Karanlık Şeyler Söylüyorum
#226
Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2010 - 11:28
Modern Krodan Aşk Şiiri
Gel el ele tutuşip kendimizi elehtriğa verah
Zangir zangir titriyah ölmiyah
Elektronik eşk neyse onu yaşiyah
Sen meni sev men seni sevim
Sen menin için yan
Men seni severah yanim dutuşim
Glasik eşk neyse onu yaşiyah
Ya da sevme haberin olmasın
Men sana sevdalanıp dolaşim
Platonik eşk neyse onu yaşiyah
Sevdada oturah yiyah içah
El ele olah gan kusah
Tombilik eşk neyse onu yaşiyah
İstersen sevdandan kendimi kesim
Sağımı solumu doğriyim biçim
Psikopatik eşk neyse onu yaşiyah
Eyle sevah ki gara sevda olah
Araplara benziyeh gapgara olah
Gara eşk neyse onu yaşiyah
Yalan söylemiyah hep dogru diyah
Beraber oturah beraber yiyah
Realist eşk neyse onu yaşiyah
Birbirimize türkü söyliyah mizildiyah
El ele tarlalarda bostanlarda gezah
Romantik eşk neyse onu yaşiyah
Kediyi gudiği sen diye sevim
Sen de horozi guliği men diye sev
Sembolik eşk neyse onu yaşiyah
Ahırlarda komlarda buluşah
Tezek agalahlarının dibinde oturah
Otantik eşk neyse onu yaşiyah
#227
Gönderi Tarihi: 29 Ağustos 2010 - 16:43

GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI
Şimdi'nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor...
Şimdi'si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor...
Şimdi'si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor...
Şimdi'si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor
Nilgün Marmara
#228
Gönderi Tarihi: 29 Ağustos 2010 - 23:33
bir mektup kaç kere okunur ?

bir mektup kaç kere okunur en fazla ?
bir mektup
kaç kere okunur ? gözlerinizin o şehir kalabalığında
ve sabırsızlığında renkli günlerinizin
boyalı aşklarla dolu kucağınızda
bir mektup hangi kelimesinden başlar solmaya ilkin ?
ve hangi cümlesinden dökülür susmaya
ve ne kadar üşür,
ne kadar titrer bir mektup, sizin buzdan parmaklarınız arasında
bir mektup, ne zaman ölür ?
artık hiçbir kelimesi çiçek açmıyorsa
ölmüş
çiçekler
sizde nereye gömülür ?
.
.
.
bir mektup kaç kere okunur en fazla ?
bir mektup
kaç kere okunur
küçülürken deryanız, ağlarla büyüyen suç ortaklığınızla
küçük bir mercan balığı kirli suyunuzda
hangi kelimesinden çırpınmaya başlar ilkin
ve hangi kıyınızdan vurur karaya
hangi kıyınızdan vurur, taştan ve kabuktan toprağınıza
zaten cansız küçücük bir balığa
içiniz
ne kadar üzülür ?
.
.
.
bir mektup kaç kere okunur en fazla ?
bir mektup kaç kere okunur,
vurulduğundan habersiz bir kuş gibi hareketsiz duruyorken kucağınızda
ölü kuş kanatlarınca kelimeleri sessiz
ölü kuş kanatları kadar cümleleri gereksiz
bir mektup ebedi uykusunda
sizinse yastığınızda başınız
hani uykusuz sabahlarınızda
bir kuşun ölmüş ötüşünü,
hanginiz özler ?
kim bekler ?
düşünür, hanginiz ?
.
.
.
bir mektup kaç kere okunur en fazla ?
bir mektup
kaç kere okunur ? kalplerinizin o şehir kalabalığında
yağsa bir saman sapı sürüklenir yağmurunuzda, önemsiz
özleseniz, saçlarınızı annenizin okşadığı günler kadar uzakta bir geçmiş
ve hani güneşi
ve hani sevişi
ve hani suyu ihmal edilmiş
solgun çiçekler rengi bakışlarınızda
kalan tek dürüstlüğünüz
unutkanlığınızsa
ve ölümsüz denen şeyleri dahi öldürebilen ustalığınızla
kendini sizde yaşatmakta çırak bir mektup
hangi kelimesinden geçirir ilkin
hangi kelimesinden geçirir, içinde eski bir salıncaktan kalan ipi boynuna ?
ve hangi cümlesinde vurur taburesine bitap
hangi satır arasına düşer de işitilmez sesi
oysa kalbinizin sönmüş kibrit çöpü sükutunda
hep tekrarlarken aynı yerinde kendini bir tabure devrilişi
sizin buzdan serin, taştan sağır duruşunuzda
karaya vurmuş küçük bir balık
ölü bir kuşun kanatları
bütün çiçekleri kurumuş bir mektup
sarılsanız da
hani bir gün sıkı sıkıya
sarılsanız da
her şeye geciken kollarınızla
bir ceset
bir ceset
bir ceset, buna ne kadar sevinir ?
____ ^^
29.08.2010,ŞAFAK

#229
Gönderi Tarihi: 22 Mayıs 2011 - 19:11
Karanlık
Bir rastlantı,
Zifiri karanlığa
Kara gözlükle baktım
Karanlıkta
Hiçbir şey görünmezken
Kara gözlükle görmeye başladım
Seçiliyordu,
Karanlığın ayrıntısı
Kimi yer, koyu karanlık
Kimi yer, hafif karanlık
Görünüyordu artık
Görünmeyen karanlık
Sanki gelmiş gibi aydınlık
Şaşırdım ilk anda
Gözlüklerimi çıkardım
Tekrar baktım karanlığa
Karanlık yine aynıydı
Hiçbir şey görünmüyordu
Gözlükleri tekrar taktım
Yine aydınlandı karanlık
Seçiliyordu her farklılık
İlginçti
Çok ilginçti
Bu ne işti
Ne garip şeydi
Karanlığa
Karanlık bakınca
Seçiliyordu karanlık
Sanki ortalık aydınlık
Hatırladım
Allah’ın sözünü
“Karanlıkta olanlar
Kendilerini aydınlıkta sanırlar”
“Olmayınca aydınlık
Aydınlık sanılır karanlık”
“Gelince hidayetin aydınlığı
Ortaya çıkar karanlığın yalancılığı”
28 Aralık 2008 - İzmir
Mehmet Çoban
#230
Gönderi Tarihi: 22 Mayıs 2011 - 19:19
beyhude ...

suya gölge
söze uyku
güne akşam serinliği düşüyor
dileksizim
oysa gökte erkenci bir yıldız
ah, nasıl da heyecanlı
söz verdiği gülüşe parlamaya çalışıyor
suya uyku
söze gölge
güne serin bir akşam sokuluyor
takatsizim
oysa sebebini anımsasam hemen geçecek bir yara
içimi hanidir sebepsizce sızlatıyor
güne uyku
söze akşam
kirpiklerime serin sular birikiyor
kimsesizim
ama gözlerimin en karasında
bir kadınının unuttuğu en güzel yaşı duruyor
söze gölge
suya akşam
içimde bir serinlik uyukluyor
sessizim
kuşlar kadar bile değil inancım
onlar umutlu
çünkü her akşam gün batımına doğru
giden güneşi tutmaya havalanıyor hep umutları
durun dahi diyemiyorum
durun çünkü beyhude
beyhude çünkü her “gitme”
her
“gitme”
hep biraz geç kalmıştır
hep biraz geç
ne vakit
söylense …
suya akşam
söze uyku
bana gölgem kalıyor
üzgünüm
şimdi kim özür dileyecek kuşlardan
ben, dilsizim …
____ ^^
05 Mart 2011 Cumartesi, Safak Kücükyagci
#231
Gönderi Tarihi: 24 Mayıs 2011 - 23:32
gözlerimi kapattım
kendime... kendimde
görecek nem var ki zaten
gözlerimi kapatmalıydım
kendime... kendi kendimle
sonra karanlıklarla kaldım ...karanlıkta
ne vardı ...
meraka daldım yapayalnızdım
kapattım hayata gözlerimi
hala soluk almaksa yaşamak yaşıyandım
sevdayı aradım karanlıklarda
karanlık bir caddenin kaldırımlarına daldım
koştum sağa sola
tökezledi ayaklarım
görmeden ne kadar koşacaktım ki kendime...
yakında ben vardım ama... göremedim
aradığım ben olsam ...kendime dokunacaktım
çömeldim... oturdum kendi başıma
bir sigara yaktım yalnızlığıma
ne dumanı vardı
ne de ateşi ucunda
sadece kokusu
ve acı tadı
dudağımda...
Koray OYACI
#232
Gönderi Tarihi: 30 Mayıs 2011 - 17:55
Kırda Karanlık
Kırda metalsi bir uçurum kalınlığında
Hiçkimselerin geçmediği sesi
Orda burda yaşlı ışınlar. Ötede az
Bir korkuluk; ölümün kırçıl çiçeği
Saklı bir seyircini resim kalışındaki leke
Her evin bahçesinde bir lamba yanıyor sanki.
Gündüzler kimi yerde gecedir artık
Bakışım kumdan şimdi
Önce yaşlı ışınlar, sonra sonra karanlık
Avuçlarımı yüzüme kapatıyorum
Ben kapatır kapatmaz
Evet, biliyorum, iki kere karanlık.
Edip Cansever
#233
Gönderi Tarihi: 30 Mayıs 2011 - 18:00
Kısa Bir Not: KONAKTA SON GÜN VE...
Ve yıllarca sonra kadının ölüsünü
Bir bulantı cenazesi gibi kaldırdılar içimden.
O gece konağın bütün lambalarını yaktım
Elimde bir içki şişesiyle ben
Sanki bir insan şehrayini vardı da, ben
Gecesiz bir sarışındım
Gecesiz bir sarışındım ve işte
Bütün kapıları açtım kapadım
Kırdım parçaladım elime ne geçtiyse
Biblolar mı olur, yağlıboya tablolar mı, kristal takımlar mı
Elime ne geçtiyse
Açtım pencereleri dışarı attım.
Durmadan atıyordum, eşyalar bitmiyordu ki hiç
Eşyalar bitmedikçe öfkeyle içiyordum
Ve kinle
İniltiler duyuyordum aşağıdan yukarıdan
Ve bağrışmalar
Ve çığlıklar duyuyordum bir de
Tanıdığım artık ve bildiğim iyice
Acayip hayvan seslerine benzeyen
- Konak ki bir şimşekti de, elle düzeltilmişti sanki bir yağmur öncesinde -
Uşaklar evlatlıklar birbirine giriyordu
Birbirlerinden çıkıyordular
Aralarına karıştım
Boşaldım boşaldım boşaldım
Ve bilirdim, biliyordum, süresiz bir sarışındım
Başkalarını da çağırdım daha sonra
Ve karşıladım.
Oramla karşıladım, en çok oramla
Kapıda karşıladım, düşümde karşıladım
Bir sürü adamlar geldi,o bir sürü adamla bir sürü kadınlar
Nerde kim varsa işte bir bir geliyordular
Mutsuzlar, umutsuzlar, uyumsuzlar
Ellerinde paketlerle geliyordular - neler yoktu ki -
İçkiler, çiçekler, pastalar
Küçük küçük paketler, büyük büyük kutular.
(Ah, ne de çok şeyleri vardır da, nasıl
Hep böyle yerinde harcar bu kentsoylular.)
Giysiler giysiler gene giysiler
Fiyonklar, boncuklar, payetler
Değerli - değersiz, sahici - yalancı
Türlü türlü iğneler, yüzükler ve kolyeler
Önce hep nasılsınızlar, lütfenler, oturmaz mısınızlar
Denenmiş iç geçirmeler, gizliden bakışmalar
Ve yaldızlı cümleler
Bu pazar ne yaptınız? Hangi pavyonda? Sahi mi?
İğreti kahkahalar, ucuzundan gülmeler
Bacak bacak üstüne atmalar, yerlere uzanmalar
Sigaralar içkiler
Sonra gene içkiler, hiç bitmeyen içkiler
Ve dudaklar ve gözler, ince uzun boyunlar
Memeler, kalçalar, kıçlar, falluslar
Ve yavaştan seviciler, ibneler
Poz kesen jigololar.
(Nasıl da vaktini bilirler her şeyin
Ve vaktinde girişirler herşeye bu kent soylular.)
Sabaha karşı duruldu her şey
Gidenler, gelenler, yeniden gidip gelenler
Duruldu konak
Denizanaları gibi açıldı kapandı
Sızanlar mı dersiniz, uyuyup kalanlar mı
- Elle düzeltilmiş bir yağmur sonrası mı acaba -
Bir ara yağma edildiydibütün kamçılar
Ne kalmışsa kırıp dökmediğim
Fırlatıp atmadığım
Yağma edildiydi gümüş şamdanlar
Saatler, konsollar, sehpalar
Perdeler, avizeler, halılar.
(Bilmezsiniz siz, bilemezsiniz
Görseniz nasıl ince
Nasıl da kibardırlar bu kentsoylular.)
Kanadı kanadı kanadı o gece bütün konak
Görkemli bir Kadın kaburgasını andıran konak
Bahçede acı acı bağıran tavuskuşları.
(Kim ne derse desin iyi bilirler kovulmayı da
Azıcık sırıtırlar, azıcık da şakaya filan alırlar
Ve usuldan ve bozmadan hiç durumlarını
Çıkarlar kırıtaraktan dışarı
Yalanla avunurlar, yalanla korunurlar
Bilmezler utanmayı hiç bu kokuşmuş kentsoylular.)
Yaktım konağı da o gece
Bir daha, bir daha yaktım
Yüzlerce, yüzbinlerce yaktım hiç usanmadan
Aklımda bunlar kaldı sadece.
Soluksuz sessiz
Gölgesiz devinimsiz
Bir Ruhi Bey olarak Ruhi Beysiz
Kentin içine kadar sokuldum.
Ağzımın içi zehir gibiydi
Tuttum bir sigarayaktım
Kravatımı düzelttim
Ayakkabılarımı sildim
Ve sordum:
- Ben Ruhi Bey nasılım
- Sahi siz nasılsınız Ruhi Bey
- İyiyim iyiyim.
Edip Cansever
#234
Gönderi Tarihi: 30 Mayıs 2011 - 20:22
ELiFLE, 11 Nisan 2008 - 20:08 tarihinde, dedi ki:
YALNIZLIGA DÜSKÜNLÜK....
Akşam yemeği yiyorum biraz, aydınlık pencerede.
Oda kararmış gökyüzü görünüyor. Dışarı çıkınca
geniş kırlığa götürür dingin yollar az sonra.
Göğe bakıyor ve yiyorum -kimbilir şimdi
kaç kadın yemek yiyordur- gövdem dingin;
sersemleştiriyor gövdemi iş ve her kadın.
Dışarıda akşam yemeğinden sonra, yıldızlar gelip
geniş ovanın toprağına dokuncaklar. Yıldızlar
canlı, değersiz ama bu bir başına yediğim kirazlar.
Göğü görüyorum. Biliyorum ama paslı çatıların
arasında parıldayan ışıkları ve altında yapılan
gürültüleri. Koca bir yudumla bitkilerin ve ırmakların
tadını alıyor kendini her şeyden ayrı duyan gövdem.
Biraz sessizlik yetiyor, her varlık kendi gerçek
yerinde duruyor, gövdemin duruşu gibi.
Sessizliğin uğultusunu dağıtmaksızın benimseyen
duygularımın önünde her varlık yalıtılmış.
Damarlardan geçen kanımı bildiğim gibi
her varlığı karanlıkta bilebilirim.
Tüm varlıkların akşam yemeği, koca bir suyun
otların arasında aktığı yerdir ova.
Kımıltısız yaşıyor her bitki ve her taş.
Bu ova üzerinde yaşayan her varlığın damarlarını,
beni besleyen besinleri dinliyorum.
CESARE PAVESE
Pavese neden böyle etkiliyor beni bilmiyorum, günlüklerini zor bir dönemimde okumuştum "yaşama uğraşı" . İyi şairler genellikle intihar ediyor ya da erken ölüyorlar.
#235
Gönderi Tarihi: 15 Haziran 2011 - 21:12
"Ve
diyorum ki: Hayat gerçekten karanlıktır istek olmadıkça
Ve tüm istekler kördür irfan olmadıkça
Ve t...üm irfan boşunadır, bir işin meşgalen olmadıkça
Ve tüm uğraşlar boşunadır aşk olmadıkça..
......Eğer aşk ile çalışırsanız bağlanırsınız birbirinize ve Allah'a.
Aşk ile çalışmak nedir mi diyorsunuz?
Kumaşı yüreğinizden çekilmiş iplikle dokumaktır; sevgiliniz giyecekmiş gibi!"
HALİL CİBRAN
#236
Gönderi Tarihi: 18 Haziran 2011 - 21:29
Derin Su, 30 Mayıs 2011 - 20:22 tarihinde, dedi ki:
Sevgili Derin Su beni de Pavese siirleri cok etkiler..
#237
Gönderi Tarihi: 18 Haziran 2011 - 21:32
Ne kadar zor! İnsan içinde dolaşıp
Ölmemiş gibi gibi numara yapmak,
Ve trajik aşk oyunlarını
Henüz yaşamamışlara anlatmak
Ve kendi kabuslarına bakıp da
Duygunun düzensiz fırtınasında bir düzen bulmak
Sanatın sönük alevlerinde
Ölümcül hayat yangınını tanıtmak...
Alexander Blok
#238
Gönderi Tarihi: 19 Haziran 2011 - 16:56
Ben insan
Adım figüran.
İşte sahnem..
Rolüm?'
Yaşamak'..
Hayatın sahnesi bu.
Yakın ışıkları
Haydi.efektleri verin..
Büyük bir kapı açılsın gıcırdayarak
Şimşek şimşek çaksın çaresizlik
Kulakları sağır etsin acının gürültüsü..
Kostüm kostüm askılara asılırken tüm renkler
Rolüm yaşamak
Rengim siyah..
Açılırken ilk perde
Uçuştu havada replikler
Rol arkadaşım aşk
Fonda aşkın nağmeleri..
Sonrasında
Acı perde perde inerken
Sahnenin tam ortasına
Hüzünler yerleşti koltuklara
Seyre daldı umutsuzluk..
Ölüm denen son repliğin
Vurdu gözlere ayazı
Yürekleri üşüttü rüzgarı..
Şimdi
Yankısı kesilen duvarlarda
Kalmadı artık ne bir replik
Ne bir mimik..
Kapandı perdeleri yüreğimin
Ve, karardı tüm ışıklar
Oyun bitti..
Hani alkışlar?
Zeynep A.EDİRNE
#239
Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2011 - 12:59
Kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?
Gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?
Yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.
Yine de, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu
Düşler marketinin,
Uyanıyorum küstah sözcüklerle:
Ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!
Nilgün Marmara
#240
Gönderi Tarihi: 11 Eylül 2011 - 22:43
Ben Karanlıkları İyi Tanırım
Ben karanlıkları iyi tanırım
Karanlıkta dökülen iki damla gözyaşının
Altında ıslanırım
Ay doğar yalnız gecelere
Benimsin sanırım
Ben karanlıkları iyi tanırım
Kasabalarda söner ışıklar
Haram tenlerin buharında kavrulurum
Ben karanlıkları iyi tanırım
Lodos vurur, harmanlarda savrulurum
Takılırım yabanın ucuna, hasretine avunurum
Ben karanlıkları iyi tanırım
Göçebe obaların kıl çadırlarında soluklanırım
Her kızıl şafak sensiz doğar üzerime
Dağ başlarında yalnız kalırım
Serin rüzgâr eser acı poyrazlarda avunurum
Ben karanlıkları iyi tanırım
Ağustos böceği, şarkılarında yanar
Ateş böceği ışığında aydınlanırım
Çıkrıklar döner başucumda
Kınalı ellerin nasırlarında, yokluğuna sancılanırım
Ben karanlıkları iyi tanırım
Ürpertici sessizlik ve sensizlik çöker geceye
Susuz bakraçlarımda gezinen her nesneye
Sensin diye sarılır, hasretine avunurum
Ben karanlıkları iyi tanırım
Diz çöker gece yüzüstü
Çıra ışıklarında, yıldızlar geceye söner
Duman kaplar her yanımı
Gölgen boyu uzanırım yokluğuna
Eşkâlin düşer karanlığa, sensin sanırım
Ben karanlıkları iyi tanırım
Dağların doruklarında avunurum
Tipilerden kaçar kuytulara sığınırım
Karlar yağar sürülerime ağıllarda toplanırım
Kurt sürüleri basar obamı talan olurum
Parça, parça dağılır yalan olurum
nurettin
#241
Gönderi Tarihi: 28 Kasım 2011 - 21:13
KUĞU EZGİSİ
Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.
Ne zamandır ertelediğim her acı,
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir -
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
Dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!
Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
uykusunu bölen derin arzudan.
Büyüsünü bir içtenlikten alırsa
Kendi saf şiddetini yaşar artık,
-bu şiir -
Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
Sevda ile seslenir sizlere!
Nilgün Marmara


















