Admin tarafından postalanan herşey
-
Felçten Geri Dönme
Felçten Geri Dönme (Reversing Paralysis) Bilim insanları, beyin implantlarını omurilik yaralanmalarının götürdüğü hareket özgürlüğünü geri getirmek için kullanırken kayda değer ilerlemeler kaydetti. Ne zaman kullanılabilir: 10 ila 15 yıl "Git, git!" Grégoire Courtine'in aklındaki düşünceyle yarışıyordu. Fransız bir sinirbilimci, bir koşu bandının bir ucunda agresif bir faaliyete başladığında, bir makak maymunu izliyordu. Ekibi, sağ bacağını felce uğratan hayvanın omurgasını yarı yarıya kesmek için bir bıçak kullandı. Şimdi Courtine, maymun tekrar yürüyebileceğini kanıtlamak istiyordu. Bunu yapmak için, arkadaşları ve meslektaşları kafatasının altına kendi motor korteksine dokunan bir kayıt cihazı takmış ve hayvanın omurilik çevresindeki yaralanmanın altında bir esnek elektrot yatağı dikmişlerdi. İki elektronik aygıta kablosuz bir bağlantı katıldı. Sonuç: Maymun hareket etme niyetini okuyan ve sonra hemen omurgasına elektriksel uyarı patlamaları şeklinde ileten bir sistem. Yakında yeterince maymun sağ bacağı hareket etmeye başladı. Uzat ve esnek ol. Uzat ve esnek ol. Hızla ilerledi. İsviçre'nin École Polytechnique Fédérale de Lausanne'li bir profesör olan Courtine, "Maymun düşünüyordu, sonra patladı, yürüyordu" diye hatırlıyor. Son yıllarda, laboratuvar hayvanları ve birkaç insan makinelere kablolanmış bir beyin implantı sayesinde düşünceleriyle bilgisayar imleçlerini veya robot kollarını kontrol ettiler. Şimdi araştırmacılar, felce bir kez ve herkese ters düşme yönünde önemli bir adım atıyor. Beyni okuma teknolojisini bedendeki elektrik stimülatörlerine kablosuz olarak bağlarlar; böylece Courtine'in "sinirsel atlama" dediği şeyleri yaratması insanların düşüncelerinin bacaklarını tekrar hareket ettirebilmesini sağlar. Cleveland'daki Case Western Reserve Üniversitesi'nde orta yaşlı bir quadriplejik - başını ve omuzunu değil, başını ve omuzunu hareket ettiremedi - doktorların beyinde, Courtine'nin maymunlarda kullandığı aynı tipte iki kayıt implantı yerleştirmesine karar verdiler. Silisyumdan yapılmış ve bir posta pulundan daha küçük, onlar nöronların komutları atması gibi "dinleyebilen" yüz saç ölçüsü metal probla fırçaladı. Sinir sistemine zarar vermek için kablosuz beyin gövdesi elektronik arabirimleri. Neden Önemlidir Binlerce insan her sene felce neden olan yaralanmalar yaşıyor. Anahtar oyuncular - École Polytechnique Fédérale de Lausanne - Biyomekanik ve Nöro-mühendislik için Wyss Merkezi - Pittsburgh Üniversitesi - Case Western Rezerv Üniversitesi Kullanılabilirlik 10 ila 15 yıl Baypasın tamamlanması için, Robert Kirsch ve Bolu Ajiboye liderliğindeki Vaka Ekibi, adamın kolunun ve elinin kaslarına 16'dan fazla ince elektrod da kaydetti. Kol kol dayanağı ile kol yay yardımıyla. Hatta dudaklarına bir saman ile bir bardak yükseltir. Sistem olmadan, bunlardan hiçbirini yapamaz. Sadece bir gün boyunca ellerinizde oturmayı deneyin. Bu size omurilik hasarının parçalanmış sonuçları hakkında bir fikir verecektir. Burnunu veya çocuğunu saçında çizemezsin. "Fakat eğer bunu elinde tutarsan," diyor "hayatını değiştiriyor." Grégoire Courtine, beyin-omurgası arayüzünün iki ana bölümünü elinde tutar. hillary kutsal fotoğrafı | EPFL Vaka sonuçları, bir tıp günlüğünde yayın bekleyen, çeşitli duyuları ve yetenekleri geri yüklemek için implanted elektronik kullanmak için daha geniş bir çaba parçasıdır. Alzheimer hastalığının ötesinde (bkz. "10 Çığır açan Teknolojiler 2013: Bellek İmplantları"), felç tedavisinde, körlüğü tersine çevirmek için sözde sinir protezini kullanmayı umuyoruz. Ve işe yarayacağını biliyorlar. Koklear implantları, iç kulağın çalışmayan kısımlarının etrafında dolaştırmayı düşünün. İlk kez annelerinin çocukları her ay internette viral gidiyorlar. 250.000'den fazla sağırlık davası tedavi edilmiştir. EPFL araştırmacıları tarafından yapılan bu videoda, sağ bacağını felç eden bir omuriliğe sahip bir maymun tekrar yürüyebiliyor. Fakat sinir protezinin felce uğramış insanlara dönüşmesine engel olmak zordu. Bir hasta önce 1998'de beyinden bilgisayara imleç yapmaya alıştı. Bu ve diğer birçok beyin kontrol yeteneğinin daha pratik kullanımı yoktu. Teknoloji laboratuvardan çıkmak için çok radikal ve çok karmaşık kalıyor. "Yirmi yıllık iş ve klinikte hiçbir şey yok!" Diye ısrarla söylüyor Courtine saçlarını fırçalarken. "Sınırları zorlamıyoruz, ancak önemli bir soru. Courtine laboratuvarı Ayrıca İsviçreli milyarder Hansjörg Wyss Özellikle omurilik bypass gibi neurotechnologies kalan teknik engelleri çözmek için finanse Yani 100 milyon $ merkezi için evler Cenevre'de vertiginous cam ve çelik binada yer almaktadır. Tıbbi cihaz üreticileri ve İsviçre saat firmalardan uzmanlar işe ediyor ve altın teller elektrotlar üzerine basılır temiz odalar vücudumuzun gibi Yani uzatabilirsiniz lastik donatılmış etti. Bir beyin okuma Çipin bir yakın çekim, elektrotlar ile kabararak. Omurilik simüle etmek için geliştirilmiş elektrotlar. Merkezin başı, John Donoghue, ABD'de beyin implantlarının erken gelişimine öncülük eden bir Amerikalı. (bkz. "İmplante Umut") ve iki yıl önce Cenevre'ye taşınanlar. Halen, tek bir yerde muazzam teknik kaynakları ve yetenekli (nitelikli nörobilim uzmanları, teknologları, klinisyenleri) ticari olarak uygulanabilir sistemler yaratması için gereken bir araya gelmeye çalışıyor. Donoghue'lar arasında, İnternet hızında beyinden veri toplayabilen ultra-kompakt bir kablosuz cihaz olan bir "nörocomm" var. "Başınızın içine bir radyo" diyor Donoghue ve "dünyadaki en karmaşık beyin iletişimcisi" diyor. Kibrit kutusu boyutundaki prototipler safir pencere ile biyolojik olarak uyumlu titanyumdan yapılmıştır. Maymun testlerinin versiyonu. Donoghue, hastalar oldukları gibi oldukları için, hastalar onları arzuladığından sinirsel bypasslar peşinde olmalılar diyor Donoghue. "Birisine kendi kollarını taşımak isteyip istemediklerini sorun" diyor. "İnsanlar günlük hayatlarına kavuşmayı tercih ederler. Yeniden hayata geçirilmek istiyorlar. " Kablosuz bir sinir iletişim cihazı modeli kafatasında oturuyor.
-
2017 Yılında Devrim Yaratan 10 Yeni Teknoloji
2017 Yılında Devrim Yaratan 10 Yeni Teknoloji Bu teknolojilerin hepsinin kalıcı gücü var. Ekonomiyi ve politikamızı etkileyecek, tıbbı geliştirecekler veya kültürümüzü etkileyecekler. Bazıları şimdi açılıyor; diğerleri gelişmek için on yıl veya daha fazla zaman alacaktır. Ancak şimdi hepsini hakkında bilgi sahibi olun istedik. Felçten Geri Dönme Bilim insanları, beyin implantlarını omurilik yaralanmalarının götürdüğü hareket özgürlüğünü geri getirmek için kullanırken kayda değer ilerlemeler kaydetti. Kendiliğinden seyrüseferli Kamyonlar Direksiyonda insan bulunmayan kamyonlar yakında sizin yanında bütün karayollarını dolduracaktır. Bu, ülkedeki 1.7 milyon kamyon şoförü için ne anlama geliyor? Yüzünüzle Ödeme Çin'deki yüz tanıma sistemleri şimdi ödemeleri yetkilendiriyor, tesislere erişim sağlıyor ve suçluları takip ediyor. Diğer ülkeler takip edecek mi? Pratik Kuantum Bilgisayarlar Google, Intel ve çeşitli araştırma gruplarındaki gelişmeler, daha önce tahmin edilemeyen güçlere sahip bilgisayarların nihayetinde erişebildiğini gösteriyor. 360 Derece Selfie Küresel görüntüler üreten ucuz kameralar, fotoğrafçılığa yeni bir dönem açıyor ve insanların hikayelerini paylaşma biçimini değiştiriyor. Sıcak Güneş Pilleri Isıyı odaklanmış ışık demetlerine dönüştürerek, yeni bir güneş aygıtı ucuz ve sürekli güç oluşturabilir. Gen Terapi 2.0 Bilim adamları, nadir görülen kalıtsal bozuklukların iyileştirilmesine engel olan temel sorunları çözdü. Sonra, aynı yaklaşımın kanser, kalp rahatsızlığı ve diğer yaygın hastalıkları ele alıp alamayacağını göreceğiz. Hücre Atlası Biyolojinin bir sonraki mega projesi, gerçekten ne olduğumuzu bulacaktır. Şeylerin Botnetleri Ev aletlerine bağlantı eklemek için acımasız itme, daha da kötüsü olabilecek tehlikeli yan etkiler yaratmaktır. Güçlendirme Öğrenimi Deney yaparak bilgisayarlar, hiçbir programcının onlara öğretemeyeceği şeyleri nasıl yapacaklarını öğreniyor.
-
30 değişik 4 yol kavşağında trafik akışını ölçtük
-
Birisi Çay Yapsada Şöyle Sıcak Sıcak İçsek
-
Maçça (Matcha) Tozu - Çayı
Maçça (Matcha) Tozu - Çayı Matcha özel olarak yetiştirilen ve işlenmiş yeşil çay yapraklarının toz haline getirilmiş tozudur. Çiftçilik ve işleme iki yönüyle özel: matcha için yeşil çay bitkileri, hasat öncesi yaklaşık üç hafta gölge büyütülür ve saplar ve damarlar işleme sırasında çıkarılır. Gölgeli büyüme sırasında, Camellia sinensis bitkisi daha fazla teanin ve kafein üretir. Kimyasalların bu bileşimi, insanların matcha içmekten hissettikleri sakin enerjiyi hesaba kattığı kabul edilir. Toz haline getirilmiş matcha şekli, çay yaprakları veya çay poşetinden farklı şekilde tüketilir ve bir sıvı, tipik olarak su veya süt içinde eritilir. Geleneksel Japon çay töreni, maçanın sıcak çay olarak hazırlanması, sunulması ve içilmesi üzerine yoğunlaşır ve meditatif bir manevi stil oluşturur. Modern zamanlarda, matcha ayrıca, mochi ve soba erişte, yeşil çay dondurması, matcha lattes ve çeşitli Japon wagashi şekerlemesi gibi yiyecekleri tadmak ve boya yapmak için kullanılmaya başlandı. Genellikle eski tören sınıfı matcha olarak anılır, yani matcha tozunun çay seremonisi için yeterince iyi olduğu anlamına gelir. İkincisi, mutfak sınıfı matcha olarak adlandırılır, ancak standart bir endüstri tanımlaması veya gereklilikleri yoktur. Matcha'nın harmanlarına, ya üretimin yapıldığı plantasyon, dükkan ya da karışımın yaratıcısı ya da belirli bir çay geleneğinin ustası tarafından chamei ("çay isimleri") olarak bilinen şiirsel isimler verilir. Bir karışım, bir çay töreni soyunun büyük ustası tarafından adlandırıldığında, efendinin konomi ya da Bir Kasap yaprağı olarak bilinir.
-
Pelikan Kadının Çadırını İşgal Ediyor - Galapagos Adası
-
Suçla Beni - Luis Fonsi - Demi Lovato - Echame La Culpa
-
2017'nin En Çok İzlenen 100 Videosu
-
Kullanmadığınız Eşyaları Geri Dönüştürün
Bit pazarının yolunu tut
-
Sony Bravia OLED - Dünyanın İlk Akustik Yüzey Ekranı
-
Sony Bravia OLED - Dünyanın İlk Akustik Yüzey Ekranı
Sony Bravia OLED - Dünyanın İlk Akustik Yüzey Ekranı OLED Ustası Eşi benzeri görülmemiş görüntü kalitesi, şahane ince tasarım ve etkileyici ses sunmanın tamamen yeni bir yolu ile, mühendislik sınırlarını her açıdan zorladık. Yeni Sony A1E BRAVIA OLED 4K HDR TV, yalnızca görüşünüzü geliştirmekle kalmaz, TV'nin neyle ilgili bakış açısını değiştirecektir. Mükemmel bir uyum içinde resim ve ses var. Yeni BRAVIA OLED, heyecan verici yenilikleri sunan ilk Sony TV değil. Sony'nin ilk siyah-beyaz TV'den ilk Trinitron renkli televizyona, ilk 4K TV'ye, Sony'den 1960'dan beri en ileri televizyon teknolojisini getiriyor. Dünyanın ilk Akustik Yüzeyi Tanıtımı TV sesinde bir devrim Ses dünyası, tüm TV ekranı etkin bir şekilde bir hoparlör olduğunda çok daha büyük bir yer haline gelir. Yeni bir Akustik Yüzey teknolojisi, resme mükemmel şekilde senkronize edilmiş net, geniş sesi ile size gerçekçi bir görüntüleme deneyimi yaşatır. Enfes kontrast, mükemmel siyahlar. Farklı bir tezatın kontrastı. OLED piksellerimiz tek tek çalışır ve mutlak siyahı elde etmek için tamamen kapatılabilir. Bu üst düzey kontrast seviyesi, şaşırtıcı derecede gerçek olan bir görünüm için detay, derinlik, doku ve renkler ortaya koyar.
-
Çingene Kızı Artık Türkiye'ye Dönsün
Çingene Kızı Artık Türkiye'ye Dönsün Çingene Kızı, ekibi bekliyor ABD’de sergilenen 1800 yıllık 12 Zeugma mozaiği için FBI devrede. Türkiye, ABD’deki Wolfe Sanat Merkezi’nde 47 yıldır sergilenen ve MS 2. yüzyıla tarihlenen 12 Zeugma mozaiği için FBI’dan destek istedi. FBI tarafından da Türkiye’ye mozaiklerin “özel hukuk kapsamına girdiği” belirtilerek, “Ancak cezai soruşturmaya esas teşkil edebilecek, kanıtlanabilir bilgi bulunması halinde FBI’a başvurulabileceği” yanıtı geldi. Türkiye ayrıca mozaikler için ww.change.org adresinde “Zeugma’dan Amerika’ya kaçırılan mozaikler iade edilsin” başlıklı sanal imza kampanyası başlattı. 24 Kasım tarihi itibarıyla tam 44 bin 139 imza geldi. Karşılıklı iyi niyet... Türkiye, ABD’deki Wolfe Sanat Merkezi’nde 47 yıldır sergilenen 12 parça Zeugma Mozaikleri için filmleri aratmayacak iade çalışması başlattı. Yurtdışına kaçırılan tarihi eserlerin yurda dönüşünü sağlamak amacıyla Meclis’te kurulan Araştırma Komisyonu’nun taslak raporuna yansıyan bilgiye göre, Türkiye, Bowling Green Üniversitesi’nde bulunan bir öğretim üyesinin, Wolfe Sanat Merkezi’nde 47 yıldır sergilenen ve M.S. 2. yüzyıla tarihlenen 12 mozaik panelin Zeugma’dan çalınmış olabileceği ihtimalini gündeme getirmesiyle yerli ve yabancı basında yer alan haberler üzerine araştırmalar başlatarak, mozaiklerin kökenine ilişkin iki akademisyen tarafından rapor hazırladı. Her iki raporda da mozaiklerin Zeugma’ya, Çingene Kızı mozaiğinin de bulunduğu kültür katmanına ait olduğunun bildirilmesiyle FBI ve müze yetkilileriyle irtibata geçildi. Türkiye, ABD’den “Karşılıklı iyi niyet çerçevesinde mozaiklerin iadesi konusunda girişim başlatılmasını” istedi. ‘Ne zaman kaçırıldı, belge sunun’ FBI tarafından konunun özel hukuk kapsamına girdiği belirtilerek, “Ancak cezai soruşturmaya esas teşkil edebilecek, kanıtlanabilir bilgi bulunması halinde FBI’a başvurulabileceği” yanıtı geldi. Bowling Green Üniversitesi yetkilileri tarafından ise “mozaiklerin Türkiye’de ne zaman, nasıl bulunduğu ve yurtdışına ne zaman ve nasıl kaçırıldığı konusunda bilgi ve belge sunulması” talep edildi. Ayrıca 2012-2013 yıllarında, Bowling Green Üniversitesi yönetimi ile yapılan toplantı ve yazışmalarda, mozaiklerin mülkiyetinin tamamen Türkiye’ye verilmesinin ve anlaşmaya varılması halinde iadenin en kısa zamanda gerçekleşmesinin beklendiği ifade edilerek, gerek görülmesi halinde konunun kamuoyunun dikkatine sunulacağı ve mozaiklerin iadesi meselesinin hukuki alana taşınması konusunda kararlı bir tutum içerisinde olunacağı bildirildi. Bakanlıktan rapor Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da Bowling Green Üniversitesi yönetimine iletilen ve mozaiklerin Türkiye kökenli olduğunu ispatlayan bilimsel rapor gönderildi. Raporda, 1955- 1965 yılları arasında, Zeugma Örenyeri’nde çok sayıda kaçak kazı gerçekleştiği ve bulunan eserlerin yabancılara satıldığı yönünde bilgilere ulaşıldığı belirtildi. Ancak ulaşılan bilgilerin ve Türkiye’ye 1869 ve 1884 Asar-ı Atika Nizamnameleri ile izinsiz kazı yapılmasının ve kültür varlıklarının yurtdışına çıkarılmasının yasak olması nedeniyle söz konusu mozaiklerin yasal bir şekilde ülke dışına çıkarılmış olmasının mümkün olamayacağına ilişkin konuların yeterli görülmeyerek, mozaiklerin yurtdışına kaçırılmasına ilişkin yasadışı faaliyeti ispatlayan doküman sunulması konusunda ısrarcı davranıldığı öğrenildi. Bunun üzerine, Türkiye, “Alternatif yöntemler üzerinde durularak, konuyla ilgili yerli ve yabancı basının desteğinin alınmasıya üniversite üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmayı hedefleyerek, bilgi ve belge teminine ilişkin diğer araştırma ve çalışmaları sürdürme” kararı aldı.
-
Uzayda Koşmak Nasıl Olurdu
-
Bahçe Kapıları
Bahçe Kapıları Ege’nin o mistik havasını solurken, ıhlamur ağaçları ile dolu bir yolda buldum kendimi. Tenimi okşayıp geçen bahar mevsiminin o ılık serinliğini hissettim bedenimde. Yol boyunca birbirine benzeyen, inci gibi dizilmiş evlerle karşılaştım. En çok dikkatimi çeken ise evlerin bahçe kapıları oldu. Hepsinin kendine özgü bir tarzı vardı. Sanki evin iç dünyasını dışa yansıtan bir ayna gibi. Kimisi tahtanın otantik görünümü ile süslemişti girişlerini, kimisi ise demirin sert duruşu ile kapatmıştı mahremlerini. Ancak hepsinde farklı bir tat farklı bir hayat vardı sanki. Her bahçe kapısı bende farklı bir his oluşturdu. İlerde etrafı beyaz çitlerle örülmüş beyaz bir ev çekti dikkatimi. Bahçe kapısı da çitlerle uyumlu şekilde beyaz tahtalar ile tasarlanmıştı. Adımlarımı yavaşlattım ve gözlemeye başladım etrafımı. Bahçenin ortasında bir çardak, çardağın hemen sağında bir süs havuzu ve havuzun etrafında rengarenk çiçekler vardı. Çardak ev ve çitlerle uyumlu bir şekilde beyazlarla süslemişti kendini. Çardakta 75-80 yaşlarında iki kişi oturuyordu. Evin önüne yaklaştıkça daha iyi görüyordum siluetlerini. Yaşlı bir amca ve teyze çaylarını yudumluyorlardı. Yüzlerinden havuzdan gelen suyun dinlendirici sesi, ıhlamurların kokusu ve havanın hafif serin esintisinin verdiği huzur hissediliyordu. İlerleyen yaşları ile beraber ağaran saçlarının çitlerle, evle ve çardakla olan uyumu tezimi doğrular nitelikteydi. Gerçekten her bahçe kapısı evin iç dünyasını yansıtan birer ayna gibiydi. Beyazın saflığını üzerinde taşıyan evi geçtikten sonra yolun karşısında demirden yapılma yüksek bahçe kapısı dikkatimi çekti. Eski zamanlarda kapılarda bekleyen muhafızların ellerindeki mızrak gibiydiler. Bu bahçe kapısı bir otorite hissi uyandırdı bende. Bahçede siyah ağırlıklı, bacaklarında ve boynunda kahverengi renkler olan, tüysüz, vücudundaki kaslar uzaktan bile belli olan, dik bakışlı bir köpek geziniyordu. Yolun karşısında olmama rağmen beni fark ettiği belliydi. Kafası bana doğru dönük bir şekilde yürümeye devam ediyordu. Bahçe kapısının ev ile olan uyumunu daha iyi anlamak için yolun karşısında tam bahçe kapısının olduğu kısımda durdum. Durmam ile o kas yığını köpeğin bahçe kapısına doğru koşarak havlaması bir oldu. Bir anda irkildim. Ancak kapıdaki muhafızlar engelliyordu onu. Bu dönemde bu tür muhafızların olması gerçekten çok mükemmel diye düşündüm ve gülümsedim. Köpeği daha fazla tedirgin etmemek adına hızlı adımlarla uzaklaştım oradan. Her bahçe kapısı birbirinden farklıydı. Kimisi büyük, kimisi küçük, kimisi bahçenin büyüklüğünü gösterir nitelikte geniş, kimisi ise otantik bir bahçeye giriyor edasında küçük ve sade ama hepsi birbirinden hoştu. Karar vermiştim. İstanbul’a döndüğümde ilk yapacağım iş eve bir bahçe kapısı yaptırmak olacaktı. Evimin önünden geçen, evime gelen insanlara evin içindekilerin kişiliğini yansıtacak bir kapı. Benim Bahçe Kapım.
-
Maalesef herkes lider olamaz
Maalesef herkes lider olamaz Bugün toplum ve kurumlara baktığımızda, her liderden iyi bir yönetici olmadığı gibi her yöneticiden de maalesef iyi lider olmadığını görüyoruz. Peki, somut özelliklerine onlarca madde sayabileceğimiz liderlerin soyut özelliklerini hiç merak ettiniz mi? Liderlik kavramına baktığımızda o kadar dallı budaklı olduğunu görüyoruz ki; hangi açıdan ele alsam diye şöyle bir düşündüm açıkçası… Literatürde sıkı bir araştırma yapınca; liderlik üzerine birçok kitap, yazı ve makale bulmak mümkün. Asıl soru şu olsa gerek; pekiyi liderlik vasıflarını sonradan kazanmak mümkün müdür, yoksa liderlik bazı insanların yaradılış itibari ile ruhunda mı yatar? Sonradan kazandığı ya da kazanacağı karakteristik özellikleri bir tarafa, lider sıfatını taşıyacak bir yöneticinin özel bir ruha sahip olması gerektiği aşikar. Yani kişi; kendini doğru kavramışsa, yeteneklerinin, zaaflarının, güçlü yanlarının ve gücünün sınırlarının nerede, ne zaman son bulduğunu mantık düzeyinde tespit edebilmişse; “Lider” vasfını hak etmeye başlamıştır. Bu durumda; “Lider kimdir” sorusuna; ‘Kendisini tanıyandır. Bireyleri ortak hedeflere yönelten, bireyler arası köprüyü oluşturan, dağınık güç ve bilgiyi bir araya toplayıp sinerji yaratan kişidir” şeklinde bir yanıt vermek mümkün. Toplumlarda liderlerin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ve gerçek liderlere olan ihtiyacı çok fazla anlatmaya gerek yok… Ülkemizde “Lider” denilince hemen herkesin aklına bir siyasi partinin genel başkanının ismi gelir. Bunda, seçimler, siyasi partilerin tutundurma ve gündem oluşturma faaliyetleri etkili tabii. Ancak gelişmiş ülkelerde “Lider” denilince akla genellikle, Coca Cola, Ford, IBM, Microsoft, Apple, Shell, BP, Samsung, Fiat gibi şirketlerin yöneticileri geliyor. Nedeni aslında basit ve bu konuda yorum yapmaktansa, düşünülmesini siz değerli okurlarıma bırakmak istiyorum… Peki, lider ile yöneticinin farkı nedir? Her yönetici bir lider midir ve lider sıfatlarını taşıyan herkes yönetici midir? Avusturyalı yönetim bilimci Peter Ferdinand Drucker’a göre lider ile yönetici arasında 7 önemli fark bulunuyor. Bunları; - Yönetici, bulunduğu alanı idare eder. Lider ise sizi yeni bir alana taşır. - Yönetici, karmaşayla uğraşır. Lider, belirsizlikle... - Yönetici, karar verir. Lider ise hüküm... - Yönetici işi doğru yapar. Lider, doğru işi yapar. - Yöneticinin dikkat ettiği verimliliktir. Lider ise etkin olmaya odaklanır. - Yönetici neler olduğunu görür ve duyar. Lider, hiçbir ses olmadığı zaman duyar, hiçbir ışık olmadığı zaman görür. - Yöneticiye görevi veren şirkettir. Lider, görevini izleyenlerinden alır. İş dünyası liderlerinden birini örnek vermek gerekirse; Microsoft’un patronu Bill Gates’i söyleyebiliriz mesela. Türkiye’den de örnekler bulmak mümkün ama farklı anlamlar yüklenilmemesi için biz Gates üzerinden ne demek istediğimizi anlatalım dilerseniz. Haydi öyleyse Bill Gates’in şirketinde uyguladığı yöntemlere bir göz atalım: * Bir vizyona sahip olmak: Bill Gates bilgisayarların insan hayatının vazgeçilmez bir parçası olacağını daima hayal etmiştir. Bu düşünü yıllar sonra gerçekleştirme imkânına kavuşmuştur. Benzer bir örnek ise H. Ford’tur. O da gelecekte herkesin bir arabası olacağı günleri hayal etmiştir. Bugün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin toplumlarına bakıldığında bunun gerçekleşmeye çok yakın olduğu görülebilir. * Çok çalışmak: Gates çok çalışarak kendisini ve örgütünü geliştirmiştir. * Doğru kişilerle çalışmak: Yine Bill Gates, yetenekli insanları bularak bir şirket kurmuştur. * Ortak etmek: Gates, çalışanlara yüksek maaş ya da prim vermek yerine şirkete ortak etmiştir. Böylece ücretli değil, kendi şirketi için çalışan kişiler yaratmıştır. Bu sayılan özellikler, bir liderin yöneteceği kişi ya da ekiplere ne denli egemenlik sağlayacağının, sevk ve idarede nasıl rahat ve bilinçli davranacağının bilgili ve somut kavramlarıdır. Fakat tüm bunların yanı sıra liderliğin insani boyutunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Evet tüm bunları taşımalı ama önce ‘insan olma’ vasfını kaybetmemeli. O zaman birazda ‘insani boyutta lider’ diyelim ve özelliklerini sıralayalım: - Gerçek bir lider her şeyden önce kibirden uzak durur. - Gerçek bir lider alçak gönüllüdür. - Gerçek bir lider ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, çevresinden de yeni bilgiler edinmeye daima açıktır. - Gerçek bir liderin empati yeteneği gelişmiştir. - Gerçek bir lider iyi bir dinleyicidir. Çünkü bu yönü, onun liderlik ettiği toplum üzerindeki etkisini artıracağı gibi alçak gönüllüğünün de en iyi ifadesidir. - Gerçek bir lider pozitiftir. Daima pozitif görünmek insanların sempatisini kazanmak açısından oldukça önemlidir. - Gerçek bir lider işlerin en yoğun olduğu zamanlarda bile, yaşamı renklendiren, dinlendiren ve mutlu eden uğraşıları da işin içine katar. - Gerçek bir lider motive etmeyi iyi bilen kendi heyecanına etrafındakileri ortak edebilendir. İşte size lider olmanın tüm yönleri… Teoride liderlik özelliklerini tanımlamak kolay ama pratikte hayata geçirmesi oldukça zor… Bu yüzden toplumlar kolay kolay liderler yetiştiremiyor. Şimdi gözlerinizi kapatın ve bir an düşünün; gerçek anlamda kaç tane lider sayabilirsiniz? ERTAN ACAR
-
Dizüstü Bilgisayar Ekranları ile Ilgili Gerçekler
Dizüstü Bilgisayar Ekranları ile Ilgili Gerçekler LCD ekranlara kısaca bir göz atalım. LCD nin kelime anlamı Likit(sıvı) Kristal Görüntüdür, 1,500,000 pikselin oluşumu ile görüntü sağlar. Herbir pikselin kendine ait likit/transistör kombinasyonu bulunmaktadır. Küçük bir kısmı zarar görmüş olduğunu bileekranda bir kalıcı siyah görüntü olmasının nedeni tüm piksellerin birbirlerine bağlı çalışmaları sonuçu tüm pikselleri etkilemiş olmasıdır. Gelmeyen görüntü kırılan ekranlar gibi tamir edilemez ve değiştirilmesi gerekmektedir. Laptop Ekran Bakıp Bilgileri : - Dizüstü Bilgisayar Ekranı Temizleme - dizüstü bilgisayar ekranı temizlemek içingözlük bezleri veya amerikan bezi dediğimiz parlak micro kumaşlar yeterli olacaktır.Yağ veya kir işaretleri olsa biledizüstü bilgisayarınızı rahatça temizleyebilirsiniz. Ekranda Fiziksel Hasar– Ekranınızın üzerine baskı yapmakta ekranda hasar oluşturacaktır. Sadece parmak ile değiş, kalem veya herhangi bir sivri bir alet ile ekranınınızda hasar oluşturabilirsiniz. Eklemeliyiz ki,dizüstü bilgisayarınızın ekranını değiştirme hakkında emin değilseniz, bir dizüstü bilgisayar LCD Ekran Değiştirmek için gereken temel adımları gösteren bir video eğitimini muhakkak izleyiniz.
-
DS-Concept Factoring, Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne 15.000 bağışladı
DS-Concept Factoring, Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne 15.000 bağışladı DS-Concept Factoring GmbH şirketi Türkiye’nin Hattusa/Boğazköy bölgesindeki kazı çalışmalarını destekleyerek Alman-Türk işbirliğini kuvvetlendirdi. (Mönchengladbach) DS-Concept Factoring GmbH firması bugün dünyanın önde gelen ticari finans kuruluşları arasında yer almaktadır. Uluslararası alanda faaliyet gösteren DS Concept Factoring GmbH şirketi faaliyet gösterdiği ülkelerde işbirliği girişimlerinde bulunmaya her zaman önem vermektedir. İşte bu sebepden dolayı DS-Concept Factoring GmbH firması Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün (DAI) Türkiye’nin Hattusa/Boğazköy bölgesindeki kazı çalışmalarını desteklemeye karar vermiştir. DS-Concept Factoring şirketi uluslarası alanda bir finans kuruluşu olup dünya çapında ithalat ve ihracat finansmanı alanında uzmanlaşmıştır. Uluslararası arenada faaliyet gösteren ticari işletmeler hızlı hesaplamalar ve işlemler yapabilmeleri için kısa vadede nakde ihtiyaç duymaktadırlar. DS-Concept Factoring GmbH firması Sermaye Piyasaları ile yıllara dayanan ilişkileri sayesinde müşterilerin nakit ihtiyaçlarını en kısa sürede giderebilmektedir. DS-Concept Factoring GmbH şirketinin uluslararası ticari ortakları ve faaliyet gösterdiği yabancı ülkelerin pazarlarında kurduğu ortaklıklar sayesinde sağlam bir ağ oluşturmuştur. Bu nedenle DS-Concept Factoring GmbH firması Türkiye’nin Hattusa/Boğazköy bölgesindeki kazı çalışmalarına destek vermek amacıyla 2011 yılının Temmuz ayında Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne 15.000 Euro’luk bir bağış yapmıştır. DS Concept Factoring şirketinin Genel Müdürü Ansgar Hütten: "Alman-Türk işbirliğine destek olmak vede kültürel miraslara sahip çıkılması gerektiğinden bu bağışı yapmak istedik. Aynı zamanda ekomomisi zayıf olan bu bölgede iş imkanları gelişecektir". Kazı çalışmaları esnasında eski Hitit dönemine ait eserler incelenecektir. Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) bilimsel bir kuruluştur ve Alman Dışişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün merkezi Berlin’dedir. DS-Concept Factoring GmbH firması uluslararası platformda iş ortaklarıyla olan ilişkilerini ticari sorumluluklar nezdinde sürdürmekten ve DAI gibi çeşitli kuruluşlara destek veren projelerde yer almaktan gurur duymaktadır
-
Origami
Origami Origami Hemen hepimiz okulda ya da evde canımızın sıkıldığı bazı zamanlarda bir gazete sayfasını, bir takvim yaprağını ya da defterimizden kopardığımız bir sayfayı katlayarak uçak, gemi ya da benzeri şekiller yapmışızdır. Nedense bu eylemimiz de çabucak geçiveren o çok kısa zaman dilimlerinde ortaya çıkar. Kâğıttan bir şey yapıveririz; az sonra da günlük yaşamımızın öteki işleri bizi çağırır. Kâğıt uçağı, gemiyi ya da ne yapmışsak onu bir yana bırakıp unutuveririz. Yaptığımız şeye pek önem vermeyiz. Ne var ki bizim üstünde durmadığımız, çok da özenmediğimiz bu kâğıt katlama oyununun, yurdumuzdan binlerce kilometre ötedeki Japonya’da, insanların gözünde ayrı bir yeri vardır. Orada bu işe özel bir ad bile verilmiş. Japonlar, kâğıt katlayarak değişik şekiller yapma uğraşına origami der. Bazıları origamiyi yalnızca eğlenceli bir oyun olarak görür, bazıları da el becerisini geliştiren bir hobi... Kimi ortaya çıkan güzel modellerden etkilenir, kimi de onun dinlendiriciliğinin etkisine kapılır. Gerçekten de origami çok yalın bir uğraştır; gerekli olan tek malzeme bir kare kâğıt parçasıdır. Origamide kâğıdı kesmek, yapıştırmak ya da onun üzerine desen çizmek, resim yapmak yoktur. Yalnızca eldeki kâğıdı katlayarak, amaçlanan şekil oluşturulur. Bunun için özel bir beceri ya da sanatsal bir yetenek de gerekmez. Küçük büyük herkes rahatlıkla yapabilir. Gereken, yalnızca biraz sabır ve özendir. Bu nedenle origamiyi en basit sanat dalı olarak görenler gerçekte pek de haksız sayılmaz. Origami çocuklar için olduğu kadar yetişkinler için de keyifli bir oyundur. Ancak günümüzde birçok eğitimci origamiyi yalnız bir oyun olarak değil artık etkili bir eğitim aracı olarak da görüyor. Origaminin bu yanını ilk farkedenler doğal olarak Japonlar olmuştur. Origami, 1868-1912 yılları arasında Japonya’da anaokullarında ve ilkokullarda bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kâğıt katlamanın özellikle okul öncesi dönemde ve ilkokulun ilk yıllarında çocukların kimi becerilerini geliştirme açısından çok değerli katkıları olduğunu ortaya koymuştur. Origami bugün, Avrupa ve ABD’de birçok okulun ders programındaki yerini çoktan almıştır. Bir kâğıt parçasından üç boyutlu şekiller ortaya çıkartmak, genel olarak kişinin düşünsel ufkunu genişletir. Bunun yanında yaptığı katlamalar da simetri duygusunu güçlendirir. Kâğıt katlanarak oluşturulan kare, dikdörtgen, üçgen vb. geometrik şekiller, matematiksel düşünüşün gelişimini olumlu etkiler. Kişilerin yaratıcılıkları, bellekleri ve ortaya çıkarılacak eser üzerinde yoğunlaşabilme yetenekleri gelişir. Kişide amaca ulaşmak için belirli bir düzen içinde birçok aşamadan geçilmesi gerektiği düşüncesi yerleşir. Hemen hepimiz okulda ya da evde canımızın sıkıldığı bazı zamanlarda bir gazete sayfasını, bir takvim yaprağını ya da defterimizden kopardığımız bir sayfayı katlayarak uçak, gemi ya da benzeri şekiller yapmışızdır. Basit ve Eğlenceli ORİGAMİ Bir Sanat 10 Origami, yinelenen eylemlerle öğrenmeye güzel bir örnektir. Güzel bir eser yaratmak isteyen öğrenci, öğretmenini dikkatle dinler ve izler; gördüklerini doğru ve düzenli bir biçimde, sabırla ama aynı zamanda eğlenerek uygular. Bunun yanı sıra origami, yaş farkından doğan toplumsal konumları da ortadan kaldırır. Farklı yaşlardaki çocuklardan oluşturulan origami gruplarında, genellikle küçüklerin büyüklere yardımcı olduğu gözlenmiştir. Peki, nereden çıkmıştır origami? İlk kez kimlerin aklına gelmiştir kâğıdı katlayıp ona güzel biçimler vermek? Origami, Japonca bir sözcüktür. Origaminin Japonya’da yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişi vardır. İlk kez nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak tarihçiler, tıpkı origami gibi çok eskilere dayanan bir başka sanattan, kumaş katlama sanatından, türemiş olduğunu tahmin ediyorlar. MÖ 250 yılında Ming Tien adlı bir Çinli, deve tüyünden yeni bir fırça yapmıştı. Bu buluş sayesinde Çince karakterler kumaş üzerine hem daha güzel hem de daha kolay yazılabiliyordu. O dönemde Çin’de yazılar kumaş üzerine y a z ı l ı yordu. Ancak kumaş yapımı zor ve pahalıydı. Üzerine yazı yazılabilecek daha ucuz ve kolay üretilebilen yeni bir malzemeye gerek duyuluyordu. MS 105 yılında Tsai Lun adında bir Çinli aranan özellikleri taşıyan yepyeni bir malzeme geliştirdi: kâğıt. Bundan böyle Çinliler yazılarını kumaşların üzerine değil, kâğıtların üzerine yazmaya başladılar. Yaklaşık beş yüz yıl boyunca Çinliler, kâğıt yapım yöntemini bir sır gibi sakladı. Ancak altıncı yüzyılın sonuna doğru, Çin’den Japonya’ya giden bir budist rahip bu sırrı Japonya’ya taşıdı. Böylece Japonya’da ilk kâğıt 610’da üretildi. Tarihçiler origaminin de kâğıdın bulunmasıyla birlikte ortaya çıkmış olabileceğini düşünüyor. Ancak o zamanlar adı farklıydı. Bugün kullanılan origami sözcüğü 1880’de ortaya çıktı: Japonca’da “katlamak” anlamına gelen oru sözcüğüyle “kâğıt” anlamındaki kami sözcüğünün birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir birleşik sözcüktür. Günümüzde origami her ne kadar bir Japon sanatı olarak BİR KA ĞIT PARÇA SINDAN ÜÇ BO YUTLU ŞEKİLLER ORTA YA ÇIKARTMAK, GENEL OLARAK KİŞİNİN DÜŞÜNSEL UF KU NU GE NİŞ LE TİR Washington’da Japonca öğretmeni Jim Mockford ve öğrencileri 1995 güzünde, kanat açıklığı 7 m olan bir kâğıt leylek (ori-tsuru) yaptı. Bundan daha büyük kâğıt leylekler yapılmıştı ama bunun özelliği tek parça kâğıttan yapılmış olmasıydı. 1993 Aralığı’nda Fransa’da, Fontaine-Saint –Martin’de, 25 öğrenci 8 m x 8 m’lik kare bir kâğıttan 3 m boyunda bir panda yaptı. 1990’da yine Fransa’da altı kişilik bir ekip 4 m x 4 m’lik bir kâğıttan, 2,6 m boyunda bir baykuş yaptı. Japonya’daki Nigata Ünivertesi’nden Doç. Watanabe, bir mikroskop ve bir dikiş iğnesi yardımıyla 1 mm x 1 mm’lik kâğıttan, leylek yapmayı başardı. Akiro Naito adlı bir Japon 2,9 mm x 2,9 mm’lik bir kâğıttan 2 mm uzunluğunda bir kuş yaptı. Bu kuş, kuyruğu çekildiğinde kanatlarını çırpıyordu. Danimarkalı Christian Elbrandt 1995’te, bir büyüteç, bir cımbız ve bir neşter yardımıyla 2,77 mm boyunda bir kurbağa yaptı. Kurbağa 10,3 cm sıçrayabiliyordu. ABD’li Lisa Hodson’ın 15 cm x 15 cm’lik bir kâğıttan yaptığı 5,5 cm boyundaki kurbağası Nisan 1994’te 74,7 cm yükseğe sıçramıştır. Origami Rekorları YILDIZ TAKIMI Origami 11 tanınıyorsa da kâğıdı ilk bulanın Çinliler olduğunu unutmamak gerek. Zaten Çinlilerin de birinci yüzyıldan bu yana kâğıttan değişik desenler yaptığı biliniyor. Kâğıt yapım yöntemi nasıl altıncı yüzyılda Çin’den Japonya’ya taşındıysa, büyük bir olasılıkla bu sanat dalı da taşınmış olmalı. Ama bunu kanıtlayan herhangi bir belge yok. Belki de origami Japonya’da, Çin’den bağımsız olarak kendiliğinden doğmuştur. Öyle ya da böyle günümüzden 1400 yıl önce origami Japon kültürünün bir parçası oldu ve bugüne değin çok büyük bir ilerleme gösterdi. Ancak origaminin ilk çıktığı dönemlerde Japonya’da kâğıt yapımı sınırlı olduğu için bu sanat dalıyla yalnızca soylular uğraşıyordu. Kâğıdın yaygınlaşmasıyla birlikte toplumun tüm kesimleri birbirinden değişik ve güzel modeller yapmaya başladı. Kuşlar, balıklar, böcekler, çiftlik hayvanları, vahşi hayvanlar, çiçekler, insan figürleri, binalar, ev eşyaları vb. yüzlerce geleneksel katlama biçimi geliştirildi. Bunun yanında bu sanatı ele alan zengin bir yazın da oluşturuldu. Japonlar, dini inanışları şintonun günlük törenlerinde de kâğıttan desenleri sık sık kullanıyorlardı. Bu törenlerde kullanılan desenler, yüzlerce yıl boyunca değişmeden kaldı. Ama Japonlar yaklaşık bin yıl boyunca geliştirdikleri origami eserlerini, ne yazık ki yazılı olarak değil de sözlü olarak, babadan oğula, ustadan çırağa aktardılar. Bu yüzden de karmaşık ve güzel desenlerin büyük bir bölümü ne yazık ki yitirildi. Günümüze dek kalabilenlerse, yalnızca basit desenlerdir. Origami yalnızca Japonya’da gelişmedi. Kâğıdın gittiği her yere o da gitti. Kâğıt yapım yöntemi Japonya’ya geçtikten kısa bir süre sonra Araplar aracılığıyla Kuzey Afrika’ya ulaştırıldı. Oradan da sekizinci yüzyılda İspanya’ya geçti. Doğal olarak origami de bu yolu izledi. Kâğıtla ve origamiyle ilk tanışan Avrupa ülkesi İspanya’dır. Bu nedenle günümüzde kâğıt katlama sanatı İspanya’da ve başta Arjantin olmak üzere İspanyolca konuşulan ülkelerde oldukça yaygındır. Aynı şeyi öteki ülkeler için söylemek zordur. Zaten origami, yirminci yüzyılın ikinci yarısına değin Avrupa ve ABD’de genellikle çocuklar için bir etkinlik olarak görülüyordu. Ama günümüzde bu yaklaşım çoktan aşılmıştır. Bunu başaran kişi de Akira Yoşizava adındaki büyük Japon origami ustası olmuştur. Çocukluğundan beri origamiyle uğraşan Yoşizava, gelmiş geçmiş en büyük origami ustası olarak kabul edilir. “Yaratıcı origami” olarak bilinen akımı o kurmuştur. Bu akım geleneksel origamiden farklıdır. Bir başka origami meraklısı, ABD’li Sam Randlett ile birlikte kâğıt katlama notasyonunu geliştiren Yoşizava, 1930’dan bu yana binlerce yeni model yarattı. Kendi geliştirdiği modellerin yapımını, yazdığı kitaplarda açıkladı. Çağdaş origaminin, onunla başladığı kabul edilir. Çağdaş origamide yalnızca işlenecek temaya uygun renkte kare bir kâğıt kullanılır, o kadar. Yoşizava’nın 1950’li yıllarda Avrupa ve ABD’da açtığı sergiler binlerce kişiyi etkiledi. Bu nedenle 1960’lı yıllarda Batı’da tam anlamıyla bir origami patlaması yaşandı. Özellikle gençler ve çocuklar bu yeni ve zevkli uğraşa büyük ilgi gösterdi. Origami günümüzde bütün dünyada, özellikle de yetişkinler arasında giderek yaygınlaşıyor. Başta İngiltere, ABD ve Hollanda olmak üzere birçok ülkede origami dernekleri, kulüpleri kuruluyor. Sürekli, bir çocuk etkinliği olarak algılanagelen origami artık mühendislerin, bilgisayar programcılarının, öğretmenlerin, sanatçıların ve matematikçilerin büyük bir ilgisini çekiyor. Bu kişiler origamiyle, kendi ilgi alanları arasında güçlü ilişkiler keşfediyorlar. Bilimsel konferanslarda origami üzerine eğitim ve matematik bildirileri yayımlanıyor; bilgisayar programları yazılıyor… Bu güzel ve zevkli uğraşın, yurdumuzda yaygın olduğunu ne yazık ki söyleyemeyiz. Bunun temel nedeni de origaminin pek bilinmiyor olması. Ayrıca bu konuyla ilgili kitap da yok. Ama İnternet’in gücünü unutmayalım. Origami konulu onlarca site yüzlerce sayfa var. Kuşkusuz yabancı dil bir sorun oluşturabilir. Ama yapılışı çizimlerle anlatılmış bir kurbağayı, bir dinozoru ya da basit bir uçağı yapmak o kadar da zor olmasa gerek. Bakarsınız origami çok geçmeden yurdumuzda da yaygınlaşır. Bu basit ama etkileyici sanat dalıyla uğraşmak için gerekli şeylerin, yalnızca kare bir kâğıt ve bir modeli açıklayan şema olduğunu unutmayın. Her renkte ve kalınlıkta kâğıt kullanabilirsiniz. Her hangi bir alet kullanmadan, yalnızca ellerinizle kâğıttan şaşırtıcı güzellikte eserler yaratabilirsiniz. Diliyorsanız kendi modellerinizi de oluşturabilirsiniz. Bu eğlenceli ve dinlendirici sanata başlamak için bir dosya kâğıdı alıp yandaki şemayı izlemeniz yeterli olacaktır. Çağlar Sunay Kaynaklar http://www.paperfolding.com/history/ http://www.origami.as/home.html http://www.origami.as/home.html http://www.origami.com/diagram_diag.html http://www.paperfolding.com/diagrams/ http://www.stubers.org/jamesstuff/japan/origami/ http://fiorino.files.wordpress.com/2007/08/orgigami.jpg YILDIZ TAKIMI Origami 13 Yaptığınız işe gereken önemi verin, özen gösterin ve ciddiyetle yapın. Mutlaka masa gibi sert bir zemin üzerinde çalışın ve çalıştığınız yer iyi aydınlatılıyor olsun. Yapmayı düşündüğünüz konuya uygun renkte, kaliteli bir kâğıt bulun. Katlamaya başlamadan önce yararlandığınız kaynaktaki şemayı iyice inceleyin. Katlamaların doğruluğu ve düzgünlüğü, ortaya çıkacak eserin güzelliğini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle katlamalarınızı dikkatli, temiz ve özenerek yapın. Özellikle köşelerin düzgün olmasına çalışın. Katlanan kenarları mutlaka keskinleştirin. Keskinleştirmeyi de tırnakla değil, bir cetvel ya da kalem yardımıyla yapın. Katlanan kenarlar ne denli keskin olursa, sonraki aşamalar o denli kolay yapılır. Şemalar kafanızı karıştırdığında canınızı sıkıp üzülmeyin; şemaları en baştan yeniden izleyin, yanlış yaptığınız bir katlama olabilir. Sabırlı olun. Tubitak
-
Astroloji ile Kariyer Yolculuğunda Başarılı Adımlar
Astroloji ile Kariyer Yolculuğunda Başarılı Adımlar Tarımsal döngülerin üzerinde güç sahibi olarak daha çok doymak arzusu ile göksel döngüleri araştıran geçmişin bilgeleri, bugün giderek topraktan uzaklaşan teknoloji tutkunu toplumun, kendi yarattığı şehirsel ışığın buğusu ile gökyüzünü göremeyecek günlere geleceğini bilse idi ne düşünürdü acaba ? Yine bugün de hala her hangi bir sektör üzerindeki yetkinliğin gücünü arttırmanın yollarını arıyor olmamız da bu nedenle yabancı olmadığımız bir şey. Bireysel ve kurumsal olarak daha fazla doymanın ve uzmanlığı konusunda yetkin bir kuruluş olmanın mücadelesini vermeye hep beraber devam etmekteyiz. Bireyin ve kurumun doğum anından itibaren seçimlerinde yol gösterecek, tüm potansiyelleri deşifre edip, riskleri açık edecek bir yöntem olarak kullanılabilen Astroloji , gökyüzünün tüm döngüsel etkilerinin , sektörel olarak ( tıpkı bir tarımsal üründe olduğu gibi ) nasıl baskın ve değişmez yansımalarda bulunacağının da ipuçlarını verir. Bir kurumun ortaya çıkış sürecinde, vizyon, misyon ya da lojistik konularında sektörel ve global durum hakkında öngörüde bulunmak için, mevsimsel döngüleri göz ardı etmek mümkün değildir. Her sektör, her kuruluş, her konu ve her birey doğum anı ile bir mevsimin meyvesi niteliğini taşır. Ve bu ilişki nedeni ile yaşamsal tüm seçim ve uygulama süreçlerinde mevsimsel döngülerin etkilerini göstermeye ve almaya devam eder. Venüs ‘ ün estetik ve güzellik, Merkür ‘ ün iletişim, Uranüs ‘ ün teknoloji konularında yansımaları olan göksel döngüler, elbette o sektörde hizmet vermeyi amaçlayan tüm kurum ve bireyleri doğrudan etkileyecektir. Astroloji’nin, bireyin ve kurumun seçim, koruma ve geliştirme süreçlerinde yer almaması geleceği yaratma gücünü elinde tutmak isteyen ve rakiplerine fark atarak sektöründe hızla tırmanma yarışına girmiş herkes için önemli bir fırsatı da gözden kaçırmak demektir. Bireysel bazda başlayan, kişinin yetenek ve potansiyelleri konusunda yol göstererek kapıları açan, bireyin kurum ile birleştiği noktada ise önerileri ile kılavuz olmaya devam eden bu müthiş yöntem, kurumun sektöründeki başarılarını da hiç gecikmeden almayı sağlamaktadır. Meyvenin kalitesini kendi yetiştiği mevsimin niteliğinden nasıl ayıramazsanız, bir doğum anının verdiği göksel etkiler altında doğan herhangi bir birey ya da kurumu da çıkmış olduğu yolda alacağı etkilerin göksel döngülerinden bağımsız düşünemezsiniz. Bir yaz meyvesi ile, bir kış meyvesinin bünyeye sağladığı faydalar farklıdır. Her meyve ( bir insan ) içine doğduğu mevsime getireceği faydalar nedeni ile özel bir önem kazanır. Hem bir insan hem de bir kurum, hizmet edeceği sektörü etkileyen gezegen ve ışık ile, doğum anından kaynaklanan ilksel etkinin kendisine hediye edilmiş özelliklerini Astroloji ile tanıyabilir. Ve sınırlarını bilerek, ne kadarını aşabileceğini öğrenme şansına sahip olur. Bir sektörün ya da bireyin zaaflarını, güç kaynaklarını, ilerleme yöntemlerini onlara daha kolay yolları göstererek ifade etme şansına sahip olabilirsiniz. Astroloji ile, kendine tanıma sürecinde hem bireye hem kuruma çok önemli adımlar kazandırabilirsiniz. Yeteneklerinden ve sınırlarından habersiz bir birey ışıldamak için hangi yöntemleri kullanır ? , Bireysel tüm özel yaşam sorunlarına rağmen bir bireyin performansını nasıl yüksek tutabilir ve onu hem kendinize hem kendisine nasıl kazandırabilirsiniz? Bir kurumun yükseliş süreçlerindeki politikalarını belirlemesinde performanslarının güçlenme ve zayıflama dönemlerine öngörüde bulunabilir ve hem bireyi hem kurumu bu hale hazırlayabilirsiniz. Sürekli ve hemen yükselmeye programlanmış birey ve kurumlar olmaktansa, doğru zamanda, doğru yerde ve doğru kişi ile olarak, bu süreci yaşamanın kolaylıklarını öğrenebilirsiniz. Hem birey, hem kurum için çok önemli olan zamanın doğru kullanımı ile, kişinin yeni kaynaklara doğru yönelmesine imkan sağlayabilir ve birey ile kurumun birlikte işledikleri zamanı en doğru şekilde harcamalarına yardımcı olabilirsiniz. Doğru birey ile yolunuza devam edebilir, size uygun olmayanlardan sıyrılabilir, kurumun hiç tahmin etmediğiniz zaaflarını yakalayabilir, fark edemediğinizin potansiyellerinizi de gücünüze katarak daha kolay yol alabilirsiniz. Astroloji Uzmanı Oğuzhan Ceyhan
-
Bireysel Astroloji ve Ezoterik Astroloji
Bireysel Astroloji ve Ezoterik Astroloji Bireysel Astroloji ve Ezoterik Astroloji Astroloji, genel inanışın aksine, sabit bir kadere işaret etmez. İnsanları da kendi ‘kaderlerinin kurbanları’ olarak görmemektedir. Astroloji, genel inanışın aksine, sabit bir kadere işaret etmez. İnsanları da kendi ‘kaderlerinin kurbanları’ olarak görmemektedir. Diğer taraftan, ruh, karmasını düzeltmek için bazı mücadele ve engellerle karşılaşmayı seçer. Yine de, hepimiz, bunların yarattığı sorunların üstesinden gelebilecek yetenek ve becerilere sahip olarak doğarız ki, bu da tüm bireyleri, kendi kaderlerini bilinçli biçimde yazmaya yetkin kılar. Ruhtan başlayıp dünya yaşamında devam eden bu süreci inceleyen bireysel astroloji ve ezoterik astroloji, esasında yapı itibariyle birbirlerinden oldukça ayrılan iki alandır. Günümüzün popüler astrolojisi içerisinde geçen terimleri oldukça farklı bir kavrama ile ele alan ezoterik astroloji ile bireysel astroloji, basitçe, aşağıdaki şekilde ayrılabilirler. Bireysel astroloji, kişiliği meydana getiren etmenlerin uyum içerisinde tutulabilmesi konusunda faydalanılan, daha çok dünyevi süreçlerle ilgilenen astroloji alanıdır. Bireysel astrolojide ezoterik (dışsal) yönetici gezegenler, evler ve Güneş burcu ön plana çıkar. Etkiler, olaylar, kişilik, arzular, alt çakralar, bireysel ‘kader’, mantık ve varoluşun ‘eril’ yönlerine odaklanan bireysel astroloji, Güneş’i, kişilik özelliklerinin birleştirilerek dışavurumundaki temel etken olarak kabul eder. Kısacası Güneş, Yükselen ’in kişilik kanalıdır. Kişiliği oluşturan öğeler arasında belli bir birlik sağlandıktan sonra ruh, kendisini, bu birlik yoluyla ifade etmeye başlar. Güneş’in haritadaki yerleşiminin ifade ettikleri de bu nedenle yükselen burca göre değişiklik gösterebilir. Ezoterik astroloji ise ruhla bağlantının nasıl kurulabileceği ve ruhun ışınlarıyla kişiliğin nasıl uyumlu hale getirileceği üzerine odaklanır. Ezoterik (içsel) yönetici gezegenler, Öncü – Sabit – Değişken burç grupları ve yükselen burç ön plana çıkar. Sebepler, ruh, içsel fark ediş, bütünlük, sevgi, üst çakralar, grup içerisindeki bireysel ‘kaderler’ ve varoluşun ‘dişil’ yönlerine odaklanan ezoterik astroloji, bilgi ve sezginin bir arada kullanılabilmesi, böylece kalp ile aklın uyum ve işbirliği içerisinde olmasını sağlamaya çalışır. Üst benliğin yaşamdaki amacını, ruh grubu ile olan etkileşimleri yoluyla inceleyen ezoterik astroloji, tüm yaşamın birbiriyle ilişkili olduğunu ve büyük bir bütün oluşturduğunu ortaya koyar. Ezoterik astroloji içerisinde özel önem taşıyan yükselen burç, ruhun madde halinde vücut bulmasını temsil eder. Ezeli ve ebedi olan ruh her zaman kişilikten önce gelir, bu nedenle, yükselen burç da ezoterik astrolojide öz burçtan daha önemlidir. Yükselen burç, ezoterik yöneticilerin de incelenmesi ile, bir ruhun, belli bir yaşamda, ulaşabileceği en üst noktayı ve kazanabileceği azami nitelikleri ifade eder. Yükselen burç, bireysel astroloji içerisinde kişiliğin dışarıya yansıma biçimlerini ilgilendiren göstergelerden biri olma niteliği taşısa da, asıl önemi, ezoterik astrolojide, spritüal çalışmalar içinde olan kişinin iç bütünlüğünü sağladıkça, ezoterik yöneticilerin etkilerinden uzaklaşıp ezoterik yöneticilerin etkileri altında olmaya başlaması ile birlikte ruh gelişimine daha fazla ışık tutmaya başlamasındadır. Ezoterik yöneticilerin etkileri her zaman daha yüksek ‘oktavdadır’ ve bu yöneticilerin ‘eterik yapıları’ da, kişiye, türlerine göre, farklı kavramlar üzerinden yaşam hakkında daha derin bir kavrayış kazandırırlar.
-
Astrolojiyi nasıl bilirsiniz?
Astroloji’yi nasıl bilirsiniz? Astrolojiyi nasıl bilirsiniz? Astroloji pek çok üniversite de okutulmaktadır. Bazı üniversitelerde lisanslı uzun yıllar süren bir eğitim programı olarak verilmektedir. Ülkemizde Astroloji ne yazık ki yeterince tanınmamakta. Bu nedenle, modern batı Astrolojisi ile ilgili bilimsel ve akademik çalışmalar yapan okullardan bahsedeceğim. Ülkemizde özel televizyonların açılması ile birlikte Türkiye farklı bir süreç yaşamaya başladı. Reyting kaygıları insanlara akıl almaz şeyler denetti. Gerçekte yetenek ve fikirlerinin dayanakları olmayan insanlar kendini göstermek ve fikrini duyurmak için fırsat buldu. 1990’ların başından itibaren çoğunlukla vakit öldürmekten başka bir işe yaramayan, öğle saatleri kuşaklarında yayınlanan ve genellikle kadına yönelik programlarda Astroloji’nin yakınından bile geçmeyen insanlar ile tanıştık. Yapımcılar, programcılar insanımızın teknolojiye açlığını ve bilinmeyene merakını kullandılar. Yine 1990’lı yılların ortalarından itibaren ortaya çıkan alo telefon hatları ile 0900’lü hatlar gibi gerçek Astroloji’den ziyade insanları zaafları adına kullanan, bilgisizlik ve bilinçsizlikleri sebebi ile kandırmaya çalışan bir furya esti ülkemizde. Bu telefon hatlarının artık yasaklanması ile birlikte geriye kalan, entelektüellerin, akademik çevrelerin ve biraz düşünen herkesin reddettiği basit falcılık uygulmaları oldu ne yazık ki. Kitapçılara gittiğinizde birkaç önemli yazar hariç, ismini bilmediğiniz yığınla insanın birbirini kopyalayarak yazdığı tuhaf kitaplar türedi. Astroloji, büyücülük veya sekstroloji kitap raflarında yerini alırken, bir de Amerika’lı, bence dünyanın en iyi astrologlarından olan Susan Miller’ın değerli çalışmalarını kopyalayan ticari kaygılı bir yığın kitap çıktı. Kısacası taklit edilmeye çalışıldı. Aklına bir fikir gelen ve astroloji ile birkaç satır ilgilenen herkes 12 burç, 12 mevsim, güneş ve ay ile ilgili yorumlar yapmaya başladı. Bir de medyumlar var tabii. Hatta bunlar televizyonlarda birbirlerinin saçlarını başlarını yoldular. Para hırsı ve egodan kırılan süslü bayanlar ise, yaptıkları programların reytinglerini artırmak için Astroloji’yi kullandılar. Kısaca bugün hala Türkiye’de bilimsel olup olmadığı tartışılan, aslında tüm dünyada pek çok okulu olan, pek çok üniversitenin bilim kabul ettiği bir sistemi, kadimlerin ilmini bir şekilde sulandırdık. Hep birlikte yıllardır bir sistemin nasıl ticari kaygılar ve bilgisiz insanlar elinde tuhaf ve anlaşılmaz bir boyuta geldiğini görmekteyiz. Bir de tanzimattan beri örnek aldığımız batıya bakalım. Tabii ki orada da balon bir medya ve eğlence ile reyting kaygısı taşıyan programlar var. Ancak yanında, yaşanmışlıklara, bilgiye ve eğitime ciddiyet ile bir bakış ve kanuni yaptırımlar ile gerektiği takdirde de bilgiyi doğru kullanmayanlara cezalar var. Şimdi konunun özünden uzaklaşmayalım. Konumuz Astroloji’nin Türkiye’deki ve Batıdaki şu anki durumu. Batı ülkelerinde modern Astroloji 1900’lü yılların başından itibaren büyük ilerlemeler kaydederek, 1800’lü yılların ortalarında kaybettiği popülaritesini yeniden kazanmıştır. Astroloji pek çok üniversite de okutulmaktadır. Bazı üniversitelerde lisanslı uzun yıllar süren bir eğitim programı olarak verilirken, bazılarında 2 yıllık program dahilinde şekillenmekte, bazı prestijli eğitim kurumlarında ise master ve yüksek eğitim programları olarak astrologlara ihtisas kazandırılmaktadır. Astroloji basit falcılık uygulamaları veya bunların bir derlemesi değildir. Kadim bir ilmi öğrenmeniz için ilk önce ciddi düzeyde matematik, en az amatör düzeyde astronomi bilmeniz, insan psişesinin ve psikolojisinin yapısına dair eğitim almanız ve bunların devamında Astroloji’nin evrensel sembollerini ve kendisine ait özel lisanını da öğrenmeniz gerekir. Batı’daki pek çok Astroloji okulunda üstte saydığımız konuların hepsi ile ilgili eğitimler alırsınız. Okulunuzu bitirdiğinizde bir psikolog olmazsınız fakat psikolojik Astroloji uzmanı olarak hayata katılırsınız. Jungian veya psikolojik Astroloji ile ilgili dünyanın en büyük akademisi Amerika’nın Seattle kentinde bulunan Kepler akademisidir. Kepler akademi yalnızca bir Astroloji üniversitesidir. Astroloji camialarında uzun yıllardan beri eğitim veren, yüzlerce bilimsel yazısı olan ve dünyaca ünlü pek çok bilim adamının da kabul ettiği önemli hocalar, Kepler Akademisi’nde görev yapmaktadır. Kepler Akademisi’nde Astroloji haricinde, sembol sanatı, anagram bilimi ve benzeri farkındalıklı çeşitli uygulamalar öğretilmektedir. Amerika’nın bu en önemli akademisini tanıttıktan sonra Astroloji’nin şu an için dünyada en çok okulu bulunan ikinci ülkesi İngiltere’ye de bakalım. Galler Üniversitesi bünyesindeki, kozmoloji ve astroloji alanında eğitim veren Sophia Center, 4 yıllık formal eğitim veren Londra üniversitesine bağlı LSA (London School of Astrology), tam anlamı ile bağımsız olan, dünyadaki pek çok ödüllü astrologun mezun olduğu, uzaktan eğitim veren 2 yıllık eğitim programlarına sahip Faculty of Astrological Studies gibi saymak ile bitmeyecek enstitü ve okul bulunmaktadır. Bu okullarda incelenen konular arasında kozmobiyoloji, yani kozmosun biyolojik varlıklar üzerindeki etkileri, dolunay günleri cinayetlerin ve kazaların neden arttığı ve kişilik yapımız ile gökyüzü bağlantıları gibi konular yer almaktadır. İngilizce konuşulan ülkelerde bunlar cereyan ederken, iki büyük Alman ekolünden biri olan Rudolf Steiner’ın kurmuş olduğu Gottenheim Antropozofi akademilerinde Astroloji ile ilgili akademik gözlemler ve çalışmalar yapılmaktadır. Bunun haricinde Münih, Berlin ve Köln gibi büyük Alman şehirlerinde, İsviçre’nin Basel ve Avusturya’nın Salzburg ve Viyana gibi kentlerinde de buna benzer akademiler mevcuttur. Moskova üniversitesine bağlı Astroloji akademisi, Pekin ve Şangay’daki Çin Astrolojisi ve Feng Shui akademileri de saymak ile bitmez. Gördüğünüz gibi dünyada Astroloji ile ilgili metodik ve akademik çalışmalar yapan pek çok kurum bulunmaktadır. Pek çok astronom Astroloji’yi araştırmakta, 1940’lardan beri gündemde olan kuantum mekaniğinin ve belirsizlik ilkesi de Newton fiziğinden daha ötede, en azından atom altı parçacık seviyesinde yeni ve farklı bir evren görüşü ortaya koymamız gerektiğini göstermektedir. Bilim, istatistik ve gözlem ile çalışır. Metodiktir ve en önemlisi de evrenseldir. Fakat bilimin henüz tanımlayamadığı evren modeli hakkındaki araştırmalarında, ileriki yıllarda teknoloji ile değil, çeşitli gözlem ve deneyler ile kuracağı yeni hipotez, tez-antitez-sentez üçlüleri ile birlikte şu an için bilim dışı görünen pek çok alanda da bilimsellik öngörülebilir. Ülkemizde ne yazık ki hala basit falcılık uygulamaları olarak anlaşılan Astroloji, ben ve benim gibi Astroloji eğitimini yurt dışında tamamlamış birkaç uzman astrolog tarafından sizlere anlatılmaya çalışılmaktadır. Yazımı, yüzyılımızın dahisi Albert Einstein’ın Astroloji hakkındaki görüşleri ile bitirmek istiyorum. "Astroloji kendi başına bir bilimdir ve aydınlatıcı bir bilgi yığını ihtiva eder. Bana bir sürü şey öğretti, astrolojiye çok şey borçluyum. Jeofizik bulgu, yıldızların ve gezegenlerin yeryüzüyle bağlantılı gücünü gözler önüne seriyor. O halde astroloji de bir ölçüde bu gücü sağlamlaştırıyor demektir. Bu nedenle astroloji insanlığa hayat veren bir iksir gibidir." Albert Einstein Görüşlerinin İngilizce metni ise; “"Astrology is a science in itself and contains an illuminating body of knowledge. It taught me many things and I am greatly indebted to it. Geophysical evidence reveals the power of the stars and planets in relation to the terrestrial. In turn, astrology reinforces this power to some extent. This is why astrology is like a life-giving elixir to mankind."” Uzman Astrolog Oğuzhan Ceyhan
-
Dr. Carl Gustav Jung'un Astroloji Hakkında Söyledikleri
Dr. Carl Gustav Jung'un Astroloji Hakkında Söyledikleri Dr. Carl Gustav Jung'un Astroloji Hakkında Söyledikleri “Göklerdeki yıldızlı kubbe, kozmik yansımanın kapağı açık bir kitabıdır. Buraya, mitolojemler, yani arketipler yansır. Burada, kollektif bilinçsizliğin psikolojisinin iki temel etmeni, astroloji ve simya, elele tutuşurlar. ”- C.G. Jung • Hepimiz belli bir zamanda, belli bir yerde doğarız ve yıllanmış şaraplar gibi, doğduğumuz yıl ve mevsimin niteliklerini taşırız. Astroloji, bundan ötesine karışmaz veya etki alanının daha geniş olduğunu iddia etmez. - C.G.Jung • Astroloji de, I Ching, jeomansi veya benzeri sezgisel bilgi alma metotlarından biridir. Eşzamanlılık, yani anlamlı tesadüf ilkesinin üzerine kuruludur (…) Astroloji, kişinin huy ve davranışlarının tanrılarla simgelendiği ve gezegenler ile Zodyak burçları yoluyla açıklandığı basit bir psikoloji yansımasıdır. - C.G. Jung • Göklerdeki yıldızlı kubbe, kozmik yansımanın kapağı açık bir kitabıdır. Buraya, mitolojemler, yani arketipler yansır. Burada, kollektif bilinçsizliğin psikolojisinin iki temel etmeni, astroloji ve simya, elele tutuşurlar. - C.G. Jung • Astroloji, psikolog için önemlidir çünkü içinde, yansıtıldığını söylediğimiz bir çeşit psikolojik deneyim barındırır. Bundan kastım, psikolojik gerçekleri, burçlar içerisinde bulmakta olduğumuzdur. Bu, ilk başta, psikolojik faktörlerin yıldızlardan kaynaklandığı intibasını doğuruyorsa da, asıl olan, bu faktörler ile yıldızlar arasında bir eşzamanlılık olduğudur. Bunun, insan zihniyle ilgili çalışmalara ışık tutan önemli bir gerçek olduğuna inanıyorum (...) - C.G. Jung, Prof. B.V. Raman’a yazdığı 1947 tarihli mektubundan. • Kişilik, potansiyel olarak kaldığı sürece transandant [bilinç sınırlarını aşan, deneyüstü] olarak tanımlanır. Bilinçsiz olarak kaldığı sürece de, kendi yansımalarını taşıyan şeylerden ayırt edilemez halde bulunmaya devam eder (...) [Kişiliğin kendi yansımalarından kasıt,] dış dünyanın ve kozmosun sembolleridir. Bunlar, kişinin karakterinin Astrolojik bileşenleri yoluyla, insanın makrokozmos olarak algılanmasının psikolojik temelini oluştururlar. - C.G. Jung • Teosofi, Astrologları oldukça etkilemiştir. “Oldukça basit, bu sadece titreşim!” derler (...) Ancak; titreşim nedir? Işık enerjisi, belki de elektrik olduğunu iddia ederlerse, yeterince bilgili değiller demektir. Bizi etkileyen titreşim(ler), hiçbir zaman görülememiştir, işte bu sebepten de sadece bir kelime olarak kalmaktadır. C. G. Jung, 1929 • Modern bilim, Astroloji ile başlar. Eskiden, insanın psikolojik motivasyonlara göre hareket ettiğini değil, yıldızlarının kendisini yönlendiriğini söylerlerdi (...) İlginç olan, astrolojik ve psikolojik gerçeklerin arasında merak uyandıran bir bağ bulunması ve kişinin de, belli bir zamanın karakteristik özelliklerini çıkarım yoluyla bulabilmesidir. Bu durumda, psikolojik motivasyonların, bir şekilde yıldız konumlanmalarıyla bağlantılı olduğu kabul etmek zorundayız. Bunu bir anda açık biçimde göstermek ve insanların gözlemlemesini sağlamak mümkün olmadığından, alışılmamış bir hipotez oluşturmamaız gerekir. Bu hipotez, psişemizin dinamiklerinin yıldızların konumlanmalarıyla veya titreşimlerle alakalı olmadığını öne sürer. Burada önemli olan, zaman fenomenidir (...) Yıldızlar, insanlar tarafından, sadece zamanın işaretleri olarak kullanılmaktadırlar. - C.G. Jung, 1929 • Kollektif bilinçsizlik (...) mitolojik motifler ve ezelde var olan imajlardan oluşur. Bu nedenle de, tüm ulusların mitleri, kollektif bilinçsizliğin yanında yer alırlar. Aslında, mitolojinin tümü, kollektif bilinçsizliğin bir yansıması olarak görülebilir. Bunu en rahat şekilde, gökyüzündeki takımyıldızlara bakıp, aslında karmakarışık olan bu grupların bazı görsel imajların yansıtılması yoluyla organize edildiği gerçeğini dikkate alınca görürüz. Bu, Astrologların bahsettiği “yıldızların etkisi” kavramını açıklamaktadır. Bu etkiler bilinçaltından, yani kollektif bilinçsizliğin içgözleme dayalı algılayışından başka birşey değildir. - C.G. Jung • Eşzamanlılık, nedenselliği, dünya üzerinde olan olaylar ile Astrolojik burçların benzetilmesi yoluyla ele almaz (...) Astroloji’nin ortaya çıkarttıkları, birbirine paralellik gösteren gökyüzü yerleşimleri ve olaylardır ama bunlar, birbirlerinin nedeni ya da sonucu değillerdir (Örneğin, belli bir burç, bir dönemde büyük bir felakete işaret ederken, başka bir zamanda zihinsel dengenin bzoulmasını gösterebilir). (...) Durum ne olursa olsun, Astroloji, tüm sezgisel metotların arasında benzersiz, özel bir yere sahiptir (...) Birçok durumda gözlemlediğim şey, tüm yönleri açık biçimde bilinen bir psikolojik evreye, veya paralel olaya, bir gezegen transitin eşlik etmekte olduğuydu (özellikle de Satürn ve Uranüs’ün etkilendiği transitler). - C. G. Jung • Astroloji’nin, psikolojiye sunabileceği çok şey olduğu ortadadır ama bunların neler olabileceği belirsizdir. Kanımca, Astroloji’nin, psikoloji dalını da kendi alanına dahil etmesi, özellikle de kişiliğin ve bilinçaltının psikolojisine önem vermesi, yine kendi yararına olacaktır. - C.G. Jung • Astroloji fenomenini açıklamak gerçekten de çok zor. “Ya şudur ya da budur,” gibi bir açıklama dahi getirebilecek durumda değilim. İşin içine psikolojik açıklama girdiğinde, sadece bir tane “diğer alternatif”ten söz edilebilir: ya şu ya da bu! Benim için, Astroloji de işte böyle bir konumda. - C.G. Jung, Hans Bender’e yazdığı, 10 Nisan 1958 tarihli mektubundan. • Astroloji’nin hiçbir zaman olmadığı kadar büyüyüp geliştiği bir gerçek. En iyi bilimsel çalışmalardan bile daha çok ilgi gören Astroloji kitapları ve dergileri var. Horoskoplarını çıkartırıp yorumlatan Avrupalı ve Amerikalıların sayısı, yüzbinlerle değil, belki de milyonlarla ifade edilebilir. Astroloji hızlı biçimde gelişen bir sanayidir (...) Eğer toplum nüfusunun bu kadar büyük bir bölümü, bilim ruhunun karşıt ucunda durduğu düşünülen bir alana bu kadar ihtiyaç duyuyorsa, bireylerin kollektif psişelerinde de aynı ölçüde büyük bir psikolojik ihtiyaç var demektir. Zamanımızdaki “bilimsel” şüphecilik ve eleştiriler, kollektif psişenin güçlü ve derinlere kök salmış batıl dürtülerini yersiz biçimde telafi etme girişiminden başka şey değildir. - C.G. Jung, analitik Psikoloji Üzerine İki Yazı kaynak: Astroloji Uzmanı Oğuzhan Ceyhan astrologyanalyst.com
-
Astrolojinin Temelleri
Astrolojinin Temelleri Astroloji'nin Temelleri Astroloji, matematik temellere dayanır ve Astrolojinin matematik temellerinden bugünkü Astronomi doğmuştur. İnsanlar gökyüzüne, yıldızlara ya da gökyüzünde gördükleri her şeye, bunların bireysel ve toplumsal yaşamlarındaki sonuçlarını ve etkilerini görmek için bakmışlardır. Astroloji, tanım olarak, yıldız ve gezegenlerin gökyüzü ekliptik dairesindeki hareketleri ile mevsim döngülerinin belli kurallar ve matematiksel metotlar kullanılarak incelenmesi sonucu ortaya çıkan matematiksel formüllerinin, ülkelerin kültürlerine ve geleneklerine göre değişkenlik kat ederek yorumlanması sanatıdır. Daha yalın bir dille ise Astroloji, makro kozmos içindeki güçlerin (gezegenler, sabit yıldızlar, Ay ve Güneş) mikro kozmos üzerindeki etkilerini inceleyen ilimdir. Astroloji, matematik temellere dayanır ve Astrolojinin matematik temellerinden bugünkü Astronomi doğmuştur. İnsanlar gökyüzüne, yıldızlara ya da gökyüzünde gördükleri her şeye, bunların bireysel ve toplumsal yaşamlarındaki sonuçlarını ve etkilerini görmek için bakmışlardır. Astronomi yıldız ve gezegenlerin niteliklerini, galaksilerin ve toz bulutlarının yapısını incelerken, Astroloji gezegenlerin ve sabit yıldızların senkronik hareketlerinin sosyal yapı ve bireylerin üzerindeki etkilerini incelemiştir. Aslında Astroloji’nin doğuşu, ilkel dönemlerde tarımla uğraşan toplumların mevsimleri ve ekim zamanlarını hesaplamak için Güneş’i, Ay’ı ve Venüs’ü kullanmış olmasına dayanır. Örnek olarak inceleme şansına sahip olduğumuz, dünyanın ilk medeniyetini kuran olan Sümerler’in, Fırat ve Dicle’nin sularıyla bereketli hale gelmiş olan topraklarda şehirlerini kurdukları ve tarım yaptıkları bilinmektedir. Tarihte ilk Sümer şehir devletlerinin, Ay, Venüs ve Güneş’in hareketlerine göre tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarını da bilmekteyiz. İlk Astrolojik gözlemler, hayatın gerçeklerini anlama çabasında olan Sümer rahiplerinin Ay ve Güneş tutulmalarını incelemesiyle, Venüs’ün ve Mars’ın hareketlerinin dünyadaki yansımalarının fark edilmesiyle başlamıştır diyebiliriz. Yeryüzünde meydana gelen olayların gezegenlerin ve yıldızların hareketleriyle eşzamanlı olduğunu fark eden rahipler, yıldızların ve gezegenlerin hareketlerini kil tabletler üzerine kaydederek onlardan sonra gelen nesillerin de bu eşzamanlılık olgusu üzerinde çalışmaları konusunda ilk adımları atmışlardır. Sümerlerden yaklaşık bin yıl sonra var olan Asur krallığında ise yıldızlardan ve gezegen hareketlerinden ilk olarak kehanet için yararlanıldığını görmekteyiz. Asur krallarının çoğunlukla danıştıkları kişi bir yıldız bilimci olurdu ve Astroloji, o yıllarda krallar ve rahipler sınıfı haricinde kullanılamayan bir bilimdi. Krallar, tanrılarının yeryüzü temsilcisi olduklarına inandıkları için, onların isteklerini yeryüzünde yerine getirmekle yükümlü olduklarını sanmaktaydılar. Tanrıların ne istedikleri bilgisi ise onlara göre yıldızlarda gizliydi. Bu dönemlerden sonra, Asur ve Akad devletlerini yıkarak talih silsilesinden silen Kalde İmparatorluğu’nda Astroloji, ilk olarak bugünkü anlamında incelenmeye başlandı. İlk ciddi yıldız atlaslarını ve ilk Astrolojik gözlemleri yaptılar. Kaldeliler, Sümerlilerde sayısı 18 olan Zodyak takım yıldızlarının sayısını 12’ye indirmişleridr. Astroloji’nin temeli olan burçlar kuşağını ve Güneş’in hareketlerini ilk olarak yine Kaldeliler incelemişlerdir. Güneş ve Ayın etkilerini, Güneş'in insan egosu üzerindeki etkileşimlerini, bunun yanında da Ayın duygularımız üzerindeki coşturucu tesirlerini ilk olarak yine Kaldeliler‘in incelediklerini görüyoruz. Bugün bile Kaldeliler‘in otuzar derecelik 12 eşit parçaya böldükleri Zodyakları kullanmaktayız. Zodyak takımyıldızlarına Sümer dilinden çevirilerle çeşitli isimler verildiğini de görmekteyiz. İlk bireysel Astrolojik horoskopların oluşturulması ise Persler’in Mezopotamya’yı istila etmeleriyle aynı döneme rastlamaktadır. İnsanların gezegen ve yıldızların devinim ve döngüleriyle ilgilenmeleri neredeyse bütün kıta ve kültürlerde senkronize olarak aynı zamanda başlamıştır. Bunun örneklerini Aztek ve İnka Astrolojisi’nde ve Çinliler’in kadim ezoterik Zodyakları’nda da görebiliriz. İnsanların en eski korkularının ölüm olduğunu bilmekteyiz. Ektikleri tohumlar gibi toprağa gömdükleri ölülerin de bir gün tekrar yaşama dönecekleri konusunda benzer yaklaşımları olan ilksel insan düşünce yapısının, tıpkı uygun zamanda dikilen meyve ağacının verimli olması konusunda geçerli olan, doğru ve uygun anda atılacak adımların verimli olacağı görüşüne sahip olması bizleri şaşırtmamalıdır. Astroloji’nin düşünce sisteminde benmerkezli evren modeli bulunmaktadır. Ayrıca Astroloji, Astronomi’nin bilgisi dünya üzerinde ileri gittikçe insanlar tarafından amaçları dışında algılanmaya başlanmış, bireye ve topluma yardım etme görevi gözardı edilerek Astroloji ve Astronomi’nin evrene bakış açısı tartışmasına dönmüştür. Astroloji, özünde çok doğru saptamalarla müthiş bir kehanet kaynağı olsa da, aslında, bireyin ya da “kahramanın” dünya üzerindeki yolculuğunun “kullanma kılavuzudur”. Eğer doğru bir şifreci, yani yetkin bir Astrolog tarafından okunmazsa, kişi ile hayatı arasında çekişme ve mücadele sebebi olur. Kaynak:Oğuzhan Ceyhan Uzman Astrolog astrologyanalyst.com
-
Karpuzun faydaları
Karpuzun faydaları Karpuzun yaz meyveleri arasında serinletici bir etkisi olduğu bilinmektedir.Peki ya faydaları nelerdir?Kansere karşı etkisi olan karpuzun ayrıca,kalp fonksiyonlarına ve kan basıncınada etkisi vardır.%92 si su olan karpuzun 150 gramı besin değeridir.Protein oranı çok fazladır.Antidoksidan fazla olduğundan dolayı doğal şeker oranı fazladır ve enzim içerir.Karpuzun içinde bulundurduğu ''cucurbocitrin'' adlı madde sayesinde böbrek işlevlerini görmeye başlar.Yaz aylarında ,yağ ve kolestörol içermediği için karpuz diyeti yapılabilir. Karpuz içerdiği B1 ve B6 vitaminleri sayesinde kişiye enerji verir. Karpuzun muhteşem bir şeyi vardırki serinletici hissi verir. Boşaltım sisteminede etkisi olan karpuz,terleyerek atılan mineralleri yeniden vücuda almamıza yardımcı olur . Kalp ve tansiyon hastalarının daha fazla tüketmesi gerekir .Çünkü tansiyonu normal düzeye getirir ve kalp hastalıklarında etkilidir. Karpuz göz sağlığı içinde önemlidir.İçerdiği ,Likopen ve mineral sayesinde göz sağlığını korur. çok güzel bir etkisi vardırki bağışıklık sisteminin güçlü olmasında etkilidir. Peki nasıl tüketilmeli? Yemeklerden önce yenmesi gerekir ama yine kişiye kalmış durumdur.
-
Sağlıklı ve dengeli beslenme ile ilgili bilinmesi gerekenler
Sağlıklı ve dengeli beslenme ile ilgili bilinmesi gerekenler Sağlık hayatımızda önemli bir yere sahiptir.Bunun içinde kendi yaşam tarzımızda önemli bir yer tutar.Yaşam tarzıyla beraber sağlıklı beslenmede önemli bir konu haline gelmiştir.Sağlıklı olmamız için hayatımızda birkaç değişiklik yapmamız gerekebilir.Mesela, her gün neler yiyip içtiğimize dikkat edersek belki birşeyleri değiştirme imkanımız olur.Dengeli beslenip daha sağlıklı vücuda sahip olabiliriz. Vücudumuza gerekli olan karbonhidrat,protein,vitamin,mineral gibi besin öğelerinden gerekli miktarda almamız gerekir.Pek çok kişi sadece karbonhidrat yada protein alarak büyük hata yapıyor.Burada önemli olan nokta, dengeli bir şekilde beslenmektir. Dengeli beslenmek,bizi sindirim sistemimizi etkileyen pek çok hastalıktan kurtarır.Beslenme sorununa bağlı olarak vücudumuzda mide ekşimesi ,reflü,gastrit gibi bir çok hastalığa sebep olur.Bu hastalıkların nedeni ise,dengesiz beslenmeye karşı kilo alınmasıdır.Düzenli spor yaparak,dengeli beslenerek bu sorunları aşabiliriz.Ayrıca dengeli beslenmek kalp ve damar hastalıkları içinde önemlidir. Sağlıklı beslenmek ruh halimizide etkileyebilir.Psikolojik açıdan yola çıkarsak sağlıklı insanların sorunlarıyla başa çıkma potansiyeli daha yüksektir.Onlar daha enerjik,hayata karşı daha olumludurlar.Yaşam kaliteleride yüksektir bu insanların. Çocukluk dönemine gelirsek bu dönemde çocukların beslenmesi önemli bir yer kaplar.Sağlıklı beslenmeye bağlı olarak çocuğun okuldaki başarısı yükselir. Sonuç olarak yediğimiz besinlere dikkat etmeliyiz,daha çok doğal ürünleri tercih etmeliyiz.Besinleri çok yemenin aksine daha az belli miktarda yememiz gerekir. Sevgi ve Saygılarımla