Gönderi tarihi: Salı 21:154 gün Yazar Admin İnternet, İran Büyükelçiliği'nin Trump'a Hürmüz Boğazı yanıtına hazır değildiBaşkan Donald Trump'ın İran ile "verimli" görüşmeler yapıldığına ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün paylaşıldığına dair iddiaları, bir İran Büyükelçiliği tarafından alaya alınmış gibi görünüyor.Trump, Güney Afrika'daki İran Büyükelçiliği'ne ait olduğu iddia edilen ve X platformunda @IraninSA kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan bir hesap üzerinden yayınlanan bir dizi gönderiyle alay konusu oldu. Söz konusu hesap, X'in dahili yapay zekâsı Grok tarafından resmi hesap olarak doğrulanmış olup, hem büyükelçiliğin web sitesine giden bir bağlantıyı hem de iletişim için resmi bir e-posta adresini barındırmaktadır. Newsweek, konuyla ilgili görüş almak üzere büyükelçilikle iletişime geçmiştir.Neden Önemli?Pazartesi günü Trump, Truth Social platformu üzerinden yaptığı bir paylaşımda, ABD ile İran arasında, İran Savaşı'nın "tam ve mutlak çözümü"ne ilişkin "çok iyi ve verimli görüşmeler" gerçekleştiğini iddia etti. Bunun sonucunda Trump, görüşmeler devam ederken, İran'ın elektrik santrallerine ve enerji altyapısına yönelik planlanan saldırıları beş günlük bir süreyle erteleme kararı aldı.Aynı gün Trump, gazetecilere yaptığı açıklamalarda, ABD'nin nihayetinde Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü İran ile paylaşabileceği fikrini de ortaya attı. Trump, "Belki ben; ben ve Ayetullah —hangi Ayetullah olursa olsun, bir sonraki Ayetullah kim olursa olsun—" dedi. "Ayrıca bir tür rejim değişikliği, çok ciddi bir rejim değişikliği de gerçekleşecek." Ancak İran tarafı, düşmanlıklara son verilmesine ilişkin herhangi bir görüşme yapıldığı iddialarını yalanladı.Bilmeniz GerekenlerŞimdi ise Trump'ın bu iddiaları, Güney Afrika'daki İran Büyükelçiliği tarafından alay konusu edildi.X platformunda paylaşılan gönderilerden birinde, bir otomobilin ön konsolunun —standart direksiyonun hemen yanına oyuncak bir direksiyonun da monte edildiği— bir fotoğrafı yer aldı. Trump'ın iddialarına atıfta bulunan görselin altındaki açıklamada, "Hürmüz Boğazı benim ve Ayetullah'ın kontrolünde olacak," ifadeleri kullanıldı. Bu görsel hicvin ardındaki ima; Trump'ın, söz konusu senaryo dahilinde herhangi bir şeyin "kontrolü"nün kendisinde olduğunu iddia etmeye ehil olmadığı yönündedir.Söz konusu gönderi X platformunda 3,1 milyon kez görüntülendi; kullanıcılar ise büyükelçiliğin bu "ters" (cüretkâr) yanıtını alkışlarla karşıladı. Bir kullanıcı, "Bu geceki trolleme efsanevi düzeyde," yorumunu yaptı. “Eğer çelik gibi sinirlere sahip biri varsa, o da İran’dır,” dedi bir başkası; üçüncüsü ise şunları ekledi: “Bu sadece bir petrol savaşı değil, aynı zamanda bir meme savaşı. Ve İran, her iki alanda da resmen döktürüyor.”Bazıları ise gördüklerine bir anlam vermekte güçlük çekiyordu. Bir hesap, “Resmi bir hükümet elçilik hesabı, aktif bir savaşın ortasında oyuncak direksiyonlu bir meme paylaştı; üstelik nedense bu, bugün yaşanan en tuhaf şey bile değil,” diye yazdı.Ancak İran’ın Güney Afrika Büyükelçiliği’nin bu trollemeleri bununla da sınırlı kalmadı.Bir başka paylaşımında, İran’ın Güney Afrika Büyükelçiliği hesabı; “Barış Başkanı” lakabıyla anılan Trump ile Ayetullah arasında geçtiği iddia edilen, kurgusal bir WhatsApp konuşmasının ekran görüntüsünü paylaştı. Bu sahte konuşma, tamamen tek taraflı bir diyalog şeklinde kurgulanmış; Trump’tan Ayetullah’a gönderilen bir dizi mesajdan oluşuyordu.“Hey Ayetullah,” diyordu mesajlardan ilki. Hemen ardından gelen ikincisi, “Boğazlar konusunu kesinlikle konuşalım,” derken; üçüncüsü, “Ooo, bunu duymak ne güzel,” diyordu. Dördüncü mesajda, “Saldırıları 5 günlüğüne durduracağım,” ifadesi yer alırken; beşinci ve son mesaj, “Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler,” sözleriyle noktalanıyordu.Yine, verilmek istenen mesaj gayet netti; görselin altına eklenen açıklamada, Trump’ın iddialarına atıfta bulunularak, “İran ile iyi ve verimli görüşmeler,” ifadesine yer verilmişti. Bu son paylaşıma tepki gösteren bir kullanıcı, “Bu hesabı kim yönetiyorsa, terfiyi ve maaş zammını sonuna kadar hak ediyor,” yorumunu yaptı. Bir başka kullanıcı da bu görüşe katılarak, “Bu hesabın yöneticisi kesinlikle zammı hak ediyor; gelmiş geçmiş en iyi trollerden biri,” dedi.İnsanlar Neler Söylüyor?Trump, Truth Social üzerinden: “AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İLE İRAN ÜLKESİNİN, SON İKİ GÜN İÇİNDE, ORTA DOĞU'DAKİ DÜŞMANLIKLARIMIZIN TAMAMEN VE BÜTÜNÜYLE ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASINA İLİŞKİN ÇOK İYİ VE VERİMLİ GÖRÜŞMELER GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİ BİLDİRMEKTEN MEMNUNİYET DUYUYORUM. HAFTA BOYUNCA DEVAM EDECEK OLAN BU DERİNLEMESİNE, AYRINTILI VE YAPICI GÖRÜŞMELERİN GENEL HAVASINA VE TONUNA DAYANARAK; DEVAM EDEN TOPLANTI VE TARTIŞMALARIN BAŞARILI GEÇMESİ KOŞULUYLA, SAVAŞ BAKANLIĞINA, İRAN ENERJİ SANTRALLERİNE VE ENERJİ ALTYAPISINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ASKERİ SALDIRIYI BEŞ GÜNLÜK BİR SÜREYLE ERTELEMESİ TALİMATINI VERDİM. BU KONUYA GÖSTERDİĞİNİZ İLGİ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM! BAŞKAN DONALD J. TRUMP”İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, X üzerinden: “ABD ile herhangi bir müzakere yürütülmemiştir. Sahte haberler [sic], finans ve petrol piyasalarını manipüle etmek ve ABD ile İsrail'in içine sıkışıp kaldığı bataklıktan kurtulmak amacıyla kullanılmaktadır.”İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bağayi, IRNA Haber Ajansı'na: “ABD'nin savaşı sona erdirmek amacıyla müzakere talebine ilişkin olarak bazı dost ülkelerden mesajlar alınmıştır.”Kaynak: NW
Gönderi tarihi: Çarşamba 11:104 gün Yazar Admin İran'ın önünde artık zafere giden net bir yol varÜç haftadan uzun bir süredir, Amerikan ve İsrail jetleri, görünürde hiçbir ceza korkusu taşımadan, İran semalarından bomba yağdırıyor. İstihbarat teşkilatları ise yıllarını, İslam Cumhuriyeti'ni içeriden baltalamaya harcadı. Yine de, kulağa ne kadar inanılmaz gelse de, İran'ın hayatta kalan liderlerinin önünde, bu savaşta kendi gözlerinde "zafer" anlamına gelecek sonuca giden net bir yol bulunuyor.Donald Trump'ın kibrinin döşediği bu yol, dört hayati kilometre taşına sahip: hayatta kalma, kontrol, gelir ve kapasite.1. Hayatta Kalmaİran rejimi, kendi varlığını sürdürmeyi zafer olarak görmektedir. Trump, 28 Şubat'ta savaşı başlattığında, İranlılara "özgürlük saatinizin yaklaştığını" ve "kaderinizin kontrolünü ele almanın tam zamanı olduğunu" vaat etmiş; sözlerine, "Harekete geçme anı budur. Bu fırsatı elinizden kaçırmayın," diyerek eklemişti.Acımasızca etkili hava saldırıları, Yüce Lider Ayetullah Ali Hamaney'i —ki kendisi artık hayatta değildir— ve onun üst düzey komutanları ile bakanlarından oluşan geniş bir kadroyu aniden ortadan kaldırdı.Buna rağmen rejim iktidara sıkıca tutundu ve kilit isimlerinin yerini yenileriyle doldurdu. Şu ana dek, —Amerika'nın yüz binlerce askerle İran'ı işgal etmeyeceği varsayımıyla— rejimin çöküşünü sağlayabilecek yegâne yol olmaya devam eden o halk devrimine dair hiçbir işaret görülmedi.Bunun yerine, rejimin düşmanları söylemlerini değiştirdi. Trump artık rejim değişikliğinden bahsetmiyor; bahsettiği tek rejim değişikliği, İslam Cumhuriyeti'nin kendi içinden, Amerika ile anlaşmaya istekli ve sözde "uysal" bir figür bulmak gibi dar kapsamlı bir ihtimalden ibaret.İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran rejimini hâlâ "Batı medeniyetini yok etmeye ant içmiş bir grup deli" olarak nitelendirip kınasa da, o bile aynı "delilerin" iktidarda kalma ihtimalini kabullenmek zorunda kalıyor.Netanyahu, 19 Mart'ta yaptığı açıklamada, "Eğer rejim yeterince sarsılırsa —ve şu an detaylarına girmeyeceğim bazı başka faktörler de devreye girerse— evet, rejim değişebilir. Peki bu garanti mi? Hayır," dedi. "Nihayetinde, bu rejimi zayıflatmak adına bizim yarattığımız koşullardan faydalanıp faydalanmamak İran halkının elinde mi olacak? Bunu zaman gösterecek. Şu an size kesin bir şey söyleyemem."İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) o sert adamları —ki artık İran'ın fiili efendileri konumundalar— düşmanlarının söylemlerinde yaşanan o keskin dönüşümü mutlaka fark etmişlerdir: Düşmanları, daha düne kadar kendilerinin yakın bir gelecekte devrilecek olmasından büyük bir haz duyarken, bugün bu çöküşün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair herhangi bir öngörüde bulunmaktan bile kaçınır hale geldiler. Doğrudur; popüler bir devrim onları yine de silip süpürebilir. Amerika ve İsrail, belki de 2024 yılında çağrı cihazlarının patlatılması yoluyla Lübnanlı terör grubu Hizbullah'ın aniden ve kökünden tasfiye edilmesine benzer, ani ve baskın niteliğinde bir harekâta hazırlanıyor olabilirler.Ancak, bu iki olasılığın da gerçekleşmemesi durumunda, rejim muhtemelen bu saldırı dalgasından sağ çıkacaktır. Bu durum, yalnızca Trump’ın en vahim hatasını gözler önüne sermektedir. İran liderlerini canları pahasına savaşmaya mecbur bırakan Trump, nedense onların ellerindeki tüm imkânları kullanarak –tüm Körfez komşularına füzeler fırlatmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmak suretiyle– misillemede bulunacaklarını öngörememiştir.2. KontrolBöylece rejim, zafere giden yoldaki ikinci kilometre taşına ulaşmayı başardı: Küresel ekonominin hayati bir atardamarı olan Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü muhafaza etmek.Dünyanın deniz yoluyla taşınan petrolünün neredeyse yüzde 20’sinin geçişini durdurarak, İran, küresel enerji arzında tarihin en büyük aksamasına yol açmıştır.Fırlayan petrol fiyatları, Trump’ı; daha 6 Mart gibi yakın bir tarihte "koşulsuz teslimiyetini" talep ettiği rejimin ta kendisiyle iletişim kanalları açmaya mecbur bırakmıştır.Ve İran’ın Amerika ile yapılacak herhangi bir anlaşma için muhtemelen öne süreceği şartlar, bizi üçüncü kilometre taşına getirmektedir.3. Gelirİran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolünü, hangi tankerlerin geçiş yapabileceğine ve hangilerinin yapamayacağına karar vermek amacıyla halihazırda kullanmış bulunmaktadır.Doğal olarak, İran’ın kendi petrol ihracatını taşıyan tankerler güvenli geçiş hakkından yararlanmış; Çin ve Hindistan gibi ülkelerin de, tankerlerinin Boğaz’dan geçişine izin verilmesi karşılığında İran ile ikili anlaşmalar yaptıkları düşünülmektedir. Bu durumun bir bedeli olmuştur: İran’ın talep ettiği ücretin, tanker başına 2 milyon dolar olduğu bildirilmektedir.Enerji piyasasında çok daha büyük bir kargaşa yaşanmasından endişe eden Amerika, İran’ın halihazırda denizde bulunan yaklaşık 140 milyon varil petrolünü satabilmesine olanak tanımak adına, uyguladığı yaptırımları dahi askıya almıştır. Trump, o tarihten bu yana, Amerika ile İran’ın Boğaz’ı "ortaklaşa kontrol edebilecekleri" yönünde bir öneride bulunmuştur.Bu durum, rejim açısından son derece cazip bir ihtimali gündeme getirmektedir: Boğaz’dan elde edilecek; yeni, Amerika tarafından onaylanmış –ve dolayısıyla yaptırımlara karşı bağışıklık kazanmış– bir gelir kaynağı.Bu savaştan önce, uluslararası sulardaki serbest dolaşım haklarını kullanarak her gün onlarca yabancı tanker Boğaz’dan geçiş yapar; İran ise bu geçişlerden tek bir kuruş dahi gelir elde etmezdi. Şimdi İran, düşmanca addettiği her türlü gemiye saldıracağı tehdidini savurarak, anlaşmaya hazır ülkelerden her geçiş başına 2 milyon dolar haraç koparmayı başardı.Ancak Trump, bu çatışmayı çözüme kavuşturma sürecinin bir parçası olarak İran'a Boğaz üzerinde bir tür kontrol hakkı tanımaya istekli olursa, bu durum yepyeni bir olasılıklar yelpazesinin kapısını aralar. Rejim, daha önce hiç sahip olmadığı yeni bir gelir kaynağı elde etmeyi umabilir.Bu gelir, bizi son bir işaret noktasına götürüyor.4. KapasiteEğer İran rejimi bu savaştan sadece iktidarda kalarak değil, aynı zamanda Boğaz'dan daha önce hiç yapmadığı bir biçimde kâr elde etme özgürlüğüne kavuşarak çıkarsa; bu parayı, Amerika ve İsrail'in başarıyla imha ettiği füze ve nükleer kapasitelerini yeniden tesis etmek için kullanabilir.Geçtiğimiz Perşembe (19 Mart) günü Netanyahu, iki müttefikin "[İran'ın] endüstriyel tabanını daha önce yapmadığımız bir biçimde silip süpürdüğünü" ve sadece İslam Cumhuriyeti'nin füzelerini değil, aynı zamanda "bu füzelerin bileşenlerini üreten fabrikaları" da yerle bir ettiğini anlattı.Yine de rejim ayakta kalmayı başarırsa, prensipte yukarıda sayılanların tamamını —belki de Boğaz'dan sağlanacak yeni bir nakit akışının yardımıyla— yeniden inşa edebilir.İran liderlerinin füzelerini ve nükleer tesislerini yeniden yapılandırmaları yıllar alacaktır. Böylesi bir proje tamamlanma aşamasına geldiğinde, hem Trump hem de Netanyahu muhtemelen görevlerinden ayrılmış olacaklardır. Ancak İran tehdidini ortadan kaldırmak yerine, bu tehdidi haleflerine miras bırakmış olacaklardır.Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bu savaştan çıkan İran; toparlanma ihtimali son derece zayıf, harabeye dönmüş bir ülke olacaktır. Halkın içine düştüğü umutsuzluk ve öfke, İslam Cumhuriyeti'ni her an yutabilir.Yine de şimdilik rejimin, kendi gözünde zafer addedeceği bir sonuca giden bir yolu mevcut: Ayakta kalarak, Amerika ve İsrail'e yeniden meydan okumak.Kaynak: TT
Gönderi tarihi: Perşembe 11:453 gün Yazar Admin Trump, Perşembe sabahı saat 6'da sosyal medyada öfkeli bir paylaşım yaptı.Başkan Donald Trump, İran savaşı karmaşasında kendisine "kesinlikle hiçbir şey" yapmadığı gerekçesiyle NATO'ya karşı öfkeli bir sosyal medya paylaşımı yaptı.İran'ı "çılgın bir ulus" ve "askeri olarak harap olmuş" olarak nitelendiren Trump, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yardımcı olmak için NATO ülkelerinin gemi gönderme çağrısını reddetmesinden hala rahatsız görünüyordu.Doğu Kıyısı saatiyle sabah 6.16'da büyük harflerle "ABD'NİN NATO'DAN HİÇBİR ŞEYE İHTİYACI YOK, AMA BU ÇOK ÖNEMLİ NOKTAYI ASLA UNUTMAYIN!" diye bağırdı.Kaynak: TDB
Gönderi tarihi: Perşembe 12:003 gün Yazar Admin Trump, İran ile yaşanan çatışmayı, Kongre onayı gerekliliği nedeniyle "savaş" olarak nitelendirmediğini söylüyorBaşkan Trump, Çarşamba günü geç saatlerde yaptığı bir açıklamada, İran ile yaşanan askeri çatışmayı "savaş" olarak tanımlamaktan kaçındığını; bunun nedeninin ise, Kongre'nin askeri güç kullanımına henüz yetki vermemiş olmasıyla ilgili endişeler olduğunu ima etti.Başkan, Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerinin bağış toplama organı için düzenlenen bir etkinlikte, "Savaş kelimesini kullanmayacağım; çünkü 'eğer savaş kelimesini kullanırsan, bu belki de pek hoş bir davranış olmaz' diyorlar," ifadelerini kullandı. "Savaş kelimesinden hoşlanmıyorlar; zira bu durumda onay almanız gerekiyor. Bu yüzden ben de 'askeri operasyon' kelimesini kullanacağım ki, yaşanan şey aslında tam olarak da budur."Başkan, geçmişte de bu terimi kullanmaktan kaçınmış; Salı günü yaptığı bir açıklamada, "İnsanlar benim savaş kelimesini kullanmamdan hoşlanmıyor; bu yüzden ben de kullanmayacağım. Ancak Demokratlar buna savaş diyor," demişti. Bu ayın başlarında bir noktada ise gazetecilere verdiği demeçte, söz konusu çatışmayı "bizi savaştan uzak tutacak bir girişim" olarak gördüğünü belirtmişti. Ayrıca, İran ile yaşanan savaşın kısa vadeli bir çatışma olduğunu ve yakında sona ermesini beklediğini de sıklıkla dile getirmişti.Bununla birlikte Bay Trump, zaman zaman yine de bu durumu "savaş" olarak nitelendirmekten geri durmadı; Çarşamba akşamı yaptığı konuşmada sarf ettiği şu sözler de buna bir örnektir: "Savaş, biz bölgeye girdikten birkaç gün sonra esasen sona erdi."Bu anlamsal tartışmanın temelinde, Başkan'ın geçtiğimiz ay İran'a yönelik askeri saldırılar başlatmak için Kongre'den onay almasının gerekip gerekmediğine dair hukuki bir soru yatmaktadır.Anayasa, savaş ilan etme yetkisini Kongre'ye vermekte; ancak silahlı kuvvetlerin Başkomutanı olma görevini Başkan'a yüklemektedir. 1970'li yıllara dayanan Savaş Yetkileri Yasası (War Powers Act), Kongre'nin askeri güç kullanımına yetki vermediği durumlarda, askeri çatışmaların süresini genel olarak 60 günle sınırlandırmaktadır; ne var ki, her iki partiden başkanlar bu yasanın sınırlarını zorlayan uygulamalara imza atmışlardır. Bay Trump ise söz konusu yasanın Anayasa'ya aykırı olduğunu savunmaktadır.Demokrat milletvekilleri, Bay Trump'ın Kongre'den önceden onay almaksızın İran'a saldırılar düzenleyerek yasal yetki sınırlarının dışında hareket ettiğini öne sürmüş; ayrıca İran'ın ABD'ye yönelik "yakın ve acil" bir tehdit oluşturup oluşturmadığı hususunu sorgulamışlardır.Savaşın başlamasından bu yana Senato'daki Demokratlar, Kongre'den devam onayı gelmediği takdirde ABD'nin İran'daki askeri harekatına son verilmesini amaçlayan üç ayrı oylama gerçekleştirmiş; ancak bu oylamalar, ağırlıklı olarak Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle yeterli çoğunluğa ulaşamamıştır. Salı günü yapılan en son oylamada, Pensilvanya Senatörü John Fetterman dışındaki tüm Demokratlar, Bay Trump'ın İran'a yönelik savaş yetkilerini kısıtlama yönünde oy kullanırken; Kentucky Senatörü Rand Paul dışındaki tüm Cumhuriyetçiler bu karara karşı oy verdi.Savaş yetkileri tasarısının mimarı olan Connecticutlı Demokrat Senatör Chris Murphy, Salı günkü usul oylaması öncesinde yaptığı açıklamada, "Sanmıyorum ki daha önce hiç böyle bir an yaşamış olalım; öyle bir an ki, Amerika Birleşik Devletleri'nin yabancı bir güçle tartışmasız bir şekilde savaş halinde olduğu, Amerikan askerlerinin biz konuşurken can verdiği ve tüm bunların Kongre tarafından kamuoyundan aktif bir şekilde gizlendiği bir an," ifadelerini kullandı.Trump yönetimi ve Cumhuriyetçilerin büyük bir kısmı, İran füzelerinin oluşturduğu tehdit nedeniyle bu savaşın hem yasal hem de anayasal açıdan meşru olduğunu savunuyor. Operasyon başladıktan sonra Kongre'ye gönderdiği bir bildirimde Bay Trump, "Amerika Birleşik Devletleri'nin dış ilişkilerini yürütme konusundaki Anayasal yetkim uyarınca, Başkomutan ve Baş Yönetici sıfatıyla hareket ettim," dedi.Bay Trump söz konusu bildirimde, "Yönetimimin, İran'ın kötü niyetli davranışlarına diplomatik bir çözüm bulmak adına gösterdiği tekrarlı çabalara rağmen; Amerika Birleşik Devletleri'ne, müttefiklerine ve ortaklarına yönelik tehdit artık sürdürülemez bir hal aldı," diye yazdı.Kongredeki bazı Cumhuriyetçiler de Bay Trump'ın kullandığı ifadeleri yineledi. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları başlatmasından kısa bir süre sonra düzenlediği basın toplantısında Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, "Şu anda savaş halinde değiliz. Çok özel ve net hedefleri olan bir görevin henüz dördüncü günündeyiz," dedi.Askeri bir operasyonun sözlü bir tartışmayı alevlendirmesi ilk kez yaşanmıyor. Eski Başkan Barack Obama, 2011 yılında Libya diktatörü Muammer Kaddafi'ye karşı hava saldırıları başlattığında, yönetimi bu eylem için Kongre'den yetki almaya gerek duymadığını savunmuştu. O dönemde yetkililer, söz konusu saldırıların bir "savaş" sayılıp sayılmayacağı konusunu titizlikle irdelemeye çalışmışlardı.Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes, 2011 yılında bir noktada gazetecilere yaptığı açıklamada —Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararına atıfta bulunarak—, "Bence şu an yaptığımız şey; Libya halkını korumak, insani bir krizi önlemek ve uçuşa yasak bölge oluşturmak gibi son derece net hedeflere sahip bir kararı uygulamaya koymaktan ibarettir," dedi. "Elbette bu süreç, özellikle de başlangıç aşamasında, askeri güç kullanımını (kinetik askeri eylemi) da beraberinde getirmektedir." Ancak yine de taahhüdümüzün niteliği, Libya'da ucu açık bir savaşa —bir kara işgaline— girmememizdir.Kaynak: CBS
Gönderi tarihi: Perşembe 12:023 gün Yazar Admin Capitol Hill'deki İran brifingi sırasında tansiyon yükseldiBrifinge katılan dört Kongre yetkilisine ve daha sonra konu hakkında bilgilendirilen bir milletvekiline göre; Çarşamba günü kapalı kapılar ardında, savunma ve istihbarat yetkililerinin bazı yasa koyucuları İran'daki savaş hakkında bilgilendirdiği sırada tansiyon yükseldi; Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, Başkan Donald Trump'ın stratejisine dair netlik ve bilgi eksikliği konusundaki hayal kırıklıklarını dile getirdiler.Söz konusu yetkililer ve milletvekili, Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi için düzenlenen brifing sırasında yaşanan hayal kırıklığının büyük kısmının, ABD'nin İran'a kara birlikleri gönderme ihtimali üzerinde yoğunlaştığını belirtti; bu endişeler arasında birliklerin ne amaçla kullanılabileceği ve konuşlandırılmaları durumunda ABD'nin onları yeterince koruyıp koruyamayacağı gibi hususlar yer alıyordu.Kongre yetkililerinden biri, "Ortada ne bir plan, ne bir strateji, ne de paylaşılan bir nihai hedef vardı; üstelik hiçbir soruya yanıt vermediler. Ortada gerçekten bir plan olmadığı mı, yoksa bir plan olduğu halde bunu üyelerle paylaşmak istemedikleri mi belirsizliğini koruyor," ifadelerini kullandı.Bu brifing; savaşın birinci ayını doldurmaya yaklaştığı, Trump yönetiminin bir yandan savaşı sonlandırmak amacıyla diplomatik girişimlerde bulunduğu, diğer yandan ise Trump'ın İran topraklarına Amerikan kuvvetleri konuşlandırma ihtimalini değerlendirdiği bir dönemde, Orta Doğu'ya ilave birlikler gönderilirken gerçekleşti.Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı ve Alabama Cumhuriyetçi Temsilcisi Mike Rogers, brifingin ardından NBC News'e gönderdiği bir kısa mesajda, "son birkaç aydır aldığımız TÜM brifinglere" yönelik bir miktar hayal kırıklığı yaşandığını kabul etti.Rogers, bu "eleştirilerin, 'Epic Fury Operasyonu' ile HİÇBİR ilgisinin bulunmadığını" vurguladı.Rogers mesajında, "Yönetimin İran'da yürüttüğü faaliyetleri bütünüyle destekliyorum," diye yazdı. "Ancak, yasa koyucuları bilgilendirirken, onlara somut ve esaslı bilgiler sunmaya ve soruları çok daha kapsamlı bir şekilde yanıtlamaya hazırlıklı olmaları gerekir."Güney Carolina Cumhuriyetçi Temsilcisi Nancy Mace de brifingin ardından eleştirilerini dile getirerek X (eski adıyla Twitter) platformunda şu paylaşımı yaptı: "Az önce, İran konulu Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi brifinginden çıktım. Şunu bir kez daha yineliyorum: İran topraklarına kara birlikleri gönderilmesini desteklemeyeceğim; bu brifingden sonra ise bu konudaki kararlılığım daha da pekişti."Savunma Bakanlığı ve Beyaz Saray, Çarşamba gecesi konuyla ilgili yorum taleplerine derhal yanıt vermedi.Kongre yetkilileri, brifingi veren yetkililerin, ABD birliklerinin İran'a konuşlandırılması ihtimaline dair herhangi bir ayrıntı sunamadıklarını; ancak bu ihtimali kesin bir dille de reddetmediklerini ifade ettiler. Yetkililer, brifinge katılan bazı yasa yapıcıların, kapalı kapılar ardında gerçekleşen toplantıda, sahada asker bulundurulmasını desteklemeyeceklerini açıkça ifade ettiklerini belirttiler.Brifingin içeriği hakkında bilgilendirilen söz konusu yasa yapıcı, savaşı halihazırda destekleyen bazı yasa yapıcılar için "kırmızı çizginin", İran topraklarında ABD kara birliklerinin konuşlandırılması olacağını söyledi.Yasa yapıcı, "Sürece desteklerini çekecekleri an, işte o an olacaktır. Bu ihtimalin tamamen devre dışı bırakılmamış olması konusunda endişeler vardı," dedi.Brifingde hazır bulunan dört Kongre yetkilisi ayrıca, savunma ve istihbarat yetkililerine yönelik, savaşın gidişatı —özellikle de nereye doğru evrildiği— konusunda tutarlı bir stratejinin eksik olduğu yönünde algılanan duruma dair bir hoşnutsuzluk yaşandığını ifade ettiler. Yetkililer ayrıca, yönetimin savaşı başlatma gerekçelerine ilişkin çelişkili açıklamaları nedeniyle tansiyonun yükseldiğini de sözlerine eklediler.Kongre yetkililerinin aktardığına göre, brifingi veren yetkililer, bölgeye sevk edilmekte olan ilave ABD birliklerinin, Trump'a seçenekler sunmak amacıyla gönderildiğini belirttiler.Kaynak: NBC News
Gönderi tarihi: Perşembe 23:362 gün Yazar Admin Akşam Özeti: İran, liderliği ateş altında parçalanırken körlemesine savaşıyorİran’daki Komuta Boşluğu – Emirleri Şu Anda Aslında Kim Veriyor?Hamaney 28 Şubat’ta öldürüldüğünde, İran sadece bir liderini kaybetmedi; din adamlarını, generalleri ve siyasetçileri tek bir komuta zinciri altında birleştirebilecek yegâne figürü yitirdi. Bunu takip eden süreç bir çöküş değildi. Bu, hâlâ savaşmaya devam eden; ancak bunu istikrarlı bir ağırlık merkezi olmaksızın yapan bir sistemin haliydi.Kağıt üzerinde, geçiş süreci anayasaya uygun şekilde işledi. Anayasa’nın 111. Maddesi uyarınca, 1 Mart tarihinde; Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi tarafından seçilen bir Anayasayı Koruyucular Konseyi din adamı olan Ayetullah Ali Rıza Arafi’den oluşan geçici bir liderlik yapısı devreye girdi. Yaklaşık bir hafta sonra —3 Mart ile 8 Mart tarihleri arasında yürütülen müzakerelerin ardından— Uzmanlar Meclisi, 9 Mart’ta yapılan duyuruyla, Mücteba Hamaney’i Yüce Lider olarak göreve getirdi.Bu süreç, yasal açıdan gerekli tüm şartları karşılıyor. Ancak kararları fiilen kimin yönlendirdiğini açıklamıyor.Veraset süreci bizzat baskı altında şekillendi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) komutanları, Uzmanlar Meclisi üzerinde yoğun bir baskı kurarak muhalifleri devre dışı bıraktı ve —babasının kendi yakın çevresinden geldiği bildirilen itirazlara rağmen— Mücteba’nın atanmasını zorla kabul ettirdi. İran’ın füze kuvvetlerini, vekalet ağlarını ve iç güvenliğinin büyük bir kısmını kontrol eden aynı örgüt, sadece oluşan boşluğu doldurmakla kalmadı; aynı zamanda bu yapının zirvesinde kimin oturacağını belirlemeye de katkıda bulundu.İran Hava Savunmasının Çöküşü – On Yıllarca Süren Bir Sistem Nasıl Günler İçinde Parçalandı?İran, katmanlı bir kalkan olduğuna inandığı bir sistemi on yıllarca inşa etti. Rus yapımı S-300 bataryaları, yerli üretim Bavar-373 sistemleri, orta menzilli Khordad ve Raad platformları ve kritik altyapıyı çevreleyen kısa menzilli nokta savunma sistemleri. Kağıt üzerinde, modern ve entegre bir hava savunma ağı gibi görünüyordu.Gerçekte var olan şey ise çok daha kırılgan bir yapıydı.Bu çöküş 28 Şubat'ta başlamadı. Yıllar önce başladı.İsrail'in Nisan ve Ekim 2024'teki saldırıları, İran'ın üst düzey hava savunmasının omurgasını, özellikle de önemli nükleer ve askeri tesisleri koruyan S-300 sistemlerini hedef aldı. 2024 yılının sonlarına doğru, yapılan çok sayıda değerlendirme, dört S-300 bataryasının da imha edildiğini veya çalışamaz hale getirildiğini gösterdi. İran, takip eden aylarda kısmi bir yeniden yapılanma girişiminde bulundu; uydu görüntüleri, 2026 yılının başlarında Tahran ve İsfahan yakınlarında fırlatma rampalarının yeniden ortaya çıktığını gösterdi. Bunların operasyonel sistemler mi, bozulmuş kalıntılar mı yoksa yanıltıcı hedefler mi olduğu belirsizliğini koruyor. Açık olan şu ki, yeniden inşa edilen yetenek ne olursa olsun, baskı altında dayanamadı.Bu, bundan sonra olacakların koşullarını belirledi.Bu savaşın açılış aşaması başladığında, hedefleme tanıdık ve disiplinli bir kalıbı izledi. Önce radar sistemleri ve erken uyarı noktaları vuruldu. İlam ve Huzistan'daki radar tesislerine yapılan teyit edilmiş saldırılar, İran'ın takip eden saldırılar gelmeden önce savaş alanını görme yeteneğini zayıflattı. Bu sensörler bozulduktan sonra, sistemin geri kalanı da çözülmeye başladı.Hava savunması fırlatma rampalarıyla ilgili değildir. Sensörleri, komuta noktalarını ve atıcıları tutarlı bir yanıta bağlayan ağla ilgilidir. İran'ın donanımı vardı. Eksik olan şey, kusursuz entegrasyondu.Yıllarca süren yaptırımlar ve tersine mühendislik, Rus yapımı bileşenlerin, tam olarak entegre olacak şekilde tasarlanmamış yerli muadillerle birlikte çalıştığı hibrit bir sistem ortaya çıkardı. Bu durum, en kötü yerlerde sürtüşmeye neden oldu. Veri bağlantıları yavaşladı. Hedefleme döngüleri gecikti. Katmanlı olması gereken sistemler paralel olarak çalışmaya başladı.Modern bir hava harekatında, saniyeler önleme ve vurma arasındaki farkı belirler.Radar görüntüsü bozulduktan sonra, ABD ve İsrail uçakları İran hava sahasının daha derinlerinde faaliyet göstermeye başladı. Mart başlarında, operasyonlar uzaktan yapılan saldırılardan Tahran da dahil olmak üzere büyük nüfus merkezleri üzerinde doğrudan hava faaliyetlerine kaymıştı. CENTCOM, ilk günlerde hava savunma sistemleri, komuta merkezleri ve füze altyapısı da dahil olmak üzere binlerce hedefi vurduğunu bildirdi.Bu noktada, sonuç büyük ölçüde belirlenmişti.ABD ve İsrail değerlendirmelerine göre, Bavar-373 de dahil olmak üzere İran'ın en gelişmiş sistemleri, ilk çatışmalarda anlamlı bir önleme oranı oluşturamadı. İran bunu reddetti ve zaman zaman gelişmiş uçaklara karşı başarılı çatışmalar olduğunu iddia etti, ancak geçmiş çatışmalardaki benzer iddiaların daha sonra güvenilmez olduğu kanıtlandı.Mart başlarında, durum netti. Üst düzey sistemler bozulmuş veya işlevsizdi, orta seviye savunmalar koordinasyon sağlamakta zorlanıyordu ve kısa menzilli sistemler alçak irtifadaki insansız hava araçlarını durduramıyordu.Hava üstünlüğü kaybedildiğinde, altındaki her şey savunmasız hale gelir.Füze fırlatıcıları, komuta merkezleri, liderlik kompleksleri, lojistik merkezleri, hepsi hedef alınabilir hale gelir. Hava savunması sadece gökyüzünü korumakla ilgili değildir. Bu, tüm savaş sistemini korumakla ilgili.Medya haberlerinin çoğunun gözden kaçırdığı nokta burası.Bu sadece daha iyi uçaklar veya üstün pilotlarla ilgili değildi. Bu, entegrasyon ile taklit arasındaki farkla ilgiliydi. İran, modern görünen bir güç oluşturdu, ancak bu güç kısıtlamalar altında, tersine mühendislik ürünü bileşenler ve kısmi sistemler kullanılarak bir araya getirildi. Caydırıcı olarak işe yaradı. Ancak sürekli ve koordineli bir saldırı karşısında dayanamadı.İran uyum sağladı.Sabit bir ağı yeniden inşa etmeye çalışmak yerine, dağılma eğilimine —ve kendi liderliğinin “mozaik savunma” olarak nitelendirdiği yaklaşıma— yöneliyor; yetkiyi yerel komutanlara devrediyor ve hareket kabiliyetine, insansız hava araçlarına ve füze kuvvetlerine daha fazla bel bağlıyor. Bu durum çatışmanın sürmesini sağlasa da, beraberinde parçalanmışlığı getiriyor ve hatalı hesaplama riskini artırıyor.Gelin, bir hamle sonrasına bakalım.İran, bu çatışmanın ortasında hava sahasının kontrolünü yeniden ele geçiremeyecek. Kaybettiklerini telafi etmek adına asimetrik araçlar kullanarak, üzerinde hakimiyet mücadelesi verilen göklerin altında faaliyet gösterecek.Zira şu an itibarıyla gerçek son derece basit:İran artık kendi hava sahasını savunmuyor.Başkasının hava sahasının altında savaşıyor.Kaynak: Sofrep
Gönderi tarihi: 13 saat önce13 saat Yazar Admin Yemenli Husiler, İsrail'e düzenledikleri saldırıyla İran savaşına dahil oldu; ABD Deniz Piyadeleri bölgeye ulaştıYemen'deki İran destekli Husilerin, çatışmaların başlamasından bu yana İsrail'e yönelik ilk saldırılarını gerçekleştirmesiyle birlikte —ki bu sırada ek ABD kuvvetleri de Orta Doğu'ya ulaşıyordu—, İran savaşının genişleme riski Cumartesi günü daha da arttı.Saldırıdan önce konuşan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yeni bir ABD Deniz Piyadeleri birliğinin bölgeye varmaya başlamış olmasına rağmen, ABD'nin askeri operasyonları haftalar içinde tamamlamayı beklediğini ifade etti. Husiler ise, tüm cephelerdeki "saldırganlık" sona erene kadar operasyonlarına devam edeceklerini duyurdu.İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian, hükümeti bölgesel gerilimleri hafifletme arayışıyla Pazar günü Türk ve Suudi dışişleri bakanlarının katılımıyla bir toplantıya ev sahipliği yapacak olan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile görüştü.Ancak ufukta acil bir diplomatik atılım emaresi görünmüyor; 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, Orta Doğu geneline yayılarak binlerce insanın ölümüne yol açtı ve küresel enerji arzında şimdiye kadarki en büyük aksamaya neden olarak dünya ekonomisini ağır bir darbeyle vurdu.İsrail Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Tahran'a yönelik bir dizi saldırı gerçekleştirdiğini ve ordunun ifadesine göre İran hükümetine ait altyapı tesislerini hedef aldığını bildirdi.LÜBNANLI GAZETECİLER VE KURTARMA EKİPLERİ HEDEF ALINDIİsrail ayrıca, İran destekli Hizbullah'a karşı yürüttüğü savaşı yeniden alevlendirdiği Lübnan'daki hedefleri de vurdu; Lübnan'ın Al Manar televizyonunun haberine göre İsrail güçleri, bir medya aracına düzenlediği saldırıda üç Lübnanlı gazeteciyi ve bir Lübnanlı askeri öldürdü. Onlara yardım etmek üzere bölgeye sevk edilen kurtarma ekiplerine yönelik olarak düzenlenen ikinci bir saldırı da can kayıplarına yol açtı.İsrail ordusu, "terörist" olarak nitelendirdiği gazetecilerden birini özellikle hedef aldığını açıkladı; söz konusu gazeteciyi Hizbullah'ın istihbarat biriminin bir parçası olmakla ve İsrail askerlerinin konumlarına dair bilgi aktarmakla suçladı.İran, Cuma günü Suudi Arabistan'daki bir hava üssüne saldırdıktan ve 12 ABD askeri personelini yaraladıktan sonra (ikisi ağır olmak üzere), İsrail ve çeşitli Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını sürdürdü. Bu, ABD hava savunmasının şimdiye kadarki en ciddi ihlallerinden biriydi.ABD ordusu Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Washington'ın Ortadoğu'ya binlerce deniz piyadesinden oluşan iki birlik gönderdiğini, bunlardan ilkinin Cuma günü bir amfibi hücum gemisiyle geldiğini söyledi.Rubio Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD'nin kara birlikleri olmadan da hedeflerine ulaşabileceğini, ancak Trump'ın gerektiğinde stratejiyi ayarlamak için "maksimum" esnekliğe sahip olması için bölgeye bazı birlikler konuşlandırdığını kabul etti.Pentagon'un ayrıca 82. Hava İndirme Tümeni'nden binlerce asker konuşlandırması bekleniyor.HUTİLER YEMEN'DEN UZAKTAKİ HEDEFLERİ VURABİLİRSavaştan önce düzenli olarak Hutilerden füze saldırılarıyla karşı karşıya kalan İsrail, Yemen'den kendisine bir füze atıldığını doğruladı. Can kaybı veya hasar bildirilmedi.Bu saldırı, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçiş yolu olan Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasıyla zaten darbe almış olan küresel denizcilik için potansiyel yeni bir tehdide işaret etti.Husi askeri sözcüsü Yahya Saree daha sonra, grubun füze ve insansız hava araçları kullanarak 24 saatten kısa bir süre içinde İsrail'e ikinci bir saldırı düzenlediğini ve önümüzdeki günlerde askeri operasyonlara devam edeceklerini söyledi.Husiler, Gazze savaşında Hamas'ı destekledikleri gibi, Yemen'in çok ötesindeki hedeflere saldırma ve Arap Yarımadası ve Kızıldeniz çevresindeki denizcilik yollarını aksatma yeteneğini gösterdiler.Cuma günü, İran ve "Direniş Ekseni"ne karşı savaşın tırmanması olarak adlandırdıkları durumun devam etmesi halinde harekete geçmeye hazır olduklarını söylediler.Husiler çatışmada yeni bir cephe açarsa, hedeflerden biri Süveyş Kanalı'na giden deniz trafiği için bir darboğaz olan Yemen kıyılarındaki Bab el-Mandeb Boğazı olabilir.Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde, giderek daha da popülerliğini kaybeden savaş, Başkan Donald Trump'ın Cumhuriyetçi Partisi üzerinde baskı oluşturdu ve Trump, savaşı bir an önce sona erdirmek isterken aynı zamanda tırmanma tehdidinde de bulundu.Göstericiler Cumartesi günü, organizatörler tarafından İran'a karşı yürütülen savaşa karşı bir eylem çağrısı olarak nitelendirilen Trump karşıtı mitingler kapsamında, ABD genelindeki şehirlerin sokaklarına döküldü.TRUMP MÜZAKERELERDEN BAHSEDERKEN SALDIRILAR DEVAM EDİYORFinans piyasaları, savaşın uzayabileceğine dair işaretlere endişeyle tepki gösterdi. Brent ham petrol gösterge fiyatı, savaşın başlamasından bu yana %50'den fazla artış gösterdi.Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı trafiğe açmaması durumunda, İran'ın elektrik santrallerini ve diğer enerji altyapısını vurma tehdidinde bulundu. Ancak Trump, bu hafta için belirlediği süreyi uzatarak, İran'a yanıt vermesi için 10 günlük ek bir süre tanıdı.İran'ın boğazdaki gemilere saldırı düzenleme tehditleri, petrol tankerlerinin çoğunun bu su yolunu kullanma girişiminden kaçınmasına neden oldu. İran'ın güvenli geçiş konusunda verdiği güvencelerin ardından, Pakistan ve Hindistan bayraklı gemiler de dahil olmak üzere, az sayıda gemi boğazı sorunsuz bir şekilde geçti.Pakistan Dışişleri Bakanı Ishaq Dar, İran'ın, günde iki geminin geçişine izin verilmesi koşuluyla, Pakistan bayraklı 20 geminin daha boğazdan geçişine müsaade etmeyi kabul ettiğini belirtti.İsrail, İran'ın nükleer altyapısını hedef aldı; Körfez kıyısındaki Buşehr nükleer santralinden personelini tahliye eden Rusya'nın devlet nükleer kuruluşu Rosatom'un başkanı ise, söz konusu saldırıların nükleer güvenliği tehdit ettiğini ifade etti.Pezeshkian, "altyapımız veya ekonomik merkezlerimiz hedef alınırsa İran'ın sert bir şekilde misilleme yapacağını" söyledi.Tahran, Washington ile herhangi bir müzakere yürütmediğini belirtmiş olsa da; Pakistan, Mısır ve Türkiye, savaşan taraflar arasında mesaj alışverişine aracılık etti. Gizli diplomasi çabalarına aşina olan iki kişi, doğrudan görüşmelerin yakın zamanda gerçekleşeceği ihtimaline şüpheyle yaklaştı.Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman da dahil olmak üzere, Körfez bölgesinin çeşitli noktalarında İran saldırıları gerçekleştiği bildirildi. İran'a ait bir hava saldırısı, Kudüs yakınlarındaki İsrail köyü Eshtaol'u vurdu; İsrail'in acil yardım servisi, saldırıda yedi kişinin hastaneye kaldırıldığını açıkladı.İran'da ise basın organları, ülkenin kuzeybatısındaki Zencan kentinde bulunan bir konut binasına düzenlenen ABD-İsrail ortak saldırısında en az beş kişinin hayatını kaybettiğini; Tahran'da ise İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nin hedef alındığını duyurdu.Kaynak: R
Gönderi tarihi: 13 saat önce13 saat Yazar Admin Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy: Rusya, İran saldırısından önceki günlerde ABD hava üssünün uydu görüntülerini aldıUkrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından NBC News ile paylaşılan Ukrayna istihbarat özetine göre; Rusya, İran'ın söz konusu ABD hava üssüne saldırarak Amerikalı askerleri yaralamasından önceki günlerde, Suudi Arabistan'da bulunan bu üssün uydu görüntülerini üç kez kaydetti.Cumartesi günü Körfez ülkesi Katar'da verdiği bir röportajda Zelenskiy, Rusya'nın, Orta Doğu genelindeki ABD kuvvetlerinin hedef alınmasına yardımcı olmak amacıyla bu tür istihbarat bilgilerini İran ile paylaştığından "yüzde 100" emin olduğunu ifade etti.Zelenskiy, "İranlılara yardım etmenin Rusya'nın çıkarına olduğunu düşünüyorum. Ve buna sadece inanmıyorum; bilgi paylaştıklarını biliyorum," dedi. "İranlılara yardım ediyorlar mı? Elbette. Yüzde kaç oranında? Yüzde yüz."Röportaj sırasında Zelenskiy, Ukrayna istihbarat teşkilatlarından aldığı günlük başkanlık brifinginin bir özetini paylaştı. Raporda, Rus uydularının Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'nün görüntülerini 20 Mart, 23 Mart ve 25 Mart tarihlerinde kaydettiği belirtildi.26 Mart tarihinde İran, hem ABD kuvvetlerine hem de Suudi birliklerine ev sahipliği yapan söz konusu üsse bir saldırı düzenledi. Cuma günü açıklama yapan iki ABD'li yetkiliye göre, saldırı sonucunda çok sayıda Amerikalı askeri personel yaralandı; ancak yaralanmaların hiçbirinin hayati tehlike arz etmediği bildirildi.Zelenskiy, Ukrayna'nın kendi deneyimlerine dayanarak, Rusya'nın askeri tesislerin görüntülerini birkaç gün üst üste çekmesinin, bir saldırı planlamasının işareti olduğunu söyledi.Zelenskiy, "Biliyoruz ki, eğer görüntüleri bir kez alırlarsa hazırlık yapıyorlardır. İkinci kez alırlarsa, bu bir simülasyon niteliğindedir. Üçüncü kez almaları ise, bir veya iki gün içinde saldıracakları anlamına gelir," dedi. Söz konusu brifingde, Rus uydu görüntülerine dair herhangi bir kanıt sunulmadı ve Ukrayna'nın bu bilgilerden nasıl haberdar olduğu belirtilmedi; NBC News de bilgilerin doğruluğunu bağımsız olarak teyit edemedi.NBC News, bu ayın başlarında yayımladığı bir haberde, konu hakkında bilgi sahibi dört kaynağa dayandırarak, Rusya'nın Orta Doğu'daki ABD kuvvetlerinin konumuna ilişkin istihbarat bilgilerini İran'a sağladığını bildirmişti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Perşembe günü Fransız medyasına verdiği bir mülakatta, Tahran'a istihbarat sağladığı iddialarını yalanladı; ancak Moskova'nın, köklü askeri ittifakları çerçevesinde İran'a askeri teçhizat gönderdiğini belirtti.Zelenskyy, bu hafta Körfez ülkelerini ziyaret ederek, İran füzeleri ve insansız hava araçlarının (İHA) saldırılarına maruz kalan uluslara, Ukrayna'nın savaş sahasında kendini kanıtlamış hava savunma teknolojilerini sağlamaya yönelik anlaşmaları sonuçlandırmayı amaçladı.Suudi Arabistan ve Katar ile savunma anlaşmaları imzalandığını belirten Zelenskyy; bu anlaşmalar kapsamında Ukrayna'nın, kendi savunma sanayisine yapılacak "milyarlarca" dolarlık yatırım karşılığında teknik bilgi ve birikim sağlayacağını ifade etti. Zelenskyy, "Onlar bizim uzmanlığımızı takdir ediyorlar," diye ekledi. İran'ın, Tahran'ın komşularına yönelik saldırılarda kullanılan kilit silahlar arasında yer alan düşük maliyetli Shahed İHA'ları, Rusya tarafından Ukrayna ile yürüttüğü dört yıllık savaş boyunca aktif olarak kullanıldı.ABD ve İsrail'in İran ile yaşadığı gerilim, Orta Doğu'daki ABD müttefikleri arasında Amerikan yapımı füze önleyicilerine yönelik muazzam bir talep yarattı; İran'dan gelen bir aylık kesintisiz saldırıların ardından stoklar hızla erime noktasına geldi. Zelenskyy, bu çatışmanın, ABD silahlarının Ukrayna'dan alınıp Orta Doğu'ya kaydırılmasına yol açabileceği endişesini taşıdığını; ancak şu ana kadar Kiev'e yapılması planlanan teslimatlarda herhangi bir aksama yaşanmadığını dile getirdi."Çok endişeliyim. Umarım Amerika Birleşik Devletleri bu tür hatalara düşmez," diyen Zelenskyy; Batılı müttefiklerden gelen silah akışının, ülkesinin Rusya'ya karşı savunması açısından hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.Zelenskyy, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in "Orta Doğu'da uzun soluklu bir savaş" yaşanmasını umduğunu düşündüğünü ifade etti.Zelenskyy, "[Putin] bu savaştan kazançlı çıkıyor; hem de çok kazançlı," diyerek; petrol fiyatlarındaki yükselişe ve Rus petrolüne uygulanan bazı ABD yaptırımlarının geçici olarak kaldırılmasına—ki bu durum Kremlin için daha fazla gelir anlamına geliyor—işaret etti. "Eğer yaptırımlar kaldırılırsa, [Putin] daha fazla para—çok daha fazla para—kazanacak ve bu parayı silaha yatıracak," dedi.ABD'nin Ukrayna ile Rusya arasında bir barış anlaşmasına aracılık etme çabaları, İran'daki savaştan önce büyük ölçüde sekteye uğramış gibi görünürken; Zelenskiy, Orta Doğu'da patlak veren yeni çatışmanın diplomasi sürecini daha da yavaşlattığını ifade etti.Zelenskiy, Başkan Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan'ın damadı Jared Kushner liderliğindeki ABD arabuluculuk ekibinin, İran savaşı sırasında ABD toprakları dışında, tarafsız bir mekânda müzakere yürütemeyeceklerinin kendisine iletildiğini söyledi.Zelenskiy; ABD ekibinin, üçlü müzakerelere Amerikan topraklarında ev sahipliği yapmayı teklif ettiğini ancak Rus tarafının buna yanaşmadığını belirtti — oysa Kremlin temsilcisi Kirill Dmitriev, geçmişteki görüşmeler için ABD'li muhataplarıyla bir araya gelmek üzere Florida'ya gitmişti. Zelenskiy ayrıca, Ukrayna'nın Rusya dışındaki herhangi bir mekânda ve herhangi bir zamanda görüşmeye hazır olduğunu ekleyerek, olası seçenekler arasında Türkiye veya İsviçre'yi önerdi."Biz asla süreci tıkayan, geciktiren veya erteleyen taraf olmayacağız. İşte bu nedenle, Rusya ve Belarus dışındaki her yerde görüşmeye hazırız; zira onlar (Rusya ve Belarus) müttefikler ve aynı zamanda düşmanlar," dedi.Trump'ın Ukrayna'nın geleceğini önemsediğine inanıp inanmadığı sorulduğunda, Zelenskiy bir an duraksadı."Umarım öyledir," dedi. "Bugün ABD'nin izlediği politikayı biliyorsunuz. Onlar, her şeyden çok ABD'nin çıkarlarını gözetiyorlar. Bu durum, yeri gelmişken söyleyeyim, gayet anlaşılabilir bir şey. Biz bunu anlıyoruz; kaldı ki, sanırım Amerikan ekibi de bu konuda son derece açık davranıyor."Kaynak: NBC News
Gönderi tarihi: 12 saat önce12 saat Yazar Admin Türkiye'de bugünkü konu Trump'ın İran Savaşı hakkındaki sözlerinin yanlış çevrilerek Türkiye'de medya'ya sunulması gibi görünüyor
Gönderi tarihi: 2 saat önce2 saat Yazar Admin ABD'nin 13 milyar dolarlık yeni uçak gemisi, çevre dostu tuvaletlerin arızalanması üzerine İran savaşı cephesinden çekilmek zorunda kaldıAmerika'nın 13 milyar dolarlık uçak gemisi; sifon çekmeyen çevre dostu tuvaletlerden, geminin bazı bölümlerini saran bir yangına kadar uzanan bir dizi dahili arıza nedeniyle, İran çatışmasındaki operasyonlardan saf dışı bırakıldı.New York Post'un haberine göre; dünyanın en büyük uçak gemisi ve ABD tarafından şimdiye kadar inşa edilen en pahalı savaş gemisi olan USS Gerald R. Ford, bir yıla kadar görev yapamaz hale gelebilir.1.106 fit (yaklaşık 337 metre) uzunluğundaki gemi, İran'a yönelik operasyonlara katılmasından sadece iki hafta sonra çatışma bölgesinden çekilerek Kızıldeniz'den ayrıldı; gemi şu anda onarım işlemleri için Girit'te demirli bulunuyor.Gemi, en az 2020 yılına dayanan sıhhi tesisat sistemindeki kronik sorunlar da dahil olmak üzere, yıllardır çeşitli arızalarla boğuşuyor. Sık yaşanan tıkanıklıklar ve onarım çalışmaları, gemiye en az 4 milyon dolara mal oldu.Denizcilik uzmanı Steve Wills, söz konusu yayın organına verdiği demeçte, "Bu çevre dostu tuvaletler aynı basınçlandırma sistemine sahip değil. Sifonları tam olarak çekmiyor," ifadelerini kullandı.Bu gelişme; Trump'ın, Büyük Britanya'nın uçak gemisi hakkında sert ifadeler kullanarak gemiyi bir "oyuncak" diye nitelendirmesinden ve Birleşik Krallık'ın, gemilerini İran savaşı bittikten sonra gönderme kararıyla alay etmesinden sadece birkaç gün sonra yaşandı.Başkomutan sıfatını taşıyan Trump, Birleşik Krallık'ın İran'a karşı yürüttüğü savaşta kendisine yeterli desteği vermemesini kınadığını her fırsatta dile getirmişti.Perşembe günü Beyaz Saray'da gazetecilere açıklamalarda bulunan ABD Başkanı şunları söyledi: "İngilizler, 'Uçak gemilerimizi göndereceğiz' dediler —ki bu gemiler, yeri gelmişken belirteyim, pek de iyi uçak gemileri sayılmaz; bizim sahip olduklarımızın yanında birer oyuncak kalırlar— ve eklediler: 'Uçak gemimizi savaş bittikten sonra göndereceğiz.' Ben de onlara, 'Harika bir fikir, çok teşekkür ederim; zahmet etmeyin,' cevabını verdim."Trump ayrıca, çatışmaların başlangıcında Başbakan'ın aldığı; İran'ı hedef almak amacıyla "o muhteşem B-2 bombardıman uçağının" kullanılması için, Birleşik Krallık ve ABD'nin ortaklaşa kullandığı Diego Garcia üssüne izin vermeme kararı nedeniyle "büyük hayal kırıklığına uğradığını" da sözlerine ekledi.Söz konusu sorunlar; geminin, yolcu gemisi sektöründen uyarlanan ve sürekli bakım gerektiren yüksek teknolojili vakumlu toplama, depolama ve transfer sisteminden kaynaklanıyor. 2020 tarihli bir Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi raporu, sistemin "külfetli" bir günlük bakım gerektirdiğini ve sözde "asitli yıkama" işlemlerinin her birinin yaklaşık 400.000 dolara mal olduğunu ortaya koydu.Virginia Senatörü Tim Kaine, bu ayın başlarında, geminin uzun süreli görev konuşlandırmasının ardından, gemideki "süregelen kanalizasyon sistemi arızaları ve kullanılamaz haldeki çamaşırhane tesisleri" hakkında endişelerini dile getirdi.Uçak gemisi, hizmetten çekilmeden önce, ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü çabalara destek amacıyla Orta Doğu'da faaliyet gösteriyordu.Kaine, durumun mürettebat üzerinde ağır bir yük oluşturduğu uyarısında bulunarak, Donanma Sekreteri John Phelan'a şunları yazdı: "Bu uzun süreli görev konuşlandırmasının ve belirsizliğin, denizcilerimiz üzerinde yarattığı; giderek artan zihinsel ve fiziksel yıpranma konusunda derin endişe duyuyorum."Savunma Bakanı Pete Hegseth, USS Gerald R. Ford gemisinde yaşandığı bildirilen sorunlar hakkında kamuya açık herhangi bir yorumda bulunmadı.Bakan, denizcilerin ve ailelerinin; öngörülemez bir görev programı ve 13 milyar dolarlık devasa maliyetine rağmen temel yaşam standartlarını karşılamakta yetersiz kalan bir gemi yüzünden "kopma noktasına" sürüklendiğini sözlerine ekledi.Söz konusu uçak gemisi, yaklaşık 4.500 denizciden oluşan mürettebatıyla adeta "yüzen bir şehir" işlevi görüyor.Rapora göre Donanma, ticari uçaklarda kullanılanlara benzer; ancak 4.000'den fazla kişiden oluşan bir mürettebata hizmet verecek şekilde ölçeklendirilmiş, yeni bir tuvalet ve kanalizasyon sistemi kurdu.Gemide ayrıca 12 Mart tarihinde, çamaşırhane bölümünde bir yangın çıktı; yangın nedeniyle geminin birçok bölümü dumanla doldu, yatakhaneler hasar gördü ve bazı yaşam alanları kullanılamaz hale geldi.Dumanın, geminin hava sirkülasyon sistemi aracılığıyla yayıldığı; bu durumun yatak ve nevresimleri kontamine ettiği ve bazı alanları neredeyse yaşanamaz bir duruma getirdiği tahmin ediliyor.Hasar o denli ağırdı ki, gemi bünyesindeki çamaşırhane tesisleri devre dışı kaldıktan sonra, çamaşırların diğer gemilere taşınması için helikopterler kullanılmak zorunda kalındı.Rhode Island Senatörü Jack Reed, yangının yol açtığı sonuçların son derece ağır olduğunu ve yüzlerce denizcinin günlerce yerde uyumak zorunda kaldığını belirtti.Reed, "Bana aktarılan bilgilere göre, günlerce yerde uyumak zorunda kalan 400 denizci var," dedi. "Gemi neredeyse bir yıldır denizde; dolayısıyla bu durum, tüm mürettebat üzerinde inanılmaz boyutlarda bir stres yaratıyor."Savaş gemisi yaklaşık dokuz aydır görev konuşlandırmasında bulunuyor; bu durum, personel üzerindeki yük ve yıpranmaya dair endişeleri daha da artırıyor. Donanma 6. Filosu, uçak gemisinin hâlâ "görev yapmaya tam elverişli" durumda olduğunu; herhangi bir zaman çizelgesi verilmemiş olsa da geminin değerlendirme, onarım ve ikmal işlemlerinden geçeceğini bildirdi.Yangına ilişkin soruşturma şu anda devam ediyor.Bu sırada, benzer bir sıhhi tesisat sistemi kullanmasına rağmen, USS George H. W. Bush uçak gemisi taarruz grubu, operasyonlara destek sağlamak üzere Akdeniz'e doğru ilerliyor.Donanmadan yapılan açıklamaya göre Ford, Cumartesi günü Hırvatistan'ın Split Limanı'na ulaştı.DM, konuyla ilgili görüş almak üzere Donanma ile iletişime geçti.Kaynak: DM
Gönderi tarihi: 2 saat önce2 saat Yazar Admin İran, Trump'a karşı üstünlüğü ele geçirdi ve kendi ürkütücü süresini belirlediİran, Amerikan üniversitelerinin "meşru hedefler" haline gelebileceği uyarısında bulunarak ve kendi ürkütücü süresini belirleyerek, Donald Trump'a karşı üstünlüğü ele geçirdi.ABD Başkanı, bu hafta ikinci kez, barış görüşmelerinin "çok iyi gittiğini" iddia ederken, İran'a Hürmüz Boğazı'nı uluslararası gemicilik trafiğine tamamen açması için bir ültimatom verdi. Ancak devlet medyasının aktardığına göre Pazar günü, İran Devrim Muhafızları kendi ültimatomlarını yayınlayarak, İsrail üniversitelerini ve bölgedeki Amerikan üniversitelerinin şubelerini "meşru hedefler" olarak değerlendirme tehdidinde bulundu.Muhafızlar yaptıkları açıklamada, "Eğer ABD hükümeti bölgedeki üniversitelerinin zarar görmemesini istiyorsa, 30 Mart Pazartesi günü saat 12.00'ye kadar resmi bir açıklama yayımlayarak (İran) üniversitelerinin bombalanmasını kınamalıdır," ifadelerine yer verdi. Muhafızlar, Amerikan ve İsrail eğitim tesislerinin boşaltılması çağrısında bulundu; öğrencilere ve personele ise tesislerden en az bir kilometre uzakta durmalarını söyledi. Bu gelişmeler yaşanırken, Başkan Donald Trump'ın başının irkildiği ve gözlerinin endişe verici bir şekilde arkaya kaydığı görülerek, sıkıntılı bir halde olduğu izlenimi edinildi.Muhafızlar ayrıca, ABD'den, son günlerde saldırıya uğrayan İran üniversitelerini ve araştırma merkezlerini vurmaktan İsrail'i alıkoymasını talep etti. İsrail ordusu, silah geliştirme faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu iddia ettiği İran üniversitelerini vurduğunu doğruladı.Devrim Muhafızları'nın bu açıklaması, İran'ın İsrail ve Amerikan üniversitelerini vurma tehdidinde bulunduğu ilk olay olma niteliğini taşıyor. Bu gelişme, bölgesel güçlerin Orta Doğu'daki çatışmaya nasıl son vereceklerini görüşmek üzere Pazar günü Pakistan'da bir araya gelmeye hazırlandığı bir dönemde yaşandı.Yaklaşık 2.500 ABD Deniz Piyadesi bölgeye ulaşmış durumda; öte yandan İran destekli Husi isyancıları da, korkutucu yeni bir gelişme olarak, bir aydır devam eden savaşa dahil oldular.Cumartesi günü İsrail ordusu, Cumartesi sabahı erken saatlerde Yemen'den İsrail'e doğru fırlatılan bir füzeyi engellediğini duyurdu; bu olay, İsrail'in söz konusu ülkeden gelen bir saldırıyla ilk kez karşı karşıya kalışıydı. İran destekli Husi isyancıları saldırının sorumluluğunu üstlendi.İran'ın stratejik Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetinin piyasalarda kaosa yol açmasıyla birlikte, savaş küresel petrol ve doğal gaz tedarikini tehdit eder hale geldi. Husilerin savaşa dahil olması, eğer Kızıldeniz açıklarındaki ve dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği Bab el-Mandeb Boğazı'ndaki gemileri yeniden hedef alırlarsa, küresel gemicilik trafiği üzerinde daha ağır etkiler yaratma potansiyeli taşıyor. Orta Doğu genelinde şiddet olayları devam ederken, 3.000'den fazla kişi hayatını kaybetti. ABD ve İsrail, İran'a yönelik saldırılarını sürdürürken; İran da İsrail'i ve komşu Körfez Arap ülkelerini hedef alan misilleme saldırılarıyla buna yanıt verdi.Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ın görüşmelerde bulunmak üzere İslamabad'a üst düzey diplomatlarını göndermeye hazırlandığını duyurdu. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian ile bölgesel çatışmalar üzerine halihazırda "kapsamlı görüşmeler" gerçekleştirdiklerini belirtti.Kaynak: TDE
Gönderi tarihi: 2 saat önce2 saat Yazar Admin İsrail, Lübnan'da, Hizbullah'a bağlı bir yayın kuruluşunun muhabiri de dahil olmak üzere 3 gazeteciyi öldürdüHizbullah'ın sahibi olduğu bir televizyon ağında çalışan Lübnanlı bir muhabir, Lübnan'da İsrail tarafından düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden üç gazeteci arasındaydı.Hizbullah'a ait Al Manar televizyonu, muhabiri Ali Şueyb'in, içinde bulunduğu aracı hedef alan bir İsrail saldırısında öldürüldüğünü duyurdu.İsrail ordusu, Şueyb'i, güney Lübnan'daki İsrail askerlerinin konumlarını ifşa eden ve "gazeteci kılıfı altında" faaliyet gösteren "bir terörist" olmakla suçladı.Al Manar, ölümünü duyurduğu haberinde Şueyb'i "direniş medyasının bir simgesi" olarak nitelendirdi.Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), saldırıyı soruşturduğunu belirterek, "gazetecilerin, hangi yayın kuruluşu için çalışırlarsa çalışsınlar, meşru hedefler olmadıklarını" ekledi.CPJ yaptığı açıklamada, "Bu savaşta ve önceki on yıllarda, İsrail'in gazetecileri, inandırıcı kanıtlar sunmaksızın aktif savaşçı ve terörist olmakla suçladığı rahatsız edici bir örüntüye tanıklık ettik" ifadelerine yer verdi.İran ve Hizbullah yanlısı Al Mayadeen kanalı, İsrail saldırısında, kardeş olan diğer iki gazeteci Fatma ve Muhammed Ftouni'nin de hayatını kaybettiğini bildirdi; Lübnan Cumhurbaşkanlığı ise saldırıyı "pervasız bir suç" olarak nitelendirdi.Cumhurbaşkanlığı, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımda, "İsrail'in saldırganlığı bir kez daha; nihayetinde mesleki bir görevi ifa eden siviller olan basın muhabirlerini hedef alarak, uluslararası hukukun, uluslararası insancıl hukukun ve savaş yasalarının en temel kurallarını ihlal etmektedir" ifadelerini kullandı.İsrail'in açıklamasında, saldırıda hayatını kaybeden diğer iki gazeteciden söz edilmedi.Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos, düzenlediği basın toplantısında, hükümetin; İsrail'in, kendi tabiriyle "medyaya ve gazetecilik misyonuna karşı işlediği kasıtlı ve pervasız savaş suçu" nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'ne şikayette bulunacağını söyledi.Morcos, "Gazetecilere pozitif ayrımcılık tanıyan, savaş zamanlarında korunmalarını ve tarafsızlıklarını güvence altına alan uluslararası anlaşmalara bağlıyız" dedi.İsrail, güney Lübnan'da, İran müttefiki Hizbullah militan grubuna karşı giderek şiddetlenen bir saldırı yürütüyor."Bu yelek meslektaşlarımı korumalıydı"Al Mayadeen kanalı, Fatma ve Muhammed Ftouni'nin babası olduğu belirtilen bir kişinin, çocuklarıyla "gerçekten gurur duyduğunu" söylediği görüntüleri yayınladı. “Onların babası olarak başım dik,” dedi. “Gözler yaşla dolar, yürek acı çeker; ama yürüyüş devam eder. Yine de yenilip yıkılmayız; hayır, asla.”Saldırının ardından yapılan bir yayında, Ftouni kardeşlerin Al Mayadeen’deki meslektaşlarından Jamal Al-Gharabi, kendilerinin ve Shuaib’in hayatını kaybettiği aracın, yangından geriye kalan kömürleşmiş enkazının yanında durdu.“İşte o araç; sivil bir araç,” dedi ve aracın çok sayıda füzeyle vurulduğunu öne sürdü. Al-Gharabi, üzerinde Arapça “Basın” ibaresi bulunan ve alt kenarı yırtılmış bir çelik yeleği havaya kaldırdı.“Bu yelek... Bu yelek, meslektaşlarımı korumalıydı,” dedi; sesi titriyordu. Ardından bağırmaya başladı: “Evet, bu yelek onları korumalıydı!”Al-Gharabi, bir başka yeleği eline aldı ve bunun Fatima Ftouni’ye ait olduğunu söyledi.“İsrail’in bu saldırganlığı karşısında bu yelek ne yapabilir ki?” dedi Al-Gharabi. “Gazetecileri ve sivilleri koruyan uluslararası yasalar nerede?”Bu sahne, iki yıl önce yaşanan benzer bir olayı akıllara getirdi: O dönemde Fatima Ftouni, Ekim 2024’te İsrail tarafından düzenlenen ve CPJ’nin (Gazetecileri Koruma Komitesi) raporuna göre Güney Lübnan’da 18 gazetecinin barındığı bir yerleşkeyi hedef alarak iki gazeteci ile bir medya çalışanının ölümüne yol açan saldırıdan sağ kurtulduğunu anlatmıştı. Al Mayadeen tarafından yayımlanan bir videoda Ftouni; elinde kaskını, basın yeleğini ve mikrofonunu tutarak, saldırıda hurdaya dönmüş bir aracın önünde duruyordu.“İşte yeleğimden, kaskımdan geriye kalanlar bunlar,” dedi; ardından mikrofonunu havaya kaldırarak ekledi: “Ve işte, bizim taşıdığımız o silah.”Kaynak: CNN
Gönderi tarihi: 1 saat önce1 saat Yazar Admin 10 bin ABD askerinin konuşlanmaya hazırlandığı şu günlerde, bu fotoğraf neden Trump'ın zihninin en önünde olmalı?Tarihin tekerrür ettiği sıklıkla söylenir.Bu yaygın deyiş, ABD İran yakınlarında asker yığınağı yaparken ve ülkede kara birliklerinin sahaya sürülmesi ihtimali giderek artarken, Başkan Trump'ın aklında tutmasında fayda olan bir ilkedir.Pentagon'a yakın üç isimsiz kaynak Salı günü AP'ye verdikleri bilgide, ABD ordusunun, bölgeye halihazırda yolda olan Donanma gemilerindeki binlerce Deniz Piyadesine ek olarak, 82. Hava İndirme Tümeni'nden en az 10.000 askeri Orta Doğu'ya konuşlandırmaya hazırlandığını belirtti.Amerika'nın Orta Doğu'ya müdahale etme geçmişi hiç de yabancı olduğu bir durum değildir; bu kuvvetlerin bölgeye sevk edilmesi, 150.000'den fazla koalisyon askerinin katıldığı 2003 Irak işgalini anımsatmaktadır.O dönemde ABD, Irak'ın diktatörü Saddam Hüseyin'i devirme hedefiyle 20 Mart 2003'te başlayan "Irak'a Özgürlük Operasyonu"nu yürütmekteydi.Bu hedef, 9 Nisan'da Irak'ın başkenti Bağdat'ın ele geçirilmesinin ardından Hüseyin'in iktidarı kaybetmesiyle, üç haftadan kısa bir sürede hızla gerçekleştirilmiş olsa da; ABD ordusu beklenmedik bir düşmanla karşı karşıya kaldı: Bölgenin çetin hava koşulları.Neredeyse tam 23 yıl önce, 25 Mart 2003 tarihinde, şiddetli bir kum fırtınası, Bağdat'a doğru ilerlemekte olan ABD birliklerinin ve askeri teçhizatın hareketini tamamen durdurdu.O güne ait çarpıcı fotoğraflar; hareketsiz kalmış tankları ve askerleri, ürkütücü, turuncumsu bir ışık hüzmesinin ortasında resmediyor.Savrulan kum ve toz, görüş mesafesini yalnızca birkaç düzine metreye kadar düşürdü; silah ve teçhizatın ise kilitlenmesine neden oldu. Tanklar, hafif silahlar ve tüfekler, içlerindeki kum temizlenene dek kullanılamaz hale geldi.Hatta askerlerden gelen bazı raporlarda; her şeyin içine sızan kum zerrecikleri nedeniyle, ceplerindeki sustalı bıçakları dahi açamadıkları ifade ediliyordu.Kum fırtınasına yağmur da eşlik etti; yağan damlalar havadaki kumlarla birleşerek çamurlu bir hal aldı.Düşük görüş mesafesi, kilitlenen teçhizat ve elverişsiz arazi koşullarının birleşimi; fırtınanın dindiği kısa aralıklarda yapılan çeşitli denemelere rağmen, birliklerin ilerlemesini imkansız kıldı.Nihayetinde ABD ordusu taktik değiştirerek hava üstünlüğünü kullandı; kum fırtınasının üzerinden uçarak, kendileri gibi hareketsiz kalmış olan Irak birliklerini havadan bombaladı. Böylece üç gün süren kum fırtınası, bir engelden taktiksel bir avantaja dönüştürüldü; ancak yine de, çağdaş savaşın bazı durumlarında kara birliklerinin sınırlılıklarını gözler önüne serdi.Hakemli dergi Sustainability'de 2023 yılında yayımlanan bir çalışmaya göre, İran'daki toz fırtınaları en sık Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında meydana gelmekte olup, ağırlıklı olarak ülkenin doğu ve batı sınırları boyunca etkili olmaktadır.Batı kıyısındaki fırtınalar; Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı çevresindeki bölgeleri de kapsamaktadır. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati bir denizcilik geçidi olup, İran tarafından savaşın başlangıcından bu yana fiilen kapatılmış durumdadır.Bu durum, boğazı yeniden açmak amacıyla ülkenin söz konusu bölgesine konuşlandırılan kara birlikleri için bir sorun teşkil edebilir.İran ile yaşanan savaşın başlamasının üzerinden yaklaşık bir ay geçmişken; ABD ve İsrail, İran'a karşı aralıksız süren bir bombardıman harekatı yürütmektedir.ABD Merkez Komutanlığı Salı günü yaptığı açıklamada, 28 Şubat'ta savaşın başlamasından bu yana uçak ve füze saldırılarıyla "9.000'den fazla askeri hedefin imha edildiğini" bildirdi.Dolayısıyla mevcut çatışma, ABD'nin kara işgaline yönelik hazırlıklara ancak yakın zamanda başlamış olması nedeniyle, 2003 yılında Irak'ta yaşanan savaşın bir nevi tersine dönmüş hali niteliğindedir.Amerikan ve İsrail uçakları ile füzeleri, İran açısından fiilen dokunulamaz bir konumda olsa da; stratejik öneme sahip bölgelerin emniyetini sağlama ve belirli askeri hedeflere ulaşma noktasında kendi sınırlarını da ortaya koymuşlardır.Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, İran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun ele geçirilmesi veya petrol tesislerinin zapt edilmesi gibi bazı somut hedeflerin; Trump'ın zafer ilan edip savaşı sona erdirdiğini duyurma konusunda kendini rahat hissedebilmesi için öncelikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.Tüm bu hedefler, sahada askeri varlık bulundurulmasını gerektirmektedir; ancak Trump yönetimi, çatışmanın halihazırda düşük olan kamuoyu desteğini daha da zayıflatabilecek yüksek can kaybı riskleri nedeniyle, bu yönde bir onayı vermeye mesafeli yaklaşmaktadır.ABD, İran'daki "hedeflerine" sahada kara birlikleri bulundurmadan da ulaşabileceği ve savaşı "aylarla değil, haftalarla ifade edilen bir süre zarfında" sonlandıracağı konusunda ısrarını sürdürmektedir.Cuma günü Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yürütülen harekatın "planlanan takvimin ilerisinde" seyrettiği konusunda ısrarcı bir tutum sergiledi.Ancak, dünya liderlerine operasyonun tamamlanma süresine ilişkin olarak iki ila dört haftalık bir takvim sunulduğu yönündeki haberlere rağmen; yetkililer Cuma günü yaptıkları açıklamalarda, Washington'ın olası bir kara işgali seçeneğini hâlâ değerlendirmekte olduğunu ifşa ettiler. Önümüzdeki on gün içinde, savaş uçağı filoları ve zırhlı araçlarla desteklenen yaklaşık 10.000 ek asker bölgeye sevk ediliyor.Bu takviye; haftanın başlarında Körfez'e gönderilmesi emredilen 5.000 Deniz Piyadesi ve 2.000 paraşütçüye ek olarak gelmektedir.Polonya Başbakanı Donald Tusk Cuma günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Müttefiklerimizden aldığımız bilgiler de dahil olmak üzere, önümüzdeki günlerde istikrarın sağlanmasının pek olası olmadığına inanmam için nedenlerim var. Tam aksine, yeni bir gerilim tırmanışı yaşanabilir."Rubio ayrıca, Washington'ın hedefleri konusunda "ilk geceden itibaren" mümkün olan en net tavrı sergilediği konusunda ısrar etti.Bu hedefleri; İran donanması ve hava kuvvetlerinin imha edilmesi ve "bir nükleer silaha erişmek amacıyla bu unsurların arkasına asla saklanamamaları için, füze rampalarını önemli ölçüde yok etme" amacı olarak sıraladı.Ancak bu açıklama, Donald Trump'ın bu haftanın başlarında sunduğu 15 maddelik barış planından dramatik bir geri adım gibi göründü.Kafa karışıklığını artıran bir diğer unsur da, Çarşamba günü savaşın hedeflerine ilişkin kapalı kapılar ardında yapılan gizli brifingin ardından Cumhuriyetçiler arasında baş gösteren endişeydi.Fransa'daki bir G7 toplantısının ardından bu raporlar hakkında sorularla sıkıştırılan Rubio, gazetecilere şunları söyledi: "Bu, uzun sürecek bir çatışma olmayacak.""Tüm hedeflerimize kara birlikleri kullanmadan ulaşabiliriz; ancak ortaya çıkabilecek beklenmedik durumlara uyum sağlaması adına Başkan [Trump]'a azami seçenek ve azami fırsat sunmaya her zaman hazır olacağız."Çatışmalarda şu ana kadar on üç ABD askeri personeli hayatını kaybetti; askerlerin ülke topraklarına ayak basması durumunda bu sayının dramatik bir şekilde artması muhtemel görünüyor. 300'den fazla ABD askeri yaralandı; bunlardan onunun durumu ağır.Cuma günü Suudi Arabistan'daki bir üsse düzenlenen İran füze saldırısının ardından, yaklaşık bir düzine ABD askeri yaralandı ve çok sayıda uçak hasar gördü.Söz konusu askeri personel, üsse en az bir füze ve birkaç insansız hava aracıyla saldırı düzenlendiği sırada Prens Sultan Hava Üssü'nde bulunuyordu.CBS News'in aktardığına göre, iki askeri personel "çok ağır yaralı" durumdayken, sekiz diğer personel "ağır yaralı" durumda; askeri sınıflandırma sisteminde bu iki kategori birbirinden ayrı değerlendirilmektedir. Diğerlerinin sağlık durumu ise bilinmiyor.New York Times'ın haberine göre, füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlenen bu karma saldırıda, en az iki adet KC-135 tipi yakıt ikmal uçağı "ciddi hasar" aldı.Uydu fotoğrafları, uçaklarda meydana gelen hasarın boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.Cuma günü gerçekleşen bu saldırı; İran ile bir aydır devam eden savaşın başlangıcından bu yana ABD hava savunma sistemlerinde yaşanan en ciddi gediklerden biri olmasının yanı sıra, Prens Sultan Hava Üssü'ne düzenlenen en az ikinci saldırı olma özelliğini de taşıyor.1 Mart'ta aynı üsse düzenlenen daha önceki bir saldırıda, beş ABD yakıt ikmal uçağı hasar görmüş; 26 yaşındaki Kara Kuvvetleri Çavuşu Benjamin N. Pennington ise, yaralanmasından sadece birkaç gün sonra hayatını kaybetmişti. Salı günü yayımlanan bir Reuters/Ipsos anketi, Amerikalıların yalnızca yüzde 35'inin İran'a yönelik saldırıları desteklediğini ortaya koydu; bu oran, sadece bir hafta öncesine kıyasla yüzde iki düşüşe işaret ediyor.WSJ'nin haberine göre Başkan Donald Trump, Cuma günü Miami'de Suudi egemen varlık fonu tarafından desteklenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, savaşın çok yakında sona ereceğini ilan etti."Bir bakıma bitti, ama tam olarak bitmedi," dedi. "Bitmesi gerekiyor."Ayrıca savaşın, borsalara daha da büyük ve yıkıcı bir darbe indirmesini beklediğini ifade etti."Daha fazla düşüş yaşayacağımızı düşünmüştüm," dedi. "Ve petrol fiyatlarının daha da yükseleceğini sanmıştım."Ancak S&P 500 endeksi, üst üste beşinci haftada da düşüşünü sürdürerek geçen Ağustos ayından bu yana gördüğü en düşük seviyeye geriledi; bu sırada ABD benzin fiyatları da galon başına 4 dolar seviyelerine doğru tırmanışa geçti.Trump ayrıca, askeri destek sağlama konusundaki isteksizlikleri nedeniyle NATO müttefiklerine sert tepki göstererek, bu durumun kendisini ABD'nin ittifak için yaptığı harcamaların boyutunu "yeniden gözden geçirmeye" sevk ettiğini söyledi.Kaynak: DM
Katılın Görüşlerinizi Paylaşın
Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için ŞİMDİ OTURUM AÇIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.