Jump to content
  • Sign Up

Recommended Posts

Çabanın Anlamsızlığı

 

Çok özel bir insan olduğumu hissediyorum. O kadar özelim ki sadece sıradan olmak istiyorum. Lütfen bununla ilgili bir şeyler söyler misiniz?

 

Herkes tam olarak aynı şekilde düşünür. Herkes kalbinin derinliklerinde özel olduğunu bilir. Bu Tanrı'nın insanlara yaptığı bir şakadır. O yeni bir insan yaptığında ve onu yeryüzüne doğru ittiğinde kulağına, "Sen özelsin. Sen kıyaslanamazsın, sen sadece eşsizsin" diye fısıldar.

 

Fakat o bunu herkese yapmaya devam eder ve herkes kalplerinin derinliklerinde senin kadar yüksek sesle söylemese bile insanlar onu taşımaya devam eder çünkü onlar başkalarının bundan rahatsız olacağını hissederler. Ve hiç kimse ikna olmayacaktır, o halde onu söylemenin anlamı nedir? Eğer birisine, "Ben özelim" dersen onu ikna edemezsin çünkü o kendisinin özel olduğunu biliyordur. Nasıl başka birisini ikna edebilirsin? Evet belki arada bir birisi ikna olabilir, en azından öyleymiş gibi davranabilir. Şayet onun seninle bir işi varsa rüşvet olarak sana, "Evet sen özelsin, sen muhteşemsin" diyebilir. Ancak derinde bunun bir iş olduğunu bilir.

 

Bir palavracı arkadaşına üç tane arabası, vs., vs., vs.den bahsediyordu. Ayrıca New York'ta iki tane metresinin olduğundan fakat aklını başından alacak kadar güzel, acayip tutkulu özel sekreterini hamile bıraktığından ve göz alıcı sarışın stenografını Rio de Janerio'ya karnavalı görmesi için götürmek zorunda kaldığından bahsederken dinleyen adam aniden nefes alamamaya başladı, kendi kravatını tuttu ve bir kalp krizi geçirdi.

 

Palavracı öyküsüne ara verdi, su getirdi, sırtına sertçe vurdu, vs., vs. ve endişeli bir şekilde sorunun ne olduğunu sordu. "Ne yapabilirim?" diye hızla soludu adam, "Saçmalığa karşı alerjim var" dedi.

 

Böyle saçmalıkları kendi içinde derinlerde saklamak daha iyidir çünkü insanlar alerjiktir. Ancak bir anlamda zihnini dışa vurman iyidir.

 

Şayet özel olduğunu düşünüyorsan kendin için mutsuzluk yaratman kaçınılmazdır. Eğer başkalarından daha yüksekte, daha bilge olduğunu zannediyorsan çok güçlü bir egon olacaktır. Ve ego zehirdir, saf zehir.

 

Ve ne kadar çok egoist olursan o kadar acı verir çünkü o bir yaradır. Ne kadar egoist hale gelirsen hayatla bağlarını o kadar koparmış olursun. Hayattan ayrı düşersin; artık varoluşun akışının içinde değilsindir, nehirdeki bir taşa dönüştün. Buz gibi oldun, tüm sıcaklığı, tüm sevgiyi yitirdin.

 

Özel bir kimse sevemez çünkü başka bir özel kişiyi nereden bulacaksın?

 

Hayatı boyunca evlenmeden kalmış bir adam duymuştum. Ve doksan yaşında ölüm döşeğindeyken birisi ona, "Yaşamın boyunca evlenmedin fakat nedenini asla söylemedin artık ölüyorsun, en azından merakımızı dindir. Bir sır varsa şimdi söyleyebilirsin çünkü birazdan göçmüş olacaksın. Sırrın açığa çıkmış bile olsa sana bir zararı olamaz" dedi.

 

"Evet, bir sır var. Ben evliliğe karşı değilim ama mükemmel bir kadın arıyordum. Aradım ve aradım ve tüm yaşamım kayıp gitti" dedi adam.

 

Soruyu soran "Fakat bu koca dünya üzerinde, milyonlarca insan var, onların yarısı kadın, bir tane mükemmel kadın bulamadın mı?" diye sordu.

 

Ölmek üzere olan adamın gözlerinden yaşlar aktı. "Evet, bir tane buldum" dedi.

 

Soruyu soran tamamıyla şoka uğramıştı. "O halde ne oldu? Niçin evlenmedin?" dedi.

 

Ve yaşlı adam, "Fakat kadın mükemmel bir koca arıyordu."

 

Eğer böyle fikirlerle yaşarsan hayatın çok zorlaşacak. Ve evet, ego o kadar numaracıdır ve o kadar kurnazdır ki sana şu yeni projeyi sunabilir: "O kadar özelsin ki artık sıradan ol." Fakat sıradanlığının içinde bileceksin ki sen en sıra dışı sıradan insansın. Hiç kimse senden daha sıradan değil. O kamufle edilmiş aynı oyun olacak.

 

Sözde mütevazı insanların yapıp durduğu şey budur. Onlar, "Ben en mütevazı insanım, ben senin ayağındaki kirim" derler. Fakat aslında söylemek istedikleri bu değildir. "Evet, öyle olduğunu biliyorum" deme. Aksi taktirde onlar seni asla affedemeyecektir. Onlar senin, "Sen gördüğüm en mütevazı insansın, gördüğüm en inançlı insansın" demeni bekliyor. O zaman onlar tatmin olacak, doyum hissedecek. Mütevazılığın ardında gizlenen şey egodur. Egoyu bu şekilde bırakamazsın.

 

Çok özel bir insan olduğumu hissediyorum. O kadar özelim ki sadece sıradan olmak istiyorum. Lütfen bununla ilgili bir şeyler söyler misiniz? diye soruyorsun.

 

Hiç kimse özel değildir ya da herkes özeldir. Hiç kimse sıradan değildir ya da herkes sıradandır. Kendin için ne düşünüyorsan lütfen başka herkes için de aynı şeyi düşün ve sorun çözülecektir. Seçim yapabilirsin. 'Özel' sözcüğünü istersen, özel olduğunu düşünebilirsin fakat o zaman herkes özeldir. Sadece insanlar değil ağaçlar, kuşlar, hayvanlar, taşlar; tüm varoluş özeldir çünkü sen bu varoluşun dışından gelirsin ve bu varoluşun içinde erirsin. Ancak eğer 'sıradan' sözcüğünü seversen —güzel, daha rahatlatıcı bir sözcük— o zaman bil ki herkes sıradandır. O zaman tüm varoluş sıradandır.

 

Hatırlanacak tek şey şudur: Kendin için ne düşünüyorsan diğer herkes için aynı şeyi düşün ve ego kaybolacaktır. Ego kendin için bir şekilde ve başkaları için başka bir şekilde düşünmeyle yaratılan bir yanılsamada. Bu çifte standarttır. Eğer çifte standardı bırakabilirsen ego kendiliğinden ölür.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Özel olmak istemeyi nasıl durdurabilirim?

 

Sen özel olduğun için özel olmaya ihtiyaç yoktur. Sen özelsin, sen eşsizsin. Tanrı asla bundan daha azını yaratmaz.

 

Herkes eşsizdir, mutlak surette eşsiz. Senin gibi bir kişi hiçbir zaman olmamıştı. Senin gibi bir kişi asla yeniden olmayacak. Tanrı bu biçime ilk defa ve son defa bürünmüştür. Bu yüzden özel olmaya çalışmak gereksizdir, sen zaten öylesin. Eğer özel olmaya çalışıyorsan sıradan olacaksın. Senin çabanın kendisi yanlış anlamanın içinde köklenmiştir. Bu, kafa karışıklığı yaratacaktır çünkü sen özel olmaya çalıştığında bir şeyi baştan kabul etmişsindir: Sen özel değilsin. Sen çoktan sıradan olmuşsundur, sen olayın özünü kaçırmışsındır.

 

Şimdi, bir kez sıradan olduğunu baştan kabul ettiğinde nasıl özel olabilirsin? Bu şekilde ve şu şekilde deneyebilirsin ve sıradan olarak kalacaksın çünkü senin temelin, senin dayanağın yanlıştır. Evet, terziye gidip daha sofistike elbiseler bulabilirsin, saç şeklini yeniden yaptırabilirsin, kozmetikleri kullanabilirsin; birkaç şey öğrenebilir ve daha bilgili hale gelebilirsin, resim yapabilirsin ve bir ressam olduğunu düşünmeye başlayabilirsin; bazı şeyleri yapabilirsin, ünlü olabilir ya da dilden dile dolaşabilirsin fakat derinde bileceksin ki sıradansın. Tüm bu şeyler dışarıdadır. Sıradan ruhunu nasıl sıra dışı bir ruha dönüştürebilirsin? Bunun bir yolu yoktur.

 

Ve Tanrı hiçbir yol yaratmamıştır. O asla sıradan ruhlar yapmaz, bu yüzden o senin problemini düşünemez. O sana özel, sıra dışı bir ruh vermiştir. Onu başka hiç kimseye vermemiştir. Bu sadece senin için yapılmıştır.

 

Sana söylemek istediğim şey, özel olduğunu fark et. Onu elde etmeye gerek yok, o zaten orada: Onu fark et. Kendi içine gir ve onu hisset. Kimsenin parmak izi seninki gibi değildir; parmak izi bile aynı değil. Hiç kimsenin gözleri seninki gibi değil; hiç kimsenin sesi seninki gibi değil, hiç kimsenin tadı seninki gibi değil. Sen kesinlikle sıra dışısın. Hiçbir yerde senden bir tane daha yok. İkizler bile farklıdır: Ne kadar aynı gibi gözükseler de farklıdırlar. Onlar farklı yönlere gider, farklı yönlerde büyürler; farklı türden bireyselliğe erişirler.

 

Bunu fark etmek gerekir.

 

Özel olmak istemekten nasıl vazgeçebilirim? diye soruyorsun.

 

Sadece gerçeklere kulak ver. Sadece varlığının içine gir ve gör ve özel olma gayreti kaybolup gidecek. Özel olduğunu bildiğin zaman gayret ortadan kaybolacak. Eğer sana özel olmanı engelleyecek bir teknik vermemi istiyorsan, o zaman bu teknik rahatsız edici olacaktır. Gene bir şey yapmaya çalışıyorsun, gene sen bir şey olmaya çalışıyorsun. Önce özel olmaya çalışıyordun, şimdi özel olmamaya çalışıyorsun. Çalışıyor... çalışıyorsun...şu ya da bu şekilde geliştirmeye çalışıyorsun, fakat asla sen, olduğun şey olduğunu kabul etmiyorsun.

 

Benim tüm mesajım şudur: Olduğun seni kabul et çünkü Tanrı onu kabul ediyor. Tanrı ona saygı duyuyor ve sen ise henüz varlığına saygı duymuyorsun. Tanrı seni olman, Tanrı seni var olman; dünyasını görmen, müziğini dinlemen, yıldızlarını seyretmen, insanlarını görmen —sevmen ve sevilmen— için seçtiğinden dolayı son derece mutlu ol, daha çok ne isteyebilirsin? Sevin! Yeniden ve yeniden ona sevin diyorum! Ve bu sevincin içinde yavaş yavaş senin içindeki bir yıldırım gibi özel olduğun infilak edecektir.

 

Fakat unutma ki bu bir ego olarak, özel oluşun birilerinin karşısındaymış gibi gelmeyecek. Hayır, o anda sen herkesin özel olduğunu bileceksin. Sıradan yoktur.

 

O halde kriter şudur: Şayet, "Ben özelim. Şu adamdan daha özel, şu kadından daha özel" diye düşünürsen, o zaman henüz anlamamışsındır. Bu ego oyunudur. Kıyas olarak özel, herhangi birisine kıyas olarak özel değil; sadece kendin olarak özelsin.

 

Bir Zen ustasına —onu görmeye bir profesör gelmişti— profesör sordu, "Niçin senin gibi değilim? Benim arzum budur. Niçin senin gibi değilim? Niçin senin gibi sessiz değilim? Niçin senin gibi bilge değilim?"

 

Usta, "Bekle. Sessizce otur. İzle. Beni izle ve kendini izle. Ve herkes gittiğinde şayet soru hâlâ varsa cevap vereceğim" dedi.

 

Ve bütün gün insanlar geliyor ve gidiyordu ve müritler soruyordu. Ve profesör giderek çok çok huzursuz oluyordu; zaman boşa harcanıyordu. Ve bu adam, "Herkes gittiğinde..." demişti.

 

Sonra akşam oldu ve hiç kimse kalmamıştı. Ve profesör, "Artık bu kadar yeter. Tüm gün boyunca bekledim. Benim soruma ne oldu?" dedi.

 

Ve ay yükseliyordu. Bir dolunay gecesiydi ve usta dedi ki, "Hâlâ yanıtını almadın mı?"

 

Profesör, "Fakat beni hiç cevaplamadın" dedi.

 

Usta kahkaha attı, "Tüm gün boyunca pek çok insanı yanıtlıyordum. Şayet izlemiş olsaydın anlardın. Ama hadi dışarı gidelim. Bahçeye gidelim, bahçede dolunay var ve çok güzel bir gece" dedi. Ve usta ona, "Şu selvi ağacına bak," dedi. Büyük bir selvi ağacı, çok yüksek neredeyse aya değiyordu. Ay onun dallarına sarılmıştı. "Ve şu küçük çalıya bak."

 

Ancak profesör "Neden bahsediyorsun? Sorumu unuttun mu?" dedi.

 

Usta, "Senin sorunu cevaplıyorum. Bu çalı ve bu selvi ağacı bahçemde yıllardır yaşamakta. Hiçbir zaman çalının selvi ağacına 'Niçin senin gibi değilim?' diye sorduğunu duymadım. Ve selvi ağacının çalıya, 'Niçin senin gibi değilim?' diye sorduğunu duymadım. Selvi ağacı selvi ağacıdır ve çalı da çalıdır; ve her ikisi de kendisi olarak mutludur."

 

Ben kendimim sen sensin. Kıyaslama çatışma yaratır. Kıyaslama hırs yaratır ve kıyaslama taklit yaratır.

 

Eğer, "Niçin senin gibi değilim?" diye sorarsan o zaman sen benim gibi olmak için çalışmaya başlayacaksın ve bu senin tüm hayatını boşa çıkarmak olacak: Sen bir taklitçi, bir karbon kopya haline geleceksin. Ve sen bir taklitçi olduğunda kendine olan tüm saygını yitireceksin.

 

Kendine saygı duyan bir kişi bulmak çok zordur. Niçin bu kadar zor bulunur? Niçin hayata; kendi hayatına saygı yoktur? Ve şayet senin hayatın için yoksa başkaları için nasıl olabilir? Şayet kendi varlığına saygı duymazsan, nasıl gül goncasına ve selvi ağacına ve aya ve insanlara saygı duyabilirsin? Nasıl ustana, babana, annene, arkadaşına, karına, kocana saygı duyabilirsin? Kendine saygı duymadıysan çocuklarına nasıl saygı duyabilirsin?

 

Ve kendisine saygı duyan bir kimse bulmak çok zor.

 

Niçin bu kadar zordur? Çünkü sana taklit etmen öğretildi.

 

Çocukluğundan itibaren sana, "İsa gibi ol" ya da "Buda gibi ol" denildi. Fakat niçin? Niçin Buda haline gelesin? Buda hiçbir zaman sen olmadı. Buda Budaydı. İsa İsa'ydı. Krishna Krishna'ydı. Niçin Krishna gibi olasın? Ne yanlış yaptın? Ne günah işledin ki Krishna olasın? Tanrı asla başka bir Krishna daha yaratmadı. O asla başka bir Buda, başka bir İsa yaratmadı, asla! Çünkü o, aynı şeyleri yeniden ve yeniden yaratmayı sevmez. O bir yaratıcı, o bir üretim hattı değil —Bir Ford gelir, diğer Ford, diğer Ford— Ford arabaları üretim hattından hepsi birbirinin aynı olarak iner durur.

 

Tanrı bir üretim hattı değildir. O, orijinal bir yaratıcıdır: O asla aynı şeyi yaratmaz.

 

Ve aynısı değerli olmayacaktır. İsa'nın yeniden senin içine sığmaya çalıştığını bir düşün. Uymayacaktır! O modası geçmiş olacaktır, o antika olacaktır, o sadece bir müzede yararlı olacaktır, başka bir yerde değil.

 

Tanrı asla tekrar etmez. Fakat sana her zaman için başka birisi olman öğretildi. "Başka birisi ol; komşunun oğlu...komşunun oğlu gibi ol. Bak ne kadar zeki. Bak...şu kız ne kadar zarif şekilde yürüyor. Böyle ol!" Sana her zaman başka birisi gibi olman öğretilmiştir.

 

Hiç kimse sana kendin ol ve varlığına saygı duy; o Tanrı'nın bir armağanıdır dememiştir.

 

Asla taklit etme, sana söylediğim şey budur, asla taklit etme.

 

Kendin ol; bu kadarını Tanrı'ya borçlusun. İçten bir şekilde kendin ol ve o zaman özel olduğunu bileceksin. Tanrı seni çok sevdi bu yüzden sen varsın. Her şeyden önce bu yüzden sen varsın aksi taktirde olmazdın. Bu onun sana olan muazzam sevgisinin göstergesidir.

 

Ancak senin özel olman başka birisiyle kıyaslanamaz, bu sen komşularına, arkadaşlarına, karına, kocana kıyasla özelsin demek değildir. Sen basitçe özelsin çünkü sen teksin. Senin gibi olan tek kişi sensin. Bu saygının içinde, bu anlayışın içinde özel olmaya çalışma gayreti kaybolacaktır.

 

Senin tüm özel olma çaban bir yılana bacak takmak gibidir. Yılanı öldüreceksin. Sen düşünürsün ki...yılana olan şefkatin nedeniyle bacak takıyorsun. "Zavallı yılan, bacakları olmadan nasıl yürüyecek?" Sanki yılan bir kırkayağın eline düşmüş gibi. Ve kırkayak yılana büyük bir şefkat duyarak şöyle düşünür, "Zavallı yılan, benim yüz tane bacağım var onunsa hiç yok. Nasıl yürüyecek? En azından beş tane bacağa ihtiyacı var." Ve şayet o, ameliyatla yılana birkaç bacak takarsa yılanı öldürecektir. Yılan olduğu haliyle mükemmeldir, onun hiç bacağa ihtiyacı yoktur.

 

Sen olduğun halinle mükemmelsin. Kişinin kendi varlığına saygı duyması diye buna derim.

 

Ve kişinin kendisine saygı duymasının ego ile hiçbir ilgisi yoktur, unutma. Birisine saygı duymak kendi kendine saygı duymak değildir. Bir kimseye saygı duymak Tanrı'ya duyulan saygıdır. O yaratıcıya saygı duymaktır çünkü sen sadece bir resimsin; onun resmi. Resme saygı duyarak sen ressama saygı duyarsın. Saygı duy, kabul et, fark et ve tüm bu aptalca özel olma gayreti kaybolacaktır.

OSHO

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kendini bilmek, sadece derin yalnızlıkta mümkündür, Kendi hakkımızda bildiğimiz her şey, başkalarının görüşüdür. “iyisin” derler ve iyi olduğumuzu düşünürüz. “güzelsin” derler ve güzel olduğumuzu düşünürüz. “kötüsün” ya da “çirkinsin” derler... İnsanlar hakkımızda ne derse, biriktirmeye devam ederiz. hiç kimse seni tanıyamaz; senin kim olduğunu senden başka kimse bilemez. Onlar sadece bazı yönleri tanırlar. Onlar sadece anlık ruh hallerini tanırlar, senin özüne giremezler. Orada tamamen yalnızsın ve sadece orada kim olduğunu anlayacaksın. Aslında hiçbiri seni tanımıyor! Sen bile kendini tanımıyorsun!Onların görüşlerine bağımlı olduğun için, onların fikirlerine uyum sağlamak zorundasın; yoksa görüşlerini değiştirirler. Bu, kölelik yaratıyor, gizli bir kölelik. Eğer iyi, değerli, güzel, zeki olarak tanınmak istiyorsan, görüşlerine bağımlı olduğun insanlar için sürekli kendinden ödün vermek zorundasın. Ve başka bir sorun çıkıyor. İnsanlar çok çeşitli olduklarından, senin zihnini de farklı farklı görüşlerle doldurmaya devam ediyorlar, çelişen görüşlerle. Birinin dediği öbürüne uymuyor, bu yüzden de senin içinde büyük bir karmaşa var. Biri zekisin diyor, öbürü aptalsın diyor. Nasıl karar vereceksin? Bölünüyorsun. Kendinden şüpheleniyorsun, kim olduğundan… Ve karmaşa çok büyük, çünkü etrafında binlerce insan var. Bir sürü insanla temas halindesin ve hepsi de senin zihnini kendi görüşüyle besliyor. Ama bütün bu birikinti senin içinde düğüm oluyor. İçinde bir sürü farklı ses var. Kim olduğunu ne zaman sorsan, içerden bir sürü cevap geliyor. Kimi annenin, kimi babanın, kimi bir öğretmeninin sesi; bunun gibi bir sürü ses. Ve hangisinin doğru cevap olduğuna karar vermek imkânsız. Nasıl karar vermeli? Kriter ne? Burada insan kayboluyor. Bu, kendini bilmemek...Ama başkalarına bağımlı olduğun için de, yalnızlığına girmeye korkuyorsun; yalnızlığına girdiğin anda kendini kaybetmekten çok korkuyorsun. Her şeyden önce, zaten kendine sahip değilsin; ama başkalarının söyledikleriyle yarattığın kendin, tümüyle geride bırakılmak zorunda. O yüzden içeriye girmek çok, çok korkutucu. Ne kadar derine girersen, kim oldu- ğunu o kadar az bilirsin. O yüzden aslında, kendini tanımaya doğru ilerlediğin zaman, bu gerçekleşmeden önce, kendin hakkındaki bütün fikirleri bırakmak zorunda kalacaksın. Bir boşluk olacak, bir çeşit hiçlik olacak. Kimliksiz olacaksın. Tamamen kaybolacaksın, çünkü bildiğin her şey artık önemsiz, ve neyin önemli olduğunu da henüz bilmiyorsun. Hıristiyan mistikler buna “ruhun karanlık gecesi” der. Bunun içinden geçmek gerekir, ve bir kere geçince şafak söker. Güneş doğar, ve insan kendini ilk kez olarak tanır. Güneşin ilk ışını, ve her şey tamamlanır. Sabah kuşlarının ilk şarkıları, ve her şeye ulaşılır.

 

 

OSHO

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kendini kabul ettiğin anda açılırsın, incinebilir olursun, alabilir duruma gelirsin. Kendini kabul ettiğin anda, geleceğe ihtiyacın kalmaz; çünkü herhangi bir şeyi geliştirmeye ihtiyaç yoktur. O zaman her şey iyidir, her şey olduğu gibi iyidir. İşte o deneyimin içinde, hayat yeni bir renk alır; yeni bir müzik yükselir.

 

Eğer kendini kabul edersen, bu her şeyi kabul etmenin başlangıcı olur. Kendini reddediyorsan, aslında evreni reddediyorsun demektir; kendini reddediyorsan, varoluşu reddediyorsun demektir. Kendini kabul ediyorsan, o zaman varoluşu da kabul ettin; o zaman tadını çıkarmaktan, kutlamaktan başka yapacak bir şey yok. Şikayet yok artık, içerleme yok; şükran duyuyorsun. O zaman yaşam iyi, ölüm de iyi; neşe iyi, keder de iyi; sevgilinle olmak iyi, yalnız olmak da iyi. O zaman ne olursa olsun, iyi, çünkü hepsi bütünün içinden çıkıyor.

 

Ama yüzyıllardır kendini kabul etmemeye koşullandın. Dünyanın bütün kültürleri insan zihnini zehirledi, çünkü hepsi tek bir şeye dayanıyordu: Kendini geliştir. Hepsi senin içinde bir endişe yaratır; endişe, olduğun şeyle olman gereken şey arasındaki gergin durumdur. Hayatta bir gereklilik olduğu sürece, insan endişeli kalmaya mahkum. Gerçekleştirilmesi gereken bir ideal varsa, nasıl rahat olabilirsin? Nasıl evinde hissedebilirsin kendini? Bir şeyi tam olarak yaşamak mümkün değil; çünkü zihin sürekli geleceğin peşinde. Ve o gelecek hiç gelmiyor; gelemez. Arzunun doğası gereği, bu mümkün değil. Geldiği zaman, yeni şeyler hayal etmeye başlayacaksın, başka şeyler arzulamaya başlayacaksın. Her zaman daha iyi bir durum hayal edebilirsin. Her zaman endişeli, gergin kalabilirsin; insanlar yüzyıllardır böyle yaşadı.

 

Sadece çok ender olarak, çok nadiren, bir insan bu tuzaktan kurtuldu. Uyanmış insan, toplumun tuzağından kayıp çıkabilmiş, bunun bir saçmalık olduğunu görebilmiş olan insandır. Kendini geliştiremezsin. Ve gelişmenin olmadığını söylüyor değilim, unutma; ama sen kendini geliştiremezsin. Kendini geliştirmeyi bıraktığın zaman, hayat seni geliştirir. O rahatlıkta, o kabullenmede, hayat seni okşamaya başlar, hayat senin içinden akmaya başlar. Ve içerlemediğin, şikayet etmediğin zaman, büyürsün, çiçeklenirsin.

 

O yüzden, şunu söylemek istiyorum: Kendini olduğun gibi kabul et. Ve bu dünyadaki en zor şeydir, çünkü eğitimine, kültürüne ters düşüyor. En başından beri nasıl olman gerektiği söylendi sana. Kimse sana olduğun gibi iyi olduğunu söylemedi; hepsi zihnine programlar yerleştirdi. Ailen, din adamları, politikacılar, öğretmenler tarafından programlandın; tek şey için programlandın: Kendini geliştirmeye devam et. Nerde olursan ol, başka bir şey için koş. Hiç dinlenme. Ölene kadar çalış.

 

Benim öğrettiğim şey basit: Hayatı erteleme. Yarını bekleme, asla gelmez. Bugünü yaşa!

 

OSHO

Share this post


Link to post
Share on other sites

182352_466992433312844_872284427_n.jpg

 

"Yaşam kendi içinde anlamlı değildir.Boş bir tuval gibidir.Anlamın yaşamın içinde yaratılması gerekir; anlam önceden verilmez. Sana özgürlük verilir, sana yaratıcılık verilir, sana yaşam verilir. Anlam yaratmak için gerekli olan her şey verilir. Anlamı oluşturan temel unsurların hepsi verilir, ama anlam verilmez, anlamı sen yaratmak zorundasın.Üzerine bir resim yap! "

 

 

"Sevginin en üstün hali asla bir ilişki değil, sadece senin var olma halindir. "

 

"İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi,kronik şüpheciler olmayı öğrenir. Ve bu o kadar yavaş, o kadar küçük dozlarda olur ki, başına gelene karşı asla uyanık değilsindir. Bu gerçekleştiğinde, artık çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli derler: Onun çok deneyimli, çok akıllı, çok kurnaz bir insan olduğunu, onu kimsenin kandıramayacağını söylerler.

 

Belki onu kimse kandıramaz, ama o kendini kandırır. Değerli her şeyi kaybetti; hepsini kaybetti. O zaman çok tuhaf bir olay meydana gelir: İnsanlar, başka insanları sevemez, çünkü insanlar çok aldatıcı olabilir; nesneleri sevmeye başlarlar. Büyük bir sevgi ihtiyacı olduğu için, onun yerine koyacak bir şeyler bulmaya devam ederler: Kimisi evini sever, kimisi arabasını sever, kimisi elbiselerini sever, kimisi parayı sever. "

 

"Hayat neşeyle karşılanmalıdır! Yaşam o kadar kahkahayla dolu, o kadar inanılmaz, o kadar komiktir ki, için tamamen kurumadıkça, ciddi olamazsın. Yaşama mümkün olan her yönden baktım. Neresinden bakarsan bak, hayat her zaman komiktir. Giderek daha da komikleşiyor! Yaşam, ahiretin güzel bir armağanıdır.

Her tür ciddiyete karşıyım. Benim yaklaşımım mizahtan yanadır ve en önemli özellik, mizah duygusudur - hakikat değil, Tanrı değil, erdem değil, mizah duygusu. Bütün yeryüzünü kahkahayla, dansla, şarkıyla doldurabilirsek -insanlar şarkı söylüyor ve tempo tutuyor!-, yeryüzünü bir keyif karnavalına, bir ışık festivaline dönüştürebildiğimizde, dünyaya ilk kez hakiki bir gerçeklik duygusu getirmiş olacağız."

 

 

Osho

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

burada anlatılan sevgili dostum..

bi tasavvur sürecidir..

bi plânlama süreci..

ve fekat..

bir öncesinde var edilmiş ve oracıkta durmakta olan..

tahayyül sürecini gözden kaçırmamak gerektir..

 

hayallerinizin yarattığı sorunlar.. pek tabiidir ki..

doğru bi tasarım ile akıl boyutuna dönüştürülecektir..

 

işte bu bahsini ettiğim..

tahayyül evresinden, tasavvur evresine geçiş..

bi sonraki bilinç eşiğinden kolayca geçişinizi sağlar..

 

FATİHA: 1/6

 

"İhdinas sırâtel mustakîm"

Bizi doğru yola ilet..

 

..

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

FATİHA: 1/6

 

"İhdinas sırâtel mustakîm"

Bizi doğru yola ilet..

 

amin...inşallah..:)

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

"tasar" süreci efendim..

dikkat ediniz..

"sırat köprüsü"

olmaktadır..

 

yuvarlanmadan aşağıya..

geçilmesi gerekli olan..

 

allah ül âlem..

 

..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.