc olarak bu genc futbolcunun futbolculugu gelisecegine her gecen gün gerilemektedir. Veya bazi futbolcularin bu takimin kalitesine yakismadigini göremeyecek kadar gözlem gücümüzü kaybettiren yine bu duygusalliktir. Misal olarak; maclari objektif takip eden herkes görmüstürki, Ümit Özat tüm iyi niyetine ragmen, teknik ve -3 gün arayla mac oynandiginda- kondisyon olarak bu takimda oynayacak kapasitede degildir. Isin dahada vahimi, halinden oldukca bitkin görünen bu futbolcunun kaptan yapilmasidir. Bizzat kendisi motive gözükmeyen bir kaptan, takima heyecan vermede ne kadar basarili olabilir? (Belki ben söyleseydim garip karsilanirdi, ama Daum`un en son Fanatik Gazetesine yaptigi aciklamada da belirttigi gibi kaptan olacak futbolcunun, Bülent Korkmaz gibi tavirlariyla etrafina hirs veren birisi olmasi gerekir. Bu arada Fenere gelirken Ümiti istemedigini söyleyen Daum`un, sonradan yönetiminde baskisiyla belki, onu banko oynatmasini ve kaptan yapmasini kendisinin duruma ve sartlara göre renk degistirmesine veriyorum). Ayrica Ümitin milli takimda sansini yitirmeside en somut göstergedir.Yukarida bahsettigim gibi, camianin bu mantalite özelliklerinin bir yansimasi olarak ne yönetim ve teknik ekip, ne de medya bu ciddiyetsizlikleri önlemede bilincli davranmamis ve disiplin edememistir. Bir bilen ses olmasi gereken Fener kamuoyunda, yahu siz ne yapiyorsunuz, su futbolcu Fenere yakisiyormu diyen cikmamistir, cikanda hemen ne dedigine bakilmadan camiadan dislanmistir. Sezonun ikinci yarisinda görülen takim olarak ciddiyetsizlikte, bu hastaliklarin en güzel göstergesidir.

 

Ayni bilincsizlik basa getirilen yönetimler konusundada yasanmaktadir. Buradaki durum üzerinde daha da durulmaya degerdir. Neticede kongre üyeleri ve baskanlari aday gösteren gruplarda camianin icinden cikmalari itibariyle -tipki camianin yaklasim yanlislari gibi-

ayni hatalari baskan adayi tesbitinde ve baskan secmede yapmaktadirlar. Bunun sancilarini sayin Ali Sen ve sayin Aziz Yildirimin baskan olmasinda somut olarak yasadik. Bu iki baskanin dönemleri aslinda ders alinacak cinstendir. Iki baskanda tahrik edici beyan ve davranislariyla diger kulüp taraftarlarinin gözünde bir Fenerbahce antipatisi ve nefreti dogmasina neden olmuslardir. Cogunlukla bunu kendi basarisizliklarini örtmek ve kendi egolarini tatmin etmek icin kullanmislardir. Ezeli rakibin aldigi UEFA kupasina

tesadüftür demek en somut sorumsuzluktur. Hayir hic bir basari tesadüf degildir. Oysa futbol gibi kitleleri ilgilendiren bir spor dalinda sorumlu yönetici sunu demelidir ki; söz maksadini asmasin: “o kupa bir basaridir, ama önemli olan basarida istikrardir, bizde bunu basaracagiz.” Tipki masada kazanmayi ögrendik cümlesindeki her yöne cekilecek esneklikte beyanda oldugu gibi. Sonradan yapilan düzeltmeler ekilen nefreti yok etmeye yetmez. Ayrica büyüklük tevazudan gelir. Baskalarini kücük görmekten, horlamaktan degil. Tam tersine baskalari size saldirsa ve nefret bile duysa, elde edeceginiz büyük basarilarla ve yapilan saldirilara karsi olgun durusunuzla size saldiranlarin bile saygisini kazanirsiniz. Zamaninda sayin Terimin kendisine Galatasarayda ki teknik direktörlügünün baslarinda bizzat GS camiasi ve medyasi tarafindan o kadar hakaretlerde bulunuldu. Fakat o basarilariyla ve durusuyla, bugün birakin Galatasaray camiasini, Fenerbahcede bile bir cok akli basinda taraftarin saygisini kazanmistir. Kaybedilen bir kupayi gelecek sene telafi edebilirsiniz, ama ekilen nefretleri telafi etmek yillar ve nesiller alir. Öyle bir nefret cephesi olusturursunuzki, haksizliga ugradiginizda veya magdur oldugunuzda sizi dinleyen bile cikmaz. Tipki bu adaletsiz federasyona karsi bile bir cok konuda hakli olmamiza ragmen derdimizi kimseye anlatamamak gibi.

 

Fenerbahcede sadece teknik direktör göndermek, sorunlari hasir alti etmekten baska bir sey degildir, bunu gecmiste cok yasadik. Temel sorun her türlü yetkiyi elinde bulunduran yönetimlerdedir. Herhangı bir kurumda basarisizlik oldugunda calisandan once bastaki yönetimler gider. Sayin Aziz Yildirimin yönetim kabiliyeti tüm iyi niyetine ragmen maalesef bu kadar. En güzel göstergede teknik adam seciminde. Dauma kadar sekiz hoca getirmis. Hic bir bilgi alt yapisina dayanmadan secilen hocalar. Bazen ezeli rakibin yaptigi basarili denemeleri kötü kopya ederek. Oguz-Lorant örneginde Derwall-Mustafa Denizli örneginden esinlenerek yapildigi gibi. Peki Oguz ne yapti? Hocalikta ****** diye yardimci antrenör yapilan Oguz, bir seyler ögrenmek yerine Lorantin kuyusunu kazdi. Veya Ridvan Dilmende Fatih Terim örneginden hareket ederek gelisigüzel yapilan deneme gibi. Peki acaba Sayin Dilmen getirilirken hic düsünülmüsmü kendiside Sayin Terim gibi hocalik mesleginde pise pise mi kariyer kazanmis diye? Hic sanmiyorum. Demekki hasbelkader hesaplanmadan yapilan icraatlar hayal kirikligina ugruyor. Yönetimlerin asil basarisi kendi orjinal cözümlerini bulmak olmalidir. Baskasindan kopya bile etsen görevlendirecegin kisileri dogru secmen asgari sarttir. Oysa Sayin Yildirim kendi baskanliginin akibeti acisindan önem tasiyan en son tercihini ise aylarca düsünerek yapmis. Sayin Sebaya danismis. Neticede artisiyla eksisiyle Daumu getirmis. Daum sagir sultanin bildigi birisi. Oysa herhangi bir taraftara sorsaniz; en son secme sansiniz olsa hangi teknik direktörü getirmek garanti secim olur diye, o kisininde yanitida Daum olurdu. Bunun icin iki ay boyunca millete papatya fali actirmanin geregi yok. Oysa yöneticilik bu degil. Yillarca yöneticilik dalinda egitim görmüs birisi olarak bence yöneticilik herkesin bilemedigini bilmek ve yapabilmektir. Daumla istikrar deniyor. Basarida devamli irtifa kaybeden bir teknik direktörle neyin istikrari? Daha birkac gün önce yine bir internet sitesinde Sayin Daumun 6 yabanci ile Avrupada basarinin imkansiz oldugu konusunda beyanati var. Sen bu ülkede Fatih Terimin o basariyi nasil yakaladigini hic arastirmadinmi? Büyük düsünmek Edirneye kadar alinan sancili basarilarmidir? Aslinda yönetim sayin Daumda israr ederek su mesaji veriyor: Biz alternatif hoca seciminde becerikli degiliz. Gecmiste bunun kaniti. O yüzden yeterki basari kit olsun, ama risk almayalim.

 

Kurumsallasmadan bahsediliyor. Hangi kurumsallasma? Baskanin soyunma odasina devamli gitmek mecburiyetinde kaldigi yönetim bicimimi? Ya da yöneticisi ulu orta kulüpte herseyi ben beceriyorum diye konusan, sonra o yöneticiyi herkesin önünde elestirip hesabini kesen bir anlayis mi? Herkese konusma yasagi getiren korkuya dayanan bir anlayis mi? Baskanin menajer gibi futbolcularla otobüste birlikte seyahat ettigi bir anlayis mi? (Bu yazimdan sonraki günde Sayin Daum`un Fanatik Gazetesinde cikan ifadeleri Fenerdeki ilkel ve keyfi yönetim bicimini adete tasdikler bicimdedir. Bir yanda kurumsallasmadan bahsedilirken, öte yanda Daum bu anlayisla ve yönetim sistemiyle Avrupada basaridan bahsedilmesinin kendisine saka gibi geldigini söylüyor. En basta -kendi hatalarina ragmen- teknik direktörün sana inanmiyor, bu mudur kurumsallasma?).

 

Bu aciz yönetim yapisi ve onun göreve getirdigi vizyonu olmayan teknik ekip, ligin kafa kafaya gelmesinin ve sampiyonlugun dramatik sekilde ucup gitmesinin bas sorumlusudur. Bu zaaflar olmasaydi bu kaliteli takim federasyona, Demirören-Polat-Ulusoy-Demirlenk vesaireye ragmen tipis tipis sampiyon olmustu. Medyanin da bu durumda sorumlulugu büyüktür. Kalitesizlik orada da diz boyu maalesef. Ayrica da komedi. Ayni maci yorumlayan bir yazardan birisinin ak dedigine öteki kara diyor, birinin macin adami dedigi futbolcuya öteki elestiride bulunuyor. Yol gösterici olmasi gereken bir sektör kendi icinde catisiyor. Cogunlugunun yorumlarinda Türkceyi bile dogru kullanamadigi bu kisilerden ne gibi saglikli yönlendirme beklenirki? Bunlar dünyanin hic bir yerinde olmayan bir yazar enflasyonun sonuclari aslinda.

 

Bu yönetimin tek basarisi kendi mesleklerinden kaynaklanan birikimle gerceklestirdikleri tesislesmedir, bunada tüm camia sükrandir. Sportif alanlarda bu yönetimin basarili olamayacagi artik belli olmustur. Bunu kabullenmekte kendileri icin bir erdemdir. Ayrica sonu gelmez illada basaracagim ihtirasi bizzat kurumlara zarar verir zamanla. Bence kulübe tesisler kazandirarak, tarihte her zaman hak ettikleri ve övülecekleri bir misyonu zaten kazanmislardir. Öteki alanlarda basari saglamalarinin mümkün olmadigini sekiz yillik dönemin muhasebesini yaparak söyle bir örnekle somutlastirabilirim: Bir yatirimci düsünelim. Cok iyi bir fabrika, bir üretim tesisi yapiyor. Ama basa getirecegi genel müdüründen, bölüm sefine, iscisine kadar yanlis tercihler yapiyor. Yanlis bir üretim, ürün, müsteri politikasi belirliyor. Böylece bu muhtesem tesis her sene zarar ediyor, cünkü meyva, yani ürün vermiyor. Bu ürün spor kulüplerinde kupadir. Tek basina parasal gelir degildir. Ayrica borcun 160 milyon civarinda oldugu dogruysa, bu anlayisla devam edecek sportif basarisizlikta gelirlerin borcu karsilama orani maalesef giderek düsecektir. Bence bu politikalari dogru tespit edebilecek, kulübte hem tesislesme politikasini devam ettirebilecek, hemde özlenen sportif basarilara ulastiracak yeni bir baskan ve yönetimin gelmesi icin herkesin önünü acmak, sayin Aziz Yildirimin isminin tarihe en olgun, namzet baskan olarak altin harflerle yazilmasini saglayacaktir. Ayrica kulüp felsefesinde yeni bir gelenegin baslamasinin önderi olacaktir. Bir baskan icin bundan daha güzel bir kazanim olabilirmi?

 

Camia, sadece adı yönetici olmaktan ibaret olmayan gercek yöneticileri basa getirmeden bu sorunlar bitmez. Ülkemizdeki özel sektörde profesyonel yönetimlere yetki verme bilinci her gecen gün zirve yaparken, böyle insanlarin sayisi artarken, Fenerbahce camiasi yaptig yanlis secimlerle hala yerinde saymaktadir. Buna ragmen ben bu yönetimin icinde de, yapilacak secimlerde baskanligi hak eden insanlarin olduguna inaniyorum. Bu konuda öncelikle kongre üyelerine tek tek görev düsüyor. Hatta bizzat camia, oy kullanacak kongre üyeleri üzerinde demokratik baski kurup, onlarin dogru baskani ve yönetim kurulunu secmelerini saglamalidir. Baskan adayi secmek bilgisiz ve cikar pesinde kosan grup liderlerinin tekelinden cikmalidir. Sayin Yildirimi ilk baskanliginda Kadiköy grubunun liderligini yapan grupcu Sam Babanin oglunun aday gösterip, sonraki yillarda ise bizzat destekledigi baskana muhalefet etmeye basladigini, onun yerini ise zamanla saf degistirip baskanin yanina gecen Birlesik Fenerbahceliler Dernegi baskani Aziz Yilmazin aldigini hic unutmayalim. Öte yandan bunlar nasil demokratik derneklerdirki kendimi bildim bileli baskanlari degismez, saltanat gibi babadan ogula baskanliklar gecer?

 

Ayrica Fenerbahce Kulübü, kisilerin secildikten sonraki sürecte deneme yanilma yöntemiyle baskanlik veya yöneticilik vasfi ve tecrübesi kazanmaya calistiklari bir okul ve staj yeri degildir. Fenerbahce dev, sorumlulugu agir olan bir kulüptür. Bu yüzden baskanliga ve yöneticilige soyunanlar daha secilmeden önce her yönüyle yönetebilme rüstünü ispatlamis, baska bir deyisle cirak, kalfa degil hakiki ehil ustalar olmalidir. Gecmiste gördügümüz gibi, yöneticilik kariyeri ve tecrübesi yeterli olmayan kisiler uyguladiklari keyfi politikalarla kulübe istemeden de olsa zarar vermekte ve zaman kaybettirmektedirler. Öte yandan ideal baskan ve yönetici adaylarini belirlemede, kisilerin sadece sermaye sahibi olmasi veya isadami kimligi bulunmasida yeterli ve saglikli bir ölcü degildir. Sayet yeterli olsaydi, ülkenin en büyük holdinglerini bizzat sahipleri yönetir, profesyonel yöneticileri basa getirme ihtiyaci duymazlardi. Özellikle rant ekonomisiyle veya haksiz yollarla zengin olanlara kongre secimlerinde itibar edilmemelidir. Bu tür bir güc, bir kisinin baskan veya yönetici olmasi icin ölcü olmaktan cikarilmali, camia bu suura erismelidir. Cesur, yöneticilik egitimi, bilinci ve birikimi olan insanlar kulüpte baskanliga ve yöneticilige aday olmalidir. Böyle insanlarin olduguna inanmak istiyorum. Bu vasifta olan adaylari, her taraftar ve kongre üyesi artik suurlu ve uyanik davranip, -tüm cikar pesinde kosanlarin girisimlerini de elinin tersiyle iterek- gönülden desteklemelidir. Fenerbahcede bu göreve talip olanlar, ögrenme sürecini tamamlamis, arti deger getirecek insanlar olmalidir. Son 15-20 senede oldugu gibi, Fenerbahce sayesinde verdiklerinden fazlasiyla san ve söhret kazananlar degil, bu büyük kulübü daha yükseklere tasiyacaklar basa gelmelidir. Yoksa böyle bir kis bir yaz kisir döngü devam edecektir.

 

Not:

Sayin Daumun Fanatik Gazetesinde 16-17-19 Mayis tarihlerinde kupa macindan sonra yaptigi röportaji cikti, herkesin mutlaka okumasini öneririm. Orada söyledikleri Fenerdeki sorunlarla ilgili gercekten tarihi ip uclari veriyor. Özelikle Sayin Kutlualpin tercümesindeki davranisi, kulübün ne kadar köhne yönetildigini gösteriyor. Ne yöneticinin baskana, ne baskanin yöneticiye, ne de teknik direktörün yöneticiye güveni var. Kulüp ve camiadaki mantalitenin basarilara uygun olmadigini söylüyor. Nasil olsunki basari? Teknik direktörün izlendigi, kimsenin onun fikirlerine kulak asmadigi, medyadan herseyin öcü gibi saklandigi bir korku düzeni. Tabi bu gercekleri arastirmak görevi oldugu halde, isine gelmedigi icin yapmayan bazi yalaka medya mensuplarida cabasi. Bu korkudan dolayi ki, bu röportaj ortaya cikinca, Daum kulübe cagriliyor ve hesaba cekiliyor. Sayin Daum eger bu sartlarda, kendisinin uluslararasi basari yakalayacagina inanmayan birisi olmama ragmen, takimi sampiyon yapmissa, bu basarisi bence bir mucizedir.

 

Sayin baskanin bugünkü istifasi bile bir tuhaf. Benim bildigim yönetimle beraber istifa edilir. Cünkü basarisizlikta toplu sorumluluk alinir, bireysel degil. Eger Sayin Yildirim disaridan müdahaleyle mevcut yönetime gizli baskanlik yapmayi düsünüyorsa, bence Fenerbahceye istemeden en büyük kötülügü yapar. Kulüp cok daha buhranli günlere yelken acar. Her basarisizlikta elestiriler yine sayin Yildirima yönelir. Ayrica Daum ile kendisinin saglik sorunu nedeniyle calismak mümkün degilse, niye hala onun raporuna göre bu takimin en ruhla oynayan oyuncusu Nobre kapi önüne konur? Yönetimde istifa edecekse, Nobre ile anlasirsin daha sonra yeni gelen yönetim ve hoca isterse satar, isterse oynatir. 100. yilin takimini kurmak icinmis. Sol Campbell transferinin bitmek üzere oldugu söyleniyor. Bu nasil istir? Bunun takdirini ve yeni transferleri yeni baskana ve yönetime birakmak daha dogru degilmi? Veya camianin üzerinde birlestigi, kazanma sansi yüksek bir baskana danisarak transferlerin yapilmasi daha mantikli degilmi? Transferi bu gecici yönetimin tek basina yapip, bu transferlerden kaynaklanacak bir basarisizligin sorumlulugunu hic bir günahi olmayan yeni baskana ve yönetime yüklemek nasil bir istir? Üstelik su anda görevdeki yeni bir baskan ve yönetim kuruluna ragmen, istifa etmis bir baskanin kamuoyuna bile bilgi vermeden yurt disinda transferi kafasina göre tek basina yürütmesi nasil bir mantiktir? Su andaki yönetim bir figüranmidir? Resmi konumu kalmayan bir baskanin ileride baskalarini taahhüt altinda birakacak keyfi transfer girisimleri yapmasi, bu carpik zihniyetin devam ettigini göstermektedir. Ayrica cok sayida yildizin transferi basari icin garanti degildir. Real Madridin durumu ortada. Özellikle yildiz futbolcularin cogunun Türkiyedeki futbolu kücümsedigi göz önüne alinirsa.

 

Tüm bu son günlerde yasadiklarimiza ve yukarida anlattilan arabesk durumlara ragmen, sayin baskanin -üstelik ikinci kez- istifasini geri cekmesi icin yapilan calismalari anlamakta güclük cekiyorum. Bunun siyasetteki –kurtar bizi baba- acizliginden bir farki varmi? Geri döndürmek icin yürüyen bir grup taraftar, sayin baskanin daha bir kac ay önce kamuoyu önünde cefakar bir tribün grubuna dahi rest cekecek kadar baskici tavira girdigini unuttumu? Yurt disinda herhangi bir kulüpte bu son haftalarda yasanan sportif basarisizliklar olsaydi, birakin istifadan döndürmek icin girisimde bulunmayi, baskanin kendisinin istifa etmesini beklemeden bizzat camia istifa icin baski yapardi. Bu camia daha iyi olan yeni liderler cikarmada bu kadar fukaramidir? Hic sanmiyorum. Ayrica kimse alternatifsiz degildir. Gerek sayin Ali Sen,

gerekse sayin Aziz Yildirim döneminde elde edilen güdük basarilara ragmen, son 20 sene icinde kulübün kan kaybettigi, taraftarin sık sık kan agladıgı nasil görülmez? Yukarida dedigim gibi, bu 20 sene icinde kulübü yöneten baskanlarin ve yönetimlerin elde ettigi aldatmaca kısır basarilar, buna karsilik fazlasiyla yasattirilan hezimetler, yine bunlarin cig davranislarinin ve beyanatlarinin neden oldugu spor kamoyundaki Fenerbahce nefreti, benim Fenerbahce sevdami bitirme noktasina gelmistir. Kisiler gecicidir, Fenerbahce Kulübü ise kalicidir. Bugün kac kisi Ali Sen baskan Fenerbahce sampiyon demekte? Sayin Yildirimda yaptigi tesislerle sükranla anilacaktir her zaman. Ancak Fenerbahce camiasinin her alanda basarili olacak yeni yönetimlere ihtiyaci vardir. Camia bu tür baskanlari ve yönetimi bulma olgunluguna eristiginde, ileride bu tür istifayi geri cek girisimlerinin ne kadar komik ve anlamsiz oldugunu görecektir. Yarin ezeli rakiplerde stadyum yaptiginda ve bizde benzer keyfi yönetimler devam ettigi taktirde, yasanacak sportif hüsranlarda yine tesislesme ilemi övünüp yerimizde sayacagiz hala? Bu kulübün gercek ve alternatifsiz patronu Fenerbahce camiasidir. Yani geciminden kisip maca giden, Fenerium ürünü alan, böylece kulübü kendi finanse eden isci Mehmet beydir, memur Ayse hanimdir, harcligindan harcayan ögrenci Ahmettir, Zeyneptir. Yani biziz, halkiz. Kanimca bunun suuruna tam olarak ermeyisimizin altinda -bir yandan Türk milleti olarak yirmi küsur yillik sürecte demokratik acidan sürekli liberallesirken, diger yandan camiamizin bu sürecin gerisinde kalmasinin veya bu süreci yasamina yansitanlarin bile Fenerbahcelilik söz konusu oldugunda asiri melankolik ve gelenekci olmasinin- ana rol oynamasi yatmaktadir. Bunun neticeside hala tek adamlardan medet ummamizdir.

 

Sayin Sadettin Saran hakkinda cikarilan ve aylar öncesinin konusu olan bir ceki, karalama kampanyasi araci olarak kullanmak, sayin Yildirimin talimatiyla yönetim olarak buna alet olmak, bu zihniyetin iflas ettiginin gercek kanitidir. O zaman sunu sormak gerekir: Ayni hassasiyeti sayin baskan, orduyu bir trilyon dolandirmaktan uzun süreden beri mahkemesi devam eden kendisinin baskanvekili icin niye göstermedi? Yoksa onu makaminda tutarak kanatlari altinami aldi? Veya bu durumdaki bir eski baskanvekilinin su anda baskanlik yapmasini mevcut yönetim nasil hazmediyor? Sayin Sarana böyle bir adaletsiz saldiriya herkesten önce hukukcu sayin Mosturoglu nasil ortak oluyor? Fenerbahcede sahislara göre tavir konulamaz. Hic kimse keyfi yasaklarla secme veya secilme hakkindan mahrum edilemez. Asli olan hukuktur. Buradan sayin Saranin mutlaka baskan secilmesi gerektigini ima ediyorum veya onu destekliyorum anlamida cikmasin. Baska bir adayda ayni muameleye ugrasaydi yine dile getirirdim. Sözkonusu olan sahislarin ismi degil, yapilan adaletsiz kampanyadir. Kongre uygun gördügünü sececektir. Ama herkese o demokratik sansin verilmesi kulübün menfaatinedir. Adaylar konusunda yillardan beri kulübe emek veren sayin Yildirima danisilmasi tabiki faydalidir. Fakat her baskan adayi olmak isteyenin önce sayin Yildirimin onayindan gecmesi gibi ancak monarsik düzenlerde görülen bir dayatma asla kabul edilemez.

 

Evet sevgili arkadaslar! Bence Fener camiasi tarihi bir firsat yakalamistir. Bundan sonra artik baskan adayi tespitini 3-5 kisinin eline birakmayalim. Bir kamuoyu baskisi olusturalim. Gelecek günlerde bir kac aday isim gündeme gelecektir saniyorum. Icimize sinecek, herkesin saygisini kazanacak bir baskani sectirmek icin, örnegin basin bildirileriyle, baskanlik icin kimi destekledigimizi sesli sekilde duyaralim. Ayrica camia olarak yazimda bahsettigim Fenerbahcelilik kültüründeki yanlislarimizi degistirmeye kafa yoralim ve caba gösterelim. Bence yeni gelecek baskan ve yönetimin asli hedefi, bu kültürde reform yapmak olmalidir. Bizlerinde böyle insanlari basa getirecek bilincle davranmamiz gerekiyor. Hepinize saygi ve selamlarimla. (Arzu eden bu yaziyi antu.com ve diger forumlara kopyalayabilir).

Share this post


Link to post
Share on other sites

FENERBAHCEDEKI TARIHI ZAAFLAR: CÖZÜM? CAMIANIN KENDISI

 

Sevgili Fenerbahce Taraftarlari,

 

Kendimi bildim bileli cocukluktan beri Fenerbahce taraftariyim. Ayrica icimdeki Fenerbahcelilik dogal bicimde gelismis olan bir takim tutma hissi olup, ailemdeki herhangi birisinden de bu konuda bir yönlendirme olmamistir. Yani yaklasik 32 yillik bir Fener taraftariyim. Uzun süreden beri yazmayi düsündügüm ve yillar icinde edindigim gözlemlere dayanan bir takim elestirilerimi ve görüslerimi, kacan sampiyonluk ertesinde dile getirmeyi uygun gördüm. Benim icin aslinda bunlari yazmak bir zaruriyet halini aldi. Cünkü ehil olmayan kisilerin sebep oldugu hüsranlarin acisini cekmeyi daha fazla kabul edemezdim. Ya bir seyleri degistirebilmede mütevazi bir payim olur umuduyla kamuoyu ile hislerimi paylasmaliydim, ya da Fenerdeki basarilarin saman alevinden ibaret oldugunu kabullenip daha az Fenerli olmayi sineye cekmeliydim. Dedigim gibi bu fikirlerimin kacan kupa ve sampiyonluklada dogrudan ilgisi yok. Sampiyon oldugumuz dönemlerde bile, camiada müzminlesen bazi huylar ve yaklasimlara yönelik hastaliklar konusunda süphelerim vardi.

 

Bence Fenerbahcedeki temel sorunlar camiaya has mantaliteden kaynaklaniyor ve bu yapi yönetiminden, medyasina kadar her tarafa yansiyor. Bu mantalitenin ana özelliklerinden birisi sagduyununda ötesine gecen asiri bir duygusallik ve sabirsizlik. Örnegin hepimiz cok iyi biliriz, transfer dönemlerinde, hatta sezon boyunca arasira gündemde olan en basta gelen konu, Fenerin yapacagi transferlerdir. Özelliklede yildiz denen transferler. Oysa mazide görülmüstürki hem acele yapilan transferlerin, hemde bu tür futbolcu ve teknik direktörlerin yararindan cok zarari olmustur. Ama biz sanki bagimlilik gibi her sene ayni davranisi sergileriz ders almadan.Yildiz futbolcudan yararlanabilmenin vazgecilmez sarti, onu hazmedebilecek mental ve yönetim anlaminda alt yapi olmasidir, onunda olmadigini gecmiste cok gördük. Su günlerdede gündemi sabah aksam Roberto Carlos olusturmakta. Onu mutlaka almaliyiz havasi yaratiliyor ve taraftarin beklentileride bu yönde. Oysa önümüzde bir Ortega ve Anelka gibi hayal kirikliklari dururken. Öte yandan Carlosla ilgili grupculuk yaptigi duyumlari gelirken. Oysa bize faydali olacak futbolcu Nobre gibi, gelirken adini kimsenin tanimadigi, ama su anda katkilari ortada olan ve ruhla oynayan futbolcular midir, yoksa adı yildiz ama kendisi kriz olanlar mi diye sakin kafayla düsünmek gerekmez mi?

 

Duygusalliga bir baska örnekte, her sezon basinda bir kac mac kazanilinca kendimizi sampiyon olarak görmeye baslama huyudur. Veya bir macta iyi oynayan bir futbolcuyu göklere cikarip ertesi haftaya kadar simarmasina meydan vermemizdir. Diger sezonlarda bir cok futbolcu gibi bu sezonda Tuncay buna cok iyi bir örnektir. Sonuc olarak bu genc futbolcunun futbolculugu gelisecegine her gecen gün gerilemektedir. Veya bazi futbolcularin bu takimin kalitesine yakismadigini göremeyecek kadar gözlem gücümüzü kaybettiren yine bu duygusalliktir. Misal olarak; maclari objektif takip eden herkes görmüstürki, Ümit Özat tüm iyi niyetine ragmen, teknik ve -3 gün arayla mac oynandiginda- kondisyon olarak bu takimda oynayacak kapasitede degildir. Isin dahada vahimi, halinden oldukca bitkin görünen bu futbolcunun kaptan yapilmasidir. Bizzat kendisi motive gözükmeyen bir kaptan, takima heyecan vermede ne kadar basarili olabilir? (Belki ben söyleseydim garip karsilanirdi, ama Daum`un en son Fanatik Gazetesine yaptigi aciklamada da belirttigi gibi kaptan olacak futbolcunun, Bülent Korkmaz gibi tavirlariyla etrafina hirs veren birisi olmasi gerekir. Bu arada Fenere gelirken Ümiti istemedigini söyleyen Daum`un, sonradan yönetiminde baskisiyla belki, onu banko oynatmasini ve kaptan yapmasini kendisinin duruma ve sartlara göre renk degistirmesine veriyorum). Ayrica Ümitin milli takimda sansini yitirmeside en somut göstergedir.Yukarida bahsettigim gibi, camianin bu mantalite özelliklerinin bir yansimasi olarak ne yönetim ve teknik ekip, ne de medya bu ciddiyetsizlikleri önlemede bilincli davranmamis ve disiplin edememistir. Bir bilen ses olmasi gereken Fener kamuoyunda, yahu siz ne yapiyorsunuz, su futbolcu Fenere yakisiyormu diyen cikmamistir, cikanda hemen ne dedigine bakilmadan camiadan dislanmistir. Sezonun ikinci yarisinda görülen takim olarak ciddiyetsizlikte, bu hastaliklarin en güzel göstergesidir.

 

Ayni bilincsizlik basa getirilen yönetimler konusundada yasanmaktadir. Buradaki durum üzerinde daha da durulmaya degerdir. Neticede kongre üyeleri ve baskanlari aday gösteren gruplarda camianin icinden cikmalari itibariyle -tipki camianin yaklasim yanlislari gibi-

ayni hatalari baskan adayi tesbitinde ve baskan secmede yapmaktadirlar. Bunun sancilarini sayin Ali Sen ve sayin Aziz Yildirimin baskan olmasinda somut olarak yasadik. Bu iki baskanin dönemleri aslinda ders alinacak cinstendir. Iki baskanda tahrik edici beyan ve davranislariyla diger kulüp taraftarlarinin gözünde bir Fenerbahce antipatisi ve nefreti dogmasina neden olmuslardir. Cogunlukla bunu kendi basarisizliklarini örtmek ve kendi egolarini tatmin etmek icin kullanmislardir. Ezeli rakibin aldigi UEFA kupasina

tesadüftür demek en somut sorumsuzluktur. Hayir hic bir basari tesadüf degildir. Oysa futbol gibi kitleleri ilgilendiren bir spor dalinda sorumlu yönetici sunu demelidir ki; söz maksadini asmasin: “o kupa bir basaridir, ama önemli olan basarida istikrardir, bizde bunu basaracagiz.” Tipki masada kazanmayi ögrendik cümlesindeki her yöne cekilecek esneklikte beyanda oldugu gibi. Sonradan yapilan düzeltmeler ekilen nefreti yok etmeye yetmez. Ayrica büyüklük tevazudan gelir. Baskalarini kücük görmekten, horlamaktan degil. Tam tersine baskalari size saldirsa ve nefret bile duysa, elde edeceginiz büyük basarilarla ve yapilan saldirilara karsi olgun durusunuzla size saldiranlarin bile saygisini kazanirsiniz. Zamaninda sayin Terimin kendisine Galatasarayda ki teknik direktörlügünün baslarinda bizzat GS camiasi ve medyasi tarafindan o kadar hakaretlerde bulunuldu. Fakat o basarilariyla ve durusuyla, bugün birakin Galatasaray camiasini, Fenerbahcede bile bir cok akli basinda taraftarin saygisini kazanmistir. Kaybedilen bir kupayi gelecek sene telafi edebilirsiniz, ama ekilen nefretleri telafi etmek yillar ve nesiller alir. Öyle bir nefret cephesi olusturursunuzki, haksizliga ugradiginizda veya magdur oldugunuzda sizi dinleyen bile cikmaz. Tipki bu adaletsiz federasyona karsi bile bir cok konuda hakli olmamiza ragmen derdimizi kimseye anlatamamak gibi.

 

Fenerbahcede sadece teknik direktör göndermek, sorunlari hasir alti etmekten baska bir sey degildir, bunu gecmiste cok yasadik. Temel sorun her türlü yetkiyi elinde bulunduran yönetimlerdedir. Herhangı bir kurumda basarisizlik oldugunda calisandan once bastaki yönetimler gider. Sayin Aziz Yildirimin yönetim kabiliyeti tüm iyi niyetine ragmen maalesef bu kadar. En güzel göstergede teknik adam seciminde. Dauma kadar sekiz hoca getirmis. Hic bir bilgi alt yapisina dayanmadan secilen hocalar. Bazen ezeli rakibin yaptigi basarili denemeleri kötü kopya ederek. Oguz-Lorant örneginde Derwall-Mustafa Denizli örneginden esinlenerek yapildigi gibi. Peki Oguz ne yapti? Hocalikta ****** diye yardimci antrenör yapilan Oguz, bir seyler ögrenmek yerine Lorantin kuyusunu kazdi. Veya Ridvan Dilmende Fatih Terim örneginden hareket ederek gelisigüzel yapilan deneme gibi. Peki acaba Sayin Dilmen getirilirken hic düsünülmüsmü kendiside Sayin Terim gibi hocalik mesleginde pise pise mi kariyer kazanmis diye? Hic sanmiyorum. Demekki hasbelkader hesaplanmadan yapilan icraatlar hayal kirikligina ugruyor. Yönetimlerin asil basarisi kendi orjinal cözümlerini bulmak olmalidir. Baskasindan kopya bile etsen görevlendirecegin kisileri dogru secmen asgari sarttir. Oysa Sayin Yildirim kendi baskanliginin akibeti acisindan önem tasiyan en son tercihini ise aylarca düsünerek yapmis. Sayin Sebaya danismis. Neticede artisiyla eksisiyle Daumu getirmis. Daum sagir sultanin bildigi birisi. Oysa herhangi bir taraftara sorsaniz; en son secme sansiniz olsa hangi teknik direktörü getirmek garanti secim olur diye, o kisininde yanitida Daum olurdu. Bunun icin iki ay boyunca millete papatya fali actirmanin geregi yok. Oysa yöneticilik bu degil. Yillarca yöneticilik dalinda egitim görmüs birisi olarak bence yöneticilik herkesin bilemedigini bilmek ve yapabilmektir. Daumla istikrar deniyor. Basarida devamli irtifa kaybeden bir teknik direktörle neyin istikrari? Daha birkac gün önce yine bir internet sitesinde Sayin Daumun 6 yabanci ile Avrupada basarinin imkansiz oldugu konusunda beyanati var. Sen bu ülkede Fatih Terimin o basariyi nasil yakaladigini hic arastirmadinmi? Büyük düsünmek Edirneye kadar alinan sancili basarilarmidir? Aslinda yönetim sayin Daumda israr ederek su mesaji veriyor: Biz alternatif hoca seciminde becerikli degiliz. Gecmiste bunun kaniti. O yüzden yeterki basari kit olsun, ama risk almayalim.

 

Kurumsallasmadan bahsediliyor. Hangi kurumsallasma? Baskanin soyunma odasina devamli gitmek mecburiyetinde kaldigi yönetim bicimimi? Ya da yöneticisi ulu orta kulüpte herseyi ben beceriyorum diye konusan, sonra o yöneticiyi herkesin önünde elestirip hesabini kesen bir anlayis mi? Herkese konusma yasagi getiren korkuya dayanan bir anlayis mi? Baskanin menajer gibi futbolcularla otobüste birlikte seyahat ettigi bir anlayis mi? (Bu yazimdan sonraki günde Sayin Daum`un Fanatik Gazetesinde cikan ifadeleri Fenerdeki ilkel ve keyfi yönetim bicimini adete tasdikler bicimdedir. Bir yanda kurumsallasmadan bahsedilirken, öte yanda Daum bu anlayisla ve yönetim sistemiyle Avrupada basaridan bahsedilmesinin kendisine saka gibi geldigini söylüyor. En basta -kendi hatalarina ragmen- teknik direktörün sana inanmiyor, bu mudur kurumsallasma?).

 

Bu aciz yönetim yapisi ve onun göreve getirdigi vizyonu olmayan teknik ekip, ligin kafa kafaya gelmesinin ve sampiyonlugun dramatik sekilde ucup gitmesinin bas sorumlusudur. Bu zaaflar olmasaydi bu kaliteli takim federasyona, Demirören-Polat-Ulusoy-Demirlenk vesaireye ragmen tipis tipis sampiyon olmustu. Medyanin da bu durumda sorumlulugu büyüktür. Kalitesizlik orada da diz boyu maalesef. Ayrica da komedi. Ayni maci yorumlayan bir yazardan birisinin ak dedigine öteki kara diyor, birinin macin adami dedigi futbolcuya öteki elestiride bulunuyor. Yol gösterici olmasi gereken bir sektör kendi icinde catisiyor. Cogunlugunun yorumlarinda Türkceyi bile dogru kullanamadigi bu kisilerden ne gibi saglikli yönlendirme beklenirki? Bunlar dünyanin hic bir yerinde olmayan bir yazar enflasyonun sonuclari aslinda.

 

Bu yönetimin tek basarisi kendi mesleklerinden kaynaklanan birikimle gerceklestirdikleri tesislesmedir, bunada tüm camia sükrandir. Sportif alanlarda bu yönetimin basarili olamayacagi artik belli olmustur. Bunu kabullenmekte kendileri icin bir erdemdir. Ayrica sonu gelmez illada basaracagim ihtirasi bizzat kurumlara zarar verir zamanla. Bence kulübe tesisler kazandirarak, tarihte her zaman hak ettikleri ve övülecekleri bir misyonu zaten kazanmislardir. Öteki alanlarda basari saglamalarinin mümkün olmadigini sekiz yillik dönemin muhasebesini yaparak söyle bir örnekle somutlastirabilirim: Bir yatirimci düsünelim. Cok iyi bir fabrika, bir üretim tesisi yapiyor. Ama basa getirecegi genel müdüründen, bölüm sefine, iscisine kadar yanlis tercihler yapiyor. Yanlis bir üretim, ürün, müsteri politikasi belirliyor. Böylece bu muhtesem tesis her sene zarar ediyor, cünkü meyva, yani ürün vermiyor. Bu ürün spor kulüplerinde kupadir. Tek basina parasal gelir degildir. Ayrica borcun 160 milyon civarinda oldugu dogruysa, bu anlayisla devam edecek sportif basarisizlikta gelirlerin borcu karsilama orani maalesef giderek düsecektir. Bence bu politikalari dogru tespit edebilecek, kulübte hem tesislesme politikasini devam ettirebilecek, hemde özlenen sportif basarilara ulastiracak yeni bir baskan ve yönetimin gelmesi icin herkesin önünü acmak, sayin Aziz Yildirimin isminin tarihe en olgun, namzet baskan olarak altin harflerle yazilmasini saglayacaktir. Ayrica kulüp felsefesinde yeni bir gelenegin baslamasinin önderi olacaktir. Bir baskan icin bundan daha güzel bir kazanim olabilirmi?

 

Camia, sadece adı yönetici olmaktan ibaret olmayan gercek yöneticileri basa getirmeden bu sorunlar bitmez. Ülkemizdeki özel sektörde profesyonel yönetimlere yetki verme bilinci her gecen gün zirve yaparken, böyle insanlarin sayisi artarken, Fenerbahce camiasi yaptig yanlis secimlerle hala yerinde saymaktadir. Buna ragmen ben bu yönetimin icinde de, yapilacak secimlerde baskanligi hak eden insanlarin olduguna inaniyorum. Bu konuda öncelikle kongre üyelerine tek tek görev düsüyor. Hatta bizzat camia, oy kullanacak kongre üyeleri üzerinde demokratik baski kurup, onlarin dogru baskani ve yönetim kurulunu secmelerini saglamalidir. Baskan adayi secmek bilgisiz ve cikar pesinde kosan grup liderlerinin tekelinden cikmalidir. Sayin Yildirimi ilk baskanliginda Kadiköy grubunun liderligini yapan grupcu Sam Babanin oglunun aday gösterip, sonraki yillarda ise bizzat destekledigi baskana muhalefet etmeye basladigini, onun yerini ise zamanla saf degistirip baskanin yanina gecen Birlesik Fenerbahceliler Dernegi baskani Aziz Yilmazin aldigini hic unutmayalim. Öte yandan bunlar nasil demokratik derneklerdirki kendimi bildim bileli baskanlari degismez, saltanat gibi babadan ogula baskanliklar gecer?

 

Ayrica Fenerbahce Kulübü, kisilerin secildikten sonraki sürecte deneme yanilma yöntemiyle baskanlik veya yöneticilik vasfi ve tecrübesi kazanmaya calistiklari bir okul ve staj yeri degildir. Fenerbahce dev, sorumlulugu agir olan bir kulüptür. Bu yüzden baskanliga ve yöneticilige soyunanlar daha secilmeden önce her yönüyle yönetebilme rüstünü ispatlamis, baska bir deyisle cirak, kalfa degil hakiki ehil ustalar olmalidir. Gecmiste gördügümüz gibi, yöneticilik kariyeri ve tecrübesi yeterli olmayan kisiler uyguladiklari keyfi politikalarla kulübe istemeden de olsa zarar vermekte ve zaman kaybettirmektedirler. Öte yandan ideal baskan ve yönetici adaylarini belirlemede, kisilerin sadece sermaye sahibi olmasi veya isadami kimligi bulunmasida yeterli ve saglikli bir ölcü degildir. Sayet yeterli olsaydi, ülkenin en büyük holdinglerini bizzat sahipleri yönetir, profesyonel yöneticileri basa getirme ihtiyaci duymazlardi. Özellikle rant ekonomisiyle veya haksiz yollarla zengin olanlara kongre secimlerinde itibar edilmemelidir. Bu tür bir güc, bir kisinin baskan veya yönetici olmasi icin ölcü olmaktan cikarilmali, camia bu suura erismelidir. Cesur, yöneticilik egitimi, bilinci ve birikimi olan insanlar kulüpte baskanliga ve yöneticilige aday olmalidir. Böyle insanlarin olduguna inanmak istiyorum. Bu vasifta olan adaylari, her taraftar ve kongre üyesi artik suurlu ve uyanik davranip, -tüm cikar pesinde kosanlarin girisimlerini de elinin tersiyle iterek- gönülden desteklemelidir. Fenerbahcede bu göreve talip olanlar, ögrenme sürecini tamamlamis, arti deger getirecek insanlar olmalidir. Son 15-20 senede oldugu gibi, Fenerbahce sayesinde verdiklerinden fazlasiyla san ve söhret kazananlar degil, bu büyük kulübü daha yükseklere tasiyacaklar basa gelmelidir. Yoksa böyle bir kis bir yaz kisir döngü devam edecektir.

 

Not:

Sayin Daumun Fanatik Gazetesinde 16-17-19 Mayis tarihlerinde kupa macindan sonra yaptigi röportaji cikti, herkesin mutlaka okumasini öneririm. Orada söyledikleri Fenerdeki sorunlarla ilgili gercekten tarihi ip uclari veriyor. Özelikle Sayin Kutlualpin tercümesindeki davranisi, kulübün ne kadar köhne yönetildigini gösteriyor. Ne yöneticinin baskana, ne baskanin yöneticiye, ne de teknik direktörün yöneticiye güveni var. Kulüp ve camiadaki mantalitenin basarilara uygun olmadigini söylüyor. Nasil olsunki basari? Teknik direktörün izlendigi, kimsenin onun fikirlerine kulak asmadigi, medyadan herseyin öcü gibi saklandigi bir korku düzeni. Tabi bu gercekleri arastirmak görevi oldugu halde, isine gelmedigi icin yapmayan bazi yalaka medya mensuplarida cabasi. Bu korkudan dolayi ki, bu röportaj ortaya cikinca, Daum kulübe cagriliyor ve hesaba cekiliyor. Sayin Daum eger bu sartlarda, kendisinin uluslararasi basari yakalayacagina inanmayan birisi olmama ragmen, takimi sampiyon yapmissa, bu basarisi bence bir mucizedir.

 

Sayin baskanin bugünkü istifasi bile bir tuhaf. Benim bildigim yönetimle beraber istifa edilir. Cünkü basarisizlikta toplu sorumluluk alinir, bireysel degil. Eger Sayin Yildirim disaridan müdahaleyle mevcut yönetime gizli baskanlik yapmayi düsünüyorsa, bence Fenerbahceye istemeden en büyük kötülügü yapar. Kulüp cok daha buhranli günlere yelken acar. Her basarisizlikta elestiriler yine sayin Yildirima yönelir. Ayrica Daum ile kendisinin saglik sorunu nedeniyle calismak mümkün degilse, niye hala onun raporuna göre bu takimin en ruhla oynayan oyuncusu Nobre kapi önüne konur? Yönetimde istifa edecekse, Nobre ile anlasirsin daha sonra yeni gelen yönetim ve hoca isterse satar, isterse oynatir. 100. yilin takimini kurmak icinmis. Sol Campbell transferinin bitmek üzere oldugu söyleniyor. Bu nasil istir? Bunun takdirini ve yeni transferleri yeni baskana ve yönetime birakmak daha dogru degilmi? Veya camianin üzerinde birlestigi, kazanma sansi yüksek bir baskana danisarak transferlerin yapilmasi daha mantikli degilmi? Transferi bu gecici yönetimin tek basina yapip, bu transferlerden kaynaklanacak bir basarisizligin sorumlulugunu hic bir günahi olmayan yeni baskana ve yönetime yüklemek nasil bir istir? Üstelik su anda görevdeki yeni bir baskan ve yönetim kuruluna ragmen, istifa etmis bir baskanin kamuoyuna bile bilgi vermeden yurt disinda transferi kafasina göre tek basina yürütmesi nasil bir mantiktir? Su andaki yönetim bir figüranmidir? Resmi konumu kalmayan bir baskanin ileride baskalarini taahhüt altinda birakacak keyfi transfer girisimleri yapmasi, bu carpik zihniyetin devam ettigini göstermektedir. Ayrica cok sayida yildizin transferi basari icin garanti degildir. Real Madridin durumu ortada. Özellikle yildiz futbolcularin cogunun Türkiyedeki futbolu kücümsedigi göz önüne alinirsa.

 

Tüm bu son günlerde yasadiklarimiza ve yukarida anlattilan arabesk durumlara ragmen, sayin baskanin -üstelik ikinci kez- istifasini geri cekmesi icin yapilan calismalari anlamakta güclük cekiyorum. Bunun siyasetteki –kurtar bizi baba- acizliginden bir farki varmi? Geri döndürmek icin yürüyen bir grup taraftar, sayin baskanin daha bir kac ay önce kamuoyu önünde cefakar bir tribün grubuna dahi rest cekecek kadar baskici tavira girdigini unuttumu? Yurt disinda herhangi bir kulüpte bu son haftalarda yasanan sportif basarisizliklar olsaydi, birakin istifadan döndürmek icin girisimde bulunmayi, baskanin kendisinin istifa etmesini beklemeden bizzat camia istifa icin baski yapardi. Bu camia daha iyi olan yeni liderler cikarmada bu kadar fukaramidir? Hic sanmiyorum. Ayrica kimse alternatifsiz degildir. Gerek sayin Ali Sen,

gerekse sayin Aziz Yildirim döneminde elde edilen güdük basarilara ragmen, son 20 sene icinde kulübün kan kaybettigi, taraftarin sık sık kan agladıgı nasil görülmez? Yukarida dedigim gibi, bu 20 sene icinde kulübü yöneten baskanlarin ve yönetimlerin elde ettigi aldatmaca kısır basarilar, buna karsilik fazlasiyla yasattirilan hezimetler, yine bunlarin cig davranislarinin ve beyanatlarinin neden oldugu spor kamoyundaki Fenerbahce nefreti, benim Fenerbahce sevdami bitirme noktasina gelmistir. Kisiler gecicidir, Fenerbahce Kulübü ise kalicidir. Bugün kac kisi Ali Sen baskan Fenerbahce sampiyon demekte? Sayin Yildirimda yaptigi tesislerle sükranla anilacaktir her zaman. Ancak Fenerbahce camiasinin her alanda basarili olacak yeni yönetimlere ihtiyaci vardir. Camia bu tür baskanlari ve yönetimi bulma olgunluguna eristiginde, ileride bu tür istifayi geri cek girisimlerinin ne kadar komik ve anlamsiz oldugunu görecektir. Yarin ezeli rakiplerde stadyum yaptiginda ve bizde benzer keyfi yönetimler devam ettigi taktirde, yasanacak sportif hüsranlarda yine tesislesme ilemi övünüp yerimizde sayacagiz hala? Bu kulübün gercek ve alternatifsiz patronu Fenerbahce camiasidir. Yani geciminden kisip maca giden, Fenerium ürünü alan, böylece kulübü kendi finanse eden isci Mehmet beydir, memur Ayse hanimdir, harcligindan harcayan ögrenci Ahmettir, Zeyneptir. Yani biziz, halkiz. Kanimca bunun suuruna tam olarak ermeyisimizin altinda -bir yandan Türk milleti olarak yirmi küsur yillik sürecte demokratik acidan sürekli liberallesirken, diger yandan camiamizin bu sürecin gerisinde kalmasinin veya bu süreci yasamina yansitanlarin bile Fenerbahcelilik söz konusu oldugunda asiri melankolik ve gelenekci olmasinin- ana rol oynamasi yatmaktadir. Bunun neticeside hala tek adamlardan medet ummamizdir.

 

Sayin Sadettin Saran hakkinda cikarilan ve aylar öncesinin konusu olan bir ceki, karalama kampanyasi araci olarak kullanmak, sayin Yildirimin talimatiyla yönetim olarak buna alet olmak, bu zihniyetin iflas ettiginin gercek kanitidir. O zaman sunu sormak gerekir: Ayni hassasiyeti sayin baskan, orduyu bir trilyon dolandirmaktan uzun süreden beri mahkemesi devam eden kendisinin baskanvekili icin niye göstermedi? Yoksa onu makaminda tutarak kanatlari altinami aldi? Veya bu durumdaki bir eski baskanvekilinin su anda baskanlik yapmasini mevcut yönetim nasil hazmediyor? Sayin Sarana böyle bir adaletsiz saldiriya herkesten önce hukukcu sayin Mosturoglu nasil ortak oluyor? Fenerbahcede sahislara göre tavir konulamaz. Hic kimse keyfi yasaklarla secme veya secilme hakkindan mahrum edilemez. Asli olan hukuktur. Buradan sayin Saranin mutlaka baskan secilmesi gerektigini ima ediyorum veya onu destekliyorum anlamida cikmasin. Baska bir adayda ayni muameleye ugrasaydi yine dile getirirdim. Sözkonusu olan sahislarin ismi degil, yapilan adaletsiz kampanyadir. Kongre uygun gördügünü sececektir. Ama herkese o demokratik sansin verilmesi kulübün menfaatinedir. Adaylar konusunda yillardan beri kulübe emek veren sayin Yildirima danisilmasi tabiki faydalidir. Fakat her baskan adayi olmak isteyenin önce sayin Yildirimin onayindan gecmesi gibi ancak monarsik düzenlerde görülen bir dayatma asla kabul edilemez.

 

Evet sevgili arkadaslar! Bence Fener camiasi tarihi bir firsat yakalamistir. Bundan sonra artik baskan adayi tespitini 3-5 kisinin eline birakmayalim. Bir kamuoyu baskisi olusturalim. Gelecek günlerde bir kac aday isim gündeme gelecektir saniyorum. Icimize sinecek, herkesin saygisini kazanacak bir baskani sectirmek icin, örnegin basin bildirileriyle, baskanlik icin kimi destekledigimizi sesli sekilde duyaralim. Ayrica camia olarak yazimda bahsettigim Fenerbahcelilik kültüründeki yanlislarimizi degistirmeye kafa yoralim ve caba gösterelim. Bence yeni gelecek baskan ve yönetimin asli hedefi, bu kültürde reform yapmak olmalidir. Bizlerinde böyle insanlari basa getirecek bilincle davranmamiz gerekiyor. Hepinize saygi ve selamlarimla. (Arzu eden bu yaziyi antu.com ve diger forumlara kopyalayabilir).

Share this post


Link to post
Share on other sites

FENERBAHCEDEKI TARIHI ZAAFLAR: CÖZÜM? CAMIANIN KENDISI

 

Sevgili Fenerbahce Taraftarlari,

 

Kendimi bildim bileli cocukluktan beri Fenerbahce taraftariyim. Ayrica icimdeki Fenerbahcelilik dogal bicimde gelismis olan bir takim tutma hissi olup, ailemdeki herhangi birisinden de bu konuda bir yönlendirme olmamistir. Yani yaklasik 32 yillik bir Fener taraftariyim. Uzun süreden beri yazmayi düsündügüm ve yillar icinde edindigim gözlemlere dayanan bir takim elestirilerimi ve görüslerimi, kacan sampiyonluk ertesinde dile getirmeyi uygun gördüm. Benim icin aslinda bunlari yazmak bir zaruriyet halini aldi. Cünkü ehil olmayan kisilerin sebep oldugu hüsranlarin acisini cekmeyi daha fazla kabul edemezdim. Ya bir seyleri degistirebilmede mütevazi bir payim olur umuduyla kamuoyu ile hislerimi paylasmaliydim, ya da Fenerdeki basarilarin saman alevinden ibaret oldugunu kabullenip daha az Fenerli olmayi sineye cekmeliydim. Dedigim gibi bu fikirlerimin kacan kupa ve sampiyonluklada dogrudan ilgisi yok. Sampiyon oldugumuz dönemlerde bile, camiada müzminlesen bazi huylar ve yaklasimlara yönelik hastaliklar konusunda süphelerim vardi.

 

Bence Fenerbahcedeki temel sorunlar camiaya has mantaliteden kaynaklaniyor ve bu yapi yönetiminden, medyasina kadar her tarafa yansiyor. Bu mantalitenin ana özelliklerinden birisi sagduyununda ötesine gecen asiri bir duygusallik ve sabirsizlik. Örnegin hepimiz cok iyi biliriz, transfer dönemlerinde, hatta sezon boyunca arasira gündemde olan en basta gelen konu, Fenerin yapacagi transferlerdir. Özelliklede yildiz denen transferler. Oysa mazide görülmüstürki hem acele yapilan transferlerin, hemde bu tür futbolcu ve teknik direktörlerin yararindan cok zarari olmustur. Ama biz sanki bagimlilik gibi her sene ayni davranisi sergileriz ders almadan.Yildiz futbolcudan yararlanabilmenin vazgecilmez sarti, onu hazmedebilecek mental ve yönetim anlaminda alt yapi olmasidir, onunda olmadigini gecmiste cok gördük. Su günlerdede gündemi sabah aksam Roberto Carlos olusturmakta. Onu mutlaka almaliyiz havasi yaratiliyor ve taraftarin beklentileride bu yönde. Oysa önümüzde bir Ortega ve Anelka gibi hayal kirikliklari dururken. Öte yandan Carlosla ilgili grupculuk yaptigi duyumlari gelirken. Oysa bize faydali olacak futbolcu Nobre gibi, gelirken adini kimsenin tanimadigi, ama su anda katkilari ortada olan ve ruhla oynayan futbolcular midir, yoksa adı yildiz ama kendisi kriz olanlar mi diye sakin kafayla düsünmek gerekmez mi?

 

Duygusalliga bir baska örnekte, her sezon basinda bir kac mac kazanilinca kendimizi sampiyon olarak görmeye baslama huyudur. Veya bir macta iyi oynayan bir futbolcuyu göklere cikarip ertesi haftaya kadar simarmasina meydan vermemizdir. Diger sezonlarda bir cok futbolcu gibi bu sezonda Tuncay buna cok iyi bir örnektir. Sonuc olarak bu genc futbolcunun futbolculugu gelisecegine her gecen gün gerilemektedir. Veya bazi futbolcularin bu takimin kalitesine yakismadigini göremeyecek kadar gözlem gücümüzü kaybettiren yine bu duygusalliktir. Misal olarak; maclari objektif takip eden herkes görmüstürki, Ümit Özat tüm iyi niyetine ragmen, teknik ve -3 gün arayla mac oynandiginda- kondisyon olarak bu takimda oynayacak kapasitede degildir. Isin dahada vahimi, halinden oldukca bitkin görünen bu futbolcunun kaptan yapilmasidir. Bizzat kendisi motive gözükmeyen bir kaptan, takima heyecan vermede ne kadar basarili olabilir? (Belki ben söyleseydim garip karsilanirdi, ama Daum`un en son Fanatik Gazetesine yaptigi aciklamada da belirttigi gibi kaptan olacak futbolcunun, Bülent Korkmaz gibi tavirlariyla etrafina hirs veren birisi olmasi gerekir. Bu arada Fenere gelirken Ümiti istemedigini söyleyen Daum`un, sonradan yönetiminde baskisiyla belki, onu banko oynatmasini ve kaptan yapmasini kendisinin duruma ve sartlara göre renk degistirmesine veriyorum). Ayrica Ümitin milli takimda sansini yitirmeside en somut göstergedir.Yukarida bahsettigim gibi, camianin bu mantalite özelliklerinin bir yansimasi olarak ne yönetim ve teknik ekip, ne de medya bu ciddiyetsizlikleri önlemede bilincli davranmamis ve disiplin edememistir. Bir bilen ses olmasi gereken Fener kamuoyunda, yahu siz ne yapiyorsunuz, su futbolcu Fenere yakisiyormu diyen cikmamistir, cikanda hemen ne dedigine bakilmadan camiadan dislanmistir. Sezonun ikinci yarisinda görülen takim olarak ciddiyetsizlikte, bu hastaliklarin en güzel göstergesidir.

 

Ayni bilincsizlik basa getirilen yönetimler konusundada yasanmaktadir. Buradaki durum üzerinde daha da durulmaya degerdir. Neticede kongre üyeleri ve baskanlari aday gösteren gruplarda camianin icinden cikmalari itibariyle -tipki camianin yaklasim yanlislari gibi-

ayni hatalari baskan adayi tesbitinde ve baskan secmede yapmaktadirlar. Bunun sancilarini sayin Ali Sen ve sayin Aziz Yildirimin baskan olmasinda somut olarak yasadik. Bu iki baskanin dönemleri aslinda ders alinacak cinstendir. Iki baskanda tahrik edici beyan ve davranislariyla diger kulüp taraftarlarinin gözünde bir Fenerbahce antipatisi ve nefreti dogmasina neden olmuslardir. Cogunlukla bunu kendi basarisizliklarini örtmek ve kendi egolarini tatmin etmek icin kullanmislardir. Ezeli rakibin aldigi UEFA kupasina

tesadüftür demek en somut sorumsuzluktur. Hayir hic bir basari tesadüf degildir. Oysa futbol gibi kitleleri ilgilendiren bir spor dalinda sorumlu yönetici sunu demelidir ki; söz maksadini asmasin: “o kupa bir basaridir, ama önemli olan basarida istikrardir, bizde bunu basaracagiz.” Tipki masada kazanmayi ögrendik cümlesindeki her yöne cekilecek esneklikte beyanda oldugu gibi. Sonradan yapilan düzeltmeler ekilen nefreti yok etmeye yetmez. Ayrica büyüklük tevazudan gelir. Baskalarini kücük görmekten, horlamaktan degil. Tam tersine baskalari size saldirsa ve nefret bile duysa, elde edeceginiz büyük basarilarla ve yapilan saldirilara karsi olgun durusunuzla size saldiranlarin bile saygisini kazanirsiniz. Zamaninda sayin Terimin kendisine Galatasarayda ki teknik direktörlügünün baslarinda bizzat GS camiasi ve medyasi tarafindan o kadar hakaretlerde bulunuldu. Fakat o basarilariyla ve durusuyla, bugün birakin Galatasaray camiasini, Fenerbahcede bile bir cok akli basinda taraftarin saygisini kazanmistir. Kaybedilen bir kupayi gelecek sene telafi edebilirsiniz, ama ekilen nefretleri telafi etmek yillar ve nesiller alir. Öyle bir nefret cephesi olusturursunuzki, haksizliga ugradiginizda veya magdur oldugunuzda sizi dinleyen bile cikmaz. Tipki bu adaletsiz federasyona karsi bile bir cok konuda hakli olmamiza ragmen derdimizi kimseye anlatamamak gibi.

 

Fenerbahcede sadece teknik direktör göndermek, sorunlari hasir alti etmekten baska bir sey degildir, bunu gecmiste cok yasadik. Temel sorun her türlü yetkiyi elinde bulunduran yönetimlerdedir. Herhangı bir kurumda basarisizlik oldugunda calisandan once bastaki yönetimler gider. Sayin Aziz Yildirimin yönetim kabiliyeti tüm iyi niyetine ragmen maalesef bu kadar. En güzel göstergede teknik adam seciminde. Dauma kadar sekiz hoca getirmis. Hic bir bilgi alt yapisina dayanmadan secilen hocalar. Bazen ezeli rakibin yaptigi basarili denemeleri kötü kopya ederek. Oguz-Lorant örneginde Derwall-Mustafa Denizli örneginden esinlenerek yapildigi gibi. Peki Oguz ne yapti? Hocalikta ****** diye yardimci antrenör yapilan Oguz, bir seyler ögrenmek yerine Lorantin kuyusunu kazdi. Veya Ridvan Dilmende Fatih Terim örneginden hareket ederek gelisigüzel yapilan deneme gibi. Peki acaba Sayin Dilmen getirilirken hic düsünülmüsmü kendiside Sayin Terim gibi hocalik mesleginde pise pise mi kariyer kazanmis diye? Hic sanmiyorum. Demekki hasbelkader hesaplanmadan yapilan icraatlar hayal kirikligina ugruyor. Yönetimlerin asil basarisi kendi orjinal cözümlerini bulmak olmalidir. Baskasindan kopya bile etsen görevlendirecegin kisileri dogru secmen asgari sarttir. Oysa Sayin Yildirim kendi baskanliginin akibeti acisindan önem tasiyan en son tercihini ise aylarca düsünerek yapmis. Sayin Sebaya danismis. Neticede artisiyla eksisiyle Daumu getirmis. Daum sagir sultanin bildigi birisi. Oysa herhangi bir taraftara sorsaniz; en son secme sansiniz olsa hangi teknik direktörü getirmek garanti secim olur diye, o kisininde yanitida Daum olurdu. Bunun icin iki ay boyunca millete papatya fali actirmanin geregi yok. Oysa yöneticilik bu degil. Yillarca yöneticilik dalinda egitim görmüs birisi olarak bence yöneticilik herkesin bilemedigini bilmek ve yapabilmektir. Daumla istikrar deniyor. Basarida devamli irtifa kaybeden bir teknik direktörle neyin istikrari? Daha birkac gün önce yine bir internet sitesinde Sayin Daumun 6 yabanci ile Avrupada basarinin imkansiz oldugu konusunda beyanati var. Sen bu ülkede Fatih Terimin o basariyi nasil yakaladigini hic arastirmadinmi? Büyük düsünmek Edirneye kadar alinan sancili basarilarmidir? Aslinda yönetim sayin Daumda israr ederek su mesaji veriyor: Biz alternatif hoca seciminde becerikli degiliz. Gecmiste bunun kaniti. O yüzden yeterki basari kit olsun, ama risk almayalim.

 

Kurumsallasmadan bahsediliyor. Hangi kurumsallasma? Baskanin soyunma odasina devamli gitmek mecburiyetinde kaldigi yönetim bicimimi? Ya da yöneticisi ulu orta kulüpte herseyi ben beceriyorum diye konusan, sonra o yöneticiyi herkesin önünde elestirip hesabini kesen bir anlayis mi? Herkese konusma yasagi getiren korkuya dayanan bir anlayis mi? Baskanin menajer gibi futbolcularla otobüste birlikte seyahat ettigi bir anlayis mi? (Bu yazimdan sonraki günde Sayin Daum`un Fanatik Gazetesinde cikan ifadeleri Fenerdeki ilkel ve keyfi yönetim bicimini adete tasdikler bicimdedir. Bir yanda kurumsallasmadan bahsedilirken, öte yanda Daum bu anlayisla ve yönetim sistemiyle Avrupada basaridan bahsedilmesinin kendisine saka gibi geldigini söylüyor. En basta -kendi hatalarina ragmen- teknik direktörün sana inanmiyor, bu mudur kurumsallasma?).

 

Bu aciz yönetim yapisi ve onun göreve getirdigi vizyonu olmayan teknik ekip, ligin kafa kafaya gelmesinin ve sampiyonlugun dramatik sekilde ucup gitmesinin bas sorumlusudur. Bu zaaflar olmasaydi bu kaliteli takim federasyona, Demirören-Polat-Ulusoy-Demirlenk vesaireye ragmen tipis tipis sampiyon olmustu. Medyanin da bu durumda sorumlulugu büyüktür. Kalitesizlik orada da diz boyu maalesef. Ayrica da komedi. Ayni maci yorumlayan bir yazardan birisinin ak dedigine öteki kara diyor, birinin macin adami dedigi futbolcuya öteki elestiride bulunuyor. Yol gösterici olmasi gereken bir sektör kendi icinde catisiyor. Cogunlugunun yorumlarinda Türkceyi bile dogru kullanamadigi bu kisilerden ne gibi saglikli yönlendirme beklenirki? Bunlar dünyanin hic bir yerinde olmayan bir yazar enflasyonun sonuclari aslinda.

 

Bu yönetimin tek basarisi kendi mesleklerinden kaynaklanan birikimle gerceklestirdikleri tesislesmedir, bunada tüm camia sükrandir. Sportif alanlarda bu yönetimin basarili olamayacagi artik belli olmustur. Bunu kabullenmekte kendileri icin bir erdemdir. Ayrica sonu gelmez illada basaracagim ihtirasi bizzat kurumlara zarar verir zamanla. Bence kulübe tesisler kazandirarak, tarihte her zaman hak ettikleri ve övülecekleri bir misyonu zaten kazanmislardir. Öteki alanlarda basari saglamalarinin mümkün olmadigini sekiz yillik dönemin muhasebesini yaparak söyle bir örnekle somutlastirabilirim: Bir yatirimci düsünelim. Cok iyi bir fabrika, bir üretim tesisi yapiyor. Ama basa getirecegi genel müdüründen, bölüm sefine, iscisine kadar yanlis tercihler yapiyor. Yanlis bir üretim, ürün, müsteri politikasi belirliyor. Böylece bu muhtesem tesis her sene zarar ediyor, cünkü meyva, yani ürün vermiyor. Bu ürün spor kulüplerinde kupadir. Tek basina parasal gelir degildir. Ayrica borcun 160 milyon civarinda oldugu dogruysa, bu anlayisla devam edecek sportif basarisizlikta gelirlerin borcu karsilama orani maalesef giderek düsecektir. Bence bu politikalari dogru tespit edebilecek, kulübte hem tesislesme politikasini devam ettirebilecek, hemde özlenen sportif basarilara ulastiracak yeni bir baskan ve yönetimin gelmesi icin herkesin önünü acmak, sayin Aziz Yildirimin isminin tarihe en olgun, namzet baskan olarak altin harflerle yazilmasini saglayacaktir. Ayrica kulüp felsefesinde yeni bir gelenegin baslamasinin önderi olacaktir. Bir baskan icin bundan daha güzel bir kazanim olabilirmi?

 

Camia, sadece adı yönetici olmaktan ibaret olmayan gercek yöneticileri basa getirmeden bu sorunlar bitmez. Ülkemizdeki özel sektörde profesyonel yönetimlere yetki verme bilinci her gecen gün zirve yaparken, böyle insanlarin sayisi artarken, Fenerbahce camiasi yaptig yanlis secimlerle hala yerinde saymaktadir. Buna ragmen ben bu yönetimin icinde de, yapilacak secimlerde baskanligi hak eden insanlarin olduguna inaniyorum. Bu konuda öncelikle kongre üyelerine tek tek görev düsüyor. Hatta bizzat camia, oy kullanacak kongre üyeleri üzerinde demokratik baski kurup, onlarin dogru baskani ve yönetim kurulunu secmelerini saglamalidir. Baskan adayi secmek bilgisiz ve cikar pesinde kosan grup liderlerinin tekelinden cikmalidir. Sayin Yildirimi ilk baskanliginda Kadiköy grubunun liderligini yapan grupcu Sam Babanin oglunun aday gösterip, sonraki yillarda ise bizzat destekledigi baskana muhalefet etmeye basladigini, onun yerini ise zamanla saf degistirip baskanin yanina gecen Birlesik Fenerbahceliler Dernegi baskani Aziz Yilmazin aldigini hic unutmayalim. Öte yandan bunlar nasil demokratik derneklerdirki kendimi bildim bileli baskanlari degismez, saltanat gibi babadan ogula baskanliklar gecer?

 

Ayrica Fenerbahce Kulübü, kisilerin secildikten sonraki sürecte deneme yanilma yöntemiyle baskanlik veya yöneticilik vasfi ve tecrübesi kazanmaya calistiklari bir okul ve staj yeri degildir. Fenerbahce dev, sorumlulugu agir olan bir kulüptür. Bu yüzden baskanliga ve yöneticilige soyunanlar daha secilmeden önce her yönüyle yönetebilme rüstünü ispatlamis, baska bir deyisle cirak, kalfa degil hakiki ehil ustalar olmalidir. Gecmiste gördügümüz gibi, yöneticilik kariyeri ve tecrübesi yeterli olmayan kisiler uyguladiklari keyfi politikalarla kulübe istemeden de olsa zarar vermekte ve zaman kaybettirmektedirler. Öte yandan ideal baskan ve yönetici adaylarini belirlemede, kisilerin sadece sermaye sahibi olmasi veya isadami kimligi bulunmasida yeterli ve saglikli bir ölcü degildir. Sayet yeterli olsaydi, ülkenin en büyük holdinglerini bizzat sahipleri yönetir, profesyonel yöneticileri basa getirme ihtiyaci duymazlardi. Özellikle rant ekonomisiyle veya haksiz yollarla zengin olanlara kongre secimlerinde itibar edilmemelidir. Bu tür bir güc, bir kisinin baskan veya yönetici olmasi icin ölcü olmaktan cikarilmali, camia bu suura erismelidir. Cesur, yöneticilik egitimi, bilinci ve birikimi olan insanlar kulüpte baskanliga ve yöneticilige aday olmalidir. Böyle insanlarin olduguna inanmak istiyorum. Bu vasifta olan adaylari, her taraftar ve kongre üyesi artik suurlu ve uyanik davranip, -tüm cikar pesinde kosanlarin girisimlerini de elinin tersiyle iterek- gönülden desteklemelidir. Fenerbahcede bu göreve talip olanlar, ögrenme sürecini tamamlamis, arti deger getirecek insanlar olmalidir. Son 15-20 senede oldugu gibi, Fenerbahce sayesinde verdiklerinden fazlasiyla san ve söhret kazananlar degil, bu büyük kulübü daha yükseklere tasiyacaklar basa gelmelidir. Yoksa böyle bir kis bir yaz kisir döngü devam edecektir.

 

Not:

Sayin Daumun Fanatik Gazetesinde 16-17-19 Mayis tarihlerinde kupa macindan sonra yaptigi röportaji cikti, herkesin mutlaka okumasini öneririm. Orada söyledikleri Fenerdeki sorunlarla ilgili gercekten tarihi ip uclari veriyor. Özelikle Sayin Kutlualpin tercümesindeki davranisi, kulübün ne kadar köhne yönetildigini gösteriyor. Ne yöneticinin baskana, ne baskanin yöneticiye, ne de teknik direktörün yöneticiye güveni var. Kulüp ve camiadaki mantalitenin basarilara uygun olmadigini söylüyor. Nasil olsunki basari? Teknik direktörün izlendigi, kimsenin onun fikirlerine kulak asmadigi, medyadan herseyin öcü gibi saklandigi bir korku düzeni. Tabi bu gercekleri arastirmak görevi oldugu halde, isine gelmedigi icin yapmayan bazi yalaka medya mensuplarida cabasi. Bu korkudan dolayi ki, bu röportaj ortaya cikinca, Daum kulübe cagriliyor ve hesaba cekiliyor. Sayin Daum eger bu sartlarda, kendisinin uluslararasi basari yakalayacagina inanmayan birisi olmama ragmen, takimi sampiyon yapmissa, bu basarisi bence bir mucizedir.

 

Sayin baskanin bugünkü istifasi bile bir tuhaf. Benim bildigim yönetimle beraber istifa edilir. Cünkü basarisizlikta toplu sorumluluk alinir, bireysel degil. Eger Sayin Yildirim disaridan müdahaleyle mevcut yönetime gizli baskanlik yapmayi düsünüyorsa, bence Fenerbahceye istemeden en büyük kötülügü yapar. Kulüp cok daha buhranli günlere yelken acar. Her basarisizlikta elestiriler yine sayin Yildirima yönelir. Ayrica Daum ile kendisinin saglik sorunu nedeniyle calismak mümkün degilse, niye hala onun raporuna göre bu takimin en ruhla oynayan oyuncusu Nobre kapi önüne konur? Yönetimde istifa edecekse, Nobre ile anlasirsin daha sonra yeni gelen yönetim ve hoca isterse satar, isterse oynatir. 100. yilin takimini kurmak icinmis. Sol Campbell transferinin bitmek üzere oldugu söyleniyor. Bu nasil istir? Bunun takdirini ve yeni transferleri yeni baskana ve yönetime birakmak daha dogru degilmi? Veya camianin üzerinde birlestigi, kazanma sansi yüksek bir baskana danisarak transferlerin yapilmasi daha mantikli degilmi? Transferi bu gecici yönetimin tek basina yapip, bu transferlerden kaynaklanacak bir basarisizligin sorumlulugunu hic bir günahi olmayan yeni baskana ve yönetime yüklemek nasil bir istir? Üstelik su anda görevdeki yeni bir baskan ve yönetim kuruluna ragmen, istifa etmis bir baskanin kamuoyuna bile bilgi vermeden yurt disinda transferi kafasina göre tek basina yürütmesi nasil bir mantiktir? Su andaki yönetim bir figüranmidir? Resmi konumu kalmayan bir baskanin ileride baskalarini taahhüt altinda birakacak keyfi transfer girisimleri yapmasi, bu carpik zihniyetin devam ettigini göstermektedir. Ayrica cok sayida yildizin transferi basari icin garanti degildir. Real Madridin durumu ortada. Özellikle yildiz futbolcularin cogunun Türkiyedeki futbolu kücümsedigi göz önüne alinirsa.

 

Tüm bu son günlerde yasadiklarimiza ve yukarida anlattilan arabesk durumlara ragmen, sayin baskanin -üstelik ikinci kez- istifasini geri cekmesi icin yapilan calismalari anlamakta güclük cekiyorum. Bunun siyasetteki –kurtar bizi baba- acizliginden bir farki varmi? Geri döndürmek icin yürüyen bir grup taraftar, sayin baskanin daha bir kac ay önce kamuoyu önünde cefakar bir tribün grubuna dahi rest cekecek kadar baskici tavira girdigini unuttumu? Yurt disinda herhangi bir kulüpte bu son haftalarda yasanan sportif basarisizliklar olsaydi, birakin istifadan döndürmek icin girisimde bulunmayi, baskanin kendisinin istifa etmesini beklemeden bizzat camia istifa icin baski yapardi. Bu camia daha iyi olan yeni liderler cikarmada bu kadar fukaramidir? Hic sanmiyorum. Ayrica kimse alternatifsiz degildir. Gerek sayin Ali Sen,

gerekse sayin Aziz Yildirim döneminde elde edilen güdük basarilara ragmen, son 20 sene icinde kulübün kan kaybettigi, taraftarin sık sık kan agladıgı nasil görülmez? Yukarida dedigim gibi, bu 20 sene icinde kulübü yöneten baskanlarin ve yönetimlerin elde ettigi aldatmaca kısır basarilar, buna karsilik fazlasiyla yasattirilan hezimetler, yine bunlarin cig davranislarinin ve beyanatlarinin neden oldugu spor kamoyundaki Fenerbahce nefreti, benim Fenerbahce sevdami bitirme noktasina gelmistir. Kisiler gecicidir, Fenerbahce Kulübü ise kalicidir. Bugün kac kisi Ali Sen baskan Fenerbahce sampiyon demekte? Sayin Yildirimda yaptigi tesislerle sükranla anilacaktir her zaman. Ancak Fenerbahce camiasinin her alanda basarili olacak yeni yönetimlere ihtiyaci vardir. Camia bu tür baskanlari ve yönetimi bulma olgunluguna eristiginde, ileride bu tür istifayi geri cek girisimlerinin ne kadar komik ve anlamsiz oldugunu görecektir. Yarin ezeli rakiplerde stadyum yaptiginda ve bizde benzer keyfi yönetimler devam ettigi taktirde, yasanacak sportif hüsranlarda yine tesislesme ilemi övünüp yerimizde sayacagiz hala? Bu kulübün gercek ve alternatifsiz patronu Fenerbahce camiasidir. Yani geciminden kisip maca giden, Fenerium ürünü alan, böylece kulübü kendi finanse eden isci Mehmet beydir, memur Ayse hanimdir, harcligindan harcayan ögrenci Ahmettir, Zeyneptir. Yani biziz, halkiz. Kanimca bunun suuruna tam olarak ermeyisimizin altinda -bir yandan Türk milleti olarak yirmi küsur yillik sürecte demokratik acidan sürekli liberallesirken, diger yandan camiamizin bu sürecin gerisinde kalmasinin veya bu süreci yasamina yansitanlarin bile Fenerbahcelilik söz konusu oldugunda asiri melankolik ve gelenekci olmasinin- ana rol oynamasi yatmaktadir. Bunun neticeside hala tek adamlardan medet ummamizdir.

 

Sayin Sadettin Saran hakkinda cikarilan ve aylar öncesinin konusu olan bir ceki, karalama kampanyasi araci olarak kullanmak, sayin Yildirimin talimatiyla yönetim olarak buna alet olmak, bu zihniyetin iflas ettiginin gercek kanitidir. O zaman sunu sormak gerekir: Ayni hassasiyeti sayin baskan, orduyu bir trilyon dolandirmaktan uzun süreden beri mahkemesi devam eden kendisinin baskanvekili icin niye göstermedi? Yoksa onu makaminda tutarak kanatlari altinami aldi? Veya bu durumdaki bir eski baskanvekilinin su anda baskanlik yapmasini mevcut yönetim nasil hazmediyor? Sayin Sarana böyle bir adaletsiz saldiriya herkesten önce hukukcu sayin Mosturoglu nasil ortak oluyor? Fenerbahcede sahislara göre tavir konulamaz. Hic kimse keyfi yasaklarla secme veya secilme hakkindan mahrum edilemez. Asli olan hukuktur. Buradan sayin Saranin mutlaka baskan secilmesi gerektigini ima ediyorum veya onu destekliyorum anlamida cikmasin. Baska bir adayda ayni muameleye ugrasaydi yine dile getirirdim. Sözkonusu olan sahislarin ismi degil, yapilan adaletsiz kampanyadir. Kongre uygun gördügünü sececektir. Ama herkese o demokratik sansin verilmesi kulübün menfaatinedir. Adaylar konusunda yillardan beri kulübe emek veren sayin Yildirima danisilmasi tabiki faydalidir. Fakat her baskan adayi olmak isteyenin önce sayin Yildirimin onayindan gecmesi gibi ancak monarsik düzenlerde görülen bir dayatma asla kabul edilemez.

 

Evet sevgili arkadaslar! Bence Fener camiasi tarihi bir firsat yakalamistir. Bundan sonra artik baskan adayi tespitini 3-5 kisinin eline birakmayalim. Bir kamuoyu baskisi olusturalim. Gelecek günlerde bir kac aday isim gündeme gelecektir saniyorum. Icimize sinecek, herkesin saygisini kazanacak bir baskani sectirmek icin, örnegin basin bildirileriyle, baskanlik icin kimi destekledigimizi sesli sekilde duyaralim. Ayrica camia olarak yazimda bahsettigim Fenerbahcelilik kültüründeki yanlislarimizi degistirmeye kafa yoralim ve caba gösterelim. Bence yeni gelecek baskan ve yönetimin asli hedefi, bu kültürde reform yapmak olmalidir. Bizlerinde böyle insanlari basa getirecek bilincle davranmamiz gerekiyor. Hepinize saygi ve selamlarimla. (Arzu eden bu yaziyi antu.com ve diger forumlara kopyalayabilir).

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dostum seni tebrik ederim...

Fenerbahcenin Sorunlarini iii tesbit etmissin.

Ben Bir Besiktasli olarak en azindan oz elestiri yapan bir fenerliyi ilk kez gordum,

ama bence sen kendi renkdaslarin tarafindan bile dislanirsin...

Benden sana Dost nasihati..

Share this post


Link to post
Share on other sites

her ne kadar antipati çeken bir başkanı olsa da ben bir galatasaraylı olarak fenerbahçeyi seviyorum. işte böyle özeleştri yapmayı bilen, başarıya kara çalmak yerine saygı duyan, yakalanan başarının üstünün örtülmesi yerine daha iyisini yapmak isteyen, takımı için kafa patlatıp bazı fikirler öne süren fenerbahçeli arkadaşlar olduğu için seviyorum fenerbahçeyi.

 

teşekkürler emeğin için :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dostum seni tebrik ederim...

Fenerbahcenin Sorunlarini iii tesbit etmissin.

Ben Bir Besiktasli olarak en azindan oz elestiri yapan bir fenerliyi ilk kez gordum,

ama bence sen kendi renkdaslarin tarafindan bile dislanirsin...

Benden sana Dost nasihati..

 

Tesekkür ederim arkadasim. Yok ben dislanmam renkaslardan, cünkü benim cevrem spora hobi olarak bakar. Biz bunlari zaman zaman tartisiriz. Zaten cehaletin oldugu ortamlarda ben yokum. Sessiz cogunluklar kör fanatiklere meydani bos birakmadiginda hersey daha güzel olacak, Türk futbolu kazanacak. Gelen yabanci milli takimlarin futbolcusunun veya hocasinin gözüne havaalaninda bayragin sopasini hicbir ***** sokma cesaretini göstremeyecek o zaman. Saygilar

Share this post


Link to post
Share on other sites

her ne kadar antipati çeken bir başkanı olsa da ben bir galatasaraylı olarak fenerbahçeyi seviyorum. işte böyle özeleştri yapmayı bilen, başarıya kara çalmak yerine saygı duyan, yakalanan başarının üstünün örtülmesi yerine daha iyisini yapmak isteyen, takımı için kafa patlatıp bazı fikirler öne süren fenerbahçeli arkadaşlar olduğu için seviyorum fenerbahçeyi.

 

teşekkürler emeğin için :clover:

 

Iltifatlarin icin tesekkür ederim ezeli dostum. Bende bazen kendi camiamda bile görmedigim olgunlugu Galatasaray'li arkadaslarda gördügüm, bana ve camiama yeni vizyonlar kazandirmada örnek teskil eden bir rakip oldugu icin seviyorum Galatasarayi. Sevgilerimle

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yeni ufuklar, eminim benim ve senin gibi dusunen bir cok Fenerbahceli taraftarlarin ortak gorusu olan bu duzenin ne derece carpik ne derece adaletsiz oldugunu dile getirdigin icin bende seni tebrik ederim. Bunula kalmayip cozum yollari sunmanda, olaya ne kadar samimi ve profesyonel baktigini yeterince acikliyor zaten. Parmak bastigin bir cok noktada zaten sirf Fenerbahcenin tekelinde olan sorun olmayip tum takimlarimizda kendini zaman zaman gosteren rahatsizliklar.

Mr No, gordugun gibi bende yeni ufuklarin renkdasi olarak kendisi dislamayip tebrik edebiliyorum, artik bu tur guzelliklere alisalim derim.

Gelisen olaylara objektif bakmaya calisan taraftardan once sporseverlerin yollari bir yerde ortak yol olur..

Belki fazla iyimser olacak ama birgun mutlaka 30 bini askin rakip takimlarin taraftarlarin maclarina kol kola giderek bir bayram havasinda seyretmesi dilegiyle sozlerime burada son veriyorum..saygilarla

Share this post


Link to post
Share on other sites

Son Bir Gelisme: Sayin Daum'un bugün (19.06.2006) Fotomac gazetesine yaptigi aciklamalar (kendisini bunlari bugünmü acikliyorsun diye kinasamda) benim yazdiklarima amiyane tabiriyle cuk diye oturmus. Yillardir Almanya'da yasayan birisi olarak ben bir Alman'in bu sakatliklara dayanamayacagini cok iyi biliyordum. Bir Capello sayin Yildirim'in kaprislerine ve bu sakat zihniyete yine Daum'un ifadesiyle 3 hafta dayanmaz. Simdi renkdaslarini etiketleme meraklisi bazi renkdaslarima soruyorum: Bu kadar kompleksli, astigim astik bir baskan ve yönetim ile onun pesine takilan, ayni zihniyeti paylasan bir kesim taraftara, ülkemizde diger camialarin antipati duymasi normal degilmi? Bir aydir bizi kahreden ayni tuhaf zihniyet degilmi? Iste tarihi firsat! Sapkamizi önümüze koyalim ve artik yazimda belirttigim huylari degistirmeye calisalim!

"Inanin inanin cocuklar! Bir daha hic batmayacak günesli güzel günler görmek sadece ve sadece bizim elimizde!"

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yeni ufuklar, eminim benim ve senin gibi dusunen bir cok Fenerbahceli taraftarlarin ortak gorusu olan bu duzenin ne derece carpik ne derece adaletsiz oldugunu dile getirdigin icin bende seni tebrik ederim. Bunula kalmayip cozum yollari sunmanda, olaya ne kadar samimi ve profesyonel baktigini yeterince acikliyor zaten. Parmak bastigin bir cok noktada zaten sirf Fenerbahcenin tekelinde olan sorun olmayip tum takimlarimizda kendini zaman zaman gosteren rahatsizliklar.

Mr No, gordugun gibi bende yeni ufuklarin renkdasi olarak kendisi dislamayip tebrik edebiliyorum, artik bu tur guzelliklere alisalim derim.

Gelisen olaylara objektif bakmaya calisan taraftardan once sporseverlerin yollari bir yerde ortak yol olur..

Belki fazla iyimser olacak ama birgun mutlaka 30 bini askin rakip takimlarin taraftarlarin maclarina kol kola giderek bir bayram havasinda seyretmesi dilegiyle sozlerime burada son veriyorum..saygilarla

 

Sevgili renkdasim,

 

Beni onore eden ifadelerin icin tesekkür ederim. Senin gibi bilincli renkdaslarla karsilastikca sevincim bir kat daha artiyor. Özellikle birbirini dislamayan renkdaslar gördükce. Umarim bir gün diledigin 30 bin, farkli renkleri tutan taraftarlar birbirleriyle yaptiklari maclara kol kola gider. Bu bizlerin elinde. Sevgilerimle.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Yeni-Ufuklar

Antu'da Perspektif olarak bilinirim.

 


Perspektif

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tiyatro artık bitti Ali Koç başkan oldu her ne kadar başarısız bir sezon geçirmiş olsakta bunun faturasını Ali Koça kesmek pekte doğru değil bence. Zamanlar herşeyin çok güzel olacağına inanıyorum ve Fenerbahçe hakettiği yere gelecektir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ali Koç doğrusunu söylemek gerekirse beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Ama göreceğiz gelecek ne gösterecek!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.