Bütün Eylemler
Geçen saat
-
İran İsrail ve ABD Savaşı / Sorunu - Bütün Detaylarıyla Buraya...
İran'da son durum: ABD petrol tankerlerini vurdu; Tahran, ABD bağlantılı gemilere saldırı düzenlediğini öne sürdü Başkan Donald Trump, 28 Şubat'ta İran'a karşı; askeri tesisleri, hükümet binalarını ve altyapı noktalarını hedef alan kapsamlı ortak ABD-İsrail saldırılarıyla yürütülen "büyük çaplı muharebe operasyonlarını" duyurmuştu. ABD ve İran heyetleri, her iki ülkenin de imzaladığı bir mutabakat zaptına dayalı olarak savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varmak amacıyla Haziran ayında müzakerelere başlamıştı. Buna rağmen ABD ve İran karşılıklı saldırıları sürdürdü; stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı ise gerilimin ana odak noktası olmaya devam etti. Son Gelişmeler İran'ın baş müzakerecisi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Pazar günü Telegram üzerinden yayınladığı konuşmada "'orantılı karşılık' döneminin sona erdiğini" söyledi. Kalibaf, İran'ın yakın zamanda Orta Doğu'daki ABD üslerine yönelik gerçekleştirdiği saldırıların "henüz başlangıç" olduğunu ifade etti. Kalibaf, "Oyunun kuralları değişti; bundan böyle İran'ın çıkarlarına ve güvenliğine yönelik her türlü ihlal, 'daha hızlı, daha ağır ve daha acı verici' bir karşılık görecektir," dedi. İran Devrim Muhafızları (IRGC) donanması Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nda "izinsiz bir rotada" seyreden üç petrol tankerinin yanı sıra başka bölgelerde ABD ile bağlantılı üç gemiyi hedef aldığını duyurdu. IRGC donanması, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı yakınlarındaki tüm gemileri, ABD ordusu tarafından "kandırılmamaları" ve izinsiz su yollarından geçmek gibi "şüpheli hareketlerden" kaçınmaları konusunda uyardı; aksi takdirde hedef alınacaklarını belirtti. ABD, söz konusu iddialara ilişkin henüz bir açıklama yapmadı. ABD, savaş gemilerinin hedef alınmasına misilleme olarak 3 İran petrol tankerini vurdu ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Cumartesi sabahı yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları'nın bir Amerikan uçak gemisi ve muhribine balistik füzeler fırlatmasının ardından ABD güçlerinin iki İran petrol tankerini "kalıcı olarak devre dışı bıraktığını" ve bir diğerini "tamamen imha ettiğini" bildirdi. CENTCOM, ABD gemilerinden hiçbirinin isabet almadığını ve hiçbir personelin yaralanmadığını belirtti; ancak bir uçak gemisinin hedef alınmış gibi görünmesi dikkat çekici bir provokasyon niteliği taşıyor. CENTCOM yaptığı açıklamada, "Söz konusu üç İran ham petrol tankeri, Devrim Muhafızları'nı (IRGC) ve onun bölgedeki vekil güçlerini finanse eden, milyarlarca dolarlık bir 'gölge ağın' parçasıdır. İran'ın bunları savunacak hiçbir imkanı bulunmuyor," ifadelerini kullandı. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, "Devrim Muhafızları'na mesajımız net olsun: Eğer gemilerimizden ikisine ateş açarsanız, sizden üç gemiyi etkisiz hale getirerek çok daha ağır bir ekonomik bedel ödetiriz," dedi. "Amerikan güçlerini savunmaktan ve gerekirse İran'ın sınırlı sayıdaki ve savunmasız petrol filosunu yok etmekten çekinmeyiz." Trump, İran meselesinin 'önemsiz bir ayrıntı' olduğunu ve ABD'nin İran'ı 'esasen' kontrol altına aldığını söylüyor Başkan Donald Trump, İran ile yaşanan çatışmanın ABD için "önemsiz bir ayrıntı" ve "büyük bir mesele" olmadığını, ayrıca ABD'nin İran'ı "esasen" kontrol altına aldığını belirtti. Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance'in Perşembe günü yaptığı ve İran ile yaşanan çatışmayı bir "savaş" olarak görmediğini ifade eden yorumlarını önemsemediğini belli etti. Trump, durumun nasıl adlandırıldığının bir önemi olmadığı konusunda ısrarcı davrandı. Vance'in değerlendirmesini "anlayabildiğini" söyleyen Trump, her iki tarafın da yakın zamanda askeri saldırılara yeniden başlamasına rağmen şu anda ortada bir "çatışma" olmadığını öne sürdü. Trump, "İsterseniz buna askeri çatışma diyebilirsiniz; bazıları böyle adlandırabilir. Ancak buna ne dendiğinin bir önemi olduğunu sanmıyorum," dedi. İran, ABD'yi 'sivil hedeflere kasten saldırmakla' suçluyor İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Perşembe günü X hesabından yaptığı bir paylaşımda ABD'yi "sivil hedeflere kasten saldırmakla" suçladı. İsmail Bakayi, İran'ın Katar'a yönelik son saldırılarının "savunma amaçlı" olduğunu ve yalnızca Katar topraklarındaki ABD üslerini hedef aldığını belirterek; buna karşılık Amerika'nın "okulları, hastaneleri, yerleşim bölgelerini, düğün törenlerini, köprüleri ve daha fazlasını" hedef aldığını öne sürdü. Başkan Yardımcısı JD Vance'e günün erken saatlerinde, ABD'nin yakın zamandaki saldırıları sırasında bir düğün törenindeki sivillerin vurulduğuna dair haberler sorulmuştu. Vance, ABD'nin olayı soruşturduğunu belirterek ayrıntılara girmedi; ancak söz konusu haberlerin İran kaynaklı olması nedeniyle bu iddialara karşı "son derece şüpheci" yaklaştığını ifade etti. Gazetecilere verdiği demeçte, "Yüzde yüz emin olarak söyleyebilirim ki, Devrim Muhafızları'nın (IRGC) aksine, Amerika Birleşik Devletleri çatışma sırasında asla sivilleri hedef almaz. Bunu asla yapmayacağız. Asla yapmadık. Ve ne yazık ki, açıkçası, bazen istenmeyen olaylar yaşanabiliyor," dedi. Vance, İran meselesi için "Buna savaş demezdim" diyor Başkan Yardımcısı JD Vance, Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, yaşananları bir savaş olarak nitelendirmekten kaçınarak bunun aslında bir savaş olmadığını savundu. Vance, "Buna savaş demezdim. Şu anda aktif bir çatışma (ateş açma durumu) yok. Elbette gerilimin tırmandığı yerler ve büyük çaplı muharebe operasyonları olduğunu kabul ediyorum," dedi. Sözlerine şöyle devam etti: "Tekrar etmek gerekirse, büyük çaplı muharebe operasyonları yaklaşık altı hafta sürdü. O zamandan bu yana, elbette 'Midnight Hammer' (Gece Çekici) harekatıyla nükleer tesislerini imha ettik. 'Epic Fury' (Destansı Öfke) ile silah üretiminde kullandıkları savunma sanayii altyapısını ve konvansiyonel askeri güçlerinin büyük bir kısmını yok ettik. Ayrıca, o nükleer programı yeniden inşa etmelerini zorlaştırdık." Sürecin ne zaman sona ereceğine dair sorular üzerine Vance, sorumluluğu İranlılara yükleyerek ticari gemilere ateş açmayı bırakmaları gerektiğini belirtti; ancak İran'ın bu saldırıları durdurmasını sağlamaya yönelik planın ne olduğuna dair bir açıklama yapmadı. "Gerçek şu ki, bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir. İranlıların gemilere ateş açması, dünya enerji piyasaları üzerindeki etkisini ne zaman yitirecek?" dedi. "Yapacağımız şey, İranlıların sorumlu davranmasına veya iyi niyetle müzakere etmesine bel bağlamak olmayacak. Bunun yerine, elimizdeki araçları kullanarak şunları sağlayacağız: Birincisi, Amerikan halkının asla bir İran nükleer programı tehdidiyle karşı karşıya kalmamasını; ikincisi ise dünya enerji piyasalarına yeterli arzın sağlanmasını garanti altına alacağız," ifadelerini kullandı. Vance, bu çatışma süreci için herhangi bir zaman çizelgesi vermeyi ısrarla reddetti. "O petrol ve gaz gemilerinin piyasaya ulaşmasını sağlama kapasitesine sahip tek ülke Amerika Birleşik Devletleri'dir. Şunu söyleyebilirim ki; taahhütlerine sadık kalamayan ve ticari gemilere ateş açmayı durduramayan bir İran yönetimi karşısında stratejimizi ve zaman çizelgemizi açıkça ortaya koymak sorumsuzluk olurdu," dedi. İran ile savaşta 767 ABD askeri yaralandı. Pentagon'un kayıp ve yaralı veritabanında son 24 saat içinde yapılan güncellemeye göre, İran ile yaşanan savaşta yaralanan ABD askeri sayısı 767'ye yükseldi. Bu sayı, yaralı sayısının 758 olarak bildirildiği 28 Ağustos'taki son güncellemeye kıyasla bir artışa işaret ediyor. Kuveyt, İran'ın tekrarlanan saldırılarını kınadı Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, İran'ın tekrarlanan saldırılarını; egemenliğinin açık bir ihlali ve güvenliği ile istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak nitelendirerek kınadı. Bakanlık, Perşembe günü gerçekleşen saldırıların vatandaşların ve ülkede ikamet edenlerin güvenliğini hedef aldığını ve uluslararası hukukun ağır bir ihlali anlamına geldiğini belirtti. Bakanlık yaptığı açıklamada, "Bu pervasız saldırıların devam etmesi düşmanca bir tutumu yansıtmakta ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli bir tırmanış teşkil etmektedir," ifadelerini kullandı. Kuveyt'in Körfez'deki komşuları Bahreyn ve BAE de Kuveyt'e yönelik saldırıları kınadı. 'Aslında vatana ihanet': Trump, savaş uzadıkça mühimmat stoklarının azaldığına dair haberlere tepki gösterdi. Başkan Donald Trump, İran ile savaş uzadıkça ABD'nin mühimmat stoklarının azaldığını öne süren haberlere itiraz ederek, bu haberi yayınlayan medya organlarının "yüzde 100 yanıldığını" ve "aslında vatana ihanet içinde olduklarını" savundu. Trump, Perşembe günü sosyal medya platformunda yaptığı bir paylaşımda, "Mühimmatımız kalmadığı konusunu sürekli gündeme getiren kişi ve medya organları (ki yüzde 100 yanılıyorlar!), aslında vatana ihanet etmektedir," dedi. ABD'nin elinde "neredeyse sınırsız miktarda orta ve yüksek nitelikli mühimmat" bulunduğunu belirten Trump, bu miktarın "bu savaşta ya da (gerçekleşmesi pek muhtemel olmayan) başka herhangi bir savaşta kullanabileceğimizden çok daha fazlası" olduğunu ifade etti. Ayrıca ABD'nin mühimmat üretiminde zorlandığına dair haberlere de karşı çıkan Trump, ABD'nin şu anda silah stokladığını ve "meydana gelebilecek her türlü duruma karşı hazırlık yaptığını" söyledi. Trump, müttefiklere silah satışının "yakında" yeniden başlayacağını belirtti. Trump sosyal medyada şunları yazdı: "Daha önce hiç görülmemiş seviyelerde mühimmat üretiyoruz. Stok yapıyor ve meydana gelebilecek her türlü duruma hazırlanıyoruz. Ürettiklerimizi başkalarına satmak yerine kendimiz, yani ABD için ayırıyoruz; ancak müttefiklere satışlar yakında yeniden başlayacak." Ayrıca, ABD mühimmatının büyük kısmının İran'da değil Ukrayna'daki savaşta kullanıldığına dair hafta başında dile getirdiği görüşü yineledi ve Ukrayna'ya yardım sağladığı için eski Başkan Joe Biden'ı bir kez daha suçladı. Trump, İran savaşında hiçbir ABD'li kaybı yaşanmadığını söyleyen Lutnick'i savundu Başkan Donald Trump Perşembe günü sosyal medyada bir paylaşım yaparak, Çarşamba günü İran'la süren savaşta hiçbir Amerikalının hayatını kaybetmediğini yanlış bir şekilde ifade eden Ticaret Bakanı Howard Lutnick'i savundu. CNBC'ye verdiği bir röportajda Lutnick, yönetimin İran'ı "ekonomik açıdan boğma" stratejisini övmüş ve "hiçbir Amerikalının hayatını kaybetmediğini" söylemişti. Altı ayı aşkın süredir devam eden çatışmalarda bugüne kadar on sekiz Amerikalı hayatını kaybetti. Trump Perşembe günü sosyal medyada yaptığı paylaşımda, Lutnick'in bu açıklamaları yaparken aklında "Venezuela'nın olduğunu" yazdı. Ayrıca Perşembe sabahı Lutnick, X üzerinden yaptığı paylaşımda "yanlış ifade kullandığını" belirterek hayatını kaybeden 18 askeri personelin ailelerine başsağlığı diledi. Lutnick, "Aklımda, hiçbir askeri personelin hayatını kaybetmediği o Venezuela askeri harekatı vardı," diye yazdı. Kaynak: ABC
-
Rusya'nın Ukrayna İstilası Hakkında Bütün Haberler
Witkoff ve Kushner, barış girişimi kapsamında Putin ile görüştükten sonra Ukrayna'ya vardı Başkan Trump'ın Beyaz Saray özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner, Rusya ile savaşı sona erdirme teklifini ele aldıkları Moskova ziyaretinin ardından Pazar günü Ukrayna'ya ulaştı. Bu ziyaret, Trump'ın çatışmayı çözme vaadiyle göreve dönmesinden bu yana temsilcilerin Ukrayna'ya yaptığı ilk seyahat olma özelliğini taşıyor. Varışlarından önce Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "güvenlik garantilerine" ve barışa ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Witkoff ve Kushner, Cumartesi günü Moskova'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Bir Beyaz Saray yetkilisine göre görüşmede, "önümüzdeki haftalarda açıklanacak olan sonraki adımlara dair somut planlar" ele alındı. Witkoff ve Kushner yola çıkmadan önce Trump gazetecilere verdiği demeçte, temsilcilerin çatışmayı sona erdirecek bir teklifle Ukrayna ve Rusya'ya gittiklerini söylemişti. Trump, "barışa dair bir fikirleri" olduğunu ve "bunu gerçekleştirme ihtimalinin yüksek olabileceğini" ifade etmişti. Görüşmenin ardından Kremlin danışmanı Yuri Uşakov yaptığı açıklamada, "Amerikalı meslektaşlarımızın bu ziyaret için ciddi hazırlıklar yaptığını" ve "olası çözüm yollarına ilişkin bir dizi fikir geliştirdiklerini" belirtti; ancak bu fikirlerin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Moskova'daki görüşmenin başında —ve bu anlar video kaydına da yansıdı— Putin, Kushner ve Witkoff'tan Trump'a iyi dileklerini ve teşekkürlerini iletmelerini istedi ve Ukrayna'daki durumu "basit değil" şeklinde nitelendirdi. Uşakov ayrıca görüşmelerde, ABD ile Rusya arasında "karşılıklı fayda sağlayacak" potansiyel anlaşmaların da "bir miktar ayrıntıyla" ele alındığını sözlerine ekledi. Hem Ukrayna hem de Rusya, görüşmelerin yapılabilmesi amacıyla temsilcilerin ülkede bulunduğu süre zarfında saldırılara ara verme konusunda Cumartesi günü mutabık kaldı. Rus haber ajansı Tass'a konuşan Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "Putin, üç gün boyunca Kiev'e yönelik herhangi bir saldırı düzenlenmemesi talimatını verdi" dedi ve bu kararın Witkoff ile Kushner'in Ukrayna'nın başkentine yapacakları planlı ziyaretle bağlantılı olduğunu belirtti. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski de saldırıları Pazartesi gününe kadar durdurarak benzer bir adım attı. Beyaz Saray yetkilisi ayrıca CBS News'e, ABD heyetinin; 2022'den beri Rusya'da tutuklu bulunan 32 yaşındaki öğretmen ve eski ABD Deniz Piyadesi Robert Gilman'ın serbest bırakılması nedeniyle Putin'e teşekkür ettiğini söyledi. Gilman geçen ay serbest bırakıldı ve ülkesine dönmesine izin verildi. Gilman'ın serbest bırakılması için çaba gösteren Global Reach adlı kuruluşun aktardığına göre, kendisi salıverilmeden önce ağır kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla ciddi sağlık sorunları yaşamış ve hastaneye kaldırılmıştı. Kaynak: CBS
-
En Son Tenis Haberleri
Influencer'lar ABD Açık'ı (US Open) istila etti ve 'görgü kuralları' üzerine bir tartışma başlattı ABD Açık zaten yeterince kaotik değilmiş gibi —tepeden gürültüyle geçen uçaklar, şangırdayarak ilerleyen metro trenleri ve her yanı saran esrar kokusuyla— bu yılki turnuvaya yeni bir dikkat dağıtıcı unsur daha eklendi: internet influencer'ları. Turnuvanın ilk haftasından akıllarda en çok yer eden görüntü, muhtemelen Naomi Osaka’nın ilk tur maçı sırasında bir grup insanın (yaklaşık bir düzine kadar kişinin) TikTok dansı yaptığı andı. Bu tek bir fotoğrafın yarattığı tepki göz önüne alındığında, söz konusu influencer'ların viral bir video yaratma umuduyla sadece şarkı sözlerine dudak uydurmak yerine, sanki Şeytani bir ayin gerçekleştiriyormuş gibi algılandığını düşünebilirdiniz. Ancak başhakem Kader Nouni'nin gruptan yerlerine oturmalarını istemesi dünyanın dikkatini çekti. Özellikle de Osaka'nın "Spor hakkında, bilhassa da görgü kuralları konusunda biraz bilgi edinmek nezaket gereğidir" demesi ve Coco Gauff'un "Kırmızı halıda kot pantolon giymezsiniz, değil mi?" diye eklemesiyle konu daha da öne çıktı. Kısa bir süre sonra, ABD Tenis Federasyonu'nun geçen yılki toplam sayının iki katından fazla olacak şekilde, neredeyse 100 sosyal medya fenomenine akreditasyon verdiği ortaya çıktı. Cumartesi sabahı New York Times'ta yer alan bir manşet, "Fenomenler, gürültü ve esrar: ABD Açık bir hayvanat bahçesine mi dönüştü?" diye soruyordu. Kısa cevap şu ki; özellikle Wimbledon'ın Merkez Kortu'ndaki o tapınak sessizliğiyle kıyaslandığında, bu etkinlik her zaman tenisin "vahşi batısı" olagelmiştir. Değişen şey, zaman zaman korta çevrilseler de çoğunlukla kullanıcının bu seçkin etkinlikteki varlığını belgelemek için kullanılan kameralı telefonların her yerde karşımıza çıkmasıdır. Eğer gerçek fiyatından (liste fiyatından) yakalayabilirseniz, genel giriş biletleri 50 sterlinin biraz altından başlıyor; ancak bu biletler genellikle satışa çıkar çıkmaz karaborsacılar tarafından kapışılıyor ve en az beş katı fiyata yeniden satılıyor. Nouni, insanlardan ralliler sırasında kendilerini videoya veya fotoğrafa çekmeyi bırakmalarını isteyen tek başhakem değil; mesele şu ki, çoğu durumda söz konusu kişilerin özellikle fenomenler mi yoksa sıradan izleyiciler mi olduğunu anlamak zor. Her halükarda, bu ikisi arasındaki ayrım oldukça belirsiz. Kabaca 30 yaşın altındaki yetişkinleri kapsayan Z Kuşağı mensuplarının çoğu için, kişinin statüsü ile sosyal medyadaki varlığı (veya dijital ayak izi) birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Influencer'lar ile "içerik üreticisi" olarak adlandırılan kişiler arasında da sınırları belirsiz bir ayrım bulunuyor. Genel hatlarıyla ifade etmek gerekirse, ilk gruptakiler genellikle kendi hayatlarını belgeleyip takipçi çekmek için karizmalarına veya dış görünüşlerine bel bağlarken; ikinci gruptakiler çoğunlukla videolar aracılığıyla işledikleri belirli bir uzmanlık alanına veya ilgi konusuna odaklanırlar. Buna bir örnek, tenis kıyafetlerine dair yorumlarıyla Instagram'da 77.000 takipçiye ulaşan ve internette @itselizasworld adıyla tanınan, Londralı eski Wimbledon top toplayıcısı Eliza Wastcoat'tur. Bu yılki ABD Açık'ta akreditasyon alan 100 influencer arasında yer almayan ancak ocak ayındaki Avustralya Açık için akreditasyon kartını kabul eden Wastcoat, "Sosyal medyada tenise olan ilgi patlama yaşadı," diyor ve ekliyor: "Dolayısıyla insanlar bunu sadece işin içine dahil olma fırsatı olarak değil, aynı zamanda para kazanma ve kendi markalarını tanıtma aracı olarak da görüyor." Bu yıl Cincinnati ve Indian Wells dahil olmak üzere 12 turnuva etkinliğine katılmış biri olarak Wastcoat, bu yılki ABD Açık'ta influencer'lara yönelik tepkilerden haklı olarak rahatsızlık duyuyor. Wastcoat, "Bence 'influencer' kelimesi zaman zaman biraz olumsuz bir anlam kazandı," diyor ve devam ediyor: "Genelleştirilmiş bir influencer tipiyle aynı kefeye konmaktan hoşlanmıyorum. Sadece birkaç kişinin görgü kurallarını ihlal etmesi ya da akreditasyon kartlarının fotoğraflarını paylaşması bile güveni zedeliyor ve benim için sıkıntı yaratıyor. Gelecekte bir turnuva direktörünün, sırf çok fazla zahmet yarattığı ya da markanın imajına zarar verdiği gerekçesiyle 'Aman, bırakın bu işi içerik üreticileri ve influencer'lar yapsın' demesi, görmek isteyeceğim en son şey olurdu." Wastcoat'un bu yorumu, geçen hafta akreditasyon kartlarının fotoğraflarını internette paylaştıktan sonra giriş hakları iptal edilen Meg Radice ve Audrey Jongens adlı iki influencer'a gönderme yapıyordu. Her ne kadar bu hareketleriyle turnuva kurallarını çiğnemiş olsalar da, ABD Tenis Birliği (USTA) asıl sorunun, Radice ve Jongens'in bir yemek tedarikçisi tarafından sağlanan personel listesi aracılığıyla içeri sızmış olmaları olduğunu belirtti. Kuşkusuz, @theviplist kullanıcı adıyla paylaştıkları içerikler, klişelik ve basitlik açısından zirvedeydi. Bir videoda, US Open’ın "imza kokteyli" olan Honey Deuce’u yudumlarken kafalarını ritme göre salladıkları görülüyordu; Grey Goose votka, limonata ve ahududu liköründen oluşan bu aşırı tatlı karışım 17 sterline satılıyor ve geçen yılki turnuvada tam 750.000 adetlik dikkat çekici bir satış rakamına ulaşmıştı. Yayıncı kuruluşlar da bu akıma dahil oluyor. Sky Sports, US Open’a dört sosyal medya fenomenini götürdü; bunlardan biri olan Sarel daha çok Love Island yorumlarıyla tanınırken, bir diğeri olan Nella Rose ise kariyerine saç yapımı videolarıyla başlamıştı. İşin ilginç yanı, Sky; Rose’u, hızlı yükselişi sayesinde WTA turundaki en geniş hayran kitlelerinden birine sahip olan Filipinli tenisçi Alexandra Eala ile bir araya getirdiğinde, daha çok etkilenen taraf Eala oldu; Eala, Rose’un kendisini tanımasını düşünmenin "tuhaf" olduğunu ifade etti. Yine de bazı markalar, influencer'lardan gelebilecek olası tepkilerden endişeli görünüyor. Cuma günü Amerikalı tenis yazarı Jessica Schiffer, bir şirket tarafından gönderilen talimatların ekran görüntüsü olduğu anlaşılan bir paylaşım yaptı; bu talimatlarda, maç sırasında flaşlı fotoğraf çekmekten kaçınmak ve oyun aralarına kadar yerinden kalkmamak gibi hususlar dahil olmak üzere "herkesin turnuva adabına dikkat etmesi" isteniyordu. Ancak muhtemelen bu küçük fırtına kısa sürede dinecek ve influencer'lar, iki hafta sürmeleri nedeniyle dünyanın en büyük yıllık spor etkinlikleri sayılabilecek olan Grand Slam turnuvalarından kültürel sermaye elde etmeye devam edeceklerdir. Kabul etmek gerekir ki, ürettikleri içeriğin büyük bir kısmı gayet yüzeysel. Ancak Wastcoat ve —basın toplantılarına katılan ve tenis haberlerini modern bir formatta sunan bir YouTuber olan— Christian Basnight gibi isimler, genç tenis hayranlarına geleneksel medyanın yapmadığı bir şekilde hitap ediyor. Son dönemde koparılan yaygaranın büyük bir kısmı, gayet aşina olduğumuz bir duruma, yani "yeniliğin yarattığı şok" etkisine bağlanabilir. Kaynak: TT
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Trump, New Mexico'nun adını 'New America' olarak değiştiren bir başkanlık kararnamesi imzaladı mı? İşte gerçeği İddia: Eylül 2026'nın başlarında, ABD Başkanı Donald Trump, New Mexico'nun adını "New America" olarak değiştirmek üzere bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Değerlendirme: Kökeni Hiciv/Mizah (Bu değerlendirme hakkında?) Federal yetkililerin New Mexico eyaletinin adını "New America" olarak değiştirme planını onayladığına dair bir iddia internette yayıldı; hatta popüler bir paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump'ın Eylül 2026'nın başlarında eyaletin adını değiştiren bir başkanlık kararnamesi imzaladığı bile öne sürüldü. Bu iddia, Trump'ın 27 Ağustos 2026'da ABD sınırları içindeki Ontario Gölü'nün (Lake Ontario) adını "Lake America" olarak değiştirmek üzere imzaladığı gerçek bir kararnamenin ardından ortaya çıktı. X kullanıcısı @DailyNoud, 1 Eylül'de New Mexico'nun adının da değiştirileceğine dair iddiayı paylaştı (arşivlenmiş hali) ve şunları yazdı: "Donald Trump, New Mexico'nun adını New America olarak değiştirmek için bir başkanlık kararnamesi imzaladı." Bu paylaşım, yazının hazırlandığı sırada 2,7 milyondan fazla görüntülenme aldı: İddianın çeşitli versiyonları Instagram, Threads ve Facebook'ta da yayıldı. Bazı kişiler bunu gerçek olarak algıladı ve Snopes okurları daha fazla bilgi edinmek amacıyla bizimle iletişime geçti. İddianın doğruluğunu araştırmak için öncelikle DuckDuckGo ve Bing gibi arama motorlarını kullandık. Eğer Trump yönetimindeki yetkililer eyaletin adını değiştirme planlarını gerçekten onaylamış olsalardı —ya da Trump bu yönde bir başkanlık kararnamesi imzalamış olsaydı— yapılan bu aramalar söz konusu kanıtları ortaya çıkarırdı. Durum böyle değildi. New Mexico'nun adını değiştirmeye yönelik resmi bir girişime dair güvenilir herhangi bir habere rastlamadık. İddianın asıl kaynağını tespit ettik: İçeriğini "önemi olmayan haberler" (snews) olarak tanımlayan hiciv amaçlı sosyal medya hesabı Casper Planet. Bu paylaşımda Trump'ın bir başkanlık kararnamesi imzaladığı açıkça belirtilmiyor; bunun yerine, "federal yetkililerin New Mexico eyaletinin adının 'New America' (Yeni Amerika) olarak değiştirilmesi planlarını onayladığı" öne sürülüyordu. (Paylaşımı yapan @DailyNoud adlı X kullanıcısı da bir hiciv hesabıydı.) Casper Planet adlı Facebook sayfası, ilgili iddiayı (arşivlenmiş haliyle) 29 Ağustos 2026 tarihinde paylaştı: Federal Coğrafi İsim Değişiklikleri Kapsamında New Mexico'nun Adı "New America" Olarak Değiştirilecek WASHINGTON - Federal yetkililerin, ülke genelindeki coğrafi isimleri güncellemeye yönelik yakın tarihli bir girişimin devamı niteliğinde, New Mexico eyaletinin adını "New America" olarak değiştirme planlarını onayladığı bildirildi. Değişiklik hakkında bilgi sahibi yetkililere göre, Amerikan haritaları üzerinde yapılan rutin bir inceleme sırasında "Mexico" (Meksika) kelimesi tespit edildi ve bu ismin coğrafi açıdan kafa karıştırıcı olduğuna karar verildi. Değişikliğin otoyol tabelalarını, resmi belgeleri ve yaklaşık 14 milyon adet hatıra kahve kupasını etkilemesi bekleniyor. Bölge sakinleri resmen "New American" (Yeni Amerikalı) statüsüne geçecek; değişiklikten önce orada doğan kişilerin ise iki yıllık bir geçiş sürecinde kendilerini "New Mexican" (Yeni Meksikalı) olarak tanımlamaya devam etmelerine izin verileceği belirtiliyor. Meksika'nın görüşü alınmadı. Durum böyle değildi. New Mexico'nun adını değiştirmeye yönelik resmi bir girişime dair güvenilir herhangi bir habere rastlamadık. İddianın asıl kaynağını tespit ettik: İçeriğini "önemi olmayan haberler" (snews) olarak tanımlayan hiciv amaçlı sosyal medya hesabı Casper Planet. Bu paylaşımda Trump'ın bir başkanlık kararnamesi imzaladığı açıkça belirtilmiyor; bunun yerine, "federal yetkililerin New Mexico eyaletinin adının 'New America' (Yeni Amerika) olarak değiştirilmesi planlarını onayladığı" öne sürülüyordu. (X kullanıcısı @DailyNoud da bir hiciv hesabıydı.) Casper Planet adlı Facebook sayfası, ilgili iddiayı (arşivlenmiş haliyle) 29 Ağustos 2026 tarihinde paylaştı: Federal Coğrafi İsim Değişiklikleri Kapsamında New Mexico'nun Adı "New America" Olarak Değiştirilecek WASHINGTON - Federal yetkililerin, ülke genelindeki coğrafi isimleri güncellemeye yönelik süregelen bir çabanın parçası olarak New Mexico eyaletinin adını "New America" (Yeni Amerika) olarak değiştirme planlarını onayladığı bildirildi. Değişiklik hakkında bilgi sahibi yetkililere göre, Amerikan haritaları üzerinde yapılan rutin bir inceleme sırasında "Mexico" (Meksika) kelimesi tespit edildi ve bu ismin coğrafi açıdan kafa karıştırıcı olduğuna karar verildi. Söz konusu değişikliğin otoyol tabelalarını, resmi belgeleri ve yaklaşık 14 milyon adet hatıra kahve kupasını etkilemesi bekleniyor. Bölge sakinleri resmen "New American" (Yeni Amerikalı) statüsüne geçerken, değişiklikten önce orada doğan kişilerin iki yıllık bir geçiş sürecinde kendilerini "New Mexican" (Yeni Meksikalı) olarak tanımlamaya devam etmelerine izin verileceği belirtiliyor. Kaynak: Snopes
Bugün
-
Kur’an’a Bakış Açımız, Ondan Faydalanma Yöntemimiz Nasıl Olmalıdır?
Bizler Kur’an’ı, onun ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, mutlaka Allah’ın tavsiye ettiği yöntemi kullanmamız gerekir. Eğer Kur’an’ın önerdiği yöntemin dışına çıkarsak, Allah’ın uyarılarını ve bizlerden istediklerini, yani bizlere tebliğini asla doğru anlayamayız. İSLAM İNANCI, ÖYLE YANLIŞ BİLGİLERLE KARIŞTIRILARAK YOĞRULMUŞ Kİ, BU KARIŞIMIN ALLAH’IN İSTEDİĞİ DOĞRULTUDA MAYA TUTMASI, OLGUNLAŞMASI DA MÜMKÜN OLMUYOR. Böyle olunca da, İslam toplumları huzuru, Allah’ın doğru yolunu bulamıyor. Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah görev verdiği Resul ve gönderdiği kitapları, ateistlere yani Allah tanımazla değil, tam tersine iman ettiğini söyledikleri halde, Allah’ın daha önce gönderdiği kitaplarından sapan toplumları doğru yola davet etmek için göndermiştir. BURADANDA ANLIYORUZ Kİ, İNSANLIK VAHYİN İZİNİ YOLUNU TAKİP ETMEK YERNE, NEFİSLERİNİN YOLUNA SAPMIŞLARDIR. Kur’an’a yaklaşımımız ve ondan en doğru şekilde yararlanma yöntemimiz, ONUN HAYAT REHBERİ, HİDAYET KAYNAĞI VE İNSANLIĞI KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ÇIKARAN İLAHİ BİR KELAM OLDUĞU BİLİNCİNE DAYANMALIDIR. Kur’an anlaşılmak, üzerinde düşünülmek ve yaşanmak üzere indirilmiştir. Kur’an’a doğru bir bakış açısı geliştirmek ve ondan azami düzeyde faydalanmak için, bazı temel esasları özellikle takip etmemiz gerekir. Kur’an’ı Hidayet ve Hayat Rehberi Olarak Görmeliyiz. Kur’an’ı hayatın dışındaki teorik bir kitap olarak değil, bireysel ve toplumsal hayatımızı inşa eden dinamik bir rehber olarak konumlandırmalıyız. BUNU YAPABİLMEMİZ İÇİN DE ONU DETAYSIZ, AÇIKLANMAMIŞ GÖRMEDEN, YALNIZ ONUN İPİNE SARILARAK ALLAH’IN BİZLERE NE ANLATTIĞINI ARACISIZ ANLAMAYA ÇALIŞMALIYIZ. Çünkü Allah yemin ederek, anlayalım diye Kur’an’ı kolaylaştırdığını ve hiç bir eksik bırakmadığını özellijkle bildiriyor. Kur’an’a Ön Yargısız ve Tevazu ile Yaklaşmalıyız. KUR’AN’IN KARŞISINA KENDİ FİKİRLERİMİZİ YADA MEZHEP İNANÇLARIMIZI ONAYLATMAK İÇİN DEĞİL, ONDAN YÖN BULMAK (HİDAYET ALMAK) AMACIYLA, SAMİMİ VE TESLİMİYETÇİ BİR KALPLE ÇIKMALIYIZ. Herşeyden önemlisi, Kur’an’a sorumluluk Bilinciyle yaklaşmalıyız. Zuhruf Suresi 44. ayette belirtildiği gibi, bu kitaptan hesaba çekileceğimizin ve onun emirlerinden sorumlu olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, onu nasıl bir yöntemle okumamız gerektiğini bilmeliyiz. AYETLERİ ACELE ETMEDEN, KELİMELERİN VE ANLAMLARIN ÜZERİNDE DURARAK, DERİNLEMESİNE AYETLER ÜZERİNDE KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE DÜŞÜNEREK OKUMAK GEREKİR. Bir konudaki ayeti anlamak için, mutlaka Kur’an bütünlüğüne bakılmalı ve aynı konuyu ya da kelimeyi işleyen diğer ayetler bir araya getirilerek analiz edilmelidir. Tek bir ayete bile ters düşen inancımız varsa, ondan hemen vazgeçmeliyiz. Arapça bilmeyen bir insan, Kur’an tercümelerinin birine değil, birçok tercümeleri karşılaştırarak okumak, hatalarımızı en aza indirecektir. Temel amacımız sorumlu olduğumuz yalnız Kur’an’ı yaşamak olmalıdır, onun içinde en önemlisi BİZLERİN, KUR’AN’A GÜVENCİMİZ TAM OLMALIDIR. Çünkü Allah Kur’an’dan sorumlunuz diye uyarıyor. Kur’an’dan faydalanmanın nihai noktası, öğrenilen ve anlaşılan doğruları hayata aktarmaktır. Bizler Kur’an’ı okurken her ayet için, “BU AYET BANA NE SÖYLÜYOR, BENDEN NE YAPMAMI İSTİYOR” sorusunu kendimize sormamız, ondan faydalanmanın en samimi yolu olacaktır. Önce şunu asla unutmamalıyız. Allah yemin ederek, bu kitabı bizler için kolaylaştırdığını söylüyorsa, aklı başında bir insan, Kur’an’ı anladığı dilde okuyup ayetler üzerinde düşündüğünde, Allah’ın tebliğini anlamaması mümkün değildir. Çünkü Allah kulunun anlayamayacağı bir bilgiden, kitaptan sizce bizleri sorumlu tutar mı? Elbette tutmaz. O zaman Kur’an’ın ayetlerini anlamaya çalışırken, Kur’an’ın dışından, hiç kimsenin sözlerinin etkisinde kalmadan, önyargılardan kurtulup öyle ayetleri anlamaya çalışmalıyız. ÇÜNKÜ TEK REHBER, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAP YALNIZ KUR’AN OLDUĞUNU RABBİMİZ SÖYLÜYOR. Allah da zaten Nahl suresi 98. ayetinde, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce bu uyarıyı yapıyor ve şeytanın ve şeytanlaşmış insanların sizlere dayattığı batıldan kendinizi kurtarın ve yalnız Allah’a dayanarak, güvenerek Kur’an’ı okumaya başlayın diyor. https://hakyolkuran1.blogspot.com/…/nahl-suresi-98-ayet… Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan ayetlerin MUHKEM olduğunu yani, açık seçik ve nice örneklerle açıkladığını bizlere bildiriyor Kur’an’da. Bunun nedenini açıklarken de, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, nice örneklerle sizlere açıkladık diyor. ALLAH KUR’AN’I AÇIKLAMAK, BİZİM GÖREVİMİZDİR DİYORSA KUR’AN DA, ALLAH’A GÜVENEREK KUR’AN’DA EKSİK ARAMA ÇABASINI, ÖNCELİKLE BIRAKMALIYIZ. Eğer bizler atalarımızın inancını aklayabilmek adına, ayetleri okuduğumuzda tam anlayamıyoruz, ama bilmem kim efendinin, veli kişinin kitaplarını okuduğumuzda daha iyi anlıyoruz dersek, Allah’ın nuruna saygısızlık yapmış oluruz, lütfen bunu unutmayalım. Okuduğumuz beşeri kitapların, ayetleri doğru anlattığından ne kadar emin olabiliriz? Hâşâ Allah’ın anlatamadığını, birilerimi başarıyor? Onun için Allah, özellikle bizlerin ayetler üzerinde düşünmemizi emrederken, “HALA DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ, DÜŞÜNEN YOK MU?” türünden uyarılar yaparak, bizlerin dikkatini çekiyor. Allah din ve iman adına bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetleri bizler anlayabilmemiz için, ayetlerde dolaylı hükümler vermediğini, ben bu konuyu anlayamadım demesinler diye de, başka ayetlerde örnekler verip, o konuyu farklı örneklerle açıkladığını, tekrar ettiğini bildiriyor bizlere. Buradan çok net şunu anlıyoruz. Allah bir emir vermişse, onu dolaylı ya da çok az kişilerin anlayabileceği şekilde değil, MUHKEM yani şüphe duyulmayacak, tartışmaya meyledilmeyecek kadar açık, hükümlerini bizlere bildirdiğini belirtiyor. İMTİHAN OLDUĞUMUZDAN DOLAYIDA ZATEN, BÖYLE OLMASI GEREKMEZ Mİ? Bu durumda bizlerin imtihanı çok daha kolaylaşıyor ama Allah’a güvenip dayanırsak. Bunun farkında olabilmek içinde önce bizler, aracısız Kur’an ile mutlaka buluşmalı ve anlayarak, düşünerek onu okumalıyız. Bizlerin ne yazık ki Kur’an ile bağımız kesilmiş, üzülerek söylemek zorundayım, kafamız Kur’an’ın asla bahsetmediği rivayetlerle doldurulmuş, beyinler karışmış durumda. YANİ HAKLA BATILI, AYIRAMAZ OLMUŞUZ. Önce bizler kafamızdaki bu karmaşayı çözmeliyiz ve emin olmadığımız bilgilerden, Kur’an’ın onaylamadığı inançlardan kurtulmalıyız, onlardan uzaklaşmalıyız. Dinden nemalanan bazı kişiler, Allah’ın elçisinin de ismini kullanıp, bunlarda Allah’ın Resulünün dinde hükümleridir deme gafletine düşüyorlar. Hâlbuki Allah çok açık ne diyor ve uyarıyordu hatırlayalım. “ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.” O örnek insan Allah’ın Resulünün adını kullanıp, ona iftira atanlar, ne yani peygamberimiz postacımıydı, dinde hüküm koyma yetkisi de mi yoktu, bu nasıl bir elçilik diyerek, toplumum RESUL sevgisini kullanıyorlar. Kur’an gerçekleri ile buluşan bir Müslüman elbette bunlara inanmıyor, çünkü Allah’ın Resulüne verdiği yetki ve sorumluluğu biliyor ve diyor ki böyle söyleyenlere; “NE YANİ ALLAH’IN RESULÜ, DİNDE ALLAH’IN ORTAĞIMIYDI?” Allah elçisine verdiği yetki ve sorumluluklardan birkaç örnek vermek istiyorum. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 ) HİÇBİR RİVAYET ZAN, DİNDE HÜKÜM KOYAMAZ. Yani bizler ayetler üzerinde düşündüğümüzde var olmayan, açıklanmayan, açıkça verilmemiş bir hükmü ortaya çıkartamayız. EĞER BUNU YAPARSAK, KENDİ ZANLARIMIZIN ESİRİ OLURUZ. Nefsimizde yarattığımız kuralları, hükümleri yani zanları dinin içinde zannederiz. Geleneğin ayetlere yaptığı ilaveler ne yazık ki bizlerin zanları ve nefislerimizin etkisiyle oluşmuştur. Bunları ayetlerden ayırmak ve gerçeklerle buluşmak, bir Müslümanın en önemli görevi olmalıdır. NE YAZIK Kİ GÜNÜMÜZDE HAK İLE BATIL, BİRBİRİNE KARIŞMIŞ. BİZLERİN ZANLARI, DİNDE ASLA AÇIKÇA VERİLMEMİŞ BİR HÜKÜM ORTAYA ÇIKARTAMAZ, BOŞUNA KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM. BU YANLIŞLARIMIZ DİNİ ZORLAŞTIRDIRDIĞI GİBİ, TOPLUMUN DİNDEN UZAKLAŞMASINA NEDEN OLUYOR. Lütfen unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan imtihan ediyor. Birilerinin sözlerinden, ayetlerden anladıklarından, yani zanlarından değil. Değerli arkadaşlarım, bu yazdıklarım benim ayetlerden anladıklarımdır, yani benim imtihanımdır yalnız beni bağlar. Önemli olan ayetleri anlamaya çalışırken, referans aldığımız kaynaktır. Bu kaynak da benim için yalnız Kur’an’dır. Sizlere düşende, kendi imtihanınızı Kur’an’dan bizzat yaşamak ve okuduklarınızı Kur’an ile karşılaştırmak olmalıdır. En az hata yapanlardan olmak istiyorsak batılın, rivayetlerin değil, Allah’ın korumasındaki ayetlerden yararlanmalıyız. Bu yolu izleyen bir Müslüman hiçbir zaman, Allah’ın açıkça söylemediği, hükmetmediği, bahsetmediği bir şeyi din diye asla kabul etmez. ÇÜNKÜ HÜKÜM VERMEK, YALNIZ ALLAH’A MAHSUSTUR. Bizlere düşen ayetleri, verilen hükümler doğrultusunda anlamak yaşamak ve anlatmaktır. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum. Kadınların ay halinde, Kur’an okuyamayacağı ya da ibadet edemeyeceği, oruç tutamayacağı konusunda Allah hiçbir yasak getirmemiştir Kur’an’da. Bakara 222. ayet de, kadın regli halindeyken, CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMEMESİ KONUSUNDAN BAHSEDER. Temizlendiğinde yani ay hali bittiğinde….., açıklamasını yapar. Bu ayette geçen, temizlendiğinde sözüne öyle anlamlar vermişlerdir ki, asla Allah böyle bir hüküm vermemiştir. Demişler ki, kadın ay halinde kirlidir, cünüptür ibadet yapamaz, Kur’an okuyamaz, oruç tutamaz. İyide bu hükme bir kelimeden yola çıkarak nasıl varırsınız. İşte bu düşünceler kişilerin zanlarıdır, asla Allah’ın Kur’an’da MUHKEM bir hükmü değildir. Bu inanç birçok konuda olduğu gibi, Yahudilerin fıkıh inancından bizlerin inancına girmiştir. Hani Kur’an’dan, sorumlu olduğumuz ayetler muhkemdi. Yani şüphe duyulmayacak kadar açıktı. Nereden çıktı bu hükümler? Ne yazık ki bizler, Allah’ın açık hükümlerine iman etmek yerine, beşerin yarattığı mezhep ve FIKIH inancının hükümlerine, kendi zanlarımıza iman ediyoruz. Eğer bizler Müslüman’sak, Kur’an’dan sorumlu olduğumuzun bilincindeysek, bizlere anlatılan her konuyu, Kur’an’a sormalıyız, danışmalıyız. Kur’an’a sorabilmemiz içinde, ondan haberdar olmalıyız, yani önce Allah’ın emirlerini anlayarak ve düşünerek okumalıyız. Eğer hala Kur’an ile buluşamadıysak, mezheplerin dine yaptığı ilaveleri Kur’an’da göremediğimizde, bakın demek ki söyledikleri doğruymuş, kur’an’da her bilgi detaylı yokmuş diyerek, Allah’ın kitabına saygısızlık yapmaya devam ederiz. ALLAH’IN DİNİNE, TEK YANİ KUR’AN PENCEREDEN BAKMALIYIZ. EĞER KENDİMİZE DİN ADINA FARKLI PENCERELERDE AÇTIYSAK, KENDİ NEFİSLERİMİZDE, SANI DÜŞÜNCELERİMİZDE HÜKÜMLER YARATTIYSAK, ALLAH’IN ORTA YOLU İZLEYEN BİR ÜMMET OLUN, EMRİNİ ASLA YERİNE GETİREMEYİZ. Hatırlayınız Allah ne diyordu ve uyarıyordu bizler? KUR’AN’IN İPİNE SARILIN. Sizce bu emri veren Yaradan, başka kaynaklara da sarılmamızı ister mi? Elbette mümkün değil. Allah’ın elçisini hatırlayınız lütfen, O ÜMMİYDİ. Yani hiçbir dine, inanca tabi değildi. Ama doğrunun ve gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içindir ki Resulün, din hakkında bilgisi yalnız Kur’an’dı. Din adına istifade ettiği başka bir kaynağı yoktu. Eğer Allah’ın Resulünün yolundan gitmek istiyorsak, yalnız sorumlu olduğumuz Kur’an’a ve onun apaçık MUHKEM ayetlerine/sözlerine uymalıyız. Çünkü Allah’ın Resulü yalnız Kur’an’a uymuştu. Kur’an’ın açık bir şekilde bildirmediği hiçbir bilgi, hüküm Allah’ın emri değildir. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım ve rivayetlerin, sanı inançların takipçisi olmayalım. BİZLERE DÜŞEN, DİN ADINA KONUŞANLARIN ÖNE SÜRDÜKLERİ DÜŞÜNCE VE İNANÇLARININ AÇIK KANITLARINI, KUR’AN DAN DELİL OLARAK İSTEYELİM. Açıkça kanıt gösteremeyip, aslında bu ayette geçen bu kelimeyle Allah, bunu ya da şunu kast ediyor, sen anlayamazsın diyorlarsa, böyle insanlar kendi nefislerini, batıl inançlarını Allah’ın ayetleri üstünden aklamaya çalışanlardır, bunların tuzaklarına düşmeyelim. Unutmayalım Bakara 111. ayetinde, Allah’ın gönderdiği kitap ile konuşmayanlara, emin olmayan kaynaklardan konuşanlara, Allah bakın nasıl bir soru ile cevap verin diyor. “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ.” Sizce Kur’an’dan başka dinde kanıt, delil olabilir mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Allah cümlemizin yardımcısı olsun. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Dinde Bölünmenin Ve Bölünen Gurupların Bir Birine Karşı Kötü, Saygısız Davranışlarının Nedenleri.
Aynı dine mensup, aynı kitaba ve Resule inanmalarına rağmen, sizce neden birbirilerine tahammül edemezler ve saygısız bir üslupla konuşurlar, hiç düşündünüz mü? İnsanların aynı kutsal kitaba inanmalarına rağmen farklı mezhep, cemaat ya da tarikat inançları yüzünden birbirlerine karşı saygısız, hatta düşmanca davranmaları, DİN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİNİN EN ÇOK İNCELEDİĞİ KONULARDAN BİRİ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. Bu durumun temelinde dini bilgileri TEK KAYNAKTAN ALMAYIP, farklı kaynaklardan alıp, inancını bizzat kendisinin anlama ve yaşama çabasının olmaması çok etkilidir. İnsan psikolojisi, güç mücadeleleri ve kültürel farklılıklar da etkilidir. Elbette bu çelişkili durumun arkasında yatan ana nedenler vardır. Kelimelerin ve Yorumların Farklılığı. Kur’an bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin MUHKEM yani şüphe duyulmayacak kadar açık, anlaşılır olduğunu ve yalnız Onun ipine sarılmamız gerektiğini söylediği halde, ayetlerde geçen bazı kelimelere farklı mezhepler, hatta cemaat ve tarikatlar aynı ayet ya da metinleri KENDİ ÂLİMLERİNİN, GÜVENDİKLERİ VELİ KİŞİLERİN SÜZGECİNDEN GEÇİREREK FARKLI YORUMLAR. Zamanla bu yorumlar, DİNİN ASIL TEMELİNDEN DAHA KUTSAL ALGILANMAYA BAŞLAR. Kişi kendi yorumunu ya da inancını “TEK DOĞRU” olarak gördüğünde, diğer yorumu ya da inancı “SAPMA” olarak nitelendirir. Acaba benim inancımda hatalı olabilir mi diye düşünmez çünkü bu konuda kendisinin hiçbir öğrenme araştırma çabası olmamıştır. İnancından emin olamayan bir insan karşı inanca asla saygı duymaz, ÇÜNKÜ İNANCININ YANLIŞ OLMASINDAN KORKAR. Dünya üzerinde hiç bir bilimsel kitaba yapılmayan bu davranış, sizce neden Allah’ın kitabına yapılıyor diye hiç düşündünüz mü? Dinin çıkar çevreleri tarafından manipüle edilmesi ve menfaatler doğrultusunda kullanılması (din istismarı), tarih boyunca sosyolojik, ekonomik ve siyasi birçok nedene dayanmıştır. Kitleleri İkna Etme ve yönetebilme Kolaylığı. Din, bireylerin ve toplumların en hassas, en güçlü bağlandığı değerler sistemidir. Çıkar çevreleri, kendi siyasi veya ekonomik ajandalarını dini sembollerle süsleyerek kitlelerin sorgulamadan kabul etmesini sağlamaya çalışır. Gücü elinde bulunduranlar veya güce ulaşmak isteyenler, kararlarını dinsel bir zemine oturtarak kendilerine dokunulmazlık ve ilahi bir meşruiyet kazandırmayı hedeflerler. Sorgulamayı Engelleme en önemli amaçtır. Dini dogmalar ve inançlar doğası gereği teslimiyet gerektirebilir. Çıkar odakları, “itaat” vurgusunu kendi menfaatlerine devşirerek kitlelerin eleştirel düşünmesini, hak aramasını veya isyan etmesini engellemek ister. Kutuplaştırma ve “Biz-Onlar” Ayrımı yaparak güçlerine güç katarak yönetmek. Dini duygular üzerinden “seçilmişler” veya “hak yolda olanlar” illüzyonu yaratılarak yapay düşmanlar üretilir. Bu sayede kitleler ortak bir düşmana kanalize edilerek asıl sömürü gizlenir. Duygu Sömürüsü Üzerinden maddi kazanç sağlamak amacıyla dini ellerinde tutmak isterler. İnsanların manevi huzur arayışı, günahlardan arınma isteği veya sevap kazanma arzusu; bağış, himmet, sadaka veya dini ürün/hizmet ticareti adı altında devasa bir ekonomik kazanç kapısına dönüştürülür. Dini çıkarlarına kullanılanların sahip olduğu en önemli güc, HESAP SORULMAZLIK. Kutsal değerler arkasına saklanan ekonomik faaliyetler, genellikle “inanç” perdesiyle denetimden ve yasal takiplerden kaçırılmaya çalışılır. BURADAN ŞUNU ANLIYORUZ, DİN TOPLUMDA KULLANILMAYA EN ÇOK MUSAİT OLAN ETKİLİ BİR GÜÇTÜR. Bir bireyin kendisini bir yere, kişiye, topluluğa, kuruma veya ideolojiye ait bağlı ve onun bir parçası olarak hissetme Psikolojisi çok etkilidir. Sosyal psikolojide insanlar kendilerini bir gruba ait hissetme ihtiyacı duyarlar. Mezhepler, cemaat ve tarikatlar da güçlü bir kimlik bağı oluşturur. BİREYLER KENDİ GRUPLARINI ÜSTÜN GÖRME VE DİĞER GRUBU KÜÇÜMSEME eğilimine girerler. Aynı kitaba inansalar da KARŞI TOPLULUK ARTIK YABANCIDIR PSİKOLOJİSİ İLE HAREKET EDERLER. Onun içinde onların söylediklerini dinlemek bile istemezler. Böyle olunca da bir noktada buluşmaları artık mümkün olamaz, böyle toplumlar kolay kullanılır. Siyasi ve Güç Mücadeleleri bölünen toplumlarda birinci önceliktir. Tarih boyunca mezhep ayrılıkları çoğunlukla siyasi otorite, toprak ve güç mücadeleleri için birer araç olarak kullanılmıştır. Liderler veya devletler, kitleleri kendi arkalarında toplamak ve düşman ilan ettikleri tarafı zayıflatmak için mezhepsel farklılıkları kışkırtırlar, yani kullanırlar. DİN, SİYASİ ÇIKARLARA ALET EDİLDİĞİNDE RADİKALLEŞME KAÇINILMAZ OLUR. Mutlak Doğru Arayışı ve Ego toplumda çok önemlidir. İnsanlar inandıkları şeyin %100 doğru olduğundan emin olmak isterler. ÇÜNKÜ BU ONLARA MANEVİ BİR GÜVENCE VERİR. BAŞKA BİRİNİN AYNI KİTABA BAKIP FARKLI BİR DOĞRU BULMASI, KİŞİNİN KENDİ DOĞRULARINA YÖNELİK GİZLİ BİR TEHDİT OLARAK ALGILANIR. Bu tehdit hissi, savunmacı ve saldırgan bir saygısızlığa dönüşür. Bu karşı çıkışın en önemli nedeni, İnancından emin olamadığı gerçeğinin dışa vurumu dur. Çünkü mezhep ya da cemaatlara tabi olanlar, kendi düşünceleri ile değil, onlara öğretilenleri doğru kabul ettiklerinden, KARŞI DÜŞÜNENİN DOĞRU OLABİLECEĞİ ŞÜPHESİ, BÖYLE KİŞİLERDE ŞİDDETİ DOĞURABİLİR. Eğitimsizlik ve Körü Körüne Bağlılık, dinde karmaşanın ve düşmanlığın ana nedenidir. Dinlerin özündeki ahlak, hoşgörü, adalet ve sevgi gibi evrensel mesajları derinlemesine kavramak yerine; ŞEKİLCİ RİTÜELLERE VE KULAKTAN DOLMA BİLGİLERE ODAKLANILDIĞINDA HOŞGÖRÜSÜZLÜK ARTAR. Eleştirel düşünceden uzak, sorgulamayan bireyler, kendi mezheplerinin cemaat ve tarikatlarının dogmalarını yani doğruluğu sorgulanamaz, eleştirilemez ve tartışılamaz olarak kabul edilen inanç, düşünceleri dinin kendisi zannederler. Böyle kişilere gerçek hak olan dini anlatmanın hiçbir faydası olmayacağı gibi, inanılmaz SALDIRGAN VE SİNİRLİ BİR ŞEKİLDE KARŞI ÇIKIŞLARINI GÖREBİLİRSİNİZ. Yani bir kişiyle dini bir konu konuşurken, onun size saygısızca hitapları var ve hakaret ediyorsa, bilin ki O kişi inancından emin olamadığı için, kendisine kalkan olarak HAKARETİ VE SAYGISIZLIĞI SEÇEREK KENDİSİNİ SAVUNMAYA ALIR. BÖYLE TOPLUMLARDA YAŞANAN SORUN, KİTABIN NE SÖYLEDİĞİNDE DEĞİL, İNSANLARIN O KİTABI KENDİ ÖNYARGILARI, MEZHEP ÖĞRETİLERİ KÜLTÜREL KİMLİKLERİ VE GÜÇ ARZULARIYLA NASIL OKUDUKLARINDA VE ANLADIKLARINDA GİZLİDİR. Bu acı gerçeğin farkında olamayan kişi ya da gurupları, istediğiniz kadar Kur’an ile uyarın ayetleri gösterin fayda etmeyecektir. Kişi önce önyargılarından kurtulup, kendi inancını sorgulamadığı takdirde, bu bataklıktan çıkmazdan asla kurtulamaz. Tarih boyunca aynı kitaba ve aynı Resule inanılmasına rağmen yaşanan en büyük ayrışmalar, genellikle İKTİDAR GÜCÜ, COĞRAFİ KÜLTÜR VE LİDERLİK MÜCADELELERİ etrafında şekillenmiştir. Bu durumun ne kadar derin yaralar açabileceğini ve saygısızlığın ötesine geçebileceğini gösteren iki büyük tarihi dönüm noktası vardır. İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran tek olmasına rağmen, Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra “toplumun lideri kim olacak?” sorusu ilk kırılmayı, bölünmeyi başlatmıştır. Zamanla dinde bölünen guruplar, ortak kitapları Kur’an olmasına rağmen ondan sorgulama gereği duymadıkları için hadis kaynaklarını, ibadet şekillerini ve beşeri fıkıh yorumları birbirinden ayırdı. Yüzyıllar boyunca devleti yönetenler, bu mezhepsel farklılıkları askeri ve siyasi rekabetlerinin merkezine koyarak, halklar arasındaki nefreti adeta çıkarları için körükledi. Psikanalist Sigmund Freud, toplulukların birbirine çok benzemesine rağmen, neden bu kadar nefret üretebildiğini “KÜÇÜK FARKLILIKLARIN NARSİSİZMİ” kavramıyla açıklar. İki grup birbirine ne kadar benziyorsa, örneğin aynı kitaba inanıyorlarsa, aralarındaki KÜÇÜK FARKLAR O KADAR TEHDİT EDİCİ algılanır. Çünkü tamamen farklı bir dine inanan biri zaten “BAŞKASIDIR” ve onunla yarışılmaz. Ancak sizinle aynı kitaba inanıp ufak bir ritüeli veya yorumu farklı yapan biri, sizin “TEK DOĞRU HAK OLAN” iddianızı doğrudan tehdit eder. Bu yüzden saygısızlık ve öfke, dışarıdakine değil, en çok “İÇERİDEKİ FARKLIYA” yönelir. Bu sosyolojik ve tarihi süreçleri düşündüğünüzde, günümüzde mezhepler ve farklı inançtaki kişilerin arasındaki bu saygısızlığı ve ön yargıları yıkmak için, eğitim sisteminde veya toplumsal alanda ne gibi adımlar atılması gerektiğini bizler önce konuşmalı ve bir noktada anlaşabilmeliyiz. Aynı kitaba inandığımızı söylüyorsak, önce sorumlu olduğumuz KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMELİYİZ. Farklı inançları olanlar, karşısındakine saygılı olması gerektiğini unutmadan, elbette imtihanı gereği istediği gibi inanmaya ve yaşamaya devam edebilir. Mezhepçiliğin en büyük yakıtı liderlik çıkarları yani günümüz deyimiyle siyasettir. Politikacıların oy devşirmek veya kitleleri birleştirmek için mezhepsel kimlikleri kullanması (örneğin “bizim mezhebimizden olanlar ve olmayanlar” söylemi) toplumsal barışa vurulan en büyük darbedir. Kamusal alanda liyakat esas alınmalı, inanç veya mezhep bir ayrıcalık ya da dışlanma sebebi olmamalıdır. Farklı mezheplerden insanların bir araya gelip ortak projeler üretebileceği sivil toplum kuruluşları, sanatsal faaliyetler ve festivaller desteklenmelidir. SOSYOLOJİK ARAŞTIRMALAR, İNSANLARIN FARKLI GRUPLARDAN BİREYLERLE DOĞRUDAN BAĞ KURDUĞUNDA, ÖN YARGILARININ HIZLA YIKILDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR. Böylece dinde mezheplere hatta cemaatlara bölünmenin ne derece yersiz olduğu çok daha rahat anlaşılacak ve KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMEK DAHA KOLAYLAŞACAKTIR. Ayrımcılıktan vazgeçip birlikte yaşamaya başlarsak, mezhep çatışmaları ya da farklılıkları anlamını yitirecek ve böylece KUR’AN GERÇEKLERİ AÇIĞA ÇIKACAKTIR. Dilerim bu gerçeklerin farkında olabilen bir toplum olmayı başarabiliriz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
En Son Fotoğraf Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Çinli bir fotoğrafçı, dünyanın en yüksek köprüsünün üzerinden geçen Samanyolu'nu fotoğraflamak için bütün bir geceyi harcadı. Tek karede iki kemer: İnsan yapımı bir mühendislik harikası ve bir doğa harikası.
-
En Son Coğrafya Haberleri
Dünyanın en yüksek dağı olan Everest Dağı'nın milyonlarca yıl önce eski bir denizin parçası olduğunu biliyor muydunuz? O zamanlar ne Everest Dağı ne de Himalayalar mevcuttu. Everest Dağı'nın zirvesine yakın kayalar yaklaşık 450 milyon yıl yaşındadır ve bu kayalarda trilobitler, krinoidler ve brakiyopodlar da dahil olmak üzere eski deniz organizmalarının fosilleri bulunmuştur. Bu kireçtaşı kayaları, ne Himalayaların ne de Everest Dağı'nın var olmadığı Ordovik Dönemi'nde (yaklaşık 485 ila 444 milyon yıl önce süren jeolojik bir dönem) sıcak, sığ bir deniz ortamında oluşmuştur. Daha sonra, Hint Levhası Avrasya Levhası ile çarpıştığında, bu eski deniz kayaları yükselmiş ve sonunda Himalayaların bir parçası haline gelmiştir.
-
En Son Fenerbahçe Haberleri
Vlahovic’in yaptığı bu hareket net kırmızı kart.
-
SOKAKLARIN ASİL SOYLU İKİLİSİ: BİR ÇITIRIN VE BİR BEYAZIN TÜRKLERİ BÜYÜLEYEN AŞK HİKAYESİ (Simit ve Peynir)!
Simitle Çay - Sait Faik Abasıyanık
-
Yosmam - Samida (Official Music Video)
-
En Son Futbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Türk futbolu yeni bir sahtekar ile daha tanıştı ..!!!
-
En Son Beslenme Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Bir dahaki sefere turp yerken, yediğimiz yiyecekleri hasat eden tarım işçilerini hatırlayın.
-
Çocuklar ve Bebekler Hakkında Her Şey Buraya
Çalışan bir anne, işe giderken çocuğunu büyükannenin bakımına bırakır. Bazen "Eğitim nedir?" sorusunun en iyi cevabı, tavsiyelerde değil, çocuğun her gün gördüğü örnekte bulunur.
Dün
-
Türkiye Kadın Futbol Süper Ligi Hakkında Her Şey Buraya
Fenerbahçe ArsaVev X Amed Sportif Faaliyetler 6 Eylül Pazar 17.00 Seyrantepe 1 Nolu Çim Saha @fbtv & Fenerbahçe YouTube #AMDvFB
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
GBC bugün bunu gönderdi Massie: "Benim önergem basit: Dışişleri Bakanlığı bütçe tasarısından, İsrail'e yapılacak 3,3 milyar dolarlık dış yardımı çıkarmak. 39,4 trilyon dolar borcumuz ve yollar ile köprüler dahil olmak üzere yurt içinde karşılanması gereken ihtiyaçlarımız var. Evsiz gazilerimiz bulunuyor; buna rağmen bu tasarı, İsrail'e onlara harcadığımızdan daha fazla para gönderilmesini öngörüyor. Bu ülkede 3.000 idari bölge (county) var. 3 milyar doları bunlar arasında paylaştırmak, bölge başına 1 milyon dolar düşmesi anlamına gelir. Yurt dışına gönderilmesine son vermek için çok büyük bir meblağ sayılmaz. Bence İsrail'e yapılan harcamaları kısmalıyız."
-
En Son Teknoloji Haberleri
- Yeni bir LED ışık türü, önemli verimlilik artışları sağlayabilir
Yeni bir LED ışık türü, önemli verimlilik artışları sağlayabilir Lund Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, mevcut teknolojiye kıyasla çok daha yüksek verimlilik ve daha düşük üretim maliyetleri sunabilecek, ince ve dallanmış nanotellere dayalı yeni bir tür ışık yayan diyot (LED) geliştirdiler. Araştırmacılar, ışığın yapı içinde nerede üretildiğini kontrol ederek, aksi takdirde kullanılabilir ışık miktarını sınırlayacak olan kayıpları azalttılar. Çalışmaları Nano Research dergisinde yayımlandı. LED'lerde hapsolan ışığın dışarı çıkarılması Çoğu evde bulunan LED ampuller gibi geleneksel ışık yayan diyotlarda kullanılan malzemelerde, ışığın büyük bir kısmı "tam iç yansıma" olarak bilinen olgu nedeniyle malzemenin içinde hapsolur. Bu olgu, ışık malzemenin içinde üretilmesine rağmen yalnızca küçük bir kısmının dışarı çıkabildiği anlamına gelir. Yeni tasarım, bu sorunun üstesinden gelmeyi amaçlıyor. Yöntem, ışığın merkezi bir nanotelden uzanan çok ince yan dallardan yayılması esasına dayanıyor. "Yapılar yeterince ince —ışığın dalga boyundan daha ince— yapıldığında, ışık malzemenin içinde aynı şekilde hapsolamaz. Lund Üniversitesi Katı Hal Fiziği Profesörü Magnus Borgström, "Teorik olarak bu, çok yüksek bir ışık çıkışı sağlayabilir. Prensipte, ışığın neredeyse tamamını dışarı çıkarmak mümkün olabilir," dedi. Günümüz LED'lerinde kullanılan malzemelerde, ek bir yüzey işlemi uygulanmadığı takdirde ışığın yalnızca yaklaşık %4'ü dışarı yayılır. Verimliliği artırmak amacıyla, ışık çıkışını çoğaltmak için çeşitli teknikler ve malzeme işleme yöntemleri kullanılır. Yeni teknoloji başarılı olursa, bu maliyetli süreçlerden kaçınmak mümkün olabilir. LED'ler halihazırda ucuz olsa da, verimlilikteki her türlü iyileştirme endüstriyel üretim açısından önemlidir. Dalların ışık yaydığının kanıtlanması Teknoloji, yük taşıyıcılarını enjekte etmek için merkezi bir çekirdeğin kullanıldığı ve ışık yayılımının ince yan dallarda gerçekleştiği nanotellere dayanıyor. Araştırmacılar, çekirdeği kendisi ışık yaymayacak şekilde tasarlayarak, ışığın çekirdekten gelen ışığın yeniden soğurulmasıyla değil, dallarda üretildiğini göstermeyi başardılar. "Bu, bizim için önemli bir soruydu. Katı hal fiziği alanında doktora öğrencisi ve çalışmanın ortak yazarlarından Yue Zhao, "Sonuçlarımız, ışığın tam olarak istediğimiz noktada üretildiğini gösteriyor; bu da teknolojinin işleyişi açısından hayati önem taşıyor," dedi. Umut verici başlangıç ve çözülmesi gereken kusurlar Teknoloji henüz araştırma aşamasında olsa ve ticari LED'lerin verimlilik düzeyini yakalamaktan hâlâ çok uzak bulunsa da, araştırmacılar bu alanda büyük bir potansiyel görüyor. Teknolojinin bir avantajı, yapıların nano ölçekte üretilebilmesi; bu da daha az malzeme kullanımına ve uzun vadede üretim maliyetlerinin düşmesine olanak tanıyabilir. Araştırma ekibi, verimliliği artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Karşılaşılan temel zorluklardan biri, kullanılan nanoyapılardaki yüzey kusurlarından kaynaklanan kayıpları azaltmak. Borgström, "Teknolojinin çalışıyor olması bile önemli bir ilk adım. Şu anki odak noktası, daha yüksek verimlilik elde etmek amacıyla malzeme ve yapıların optimize edilmesi," dedi. Uzun vadede bu yeni teknoloji, daha yüksek enerji verimliliğine sahip ışık kaynaklarının geliştirilmesini sağlayabilir; ayrıca kamusal aydınlatmadan ileri düzey optoelektronik uygulamalara kadar pek çok alanda etkiler yaratabilir. Kaynak: Phys- En İyi Mutfak İpuçları
- DURUN! Evinizin Tesisatını Sessizce Mahvedebilecek Yaygın Mutfak Alışkanlığı
DURUN! Evinizin Tesisatını Sessizce Mahvedebilecek Yaygın Mutfak Alışkanlığı Bir tencere kaynar suyu lavaboya dökmek tamamen zararsız hissettiren şeylerden biridir. Ancak aslında muhtemelen fark ettiğinizden biraz daha fazla zarar veriyorsunuz. Her gece milyonlarca ev aşçısı makarnayı süzmeyi veya patates haşlamayı bitirip 100°C sıcaklıktaki kaynar suyu doğrudan gidere döker. Bu dünyadaki en doğal şey gibi görünür; sonuçta sadece sıcak su. Ancak profesyonel tesisatçılar bu alışkanlığı evinizin gider sistemi için her an patlamaya hazır bir bomba olarak değerlendiriyor. Evinizin Lavabosunun Altındaki Gizli Tehlike Metal borular aşırı sıcaklığa dayanabilse de, modern evlerin çoğunda mutfak lavabosunun altında PVC (polivinil klorür) veya ABS (akrilonitril bütadien stiren) plastik borular kullanılır. Standart PVC borular yaklaşık 60°C'ye kadar olan sıvıları taşıyacak şekilde tasarlanmıştır. Doğrudan kaynar su dökmek, bu boruların ısı toleransını 40 dereceden fazla aşar. Yumuşama ve Deforme Olma: Kaynama sıcaklıklarına sürekli maruz kalmak plastiği yumuşatarak zamanla boruların bükülmesine, sarkmasına veya esnemesine neden olur. Eriyen Contalar ve Ek Yeri Arızaları: Tesisat dirseğinizi tutan kauçuk contalar, pullar ve PVC yapıştırıcılar, ısıya karşı boruların kendisinden bile daha hassastır. Yüksek sıcaklıklar bu contaları bozarak dolaplarınızın içinde yavaş ve gizli sızıntılara yol açar. Porselen ve Lavabo Çatlaması: Porselen, döküm çamur veya kompozit bir lavabonuz varsa, kaynar suyun yarattığı termal şok ani mikro çatlaklara neden olabilir ve zamanla lavabo haznesini ayırabilir. Kaynar Su Güvenli Bir Şekilde Nasıl Boşaltılır? Borularınızı korumak, makarna pişirmeyi bırakmanız gerektiği anlamına gelmez. Birkaç basit alışkanlıkla tesisat hasarını önleyebilirsiniz: Soğuk Su Musluğunu Çalıştırın: Kaynar suyu lavaboya dökmeden önce soğuk su musluğunuzu sonuna kadar açın. Akan soğuk su, sıvı plastik borularınıza ulaşmadan önce genel sıcaklığı derhal güvenli bir seviyeye düşürür. Soğumaya Bırakın: Sıcak tencereyi dökmeden önce doğal olarak soğuması için 5 ila 10 dakika ocakta bırakın. Süzgeç Kullanın: Yiyecekleri kaynar sudan çıkarmak için delikli kepçe veya süzgeç kullanın ve su soğuyana kadar tencereyi ocakta tutun. Kaynak: TT- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
2026'da el değiştirmesi en muhtemel 10 Senato koltuğu Bu yazı, Washington Examiner'ın 2026 ara seçimlerinde el değiştirmesi en muhtemel Senato koltuklarını sıraladığı düzenli serisinin bir parçasıdır. Siyasi tablo değiştikçe sıralamalar güncellenecek; 1 Ekim'de ve Seçim Günü'nden bir hafta önce yeni versiyonların yayınlanması planlanmaktadır. Demokratlar, dört Senato koltuğunu kazanma ve böylece üst kanadın kontrolünü Cumhuriyetçilerden geri alma çabalarında hiçbir taşı yerinden oynatmadan, tüm imkanları seferber ediyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti'nin (GOP) 53'e 47'lik çoğunluğu göz önüne alındığında, Demokratların net olarak dört koltuk kazanmasının altındaki her türlü sonuç; yine de Cumhuriyetçilerin kıl payı çoğunluğu elinde tutması veya Başkan Yardımcısı JD Vance'in eşitliği bozan oyunu kullanacağı, Biden dönemindekine benzer bölünmüş bir Senato senaryosu anlamına gelecektir. Siyasi stratejistler, adaylar ve tarafsız seçim analistlerinin üzerinde uzlaştığı bir konu varsa, o da Senato için ara seçimlerin sonucunun adeta bir yazı-tura kadar belirsiz olduğudur. Ya da ulusal düzeyde bir Cumhuriyetçi stratejistin mevcut tabloyu tarif ettiği şekliyle: Sekize kadar seçim yarışı, her iki yöne de evrilebilir. Söz konusu stratejist Washington Examiner'a verdiği demeçte, "Şu anda sonucu belirsiz pek çok çekişmeli yarış var; bu yarışların birçoğundaki hata payı da düşünüldüğünde, Cumhuriyetçiler bu sekiz kritik bölgenin tamamını kazanabilir ya da tamamını kaybedebilir," dedi ve ekledi: "Bu mücadelelerin birçoğu işte bu denli başa baş geçecek." Bu sıralamalar; parti komiteleriyle yapılan görüşmelerin yanı sıra en son anket ve bağış toplama verilerinin analizine dayanmaktadır. Liste, hangi partinin çoğunluğu kazanacağına dair genel bir değerlendirmeden ziyade, her bir yarışı kendi özel koşulları içinde ele almaktadır. Ayrıca liste kesin bir yargı bildirme amacı taşımamakta; bunun yerine, Seçim Günü'ne yaklaşık iki ay kala Senato'daki en çekişmeli yarışların durumuna dair anlık bir fotoğraf sunmayı hedeflemektedir. 1. Kuzey Carolina, boşalacak Cumhuriyetçi koltuğu Tarafsız seçim analistleri, görevini bırakacak olan Senatör Thom Tillis'in (Cumhuriyetçi-Kuzey Carolina) boşaltacağı koltuğun şu an için Demokratlar lehine eğilim gösterdiğine inanıyor. Bu koltuk, mevcut seçim döneminde, halihazırda o koltuğu elinde bulundurmayan partinin kazanmasının öngörüldüğü tek yer olma özelliğini taşıyor. Diğer çekişmeli bölgeler ise ya sonucu belirsiz yarışlar ya da Demokratların elinde olup yine Demokratlar lehine eğilim gösteren koltuklardan oluşuyor. Eski Vali Roy Cooper, eyalet genelindeki seçimlerde dört kez zafer kazanmış, parti yönetiminin de desteğini alan bir Demokrat siyasetçidir. Cumhuriyetçi Parti'nin (GOP) adayı ve eski Cumhuriyetçi Ulusal Komite Başkanı Michael Whatley, esasen daha önce seçimle herhangi bir göreve gelmemiş, ancak siyaset ile özel sektör lobiciliği arasında geçen onlarca yıllık kariyeri boyunca parti içinde basamakları tırmanmış, henüz sınanmamış bir adaydır. 2. Michigan, Demokratların elindeki boş koltuk Michigan, tipik bir "salıncak eyalet" (sonucu belirsiz eyalet) senaryosu sunuyor. Cumhuriyetçi aday Mike Rogers, 2024'te şu anki Senatör Elissa Slotkin'e (Demokrat-Michigan) sadece yüzde 0,3'lük bir farkla, yani yalnızca 19.000 oy farkıyla kaybetmişti. Bu yarış, bir dönem Senato Demokratlarının seçim kampanyası kolunu yöneten ve daha merkezci bir çizgide yer alan Senatör Gary Peters'ın (Demokrat-Michigan) emekliliğiyle boşalacak koltuğu doldurmak için yapılıyor. Ancak Demokratlar, adayları Abdul el-Sayed ile ilgili bir "aday niteliği" sorunu yaşıyor; zira el-Sayed, İsrail karşıtı tutumu ve sol görüşlü Twitch yayıncısı Hasan Piker ile olan bağlantıları nedeniyle Yahudi Demokratlar arasındaki desteğini kaybediyor. Kendisi ayrıca, bu seçim döneminde genel seçimlerde daha güçlü rakipler olarak görülen merkezci ve parti yönetimi destekli isimleri geride bırakan —ve birçoğu sosyalist olan— ilerici ve "başkaldıran" kanattaki adaylarla aynı çizgide yer alıyor. Ön seçimlerde el-Sayed, Washington'daki Demokrat liderlerin Rogers karşısında daha dişli bir rakip olacağını düşündükleri Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens'ı (Demokrat-Michigan) geride bırakmıştı. Cumhuriyetçiler, oy pusulasının en üst sırasında yer alan eyalet valiliği yarışının da Rogers'a avantaj sağlayabileceğine inanıyor. Ancak Demokratlar için iyi haber şu ki; Michigan, partinin kontrolünde olan ve sonucun belirsiz olduğu tek eyalet konumunda. Diğer eyaletler Cumhuriyetçilerin elinde; bu da Senato'yu geri alma çabalarında Cumhuriyetçiler için daha fazla koltuk kazanma fırsatı anlamına geliyor. 3. Maine, Cumhuriyetçilerin elindeki koltuk Maine, başkanlık seçimleri söz konusu olduğunda Demokrat eğilimli ("mavi") bir eyalet olsa da, merkezci Senatör Susan Collins (Cumhuriyetçi-Maine) onlarca yıldır hafife alınmaması gereken, son derece güçlü bir siyasi figür olduğunu kanıtlamıştır. Collins, sonucun belirsiz olduğu bu kritik koltuğu 1997'den beri elinde tutuyor; Demokratlar ise bu yılki ilk adayları Graham Platner ile süreci ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Platner'ın, eski kız arkadaşlarının yönelttiği —ve kendisinin şiddetle reddettiği— tecavüz ve cinsel saldırı iddiaları nedeniyle yarıştan çekilmesinin ardından, Maine Demokratları eski eyalet senatörü Troy Jackson üzerinde karar kıldı. Yarışın sonucu şu an için belirsiz (başa baş) olarak değerlendiriliyor. 4. Ohio, Cumhuriyetçi koltuğu Senato seçimleri açısından her zaman çekişmeli bir bölge olsa da, "Buckeye Eyaleti" (Ohio), tıpkı Florida gibi başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçiler için nispeten güvenli bir kaleye dönüşmüştür. Yine de Cumhuriyetçi Senatör Jon Husted; eyalet ve federal siyasette geçirdiği on yıllar sayesinde eyalet genelinde tanınırlığa sahip ve daha merkezci bir figür olan Demokrat Sherrod Brown ile karşı karşıyadır. Brown, en son 2007'de başlayan ve 2024'te yerini şu anki Cumhuriyetçi Senatör Bernie Moreno'ya kaptırana kadar süren üç dönemlik bir Senato görevi yürütmüştür. Ohio ayrıca, veri merkezlerine yönelik tepkilerin görevdeki Cumhuriyetçilere zarar verme riski oluşturduğu eyaletler arasında yer almaktadır. Şu anki Başkan Yardımcısı JD Vance'in boşalttığı koltuk için tam altı yıllık bir dönemlik süreyi kapsayan bu özel seçimde, yarışın sonucu büyük bir belirsizlik taşımaktadır. Ulusal düzeyde görev yapan bir Cumhuriyetçi Parti (GOP) yetkilisi, "Ohio'da durum istatistiksel olarak başa baş ve rekabet son derece çetin," dedi. "Seçim dengeleri açısından bakıldığında Husted avantajlı konumda. Finansal açıdan ise Demokratlar buraya büyük önem veriyor; dolayısıyla Ohio'da daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulacak. Buraya giderek daha fazla para akıtıyorlar ve bizim de buna ayak uydurmamız gerekecek." 5. Alaska, Cumhuriyetçi Parti'nin elindeki koltuk Öne çıkan her iki aday — Senatör Dan Sullivan (Cumhuriyetçi-Alaska) ve Demokrat Mary Peltola — geniş çapta tanınan isimler. Sullivan iki dönemdir görevde olan mevcut senatör; Peltola ise eyaleti tümüyle temsil eden eski bir Kongre üyesi. Ulusal parti çizgisinden uzak duran bir merkezci olan Peltola, tüm partilerin katıldığı ön seçimde Sullivan'ın 8 puan önünde birinci oldu. Cumhuriyetçi olarak yarışan eski bir Demokrat olan Dan J. Sullivan Jr., Kasım ayındaki genel seçime kalan dört aday arasında yer alıyor ve sandık başında seçmenlerin kafasını karıştırma riski taşıyor. Ancak seçmenlerin durumu daha net ayırt edebilmesi için Senatör Dan Sullivan'ın isminin yanında "mevcut senatör" ibaresi yer alacak; üstelik Sullivan 2020'deki seçimlerde rakibini çift haneli bir farkla geride bırakmayı başarmıştı. Eyaletteki yarışın sonucu belirsizliğini koruyor. 6. New Hampshire, boşalacak Demokrat Parti koltuğu Cumhuriyetçiler, emekliye ayrılacak olan Senatör Jeanne Shaheen'in (Demokrat-New Hampshire) boşaltacağı koltuk konusunda özellikle umutlular. Eski merkezci Vali Chris Sununu'nun kardeşi olan John E. Sununu, kendine has bağımsız bir duruşa ve geniş bir tanınırlığa sahip; bu da onu Temsilciler Meclisi Üyesi Chris Pappas (Demokrat-New Hampshire) için zorlu bir rakip haline getiriyor. Bununla birlikte, "Granite State" (Granit Eyalet) lakaplı New Hampshire'ın başkanlık seçimlerinde Demokratları desteklerken valilik seçimlerinde Cumhuriyetçileri tercih etme gibi bir geçmişi var ve bu yılki seçimlerde oy pusulasının en üst sırasında valilik yarışı yer alıyor. Yine de söz konusu koltuk Demokratlar lehine bir eğilim gösteriyor. 7. Texas, boşalacak Cumhuriyetçi Parti koltuğu Demokratlar, uzun süredir Cumhuriyetçilerin elinde olan bu koltuğu kazanmak için ellerinde güçlü bir fırsat olduğuna inanıyor. Ancak parti daha önceki seçim dönemlerinde de benzer bir iyimserlik yaşamış, diğer yarışlardan büyük miktarda fonu buraya kaydırdıktan sonra Seçim Günü hüsrana uğramıştı. Şimdiyse, ön seçimde Senatör John Cornyn'i (Cumhuriyetçi-Texas) geride bırakan Cumhuriyetçi aday Ken Paxton, Demokratlarda yeniden bir iyimserlik havası yaratıyor. Paxton'ın geçmişi; sorunlu bir boşanma süreci ve başsavcılık görevi sırasında rüşvet ve yetkiyi kötüye kullanma suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığı —ve sonrasında Teksas Senatosu tarafından aklandığı— bir azil süreci de dahil olmak üzere, hayli çalkantılı bir yapıya sahip. Cumhuriyetçiler bu koltuğu korumak için büyük harcamalar yapmak zorunda kalacak; bu da başka alanlarda kullanmayı tercih edecekleri fonların buraya kaydırılması anlamına geliyor. Demokrat aday James Talarico başarılı bir bağış toplama performansına sahip olsa da, eyalet yasama meclisindeki sicilinin "Lone Star State" (Teksas) için aşırı liberal olduğu yönündeki eleştirilerle karşı karşıya. Cumhuriyetçilerin (GOP) lehine olan bir diğer faktör ise, seçim pusulasının en üst sırasında yeniden seçilmek için yarışan Vali Greg Abbott (Cumhuriyetçi-Teksas). Ulusal düzeyde görev yapan bir Cumhuriyetçi stratejist, "Herkes Teksas'ın durumunun iyi olacağına inanmaya devam ediyor. Ancak bu iş para ve kaynak gerektirecek," uyarısında bulundu. "Yine de Talarico'nun, açıklamakta zorlanacağı türden, 'woke' (sosyal adalet odaklı ilerici) ve Teksas'ın genel eğilimleriyle ters düşen politikalara dayalı uzun bir geçmişi var." 8. Georgia, Demokratların elindeki koltuk Bir diğer çekişmeli eyalet olan Georgia, Cumhuriyetçilerin Senatör Jon Ossoff'u (Demokrat-Georgia) koltuğundan etmek için hedeflediği başlıca yerlerden biri. Ossoff, diğer çekişmeli bölgelerdeki Demokratların aksine görüşlerini yumuşatmadı veya Trump karşıtı söylemlerini törpülemedi; Cumhuriyetçiler ise seçim pusulasının en üstündeki valilik yarışının, bu koltuğu kazanma çabalarına ivme kazandıracağını düşünüyor. Ancak Cumhuriyetçi aday Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Collins (Cumhuriyetçi-Georgia); ailesinin ve eski çalışanlarının beyaz üstünlükçü sosyal medya paylaşımlarına karışmasıyla ilgili bir dizi olumsuz haberle gündeme geldi. Ulusal çapta tanınırlığı olan ve olası bir 2028 başkan adayı olarak görülen Ossoff, aynı zamanda bağış toplama konusunda da muazzam bir güce sahip. Tarafsız seçim analistlerine göre yarış Ossoff lehine bir seyir izliyor. 9. Iowa, boşalan Cumhuriyetçi koltuğu İki dönemdir görev yapan Senatör Joni Ernst (Cumhuriyetçi-Iowa) yeniden aday olmuyor; bu durum, analistlerin ya başa baş ya da Cumhuriyetçiler lehine (Temsilciler Meclisi Üyesi Ashley Hinson ile Demokrat eyalet temsilcisi Josh Turek arasında) bir yarış olarak değerlendirdiği yeni bir boş koltuk yaratıyor. Trump 2024'te Iowa'yı 13 puanın üzerinde bir farkla kazanmıştı ve eyalet 2008'den bu yana Demokrat bir senatör seçmedi. Yine de burada da bir valilik yarışı söz konusu; ancak bu kez söz konusu yarış, pusulanın alt sıralarındaki diğer seçimler açısından Cumhuriyetçiler için kötü haberler getirebilir. Görevden ayrılmaya hazırlanan Vali Kim Reynolds'ın (Cumhuriyetçi-Iowa) boşaltacağı valilik makamı, Demokratlar lehine bir eğilim gösteriyor. Ernst'in emekliliği ile iktidar partisi aleyhine işleyen genel ara seçim dinamiklerinin birleşimi, Cumhuriyetçilerin "Hawkeye Eyaleti"nde (Iowa) kıran kırana geçecek bir eyalet çapında yarışla daha karşı karşıya kalması anlamına geliyor. 10. Minnesota, Demokratlara ait boş koltuk Senatör Tina Smith'in (Demokrat-Minnesota) emekliye ayrılmasıyla birlikte; Demokratların adayı Vali Yardımcısı Peggy Flanagan ile Cumhuriyetçilerin adayı eski televizyon spor muhabiri Michele Tafoya, boşalan bu koltuk için karşı karşıya geliyor. Bu listedeki yarışlar arasında Demokratlar lehine ibrenin en güçlü olduğu seçim bu; nitekim tahminciler, koltuğun Demokratlarda kalmasının "yüksek ihtimal" olduğunu öngörüyor. Yine de Cumhuriyetçiler, partinin kazandığı önemli bir aday ve Demokratların parti yönetiminin desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Angie Craig (D-MN) yerine daha ilerici bir çizgiye sahip Flanagan'ı tercih etmeleri sayesinde, 2002'den bu yana Cumhuriyetçi bir senatör seçemeyen bir eyalette seçimi kazanma şansı görüyorlar. Cumhuriyetçiler, Flanagan'ı, Vali Tim Walz'un (D-MN) yönetiminin eyalet hükümetindeki yolsuzluk skandallarıyla ilgili tutumu nedeniyle savunmasız bir konumda görüyorlar. Tafoya, neredeyse tamamı kürtaj karşıtı olan bir partide kürtaj haklarını savunan bir Cumhuriyetçi olarak öne çıkıyor; bu durum, onun bazı ılımlı politika duruşlarının Demokrat eğilimli bir eyalette nasıl cazip gelebileceğini gösteriyor. Kaynak: WE- Masadaki Bardak
Acemice yazdığım bir çalışma oldu. Yapıcı eliştirilerinizi bekliyorum.- Masadaki Bardak
Hayatım şu masa gibi, Bir yeri aydınlık bir yeri karanlık. Nereden gelir bu yalnızlık? Neden bu su hâlâ ılık? Belki sıcaktı da beklerken oldu ılık...AnonimŞair şunu başlattı Masadaki BardakAnonimŞair forumlara katıldı- Çamlıhemşin - Kejoo Beats & Oğuzhan Okumuş - Çamlıhemşin
- Dağlarında Gezemem - Samida - (Official Music Video)
- Yeni bir LED ışık türü, önemli verimlilik artışları sağlayabilir
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.