Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

datassist

Φ Yeni Üyeler
  • İçerik Sayısı

    5
  • Katılım

  • Son Ziyaret

En Son Profil Ziyaretçileri

6.374 profil görüntüsü

datassist - Başarıları

Çaylak

Çaylak (2/14)

  • İlk İleti
  • İçerik Başlatan
  • Birinci Hafta Tamamlandı
  • Bir Ay Sonra
  • Bir Yıl İçinde

Son Rozetler

0

İçerik İtibarınız

  1. Paraya giden yol: Son günlerde pek çok yerde, “yüksek gelir”, “para kazanmanın kolay yolu”, “oturduğunuz yerden para kazanın” mesajlarına muhatap olmuşuzdur hemen hepimiz. Gerek iletişim kanallarının gelişmesi, gerekse reklam ve pazarlama tekniklerinin yaygın bir biçimde kullanılır olması, böylesi bir akımı getiriyor beraberinde. Bütün bu karmaşanın içinde unutulan bir nokta var oysa ki; “para”, bir değişim aracıdır sadece. Ortada paranızla alabileceğiniz bir ürün yoksa hiçbir işinize yaramayacaktır elinizdeki banknot desteleri. Herkesin kolay para kazanmanın yolunu aradığı bugünlerde, asıl mucize işte burada: Para kazanmanın birinci kuralı; ortaya birşeyler koyun, kayda değer, paraya değer, birilerinin “evet ben buna bu parayı vermeliyim” diyebileceği birşeyler. Kaliteli çalışmalar yapın,reel ya da hizmet sektörü olsun. Birşeyler yapmalı, mutlaka birşeyler. Ama kalite kokan, ama değerli, ama özel, ama etkileyici birşeyler. “şunu bir an önce bitirip şu kadar para kazanayım” kokmayan, altında emek, zeka, enerji, sevgi olan birşeyler. Yaptığı işi önemseyen, işine saygı duyan, ürettiği malın muhtemel sahiplerini, yerine getirdiği hizmetin olası kullanıcılarını o ürünü, o hizmeti kullanırken hayal edebilen insan, hakkettiği karşılığı alır mutlaka. Hayattan birşeyler istemeye hakkı olabilmesi için insanın, hayata birşeyler katabilmesi, kendinden birşeyler vermesi gerek, yaşamın, doğanın dengesi için. Hiç ama hiç unutmamak gerek, “para” sadece bir değişim aracıdır, ortada paraya değen birşeyler yoksa, elinizdeki banknot desteleri ne açlığınızı, ne susuzluğunuzu, ne ulaşım, iletişim, barınma gereksinimlerinizi karşılayamaz. Birileri emek verip ekmek üretmezse, sabah kahvaltısında ekmek arası banknot yemeye bile razı olsanız, para yetmez bunun için. Ayşe Nazmiye Uça
  2. Asrın sorularından biri; “nasıl iş bulacağım?”: (Ayşe Nazmiye Uça ) Teknoloji hızla gelişiyor, emek-yoğun iş tanımları bilgi-yoğun tanımlara doğru kayıyor günden güne. “100” yıl önce “100” insanın yaptığı işi, “1” insan yapabiliyor belki de bugünlerde. İnsanların sayılarıda azalmadığına göre, nasıl olmalı ki, aradığı, ihtiyaç duyduğu işi bulabilmeli insan? Kural 1: işin ne olursa olsun, ciddiye alacaksın onu, saygı duyacaksın. General motors’un CEO’luğu ile, bizim mahallenin temizlik işçiliği arasında bir fark olmadığına inanacaksın kavramsal açıdan. Ne yapıyor olursan ol, en iyi olacaksın, aranan olacaksın. “İş işte” diye düşünmeyeceksin, yaptığın iş hakkında. Dünyanın en özel projesinde görev alıyormuşsun gibi davranacaksın işine. Hergün yenileyecek bilgilerini, geliştireceksin kendini. "Ben bu işi alırım" diye düşünmeyeceksin bir işe talip olduğunda. "Nasıl olsa kapağı attım, bundan sonra gider bir biçimde" diye hafife almayacaksın işini. İşe başladığın gün iş ilanlarına bakmak istemiyorsan, çalışma arkadaşlarına, işverenine, müşterilerine senin özel olduğunu hissettirmelisin. Bu yeterli mi peki? Değil:) Dahası da var. Seninle çalıştıkları için arkadaşların, patronun, müşterilerin özel olduklarını hissetmeli. Yaptıkları bilgiye, deneyime, dikkate, özveriye dayanmalı insanın. Yoksa, “bir an dalmışım, kendimi bariyerlerde buldum” diyen sürücülerden bir farkı kalmaz. Kimse de, arabayı ilk bulduğu uçuruma sürme potansiyeline sahip birine teslim etmek istemez işini
  3. Asrın sorularından biri; “nasıl iş bulacağım?”: (Ayşe Nazmiye Uça ) Teknoloji hızla gelişiyor, emek-yoğun iş tanımları bilgi-yoğun tanımlara doğru kayıyor günden güne. “100” yıl önce “100” insanın yaptığı işi, “1” insan yapabiliyor belki de bugünlerde. İnsanların sayılarıda azalmadığına göre, nasıl olmalı ki, aradığı, ihtiyaç duyduğu işi bulabilmeli insan? Kural 1: işin ne olursa olsun, ciddiye alacaksın onu, saygı duyacaksın. General motors’un CEO’luğu ile, bizim mahallenin temizlik işçiliği arasında bir fark olmadığına inanacaksın kavramsal açıdan. Ne yapıyor olursan ol, en iyi olacaksın, aranan olacaksın. “İş işte” diye düşünmeyeceksin, yaptığın iş hakkında. Dünyanın en özel projesinde görev alıyormuşsun gibi davranacaksın işine. Hergün yenileyecek bilgilerini, geliştireceksin kendini. "Ben bu işi alırım" diye düşünmeyeceksin bir işe talip olduğunda. "Nasıl olsa kapağı attım, bundan sonra gider bir biçimde" diye hafife almayacaksın işini. İşe başladığın gün iş ilanlarına bakmak istemiyorsan, çalışma arkadaşlarına, işverenine, müşterilerine senin özel olduğunu hissettirmelisin. Bu yeterli mi peki? Değil:) Dahası da var. Seninle çalıştıkları için arkadaşların, patronun, müşterilerin özel olduklarını hissetmeli. Yaptıkları bilgiye, deneyime, dikkate, özveriye dayanmalı insanın. Yoksa, “bir an dalmışım, kendimi bariyerlerde buldum” diyen sürücülerden bir farkı kalmaz. Kimse de, arabayı ilk bulduğu uçuruma sürme potansiyeline sahip birine teslim etmek istemez işini
  4. Paraya giden yol: Son günlerde pek çok yerde, “yüksek gelir”, “para kazanmanın kolay yolu”, “oturduğunuz yerden para kazanın” mesajlarına muhatap olmuşuzdur hemen hepimiz. Gerek iletişim kanallarının gelişmesi, gerekse reklam ve pazarlama tekniklerinin yaygın bir biçimde kullanılır olması, böylesi bir akımı getiriyor beraberinde. Bütün bu karmaşanın içinde unutulan bir nokta var oysa ki; “para”, bir değişim aracıdır sadece. Ortada paranızla alabileceğiniz bir ürün yoksa hiçbir işinize yaramayacaktır elinizdeki banknot desteleri. Herkesin kolay para kazanmanın yolunu aradığı bugünlerde, asıl mucize işte burada: Para kazanmanın birinci kuralı; ortaya birşeyler koyun, kayda değer, paraya değer, birilerinin “evet ben buna bu parayı vermeliyim” diyebileceği birşeyler. Kaliteli çalışmalar yapın,reel ya da hizmet sektörü olsun. Birşeyler yapmalı, mutlaka birşeyler. Ama kalite kokan, ama değerli, ama özel, ama etkileyici birşeyler. “şunu bir an önce bitirip şu kadar para kazanayım” kokmayan, altında emek, zeka, enerji, sevgi olan birşeyler. Yaptığı işi önemseyen, işine saygı duyan, ürettiği malın muhtemel sahiplerini, yerine getirdiği hizmetin olası kullanıcılarını o ürünü, o hizmeti kullanırken hayal edebilen insan, hakkettiği karşılığı alır mutlaka. Hayattan birşeyler istemeye hakkı olabilmesi için insanın, hayata birşeyler katabilmesi, kendinden birşeyler vermesi gerek, yaşamın, doğanın dengesi için. Hiç ama hiç unutmamak gerek, “para” sadece bir değişim aracıdır, ortada paraya değen birşeyler yoksa, elinizdeki banknot desteleri ne açlığınızı, ne susuzluğunuzu, ne ulaşım, iletişim, barınma gereksinimlerinizi karşılayamaz. Birileri emek verip ekmek üretmezse, sabah kahvaltısında ekmek arası banknot yemeye bile razı olsanız, para yetmez bunun için. Ayşe Nazmiye Uça
  5. Insan Kaynaklarında teknoloji kullanımı çok yeni değil ama ülkemizdeki birçok yapılanmada olduğu gibi IK dada fonksiyonel bir anlamda entegrasyon gerçekleşmiş değil ne yazık ki..Şirketlerimizin ancak % 2 si gerçek anlamda İnsan Kaynakları paketleri kullanıyor. Hele entegrasyon söz konusu olunca, önem derecesi çoğunlukla Finans ve Muhasebe sistemlerinden sonra gelen İnsan Kaynaklarında henüz tam entegrasyon söz konusu bile değil. PDKS sistemleri her zaman olduğu gibi başına buyruk, PDKS sisteminde toplanan veriler çoğunlukla giriş çıkış ve fazla mesai saatlerinin hesaplanmasında kullanılıyor bir çoğu bordro sistemine entegre değil. Entegre olanları ise kısıtlı bir anlamda kullanıyoruz. Anlı Şanlı kartlı giriş sistemleri olan holdinglerde bile durum böyle. Bu sistemde oluşan veriler ham veri olarak kalıyor, hiçbir zaman interaktif bir şekilde kullanamıyoruz. Bordro çıktılarının muhasebe sistemlerine aktarımı ERP paketi kullanan şirketlerin dışında ( burada da yüzde IK yönünden çok iç açıcı değil aslında ) çoğunda söz konusu bile değil. CV verilerini standardize eden sorgulama yapan yazılımlar büyük şirketler dışında mevcut değil, mevcut olsa bile tabi ki entegre değil. Tüm bunlar mevcut olmayınca organizasyonlarda farklı katmanlarda oluşan bilgilerin IK departmanlarına veri oluşturacak ve IK fonksiyonlarını organizasyona değer üretecek şekilde kullanmaya çalışmak biraz hayal mi acaba ? Bütçelerdeki en yüksek kalemin İnsan gücüne ayrılan miktar olduğunu düşünürsek, insan gücünün ne kadarının üretime yansıdığını görmek ve bu bilgiyi kullanarak verimi artırıcı yollara başvurmak herhalde olaya çok farklı bir boyut katardı,tabi bu çalışma saatlerini ve ücretleri bilmekten çok daha fazla verinin IK nin elinin altında olması ile gerçekleşebilir ancak. Bu yazı dünyada böyle mi diye devam etmeyecek, oralarda da durum bizlerden iyi olsa bile çok da farklı değil. Global şirketlerin hakkını teslim etmemiz gerekiyor burada, onlar her zaman olduğu gibi en yeni teknolojilere en kolay ulaşabilen mutlu azınlık, Insan Kaynaklarında teknoloji kullanımı ve bunun verimliliğe yansıtılması konusunda epey yol almış gözüküyorlar. Global şirketlerin ülkemizdeki uzantıları da dahil buna. Biz daha entegrasyon konusunda yol alamamışken, bu tür uygulamaların bir adım ilerisi Self Servis İnsan Kaynakları Otomasyonu son yıllarda özellikle Uluslarası kuruluşlardan başlayarak yükselen bir trend izliyor. IK fonksiyonlarını hem personelin hemde yöneticilerin aynı platformları farklı yetki seviyeleri ile kullanmaları mümkün. Bu tür bir işlem hem maliyetleri düşürürken aynı anda hem personele hemde yönetime daha iyi bir servis vermemizi sağlıyor.Personelin değişen ev adresini formsuz ve IK departmanına en az iş yükü oluşturacak bir biçimde değiştirmesi, izin ve avans taleplerini yine bu ortak platformdan yapması, masraf ve harcırahlarını bu yolla onaya göndermesi IK departmanının da tüm bu işlemlerden istediği anda haberdar olması mümkün. Yönetici, personel ve IK departmanının aynı platformu paylaşmalarından daha güzel bir şey olamaz aslında, düşünün ki bilgiler farklı sistemlere tekrar tekrar girilmeyecek, hatalı işlemlerin en aza indirgenmesi ve uyuşmazlıların önlenmesi de işin iyi tarafı. Bu durumda personele de kendi hakları ve yapması gereken işlemlerde yine bu yolla öğretilebilir. IK servisleri özellikle ücret ödeme sonrası dönemlerde yada nema ödemesi veya vergi iadesi gibi dönemlerde “ call center “ gibi çalışmaya başlıyor. IK servisleri bu dönemlerde gerçekten zor anlar yaşıyorlar. Telefon ile soru sorma her iki tarafa ( ki bu çoğunlukla şirketler oluyor ) maliyet getiriyor hem zaman hem para bakımından. Oysa bu tür bir self servis ile IK servisi yükü zamanla bu self servisi öğrenme hızı oranında azaltılabilir. Her nekadar “ kontrol elden gidiyor mu ? “ diyecekler olsa da Self servis sisteminin yönetim bakımından kontrolü hem denetim açısından hem de kayırmaları ve işi asmaları önlemek açısından daha verimli olacaktır Self servis IK otomatisazyonunun Türkiye açısından en çok eleştiri alacak yönü herhalde şunlar olacaktır. Personele kendi verilerini değiştirecek yetki vermenin doğru olmayacağı ve kötü niyetli kullanıma yol açacağı. İkincisi de ( Özellikle iş güvencesi yasasından sonra durum daha önem arzedecek ) ıslak imzası olmayan belgelerin ispat ediciliği olmayacağı. E-devlet konusunda çabalar içinde olan devletimizin durumu er geç değiştireceğini ve kazananın ilerlemeden yana olacağını biliyoruz. Ama çalışanına güven duyamayacak organisazyonların İnsan Kaynakları politikalarını bir kez daha gözden geçirmeleri gerekir kuşkusuz. Bu tür uygulamaları sadece beyaz yakalılar için kullanabiliriz, İnternete ve bilgisayara gerek çalışma şartları gerek şirket içindeki diğer kısıtlamalar nedeni ile eli bile değmeyecek personel var bu durum nasıl çözümlenecek diyorsanız, tüm ülkeyi birkaç kez sarmış olan mobil iletişim altyapısı bu iş için çok uygun, hem de kullanım açısından biz Türklere daha çok hitap ediyor. Ayşe Nazmiye UÇA
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.