Zıplanacak içerik
Kenan Ata

Bitkiler Hakkında Bilmediklerimiz

Önerilen İletiler

•Bilimsel adı “pilobium glaberrinum” olan bitkinin tohumlarının, rüzgar estiğinde havada uçmalarını sağlayan püskülleri vardır.
•Çam kozalakları, havada uçuşan çam polenlerini kendilerine çekecek bir yapıya sahiptir
•Kayın ağacı, milimetrenin 500’de biri büyüklüğünde bir polen tanesinden gelişir.
•Bazı tohumlar toprakta yüzyıllarca bekledikten sonra, uygun koşullar gerçekleşince yeşerebilir.
•Akdeniz salatalıkları, olgunlaşırken içlerinde oluşan sıvının basıncını kullanarak, tohumlarını bir roket gibi fırlatırlar.
•Boyları 100m.yi bulan sekoya ağaçları, bir pompa ya da enerji kullanmadan suyu yerden en tepelerine kadar taşırlar.
•Akçaağaç tohumlarının, havada uçmalarını sağlayan helikopterdeki gibi pervaneleri vardır.
•Erodium bitkisinin tohumları burgu gibidir ve toprağa bir vida gibi döne döne girer.
•Bir kurbağayı yakalayarak sindirebilen etobur bitkiler vardır.
•Sundew bitkisinin üzerindeki tüylerde bulunan bir salgının kokusu böcekleri kendine çeker ve böcek üzerine konar konmaz kapan gibi kapanır ve avını yakalar.
•Polenin dış kısmında bulunan ekzin organik maddeler içerisinde en dayanıklı malzemedir, hatta asit ve enzim bozulmalarına karşı bile dayanıklıdır.
•Kozalaklar her türlü hava akımında bile hedeflerine kilitlenir ve hedeflerine mutlaka ulaşırlar.
•Bitkilerde renkler, kuşlara ve diğer hayvanlara hangi bitkinin içinde ne kadar ve ne türlü nektar bulunduğunu bildirir.
•Lantana bitkisi üremeyi tamamlamak için 3 gün boyunca renk değiştirererk hayvanların dikkatini çeker ve polen taşınımını sağlar. 
•Gece yaşayan canlılardan olan yarasa, gece açan çiçeklerin döllenmesini sağlar. 
•Avize ağacı çiçeğinin polenleri çok derinlerde olduğu için polen taşınımı hortumunun boyu kendi boyunun iki katı olan bir güve tarafından yapılır. 
•Thalassia bitkisi ömrünü su içinde geçirir. Su altında çiçek açar ve döllenmesini su akıntılarını kullanarak gerçekleştirir. 
•Hura ağacı tohumlarını yayma vakti geldiğinde kendini kurutur ve bu sırada oluşan basıncı kullanarak tohumlarını 12 metre uzağa fırlatır. 
•Lupin bitkisinin tohumları sıcaklık yeterli olmadığında gerekirse yıllarca toprak filizlenmeden bekleyebilir. 
•Hindistan cevizi palmiyesi tohumu dayanıklı dış kabuğu ve özel yapısı sayesinde 80 gün boyunca su ile taşınır ve karaya çıkar çıkmaz filizlenir. 
•Erişkin bir akçaağaç yaz günü öğlen sıcağında her saat 265 lt. su kaybeder, ancak buna rağmen yaşayabilir. 
•1000 metrelik bir alanda bulunan ağaçlar 7,5 ton suyu buharlaşıp atmosfere taşırlar. 
•Aynı toprakta, aynı suyla yetişen bitkilerin her biri farklı tatlarda ve kokulara sahiptir 
•Aynı topraktan 5000.000’den fazla bitki çeşidinin yetişir ve günlük konuşmalarda “ot” olarak tanımladığımız bitkiler fotosentez gibi son derece karmaşık bir işlem gerçekleştirirler. 
•Kum otu tohumları, havada hızla uçmalarını sağlayan paraşüt benzeri bir yapıya sahiptirler. 
•Karıncalar her yıl toprak altındaki yuvalarına binlerce tohum taşırlar ve bu tohumların sadece dış kabuğunu yiyerek tohum için ideal bir filizlenme ortamı sağlarlar. 
•Yüzmelerini veya uçmalarını sağlayacak mekanizmaları olmayan bir çok tohum, kuşlar ve sincaplar tarafından çok sevilir ve bu sayede kolaylıkla yeryüzünde dağılır. 
•Tohumların üst kaplamaları, çeşitli hayvanların azı dişlerine mide asitlerine ve sindirim enzimlerine, oksijensiz atmosfere direnecek kadar dayanıklıdır. 
•Bazı tohumlar gelişimlerinin son aşamasında, dış yüzlerinde dayanıklı mumlu bir yapı biriktirirler, bu yapı tohumu, suyun ve bazı gazların olumsuz etkilerinden korur. 
•Hura ağacı tohumlarını bir patlama ile 12 m.uzağa fırlatabilir. 
•Çam polenleri gibi bazı polenlerin havada uçma özelliklerini artıran hava keseleri vardır. 
•Bembeyaz nilüfer çiçekleri döllenmek için beyaza ilgi duyan böcekleri kullanır, döllenmeden hemen sonra çiçeklerinin rengi beyazdan kırmızıya dönüştürür. 
•Bazı tohumların dış zarları çürümeyi yavaşlatıcı etkiye sahip “tanen” adlı kimyasal bir madde içerir.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

yazibanner_16.jpg

ÇÖL SICAĞINDAN ETKİLENMEYEN YAPRAKLAR

Çölün kurak ortamına yakından baktığımızda çeşitli özelliklere sahip bitkiler dikkatimizi çeker. Bu bitkiler, çok zor koşullarda rahatça yaşayabilmektedirler. 
Çöl bitkileri, aşırı sıcakla ve susuzlukla başa çıkmak için iki yola başvururlar. Birincisi, sahip oldukları dayanıklı yapıyı kullanmak, ikincisi de uykuda kalmaktır. İlginç yapıları sayesinde kurak iklimlerden zarar görmeyen bu bitkilerde yaprak; hem gövde, hem fotosentez organı, hem bir besin ve su deposu hem de kalın yapısıyla bir savunma organıdır. 


Yapraklardaki Su Deposu 

Çöl bitkilerinin su ve besin maddelerini depo edecek yaprakları, dam koruğu (Sedum) bitkisinde olduğu gibi silindir şeklinde veya makas otunda (Carpobrotus) olduğu gibi prizma şeklinde olabilir. Kurak bölgelerde yaşayan bu bitkiler su depolama özelliklerinden dolayı taze bir görünüme sahiptirler. Su, gövde ya da yapraklarda geniş, ince duvarlı hücrelerde korunmaktadır. Bu yaprakların kalın üst tabakası su kaybını azaltır. Çöl bitkilerinin bir başka özelliği ise küre şeklinde olmalarıdır. Çünkü küre, en küçük yüzey alanına sahip olması nedeniyle en etkili su depolama şeklidir. Çöl bitkilerinin kalın gövdeleri, küre şekilleri ve gündüzleri kapalı, geceleri açık olan gözenekleri, buharlaşma ile su kaybını azaltan bir yapı meydana getirir.

Her bitki suyu farklı bölümlerinde depo eder. Örneğin, Yüzyıl bitkileri yapraklarında, gece açan Cereus bitkisi yeraltındaki soğanında, kaktüs ise tombul gövdesinde su depolar. Sabır otu gibi bitkiler ise nadir olarak yağan yağmurları yakalamak için oluk şekilli yapraklarını açık tutarlar. Bunun tam tersine Sarracenia minor gibi yağışlı bölgelerde bulunan bitkilerin yaprakları, aşırı yağmurdan korunmak için şemsiye gibidir.

 

Kaynak: Doga Bilim Dernegi

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

yazibanner_17.jpg

 

YARDIM ÇAĞIRAN TÜTÜN BİTKİSİ

Çoğu bitki türü, tırtıl saldırısına uğradığında, korunmak amacıyla uçucu organik kimyasal maddeler salgılar. Bu kimyasallar sayesinde saldırgan tırtılların düşmanı olan avcı böcekler bölgeye gelir ve tırtılları yiyerek bitkiyi korurlar.

Örneğin, ABD‘nin Utah eyaletinde yetişen bir tütün bitkisinin yaprakları, manduca güvesinin tırtılı tarafından sıklıkla saldırıya uğrar. Tütün bitkisi yapraklarını yiyen tırtılın salyasını adeta “analiz eder” ve zarar gördüğünü “anlar”. Hemen savunma sistemini “devreye sokar” ve uçucu organik kimyasallar salgılamaya başlar. Tütün bitkisinin salgıladığı uçucu kimyasallar sayesinde Geocoris böceği hemen yardıma gelir ve tırtıl yumurtalarını yiyerek zararlıların sayısının artmasını engeller.

Böylece ekine zarar veren tırtıllar dolaylı bir strateji ve üstün bir akıl sayesinde imha edilmiş olur. Peki ama, bitki kendisine yardım edecek olan Geocoris böceğinin ilgisini çekmek için uçucu özellikte kimyasal maddeyi nasıl üretebilmektedir? Şüphesiz bir bitkinin kendisini düşmanlarından korumak için böyle bir salgıyı üretebilmesi mümkün değildir. Bitkiyi kusursuz özelliklerle yaratan ve kendisini korumak için neler yapması gerektiğini bitkiye ilham eden alemlerin Yaratıcısı olan Allah’tır. 

 

Kaynak: Doga Bilim Dernegi

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

yazibanner_19.jpg

VENÜS SÜNGERİ

Venüs süngerinin yapısında göze çarpan ilk özellik silindirik olması ve bu silindirin duvarlarındaki ızgara benzeri yatay ve düşey kirişlerdir. Kirişlerin kesiştiği yerler ise cam çimentoyla sertleştirilmiştir. Bu ızgaranın ikinci karesi iki çapraz kiriş içerir. Çapraz kirişlerin oldukça kalın olan üçüncü sırası ise ızgara düzlemine saplanır. Bu üç boyutlu yapı, silindiri bir darbe aldığında ezilmekten korur.

Süngeri Okyanus Zeminine Bağlayan Cam Teller: Venüs süngerinin yapısındaki diğer detay, süngerin deniz tabanındaki yumuşak kumullara çok sıkı bir şekilde bağlanmış olmasıdır. Bu sayede Venüs süngeri okyanus akıntıları ve etkilerine karşı koyar ve asla kopmaz. Çünkü onu okyanus tabanına bağlayan esnek ve son derece ince silindirik yapılar vardır.

Bu muhteşem tasarım elektron mikroskobunda incelendiğinde, mikrometre ölçeğindeki her kirişin daha fazla camla birleşmiş daha ince silindirlerden oluştuğu görülür. Bu paralel silindir desteleri silindirin tek başına kendisinden daha kuvvetlidirler ve her silindir organik bir maddeyle camı yapıştıran halkalardan oluşur. Bu halkalar tıpkı bir ağacı kestiğiniz zaman ortaya çıkan eşmerkezli ağaç halkalarına benzer. Halkalar silindirin merkezine doğru daha kalınlaşır. Nitekim dış halkalar kabaca 0,2 mikrometreyken iç halkalar yaklaşık 1,5 mikrometre kalınlığa ulaşır. Bu yapı ise süngeri neredeyse kırılmaz hale getirir.

Normal bir cam çubuğu kolaylıkla çatlar, çünkü darbe diğer cam çubuklara iletilir. Fakat Venüs süngerinin tabakalı cam çubuğuna uygulanan herhangi bir darbe, tabakalar arasındaki organik zamk içinde yok edilir. Bu biçimde silindirin ince dış tabakalarından bir tanesindeki bir çatlağın diğer tabakalara doğru ilerlemesi ve camsı yapının kırılması engellenir. Venüs süngerinin oluşturduğu bu yapı, büküp kıvırsanız bile büyük bir olasılıkla kırılmayacak ve bozulmayacaktır; çünkü uyguladığınız kuvvet zamkın içinde dağılarak yok edilecektir.

Derin sularda yaşayan canlılar için tek ışık kaynağı ışık saçan organizmalardır. Venüs süngeri de bu canlılar için bir deniz altı lambası rolü üstlenmiştir. Venüs süngeri fiber optik kablolara benzeyen cam ipliklere sahiptir. Bu cam iplikler sayesinde Venüs süngerinin sahip olduğu fiber optik kablolar insan yapımı olanlarla karşılaştırıldığında çok daha üstün kalitededir. 
•Venüs süngerinin lens benzeri uzantıları vardır. Bunlar ışık toplama verimliliğini artırır. Bu da silindirik kafes şeklindeki iskeleti çevreleyen taç benzeri cam liflerden oluşan fiber optik yapıyı ışıklandırmada daha etkili hale getirir. 
•Venüs süngerinin fiber kabloları organizmanın DNA’sında şifreli olan proteinler tarafından düşük sıcaklıkta ve okyanus basıncında üretilir. Bu çevre koşulları altında süngerler sodyumu bünyelerine katarlar. Sodyum ise süngerin fiberlerine müthiş bir esneklik verir ve kırılmalarını engeller. Yüksek sıcaklıklarda üretilen insan yapısı fiber kablolar ise sodyum iyonlarını bünyelerine katamadıklarından kırılgandırlar ve dolayısı ile daha az kullanışlıdırlar. 

 

Doga Bilimleri Derneği

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

yazibanner_20.jpg

GENLİSİA BİTKİSİ

Genlisianın tuzağı, hayvan bağırsağına benzer.

Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir. Topraktan çekilen su bu borularda ilerler. Boruların uçlarındaki yarıklarda, bitkinin içine doğru yönelmiş bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde su pompalayan tüycüklerden kaynaklanır.

Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar, akıntı nedeniyle boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir. Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert tüylerle kaplıdır. Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin içine doğru iten ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda da Genlisianın besini olmaktan kurtulamaz.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

KANARYA BITKISI

Ekvator bölgesinde binlerce metre yükseklikteki Kenya dağı yıllardır, oldukça büyük ve gösterişli bir görünüme sahip olan kanarya bitkilerine (senecio vulgaris) ev sahipliği yapmaktadır. Geceleri dondurucu rüzgarların hakim olduğu ve toprağın üzerinde ince bir buz tabakasının görüldüğü bölgede, Kenya dağının etekleri bu kanarya bitkileriyle kaplıdır. 

Gündüzleri kavurucu bir sıcağın, geceleri ise şiddetli bir soğuğun hakim olduğu ekvator iklimi nedeniyle, bu bölgede yaşam pek çok bitki için söz konusu değildir. Bu nedenle geceleri üzerlerini büyük bir hızla kaplayan kırağıya rağmen canlılığını devam ettiren kanarya bitkileri, bilim adamları için uzun süre önemli bir araştırma konusu olmuştur. 


Kanarya Bitkisinin Govdesindeki Antifriz Sistemi 

Gece vakti üzerini kaplamış olan buz tabakasının altından kurtulmayı başararak toprakta boy atan kanarya bitkisi, hiçbir bitkinin kolay kolay dayanamayacağı zorlu şartlarda yaşamını sürdürebilmektedir  ve bunun için antifriz sistemini andıran çok ilginç bir yöntem kullanır. 

Kanarya bitkisinin soğuğa karşı verdiği mücadelede kullandığı ilk yöntem, yapraklarında geliştirdiği özel bir savunma şeklidir. Kanarya bitkisinin yapraklarında, dokuların kırağıdan zarar görmesini engelleyen özel bir madde üretilmektedir. Bu koruyucu madde sayesinde bitkinin üzerinde oluşan ince buz tabakasının Güneş'in altında eridiği, sonra gövdesinin yeniden eski canlılığına kavuştuğu görülmüştür. Ancak kırağının kanarya bitkisine vereceği zararların, sadece bu madde ile önlenemeyeceğini bilen araştırmacılar, bu düşük ısılarda bitkinin nasıl olup da donmadığı konusunda son derece ayrıntılı bir inceleme yapmışlardır.

Kuruma Tehlikesine Karsi Alınan Onlem 

Son derece güzel bir görünüme sahip olan kanarya bitkisi, soğuğun etkisiyle donmaya başlayan gövdesini ısıtmak için, bir yöntem daha kullanır. 

Gün ışığıyla birlikte bitkinin üzerinde oluşan buzlar erimeye başlar. Bu sırada yaprak gözeneklerinde bulunan su da buharlaşır. Fakat kanarya bitkisinin yaşamını sürdürebilmek için, boşalan gözeneklere suyu geri göndermesi ve kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalan yapraklarını kurtarması gerekmektedir. Yapraklara, ihtiyacı olan suyu gönderebilmek için gövdesindeki su kanallarını kullanmak zorunda kalan bu bitkiyi bekleyen hayati bir tehlike daha vardır: Havanın soğumasıyla birlikte su kanallarının da yavaş yavaş donmaya başlaması. Donmanın etkisiyle kısa sürede kuruyup ölmesi beklenen kanarya bitkisi, tam aksine oldukça sağlıklı bir şekilde yaşamına devam eder. 
Bunun sebebi bu bitkilerin diğer bitkilerde oldukça nadir rastlanan son derece ilginç bir yol kullanarak, su kanallarını kaplayan buzlardan kurtulmayı başarmasıdır. Kanarya bitkisinin yuvarlak gövdesini saran yaprakların en alt halkası, her yıl belirli bir dönemde kurumaya başlar. Ancak yapraklarının bir kısmı kuruyan kanaryalar, diğer bitkilerin aksine bu yaprakların toprağa düşmesine izin vermez ve gövdelerinde tutmaya devam ederler. Böylece kuru yapraklar kanarya bitkisinin gövdesinin en alt kısmında kalın bir zırh oluşturarak dışarıdaki şiddetli soğuğa karşı bitkiyi korumuş olur. Bu yöntem ile gövdesindeki kanalların buz tutmasını engelleyen kuzey kanarya bitkileri, geriye kalan yapraklarının hayatına devam edebilmesi için gerekli olan suyu da onlara rahatça göndermeyi başarırlar. 

Kanarya Bitkisinin Karsilastigi Bir Diger Tehlike 

Gövdeyi zırh gibi sararak bitkiyi soğuktan koruyan kuru yapraklar aynı zamanda, hiç hesapta olmayan bir tehlikenin daha ortaya çıkmasına sebep olurlar. Bu tehlike, yaprakların kuruduğu halde aşağıya düşmemesi ve toprağa karışmaması sonucunda bitkinin köklerine yeterli besinin ulaşamamasıdır. Ölü yaprakların sayesinde toprağa karışacak olan maddelerin eksikliği nedeniyle kanarya bitkileri, köklerinin emebileceği yeterli miktarda besini bulamazlar. Buna rağmen bu buzlu toprakların üzerinde nasıl olup da canlı kalabildiği bilim adamları tarafından uzun bir süre araştırılmıştır. Çünkü köklerin bağlı olduğu toprak hiçbir şekilde bitkiyi yaşatabilecek bir besin zenginliğine sahip değildir. Ölü yapraklara yönelen yedek kökler, bu yapraklara ulaştıklarında, buradaki besini emerek kendilerini güçlendirmeye başlarlar. Ölü yaprakların toprağa karışmaması nedeniyle gerekli besini sağlayamayan bitki, bunun yerine gövdesinden çıkardığı bu ek kökler yardımıyla zorlu şartlara rağmen yaşamını sürdürmeyi başarır.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

yazibanner_21.jpg

ALTIN KAPLUMBAĞA BÖCEĞİ

Pek çok canlının bir kamuflaj taktiği olarak renk değiştirdiği bilinir.

Bukalemun ve mürekkep balığı gibi canlılar, pigment adı verilen, renkli kimyasallar taşıyan bazı özel hücrelerin boyutunu değiştirerek renk tonlarını değiştirirken; Panama altın kaplumbağa böceğinin başvurduğu yöntem ise farklıdır.

Böcek, pigment hücrelerini kullanmak yerine, renk değiştirmek için oldukça farklı bir strateji kullanır.

Charidotella egregia olarak da bilinen bu renk değiştiren böcek, 8 milimetreye kadar büyür. Şeffaf bir kabuğa sahiptir. Bu kabuk, genellikle metalik altın rengini yansıtır. Ancak; böcek rahatsız olduğu zaman altın rengi kaybolur ve kırmızıya dönüşür.

Belçika Numar Üniversite araştırmacıları, elektron mikroskop yardımıyla böceğin kabuğunu yakından incelemiş; ve kabuğun 3 katmandan oluştuğunu bulmuştur. En kalın tabaka alttaki, en ince tabaka ise üsttekidir. Her bir katman, daha küçük katmanların paketlenmesinden oluşmaktadır.

Her katman, farklı bir renkte ışığı yansıtır. Bir araya geldiğinde, tüm bu yansımalar altın rengini üretir. Bu 3 katmanın altında, kırmızı pigment tabakası bulunur.

Her bir katmanı oluşturan tabakaların arasında kanallar vardır. Böceğin vücut sıvısı bu kanalları doldurduğunda, katmanlar pürüssüz olur ve Belçikalı bilimadamı Jean Pol Vigneron’un tabiriyle “mükemmel aynalar” ortaya çıkar. Bu sayede, böcek parlak ve metalik görünür.

Kanallarda sıvı olmadığında ise, katmanlar aynadan ziyade pencere görevini görürler, kabuk parlaklığını kaybeder ve alttaki kırmızı pigment görülür.

Oxford Üniversitesi’nden Andrew Parker, bu “sıvıya dayalı mekanizma” ile ilgili “ daha önce doğada eşine rastlanılmamış yeni bir mekanizma” olarak bahsetmektedir.

Bilim adamları, altın kaplumbağa böceğindeki bu teknolojiye dayanarak, farklı durumlarda sıvı durumunu ışık ve renk yoluyla gösterebilecek cihazlar geliştirmeyi ummaktadır.

New York GE Global Araştırma Merkezi analitik kimyageri Radislav Potyrailo altın kaplumbağa böceğindeki bu eşsiz teknoloji ile ilgili “ Doğa, günlük problemlere elegant çözümler sunarak bizi şaşırtmayı asla bırakmayacak” demekte…

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoticons maximum are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.