Jump to content
  • Sign Up

mistermavi

Φ New Members
  • Content Count

    8
  • Joined

  • Last visited

Community Reputation

1 Nötr

About mistermavi

  • Rank
    Yeni Üye

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Eserin bestekarı Erol Sayan, Yaprak Sayar ile birlikte eseri "Kareler var" olarak okuyor. Örneğin İlkay Armen ise aynı eseri "Hareler var" diye okuyor. Bir de bazı yörelerde karaya kare deniyor olabilir. Bu durumda "Sensiz doğan güneşin yüzünde karalar var" anlamında mantıklı olabilir.
  2. Hepimizin zevkle dinlediği Erol Sayan'ın rast eserini bilirsiniz. Sayın Yılmaz Topuz'un TRT repertuarına 11525 no ile kayıtlı olan güftesinde bu haliyle kafamı karıştıran bir husus var. İkinci kıta başlarken "Sensiz doğan güneşin yüzünde KARELER var" yazıyor. Oysa genelde bilinen ve anlamca da daha uygunmuş gibi görünen şekliyle bazı kaynaklarda "Sensiz doğan güneşin yüzünde HARELER var" şeklinde de yazılıyor. Araştırınca mevcut eserlerde ve notalarda da hâreler ve kareler şeklinde söylenen halleri ile ayrı ayrı notasyonları ve seslendirilmiş eserleri bulmak mümkün. Sanki sanat camiası bu konuda ikiye ayrılmış gibi. Eser kayıt altına alınırken daktilo hatası sonucu "h" yerine "k" yazılmış diye düşünmek de zor. Çünkü eserde iki ayrı yerde kareler diye geçiyor, yani hatanın iki kere yapılmış olması gerekir ki bu da pek mümkün değil gibi görünüyor. Osmanlıca Türkçe sözlükte kare kelimesini araştırınca da; (C.: Kâr-Kur) Dişi ayı. Meşe. Yüksek yer. Kabile ismi. Kare Anasından gözsüz doğan. Kör olarak dünyaya gelen. Koyun sürüsü. Kâre Arka yükü. anlamlarına rastladım. Lâkin bunların hiç biri cümleyi anlamlı kılmıyor. Yine de eğer gerçek "Sensiz doğan güneşin yüzünde KARELER var" şeklindeyse bu cümle ne manaya geliyor? Yorumlarınızı merak ediyorum dostlar...
  3. Arkama yaslanmış, tam da seçim atmosferindeki ülkemizde bu ara gündemde olan millet bahçeleri sözcüğünü, daha önce nereden hatırladığımı düşünürken, bu başlıkla karşılaştım ve böylece cevabı buldum. Biz Türkler her nedense Evliya çelebinin seyahatnamesinden sonra şu bilim-kurguyla çok fazla ilgilenmemişiz. Zaten Seyahatname de pek roman sayılmasa da fantastik yorumlar hemen göze çarpar. Yine de Viyana robotları yada otomatları ilginçtir. 1921'de Refik Halid Karay ilk bilim kurgu Türk hikayesini Papağan "Ago Paşa'nın hatıratı"'ndaki ikinci hikaye olan "Hülya Bu Ya"'da yazmış demek yanlış olmaz (her ne kadar kitap 39'da basılmış olsa da). Hikaye Ankara'da geçer ve gelecektedir. Yürüyen yollar, yağmur makineleri, güneş aküleri ile sağlanan sabit mevsimler ve sabit aydınlanma, meclise telefonlarıyla katılıp telekonferans görüşmeler yapan TBMM üyeleri, rüzgar makineleri, ışınlanma gibi pek çok konuyu işler. İştee millet bahçesi de bu hikayede geçiyor. Hikayede tüm dünyadan Ankara halkına canlı yayın yapan dev beyaz ekranların bulunduğu yerin adı "Millet Bahçesi"'ydi. Evreka :)) Bu arada Selma Mine'nin Uzay Yolu ve Renkli Ülkeler serisinin üstüne Türk çocuk bilim kurgu kitabı tanınam. Çocukluğumun yegane favorisidir kendisi. (Her ne kadar bilim kurgu olmasa da Kırmızı Bisiklet ve İstanbul Kapılarında kitaplarına da 10 tam puan veriyorum)
  4. Ben ve Çocuklarım
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.