Jump to content
Sign in to follow this  
evrensel-insan

Bilim ve Utopya Dergisi

Recommended Posts

th_ocakkapak.jpg

Bilim ve Ütopya Ocak sayısı.

Beyin, uyku ve rüya - Doç. Dr. Hakan SEÇKİN
Uyku ve rüya görme süreçleri beynimizin işlevleri tarafından oluşturulur. Burada rol oynayan zihinsel süreçler tamamen bedenimizin işlevlerinden kaynaklanır. Zihin beden birliği bilim tarafından açıkça ortaya konmuştur ve her geçen gün yapıya yeni taşlar eklenmektedir. Yine de unutulmaması gereken nokta akıl dışı bir uluslararası sistemin ancak düşünceyi aklın dışına sürerek varlığını sürdürebileceğidir.

İnsan zihninin evriminde rüyaların rolü – Dr. Michael S. FRANKLIN, Dr. Michael J. ZYPHUR
Atalarımızın, türler arası veya aynı tür içinde gruplar arasındaki etkileşimlerle ve besin tedarik ederken veya predatörlerinden (avcılar) kaçarken sayısız zorlukla mücadele etmek zorunda kaldığını biliyoruz. Böyle bir çevrede, daha önce rüyalar vasıtasıyla olası bir tehdit unsuruna karşın prova edilmiş bir durum karşısında daha avantajlı olunacağı kesindir.

Yunan ve Roma felsefesinde uyku ve rüya – Dr. Joseph BARBERA
Antik filozoflar, başlı başına uyku ile ilgilenmemiş, esas olarak rüyanın doğası üzerinde durmuşlardır. Muhtemelen bunun sebebi, yaşadıkları toplumlarda rüya deneyimlerine yüklenen kültürel ve dinsel değerlerdir. Ne var ki, süreç içerisinde, rüyaların ilahi kökenine ilişkin standart görüşe bir meydan okuma olarak, ilk doğalcı rüya açıklamaları da görülmeye başlanmıştır.

İslam felsefesinde rüya kuramı, işlevleri ve kimi sonuçları – Yrd. Doç. Dr. Hasan AYDIN
İslam filozoflarınca oluşturulan rüya kuramın, özde Tanrı odaklı olduğu ve rüyanın tanrısal evrene açılan bir kapı araladığı düşüncesini savunduğu için, İslam dünyasında, rüyaya ilişkin yer yer psiko-fizyolojik kökenli açıklamalar bulunsa da, büyük ölçüde onu mistikleştirdiği için rüya olgusuna nesnel bakışı engellediği ve rüyaya metafizik bir anlam yüklediği ileri sürülebilir. .

Smith, Darwin’i etkilemiş midir? -Darwin’in insan ve uyarlık tezi- Doç. Dr. Metin SARFATİ
Smith, evet Darwin’i etkilemiştir ama örneğin, Engels’in iddia ettiği şekilde etkilememiştir. Darwin’in insan ve uygarlığa ait tezi de Engels’in ileri sürdüğünden farklıdır çünkü. Öte yandan Darwin’in tezi, Spencer’ın ve ultra liberalizmin ileri sürdüğü gibi bir tür sosyobiyolojizmin kapısını da açmamaktadır ve nihayet en önemlisi, Sosyal Darwinizmle hiçbir şekilde ilişkisi yoktur.

GÜNCEL BİLİMSEL ATILIMLAR-Prof. Dr. Namık Kemal PAK, Prof. Dr. Ali Ulvi YILMAZER, Prof. Dr. Bekir KARAOĞLU, Yrd. Doç. Dr. Tamer T. ÖNDER
Higgs bozonu, Yavaş ışık, Görünmezlik şalı, Nötrinolar, Hücreden kök hücreye…...

Nazi propagandası bilimi nasıl kullandı? – Prof. Dr. Tamer AKÇA
Hippokrates’in “önce zarar verme” aforizmasını 2500 yıldan beri kendine kural edinen bir tıp anlayışında toplama kamplarındaki masum insanlara acımasız ve genellikle ölümcül deneylerin yapılabileceğini düşünmek mümkün değilmiş gibi geliyor insana. Aynı şekilde ırkçı ve öjenik fikirlere sahip insanların yetkin ve öz eleştiri yapabilen doktor veya bilim insanı olma ihtimali de yokmuş gibi duruyor. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nda işlenen tıbbi suçlar bize tüm bu varsayımların geçersiz olduğunu göstermiş durumda.

Kula Yöresi’nin (Yanık Ülke) tarihi, kültürü ve jeolojisi bağlamında jeopark olarak değerlendirilmesi – Prof. Dr. Mustafa ERGÜN
Kula, tarihi dokusunu bütün canlılığı ile yaşayan çarşısında hala bakırcı ve demircilerin çekiç tıkırtıları ritmik bir müzikle yükselip sizi kendisine çekiyor. Bütün bu özellikleriyle Kula Anadolu’nun en önemli müze kentlerinden biridir. Kula’nın mimari mirasını ve etnoğrafik değerlerini koruyup geleceğe taşıyabilmesi için en iyi çözüm kültür turizmine yönelmesidir. .

Doğa tarihi hakkında çok sorulanlar – Prof. Dr. Nurdan İNAN
Ülkemizde dinozor fosili var mı? 65 milyon yıl önce dinozorların yok olmasında meteor çarpmasından bahsediliyor; böyle başka teori var mı? Günümüzdeki kuşların ataları dinozorlar mı? Türkiye’de insanların %70’i en eski insanların dinozorlarla beraber yaşadıklarını düşünüyor; neden? İşte bu ve bunlar gibi pek çok soruya verilen bilimsel yanıtlar…

Roma döneminde coğrafya – Yrd. Doç. Dr. İnan KALAYCIOĞULLARI
Romalılar özellikle Yunanların teorik düşünme ve gözlem arasında kurmayı başardıkları göreceli dengeye bir türlü erişememişlerdir. Araştırmalarında pratik yarar sınırlarını pek aşmamışlar ve bilime verdikleri değer tıp, tarım, mühendislik ve mimarlık alanlarındaki pratik yararından kaynaklanmıştır. Bununla birlikte, Roma Döneminde Strabon, Plinius ve Batlamyus gibi bilime katkısı yadsınamayacak isimler de söz konusudur.

İstanbul Tarihöncesi Arkeolojik Yüzey Araştırmaları Projesi ve Küçükçekmece Göl Havzası kazıları - Erkan ILDIZ
İTA projesinin amacı İstanbul’un tarihöncesine ilişkin sorunlara açıklık getirmek, kronolojik boşluğu doldurabilmek, en önemlisi de hızla yayılan modern kentin altında kalacak tarihöncesi verileri ortaya çıkarmaktır.

Kaynak : bilimveutopya.com.tr

Share this post


Link to post
Share on other sites

th_Kapak-2.jpg

 

Bilim ve Ütopya’nın yeni sayısı 1 Şubat’ta bayilerde ve kitapevlerinde! Dergide bu ay işlenen kapak konusu ise, tarihsel, felsefî ve psikolojik boyutlarıyla “ATEİZM ve MATERYALİZM”.

Dergide yer alan kapak makaleleri ve diğer yazılar şu şekilde:

Ateizmin toplumsal ve felsefi kökeni – Sadık USTA
Ateistler tarihin önemli dönemeçlerinde hep bilimsel ve toplumsal gelişmeden yana olmuşlar ve ayrıca ezilenle birlikte zalimlerin karşısında yer almışlardır. Yükselen sınıfların çıkarlarını savunmak, eskiyen dogmalara, kurum ve yöntemlere karşı çıkmak, doğayı ve toplumları bilimsel gelişmeler ışığında yeniden ve yeniden keşfetmek, ancak başı dik ve bilim aşkıyla donanmış, maddenin tekliğine, varlığına ve yüceliğine inanmış cesur insanlarla mümkündür.

Tanrı, tanrıtanımazlık ve tasarım üzerine – Prof. Dr. Semih KORAY
İdealizm ve materyalizm arasındaki mücadele, tarih boyunca sürmüş olan bir mücadeledir. Önlerinde kurulacak yeni bir gelecek olan sınıflar, maddeyi anlamak için maddenin kendisine yönelmiştir. Tarihsel ömrünü doldurmuş olan sınıflar ise, var olan toplumsal sistemi gökyüzünden indirilmiş “mutlak gerçeklik” gibi göstermeye çalışmışlardır.

Yeryüzünün iktidarı insana devrolurken veya ekonomi politiğin anlamı – Doç. Dr. Metin SARFATİ
Yeni, 17. yüzyılın sonuna doğru henüz tümüyle reddedilemeyen eskinin içinden, dipten doruğa büyük patlamalarla gün yüzü görecektir. Eski, coğrafi-teknolojik düzeydeki dönüşümlerle ama aynı anda zihinsel dünyadaki kırılma-kopmalarla reddedilecektir. Eskiden yeniye geçişte köprü olacak olan 17. yüzyıl, henüz gücünden hiçbir şey kaybetmediği düşünülmek istenilen tanrı merkezli algı ile ciddi bir hesaplaşmanın belirtilerinin görülmeye başlanıldığı dönem olacaktır.

Marx’ta din olgusu ve yabancılaşma kuramı – Prof. Dr. Hüseyin ÖZEL
Marx’ın dine yönelik eleştirileri, Aydınlanma düşüncesinin dine yönelttiği eleştirilerden farklı olarak, kapitalizm altında insan bütünlüğünün parçalanması ve insanın kendi doğasına aykırı bir yaşam sürmeye zorlanması sürecinin açıklanmasında temel bir yer tutmaktadır. Bu yazıda da Marx’ın din konusundaki düşüncelerinin, bu yabancılaşma ve fetişizm olgusuyla ilişkisi gösterilmeye, dolayısıyla da dine ilişkin olarak daha kapsamlı bir bakış açısı ortaya konmaya çalışılacaktır.

Dinsel değerlerin psikolojik boyutları – Yrd. Doç. Dr. Gürsen TOPSES
Din, kör bir umuttur, geleceğe yönelik sürekli bir beklenti duygusudur, dolayısıyla da iyi olan ya da olması gereken koşulları düşündürür; bu yüzden insana güvenle karışık yapay bir mutluluk ve dinginlik duygusu verir. İnsanın toplumsal gerçeklik dünyasında yaşadıkları çözümlenmemiş sorunları artıkça, önünde kötümserlik bulutları yığıldıkça, insan beyni ve yüreği, o metafizik güçlere ya da güce daha çok sarılma; ondan umut ve çözüm bekleme sürecine girer.

Osmanlı ilmiye sınıfında materyalist-ateist eğilimler – Prof. Dr. Ahmet Yaşar OCAK
Ricaut’ya göre Osmanlı’da ateizm o kadar yaygındır ki, sultanın saray halkı içinde, yani haremde, hadım ağaları arasında, hatta bir kısım paşalar içinde bile gizli ateistler mevcuttur. Bunlar, işgal ettikleri mevkiler yüzünden, içinde bulundukları durumun ne gibi korkunç tehlikelere yol açacağını çok iyi bildiklerinden, birbirlerini iyi tanımakta ve aralarında müthiş bir dayanışma bulunmaktadır.

Kemalizme göre din ve Allah - Derleme
Kemalizmin din karşısındaki tutumu, iki farklı dönemde incelenebilir. Bu dönemlerden ilki, 1919–1924 yılları arasındaki Kurtuluş Savaşı ve Siyasal Devrim dönemi, ikincisi ise 1924’te halifeliğin kaldırılması ile başlayan, dinsel ideolojiyle ideolojik hesaplaşma dönemidir. Bizzat Mustafa Kemal’in yazı ve konuşmalarına dayanılarak hazırlanan bu derleme de, söz konusu dönemlendirmeye uygun olarak Kemalizmin dine karşı tutumunu tarihsel bir gelişim süreci içerisinde ortaya koymaktadır.

İslamcıların işçi sorunlarına yaklaşımı – Yıldırım KOÇ
Yoksul ve emperyalizmin sömürüsü altında bulunan bir ülkede, kapitalizmin üçüncü küresel krizinin yaşandığı bir dönemde, ülke ekonomisinin giderek artan dış bağımlılık sayesinde ayakta durduğu koşullarda insanlar sürekli daha fazla tüketmeye teşvik edilir ve borç batağına itilirse, onları İslam’ın sakinleştirici etkisiyle kontrol altında tutmak mümkün değildir. Halkın bu koşullarda sadakayla tatmin edilebilmesi de hayaldir.

Çin’de hangi düşünce akımı kazanabilir – Prof. CHENG Enfu
Marksizm, bilimsel bir dünya görüşü ve metodoloji ve aynı zamanda sosyalist hareketin teorik temeli olarak Çin’e Özgü Sosyalizm pratiğimizi yönlendirmelidir. Marksizmi kılavuz olarak benimsemek demek, Marksizmin evrensel ilkelerini bugünkü tarihsel aşamadaki Çin’in gerçeklikleriyle birleştirmek, aynı zamanda yeni durumları incelemek, yeni deneyimleri kavramak ve karşımıza hayatın çıkardığı yeni sorunları çözmek anlamına gelir.

Bir rahip, “Güneş Kral” XIV. Louis, Antik Mısır güzelleri ve Moliére’in yolları ne zaman kesişir? – Prof. Dr. Tamer AKÇA
Bugün kullandığımız birçok tıbbi bilginin sadece ve sadece “tecessüs” sahibi insanlar tarafından ortaya konduğunu görmek mümkün. Bu insanlar kendilerine dayatılan formülleri kabul etmeyen, gerçekleri kendi akılları ile arayan, “bilimsel şüphe” duyan kişiliklere sahiplerdi. “Keşfetmek” için değil “araştırmacı doktor”, tıbbiye öğrencisi bile olmaya gerek olmadığını anlatır bilim tarihi bize.


Kaynak: bilimveutopya.com.tr

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sayı : 213 - Maddenin Doğasını Ne Belirliyor?

 

Yazar : Bilim ve Ütopya

 

MAKROSKOPİK ve MİKRO EVRENDE KÜTLE

 

Newton ve Einstein Teorilerinden Standart Modele

Maddenin kütlesi, hareket enerjisi ve Higgs alanı

Doğanın temel parçacıklarından foton ve nötrinonun sıfır kütleleri

 

Maddenin Doğasını Ne Belirliyor?

 

 

Prof. Dr. Namık Kemal Pak

Prof. Dr. Ali Ulvi Yılmazer

 

Prof. Dr. Hüseyin Özel: Kapitalizm ve geleneksel zihniyet yapıları

Ahmet Say: Demokratik Devrim ve Müzik: Haydn, Mozart, Beethoven

Mehmet T. Yılmaz: Üniversiteler neden sessiz?

 

 

Kütle Kavramının Serüveni

Prof. Dr. Namık Kemal Pak

Kütle kavramı temel indirgenemez niteliğiyle sahip olduğu yüzlerce yıllık tahtından artık indirilmiştir. Bilinen maddenin kütlesinin çok büyük kısmı (proton ve nötronların kütleleleri) kuark ve gluonların salt hareket enerjilerinden gelmektedir. Kalan nicel olarak çok küçük (elektronların kütlesi de dahil bu kesime), ancak nitel olarak çok önemli kısım ise Higgs alan yoğuşkusunun eseridir.

 

Ancak bu olağan üstü derin ve şık mekanizmanın nihai gerçek olarak kabul edilebilmesi için tüm fizikçiler LHC’de Higgs parcacigi odaklı bir evren anlayışının doğrulanmasını beklemektedirler. Eğer LHC’de Higgs parçacığı bulunamazsa, ki bu ‘cehennem’ senaryosu olurdu, her şeyi yeni baştan düşünmemiz, eski hesapları tekrar karıştırmamiz, eski defterleri tekrar açmamız gerekebilir.

 

 

 

Foton ve Nötrino kütlelerinin sınırları

 

Prof. Dr. Ali Ulvi Yılmazer

Deney ve gözlem sonuçlarına göre fotonun kütlesinin sıfırdan farklı olduğuna dair hiçbir işaret hala ortada yok, nötrinonun ise çok küçük bir kütlesinin olduğu son on yıldır anlaşılmış durumda. O halde akla derhal şu soru geliyor. Neredeyse kütlesiz olan bu iki parçacığın kütlelerinin olup olmadığı ve varsa değerleri hakkında bir bilgimizin olmasının pek bir önemi var mı?

 

Türkiye’nin ’80 sonrası dönüşümü

Geleneksel zihniyet yapıları ve kapitalizm

Prof. Dr. Hüseyin Özel

Bu yazının amacı, geleneksel zihniyet yapıları ile Türkiye’nin 1980 sonrası dönüşümü arasındaki ilişkileri ele almak. Bu ilişkilerde gözlenen en çarpıcı boyut da kuşkusuz, görünürde kapitalizmle uyumlu olmadığı düşünülebilecek böyle bir zihniyetin “piyasacı” tutumu. Bu durum da kapitalizm ile geleneksel zihniyet yapıları arasında ne türden ilişkiler olabileceği sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Yazıda yanıtı aranan soru da budur. Yazı, Türkiye’de son yıllarda daha çok görünür hale gelen bir durumu, yani piyasa ilişkilerinin yerleşmesi ile geleneksel, yerel ve “cemaatçi” eğilimlerin kendilerini duyurmasının el ele gidiyor görünmesini ele almaktadır. Bu ise, daha çok Weberci yaklaşımların benimsediği, piyasa ilişkilerinin geleneksel toplumsal yapıları, cemaatlerin çözülmesine yol açarak “cemaat” tipi bir toplumsal organizasyondan “cemiyet” tipi bir organizasyona geçişe, “irrasyonel” bir yaşam biçiminden daha “rasyonel” ve Weberci anlamda bürokratikleşmiş bir organizasyon biçiminin yerleşmesine neden olacağı biçimindeki görüşe ters düşer gibi görünüyor. Dolayısıyla, bu çalışma, piyasanın değişik toplumsal ve düşünsel artalanlar içerisinde işleyebilme kapasitesine sahip olup olmadığı sorusuna yanıt aramaktadır.

 

 

Demokratik Devrim ve Müzik: Haydn, Mozart, Beethoven

Ahmet Say

18. yüzyıl aydınlanmasının ana özelliği, laik bir dünya görüşünü kendisine tam bir bilinçle temel alması, laik görüşü hayatın her alanında tutarlı olarak gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Böylece barok çağda egemen olan saray kültürü geride bırakılmış, kültür ve sanat değerlerini burjuvazinin belirlediği yeni bir döneme geçilmiştir.

 

Öte yandan, doğa bilimlerindeki gelişmeler, Laplace’ın (1749-1827) gök mekaniğini aydınlatması, fiziğin ısı ve elektrik üzerine araştırmalarla büyük gelişmeler kaydetmesi, kimyanın Lavasier (1743-1794) ile gerçek bir bilim halini alması, Dr. Jenner’in (1749-1823) aşıyı, Gabriel Fahrenheit’ın 1724’te sıcaklık ölçü birimini belirlemesi, doğanın yapısını doğru kavramış olan insanın doğa karşısındaki egemenlik güdüsünü sürükleyen örneklerdendir.

 

 

Üniversiteler Neden Sessiz

Mehmet T. Yılmaz

Üniversite, varlığına yönelik herhangi bir tehdit karşısında, kendini korumaya ve varlığını sürdürmeye yönelik refleksleri olan canlı bir organizmadır. Bilim dışı dayatmalara, siyasi gücün müdahalelerine karşı refleks gösteremiyor; değişmezliklerin (dogma) düşüncesini bünyesinde barındırabiliyorsa o mekanın sadece adı üniversitedir.

 

Ming Qi- Han Dönemi’nden Tang’a Çin mezar heykelleri

Yard. Doç. Dr. Yıldız Güner

Çin heykeli mimarinin ayrılmaz parçası olarak kabul edilir: “Denebilir ki mimari bir sahne, heykeller ise sahneyi canlandıran oyunculardır.” Ming Qi söz konusu olduğunda olayın sahnesi mezar yapısıdır. Mezarlar bu dünyanın benzeri kabul edilen öbür dünyaya uygun şekilde, hiyerarşik yapı gözetilerek donatılmıştır.

 

Stalin döneminde bilim ve iktidar ilişkileri

Prof. Dr. Remzi Demir

Rus Bilim ve Teknolojisi’ne yapısal bir dönüşümü dayatan uygulamaların sonuçlarını yorumlarken, son derece titiz davranmak gerekmektedir; çünkü Stalin döneminde bilimsel ve özellikle felsefi düşüncenin baskı altına alındığı ve bilginlerin birçok güçlüklere katlanmak mecburiyetinde bırakıldıkları tarihî bir hakikattir; ancak bütün bunlara karşın, 1956’da Semyonov ile başlayan Sovyet Nobelleri’nin, bu dönemde yapılan bilim ve teknoloji yatırımlarından da beslendiklerini teslim etmek gerekir.

 

Tarihöncesi’nden Eski Çağ’a sayılama ve hesaplama

Erkan Ildız

M.Ö. 4. binyıldan itibaren Anadolu’dan İndus Vadisi’ne, Hazar Denizi’nden Sudan’a dek birçok arkeolojik alanda ele geçen çeşitli boylarda ve geometrik biçimlerde (koni, disk, küre, bilya, çubuk, dörtyüzlü, silindir...) binlerce nesne üzerinde yer alan koşut çizgiler, çarpı işaretleri ve benzeri çeşitli motifler; toplama, çıkarma, çarpma, hatta bölme yapmaya yarayan anlamlar içermekteydi. Bu nesneler aracılığıyla Sumer, Elam ve diğer toplumlarda çeşitli saymanlık ve hesap işlemleri yapılmıştır.

 

Mesozoyik’de Yaşam ve Önemli Evrim Adımları

Prof. Dr. Nurdan İnan

Mesozoyik (ikinci zaman), çok büyük bir toplu yokolma ile mevcut canlıların büyük yüzdesinin doğa tarihinden tamamen silindiği ve böylece kapanan Permiyen devrinden sonra, toplu yokolmadan kendini kurtarabilmiş sınırlı sayıda canlı ile başlıyor. Bu nedenle İkinci zamanın ilk serileri canlı bakımından neredeyse steril. Ancak, jeolojik zaman ölçeğinde kısa sürede toparlanma sağlanıyor ve ikinci zaman, birinci zamana göre daha gelişmiş canlıların yaşadığı bir zaman oluyor.

 

 

Helenistik dönem astronomisi

 

Tuba Uymaz

Helenistik dönemde M.Ö. 280 yılında Ptolemaios ailesi tarafından büyük bir kütüphane ile işbirliği içinde kurulan, Antik Yunan’ın Akademi ve Lise’ye ek olarak üçüncü büyük bilim merkezi Müze, bu dönemde bilim adına çok önemli gelişmeler yaşandığının büyük bir göstergesidir. Dönemin kahramanları hiç kuşkusuz Apollonious, Aristarkhos, Hiparkhos ve Eratosthenes’tir.

 

 

8 Mart ve aydın Türk kadını

Kemal Kırar

“Kadınlarımızın o devirde gösterdikleri mücadele pek faydalı olmuştur ve elbette en üst seviyede takdire layıktır; ama, yaşadığımız devirdeki zorlu mücadelelere rağmen işleri gene de pek kolay değildir!..” demek geliyor içimden.

Tabii ki burada da en büyük güvencemiz, Muazzez İlmiye’lerin sesinin sadece 8 Mart’ta değil -gür ve hedefe ulaşan bir kararlılıkla- her gün çıkmasıdır!..

 

Forum

Ali Yıldız

Mevlâna Celâleddin Rumi’nin Diyalektik Algısı

Ahmet Küçükkalfa

Kızılbaş-Alevi Türkmenlere ait kayıp kızıl başlık bulundu

 

Çetin Ceviz

Dr. Necmi Dayday

 

Bilim ve Teknoloji Güncesi

Bilim ve teknolojideki son haberler...

 

Kitap Kurdu

İlyas Karatepe

 

Ödüllü Sözcük Bulmacası

Semra Larçın

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kapak225%20k%C3%BCc%C3%BCk.jpg

 

Bilim ve Ütopya’nın yeni sayısı 1 Mart’ta bayilerde ve kitabevlerinde! Dergide bu ay işlenen kapak konusu ise, "Gericiliğin Üstadı Necip Fazıl"...

Bilim ve Ütopya, bir kez daha putları kırıyor! Dergi, Mart ayı kapak dosyasını, gericiliğin “Üstad” kabul ettiği Necip Fazıl Kısakürek’e ayırdı. Dergide Necip Fazıl’ın, AKP dönemi uygulamaları ile örtüşen devlet ve toplum ülküsü olan “Başyücelik Devleti”, “aksiyoner” bir gerici olarak siyasal serüveni, AKP önderliğiyle ilişkileri, “orducu” İslam inkılâbı anlayışı ve “darbe” destekçiliği ile iniş çıkışlı yaşam öyküsü ve şairliği inceleniyor. Dergide ayrıca, Evrim Kuramı’ndan uygarlıklar tarihine, astrolojiden tıbba, pek çok farklı konuda aydınlatıcı makaleler de yer alıyor. Dergideki kapak makaleleri ve diğer yazılar şu şekilde:

Necip Fazıl, AKP, sanat ve şeriat – Prof. Dr. Taner TİMUR

Öyle ya da böyle, merhum Mürşid’in ne İslamcı tefekkürü, ne de yaşam tarzı kitlelere yol gösterici bir nitelik taşıyor; buna karşılık, iktidar partisinin yönetici kliği, Ortaçağ dünyasına göz kırpan uzun yürüyüşünde gençlik sevdalarını yeniden canlandırıyor ve mistik şairi bayrak yapıyor. Kuşkusuz bu yüceltme içtenlikten yoksun sayılamaz ve riyaya da dayanmıyor. Fakat, bugün, böylesinin daha iyi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Necip Fazıl Kısakürek ya da bir mürşid uydurmak – Özdemir İNCE

Necip Fazıl Kısakürek bir çilekeş değil, tam anlamıyla bir siyasal İslâm militanı. Bu militanlığında da düzmecelik, simülatörlük ve simülasyon var. Çağının çağdaşı şair, bir mümin olsa da Allah ve dini aşmış şairdir. Gerçek şair ne Allah’a ne de dine teslim olur. Tıpkı Hallâc-ı Mansûr, Nesimî, Aboul Alaa El Maari, Abu-Nuwas ve Yunus gibi.

Necip Fazıl’ın Başyücelik Devleti: İslami bir biyo-politik ütopya – Yrd. Doç. Dr. Fatih YAŞLI

Erdoğan ısrarla “en az üç çocuk” istemekte, kadınların çalışma hayatından dışlanması ve anneliğe hapsedilmeleri için çeşitli mekanizmalar devreye sokulmakta, evlilik ve çocuk sahipliğini teşvik etmek için devlet yeni önlemleri devreye sokmaktadır. Tüm bunlar ise bize Necip Fazıl’ın Başyücelik Devleti’nin hayaletinin Türkiye’nin üzerinde dolaştığını açık bir şekilde göstermektedir.

Para ve cinnet buhranları içinde çırpınan hâdi: Çirkeften efsaneye – Mecit ÜNAL

Necip Fazıl’ın karşısına konulduğu, en verimli yıllarını hapishanede geçiren Nâzım Hikmet’in, hiçbir devlet görevlisinden ne merhamet, ne de para dilenen tek satırı yoktur. Menderes, Necip Fazıl’ın yalvaran, üstü kapalı tehdit eden mektuplarına cevabı örtülü ödenekten para olarak verirken aynı zaman diliminde Nâzım Hikmet’i de, vatan haini ilan ederek vatandaşlıktan çıkaran hükümetin başbakanıdır.

Çile şairi – Cafer YILDIRIM

Necip Fazıl’da Tanrı düşüncesi sıradan insanın algı düzeyinin sınırları içindedir. On üçüncü, on dördüncü yüzyılın tasavvuf şairlerininki kadar olsun felsefi bir içerik taşımaz. Onun şiirlerinde teolojik felsefenin hiçbir izine rastlanmadığı gibi Tanrı’nın algılanış, sorgulanış ve benimseniş biçiminde de bir orijinallik söz konusu değildir.

Anti-komünizmden yabancı düşmanlığına, tarih yazımından “aksiyoner” gericiliğe: “Üstad”tan inciler… - Derleme

Bu derlemede, gericiliğin “üstad”ı Necip Fazıl Kısakürek’in bazı görüşlerini, kendi kaleminden okuyacaksınız. Okuyacağınız satırlar, Türk sağında şeriatçılık, muhafazakârlık, yabancı düşmanlığı ve gerici milliyetçiliğin, büyük ölçüde geçişli olarak kullanılabilen ideolojik söylemler olduklarını göstermeleri bakımından ilgi çekicidir. Necip Fazıl, muhafazakâr yazında sunulanın aksine, “batıl”ın gadrine uğramış kendi halinde imanlı bir şair ve mütefekkir değil, eylemli ve eylemci, kendi deyişiyle “aksiyoner” bir gericidir. Derlememiz, gericilik tarafından tarihdışı bir biçimde yüceltilen nam-ı diğer “Üstad”ın kendisinin bir “çilekeşlik” sosuna bulama çabası hariç pek de gizleme derdinde olmadığı gerçek kimliğinin anlaşılabilmesi açısından dosyamızla tamamlayıcı olacaktır.

Sumer, Babil, Assur ve Hitit kanunlarında kadına yönelik cinsel suçlar ve cezalar – Binnur ÇELEBİ

Sumer, Babil, Assur ve Hitit toplumlarında kadının bekâretinin ve namusunun korunmasını, evlenmeden önce baba, erkek kardeşler ve tüm diğer erkek akrabalar üstlenirlerken, evlenmesiyle bu görev kocaya intikal etmektedir. Bakirelik erkek egemen güç tarafından tabu haline getirilerek bir ayrımcılık yaratılmış, kadınların namus ve utanç duyguları ile baskı altına alınmaları sağlanmıştır.

Hitler’in astroloji tutkusu – A. Kerim SOLEY

İkinci Dünya Savaşı öncesinde, bütün bunalım dönemlerinde olduğu gibi Almanya’da da astrolojiye inananların sayısı hayli fazla idi. Özünde ‘büyüsel’ ve ‘kaderci’ bir uğraş olan astroloji, Nazi gizemciliği için bulunmaz bir araçtı. O nedenle de inanmaya çoktan istekli duruma getirilmiş, tek yönlü propaganda ile kandırılmış Alman halkının duygu, umut ve özlemlerini yozlaştırmada kıyasıya kullanıldı.

TÜBİTAK’ın evrimle imtihanı – Çağrı Mert BAKIRCI

“Uçak, füze diyoruz.” İşte, TÜBİTAK’ın bilimden anladığı bundan ibarettir. Bir uçak, iki füze… Hâlbuki tüm teknolojiyi olduran unsur olan temel bilimler, ülkemizde on yıllardır göz ardı edilmekte, küçümsenmekte, ülkemiz sınırlarından uzak tutulmasına uğraşılmaktadır. Böylesine karanlık günlerde, TÜBİTAK başkanı bunların yeniden okullarımızda okutulmasına, halkımız tarafından anlaşılmasına uğraşacağına, füzeye, rokete, uçağa odaklanmış, diğer her gerçeğe kulaklarını tıkamıştır.

Evrimsel analiz - Prof. Dr. Nurdan İNAN

Modern evrim kuramında evrimin her zaman ilerleme anlamına gelmediği kabul ediliyor. Ekolojik faktörlerdeki değişime bağlı olarak, en gelişmiş organizmalar yok olurken, daha az gelişmiş olanlar hayatta kalabiliyor. Evrim, düz bir çizgi üzerinde ilerleyerek küçük ve basit olandan, daha büyük ve karmaşık olana doğru gitmiyor.

Atatürk ve hekimler: 14 Mart ruhu üzerine bir güzelleme – Prof. Dr. Tamer AKÇA

14 Mart 1919’da büyük bir kutlama yapar Tıbbiyeliler. Okullarının, üzerinden sadece 3 ay geçmiş işgaline inat, 1827’nin 14 Mart’ında açılan Tıbbiyelerinin yıldönümünü coşkuyla kutlarlar. Ve bu kutlama dev bir gösteriye dönüşür ilkin. Sonra da o günlerin anısına tıp bayramına.

İki Romalı hekim: Pedianos Dioscorides ve Cladius Galenos – Arş. Gör. Serpil AHMETKOCAOĞLU

Daha çok tıbbî bir botanikçi olarak kabul edilen Dioscorides, bu alanda neredeyse iki bin yıl nihai otorite olarak kabul ediliştir. Deneysel fizyolojinin kurucusu sayılan Galenos ise, 17. yüzyıla kadar, bütün devirlerin en iyi tıbbi deneycisi olmuştur.

İçeriği ‘öncülleri’nden belli bir plan: “Onuncu Kalkınma Planı” - Prof. Dr. Alkan SOYAK

Onuncu Kalkınma Planı, hazırlık aşamasındaki öncülleri itibariyle dahi, Türkiye’de kalkınma politikası ve planlamasında son 20 yıldır yaşanan neoliberal dönüşümün izlerini taşımakta ve bu dönüşümün daha da derinleşeceğine dair işaretleri içinde barındırmaktadır. Türkiye’de bu konuda yaşanan yegâne yeni şey, DPT’nin yerine, ismi yeni içi eski bir bakanlığın kurulmuş olmasıdır.

Gustave Le Bon ve sosyal psikolojinin Türkiye’ye girişi - Prof. Dr. Remzi DEMİR

II. Meşrûtiyet ve Erken Cumhuriyet Dönemleri’nde, Fransız araştırmacı ve psikolog Gustave Le Bon’un (1841–1931) fikirleri, Türk Aydınlar arasında büyük bir alakaya mazhar olmuş ve kitaplarından bir kısmı Türkçeye aktarılmıştır.

Ayrıca Kitap Kurdu, Çetin Ceviz Problemleri ve Ödüllü Sözcük Bulmacası… Bulmacanın bu ayki ödülü, M. Şehmus Güzel’den, “İnsan Yılmaz Güney”…


Kaynak:bilimveutopya.com.tr

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bilim ve Ütopya’nın yeni sayısı, 1 Nisan’dan itibaren bayi ve kitabevlerinde! Modern insanın diğer insansılarla etkileşiminin incelendiği derginin kapak sloganı ise, “Yaradılış Efsaneleri Çıkmazda: ADEM’İN KAYIP KARDEŞLERİ”…

 

Dergide, modern insanın yakın zamana dek yeryüzünü Denisova insanı, Flores insanı ve Neandertal insanı gibi akrabalarıyla paylaştığı, bilimsel dayanaklarıyla sergileniyor. Dergideki kapak makaleleri ve diğer yazılar şu şekilde:

İnsanın serüveni: Adem’in kayıp kardeşleri-Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ

Uzun yıllardan beri sürdürülen kazılar ve çıkan binlerce fosil bize, insansı (hominidae) ailesinin dik yürüme kapasitesine sahip olan ilk üyelerinin yaklaşık 7 milyon yıl önce dünya sahnesine çıktığını, alet yapan ve görece yüksek bilişsel kabiliyetleri olan Homo cinsinin 2,5 milyon yıl önce evrimlendiğini ve son yedi milyon yıl boyunca insanın doğrudan atası olan ya da olmayan çok sayıda türün mevcut olduğunu göstermiştir.

Denisova buluntusu-Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ

Denisovalılar da Neandertaller gibi modern insanla bazı genetik özellikleri paylaşmaktadır. Günümüzde Malenezya’da yaşayan modern insanlarda Denisovalılara ilişkin DNA bulgularına rastlanmıştır. Denisovalılar bizim çok yakın zamana kadar dünyadaki tek tür olmadığımıza ilişkin önemli bir ipucudur.

Homo neanderthalensis-Doç. Dr. İsmail ÖZER

Bazı araştırmacılar son dönemlerde günümüz insanın gen havuzundaki Neandertal genlerinden yola çıkarak Neandertallerin modern insanın gen havuzu içerisinde asimile olduklarını, diğerleri ise doğum ve ölüm oranlarındaki gelişmeler, kültürel ilerlemeler, gelişmiş sosyal ilişkiler ve beslenme çeşitliği gibi avantajlara sahip modern insanların Neandertallerin habitatlarını parçalayıp küçülttüklerini ve bu türün diğer birçok Geç Pleistosen megafaunası gibi tümüyle soyunun tükendiğini savunmaktadırlar.

Homo floresiensis (95/74 bin-12 bin)-Doç. Dr. Ayşen AÇIKKOL YILDIRIM

Yayınlandığı ilk günden bu yana Flores kalıntılarının cüce, mikrosefal ya da tiroit bozukluğu olan (kretin) modern insanlara mı yoksa yeni bir insan türüne mi ait olduğu konusundaki tartışmalar sürmektedir. Peki, Flores insanı modern insanla karşılaştı mı? Bu sorunun yanıtı “çok büyük ihtimalle evet”tir. Çünkü anatomik açıdan modern insanlar Avustralya kıtasına 50 bin yıl önce geçtiler. Üstelik Liang Bua Mağarası’nın Holosen tabakalarında da modern insanlara ait iskeletler bulundu.

Chavez’in dönüşen Venezuelası-Dr. Noyan UMRUK

Chavez döneminde gerçekleşen atılımlar sonucu Venezuela’da insanların yüzü gülmeye başlamıştır... Güler yüzlü sosyalizme doğru, aceleci olmadan yelken açan bir yolculuk... Sermaye ve sermayeye yakın çevrelerin serzeniş ve şikâyetleri var, ama artık göze çarpan bir gerginlik yok...

İstatistikler Chavez’in Venezuelası hakkında ne anlatıyor?-Chris CARLSON

Venezuela’nın durumuyla medyanın son yıllarda çizdiği tablo arasında dağlar kadar fark vardır. Toplumsal değişiklikler çok hızlı gerçekleşmiş, bu da ulusal ekonomiyi, yerel üretimdeki etkileyici artışa karşın büyüyen talebi karşılayamaz hale getirmiştir. Chavez muhalifleri ve özel medya kuruluşları bu sorunlara dikkat çekerlerken, sorunların ardındaki önemli bir toplumsal gerçekliği gizlemektedirler: Venezuela’nın yoksulları, artık daha iyi koşullarda yaşıyorlar.

İlk ve ortaoğretim kurumlarında matematik öğretimi (1)-Prof. Dr. Timur KARAÇAY

Matematiğin ilgi alanı sınırlanamaz. Kişiyi günlük yaşamında etkileyen basit olgulardan başlayıp, evrenin yapısına kadar giden düşüncelerin hepsinde matematik vardır. Ona verilebilecek nitelikler de pek çoktur. İnsanlığın ortak düşünme aracıdır, evrensel dildir, bilimdir, sanattır… O, insan aklının güzelliğini ve yüceliğini gösteren yetkin bir yapıttır.

Evrim Ağacı: Kusursuzluk iddiasının geçersizliği üzerine…-Çağrı Mert BAKIRCI

Evren’in bildiğimiz hiçbir köşesinde -ve muhtemelen tamamında- kusursuzluk (mükemmellik) bulunmamaktadır. Eğer ki bir yapı, olgu, olay bize mükemmel geliyorsa, bunun tek sebebi sanrılarına yenik düşmekte uzman olan beynimizin zayıf analiz ve işlem gücüdür. Ne zaman ki bir şeye “kusursuz” olarak yaklaşmaya meyledersek, o zaman hata yaptığımızı fark etmemiz ve tarafsız olarak durumu değerlendirmemiz gerekir.

YAŞAM AĞACI

ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu’nun hazırladığı “Yaşam Ağacı”, popüler bilim gündeminin nabzını tutuyor! Bilim ve Ütopya’nın dergi içi eki Yaşam Ağacı’nda bu ay: “Vücudumuz bir ekosistem mi?”; “Sağır farelerde ses algılayan ses hücreleri yeniden üretildi”; “Soyu tükenmiş hayvanların yaratılmasında ilk başarı”; “Bu canlıyı tanıyor musunuz: Yapraklı deniz ejderi”; “Bilimsel mitler: Sara nöbeti soğan koklatarak geçer mi?”; “Biyografi: Rita Levi-Montalcini”; “Bilim tarihinde bu ay” ve çok daha fazlası…

Evrimi ve ‘mem’i tanı-Seçkin EROĞLU

Gene dayalı evrim araştırmalarının ortaya çıkardığı büyük bilimsel birikim, ‘mem’e dayalı kültürel evrimin araştırılabilmesi için büyük bir fırsat sunuyor. Bu da bize insanın ve kültürünün araştırılmasına pozitif bilimin yöntemlerinin daha fazla sokulabileceği bir zemin yaratıyor.

Jeolojik miras ve doğa tarihi müzeleri-Prof. Dr. Nurdan İNAN

Doğa tarihi örneklerinin korunması, onların taşıdığı anlamın da korunması demektir. Bu sayede, yok olan türler, organik evrimin mekanizmaları, paleoiklim, paleocoğrafya ve paleoekoloji, güncel biota hakkında bilgi edinilir. Doğa tarihi müzeleriyle, bir anlamda doğanın arşivlenmesi gerçekleştirilmiş olur. Bu müzelerde, evrenin ve yaşamın evrimi, geçmişten günümüze doğru sistematik bir düzende sergilenir.

Çağdaş düşünce sisteminin oluşmasında arkeolojinin yeri-Erkan ILDIZ

Bilginin kaynağı arkeolojik dolgulardır. Arkeolojik dolgular, verinin ham olarak elde edilmesini sağlayan laboratuarlardır. Verinin çok az bir kısmı korunabilmiştir ancak bilimsel sonuç bu verilerin değerlendirilmesi ile elde edilir.

“İstanbul’u tarihöncesi çağlardan Osmanlı Dönemi’ne arkeolojik kazılarla tanımak”-Aysun İLGEN

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, inşaat uygulamalarından önce araştırma yapmakta ve arkeolojik bulguların saptanması durumunda kazı çalışmalarını başlatmaktadır. Özellikle Marmaray ve metro projeleri çerçevesinde Yenikapı, Cağaloğlu, Sirkeci ve Üsküdar’da yapılan kapsamlı arkeolojik kazı çalışmalarında İstanbul tarihine ışık tutan pek çok buluntu ele geçirilmiştir.

Tıp kökenli bir bilimsel felsefeci: Prof. Dr. Yaman Örs-Feyziye ÖZBERK

Prof. Dr. Yaman Örs, yalnızca bir bilim adamı, bir yazar değil; bir Cumhuriyet aydınıdır. Tüm özellikleriyle ülkemizin kıymetli değerlerinden biridir. Bilim ve Ütopya için de vazgeçilemez bir dosttur. Ondan çok şey öğrendik. Daha da öğreneceğiz…

Ayrıca Kitap Kurdu, Çetin Ceviz Problemleri ve Ödüllü Sözcük Bulmacası… Bulmacanın bu ayki ödülü, Yaman ÖRS’ten, “Süreç, Kuram ve Kavram Olarak Evrim”…

BGoCMxfCMAEPePo.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bilim ve Ütopya dergisi Mayıs 2013 sayısı çıktı! Bilim ve Ütopya, Mayıs sayısını “Yabancılaşma”ya ayırdı. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Emrah Maraşo, kapak dosyası ile ilgili olarak şunları belirtti:

Yabancılaşma olgusu, insanın gizilgüçlerini bastıran merkezi bir etkene işaret etmektedir. Kuşkusuz bu olumsuz etken, tarih boyunca çeşitli üretim tarzlarında belirmesine karşın emperyalist-kapitalist sistemin en önemli yönlerinden biri haline gelmiştir. Çeşitli üretim ve sanayi merkezlerinde yoğunlaşan ve artık işçi sınıfını oluşturan geniş emekçi kesimler, yoğun üretim faaliyetinin yaratıcıları değil, araçlarıdır artık. Kapitalist sömürü, emekçiyi araçsallaştırdığı ölçüde kendi temelini koruyup sağlamlaştıracak, gerçeği baş aşağı çevirecektir. Emperyalist-kapitalist sistemin hâkim sınıfının iktisadi ve ideolojik hegemonyasının gözünden görmektedir emekçi kendisini. Bu bakımdan yabancılaşma, sadece tek tek emekçilerin kendi özlerinin açığa çıkmasını engelleyen bir rol oynamanın ötesinde, emekçinin kendisini ve kendisiyle aynı kaderi paylaşan kardeşlerini efendisinin gözünden değerlendirmesinin ve yargılamasının adıdır. İnsanın emeğine, ürettiği ürüne, kendi türüne ve doğaya yabancılaşmasının aşılması, bu nedenle bir devrim sorunudur.”

 

Bilim ve Ütopya’nın Mayıs sayısında yer alan yazılar şöyle…

 

İnsan, iktisat ve yabancılaşma

Prof. Dr. Semih KORAY

Yabancılaşmanın köklü bir biçimde ortadan kaldırılması, insanların hayvanlarla ortak olan yönünün en aza indirgenmesine bağlıdır. İnsanın varlığını sürdürmesi

için zorunlu olan yaşam gereçlerinin üretim etkinliği içindeki yerinin en aza indirgenmesi, aynı zamanda yabancılaşmayı yeniden üretmenin kaynakları olarak işlev gören kafa emeği–kol emeği ve yöneten–yönetilen ayrımlarının ortadan kaldırılması için uygun ortamı sağlayacaktır.

 

Marx ve insan doğası

Prof. Dr. Hüseyin ÖZEL

Marx’a göre, insanlık tarihi, özgül üretim tarzları bir yana bırakılırsa, nesneleştirme ile yabancılaşma arasındaki ya da aynı anlama gelmek üzere özgürlük ile özgürlük yitimi arasında sürekli bir etkileşim ve gerilim olarak da kavranabilir. İnsanların kendi ürünlerinin özel mülkiyet yoluyla onlardan kopartıldığı her durumda, bu çelişki kendisini göstermektedir.

 

Komünizme geçişte insani güçlerin gelişimi

Doç. Dr. Barış PARKAN

Marx’a göre, insanın yabancılaşmayı aşması ve özgürleşmesi, onun Wesenkrafte adını verdiği insanın doğasına has güçlerini (özsel güçlerini) geliştirmesi ve bu güçlerin aynı zamanda sosyal güçler olduğunu fark ederek onları sosyal güçler olarak örgütlemesi ile olanaklı olacaktır.

Neoliberal politikalar ortamında yabancılaşma

Prof. Dr. İzzettin ÖNDER

Neo liberal politikalar bireyi yalnızlaştırdığı ve içine ittiği anlamsız ve sınırsız sorumluluk koşulunda tüm olumlu ve olumsuzluklardan bireyi sorumlu tuttuğu derecede birey sisteme ve kendine yabancılaşır. Büyük bir riskle karşı karşıya gelen birey sistemin hemen tüm dayatmalarını görünürde istekli fakat özde isteksiz kabullenirken kendi özel tercih ve davranış kalıplarını terk eder.

 

İktisat, şiddet ve hız

Doç. Dr. Metin SARFATİ

İktisadın finansa indirgenmiş hali bugünü hıza ve rekabete indirgemiştir. Hız Virilio’nun deyişi ile şiddetin şiddetidir. Rekabet insanlar arası tek ilişki biçimi olduğunda Rosseau’nun dünyasındaki ötekinin kışkırtıcısıdır. Anın egemenliğindeki insanlar bu yeni tiranın bitmez isteklerini yerine getirmeye çalışırlarken, bunun özgürlük olduğunu düşünmektedirler.

 

Bilim ve Ütopyamız 20 yaşında!

Kolektifin emeği

Sıradanlığı, suya sabuna dokunmadan iş yapmayı, bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışını kabul etmiyoruz. Yaptığımız her iş, çıkardığımız her sayı, yazdığımız her yazı bir boşluğu doldurmalı, bir soruna yanıt aramalı, gözlerdeki perdeleri indirmelidir. Yaptığımız işlerden mutluluk duyduğumuz kadar hatalarımızı acımasızca eleştirmesini de biliyoruz. Çünkü ortaya koyacağımız yeni ürünlerin halkımızın bilincini açmasının güvencesi, yaptıklarımızı gerçeğin süzgecinden geçirmek, nesnelliğin ölçütüne vurmak, hatalarımızı eleştirmektir.

 

Gericiliğe karşı bilimin ve aydınlanmanın sesi

Bilim ve Ütopya’nın 20. Yılını kutlayan yazarlarımız:

 

Prof. Dr. Ali Nihat BOZCUK, Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN, Doç. Dr. Çağatay KESKİNOK, Doç. Dr. Hakan SEÇKİN, Orhan KARAVELİ, Prof. Dr. Tamer AKÇA, Prof. Dr. Ahmet İNAM, Prof. Dr. Ali DEMİRSOY, Erkan ILDIZ, Ahmet SAY, Prof. Dr. Yavuz UNAT, Prof. Dr. Semih KORAY, Sadık USTA, Prof. Dr. Hüseyin ÖZEL, Çağrı Mert BAKIRCI, Doç. Dr. Metin SARFATİ, Prof. Dr. Namık Kemal PAK, Prof. Dr. İclâl ERGENÇ, Seçkin EROĞLU, Prof. Dr. Cengiz YALÇIN, Prof. Dr. Yaman ÖRS, Dr. Necmi DAYDAY, Prof. Dr. Nurdan İNAN, Prof. Dr. Melek Dosay GÖKDOĞAN, Yıldırım KOÇ, Prof. Dr. Timur KARAÇAY, Prof. Dr. Korkut BORATAV, Prof. Dr. Sina AKŞİN, Feyziye ÖZBERK, Muazzez İlmiye ÇIĞ, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Devrim TOPSES, Prof. Dr. H. Zafer KARS

 

Dil düşünceyi şekillendirir mi?

Dilbilimsel görecelik

Tuğçe ÇABUK

İnsanlar yüzlerce yıldır, sayısız dil sayesinde duygularını, düşüncelerini ifade edebilme olanağı bulmuşlardır. Uzam, zaman, cins hatta renk gibi konularda varyasyonlar gösteren bu diller, insanların bilişsel sistemlerindeki gerçeklik algısını da şekillendirmiştir. Yani konuştuğumuz dil, bizim nasıl düşüneceğimize karar verir bir hal almıştır.

 

İlk ve ortaöğretim kurumlarında Matematik öğretimi-2

Matematiği neden öğretiyoruz?

Prof. Dr. Timur KARAÇAY

Matematik, mantıksal düşünmeyi öğrenmenin; kesinliğe erişmenin ve evrensel doğruları bulmanın bir aracıdır. Düşünen, sorgulayan, yargılayan yurttaşlardan oluşan sağlam bir toplum yaratmak için, okullarda matematiği öğretmeliyiz. Mantıksal düşünme yöntem ve alışkanlıkları ancak matematik ile kazanılabilir.

 

Evrim mekanizmaları

Çağrı Mert BAKIRCI

Evrim Mekanizmaları temel olarak, doğadaki evrim yasasının gerçekleşmesini tetikleyen ve/veya sağlayan bazı doğal fenomenler olarak tanımlanabilir.

Bu fenomenler, genel olarak, canlılar üzerine sürekli veya aralıklarla, her ortamda veya belirli ortamlarda etki eden doğa yasalarıdır. Bu fenomenlerin etkisi altında türler

nesiller içerisinde değişirler ve atalarından farklı özelliklere sahip olmaya başlarlar.

İşte buna evrim diyoruz.

YAŞAM AĞACI’nda bu ay!

Evrende yalnız mıyız?

Virüsler de bağışıklık sistemine sahip olabilir

Nesli tükenen canlıları nasıl diriltebiliriz?

Bilimsel mitler: Einstein beyni daha büyük olduğu için mi daha zekiydi?

Biyografi: “Rain Man”in ilham kaynağı: Kim PEEK

Bilim tarihinde bu ay

 

Bilimin Felsefesi ve Tarihi

Roma dönemi teknolojisi

Vural BAŞARAN

Romalılar, teknolojik bilgilerini Antik Yunan kaynaklarından almışlardır. Su ve güneş saatleri, su pompaları, kaldırma araçları, vinçler ve mancınıklar bu dönemin önemli teknolojik araç ve gereçleri arasındaydı. Antik Yunan dönemindeki “teorik” çalışmaların yerine “praksis” adı verilen uygulamaya yönelik çalışmalar Roma döneminin daha belirgin bir özelliği haline gelmiştir.

 

Tıp: Öncesi ve Ötesi

Tıp kurumu sağlık için tehlikeli mi?

Prof. Dr. Tamer AKÇA

“Tıp” kavramına eleştirel bir tavır takındığı Sağlığın Gaspı adlı eserinde Illich, tıbbın var olduğu ileri sürülen yararlarının aslında profesyonellere ihtiyaç göstermeyen, teknik personelle de yürütülebilecek bir hizmet olduğunu savunmuştur. Illich’e göre tıp insanları kategorize ederek yönetmeye olanak sağlayan bir toplum baskısıdır. Bu baskının polisleri olan hekimler de, olmayan düşmanları yaratarak kendilerini vazgeçilmez kahraman mertebesine eriştirmeye çalışan şarlatanlardır.

 

Doğa Tarihinden Notlar

66. Türkiye Jeoloji Kurultayı’nın ardından…

Prof. Dr. Nurdan İNAN

Türkiye Jeoloji Kurultayı’nın bu yıl ki teması “Deprem ve Etik” oldu. Bunun yanı sıra, doğal kaynakların insanlık yararına kullanımı, doğa olaylarının insan eliyle afet haline gelmesi ve buna karşı alınacak tedbirler, çevre kirliliği ve küresel iklim değişikliğinden kaynaklanan olumsuz etkiler, nüfus artışı ve göçle gelişen çarpık kentleşme, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve yönetimi, mega mühendislik yapıları gibi jeolojiyi de ilgilendiren güncel genel konular da kurultayda işlendi.

 

Arkeo/İzlem

Yrd. Doç. Dr. Hasan PEKER

Prof. Dr. Ali Dinçol’u Anma Toplantısı

Çetin Ceviz Problemleri / Dr. Necmi DAYDAY

Ödüllü Sözcük Bulmacası / Semra LARÇIN

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bilim ve Ütopya’nın yeni sayısı, 1 Haziran’dan itibaren bayi ve kitabevlerinde! Derginin kapak sloganı ise, “DİRENİŞİN BİLİMİ”…

 

 

Dergide Türkiye’yi sarsan Haziran Ayaklanması, ideolojik, siyasal, sosyolojik, psikolojik ve sanatsal boyutlarıyla işleniyor. Dergideki yazılar şu şekilde:

 

 

Örgütlü Güç Oyunu Bozar – Emrah MARAŞO

Direniş tek bir atakla bitecek bir hareket değildir. Direnişin zorbalıkla biteceğini sanan gericilik büyük bir yanılgı içerisindedir. Halk yeni biçimlerle, yeni mücadele araçlarıyla direnişini sürdürecektir. Cumhuriyet’e, özgürlüğe, bağımsızlığa sahip çıkan devrimci güç bu inisiyatifin önderliğini yaptığı, yeni örgütsel araçları ve mekanizmaları halkla birlikte kurduğu oranda halkın önü açılacak ve hareket liderine kavuşacaktır.

 

‘Kemalizmle Mücadele Derneği’nin Yeni İcadı – Güney YAMAN

Ne güzel, “AKP Kemalistleşti” formülüyle, medyadaki idiyokratlarımızın, Komünizmle Mücadele Derneği dönemi İslamcılarını imrendirecek bir metafizik düzeyine ulaştıklarını da görmüş bulunuyoruz: İslamcılık iyilik mertebesine konulurken, Kemalizm bütün kötülüklerle özdeştir. AKP gibi bir partinin bile suçlarını Kemalizm’e yamayacak kadar, Kemalizm’i nefret nesnesi haline getirmişlerdir. Bunlar aydın değil ideolog, ideolojilerinde zerre birikim olmaması açısından da idiyokrattırlar.

 

Türk Toplumu, AKP’nin Biçmek İstediği Gömleğe Sığmadı – Yrd. Doç. Dr. Atakan HATİPOĞLU

Yaşanan son olaylar, Türk toplumunun tarihsel ve sosyolojik birikiminin, Siyasal İslamcıların ona biçtiği elbiseye uymayacak kadar gelişkin olduğunu ortaya koydu. Vücudunuza çok dar gelen bir gömlek hareket ettiğinizde nasıl yırtılırsa, AKP’nin dinci-mezhepçi zihniyetinin Türk toplumuna giydirmeye kalktığı gömlek de öyle yırtılmıştır.

 

Korku İmparatorluğunun Sonu: İnsanlığın İlanı – Prof. Dr. Hüseyin ÖZEL

Taksim direnişinin aslında, piyasanın egemenliğinin hem ideolojik olarak hem de, özellikle bugünlerde kendini gösteren biçimiyle, yani devlet şiddeti ya da açık faşizm yoluyla sağlanmasına karşı bir direniş olduğunu söylemek olanaklı görünmektedir. Başka deyişle, direniş piyasaya karşı kendi insanlığımızın dile getirilmesi çabasından başka bir şey değildir.

 

Kamusallık Yeniden İnşa Edilirken – Doç. Dr. Çağatay KESKİNOK

Cumhuriyet’in bütün toplumsal değerleri yeniden ayağa kalkmaktadır. Bu süreç, kamusal alanın gelişeceği, halkın özgürleşeceği koşulları yaratacaktır. Eylemler, kamusal alanını yeniden inşa etmeye başlayan halkın gerçekliğidir; Vatan, Emek, Cumhuriyet ve Aydınlanma, kamusal ortak alanlar, doğal ve tarihi çevre, kent yaşamı için verilen mücadelelerin, hatta köylü mücadelelerinin aynı pota içinde kaynaşması sürecidir.

 

Türkiye’nin Geleceği: Diktatörlüğün Ruhsallığına Karşı Gezi Parkı Ruhsallığı – Dr. Cemal DİNDAR

Kitlenin ötekine yönelen nefretini bizzat Lider’in nefreti olarak okumak gereklidir. Kitle, Lider’in diliyle, onun arzusu doğrultusunda konuşmaktadır. Despotizmin doruğunda, bu güce eklemlenen her söz ve eylem, ister bir miting alanında “…ezelim” nidaları, ister ölçüsüz bir şekilde şiddet uygulayan polis gücü olsun, bizzat Lider’in söz ve eylemidir.

 

Gezi Parkı Üzerine Psiko-Sosyal Notlar: Ölüme Karşı Yaşam – Doç. Dr. Haldun SOYGÜR

Kendisinin malı gibi gördüğü insanları azmettiren ve kendisi gibi düşünmeyenleri kışkırtmaya çalışan bir iktidar neye hizmet etmektedir? Suçu açıkça ortada olanların cezalandırılmak bir yana neredeyse ödüllendirilmesi, mağdur konumundaki direnişçileri şiddet için kışkırtmak değil midir? Böyle bir tutum, sıradan bir polis memurunun kurbanı “insan gibi görmemesine” yol açmaz mı? Bu insanları, Madımak ateşinin karşısında, ağzından salyalar akarak “Cehennem ateşi işte bu” diyebilenlerin durumuna sürüklemez mi?

 

Yürüyerek Dik Durmanın, Durarak Yürümenin Yeni Formu: Çağdaş Sanat… – Ekrem KAHRAMAN

Daha direniş sırasında yaygın olarak özellikle müzik alanında ortaya çıkan marş, şarkı, dönüştürme vb. formlara sahip tepki yapıtlar ocaktan henüz inmiş ilk ateşin ısısını taşıyor olsalar da göreceksiniz önümüzdeki süreçte yepyeni sonuçlara yol açacaklar. Çünkü insani birey ve toplum olmanın beklenen ruhu, kalbi ve aklı uyandı. Uyanmakla da kalmadı hemen ayağa kalkıp kendini sokağın yaratıcı kucağına attı.

 

Direniş, Medya ve Sansür – Prof. Dr. Korkmaz ALEMDAR

Gezi Parkı haberlerine sansür uygulayan doğrudan başbakandır. Bu sansür her bir iletişim aracının doğrudan denetlenmesi ya da yayın yasağı konularak yapılan bir sansür değildir. Daha vahimi “aba altından sopa” gösterilerek yapılan sansürdür.

 

Komplo Teorisyenlerinin Amerikan Hayranlığı – Haluk HEPKON

Siyasi ufukları uluslararası güçlerin piyonu olmakla sınırlı AKP’li çevrelerin ortaya attığı komplo teorilerinin ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Halk hareketi er ya da geç hem onları hem de üretip yaydıkları saçma sapan senaryoları tarihin çöp sepetine atacaktır.

 

Tıp ve Sanat – Prof. Dr. Ali KUTSAL

Büyük bestecilerin biyografileri incelendiğinde Schubert, Chopin, Skrjabin gibi bestecilerin bir kısmının yaşamlarının hastalıkları nedeni ile sınırlı olduğunu bildikleri dönemlerde bile önemli besteler yaptıkları görülmektedir. Hatta bazıları ölmek üzere oldukları dönemlerde “hayatlarının eserleri” olarak nitelenebilecek besteler yapmışlardır. Rossini, Bizet, Smetana gibi besteciler ise kronik hastalıklarını yaratıcılıkları açısından itici güç olarak kullanmışlardır.

 

Marksist Yabancılaşma Teorisini Doğru Kavramak: Ütopik Sosyalizm mi? Bilimsel Sosyalizm mi? – Prof. YU Wujin

İki perspektif arasında temel bir farklılık vardır. Birincisinde yabancılaşma ahlaken aşağılanan negatif bir olgudur. İkinci aşamada ise yabancılaşma tarihsel nesnelliği olan kaçınılmaz bir olgudur ve olumlu karakteri tarihsel bakımdan tümüyle olumlanmalıdır. Genel düşünce akışının terimleriyle ifade edersek, birinci aşama, soyut insan tabiatı üzerine oturan, ahlaki yaklaşım içeren komünizm veya hümanizmin alanına girer. İkinci aşama ise tarihsel evrimin nesnel kaçınılmazlığı üzerinde yükselen tarihsel materyalizme bağlanır.

 

Yüksek Öğretmen Okulları Gerçeği – Prof. Dr. Ali Nihat BOZCUK

Temmuz ve Ağustos aylarının sıcağında her gün verilen 7 saatlik derslerde ve sonrasında gösterdikleri özverili çabalar, o dönemde eğitim ordusunun engin bir görev aşkı ile çalıştığını gören bizlere örnek oluyordu. Akşam etüt saatlerinde bizi ziyarete geliyor ve hepimize moral veriyorlardı. Çünkü bir hedefe kilitlendikleri için bu gayreti gösterecekler ve bizleri lise mezunu ederek bununla gurur duyacaklardı.

 

Bilim, Eğitim ve Siyaset: İnsan Doğası Üzerine Bir Deneme… – Çağrı Mert BAKIRCI

Bilimsel, tarafsız, gerçeklere dayalı ve kişisel beceri ve yetenekleri teşvik edebilecek bir eğitim sistemi, insanlığın ilerlemesi için garantiye alınması gereken en önemli haklardan biridir. Çünkü toplumların ne olacağı hususunda, bireylerinin eğitimi, dolayısıyla algıları, bilgileri, kültürleri ve eğitimle kazanılabilecek daha nice beceri ve yetenekleri yol gösterici olacaktır. ‹şte bu eğitimin art niyet taşımaması ve tarafsız, özgür, ilerici ve aydın olabilmesi için bilimin siyasetle temas ettiği en temel nokta da budur.

 

Bilimler – Prof. Dr. Remzi DEMİR

Öyle anlaşılmaktadır ki “bilim eleştirileri”nin ardında yatan en önemli etmenlerden birisi de, bilim ve teknolojinin binlerce yıllık yaşam biçimlerini ve anlayışlarını, nispeten çok kısa bir sürede yerle-bir etmeleridir. Ancak, geriye dönüş yoktur! Hakikî Dünya’nın sorunlarıyla olduğu kadar Teknolojik Dünya’nın sorunlarıyla da baş etmeyi öğrenmemiz gerekecektir ve bu yoldaki en güvenilir rehberimiz yine bilim olacaktır.

 

YAŞAM AĞACI’nde Bu Ay: Polis Şiddetinin Araçları ve Sonuçları

Bu gazların ve kimyasalların birçoğundan kurtulmanın etkili bir yöntemi bulunmasa da, en isabetli olanı bu gazların kullanımının yasaklanması veya sınırlandırılması olacaktır. Çünkü bu kimyasallar, ölümcül etkilere neden olabilmektedir; hele ki belirli dozlar aşılacak olursa… Bu kimyasallarla karşı tepkimeye girebilecek bazı kimyasallar kullanılarak etkileri kısmen azaltılabilecek olsa da, biyolojik olarak bireyler bundan mutlaka kısa ve uzun vadede etkilenecektirler.

 

Anlatı Ustası Devrimci Bir Yazar: Oktay Akbal – Feyziye ÖZBERK

Kendine özgü, yumuşak, sıcak ama vurucu bir anlatımı var Akbal’ın. Türkçeyi çok güzel kullanıyor. Kısa, yalın, canlı cümlelerle; kendiyle ya da bir okuruyla dertleşir gibi yazıyor. Bazen tek bir sözcükle meramını anlatmayı başarıyor. Yani az sözle çok şey söylüyor. İçtenlikli bir anlatımı var.

 

İslâm Astronomisi – Prof. Dr. Melek DOSAY GÖKDOĞAN

Ortaçağ İslâm Uygarlığı’nda astronomi bilimine, her şeyden önce dinî gereksinimlerle ihtiyaç duyulmuştu. Bunların başında da Yaradan’ın eseri olarak evrenin sistemini anlama ihtiyacı ve daha sonra da pratik dinsel ihtiyaçlar geliyordu. Ayrıca, her ne kadar İslâm dinine aykırı olsa da astroloji dolayısıyla da astronomi ilgi çekiyordu.

 

Devletler Kuran Eklembacaklılar ve Etçil Bitkiler – Prof. Dr. Nurdan İNAN

Bilinçli zihinsel deneyimler konusunda birbirine karşıt iki görüş mevcut. Bunlardan biri bilincin doğal seçilimle ortaya çıkmış olduğu, diğeri doğal seçilimle evrilmediği yönünde. Her iki durumda da asıl konu bilincin hangi hayvan bedenlerinde aranması gerektiği ve bulunduğunda nasıl tanımlanacağı oluyor. Karmaşık davranışlar ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihni işaret etse de, her karmaşık davranış bilincin varlığını göstermiyor.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Millî Gururu Çiğnetmeyen Komünist: NÂZIM HİKMET

 

Bilim ve Ütopya’nın yeni sayısı, 1 Haziran'dan itibaren bayi ve kitabevlerinde! Derginin kapak sloganı ise, “Nâzım Hikmet”…

 

Bilim ve Ütopya, Haziran sayısında kapak dosyası olarak ölümünün 50. yılında yurtsever ve komünist şair Nâzım Hikmet işleniyor. Dergide yer alan yazılar şöyle:

Bir mihenk taşı olarak Nâzım Hikmet - Özdemir İNCE

Bir komünistti, bir enternasyonalist idi ama bir Türk olarak komünist ve enternasyonalist idi. Bir komünist ve enternasyonalist idi ama aynı zamanda bir Kemalist ve ulusalcı devrimciydi. Tek parti döneminde düzmece nedenlerce hapse atıldı ama asla bir “müflis” olmadı. Sovyetler Birliği’ne iltica ettikten sonra, dönemin Demokrat Parti iktidarını ve Adnan Menderes’i kıyasıya eleştirdi. Türk halkını (yani Türkiye’de yaşayan bütün etnisitelerin oluşturduğu halkı) her şeyin üzerinde tuttu.

Nâzım Hikmet şiirinde ideoloji ve dil sarmalı - Seyyit NEZİR

İdeolojiyi yaşamın kıyılarında dolaşarak doğrulamaktan çok, yaşamla doldurma, zenginleştirme, dahası yaşamla aşma girişimi ancak onun göze alabileceği büyük çabalar ve deneyimler istiyordu. O; hem ulusal hem evrensel zeminde İstiklâl Savaşımızın yaşam ürünlerini ve Ekim Devrimi’nin evrensel deneyimlerini yaşayıp edinmekle kalmadı. Mapusane yaşamında yıllar boyu gün yirmi dört saat birlikte olduğu insanların davranışlarına ve sözcüklerine yüzyıllar içinden süzülüp gelerek sinmiş olan nice ayrıntıyı tekrar tekrar kendi eleğinden geçirerek onları oluşturan bütünlüğün sırrına erdi.

“Cephenin ön saflarına…” - Ahmet SAY

“Sen…” dedi (ve susmak yerine yutkundu), “sen, cephenin ön saflarına gitmelisin!” Anlamamış gibi bakıyordum yüzüne. Daha doğrusu, açıklama bekliyordum. “Senin mücadele yerin yurdundur! Görmüyor musun yurdun halini? Emperyalizmi kapıdan kovduk, herifler bacadan girdi… Senin yerin orası! Gitmelisin! Cephenin ön safların gitmelisin!”

“Yirminci Asır Hindistan Tarihi”: Nâzım Hikmet’in sömürgeciliğe bakışı - Öykü (TERZİOĞLU) ÖZER

Benerci Kendini Niçin Öldürdü?’de bulunan “Yirminci Asır Hindistan Tarihi” başlıklı bölüm aslında “Britanya bankalarının localarında oturan filozofların” öncüsü olduğu sömürgeci tarih anlayışına iki açıdan cevap ve alternatif teşkil eder. “Irk”lar arası değişmez bir hiyerarşiye dayanan bu hiyerarşi içerisinde beyaz adamın sorgulanmaz üstünlüğünü temel alan sömürgeci tarih anlayışından farklı olarak Nâzım Hikmet’in benimsediği maddeci tarih anlayışı özcü değil değişime dayalı bir anlayıştır.

“Ressam Yunus Emre”nin Nâzım’la yedi yılı - İbrahim BALABAN

İbrahim Balaban’la Nâzım Hikmet’in aralarındaki iletişim yolu en başta dil değil, yağlı boyalar, portrelerdir. Önce Nâzım, Balaban’ın tablosunu yapar, sonra Balaban Nâzım’ın… Nâzım, demir parmaklıklar ardında, akademi bitirmemiş, üniversiteye gitmemiş genç yetenekten çok etkilenir. Balaban’a tüm boyalarını verir. O yıllarda 18-19 yaşlarında olan Balaban ile Nâzım Hikmet arasında baba oğulun çatışmaları da bağlılığı da tecrübe edilir.

Nâzım Hikmet’in bas-bariton şiiri - Mecit ÜNAL

Yaşadığı çağda ses kayıt cihazları bulunmadığı için sesini bilemesek de hem Namık Kemal için, hem de taş plaklara okuduğu şiirlerinden sesini bildiğimiz Nâzım Hikmet için şiirlerini kendi seslerine göre yazdıklarını ileri sürebilirim. İki şairin de yaşadıkları ve şiirlerini yazdıkları çağlar devrim çağlarıdır. Namık Kemal’in şiiri “1. Meşrutiyet Devrimi” çağının şiiridir. Nâzım Hikmet ise üç devrim ile iki dünya savaşı çağında ve soğuk savaş çağında yaşamıştır.

Matematiği nasıl öğretiyoruz? - Prof. Dr. Timur KARAÇAY

Matematik öğretiminin nasıl olması gerektiği konusundaki tartışmaların Plato Akademisine kadar; yani 2500 yıl geriye giden bir geçmişi vardır. Örgün eğitimin bütün dünyada yaygınlık kazandığı 20.yüzyıl başlangıcından sonra, başka alanlarda olduğu gibi matematik öğretimi, hem içerik hem öğretim yöntemleri açısından sık sık tartışma ve inceleme konusu olagelmiştir.

Türler, tanımları ve ırklar – Çağrı Mert BAKIRCI

İnsanların hepsi tek bir türe (Homo sapiens) aittir ve bu tür altında tek bir alt tür (ya da ırk) dahi bulunmaz! Çünkü izole yaşayan insan popülasyonları bile onları ayrı bir ırk sayabileceğimiz kadar bağımsız bir evrimsel değişim geçirmemişlerdir ve geçirmemektedirler. Ancak uzun vadede bu izolasyonun sonuçları neler olabilir, bunu zaman gösterecek.

Bilim kültürü- Prof. Dr. Remzi DEMİR

Kaynaklar az, buna mukabil bunlardan yararlanmak isteyenler çok olduğu için toplumlar, mümkün olan en iyi seçimi yapmak ve kendilerini, diğer toplumlardan avantajlı kılacak bir kültüre üstünlük tanımak mecburiyetindedir ve bu kültür, hiç şüphe yoktur ki “Bilim Kültürü”dür; çünkü Bilim Kültürü’nün biçimlendirdiği Zihnî Dünyalar, bireyleri ve toplumları, Duyumsal Âlem’in mevcudât ve hâdisâtından koparmaz; bilakis, bunları anlamaya ve değiştirmeye icbar eder.

YAŞAM AĞACI


Ortaçağ - Prof. Dr. Melek DOSAY GÖKDOĞAN
Ortaçağ gibi uzun bir zaman dilimini temsil eden ve Antik uygarlığın eserlerini muhafaza ederek ve onları zenginleştirerek tekrar Batı Dünyasına aktaran İslâm Uygarlığının bilim kahramanlarını ve eserlerini tanıyarak değerlendirmek, günümüz uygarlık dünyasının kökenlerinden birisini tanımak ve anlamak olması bakımından dikkate değer.

Tıp kurumu sağlık için tehlikeli mi? (2) – Prof. Dr. Tamer AKÇA

Bu bölümü ve kitabın tamamını değerlendirirken gözden kaçırılmaması gereken ilk konu, kitabın ilk basım yılının 1975 olmasıdır. Bu dönem modern tıbbın kendisini yeni yeni bulduğu bir dönem olup, literatür bilgisi oldukça kısıtlıdır. Bu anlamda Illich de (biraz da bilinçli bir tercihle) tek taraflı ve bugünkü bilgiyle karşılaştırıldığında ciddiye almanın mümkün olmadığı literatür verilerine dayanmaktadır.

Ayrıca Doğa Tarihinden Notlar, Arkeo/İzlem, Kitap Kurdu, Çetin Ceviz Problemleri ve Ödüllü sözcük Bulmacası…

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.