Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Truva (Troia)


_asi_
 Paylaş

Önerilen İletiler

Truva'nın Kuruluş'una geçilmeden önce aşağıdaki hususların bilinmesinde fayda bulunmaktadır.

 

Troia kazılarında 1995 yılında bulunan Luvi dilindeki Bronz mühür (Troia VII tabakasında (M.Ö. 12. yy) bulunmuştur. Çapı 2,3 cm'dir. Ön yüzde, Luvi dilindeki Hieroglif yazıtta bir katibin ismi, arka yüzde de karısının ismi yer almaktadır.) ve bronz tanrıça heykelciği , Truvalıların Luvi oldukları ve dini inançlarınında Anadolunun iç kesimlerinde yaşayanlarla aynı olduğunun en güçlü kanıtıdır. Diğer taraftan Bu buluntu, Troia'daki en eski yazılı belgedir ve Troia'nın Hititlerle olan ilişkilerine işaret etmektedir.

 

Açıklama :

 

Luvi dili:Anadolu’nun yerli halklarından biri olarak kabul edilen Luviler’in dili olup, Anadolu’nun en eski dillerinden biridir. Bu aynı zamanda, Hititler’in hiyeroglif yazılarında kullandıkları dildir.(Mısır ve Girit hiyeroglif yazısından farklı olan bu hiyeroglif yazısı daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda kullanılmıştır.)

 

 

1462 yılında Midilli'yi kuşatmaya giden Sutan II. Mehmed, Truva'da durup Homeros'da adı geçen kahramanların mezarlarını aramış ve şöyle demiştir:'Tanrı, yıllar sonra olsa bile, bu kentin ve burada yaşayanların intikamını bana nasip etmiştir.

 

Kimi iddialara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethinden sonra Truva'ya giderek Truvalı kahramanların anısına kurban kesmiştir ve "Truvalıların öcünü aldım" demiştir

 

Mustafa kemal Büyük Taarruzda yanındakilerin duyacağı şekilde Truva'nın intikamını aldım der.

 

Truva' nın bir türk Türk Yurdu olabileceği hususunda görüşler bulunmaktadır.

 

Gerek İlion , gerekse Truva (Troia) adları en az MÖ. 2000 yıldan , olasılıkla Luwi dilinden gelme yöre yada kent adlarının Helen ağzında az çok değiştirilmiş biçimleridir. Adların

Helen destan inancına göre , yöre halkının Kralı Tros ile oğlu İlos'un adlarından gelme olduğu ünlü Homeros'un İlyada adlı destanında anlatılır. Bu çok önemli antik kentin yeri ve kalıntıları Çanakkale boğazı güney girişinde , İntepe Bucağı, Tevfikiye (Asarlık) köyü yakınında Hisarlık mevkiinde ovaya egemen bir tepecik üzerindedir. Yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarında, Lelegler tarafından kurulmuştur.

 

 

AÇIKLAMA :

Eski Yunanlilar Karlar'i Leleg ve Plasglar'la birlikte Ege'nin en eski halki olarak gösterirler. Homeros' un destanlarinda Karlar ve Lelegler Asya kökenli olup, Truva Krali Priamos'un safinda harbe girmislerdir.

 

 

Farklı dillerde, yazılış ve söyleniş biçimi olan Troia ismi, Türkçe'de "Troya", Fransızca okunuşu nedeniyle de, 19. yüzyıldan itibaren "Truva" olarak da bilinir. Homeros'un İliada destanında aynı yer için hem Troia hem de İlios ismi kullanılmıştır. İliada Destanı'nda 49 kez Troia, 106 kez İlios ismi geçmektedir. İliada'da "kutsal İlios" tanımlaması sıkça rastlanır. Daha az kullanılan Troia ise "sağlam duvarlarla çevrilmiş", "güçlü kuleli", "geniş caddeli", "rüzgarlı" tanımlamalarla birlikte anılmaktadır. Kent için kullanılmış iki isim de Homeros'tan çok daha eskiye dayanmaktadır. Destan eskilerden anlatıla gelerek Homeros'a kadar ulaşmıştır.

 

Troia, Çanakkale Boğazı'nın Asya kıyısında, Karamenderes (Skamander) Nehri'nin Ege Denizi'ne döküldüğü deltaya yakın bir yerdedir. Burası, söz konusu çevre içindeki tarihöncesi yerleşmeler arasında en büyüğü ve en önemlisidir. Troia höyüğü, Karamenderes Nehri'nin (Skamendros) oluşturduğu alüvyonun ovasından yaklaşık 20-25m yükseklikteki bir platonun üstünde yer almaktadır. Üçgen biçimli plato, başlangıcı yaklaşık M.Ö. 3000‘e tarihlenen savunma sistemli bir yerleşme için stratejik bir konuma sahipti. O dönemlerde, deniz, höyüğün bulunduğu yükseltinin kuzeyine kadar ulaşmaktaydı. 2000 yıl süren Tunç Çağı'nda, yerleşmedeki kültür dolgusu 15 metreye ulaşır. Troia, iki kıta (Avrupa ve Asya) ve iki deniz (Ege ve Karadeniz) arasındaki stratejik konumu nedeniyle binlerce yıl yerleşim görmüş ve bu nedenle pek çok yıkım ve savaşa tanıklık etmiştir.

 

Troia, Çanakkale Boğazı girişi yakınındaki Hisarlık mevkisindeki Tunç Çağından kalma kale ve kentle birlikte Troia Savaşı sonunda yok edilen Kral Priamos'un efsanevi kentinin ortak adıdır. Troia, ilios ya da Ilion olarak da anılıyordu. Truva, 1996 yılında “Tarihî Millî Park” ilan edilmiş ve 1998’de Unesco Dünya Miras Listesine dahil edilmiştir.

 

 

 

TRUVA'NIN YERİ

 

Bu çok önemli antik kentin yeri ve kalıntıları Çanakkale Boğazı güney girişinde , Erenköy (İntepe) Beldesi , Tevfikiye (Asarlık) köyü yakınında Hisarlık (eski Pergamos) mevkiinde ovaya egemen bir tepecik üzerindedir.Çanakkale İl merkezine 30 Km. mesafededir.

 

 

 

TRUVA'NIN KURULUŞU

 

Senmatros (semadirek) adasının kralı KORTİYOS 'un oğlu olan Dardanos , Hellespont'un Anadolu kıyısına gelerek Dardanos kentini kurar MÖ. 1537 yılında ölünce yerine oğlu ARİHTONYOS kıral olur. 75 yıl süren krallığından sonra kendine yeni bir kent kurar .Bu kent onun adı olan TROVA olarak ünlenir. Bu kalenin yöresine de TROVADA adı verilir. Anadolunun bir çok yerinden gelen halkla bu kent çabucak gelişir. TRO'nun oğlu İLOS zamanında ise bir şehir olarak büyür ve gelişir .Yörede ün ve önem kazanır. İLO'nun ölümü üzerine oğlu LAOMEDON (MÖ:1346) yılında Kral olur olmaz TRUVA'nın iç kalesini inşa ettirir .Bu kale İLİON-İLYON adı ile ünlenir.

 

Özetleyecek olursak TRUVA'nın kurucuları Çanakkale İlinde ilk yerleşim yerini (Dardanos) kuran Dardanos'un çocukları ve torunlarıdır.

 

 

 

TRUVA'NIN ORTAYA ÇIKARILIŞI

 

Homeros'un İlyada'sında adı geçen ve yeri bilinmeyen Antik Kent Truva ,1870 yılında Alman arkeolog Heincrich Schliemann tarafından başlatılan kazılar sonucunda bulunmuştur.(ortaya çıkarılmıştır)

 

 

 

TRUVA KÜLTÜR KATLARI (KATMANLARI)

 

 

Tarih boyunca dokuz kez doğal afetler ve savaşlarla yıkılan Truva’yı dokuz katman halinde incelemek mümkündür.

 

İlk Katman :

Truva I, İ.Ö. 3000-2500 yıllarını kapsamaktadırÜst üste on tabakadan oluşan ve Erken Bronz Çağına tarihlenen bu ilk yerleşim, 90 m. çapında oldukça küçük bir alanı kaplamaktadır. Truva I’in Surları iyi korunmuştur. Güneydeki ana girişi iki kule desteklemekteydi. Kuzeydeki 102 Numaralı Ev, bu tabakanın en önemli buluntusu olarak kabul edilmektedir. 7,00x18,75 m. ölçülerindeki ev, ön odası ve büyük odasındaki ocağı ile “megaron” (dikdörtgen/kare iç mekân ile ön dehlize sahip, içinde ocak bulunan ahşap tavanlı yapı) tarzındadır; Antik Yunan tapınaklarına öncülük etmiş bu tipin bilinen ilk örneklerindendir. Mermer ya da kireç taşından şematik figürinler; koyu renk perdahlı kâseler kazıma tekniğinde basit geometrik motiflerle bezeli çömlekler ve üç ayaklı leğenler bulunmuştur. Truva I’in büyük bir yangınla son bulduğu anlaşılmıştır.

 

İkinci Katman :

İ.Ö. 2500-2200 yıllarına tarihlenen ikinci katman, Truva II ise, 7 yapı katından oluşur. 110 m.lik bir alanı kaplamasına karşın, Truva tarihinde büyük bir önem taşır. Üç ana döneminde yeni sur duvarları yapılmıştır. Anıtsal girişi büyük boyutlu megeronların mimarî cephe oluşturacak biçimde yan yana sıralanmasıyla yerleşim, kent plânlamacılığı açısından önemli bir aşamanın temsilcisi olmuştur. Bununla birlikte, Truva I kültürünün sürdürüldüğü söylenebilir. Kentin plânlama anlayışı, daha sonraki dönemlere ait Tiryns ve Atina gibi Antik Yunan şehirlerinde sürdürülmüştür. Bakır ve tunç aletlerin ve kapların yanı sıra, çok miktarda altın ve gümüş bulunmuştur. Truva II, bir istila sonucunda yıkılmıştır.

 

Üçüncü Katman :

Truva III-V katmanlarında, Truva’nın önceki parlak çağının yok olmaya başladığı öne sürülmektedir. Yaşam tarzının fazla değişmediği anlaşılan Truva III (İ.Ö. 2200- 2050), 4 yapı katından oluşmuştur. Bu döneme ait kalıntılar, Truva II’nin güneyindeki rampanın kuzeybatısında karşımıza çıkar ve genellikle, moloz taşlarla yapılmış bitişik küçük evler ve dar sokaklarla biçimlenmiştir. Sur duvarları da tümüyle taştandır. Küçük buluntularda, önemli bir yenilik görülmez. Yalnız kap biçimleri değişmiş; çan biçimli kâseler, maşrapalar, gaga ağızlı testiler ortaya çıkmıştır. Az sayıdaki çark yapımı kapların daha çok

zenginler için imâl edildiği sanılmaktadır.

 

Dördüncü Katman:

Beş yapım evresinin görüldüğü ve Erken Tunç Çağının son yerleşmesini oluşturan Truva IV’te (İ.Ö. 2050-1900), 5 yapım evresi görülür. Sur duvarlarının bile bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bitişik düzendeki sıradan yapılar, batıdaki VIA’nın doğusunda yer almaktadır. Kil döşemeli taş temel üzerine ker****ten yapılmış evlerin avlularında, ilk kez olarak kubbeli fırınlar açığa çıkarılmıştır.

 

Beşinci Katman:

Erken Tunç Çağından Orta Tunç Çağına geçişi oluşturan Truva V’te (İ.Ö. 1900-1800) ise, 6 yapım evresi saptanmıştır. Yerleşimin, basit bir surla çevrildiği anlaşılmıştır. Evlerin mimarî özellikleri büyük ölçüde Truva IV’ü yinelemekle birlikte, duvarların daha özenli bir işçilik gösterdiği, daha düzgün ve büyük boyutlu mekânların yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, kubbeli ocaklar ve arı kovanı biçimli fırınlar, sekiler olmak üzere iç mekândaki öğelerde artış görülmüştür. Tüm bu özellikler, yaşam tarzında bir gelişmenin olduğunu göstermektedir.

 

Altıncı Katman:

Truva VI (İ.Ö. 1800-1275), sekiz yapı katından ve üç ana dönemden oluşur. Bu evrede yapılan evler ve surlar yetkin bir işçiliğin ve zevkin ürünleridir. Günümüzde ayakta olan Sur Duvarları, beş kapıyla bağlanan altı bölümden oluşmaktadır. En iyi korunmuş olanı, kuzeydoğudaki 1. Bölümdür. Bu bölüm, anıtsal kulesiyle 18 m. uzunluğunda ve 8 m. genişliğindedir. Özgününde 9 m. yüksekliğindeki Kulenin, Akropolisin yanı sıra tüm platoya hakim bir Gözetleme Kulesi olduğu saptanmıştır. Kulenin ortasında, kayaya oyulmuş 8 m. derinliğindeki kuyuyu kuşatan bir Sarnıç bulunmaktadır. Güneyindeki, 41,50 m. uzunluğunda, 4,50 m. kalınlığında ve 4,00 m. yüksekliğindeki kısmı günümüze gelebilmiş 2. Bölüm de, kaliteli işçiliği ile dikkati çeker. Bu duvar, büyük ölçüde Roma dönemi surunun arkasında kalmıştır. Güneye kadar uzanan yaklaşık 90 m. uzunluğundaki 3. Bölüm, güneyde Roma dönemi Bouleterion’u ve Schliemann’ın yarığı ile kısmen tahrip olmuştur. Buna karşılık, doğu bölümü oldukça iyi durumdadır. Güneydeki 4. Bölüm, 121 m. uzunluğundadır. Truva VI’daki en önemli buluntulardan biri, 4. Bölümün yaklaşık 450 m. kuzeybatısındaki geniş hendektir. Özgün durumunu korumuş 5. Bölüm küçük taşlarla inşa edilmiştir ve teknik özellikleri açısından farklılık gösterir. Ayrıca, diğer bölümlerin yarısı kalınlığındadır. Kuzeyindeki 6. Bölümün yalnız alt kısmı açığa çıkarılmıştır; üstü Helenistik ve Roma dönemlerinde tahrip edilmiştir. Truva VI’nın sarayları ve diğer önemli yapıları tepenin üst kısmındadır. Akropolisteki yapılar Helenistik dönemde, Athena Tapınağı ile stoalar yapılırken ve Roma Döneminde genişletilirken tahrip olmuştur. Zarar görmeyen kısımlar da Schliemann tarafından yok edilmiştir. Bununla birlikte, kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ilgi çekicidir. Truva VI, özenli bir işçilik gösteren surları, ustalıkla yapılmış kent plânlaması ve yapılarıyla, tüm antik dünyadaki çağdaşları arasında en güzel ve sıra dışı kentlerden biri olarak kabul edilmiştir. Bu dönem, Truvalıların yüksek düzeyde bir kültürel yaşantıyı gerçekleştirdikleri bir zaman dilimidir. Kentin altın çağı olan Truva VI, büyük bir depremle tahrip olmuştur.

 

Yedinci Katman :

Truva VIIa (İ.Ö. 1275-1240) yerleşimiyle ilgili olarak kazılarda ortaya çıkan buluntular, Truva’nın kültürel yaşamında bir kesintinin olmadığını göstermiştir. Nitekim, Truva VI’da bulunmuş Gri Minyan keramiklerinin VIIa’da da aynı kalitede ve bollukta olduğu belirtilmektedir. Hatta, Tan keramikleri de, daha önceki tabakada görülen yoğunluktadır. Bununla birlikte, Truva VI’ya ait işlenmemiş taşların kullanıldığı duvarlara da rastlanmıştır. Amerikan kazı heyetine göre, VIIa Priamus’un kentidir ve Homeros’un “İlyada”sında anlatılan Ilion da bu döneme aittir. Ancak E. Akurgal, bu tabakanın mimarî verileri çerçevesinde bu görüşe katılmanın pek mümkün olmadığını, VIIa’nın sakinlerinin sur duvarlarını ve harap evleri onardıklarını, ancak yaptıkları evlerin daha düşük kalitede olduğunu belirtir. Hatta, mimarî plânlama ve düzenleme anlayışı açısından kentin değişime uğradığını, Truva VIf-h’de gördüğümüz yüksek sanatsal ölçütlerin ve ayrıntısına kadar düşünülerek tasarlanmış kent plânlamasının da Truva VIIa’da görülmediğini ekler. Özellikle Truva VI’nın doğu ve güneydoğu kapıları arasındaki kesimde yer alan evlerin, farklı sosyal tabakalaşmanın varlığını gösteren, “megaron” tipinin uygulanmadığı düzensiz ve tamamlanmamış evler olduğunu, bunların VI. tabakadaki evlerle kıyaslanamayacağını vurgular. Kısa ömürlü Truva VIIa, Akalılar tarafından tahrip edilmiştir.

 

AÇIKLAMA :

Schliemann bulduğu her katmanı Troia I'den Troia IX'a kadar adlandırdılar. Sonraki arkeolojik çalışmalarda daha ince yöntemler kullanıldı. Mimari aşamalar daha ayrıntılı olarak belirlendi. Karışıklığa yol açmamak için de Troia VIIa, Troia VIIb şeklinde kodladılar. Daha ince farkların belirtilmesi gerekince de Troia VIIb1, Troia VIIb2 olarak ifade edildi.

 

Truva VIIb1 (İ.Ö. 1240-1190) döneminde, Akaların tahribatından sonra Truvalıların kentlerine geri döndükleri, evlerini ve sur duvarlarını onardıkları kalıntılardan anlaşılmaktadır. Gri Minyan ve Tan keramiklerini üretmeyi sürdürmüşler, bunun sonucunda da önceki parlak kültürel yaşam pek kesintiye uğramamıştır. Bu dönemin kalıntıları kentin güneyinde görülmektedir.

 

Truva VIIb2 (İ.Ö. 1190-1100) döneminde ise, Truva VI’dan beri ilk kez kültürel değişime tanık olunmaktadır. Bu dönemde, “düğmeli çanak-çömlek” ve benzeri keramikler görülmeye başlanmıştır. Bu döneme kadar yalnız Balkanlar’da karşımıza çıkan bu çömlekler grimsi renkleri, yüzeylerindeki boynuz benzeri çıkıntıları ve köşeli sapları ile ayırdedilirler. Yapım tekniklerinde de önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır; duvarların alt sıraları ortostatlarla (büyük boyutlu, bezemeli taşlar) desteklenmiştir. Bu verilerden, Truva VIIb2’de Balkan kökenli bir halkın yaşadığı anlaşılmaktadır. Yüzyıllardır işgallere karşı korumalı bir iç kale işleviyle kullanılmış Akropolisin ise, bu evrede eski önemini yitirdiği anlaşılmaktadır

 

 

Sekizinci Katman :

Truva VIII'de görülen Helenistik uygarlığın izleri İ.Ö. 7. yüzyıldan geriye gitmez. Kazılarda ortaya çıkarılan ve kazı heyetince “Yukarı Temenos” olarak adlandırılan ilk Helenistik yapı kentin güneybatısında yer alır. Bu duvar, ortasındaki sunak taşı ile birlikte Helenistik Döneme aittir. Temenos’un, Truva VI surlarının önündeki kaplamalı kuzeydoğu duvarı, Helenistik dönemin özenli rustik (yüzeyleri kaba pürüzlü taş bloklar) taş işçiliğinin kaliteli bir örneğidir. Ortadaki sunak taşının batısındaki ikinci sunak bu döneme değil, Romalılar zamanına aittir. Yukarı Temenos’un güneyindeki, “Aşağı Temenos” olarak adlandırılan kutsal alanda, Helenistik Döneme ait iki sunak taşı bulunmaktadır. Helenistik dönemde kentte inşa edilmiş en önemli yapı, kentin kuzeydoğusundaki Athena Tapınağı’dır. Bu yapıdan Homeros da söz etmektedir. Büyük İskender zamanına maledilen yapı, onun komutanlarından Lysimakhos zamanında (İ.Ö. 323-281) inşa edilmiştir. Dor düzenindeki tapınaktan günümüze yalnızca kazılmış bir çukur ve içindeki parçalar kalmıştır. Tapınağa ait parçaların bir bölümü Truva Müzesindedir.

 

Dokuzuncu Katman:

Truva IX’daki buluntular Roma dönemine aittir. Romalılar, Aphrodite’nin oğlu ve Truva Savaşı kahramanı Aeneas’ın ataları olduğuna inandıkları için, “Ilion” (Truva)’a büyük önem vermişlerdir. Roma İmparatoru Iulius Caesar (İ.Ö. 100-44) buraya adaklar sunmuştur; ancak somut planları hayata geçiren İmparator Augustus (İ.Ö. 63-İ.S. 14) olmuştur. Bu dönemde, Athena Tapınağı’nın temenosu genişletilmiş ve birçok yeni yapı inşa edilmiştir. Tapınak dört yandan, her biri 80 m. yüksekliğindeki sütunlarla kuşatılmıştır. Bu alandaki yapım etkinlikleri gerçekleştirilirken, Truva VI’nın en önemli yapıları ve Truva VII’nin evleri yıkılmıştır. Truva VI surunun güneybatı bölümü önünde yer alan ve onu kapatan Roma Sur Duvarları da bu dönemde yapılmıştır. Tapınağın güneyindeki Anıtsal Giriş de bu evreye aittir. Athena Tapınağı’nın güneydoğusu ile surlar arasında kalan alanda da birçok Roma yapısı inşa edilmiştir. Güneydeki Truva VI ana girişinin doğusunda inşa edilen ve yarısı surların üzerine yapılmış Bouleterion (Meclis Binası/Tiyatro B ) ile oturma sıralarının bir bölümü yine sur duvarları üzerine yapılmış Tiyatro C de Roma dönemine aittir.

 

 

TROİA KAZILARI

 

1.Dönem Kazılar ( 1870-1890)

 

Troia'da ilk kazılar Zengin bir amatör arkeolog olan Henrich Schliemann Homeros'un iliada Destanı'ndan yola çıkarak 1870 yılında Troia'yı bulmak için kazılara başladı. Amacı arkeolojik olmaktan çok defineciliğe yakındı. (Bazı arkeologlar ise Schliemann'ın o zamana kadar define avcılığından öteye gitmeyen kazıların aynı zamanda kayıp uygarlıklar bilgi de sağlayabileceğini gösterdiğini ve Kazılara yeni yöntemler getirdiğini ileri sürüyorlar.) Priamos'un efsanevi hazinesi arıyordu. Troia II evresinden kapı ve rampanın yanındaki bir çukurda gerçekten de bir hazine buldu. Sonradan uzmanların Priamos'un hazinesi olmadığı görüşüne vardıkları hazineyi kaçırdı. Hazine uzun süren bilinmezlik döneminden sonra Rusya'da Puşkin Müzesi'nde ortaya çıktı. Troia ile ilgili en popüler öykü de bu oldu. Troia başından beri büyük tartışmalara konu oldu; bilim çevrelerindeki tartışmalar günümüzde de sürüyor.

 

2.Dönem Kazılar ( 1893-1894)

 

Büyük kamplaşmalara neden olan Troyia'da ilk bilimsel kazılar Schlieman'dan çok sonra Wilhelm Dörpfeld yönetiminde yapıldı. Anca bu kazılarda da "bir şeyler bulabilmek" için kent höyüğünün altı üstüne getirildi.

 

3.Dönem Kazılar ( 1932-1938)

 

1932-1938 yılları arasında Cari W, Blegan başkanlığında Amerikalıların yaptığı kazılarla Troia bilimsel yönden yeterli düzeyde incelenmeye başlandı.

 

4.Dönem Kazılar ( 1988-2005)

 

Günümüzdede süren kazıları 1988'den 2005 yılına kadar Tübingen Üniversitesi adına Manfred Korfman yönetmiştir. Prof. Korfman Troia ile ve çevreyle öylesine bütünleşti ki, adına bir Türk ismi eklenerek Manfred "Osman" Korfmann oldu ve Türk vatandaşlığı almıştır.Prof. Korfmann'ın 2005 yılında vefat etmiştir.

 

5.Dönem Kazılar ( 2005-Devam ediyor)

 

Prof. Korfmann'ın 2005 yılında vefatından sonra, Tübingen Üniversitesi, Prehistorya ve Protohistorya Bölümünden, Prof. Dr. Ernst Pernicka ve Dr. Peter Jablonka aynı ekiple kazıları sürdürmektedirler.Bir çok kez üst üste kurulan Troia Troia'nın arkeoloji ve tarih açısından en önemli yanlarından birisi kentin yıkılıp, yanıp yeniden aynı yerde kurulması. Genellikle bir kent yıkıldığında bir başka yere kurulur. Oysa Troia hep aynı yerde yeniden kurulmuş. Böylece insanlık tarihinin, kültürün, mimarinin 5 bin yılını izleme, öğrenme şansı veriyor.

 

 

Troia I, II, III ve öncesi İ.Ö. 300-2500 yılında yaşamış. Bu evre kentin surlarla çevrildiği, Güneye bakan büyük konutlar (megaron) yapılmış. Surlar eğimli, temelleri taş ve üst kısımları ker****. Troia'nın çevresine Troas deniliyordu.Troas'ta Troia kurulmadan önce de yerleşim vardır. Kumtepe'nin üzerinde insan yerleşiminin ilk izleri bulundu. Bu izler 7000 yıl geriye gidiyor günümüzden. İ.Ö. 4800 tarihinde burada bir köy yerleşimi olduğu anlaşılıyor. Köyün sakinleri tarım yapıyor; meyve ağacı yetiştiriyor, balık avlıyor ve keramik üretiyorlardı. Dahası o zaman bakırı biliyorlardı. İ.Ö.4. bin yılın sonuna doğru yeni göçler geldi. Onlar da kurşun ve tunç kullanıyorlardı. Ayrıca sadece eti için değil yününden de yararlandıkları koyun beslemeyi geliştirmişlerdi. İşte İ.Ö.3000 yıllarında körfeze doğru uzanan yükseltinin sırtında yeni bir yerleşim kurdular. Bu I. Troia'nın çekirdeğiydi bu. Troialılar kentlerine gerçek bir kale yaptıklarında Piramitlerin yapımına 400 yıl vardı. Yerleşim daha başından bir surla çevrilmişti ki 1,0, 3000 yılının başlarında bu bölgede bir ilkti. Daha bir çok ilk vardı. Buğday arpa çeşitlen yanında bezelye, nohut, bakla gibi bir çok sebze türü yetiştiriyorlardı ve denizde bir çok tür balık avlıyorlardı. Tunçtan yapılmış aletler bulundu. Cam benzeri volkanik bir taş olan oksidiyenden çelik gibi keskin bıçaklar ele geçti.Gemiler yaptılar ve Kuzey Ege Marmara Denizi'ne kadar ticaretleri vardı. I.Ö. 3000 yılı ortalarında planlı büyük bir kent olduğu düşünülüyor. Büyüklüğü 90 bin metrekare olan bir kent ,Ege Bölgesi'nin en büyük kenti. Schliemann bulduğu her katmanı Troia l'den Troia IX'a kadar adlandırdılar. Sonraki arkeolojik çalışmalarda daha ince yöntemler kullanılıyordu elbette. Mimari aşamaları daha ayrıntılı olarak belirlediler. Bugüne kadar elliden fazla aşama belirlendi. Karışıklığa yol açmamak için de Troia Vlla, Troia Vllb şeklinde kodladılar. Daha ince farkların belirtilmesi gerekince de Troia Vllbl, Troia Vllb2 olarak ifade edildi. Troia II İ.Ö. 2500-2300, Troia III, IV V ise İ.Ö, 2300-1900 yıllarını kapsıyor. 2350 yılında çıkan bir yangın sarayları, yeni konutları, muhtemelen Troia l'in konutlarını da yok etti. İ.Ö. 1900 sıralarında işler yeniden düzelmeye başlamış. Kent sakinlerinin daha büyük ve daha güzel evlerde oturdukları anlaşılıyor. Bulunan Troia V konutlarından birisinin büyük odası 5m. X 1 Om. Büyüklüğünde. Yani 50 metrekarelik büyük bir salon. Ayrıca mobilya türünden eşyalar yapıyorlar ve yeni bir estetik anlayış geliştiriyorlardı. Beslenmede av eti lehine azalan sığır eti tüketimi bu dönemde yeniden yükseliyor ve % 50'yi buluyordu. Sonra arkeologların açıklayıcı bir bulguya sahip olmadıkları bir çöküş yaşanıyor. Dana önceden İ.Ö. 1750 yıllarında da zaten kentin büyük ölçüde terk edildiği anlaşılıyor Yüksek bir refah döneminden göçlere yol açacak bir çöküşün nedeni bilinemiyor. En azından şimdilik Savaşın yıkımından sonra Troia savaşta yenilip kent yıkıldıktan sonra kent halkı göçmedi. Yeni gelen göçmenlerle birlikte kenti yeniden yapılandırmaya giriştiler. Eski evler onarıldı, kale içinde yeni evler yapıldı. Böylece kale içinde sadece egemenlerin yaşamasına da son verilmiş oldu. Bugünkü izler Troia Vllbl'in de pek yoksul olmadığını gösteriyor. Buluntular bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Balkanlar'dan göçmenler geldiğini ortaya koyuyor. Troia'daki en önemli buluntulardan biri olan tunç mühürü gösterir. Mühür, 1995 yılında Troia VII tabakasında (M.Ö. 12. yy) bulunmuştur. Çapı 2,3 cm'dir. Ön yüzde, Luvi dilindeki Hieroglif yazıtta bir katibin ismi, arka yüzde de karısının ismi yer almaktadır. Bu buluntu, Troia'daki en eski yazılı belgedir ve Troia'nın Hititlerle olan ilişkilerine işaret etmektedir.

 

Tarih Boyunca Akhillus (Aşil)

 

Lydia Kıralı

 

Pers Kıralları

 

Atinalı ve Spartalı Büyük yönetici ve Komutanlar

 

Büyük İskender

 

Bergama Kıralları

 

Sezar Antoninis ve Kleopatra

 

Roma İmparatorluğunun kurucusu Augustus,

 

Bir çok Roma İmparatoru (Hadrianus, Caracalla, Büyük Konstantinus)

 

 

Bizans İmparatorları ( Justinien, Heraklisu)

 

Haçlı Seferleri sırasında Bazı Avrupa Kıralları

 

Bizansı fetheden Fatih Sultan Mehmet

 

Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemal Atatürk Troia'yı tarihi devirler içinde ziyaret etmişlerdir.

 

 

 

 

 

TRUVA MİTOLOJİSİ

 

Mitolojiye göre deniztanrıçası Thetis çok alımlı ve çok güzel bir tanrıçadır. Kronos'un oğlu , Gök Tanrıçası Hera'nın kardeşi ve kocası , Tanrıların babası ve kıralı Zeus ile Deniz tanrısı Poseidon bile Thetis ile evlenmeyi çok istemektedir. Masal bu ya kahinler Thetis'in doğuracağı erken çocuğun babasından daha güçlü ve akıllı olacağını söylemişlerdir. İşte bu sebeptendir ki tanrıların kralı Zeus ve Deniz Tanrısı Poseidon, O2nu , Aikos'un oğlu Teselya Kralı Peleus ile evlendirmeye karar verirler. Olympos'daki şölenlere benzer bir şölen kurulur. Pelion (Teselya) Dağında.Bütün tanrılar ve tanrıçalar bu evlilik törenine davet edilmişlerdir. Nekterın verdiği zevkle çalgılar çalınmakta ve şarkılar söylenmektedir. Ancaki Nifak tanrıçası Erins unutulmuştur. Bu görkemli şölene davet edilmeye...

Davet edilmediğine çok kızan ve şölen yerine gizlice gelen Erins, üzerinde Tanrıların en güzeline yazılı bir altın elmayı şölen masasının üzerine geldiği gibi gizlice bırakır... Bir anda şölene katılanlar arasında huzursuzluk başlamıştır... Erins , adıyla mütenenasip bir olayı başlatmış ve nifak tohumlarının saçmıştır.

İşte o nifak tohumlarıdır ki, yıllarca sürecek meşhur Troya savaşlarının başlamasına sebep olmuştur mitolojiye göre..

Şölendeki huzursuzluğun had dereceye ulaştığını gören göklerde gürleyen bulutları devşiren, şimşekler savuran ve de başının bir işmarı ile Olmpos Dağını titreten tanrıların kralı Zeus , olaya müdahale etmek ihtiyacının duyar ve gök tanrıçası Hera, Zeka Tanrıçası Athena ve aşk tanrıçası Afrodit arasında bu seçimin yapılmasına ve seçimi de Olympos Dağı'nın en uzak bir bölümünde oturan, gene kahinlere göre büyüdüğünde ülkesinin başına büyük bir felaket açacağı bilinen kurban edilmek üzere bir çobana teslim edilen ancak çobanın merhametiyle ölümden kurtulan bir ölümlü yapacaktır... Tanrıların babası Zeus böyle istemektedir... Bu ölümlü de, Troya Kralı Priamos'un oğlu Paris'tir.

 

İda (Kaz) Dağı'nda her şeyden habersiz sürülerini otlatmakta olan Paris'in karşısına çıkan bu üç tanrıça O'na içlerinden hangisinin en güzel olduğunu sorarlar... Elmayı Paris'e teslim ederler. Paris için gerçekten çok zor bir seçimdir. Bu... Çünkü üç tanrıça da çok güzeldir. Paris kararsızlık içersinde iken Tanrıçalar onu' etkilemek için belki de tarihin ilk rüşvetini teklif ederler. Gök Tanrıçası Hera, Paris kendisini seçtiği taktirde Asya'nın en güçlü krallığını vaad eder. Zeka Tanrıçası Athena ise O'nu dünyanın en bilge kişisi yapacağını ..Ama Aşk tanrıçası Aftodit !in teklifi Paris için hepsinden daha cazibelidir.... Afrodit O'na dünyanın en güzel kadının vaad eder.. ve Paris , Dünyanın en güzel kadınına sahip olabilme uğruna tercihi Aşk Tanrıçası Afrodit için kullanarak , biraz evvel kendisine üç tanrıça tarafından teslim edilen altın elmayı Afrodit'e verir.

Hera ve Athena , Paris'in kendilerini seçmediğine çok kızmışlardır. ve Paris'in yanından ayrılırken Ondan bunun intikamını çok acı şekilde alacaklarına yemin ederler.

Günler geçer aradan, önce Paris asıl ailesinin yanına döner ve günlerden bir gün bir vesile ile evine gittiği Sparta Kralı Menelaus'un genç ve güzel karısı Helena ( Güzel Helen)'ya aşık olur. Ve aşk tanrıçası Afrodit'in yardımı ile O'nu Troya'ya kaçırır. Bununüzerine Menelaso'un kardeşi Agamemnon ordusu ile birlikte Troya'ya saldırır. Ve işte meşhur Troya savaşları başlamıştır artık...Nifak tanrıçası Erins'in Pelion Dağında saçtığı nifak tohumları sermiş ve Aka'lılarla Troyalıları karşı karşıya getirmiştir. Tarihin enkanlı savaşları cereyan etmeye başlamıştır.

Yıllarca süren savaşlar sonucunda Akha'lılar , Troyalıları bir savaş hilesi yapmadan yenmenin mümkün olamayacağını düşünürler. Bunun üzerine içerisine Akha'lı savaşçıların saklandığı bir tahta atı Troya'nın surlarının dibine bırakarak geri çekilirler. Akha'lıların kaçtığına kanaat getiren troya2lılar tahta atı içeri alarak eğlenmeye başlarlar. Şölen sarhoşluğu içerisinde bulunan Troya'lı nöbetçiler , Tahta At'ın içerisinden çıkan Akha'lı savaşçılar tarafından öldürülür. Ve Troya kapıları Akha savaşçılarına açılır. Sonuçta Troya Akha'lılarca işgal edilmiş , Troya Kralı Priamos ve oğlu Paris, Thetis'in torunu Neoptelamos tarafından öldürülmüştür. Hera ve Athena ettikleri yemini tutmuş Paris'ten öçlerini almışlardır. Menelaos da karısı Helena'ya yeniden kavuşmuştur.

 

Truva_6.jpg

Yoruma sekme
Diğer sitelerde paylaş

Katılın Görüşlerinizi Paylaşın

Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer ÜYE iseniz, ileti gönderebilmek için HEMEN GİRİŞ YAPIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.

Misafir
Maalesef göndermek istediğiniz içerik izin vermediğimiz terimler içeriyor. Aşağıda belirginleştirdiğimiz terimleri lütfen tekrar düzenleyerek gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.