Jump to content
Sign in to follow this  
evrensel-insan

Laik-Sekuler Farki Uzerine

Recommended Posts

Kavram kargasasinin hakim surdugu, dunyada ve Turkiye' de; laik-sekuler ikiliside nasibini almaktadir.

 

Bilindigi, gibu; bu iki kavramda, Fransa Ihtilali'nden sonra yayilmis ve toplumlarca, benimsenmis ve kullanilmistir. Iki terimin, kavram icerikli anlamlari farklidir.

 

Laiklik, genelde; din islerinin ve konularinin, devlet isleri ile karistirilmamasini, yani; devletin bir dini gorusu olmamasini ifade eden bir kavramdir. Laik, bir duzeni savunan kisi; pekala, dini inanci olan bir kisi olabilir. Dini inanc ve ibadet ve dini yasam ve iliski acisindan, laiklik, kisiye hic bir kisitlama getirmez.

 

Sekuler ise, tamamen dini temele yonelik bir kavram olup; dunyevi anlamini ifade etmektedir. Genelde, dini mentalitenin kokeni, yasam yerine; olume ve olum (olmek) sonrasina-ruh, cennet, cehennem, azrail, dirilis v.s.-dayandigindan; sekuler tamamen dini distalayan ve dini olmayan ve dini icermeyen bir yasam ifadesi, icerigi tasir. Hatta, gunumuzde, din disilik, dini icermeme, dini olmayan v.s. temelli ifadeleri de, en iyi ifade eden kavram sekulerdir. Ateistler, ancak sekuler olurlarsa ateist olurlar.

 

Turkiye' deki 1923 kurulusunu ve Ataturk'un getirdigi yenilikleri ve devrimleri hatirlarsak; burada; vurgulanan kavram laiklik, yani devlet yapisinin, dini bir taraf veya gorusu olamayacagi, ve dini kurumlarin, devletten ayri yapilanacagi vurgulanmaktadir. Iste "TC, laik bir devlettir" in ifadesi budur.

 

Bu temelde, ordu; laik olabilir, yani; dusunce ve davranis olarak; devletin, dini kuruluslarindan ayri yapilanmasi gerektigini savunabilir. Fakat, bu dusunce ve davranis; orduyu kurum olarak sekuler yapmaz.

 

Bugun, diyanet islerinin oldugu, istiklal marsinda, dini icerikli misralari bulunan ve genelde, %99' u musluman-ki tartisilir-oldugu soylenen toplumun; ve dogustan itibaren, sorulmadan TC vatandasliginin yanina, ve dini hanesi bulunan yerine; islam yazilan bir nufus kagidina sahip olan bir toplumun ve onun her turlu kurum ve kuruluslarinin; tum devlet ve egitim, saglik ve bilimum siyasal ve sosyal yapinin; ve osmanli gibi muslumanligi, her zaman one cikarmis bir imparatorlugunun varisi TC'nin; vatandaslarinin sekuler oldugunu kim soyleyebilir?

 

Sekuler olmak, bir bilinc ve kendi degerlerini sorgulama-nedenleme gerektiren bir icerige sahiptir. Ustelik, sekulerlik; dini icermeyen, din disi ve dini olmayan bir kavram olarak; kisiseldir. Her turlu kurum ve kurulusun icinde, sekuler dunya gorusune sahip, kisiler olabilir. Bu kisiler, ordu yapisinda da bulunabilir. Ama bu orduyu ve ya herhangibir kurum ve kurulusu sekuler yapmaz. Ustelik ordu laikte olamaz. Ancak, ordunun ilkesi olarak laik bir duzenden yana taraf olabilir.

 

Dolayisiyle, bilhassa Turkiye'de bu iki kavram karismaktadir.

 

Kisi ve herhangibir kurum kurulus laik olamaz, ancak dunya gorusu olarak laik bir duzeni/sistemi savunabilir.

 

Sekuler dunya gorusu ise, tamamen kisiseldir ve kisinin her turlu dusunce ve davranis ve de yasam ve iliski olarak dunyevi oldugunu ve dunya otesi, yasam sonrasi v.s. hic bir degeri deger olarak uygulamadigini gosterir. Genelde hemen hemen her din felsefesinde bir dunyevi disiligi oldugundan, sekulerlik genelde dini uygulamalara ve inanca ters duser. Buna muslumanliktaki imanin sartlari da dahildir.

 

Farklari maddeler halinde ortaya koyabiliriz.

 

Laiklik, dinin devlet islerinden farklilasmis bir sistem/duzen seklidir.

Sekulerlik ise; kisinin dunyeviligidir.

Bir musluman, seriat duzenini arzu etmedigi surece, laik bir duzende yasayabilir ve hak ve ozgurlugunu koruyabilir. TC'nin 87 yillik tarihi bunun kanitidir.

 

Bir kisi hem sekuler, hem musluman olamaz.

 

Bir sistem hem laik hem seriatci olamaz.

 

Sekuler anlayis, tanrisal yanasim ile direk baglantili degildir. Cunku sekulerlik dunyevilik demektir. Yani bir yerde dini olarak getirilen, dunya otesi degerlere inanmayistir. Mesela, cennet/cehenneme, olum sonrasi yasama, oteki dunyaya v.s.

 

Oyuzden pekala, bir deist panteist, panenteist, ateist, anti ve nonteist ve bilimum tanrisal bakis acilarindaki dinsel teizm disi her ideolojik inancsal, sekuler olabilir. Cunku konu, dunyeviliktir ve beseriliktir.

 

Oyuzden sekulerlik, bir yerde, dini olmayan (non religious), bireysel yasam ve iliski seklidir.

 

Yani sekulerlik, dinilik ile mukayeselidir, tanrisal yanasim ile degil.

 

laicism: control of political and social institutions by secular elements-

 

Goruldugu gibi, laiklik; politik ve sosyal yapilanmalarin sekuler, elemanlar, temel ilkeler/esaslar eliyle/yoluyla kontrolu demektir.

 

Bunun aciklanmasindaki neden, bir sistem ve duzenin laik olabilmesi icin devlet ve hukumetin bireylerinin sekuler zihniyete sahip olmalari gerekmektedir.

 

TC tarihine bakildiginda bunun boyle olmadigi acik gorulur. Cunku TC tarihinde hic bir zaman sekuler bir zihniyet ne iktidar ne de muhalefet olabilmis, ne de devlet ne de gelen iktidarlar sekuler zihniyet temelindeki bir laikligi uygulayabilmislerdir.

 

Dolayisiyle sekuler zihniyet temeline oturmayan bir laiukligin ne kadar laik olup olmadigi da tartisma konusudur.

Share this post


Link to post
Share on other sites

'' Diyanet olduğu için Türkiye tam laik bir ülke değildir ''

Aslında, diyanetin olması, tam da laik bir ülkede olması gereken bir uygulama olmasına rağmen, insanımız laikliği ABD'den öğrendiği için, maalesef bu anlayış yerleşti.

Din ve devletin tamamen ayrı tutulduğu Seküler devletlerle, dinin devlet üzerinde denetiminin olduğu Laik ülkeler arasındaki dine toplumsal bakışın temel farklılıklarının bilinmemesinden kaynaklanan, Protestan insanların çoğunluğunu oluşturduğu bir ülke olan ABD'nin Laik değil '' Seküler '' bir devlet olduğunu bilmemekten ve Katolik insanların çoğunluğunu oluşturduğu Laik bir ülke olan Fransa'da, yakın zamana kadar, devletin kiliseyi kontrol altına aldığının bilinmemesinden kaynaklı bir yanlış anlayış.

Çünkü, Protestanlık'ta, devlet için din hakimiyetini zorunlu gören bir toplumsal bakış yoktur. Oysa, Katoliklik'te devlet için din hakimiyetini zorunlu gören bir toplumsal bakış vardır.

Sünni İslam anlayışına bağlı insanların çoğunluğunu oluşturduğu Türkiye gibi bir ülkede de, Diyanet benzeri kurumların olmasının Laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nde zorunlu olmasının da, Seküler Devlet ile Laik Devlet arasındaki temel ayrımın da kaynağı budur.

Bu nedenle, Laikliğin tamı, yarımı, ılımlısı, serti, ortaya karışığı, pilav üstü azı falan olmaz. Laiklik ya vardır, ya da yoktur.


Batı'da, Laiklik fikrinin kaynağı olan, aklı ön plana alan, rasyonalist ve amprist düşüncenin geliştiği Aydınlanma Çağı' nın genel anlayışı Kant gibi filozoflar, aydınlar tarafından geliştirilmiş, Laiklik düşüncesi, Fransızlar gibi Katolik toplumlarda burjuvazinin gelişmesine engel olan Ortaçağ' ın Skolastik anlayışından sıyrılmak için hem devlet için hem de birey için bir çözüm önermişti.

Oysa, yine Batı'da, Sekülerlik fikrinin kaynağı, Laikliğin tam tersi olarak, çıkış noktası Katoliklik'te reform arayışları ile, Papa'lık kurumuna, Kiliseye isyan olan, Luther gibi din adamları tarafından geliştirilmiş Sekülerlik düşüncesi, Aydınlanma Çağı' ndan önceki dönemde Kutsal Roma İmparatorluğuna bağlı Alman Prenslerin seçimiyle belirginleşen, Almanlar gibi mezhep ayrılıkları ile ayrışan Protestan toplumlarda önce birey için, daha sonra genişletilerek devlet için önerilen bir çözüm olmuştu.

------

O nedenle, bir kişinin Laik olması için, Emre Kongar'ın dediği gibi, devlet için geliştirilen Laiklik ilkesini kabul etmesi gerek ve yeter şarttır.

Yani; bir kişinin Laik olması için, devlet için geliştirilen Laiklik ilkesinin birey için felsefi yorumunu veya Seküler olmayı illaki kabul etmesi gerekli olmadığı gibi,

Laik bir devletin varlığı için de Laiklik ilkesinin felsefi yorumunu veya Seküler olmayı kabul eden insanların çoğunlukta olması da illa ki gerekli değildir.


Çünkü, Laik bir devletin varlığı, Ulus bilincinin çoğunluk tarafından benimsenmesi ile mümkündür. Kişinin devlet için geliştirilen Laiklik ilkesini kabul etmesi için gerek ve yeter şart da budur.

Zira, Laiklik, yine aynı Aydınlanma Çağı aydın ve filozoflarının paralel olarak geliştirdiği Milliyetçilik ( Ulusçuluk ) ideolojisinin toplumları soktuğu Uluslaşma süreci içerisinde anlam kazanmıştır.

Çünkü; farklı Hristiyan mezheplerinden olanlar 30 yıl boyunca kıran kırana savaşmıştır Avrupa'da( bkz. 30 yıl savaşları ).

Katolik Fransa'nın, İtalya ve İspanya'nın başını çektiği Katolik cenaha destek vermeyip, Protestan cenahta savaşa dahil olmasıyla anlaşılmıştır ki, '' artık savaşlar dini sebeplerle değil, devletlerin çıkarları gözetilerek yapılmakta ''. Ve işte bu gerçeğin görülmesi, ülke içinde laikliğin gerekliliğinin ve dış politikada ise modern uluslararası ilişkiler mantığının geliştirilmesinin sebebi olmuştur.

------

Bu bağlamda, kişinin, devlet için dini hükümlerin geçerli olması gerektiği dogması da dahil, dogmalardan sıyrılması şart değildir. Hatta Ümmet fikrinin kendisinin de bir dogma olmasına rağmen, yeter ki o kişide Ulus Bilinci gelişmiş olsun ve Din ortaklığına bağlı olan Ümmet birliği yerine Ulus yani Millet birliğini kabul etsin ve doğal olarak devlet için geliştirilen Laiklik ilkesini de kabul etsin, o kişi laiktir ki, öyle ya da böyle Laik insanlar belli bir kritik değerin üstünde oldukça Laik devlet hep var olacaktır.

Ve tüm bu anlattıklarımdan dolayı, yaygın bilinenin tam tersine, Atatürk'ün Diyanet gibi özerk olan bir kurumu kurması da, Laiklik'e aykırı olmadığı gibi, kuruluş döneminde Diyanet bünyesinde, Osmanlı dönemindeki hakim anlayış olarak dogmayı öne alan itikadi Eşarilik yaklaşımı yerine, aklı öne alan Maturidilik yaklaşımının getirilmesi ve bu şekilde Kuran'ın çağdaş yorumlarının yapılabilmesine zemin oluşturulması, Seküler düşüncenin geliştirilmesi yönünden, en az çağdaş eğitim kurumları ile rasyonalist düşüncenin öğretilmesi, benimsetilmesi kadar devrimci bir adımdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Burada onemli olan diyanetin varligi degil; devletin bir kurumu olmasi ustelik mezhepsel bir ustunluk ve hakimiyet olarak kurulmus olmasi.

 

Liklikte devlet ile dini inanc farkliligi vardir. Cunku devletin dini olamaz. Devlet ulke ve toplum bunyesindekitum farkli inanislari ve hatta inancsizligi korur ve gozetir.

 

Ustelik diyanet dinin degil; sadece bir sunni alginin diyanetidir. Bu da demokratik olmadigi gibi, diger dini inanislar adina hak ve ozgurluk ihlalidir.

 

TC tarihinde sekuler dusunce hic bir zaman ne iktidar da ne de muhalefette yer almamistir. Cun ku sekulerlik dunyeviliktir ve dini inanisa hak ve ozgurluk tanidigi kadar inancsiza da bu hakki tanimak durumundadir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı' nın, bugün getirildiği yapıya bakarak çıkarımlarda bulunmak yanlıştır.  

 

Diyanet siyasetten bağımsız özerk bir kurum olarak kurulmuştur.

 

Anayasa 136. maddesi; "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir."

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı' nın, bugün getirildiği yapıya bakarak çıkarımlarda bulunmak yanlıştır.  

 

Diyanet siyasetten bağımsız özerk bir kurum olarak kurulmuştur.

 

Anayasa 136. maddesi; "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir."

Konu siyaset degildir.

 

Birincisi devletten bagimsiz degil, ustelik devletin kurumu olarak kurulmustur.

 

Ikincisi Anadolunun her turlu dini ve mezhepsel mozayiginde sadece sunnileri temsil etmekte hem ayrimcilik yapmaktadir, hem de sunniligi diger mezhep ya da dinlere ustun ve hakim kilmistir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bilakis, konu siyasettir. Bu sizin ifadeniz :

 

 

Bu da en basta politikanin oyuncagi kullanim araci olmayan bir birey devleti yapi ve isleyisini gerektirir. Yani tum toplumu her turlu farkli halklari ile birlikte kucaklayacak, hic bir farki digerlerine ustun kilmayacak ve yok saymayacak ve de ustelik politik ollarak bu hak ve ozgurlukleri politikanin oy somurusu olarak kullanmasina izin vermeyen bir devlet.

 

Kurumsallaşmış tek mezhebi laik devlete tehlike oluşturmayacak biçimde ıslah ve kontrol altına almak demek,  ayrımcılık ve üstün kılmak değildir.

 

Daha önce dediğim gibi bugün geldiğimiz noktadan geçmişe bakıp, diyanetin bugün almış olduğu yapıyı ve uygulamaları referans alıp kuruluş aşamasını etüd etmeden, bilgi sahibi olmadan kestirmeden değerlendirme yapmak yanlıştır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bilakis, konu siyasettir. Bu sizin ifadeniz :

 

 

 

 

Kurumsallaşmış tek mezhebi laik devlete tehlike oluşturmayacak biçimde ıslah ve kontrol altına almak demek,  ayrımcılık ve üstün kılmak değildir.

 

Daha önce dediğim gibi bugün geldiğimiz noktadan geçmişe bakıp, diyanetin bugün almış olduğu yapıyı ve uygulamaları referans alıp kuruluş aşamasını etüd etmeden, bilgi sahibi olmadan kestirmeden değerlendirme yapmak yanlıştır.

Orada ben siyasi devletin ne olduguneu ve bahsettigim devletin de siyasi olmadigini soyledim. Buradaki ayrimcilik, kontrol altina yani gale alinmayan sunnilik ve 1980 oncesi turk milliligi disinda kalan etnik kokenler ve mezhepler, diger dinler ve de dinsizlerdir. 

 

Devlet ne turk olabilir, ne de sadece baska bir etnik koken, ne sunni olabilir, ne de baska bir mezhep din ya da dinsiz yanlisi. Devlet toplumun bunyesindeki tum farklari hic bir farki one cikarmadan ya da yok saymadan kucaklayan ve ustelik bunu politikasinin bir cikar araci olarak kullanmak isteyeni de onlemektir. Ayrica her turlu sivil kurum ve kuruluslari ile har turlu farkin hak ve ozgurlugunu korumak kollamak ve birini digerine ezdirmemektir.

 

Zaten degerlendirme yapilan hatanin degerlendirmesidir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu dediklerinizin sağlıklı uygulanabilmesi için alt yapı gerekir. Malümunuz üst yapıyı alt yapı belirler.

 

İşte Diyanet bu alt yapıyı hazırlamak için oluşturulmuş, devrimin getirdiği bir kurumdur. Devrimin tamamlanmadığını, sekteye uğradığını, karşı yöne çevrildiğini, kuruluştan sonrasındaki yozlaşmaları bir an için unutarak dediklerimi objektif olarak düşünürseniz kuruluş gerekçesini anlayabilirsiniz. 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu dediklerinizin sağlıklı uygulanabilmesi için alt yapı gerekir. Malümunuz üst yapıyı alt yapı belirler.

 

İşte Diyanet bu alt yapıyı hazırlamak için oluşturulmuş, devrimin getirdiği bir kurumdur. Devrimin tamamlanmadığını, sekteye uğradığını, karşı yöne çevrildiğini, kuruluştan sonrasındaki yozlaşmaları bir an için unutarak dediklerimi objektif olarak düşünürseniz kuruluş gerekçesini anlayabilirsiniz. 

Diyanet bu alt yapiyi olusturamaz cunku diyanet taraflidir. Kusura bakmayin ben tarihi sadece degerlendirmiyorum, cagdasliga gore sorunlarini ortaya koyuyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bugünün çağdaş değerleri ile geçmiş olaylar değerlendirilemez. Olaylar bulundukları çağın çağdaşlık seviyesinegöre, çağdaşı örnekler baz alınarak değerlendirilir.

 

Bir devrimin bütüncül değerlendirmesini yapmak, devrimin mantığını anlayabilmek ve buradan hareketle öngörülen nihai hedefin çağdaşı olan örneklerle mukayesesini yapabilmek ile mümkündür.

 

Bunu yapamazsanız, bir bakarsınız düz mantıkla Lenin de kapitalist olur, Birleşik Krallık da Meşruti monarşi olur vs.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bugünün çağdaş değerleri ile geçmiş olaylar değerlendirilemez. Olaylar bulundukları çağın çağdaşlık seviyesinegöre, çağdaşı örnekler baz alınarak değerlendirilir.

 

Bir devrimin bütüncül değerlendirmesini yapmak, devrimin mantığını anlayabilmek ve buradan hareketle öngörülen nihai hedefin çağdaşı olan örneklerle mukayesesini yapabilmek ile mümkündür.

 

Bunu yapamazsanız, bir bakarsınız düz mantıkla Lenin de kapitalist olur, Birleşik Krallık da Meşruti monarşi olur vs.

Benim degerlendirmem o gun degil, bugunun cagdas olmamasi uzerinedir. Sonucta evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler her cagda kendi cagdasligina bilimsel ve bilisselligine gore bir yerdedir.

 

Burada tarihte olani algilayabilmek, olanin olma temellerini algilayabilmekten gecer. Yalniz insanlik adina yukaridaki ...e gore aynidir.

 

Bir seyi bir sey yapmak degildir, amac; amac olani degerlendirmektir, ...e gore de bellidir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Oyuzden pekala, bir deist panteist, panenteist, ateist, anti ve nonteist ve bilimum tanrisal bakis acilarindaki dinsel teizm disi her ideolojik inancsal, sekuler olabilir. Cunku konu, dunyeviliktir ve beseriliktir.

Yeni farkettim gerçekdışı bilgiyi:

 

Şu halde, protestanlık da " deist panteist, panenteist, ateist, anti ve nonteist ve bilimum tanrisal bakis acilarindaki dinsel teizm disi her ideolojik inanc "tan biri oluyor. turned.gif 

 

 

" Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya verin "

 

Markos İncili

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yeni farkettim gerçekdışı bilgiyi:

 

Şu halde, protestanlık da " deist panteist, panenteist, ateist, anti ve nonteist ve bilimum tanrisal bakis acilarindaki dinsel teizm disi her ideolojik inanc "tan biri oluyor. turned.gif 

 

 

" Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya verin "

 

Markos İncili

Maalesef olmuyor. Cunku protestanlikta bir teizmdir ve dunyevi olmayan degerler icerir. Basta devil, angel, ****, heaven v.s.

 

Sekuler demek; sadece dunyevi degerlere inanmak demektir. Tanri inanci ise teolojik bir durustur ve her sekuler inanca sahipolan teizm disi bir durus sergileyebilir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anlıyorum efendim, siz Seküler Devleti destekleyenler anlamında değil, yaşamında seküler birey / dünyevi birey olmak anlamında kullanmışsınız.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anlıyorum efendim, siz Seküler Devleti destekleyenler anlamında değil, yaşamında seküler birey / dünyevi birey olmak anlamında kullanmışsınız.

Evet, yalniz sadece o degil. Bu bireylerin devleti ve hukumeti de yonetmesi yonlendirmesi anlaminmda.

 

Iste T.C. Devleti tarihinde hic bir iktidarin ele gecirdigi devlet ve hukumeti kendi politikasi disinda sekuler bir zihniyet ve bilinc ile yonettigi gorulmemistir.

 

Cunku turkiye'de birey yetistirilmez, egitilmez, O yuzden de birey bilinci ve sosyal bilinc yesermemistir.

 

sekuler olmayan, carpik Laik duzeni savunanlar da sekuler bilincte degildir.  Buna Ataturk'te dahil.

 

Bak cumle burda;

 

laicism: control of political and social institutions by secular elements-

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

laiklik; politik ve sosyal yapilanmalarin sekuler, elemanlar, temel ilkeler/esaslar eliyle/yoluyla kontrolu demektir.

 

Bunun aciklanmasindaki neden, bir sistem ve duzenin laik olabilmesi icin devlet ve hukumetin bireylerinin sekuler zihniyete sahip olmalari gerekmektedir.

Böyle bir gereklilik yoktur. Yeter ki din ile bağlantısı olan kişi / dindar birey, devlet için geçerli laiklik ilkesini benimsemiş olsun. Tek gerek ve yeter koşul budur.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Böyle bir gereklilik yoktur. Yeter ki din ile bağlantısı olan kişi / dindar birey, devlet için geçerli laiklik ilkesini benimsemiş olsun. Tek gerek ve yeter koşul budur.

Cumleyi yukarida verdim.

 

laicism: control of political and social institutions by secular elements-

 

Senin dedigin laik muslumanlik ya da gelismis ulkelerde yasayan muslumanlardir.

 

Cunku bu muslumanlar dini inancta birakirlar,  duzene sisteme politikaya ideolojiye v.s. tasimazlar.

 

Tadirlarsa zaten ya seriat isterler, ya da teokratik otokratik bir duzen/sistem.

 

Iste diktatorun "hem laik hem musluman olunmaz, ya musluman olacaksin, ya laik" soyleminden ne demek istedigi bugun artik gun yuzune cikmistir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Evet, yalniz sadece o degil. Bu bireylerin devleti ve hukumeti de yonetmesi yonlendirmesi anlaminmda.

 

Iste T.C. Devleti tarihinde hic bir iktidarin ele gecirdigi devlet ve hukumeti kendi politikasi disinda sekuler bir zihniyet ve bilinc ile yonettigi gorulmemistir.

 

Cunku turkiye'de birey yetistirilmez, egitilmez, O yuzden de birey bilinci ve sosyal bilinc yesermemistir.

 

sekuler olmayan, carpik Laik duzeni savunanlar da sekuler bilincte degildir.  Buna Ataturk'te dahil.

 

Bak cumle burda;

 

laicism: control of political and social institutions by secular elements-

Efendim, devrim sürecini dışta tutmak gerekir. Çünkü, adı üstünde Devrim süreci.

 

Onun dışında birey bilinci ve sosyal bilinci gelişen bireyin aynı zamanda seküler bilinçte olması bir gereklilik midir ?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Cumleyi yukarida verdim.

 

laicism: control of political and social institutions by secular elements-

 

Senin dedigin laik muslumanlik ya da gelismis ulkelerde yasayan muslumanlardir.

 

Cunku bu muslumanlar dini inancta birakirlar,  duzene sisteme politikaya ideolojiye v.s. tasimazlar.

 

Tadirlarsa zaten ya seriat isterler, ya da teokratik otokratik bir duzen/sistem.

 

Iste diktatorun "hem laik hem musluman olunmaz, ya musluman olacaksin, ya laik" soyleminden ne demek istedigi bugun artik gun yuzune cikmistir.

Evet, benim dediğim o.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Efendim, devrim sürecini dışta tutmak gerekir. Çünkü, adı üstünde Devrim süreci.

 

Onun dışında birey bilinci ve sosyal bilinci gelişen bireyin aynı zamanda seküler bilinçte olması bir gereklilik midir ?

Hayir boyle bir gereklilik yoktur. Yalniz sekuler bilince ulasabilmek, once birey ve sosyal bilinc gerektirir. Her birey ve sosyal bilincli kisi sekuler bilincli oldugu anlamina gelez.

 

Cunku sekuler bilinc ozeldir. Bireyin kendisini sorgulamasi temelindedir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Atatürk diyaneti kurarken islamcı partilerin oy bankası olsun diye kurmadı ama bu hale dönüştü. Bu dönüşümün müsebbibi , sebep olanı ise, millet iki rekat namaz kılmayı öğrensin diyen darbeci kenan evren dir.

Kuran vahyedilmesinin sonlarına doğru, vahyin 13. yılında müslümanlara içki yasaklanmıştır. 13 yıl boyunca içki günah değildi. İslamın ilk 13 yılında laiklik kısmen de olsa vardı. Sonra islamda riyakarlık başladı. Mısırlı Arap bir imam tarafından hutbede anlatılan Yahudi'nin müslüman oluş hikayesi vardır, bilirmisiniz? Takvalı bir müslüman, müslüman olmasını istediği yahudinin birine "madem içki yüzünden müslüman olmuyorsun, müslüman ol, içki içmeye devam et" demiş. Yahudi adam, müslümanın bu yalanına inanıp kelimeyi şahadet getirerek müslüman olduktan sonra ise şöyle demiş; "Sen artık müslüman oldun. İçki içmeye devam edersen sana içki içmenin cezasını uygulayacağız. Şayet tekrar içki içmek için islamı terk edersen seni öldüreceğiz" demiş. Muhammed de aynen böyle,13 yıl öncesinde müslümanlara içki içmeyi yasaklasaydı, müslüman olma hızı düşerdi muhakkak.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.