Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'Kuran'.



More search options

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Animasyon - Aşk - Sevgi Videoları
  • Bilim-Teknik-Teknoloji Videoları
  • Diğer Bütün Videolar
    • Ev Geliştirme / Dekorasyon
    • Bahçe Düzenleme / Peyzaj
    • Seyahat - Turizm
    • Shopping
  • Dini Videolar - Tinsel Videolar
  • Forum Kullanımı ve Yardım Videoları
  • Haber Videoları
    • Gezi Parkı Direnişi
    • Politik Videolar
  • Hayvanlar Alemi Videoları
  • Kısa Film Videoları
  • Komik Videolar
  • Korku-Gerilim Videoları
  • Moda - Güzellik İpuçları
  • Motorlu Araç Videoları
  • Oyun Videoları
  • Reklam ve Film Müzik Videoları
  • Sağlık Videoları
    • Yiyecek - İçecek ve Tarifler
  • Sanat-Şiir-Edebiyat Videoları
    • Dans - Gösteri
  • Spor Videoları
  • Türkçe Müzik Videoları
    • Amatör müzik videoları - Besteleriniz
  • TV Dizi Videoları
  • Yabancı Müzik - Sinema Videoları
    • Yabancı Müzik
    • Türk Sineması
  • Fenerbahçeliler Kulübü's Fenerbahçe Videoları
  • Galatasaraylılar Kulübü's Galatasaray Videoları
  • Beşiktaşlılar Kulübü's Beşiktaş videoları
  • Trabzonsporlular Kulübü's Trabzonspor videoları
  • Göztepeliler Kulübü's Göztepe videoları
  • Başakşehirliler Kulübü's Başakşehirliler Videoları
  • Kayserisporlular's Kayserisporlular Videoları
  • Bursasporlular Kulübü's Bursasporlular Videoları
  • Hayvan Severler Kulübü's Hayvan Severler Videoları
  • İnsan Hakları Kulübü's İnsan Hakları Videoları

Forums

  • Gündem
    • Güncel Konular ve Politika Bilimi
    • All About Relegions
    • Haberler (Türkçe - İngilizce - Almanca)
  • Bilim ve Teknoloji
    • Bilgisayar ve Bilişim Dünyası
    • Bilim ve Felsefe
    • Taşıt Araçları - Otomobil Dünyası - Trafik ve Araç Teknolojileri
  • Yaşam
  • Forumdan Haberler - Öneri ve Eleştiriler
  • Fenerbahçeliler Kulübü's Fenerbahçe Başlıkları
  • Galatasaraylılar Kulübü's Galatasaray Başlıkları
  • Beşiktaşlılar Kulübü's Beşiktaş Başlıkları
  • Trabzonsporlular Kulübü's Trabzonspor Başlıkları
  • Göztepeliler Kulübü's Göztepe Başlıkları
  • Başakşehirliler Kulübü's Başakşehirliler Başlıkları
  • Kayserisporlular's Kayserisporlular Başlıkları
  • Bursasporlular Kulübü's Bursasporlular Başlıkları
  • Hayvan Severler Kulübü's Hayvan Severler Başlıkları
  • İnsan Hakları Kulübü's İnsan Hakları Başlıkları
  • Sevgi Ören Anneler Kulübü's Kulüp Bilgisi
  • Sevgi Ören Anneler Kulübü's Başlıklar

Blogs

There are no results to display.

There are no results to display.

Calendars

  • Calendar
  • Fenerbahçeliler Kulübü's Fenerbahçe Etkinlikleri
  • Galatasaraylılar Kulübü's Galatasaray Etkinlikleri
  • Beşiktaşlılar Kulübü's Beşiktaş Etkinlikleri
  • Trabzonsporlular Kulübü's Trabzonspor Etkinlikleri
  • Göztepeliler Kulübü's Göztepe Etkinlikleri
  • Başakşehirliler Kulübü's Başakşehirliler Etkinlikleri
  • Kayserisporlular's Kayserisporlular Etkinlikleri
  • Bursasporlular Kulübü's Bursasporlular Etkinlikleri
  • Hayvan Severler Kulübü's Hayvan Severler Etkinlikleri
  • İnsan Hakları Kulübü's İnsan Hakları Etkinliklerı

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Found 23 results

  1. Yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an ı açıklayan anlaşılır hale getiren Allah ın elçisidir diyerek, ayetlerin anlamları ile oynayan ve rivayetleri dinin asli unsu yapmaya çalışanlar, özellikle NAHL SURESİ 44 VE 64. AYETLERİ örnek gösterip, bakın bu ayette Allah ın Resulüne, Kur’an ı açıklamak görevi verilmiştir. Demek ki Kur’an açık ve anlaşılır değildir, mutlaka Peygamberimizin hadislerine ihtiyacımız vardır, diyerek kendi inançlarına delil yaratma çabasında oluyorlar. Önce ayeti farklı meallerden yazalım, daha sonra Kur’an bütünlüğünde bu konuyu, birlikte anlamaya çalışalım. Nahl 44: (O peygamberleri) APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. İnsanlara, kendilerine İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Diyanet meali) Nahl 44: Onları mucizelerle ve hikmet dolu sayfalarla gönderdik. O ZİKRİ (KİTABI) SANA DA İNDİRDİK Kİ KENDİLERİNE GÖNDERİLENİN NE OLDUĞUNU O İNSANLARA AÇIK AÇIK ANLATASIN, belki düşünürler. (Süleymaniye vakfı) Nahl 44: [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, BAŞINDAN BERİ İNDİRİLEGELEN MESAJIN ASLINI OLANCA AÇIKLIĞIYLA ULAŞTIRASIN ve onlar da böylece belki düşünürler. (Muhammed Esed) Nahl 64: Sana bu kitabı indirmemiz de ancak şunun içindir ki onlara hakkında IHTİLÂF ETTİKLERİ ŞEY'İ BEYAN EDESİN ve iyman edeceklere bir hidayet, bir rahmet olsun. (Elmalı meali) Kur’an ı dikkatle ve düşünerek okuyanların, Kur’an ın birçok ayetinde anlayabilmeniz ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, ayetlerimizi nice örneklerle açıkladık, izah ettik ki üzerinde düşünesiniz diyordu. Ayetin sonunda, iman edenlerin düşünmesini istiyor Allah. Nahl 64. ayette de, ayetlerin indirilme nedenini açıklıyor ve aralarındaki tartıştığı, ihtilaf içinde olduğu konular hakkında, onlara Kur’an ile beyanda bulunasın, yani açıklığa kavuşturasın diyor. Açık olmayan, anlaşılmayan bir ayet üzerinde, nasıl düşünürüz ve ihtilaf ettiğimiz konu hakkında açıklık getirir. Şöyle söyleyenler olabilir. Allah ın Resulü açıklıyor ya, açıklanmış ayet üzerinde düşüneceksiniz denebilir. Bugün Allah ın elçisi aramızda yok. Açıklanmamış Kur’an mı elimizde bu durumda? Hani Kur’an ın eşi benzeri yoktu? Hani hadi bir benzerini getirin bakalım diye meydan okuyordu Allah bizlere. Bu durumda açıklanmamış, izah edilmemiş olduğunu ve anlaşılması için beşeri bilgilere muhtaç olduğunu nasıl söyleriz. Hani Allah bizleri Kur’an dan hesaba çekecekti? Madem ayetler açık ve anlaşılır değil, Allah ın elçisi açıkladı. Neden ayetleri kayda alırken, açık ve anlaşılır yazdırmadı? ALLAH NEDEN AÇIKLANMAMIŞ BİR KİTAP GÖNDERSİN, DAHA SONRADA BİZLERİ SORUMLU TUTSUN, BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ. BİZLERİN KAFASINDA, NASIL BİR ALLAH VE ADALETİ ANLAYIŞIMIZ VAR, DOĞRUSU ANLAYAMIYORUM. Bakın nasıl mantıksız sorular geliyor akla. Allah sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin hesabını sorarım, Kur’an ın ipine sarılın diyordu. Bu durumda bizler doğruluğundan emin olamayacağımız, rivayet bilgilerle mi Kur’an ı anlayacağız? Hatırlatırım Allah Kur’an ı ben koruyorum diyor, rivayet hadisleri/sözleri değil. İşin ilginci her mezhebin doğru kabul ettiği hadislerde çok farklı. Aslında zerre kadar düşünen, gerçekleri ve bizlere kurulan tuzağı fark edecektir. Kıyame 19. ayetinde Allah, Kur’an ın açıklanması konusunda ne diyordu hatırlayalım. “SONRA ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR.” Yine Kur’an ın anlaşılacak bir şekilde, apaçık delillerle kanıtlarla indirildiğini, Ali İmran 105, Hud suresi 1. ayetinde, Bakara 99- 209. ayetlerinde de, “ANDOLSUN, BİZ SANA APAÇIK AYETLER, DELİLLER İNDİRDİK.” Demiyor muydu Rabbimiz? Bunlara benzer birçok ayetleri görmezden gelerek, Allah ın yemin ederek bizler için kolaylaştırdığı Kur’an ın açıklanmamış ve izah edilmemiş olduğunu hala söyleyip, ayetleri Peygamberimiz açıklamıştır nasıl deriz. Hani Allah ın ayetleri MÜBİN di, MUHKEM di? Yoksa batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına, neredeyse Kur’an ın tamamını inkâr mı ediyoruz. Allah ın elçisi ayetleri tebyin ediyordu. Bu kelimenin çok geniş bir anlamı var. Ama bizler ne yazık ki Kur’an ın tamamına ters düşecek, tek bir anlamını cımbızla seçiyoruz ve batıl inançlarımıza kanıt yaratma çabası içinde oluyoruz. TEBYİN, AÇIKÇA BEYAN ETMEK, İZAH ETMEK, GEREKTİĞİNDE AÇIKLAMAK, GERÇEĞİ ORTAYA KOYMAK ANLAMLARINDADIR. Allah Kur’an ı açıklamak bize düşer diyor da, bizzat açıkladığını birçok kez bildiriyorsa, demek ki Allah ın elçisinin bu ayetlerdeki tebyin görevi, açıklanmamış bir ayeti açık hale getirmek değil, gizlenenleri ayetlerle ortaya koymak, açıkça bildirmek tebliğ etmek anlamındadır. Konuyu daha doğru anlayabilmemiz adına, sizlere Allah tüm kitap ehlinin, yani iman eden tüm kullarının, nasıl bir tebyin görevi aldığını, bildiriyor. Ali İmran 187: Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “ONU (KİTABI) MUTLAKA İNSANLARA AÇIKLAYACAKSINIZ, ONU GİZLEMEYECEKSİNİZ” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür! (Diyanet meali) Dikkat ederseniz, bu ayette Allah ın kitabına iman eden tüm kitap ehli, bir söz veriyor iman ederek Allah a. Allah ın kitabını tüm insanlara Allah ın emrettiği ve örneklerini verdiği şekilde tebyin edeceğiz, yani tebliğ edeceğiz, açıklayacağız, topluma Allah ın vahyini ulaştıracağız. Bizlerde buna iman etmedik mi? O kitaptan hiçbir şeyi gizlemeyeceğiz demişlerdi ama sözlerinde durmadılar diyor. Çünkü geçmiş toplumlar, iman ettiklerine dair söz verdikleri halde, atalarının batıl inançlarının etkisiyle Allah ın bazı ayetlerini gizlediler, anlamlarının üstlerini örttüler, farklı anlamlar verdiler. Hatta sen anlayamazsın onu, âlim insanlar anlar diyerek, Allah ın kitabını anlayarak ve düşünerek okutmadılar. YOKSA BU AYETTE TERCÜME EDİLDİĞİ GİBİ, HER İMAN EDEN ALLAH IN ANLAŞILMAZ AÇIKLANMAMIŞ AYETİ VARDA, ONU AÇIKLIYOR DEĞİLDİR. Allah ın açıkladığı şekliyle topluma anlatmak, tebliğ etmek anlamındadır. Allah ın elçisinin de ayetleri açıklaması, tebyin etmesi, KUR’AN DIŞINDAN VAHİYLER ALIP, AYETLERİ AÇIKLAMASI DEĞİL, TAM TERSİNE ALLAH IN NİCE ÖRNEKLERLE AYETLERİMİZİ AÇIKLADIK, ÖRNEKLER VERDİK AYETLERİNİN IŞIĞINDA, TOPLUMA BİLGİ VERMESİ, SORULAN SORULARI, KUR’AN IN BÜTÜNLÜĞÜNDE ANLATMASI VE ONLARI İKNA ETMESİ ANLAMINDADIR. Kur’an ı Allah ın açıkladığına birçok örnek var ama ben iki ayeti hatırlatmak istiyorum. Enam 97: O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. GERÇEKTEN BİZ, BİLEN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLADIK. (Diyanet vakfı meali) Enam 98: O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. BİZ ANLAYAN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ AYRI AYRI AÇIKLAMIŞIZDIR. (Diyanet meali) Bu ve bunlara benzer onlarca ayeti bir kenara bırakıp, görmezden gelip, ayetleri Allah ın açıkladığını toplumdan gizlemek isteyenler, ancak batılı din diye yaşamaya ve yaşatmaya çalışanlardır. Bunu yaparak ancak şeytana hizmet etmiş oluruz, lütfen unutmayalım. Konuyu daha iyi pekiştirebilmemiz için, bir örnek ayet daha vermek istiyorum. Maide 15: Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, KİTABINIZDAN GİZLEYİP DURDUĞUNUZ GERÇEKLERDEN BİRÇOĞUNU SİZLERE AÇIKLIYOR, BİRÇOĞUNU DA AFFEDİYOR. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. (Diyanet meali) Sanırım bu ayetle, Resulün ayetleri açıkladığı sözünden, ne anlaşılması gerektiği konusu, daha iyi anlaşılmıştır. Allah tüm kitap ehline seslenerek, size elçim geldi diyor. Kitap ehlinin yaptığı yanlışlara dikkat çekerek, sizlere daha önce gönderdiğim kitaplarda, bazı emirlerimi, batıl ve hurafe inançlarınızı yaşamak adına gizlediniz, üstünü örttünüz diye hatırlatıyor. Gönderdiğim elçim, sizlerin gizlediklerinizi açıkça ortaya koyuyor ve Kur’an ile açıklıyor. Daha önce sizlere gönderdiğim bazı hükümleri de kaldırdığımı, yani nesih ettiğimi de sizlere bildiriyor diye açıklık getiriyor. Birçoğunu affediyor derken, Allah ın elçisi kendisi inisiyatif kullanarak hükmünü kaldırıyor değil, tam tersine Allah Kur’an da nesih ile ilgili ayetleri tebliğ ediyor ve bazı konuların hükmünün kalktığını bildiriyor. Ayetin sonunda da, aslında karmaşa yarattığımız bu konuya son noktayı koyarak ne diyor, tekrar hatırlayalım.” İŞTE SİZE ALLAH’TAN BİR NUR VE APAÇIK BİR KİTAP (KUR’AN) GELMİŞTİR.” Ama bizler kitap ehlinin yaptığı yanlışı yaparak, onca ayetleri görmezden gelip, üstünü örtüp, Kur’an ın tek kelime bahsetmediği, Kur’an a da ters düşen onca rivayetleri, dinin asli unsuru yapabilmek adına, ayetlere yanlış anlamlar yüklüyoruz. Değerli kardeşlerim. Lütfen Allah ın ayetlerini Kur’an dışı bilgilerle değil, Allah ın elçisinin yaptığı gibi topluma, dostlarımıza, yakınlarımıza Kur’an ın diğer ayetlerinden istifade ederek izah etmeye, anlatmaya onlara hatırlatmaya çalışalım, onların düşünmelerine vesile olalım. BİZLERE DÜŞEN AYETLERİ AÇIKLAMAK DEĞİL, YAPILAN YANLIŞLARIN ORTAYA ÇIKMASI ADINA, APAÇIK OLAN AYETLERİ, KUR’AN’ IN TÜM AYETLERİ İLE BAĞLANTI KURARAK ANLAMAYA, ANLATMAYA, DOSTLARIMIZA HATIRLATMAYA ÇALIŞMAK OLMALIDIR. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi O örnek insan ÜMMİYDİ. Daha önce kitap ehline de tabi değildi. Din adına da hiçbir bilgisi yoktu. Din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrendi ve ümmetine ne öğrettiyse, herhangi bir konuda nasıl açıklamalar yaptıysa, Kur’an dan aldığı bilgiler doğrultusun da açıklamalar yaptı. Lütfen Allah ın elçisine verdiği görev, yetki ve sorumluluğu Kur’an dan doğru öğrenelim ve bizleri Altanların tuzağına düşmeyelim. RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali. BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) Diyanet vakfı meali SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali. Ayetleri emin olamayacağımız rivayetlerin etkisinde değil, Allah ın apaçık muhkem ayetlerinde verdiği örneklerin ışığında anlamaya çalışalım. Bunu yapmayıp, Kur’an ile buluşmadığımızda, bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten, asla kurtulamayız. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Hz. Muhammedin ayşe ile 9 yaşında evlendiği ile ilgili hadislere itiraz eden müslümanlar bu ayete ne diyecekler bakalım. Talak suresi 1- Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir. 2- Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahidliği Allah için yapın. İşte Allah'a ve son güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır. 3- Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. 4- Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir. Bilhassa 4 üncü ayete dikkat edin Adet görme yaşını ortalama 10 alırsak demekki 9 yaşındaki kız çocuklarının evliliğine izin veriyor kuran
  3. Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Hicr suresi 87. ayet olacaktır. Bu ayette geçen, MİNEL MESANİ kelimesine öyle anlamlar veriliyor ki, adeta rivayet hadisler olmasaydı bu ayeti anlayamazdık düşüncesi, topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor. Tabi bunca farklı tercümeleri gören toplumda tedirgin oluyor, şüphe içinde kalıyor. Bizlere düşen anlayamadığımız, şüpheye düştüğümüz ayetleri zamana bırakıp, daha sonra bu ayeti rivayetlerin ışığında değil, Kur’an ın ışığında anlamaya çalışmak adına çaba harcamak olmalıdır. İnanın bir gün anlayamadığımız o ayetin ne anlattığını, mutlaka Kur’an ın diğer ayetleri ışığında anlayabileceğimize, yürekten inanmalıyız. Gelelim bahse konu ayetimize. Önce farklı meallerden yazalım. Hicr 87: Andolsun ki biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur'ân'ı verdik. (Bayraktar Bayraklı Hicr 87: Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve büyük Kur’an’ı verdik. (Diyanet meali) Hicr 87: Sana o mesânîden yedi taneyi ve yüce Kur’ân’ı verdik. (Süleymaniye vakfı) Hicr 87: Yemin olsun ki, biz sana ikişerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift manalılardan yedi taneyi ve şu büyük Kur'an'ı verdik. (Yaşar Nuri meali) Önce isterseniz çok tartışan MESANİ kelimesinin lügat anlamlarına bakalım. Mesani, Mesna kelimesinin çoğuludur. Mesna ise lügatta BÜKÜLMEK, KATLANMAK, KIVRILMAK VEYA TEKRAR EDİLEREK İKİLENEN VEYA BAŞKA BİR ŞEY EKLEMEKLE TAKVİYE EDİLEN VEYA ÇEŞİTLENDİRİLEN HERHANGİ BİR ŞEYDİR. İKİŞER, İKİLİ, MÜKERRER, BÜKÜLÜ, ÇİFTELİ, BÜKLÜM, BÜKLÜMLÜ, BÜKLÜM YERİ KAT OLAN, KATLI, KIVRIM, KIVRIMLI, KIVRAK, manalarına gelmektedir. SEBAN MİNEL MESANİ” ifadesi için “TEKRARLANAN YEDİ” yahut “TEKRARLANANLARDAN YEDİ” tercümeleri doğru diyebiliriz şeklinde tercüme ediliyor. Şimdide Hicr 87. ayette geçen minel Mesani kelimesinden ne anlamışlar, bu farklı görüşlere isim vermeden bakalım ki, bizlere fikir versin ama bizler daha sonra bu ayeti, Kur’an ın verdiği bilgiler ışığında, kendimiz anlamaya çaba harcayalım. “Tefsir bilginleri, ayette geçen “tekrarlanan yedi ayet”in, FATİHA SURESİ YAHUT KUR’AN’IN YEDİ UZUN SURESİ OLDUĞUNU SÖYLEMİŞLERDİR.” “1- Yedi. 2- İkişerliler, ikililer. Seb’an mine’l mesânî, “ikililerden veya ikişerlilerden yedi” demektir. Çevirilerde bu tabire, “Fatiha süresi” veya “yedi büyük/uzun sure” anlamı verilmektedir. Bu doğru değildir. AYETTE ZATEN YÜCE KUR’AN ANILMAKTADIR. BU TABİRLE, NEBİMİZE, KUR’AN’LA BİRLİKTE VERİLMİŞ, ŞAHSI İLE İLGİLİ, KENDİSİNİ BAŞARIYA GÖTÜREN NİMETLER KAST EDİLMİŞ OLABİLİR.” “Kur’an da geçtiği şekliyle,“Şu bir gerçek ki biz sana ‘tekrarlanan yedi’yi ve yüce Kuran’ı verdik.” (Hicr 15/87) mealindeki ayette “seb‘an mine’l-meŝânî” ifadesi ve “ALLAH SÖZÜN EN GÜZELİNİ, BİRBİRİYLE UYUMLU VE ‘BIKILMADAN TEKRAR TEKRAR OKUNAN BİR KİTAP’ OLARAK İNDİRDİ.” (Zümer 23) mealindeki ayette kitabın (Kuran-ı Kerîm) sıfatı olarak “meŝânî” kelimesi yer almaktadır." “BU YEDİ ŞEYİN NE OLDUĞU İHTİLÂFLIDIR. Bunların, Hz. peygamber'e, Kur'ân'dan ayrı olarak verilen yedi mucize olduğu da düşünülebilir. Fakat genellikle kabul edildiğine göre bunlar, Fatiha’nın yedi ayetidir” “Hicr suresi 87. ayette tekrarlanan yediliden kast edilen, KUR’AN’DA BİRÇOK NEBİ VE RESUL ANLATILMASINA KARŞIN, BUNLARDAN 7 TANESİ KAVMİYLE BERABER SÜREKLİ TEKRARLANMAKTADIR. Bu Resuller; Nuh, Hud-Ad, Salih-Semud, İbrahim, Lut, Şuayb-Medyen/Eyke ve Musa-Firavun’dur. Toplam 7 Resul ve onlara bağlı olarak helak edilen kavimlerin kıssaları bulunmaktadır.” Ayet ile ilgili daha farklı görüşlerde var. Örneğin Ebcet hesabıyla, bu yedi ayetin, Peygamberimize dünyanın sonu ile ilgili bilgiler verildiğini, söyleyenlere de rastlayabilirsiniz. Tüm bu görüşlerden sonra, sanırım kafanız karıştı. Gelin birlikte bu ayet ile ilgili düşünelim. Önce şunu söylemek isterim, iyi niyetli her düşünceye saygı duyarım. Çünkü herkes kendi düşüncelerinden sorumludur. Bizlere düşen ayeti, emin olamayacağımız bilgiler ışığında değil, Kur’an dan yararlanarak anlamaya çalışmak olmalıdır. Araştırdığınızda bu konuda genel kanının, tekrarlanan yedili ayeti ve Kur’an ı verdik sözlerinden kast edilen yedi ayetin, Fatiha suresi olduğu yönünde. Bu düşünceyi savunmalar ise her gün namazda bolca okuduğumuz, tekrar ettiğimiz fatiha suresi ve bu surenin yedi ayet oluşu örnek gösteriliyor. PEKİ, BU DÜŞÜNCENİN DOĞRU OLDUĞUNA KANIT KUR’AN MI, YOKSA RİVAYET HADİSLER Mİ? Ne yazık ki her zaman olduğu gibi, rivayet edilen hadisler. Araştırıp düşünme gereği duymamışız. Hazır bilgiler kolayımıza gelmiş. Bu fikri savunanlara karşı, şöyle bir cevap verilebilir. Fatiha suresi besmeleyle birlikte 7 ayettir. Ama Maun suresine baktığımızda O sure, besmele hariç bizzat 7 ayet. Bildiğiniz gibi Tevbe suresi hariç, her surenin başında besmele vardır ama diğer surelerdeki besmele, sayılara dâhil edilmemiştir. Ne dersiniz? Kur’an ayetlerinin numaralandırılması konusu da tartışmalıdır. Diyanet fetva kurulunun bilgilerine dayanarak, bu konuda şunları söylemek isterim. “Kur’an-ı Kerim üzerinde noktalama çalışmaları yapılırken, ayetlerin bölünüp numaralandırılmasın da bazı küçük farklılıklar olmuş. Söz gelimi, bazı âlimlerin müstakil ayet olarak belirlediği bir ibare, bazı âlimlerce iki ayet olarak düşünülmüş. Böylece ayetlerin numaralandırılması konusunda, küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır.” Bu bilgiler ışığında şunları söylemek yanlış olmaz sanırım. Hicr suresi 87. ayette geçen, tekrarlanan yedi ayetin fatiha suresi olduğuna inananlar, bu ayeti besmeleyle birlikte sayarak, yediye tamamlamış olamazlar mı? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu durumda tekrarlanan yedi ayetten kasıt, Fatiha suresi olabilir mi? HATIRLAYINIZ CAMİLERİMİZDE TOPLU NAMAZDA, İMAM FATİHAYI SESLİ OKURKEN, BESMELEYLE Mİ BAŞLIYOR, YOKSA İKİNCİ SIRADAN MI BAŞLIYOR? SANIRIM DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN BİR KONU. Bu düşünce ancak zorlama ve rivayetlerin etkisiyle, ayetleri şekillendirerek, Kur’an dan delilsiz bir anlam çıkarmaktan öteye gidemez düşüncesindeyim. Şimdi Hicr suresinin devamındaki ayetleri yazalım ki, konuyu daha iyi anlayabilelim. Hicr 88–89–90–91–92–93: Sakın onlardan bazı sınıflara, verdiğimiz dünya nimetine göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol! De ki: “ŞÜPHESİZ BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM.” “Nitekim biz, bölücülere azabı indirmişizdir.” Onlar, Kur'ân'ı bölüp ayıranlardır. “Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.” (Bayraktar Bayraklı meali) Hicr 87. ayetin devamına baktığımızda, sana MESANİDEN yedi taneyi ve yüce Kur’an ı verdik derken, mesani den kast edilenin, Kur’an ın dışından değil, tam tersine Kur’an ayetlerinden olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü bu ayetten sonra, Allah ın Elçisine söylediklerinden bunu anlıyoruz. Allah bazı insanlara imtihanı gereği, çok daha fazla nimetler verdiğimizde, bu seni tedirgin etmesin, dünya nimetine göz dikme, tüm kullarıma alçak gönüllü ol, ayrım yapma diyor. Devamında ise Allah elçisinin, deki kullarıma diyor; “ŞÜPHESİZ BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM”. Peki, neyle uyarma görevi almıştı? Hicr suresi 87. ayette bahsettiği, KUR’AN İLE. Ayetin devamında Kur’an ın uyarılarını hatırlatıyor ve dinde sakın bölünenler gibi olmayın dediği halde, bölünenleri nasıl cezalandıracağını elçisine hatırlatıyor ve çok önemli bir hatırlatmayı yapıyor, onlar Kur’an ı bölüp parça parça yaptılar diyor. Bunu yapanların cezalandırılacağı ikazını da çok açık bir şekilde yapıyor. Bizler ayette geçen tekrarlanan yedilerden, neyi kast edildiğini doğru anlamak istiyorsak, bu uyarıları mutlaka dikkate almalı ve Kur’an a bakmalıyız, ayetler üzerinde araştırma yaparak, ayette bahsedilenleri anlama çabasında olmalıyız. Allah bizlerin anlayamayacağı, hiçbir şeyi Kur’an da zikretmez. Lütfen unutmayalım, Allah düşün aklını Kullan ve yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, bu imtihanımızı rivayetlere dayandırmak yerine, Kur’an dan delil aramak için çaba harcamalıyız. Bunu yapanın mutlaka Allah, gönül gözlerini açacak ve gerçeklerle buluşturacaktır. BUDA SANIRIM BİZLERİN, SINANMASI VE İMTİHANI OLSA GEREK. Örneğin bu yedi sayısı konusunda Kur’an a baktığımızda, araştırdığımızda bakın neler görebiliriz. “Kur’an’ın beyanına göre Allah gökleri yedi kat olarak düzenlemiş. Hacda kurban kesmeye gücü yetmeyenlerin, hac sırasında üç, döndükten sonra da yedi olmak üzere on gün oruç tutması önerilmiş. Allah yolunda infak edenlerin durumu, kendisinden yedi başak çıkan bir buğday tohumuna benzetilmiş. Cehennemin yedi kapısı olduğu bildirilmiş. Yusuf suresinde sözü edilen melik rüyasında yedi çelimsiz ineği yiyen yedi semiz inek ile kurumuş başakların yanı sıra yedi yeşil başak görmüş ve bu sayılar Hz. Yusuf tarafından yedi bolluk ve yedi kıtlık yılı olarak tevil edilmiş. Yedi kat gökyüzünün Allah’ı tesbih ettiği belirtilmiş. Yine O, yedi kat gökyüzünü iki günde/evrede yaratmış ve kendisini de yedi kat gökyüzünün yaratıcısı olarak tavsif etmiş. Keza Âd kavmini yok etmek üzere kasırgayı yedi gün estirmiş. İnsanoğlunun üzerine yedi sağlam [gök] inşa ettiğini beyan etmiştir…….” Özellikle tekrar etmek istiyorum. Bu konuyu bizler eğer doğru anlamak istiyorsak, asla rivayet ve sanı bilgilerde değil, Kur’an ın içinde aramalıyız. Bunu yaparsak mutlaka doğruyu buluruz. Bu konuda ben yorum yapmak istemiyorum. Nefsi yorumlar yaparak, emin olamayacağımız sözlere inanmaktansa, en doğrunun arayışında olmayı daha doğru buluyorum. Allah bu ayette bizlerin dikkatini çektiği her konuyu itina ile Kur’an dan araştırmalıyız, mutlaka bir gün doğru sonuca ulaşırız. Zümer suresi 23. ayette (MESANİ) aynı kelimeyi kullanarak Allah, ne diyordu hatırlayalım. ” ALLAH, MANA VE LAFIZLARI BİRBİRİYLE UYUMLU VE İKİLİ ANLATIMLI KİTABI, SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR”. Sonuç olarak, bu ayet için şunları söyleyebiliriz. Hicr suresi 87. ayetinde Allah Elçisine, sana Kur’an ı verdik derken, Kur’an ın mahiyetinden bahsederek, KUR’AN IN ÖZÜNDE YATAN ÇOK ÖNEMLİ KONULARI, BİRÇOK KEZ NİCE ÖRNEKLERLE TEKRAR ETTİK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH ETTİK. DİKKAT ÇEKEN YEDİLİ TEKRARLARIMIZDA, VERMEK İSTEDİKLERİMİZİN ÜSTÜNDE DUR VE DÜŞÜN. BU UYARILAR, SENİN GÜCÜMÜZÜ ANLAMANI, GERÇEKLERLE BULUŞMANI SAĞLAYACAKTIR DİYEREK UYARIYOR. Ben bir Müslüman olarak, rivayetlerden uzak, Kur’an ın ışığında bunları anladım. Hatam varsa Rabbim bağışlasın inşallah. Emin olmadığım bilgilerle ayeti anlamaktansa, Kur’an ın ışığında bu sözlerden, ne anladım ve daha neler anlayabilirim diye araştırmanın, daha doğru olacağına inanıyorum. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Bu makalemde, sizlerin düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da sıkça geçen ve Allah ın önemsediği SALÂT konusu üzerinde olacaktır. Bizler ne yazık ki her konuda olduğu gibi, bu konuda da geleneğin, fıkıh inancının öğretisinin etkisinde kalarak, Kur’an ı anlamaya çalışıyoruz ve kendimiz çok fazla araştırma, düşünme gereği duymuyoruz. Bizler salât kelimesini, Farsçadan dilimize geçen ve bizlerin yine Kur’an da bazı ayetlerde tarifi yapılmış, örnekleri verilmiş şekilsel bir ibadet olan, yalnız namaz olarak algılıyoruz. Hâlbuki SALÂT kelimesi yalnız bildiğimiz namaz anlamında değil, onun tamamlayıcı çok önemli unsurları da vardır. Gelin bu konuyu birlikte anlamaya çalışalım. Bakara 3–4: Onlar gayba inanırlar, NAMAZ KILARLAR, KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ MALLARDAN ALLAH YOLUNDA HARCARLAR. Yine onlar, SANA İNDİRİLENE VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İMAN EDERLER; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. (Diyanet vakfı meali) Ayette namaz diye tercüme edilmiş kelime SALÂT tır. Bu ayette salâtı kılarlar değil, salâtı ikame ederler yani gereği gibi yerine getirirler diyor Allah. Bizler ne yazık ki Kur’an da geçen, her salât kelimesini namaz diye tercüme edince, ayette anlatılmak istenenleri de doğru anlayamıyoruz. Peki, ayette bahsedilenler kimler? Allah ın kitabına iman etmiş, batıl ve hurafeden uzak, Allah ın doğru yolunda gidenlerden bahsediliyor. Böyle insanlar SALÂTI gözetirler, gereğini yaparlar ve böylece kendilerine verdiğimiz mallardan, Allah yolunda harcarlar diyor. Devamında da yine SALÂTI gereği gibi yerine getirenlerin özelliklerinden bahsediyor ve diyor ki; Yine onlar sana indirilen Kur an a ve daha önce indirilmiş Allah ın kitaplarını kabul eder ve asla onun dışına çıkmazlar diyerek, SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRENLERİN ÖZELLİKLERİNDEN BAHSEDİYOR VE BU KONUDA AÇIKLAMA YAPIYOR. Ama bizler bu ayette geçen salât kelimesine, yalnız namazı kılarlar dediğimiz zaman, ayette anlatılanları birbirinden ayırıyor ve böylece ALLAH IN İSTEDİĞİ GERÇEK SALÂTIDA YERİNE GETİREMEYİP, BÖLMÜŞ VE PARÇALAMIŞ OLUYORUZ. Bir başka örnek. Bakara 43–44: NAMAZI KILIN, ZEKÂTI VERİN. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. Siz Kitab’ı okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz? (Diyanet meali) Bu ayette de geçen ve namaz diye çevrilmiş kelime, SALÂT. Ama ayette kılın şeklinde değil de, salâtta dikkatli olun, özenle yerine getirin şeklinde geçiyor. Ne yazık ki hep aynı şeyi yapıyoruz ve salâtın O çok geniş anlamını daraltarak ayetlere yazıyor ve tercüme ediyoruz. Genellikle Kur’an da geçen her salâtın yanında zekâtı verirler, infak ederler diye geçer. Hâlbuki ayette Allah özellikle, dikkatimizi çekiyor ve diyor ki bir önceki 42. ayetinde, sakın Hakkı batılla karıştırmayın, hakkı gizlemeyin, devamında da SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI VERİN DİYOR. Demek ki salâtı yalnız bizim kıldığımız namazla sınırlandırmak, ayeti tam olarak anlamamızı engelliyor. Ayetin devamında rükû edenlerle birlikte rükû edin derken de, ALLAH IN GÜCÜNÜ, YÜCELİĞİNİ FARK EDENLER İLE BİRLİKTE ONUN ÖNÜNDE EĞİLİN, ONA GEREKEN SAYGIYI GÖSTERİN DİYOR. Yine ayetin devamında, kitap ehlini uyarıp, gerçeklerle buluştuğunuz halde, ondan uzaklaşıp, batılı ve hurafeyi din edinip, birde bu yanlışları doğru zannedip, karşınızdakileri doğru zannettiğiniz yanlış bilgi ve inançlara mı davet ediyorsunuz diye uyarıyor. BAKIN TÜM BUNLAR, SALÂTIN ÖZÜNDEN SAPANLARIN YAPTIĞI YANLIŞLAR. Ne dersiniz, bizlerde bu ve benzeri yanlışları yapmıyor muyuz? Yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenler, cahiliye toplumu kitap ehlinin yaptığı yanlışları tekrarlayarak, SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMEYENLERDİR. Kur’an ayetleri üzerinde, ne yazık ki bizler bu ve benzeri yanlışları çok yapıyoruz. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bir başka ayete bakalım şimdide. Bakara 153: Ey iman edenler! SABIR VE NAMAZ İLE ALLAH'TAN YARDIM İSTEYİN. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir. (Diyanet vakfı meali) Bu ayette de namaz diye çevrilmiş kelime SALÂT. Aynı ayeti Bayraktar Bayraklı hocamız, bakın nasıl çevirmiş. (SABIR VE DUA İLE YARDIM ELDE ETMEYE ÇALIŞINIZ). Gerçektende çok doğru. Demek ki salât aynı zamanda, Allah a karşı her zaman sabrederek, Yaradan a duada-niyazda bulunmak anlamındadır. Zaten bizlerin namaz kıldığında, yaptığımızda Allah a karşı duamız, ondan yardım istememiz değil midir? Namazda okuduğumuz ayetlerin tamamı dua ayetleridir. Elbette bunu her zaman, her anımızda yapabiliriz. Farklı bir ayete bakalım şimdide. Ankebut 45: (Resulüm!) SANA VAHYEDİLEN KİTAB'I OKU VE NAMAZI KIL. MUHAKKAK Kİ, NAMAZ, HAYÂSIZLIKTAN VE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYAR. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali) Bu ayette namaz diye çevrilmiş SALÂT kelimesine, eğer bizler yalnız namaz deyip geçersek, ayetin bizlere anlatmak istediği salâtı, bir bütün olarak yerine getirmemizi engellemiş oluruz. Hâlbuki bu ayette Allah, SALÂTI GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİR Kİ, HAYATINA GEÇİRDİĞİN SALÂT SENİ HAYÂSIZLIKTAN, FUHUŞTAN, KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN DİYOR. Yani salâtın özü önce Allah ın vahyini doğru almak, ondan sonra onu yaşamak ve çevremize duyurmak olmalıdır. Devamında da salata açıklık getiriyor ve her anımızda, atacağımız tüm adımlarda, Allah ı unutmadan onu anmalıyız, zikretmeliyiz ki kötülüklerden sakınanlım, şeytanın vesvesesinin etkisinde kalmayalım. LÜTFEN UNUTMAYALIM BİZLERİ SAPKINLIKLARDAN KORUYAN ALLAH IN KİTABI KUR’ANDIR., ONUN UYARI VE HÜKÜMLERİDİR. Müddessir 43. ayette de Müsallinlerden değildik şeklinde geçen ayete de, namaz kılanlardan değildik, diye çevrilmektedir ayet. Hâlbuki bu ayette salât kelimesi geçmiyor. Bu ayette anlatılan, Allah ın doğru yolunda gidenlerden değildik, sapmışların batılın yolundan gidiyorduk, şeklinde tercüme edilmesi gerekir. Bu konuda sizlere, salât kelimesini doğru anlayamadığımıza dikkat çekici bir örnek daha vermek istiyorum. Hud suresi 87. ayeti tercüme ederken ayette geçen salât kelimesini, namaz diye tercüme ederek bakın nasıl yazmışlar. Diyanet mealinden alıntı yapıyorum. “Dediler ki: “Ey Şu'ayb! BABALARIMIZIN TAPTIĞINI, YAHUT MALLARIMIZ HAKKINDA DİLEDİĞİMİZİ YAPMAYI TERK ETMEMİZİ, SANA NAMAZIN MI EMREDİYOR” Halbuki bu ayette, çok farklı bir şey anlatıyor. Bayraktar Bayraklı hocamız bu ayette geçen salât kelimesinden, bakın ne anlamış ve nasıl tercüme etmiş.” DEDİLER Kİ: “EY ŞU‘AYB! BABALARIMIZIN TAPTIKLARINI YAHUT MALLARIMIZ HUSUSUNDA DİLEDİĞİMİZİ YAPMAKTAN VAZGEÇMEMİZİ SANA İMANIN/DİNİN Mİ EMREDİYOR? “ Sanırım bu ayette geçen salât kelimesinin, bizlerin bildiği namaz olmadığı, Allah ın kitabının din adına bizlere öğretisi, vahyi, çizdiği yol ve yöntem olduğu çok açık anlaşılıyor. Taha suresi 14. ayetinde de Allah özellikle şöyle bir uyarı yapıyor. "HİÇ ŞÜPHESİZ Kİ BEN, ALLAH’IN TA KENDİSİYİM. İLÂH DİYE BİR ŞEY YOKTUR BENDEN BAŞKA. O HÂLDE BANA KULLUK ET VE BENİ ANMAK İÇİN SALÂTI İKAME ET." Ayette çok açık uyarılan, bizlerin yalnız kendisine kulluk etmemizi ve lütfen dikkat, beni anmak için salâtı yerine getirin diyor. Bunu elbette her zaman yapabiliriz ama vaktini belirlediği, şeklini tarif ederek huzurumda saygıyla dur yani kıyam et, bende başka hiç kimseye boyun eğme, bana rükû et ve yalnız yaratıcın benim, benim önümde secde ederek bağlığını göster diye örneklerini verdiği ve bu yolla, kulluk görevimizin gereği, namazımızı kılmamız gerektiği anlatılmaktadır. ÖZELLİKLE DİKKAT, KULLUK GÖREVİ YANİ BAĞLILIĞIMIZIN GÖSTERGESİNDEN BAHSEDİLİYOR. Bizler salâtı yalnız, gösteriş olsun diye görünüşte kıyam, rükû ve secdeye bağladığımız içindir ki, yalan söyleyen, adaletten uzak, insanlara yardım etmeyen, destek olmayan, kendisinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, yalnız Allah ın kitabına sarılıp, yalnız ondan yardım istemesi gerekirken, batılın ve rivayetin etkisiyle, Kur’an ı yeterli görmeyip, onu detaysız ve gerektiği gibi açıklanmamış bir kitap ilan eden Müslümanlar olduk. SİZCE BİZLER SALÂTI, ALLAH IN İSTEDİĞİ GİBİ YERİNE GETİYOR OLABİLİR MİYİZ? Getiriyor olsaydık, İslam toplumlarında adalet, yardımlaşma, kardeşlik, barış ve Allah ın ipine sarılan batıldan uzak, Müslümanlardan olurduk. Konuyu toplamak gerekirse, Kur’an da salât kelimesi, geniş anlamlarda kullanılmıştır. Yalnız bizlerin namaz dediğimiz şekilsel ritüel değildir. Salât toplum içinde, insanların birbiriyle yardımlaşma anlamında, çok fazla kullanıldığı gibi, Allah a karşı dua etmek, ondan yardım istemek, onu zikretmek ve KUR’AN I ÇEVREMİZE ANLATARAK TEBLİĞ ETMENİN, BİZZAT ONU YAŞAMANIN YANINDA, kıyamda duranlar, rükû ve secde ederek ona saygımızı, bağlılığımızı göstermemiz gereken örneklerini verir. Bahsettiğimiz salâtın yani namazın, vakti belirlenmiş olduğunu ve o vakitlerde bu salâtı, abdest alarak yapmamız gerektiği örneklerini verir. Nisa 43. ayette de, Salâtın şekilsel kısmına yani namaza durmadan önce, kendinizi bilmeyecek kadar sarhoş iseniz, salata/namaza durmayın uyarısını yapar. Ayrıca namaza/salata durmanın şartlarını sayarken de, cünüp olmamamız gerektiğinin bilgisi verilmiştir. Nisa 101. ayette de sefere, ya da yolculuğa çıktığımızda, salâtı/namazı kısaltmanızda sakınca yoktur der. Yani salâtın ölçüsünü, bildiğimiz tabirle rekât sayısını Allah belirlememiş, bizlere bırakmıştır. Hatta kısaltılmış salâtın/namazın örneğini, Allah resulünün üzerinden bizleri bilgilendirir ve savaşta namaz kılarken, peygamberimizin imamlığında kısaltılmış namazın, ilk secde yapıldığında, bittiği örneğini verir. Kur’an her konuda olduğu gibi, kolaylaştırdığı bu ibadeti, ne yazık ki mezheplerin ve fıkıh inancının ilaveleri ile şekillendirildi. Yapılan ilaveleri Kur’an da göremediklerinde de, bakın bunlar ya da şunlar Kur’an da geçmiyor diyerek, Kur’an yetersiz ve detaysız gösterildi. Bu bilgiler olmasaydı, namazımızı bile kılamazdık diyerek, toplum Kur’an a değil, rivayet kaynaklara yönlendirildi. Namaz farklı boyutlara taşındı, amacından saptırıldı. LÜTFEN UNUTMAYALIM NAMAZ, ALLAH İLE BİR OLDUĞUMUZ, ONDAN YARDIM İSTEDİĞİMİZ, ONA SIĞINDIĞIMIZ, ARAMIZDA HİÇ KİMSENİN OLMADIĞI, ONA BAĞLILIĞIMIZI DİLE GETİRDİĞİMİZ, EN ÖZEL ANIMIZDIR. Kur’an ın SALÂT konusunda açıklama yaptığı, detay verdiği bunca bilgilerinden sonra, şunları rahatlıkla söyleyebilirim. SALÂT, Allah ın Kur’an da sıkça geçen ve bizlerin özellikle dikkatimizi çektiği, önemsenen bir konudur. Bizler eğer bu uyarıların tamamını dikkate almak istiyorsak, ayetlerde geçen SALÂTI İKAME EDİN, TİTİZLİKLE YERİNE GETİRİN, HAYATINIZA GEÇİRİN SÖZLERİNDEN ŞUNLARI ANLAMALIYIZ. BİR MÜSLÜMAN ALLAH IN EMRETTİĞİ SALÂTI, GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMEK İSTİYORSA, ÖNCE ONUN ZİKRİNİ, BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK HAYATINA GEÇİRMELİ VE ASLA EMİN OLMADIĞI SÖZLERİN/HADİSLERİN ARDINA DÜŞMEMELİDİR. SALÂTIN OLMAZSA OLMAZI, İNSANLARA YARDIM ETMEK, ZEKÂT VERİP ALLAH IN VERDİĞİ NİMETLERİDEN İNFAK EDEREK, YARDIMLAŞMAYI TEŞVİK ETMEKTİR. YALNIZ ALLAH DAN YARDIM DİLEYİP, YALNIZ ALLAH I ZİKREDEREK, ONA DUA ETMELİ VE ONUN ŞANINI YÜCELTMELİDİR. YİNE KUR’AN DA AÇIKLANIP DETAYI VERİLEN VE BELİRLİ VAKİTLERDE, ALLAH IN HUZURUNDA KIYAMA DURUP, ONUN ÖNÜNDE RÜKÛ EDİP, ONA SECDE EDEREK VE YALNIZ ONDAN YARDIM DİLEYEREK, ONU ZİKREDİP ANMALIYIZ, ONA ŞÜKRANLARIMIZI SUNARAK YARDIM DİLEMELİYİZ. İŞTE ALLAH IN SALÂTI, TÜM BUNLARIN TAMAMIDIR. BU SALÂTI YERİNE GETİREN MÜSLÜMAN, ALLAH IN EN DOĞRU YOLUNDADIR. TÜM BU GERÇEKLERİ EĞER BİRBİRİNDEN AYIRIP, EKSİK YAPIYORDA, GÖSTERİŞ İÇİN BİR KISMINI YERİNE GETİRİYORSAK, ASLA ALLAH IN İSTEDİĞİ KULLAR OLAMAYIZ VE KENDİMİZİ KANDIRMIŞ OLURUZ. TABİ KILDIĞIMIZ NAMAZINDA, KARŞILIĞINI ALAMAYIZ, HAYRINI GÖREMEYİZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Kur’an ın tercümesinin, Kur’an olamayacağına ne yazık ki toplum inandırıldı. Onun içinde genel çoğunluğumuz Allah ın oku emrini, anlamını bilmeden Arapçasından okuyarak yerine getiriyor. Peki, Allah indirdiğim vahyi yani Kur’an ı oku derken, nasıl okumamızı istiyordu bizlerden, burası çok önemli. AÇIKLADIĞIM VE NİCE ÖRNEKLERLE İZAH ETTİĞİM AYETLERİ ANLAYARAK, DÜŞÜNEREK, AKLIMIZI KULLANARAK OKUMAMIZI EMREDİYORDU. Bu durumda Allah ın bu emrini yerine getirmemiz için, anlamını bilmeden okuyabilir miyiz? Elbette hayır. Eğer anlamını bilmeden okuyup geçiyorsak, Allah ın emrini yerine getirmemiş oluruz ki, bu okuma Kur’an okuması olamaz. Anlamadan okuduğumuzda, Allah ın vahyini gereği gibi hayata geçiremeyeceğimiz için, Allah ın Cuma suresi 5. ayetinde Yahudileri uyardığı gibi, sırtına kitaplar yüklenmiş merkebin durumuna düşeriz. KUR’AN I ANLAMADAN OKUMAMIZI İSTEYENLER, BİZLERE ANLATTIKLARI BATIL, YANLIŞ İNANÇLARIN ORTAYA ÇIKMASINDAN KORKANLARDIR. Kur’an kelimesine birçok anlam vermişlerdir ama Kur’an genel anlamda, mucizelerin bir araya getirilip toplandığı, OKUNAN ŞEY anlamındadır. Elbette Allah mucizelerin toplandığı bu Kur’an ı da, nasıl okumamız gerektiğini özellikle birçok ayetlerinde, bizlere izah etmiş hatta dikkatimizi çekmiştir. Kur’an Allah ın bizlere tebliğidir, MESAJIDIR. Bu mesajı doğru anlayabilmemiz için ise mutlaka Allah ın nice örneklerle tekrarladığı, izah ettiği konuları anladığımız dilden okuyup, daha sonrada dikkatle ayetler üzerinde düşünmeliyiz. EĞER BU YOLU SEÇMEYİP, ANLAMINI BİLMEDEN KUR’AN I OKURSAK, İNANIN BİZLER KUR’AN I OKUYOR SAYILMAYIZ. ÇÜNKÜ KUR’AN IN İNDİRİLİŞ AMACINI YERİNE GETİRİP, TEBLİĞİ BİZZAT ALMAMIŞ OLURUZ. İNANCIMIZDAN DA ASLA, HİÇ BİR ZAMAN EMİN OLAMAYIZ. Kur’an ı Kur’an yapan, Arapça oluşu değildir. Kur’an Allah ın tüm kullarına tebliğidir ki bu tebliği mutlaka anlayarak okumalıyız. Allah özellikle vahyi anlamamızı ve üzerinde düşünmemizi istiyor. Çünkü vahyi doğru anlayan asla aldatılamaz. İmamı Azamın dediği gibi; “Kuran kâğıtlar da Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR Ki, KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O KALIPLAR SONRADAN YARATILMIŞ VARLIKLARDIR. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.” Aslında yüzlerce yıl önce, bu sorunun cevabı verilmiş ve hiç kimse tarafından da itiraz edilmemiş. Ama günümüzde sanırım, Allah ile aldatıcılar çok daha fazla mesai yapıyor. Ne yazık ki İslam toplumları, bazı siyasi liderlerin toplumu kendi kontrollerine alabilmek adına, Kur’an ı halkın bizzat okumasına ve tebliği direk kendilerinin almasının önüne geçmişlerdir. Toplum öyle sözlerle korkutulmuştur ki, adeta toplumun Kur’an ı kendi dillerinden okunması engellenmiştir. SEN KUR’AN I ANLAYAMAZSIN, KUR’AN I İLİM YAPMIŞ VELİ İNSANLAR ANLAR. AYETLERİN BİR DEĞİL ONLARCA ANLAMI VAR, SEN BUNUN HANGİSİ OLDUĞUNU NEREDEN BİLECEKSİN, diye toplum ne yazık ki Kur’an dan uzaklaştırılmış ama kendilerinin Kur’an ı anladıklarını iddia ederek, bizlerin diline çevirdikleri kitapları okumamızı istemişlerdir. NE YAZIK Kİ BİZLERE KURULAN BU TUZAK, ÇOK İŞE YARAMIŞ VE BİZLER GÜNÜMÜZDE BU KORKUYLA, KUR’AN I DUVARA ASTIK, GENEL ÇOĞUNLUĞUMUZ ARTIK KUR'AN I ANLAYARAK OKUMUYORUZ. Günümüzde iletişim ve okuma araçları çok gelişti. İmkânlarımız çok fazla. Ama her ne hikmetse, bizlere kurulan tuzağın hala farkında değiliz. Çünkü bizlere anlatılan asılsız sözlerin hala etkisindeyiz. Değerli din kardeşlerim, lütfen şöyle düşünün. Allah bizlere madem bir mesaj, tebliğ gönderdi, neden bizler bunu bizzat tebliğ almıyoruz, ya da almamıza nasıl engeller olabilir? Günümüz de bizlerin imkânları çok daha fazla eskiye göre. Anladığımız dilden okuduğumuzda bakıyoruz ki, sakın benim arama veliler sokmayın, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor Allah bizlere. Daha da açıkça birçok kez de, anlayasınız kimseye muhtaç olmayasınız diye, KUR’AN I YEMİN EDEREK KOLAYLAŞTIRDIĞINI SÖYLÜYOR ALLAH. İyide bizlere tam tersini söylemiyorlar mı? BU DURUMDA KİME İNANACAĞIZ, ALLAH A MI EDİNDİĞİMİZ VELİLERE, ONLARIN KİTAPLARINA MI? Ne dersiniz? İşinde kolayını bulmuşlar apaçık ayet gözümüzün önünde dururken diyorlar ki, bu ayetin ne anlama geldiğini sen anlayamazsın. Lütfen tuzağa düşmeyelim. Allah ın elçisi, cahiliye toplumuna Kur’an ı tebliğ ederken, Kur’an ile yetinmek istemeyen, ataların rivayet inançlarını da din diye yaşamak isteyenlere Allah ne diyordu ayetinde hatırlayalım. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51) “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?” (casiye 6) Sizlere sormak istiyorum, lütfen hiçbir etki altında kalmadan cevap verin. Bu ayetler bizleri ilgilendirmiyor mu? Yalnız kitap ehlini mi ilgilendiriyor? Eğer elbette ilgilendiriyor diyorsanız, lütfen bir kez daha düşünün ve bizler Kur’an yetmez diyerek, batılın peşi sıra gitmeyelim ve bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmeyelim. Bizleri Kur’an dan uzaklaştırmaya çalışan ve Kur’an gerçekleri ile buluşmamızı günümüzde engelleyebilmek için, topluma korku saldıkları bir konu var. Şöyle diyorlar. “MADEM KUR’AN IN TERCÜMESİDE KUR’AN, YÜZLERCE FARKLI TERCÜME EDİLMİŞ MEALLERİN, HANGİSİ KUR’AN O ZAMAN?” Bu sorunun cevabını eğer Kur’an dan hala alamadıysak, gerçektende onlara hak vermemiz kaçınılmaz olacaktır. Ne yazık ki İslam ı bozmak isteyen özellikle YAHUDİ FİTNESİ, İslam toplumlarında yüzlerce tarikat ve cemaatler kurdurmuş ve onlara da farklı farklı Kur’an tercümeleri yapmalarını sağlamış, böylece toplumun kafasında şüpheler uyandırılmıştır. Söyledikleri gibi birçok farklı Kur’an tercümeleri var. Ama çok da doğru tercümelerin olduğunu söylemeliyim. Bu farklı meallere baktığınızda, farklığın neler olduğunu, dikkatle farklı mealleri okuyan hemen anlayacaktır. Özellikle cemaatlerin ve tarikatların etkisiyle tercüme edilmiş meallere baktığınızda, parantez içinde, ayette hiç bahsedilmeyen bir anlamın verildiğini dikkatle Kur’an ı okuyan, araştıran yanlışlığı hemen anlayacaktır. Diyelim ki, Kur’an meallerinin/tercümelerinin hepsinde, bir ya da birkaç tane yanlışlıklar var. SİZLERE SORUYORUM, YÜZDE 95 İNİ ANLADIĞINIZ VE TEBLİĞİ BİZZAT ALDIĞINIZ KUR’AN IN MI SİZE FAYDASI OLUR, YOKSA YÜZDE 100 Ü NÜ ANLAMADAN OKUDUĞUNUZDA MI TEBLİĞİ ALIR, FAYDASI OLUR? Ne dersiniz? Okulda da öğrenciyken, önce bazı konuların bir kısmını anlarız, ama gösterdiğimiz çabayla okuyup araştırdığımız da, daha sonra hepsini anlarız. İşte Allah onun için aklını kullan, ayetler üzerinde düşün ey kulum, çünkü imtihanınız, sorumlu olduğunuz kitap Kur’an dır diyor. Bizler zerre kadar düşünmüş olsak, önce şunu düşünmemiz gerekmez mi? BİZLER İMTİHANIMIZ GEREĞİ, KENDİ İMKÂNLARIMIZLA ÖNCE, ALLAH IN MESAJINI ALABİLDİĞİMİZ, EMİN OLABİLDİĞİMİZ KADARINI ÖNCE KENDİMİZ ALALIM. DAHA SONRADA ÖĞRENDİĞİMİZ, ÜZERİNDE DÜŞÜNEREK EMİN OLDUĞUMUZ BİLGİLER IŞIĞINDA, TAM OLARAK ANLAYAMADIĞIMIZ ŞÜPHELERİMİZİN OLDUĞU AYETLERİ DE, DİĞER AYETLER IŞIĞINDA ARAŞTIRALIM DEMEMİZ, AKLIN VE MANTIĞIN YOLU DEĞİL Mİ? HANGİSİ SİZCE EN SAĞLAM YOLDUR? Bizlerin yaptığı en büyük yanlış, Kur’an ı tebliğ alırken aracı kullanmamızdan kaynaklanıyor. Bizlere ne anlatıldıysa, onu doğru zannediyoruz. Ne yazık ki ben çok daha önceleri, bu yanlışı yapıyordum. Kendim araştırıp anlamaya çalıştığımda, yaptığım bu büyük yanlışın farkına vardım çok şükür. MEĞERSE BİZLERE BAZI KONULARI, ALLAH IN KUR’AN DA EMRETTİĞİNİN, TAM TERSİNİ ALLAH IN EMRİ DİYE ANLATMIŞLAR. SİZCE BU YANLIŞLARLA MI ALLAH IN HUZURUNA GİDERSEK HESAP VEREBİLİRİZ, YOKSA KENDİ ÇABALARIMIZI GÖSTERİP, KUR’AN I ARACISIZ BİZZAT ANLAMAYA ÇALIŞARAK, EN AZ HATAYLA MI ALLAH IN HUZURUNA GİTTİĞİMİZDE YÜZLERİMİZ GÜLER? Karar sizlerin. İmtihan sizin imtihanınız. Allah ın elçisinin görev ve sorumluluğunu lütfen unutmayalım. Allah ın elçisine vermeye çalıştıkları yetkileri dikkatle okuyalım ki, bizleri bu konuda aldatamasınlar. "RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) " Gelelim Allah ın bizlerin Kur’an ı doğru anlayabilmemiz için, önerdiği yol ve yönteme. Çünkü Allah geleceği bilir ve kullarını o yanlışlara düşmememiz için uyarır. Mesajı bizzat aracısız almamızı ister. Çünkü İslam dininde ruhban sınıfı yoktur. Ruhbanlığı yaratan insanların uslanmaz, çıkarlarıyla azdığı nefisleridir. Elbette herkes aynı kapasitede yaratılmamıştır, birbirimize muhtacız, birbirimizden her konuda faydalanmalıyız. ALLAH KULLARINA, KAPASİTESİ ÜSTÜNDE ASLA YÜK YÜKLEMEYECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR. ÖNCE BİZLER TEBLİĞİ, ALLAH IN MESAJINI, BUYRUKLARINI ELİMİZDEN GELDİĞİNCE ARACISIZ ALMAYA ÇALIŞMALIYIZ. KUR’AN IN GENEL FELSEFESİNİ, MANTIĞINI, ADALET ANLAYIŞINI ANLADIĞIMIZ ANDAN İTİBAREN, BAŞKARINDAN ALACAĞIMIZ BİLGİLERLE BİZLERİ ASLA ALDATAMAZLAR. ÇÜNKÜ YANLIŞ BİLGİ ALDIĞIMIZDA, DAHA ÖNCE ÖĞRENDİMİZ VAHİYLE ÇATIŞIR, TERS DÜŞER. Tüm bu bilgilerden sonra, Allah bizlerin Kur’an ı okumaya başlamadan önce ne yapmamızı istiyor. Bunu önce anlamalıyız, eğer bu bilgiyi bizden sakladıysalar, din tacirlerinin, Allah ile aldatıcıların tuzaklarına mutlaka düşeriz. Nahl suresi 98. ayetinde Allah, bizlerin Kur’an ı okumaya başlamadan önce, lütfen burası çok önemli dikkat; O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN, ONUN VESVESESİNDEN, ONUN DAYATTIĞI BATIL VE HURAFE İNANÇLARDAN KURTULUP, SIYRILIP YALNIZ ALLAH A KENDİMİZİ TESLİM ETMELİYİZ, YALNIZ ALLAH A SIĞINMAMIZ GEREKTİĞİ UYARISI YAPILIR. Hâlbuki bizlere bu ayet örnek gösterilip, Kur’an ı okumaya başlamadan önce, EUZÜBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM diye başlayarak Kur’an ı oku, diye öğretmediler mi? Hâlbuki ayette anlatılan, çok ama çok önemli uyarı, ne yazık ki göz ardı edildi, toplumdan gizlendi. Peki, bizler böylemi yapıyoruz? Elbette hayır. Kur’an ı anlayarak kendi dilimizden okurken, daha önce bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgilerin ışığında ayetleri anlamaya çalışıyoruz. Bunu yaptığımız içinde ayetleri doğru anlayamıyoruz. ELBETTE BU YANLIŞ BİLGİLERLE YÜZLERCE MEAL TERCÜME OLACAKTIR. MEALE/TERCÜMEYE KUR’AN DEMEYENLER, ZATEN YÜZLERCE FARKLI ŞEKLİYLE KUR’AN I TOPLUMA ANLATIYORLAR, BU YANLIŞIN DİĞERİNDEN NE FARKI VAR? Bizlere ne öğretilmişti? PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ, FIKIH BİLGİLERİ OLMASAYDI, KUR’AN ANLAŞILMAZDI KAPALI KALIRDI, DEMİYORLARMI? Bu düşüncelerle, bilgilerle Kur’an ın tercümesini istediğimiz kadar okuyalım, asla doğru anlayamayız. BU YANLIŞI YAPARAK KUR’AN I TERCÜME EDENLERDE, AYNI HATAYA DÜŞÜYORLAR VE KUR’AN IN DİĞER AYETLERİNDEN İSTİFADE ETMEK YERİNE, AYETLERİ RİVAYET BİLGİLER IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞIYORLAR. BU DURUMDA YÜZLERCE TERCÜMENİN OLMASI ZATEN KAÇINILMZ OLACAKTIR. AYETLERİ DOĞRU ANLAMAK İSTİYORSAK, KUR'AN I DİĞER AYETLEREN YARDIM ALARAK ANLAMAYA, TERCÜME ETMEYE ÇALIŞMALIYIZ. HATASIZ İNSAN ELBETTE OLMAZ. Değerli din kardeşlerim, Kur’an ın mealinde/tercümesinde istedikleri kadar yanlışlık yapsınlar, inanın zamanla o yanlılıkları fark edeceksiniz. Buna gönülden inanmanızı rica ediyorum sizden. Bunu ben yaşadım. Çünkü Allah bizlerin, yapacağı tüm yanlışlıkları hesap ederek, Kur’an da bizlere yardımcı olmuştur. Dikkat ettiyseniz bazı konular birçok kez, farklı şekillerde ısrarla Kur’an da tekrar ediliyor. Bunun nedeni, bizlere kurulan tuzaklardan kurtulabilmemiz adınadır. ÖRNEĞİN, ALLAH ŞEFAAT YANİ BAĞIŞLANMA, AFFETME TÜMDEN BANA AİTTİR DEDİĞİ HALDE, HALA RESULLERİN, DİN ÂLİMLERİNİN, VELİLERİN, ŞEYHLERİN ŞEFAATÇİ OLDUĞUNU TOPLUMA ISRARLA ANLATIYORLAR. Bu yanlışa kullarım düşmesin diye, birçok kez bu konuyu tekrar etmiş ve bakın ne demiştir. “HİÇ KİMSENİN BAŞKASINA FAYDA VEREMEYECEĞİ, ŞEFAATİN KABUL EDİLMEYECEĞİ, FİDYE ALINMAYACAĞI VE YARDIM YAPILMAYACAĞI BİR GÜNDEN SAKININIZ. (BAKARA 48)” “YOKSA ALLAH'TAN BAŞKA ŞEFAAT EDİCİLER Mİ EDİNDİLER? (ZÜMER 43)” “ZATEN GÜNAHLARI ALLAH'TAN BAŞKA KİM AFFEDEBİLİR? (ALİ İMRAN 135)” Bizlerin Kur’an ı anlayarak okumamızı istememelerinin nedeni, bunca açık gerçekleri fark etmemizi istemedikleri adınadır. Allah Kur’an gerçekleri ile ısrarla buluşmak istemeyen ve batılın peşine düşenin gözlerine perde çeker, kulak ve gönüllerini mühürlerim diyor. Lütfen bu hatalara düşmeyelim. Eğer bu yanlışa düşmezsek, İstedikleri kadar meallerde/tercümelerde yanlışlıklar yapsınlar, topluma yanlış bilgiler aktarsınlar, bunları inanın zamanla bizlerin göstereceği çabaları nispetinde mutlaka fark edeceğiz, buna lütfen inanın. Allah bu konuda bizleri Kur’an a yönlendiriyor ve Kur’an ı anlayabilmek için çaba harcayan kullarına, ayetleri anlamaları adına bakın nasıl bir yardımda bulunacağını bizlere bildiriyor. “BU KUR'AN, İNSANLARIN KALP GÖZLERİNİ AÇACAK IŞIKLARDAN OLUŞUR. GEREĞİNCE İNANAN BİR TOPLUM İÇİN DE BİR KILAVUZ VE BİR RAHMETTİR O. (Casiye 20)” “PEKİ BUNLAR, KUR'AN'IN ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER ÜZERİNDE O KALPLERİN KİLİTLERİ Mİ VAR? (Muhammed 24)” Allah bu ayetlerde de bizlere güç veriyor ve diyor ki, sen imtihanın için var gücünle çalış ve tebliği aracısız batıl ve hurafeden uzak almaya çalış. Senin gönül gözlerini açarak, sana hikmeti bahşederek, Kur’an ı anlamana yardımcı olurum diyor. Allah Kur’an için, FURKAN dır diyor. Anlamı da eğriyi doğrudan ayıran anlamındadır. Böyle bir kitap, nasıl olurda okuyana gereken detaylı bilgiyi veremez. Lütfen edindiğimiz velilere değil, ALLAH A VE KİTABINA GÜVENELİM. Allah açıklamadığı, detay vermediği hatta anlayabilmemiz için yardımcı olmadığı bir rehber, tebliğ, uyarı gönderip bizleri asla sorumlu tutmaz. Lütfen Allah ın adaletini, yanlış inançlarımızla sınamayalım. Araf 174: HAKKA DÖNSÜNLER DİYE, İŞTE AYETLERİ BÖYLECE AYRI AYRI AÇIKLIYORUZ. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Kur'an'daki İlmi / Bilimsel Mucizeler https://www.youtube.com/watch?v=3Nr5626r1lI https://www.youtube.com/watch?v=KPg483PU3eQ https://www.youtube.com/watch?v=jUryn9_7Wos
  7. Kuran'ın gök cisimleri ve hareketleri konusunda,evrenin yapısı ve işleyişi konusunda oldukça yanlış fikirlere sahip olduğu göze çarpmaktadır. -Dünyayı düz sanmaktadır -Göğü/uzayı düz sanmaktadır -Yeryüzünü evrenin en aşağı kısmı sanmaktadır -Dünyanın kendi çevresinde döndüğünü bilmemektedir -Kütleçekimi hakkında yanlış bilgilere sahiptir Biz dünyaya yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik-SAFFAT 6 KURAN Kuran işte bu göğün yerden yükseltildiğini düşünüyor ki bu çok yanlışlıştır.Çünkü yıldızlı gök dünyadan daha önce vardı.Hatta dünya bu yıldızlı uzay boşluğundan çekilen parçalardan oluştu.Bunu bilmediği için,kütle çekimini bilmediği için yıldızlı göğün yeryüzünden yükseltildiğini sanıyor Kuran. Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu-RAHMAN 7 KURAN Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (RAD 2 KURAN) Ve yükseltilmiş tavana and olsun-TUR 5 KURAN Ve göğü nasılda yükseltmişiz-GAŞİYE 18 KURAN Onu yükseltti ve bir tavan gibi yaptı-NAZİAT 28 KURAN Gökleri yarattı direkler olmaksızın...LOKMAN 10 KURAN Tavan düz yada kubbemsi olur.Yuvarlak değildir.Oysa dünya yuvarlak olduğu için gök/uzay dünyanın tavanı olamaz.Olsa olsa dünyayı her bir tarafından sarmalayan bir şey olur.Yani dünyayı düz sanan birinin ifadesidir göğü düz bir tavan olarak sunan ifade. Yıldızlarla dolu bu gök yerden yükseltildiği için,gökyüzünün yere düşmesi tehlikesi vardır Kuranda. Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye . HACC 65 KURAN Göğü nesnel bir tavan olarak düşündüğü için,yeryüzüne düşecek bir şey sanma cehaletine düşüyor Kuran.Tıpkı bir evin tavanının çökmesi gibi. Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü.-NAHL 26 KURAN Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık.ENBİYA 32 KURAN Evreni bir ev gibi düşünen,dünyayı evin düz zemini göğü de evin tavanı zanneden bir yanılgının içindedir Kuran.Gök yazılı bir kağıt gibi düz sanılıyor.O yazılı düz kağıt gibi dürüleceği söyleniyor. Gök o gün yazılı bir kağıt gibi,kitap sayfası gibi dürülecek(enbiya 104 kuran) Dünyayı evrenin en alt kısmı sanarsanız,göğü de dünyadan yükseltilmiş bir yer sanarsanız;göğün yere düşme tehlikesinin olduğu yanılgısına da düşersiniz böylelikle. Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu-RAHMAN 7 KURAN ...Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye . HACC 65 KURAN Görünen o ki düz bir dünyanın üzerinde direksiz yükseltilmiş düz bir gök hayali var kuranda.Ve bu göğün yer üzerine düşme tehlikesi var.Tabi burada gök yukarısı dünyada aşğısı konumunda sanılmaktadır. Oysa uzay bilgisi olan herkes bilir ki; Yukarısı ve aşağısı gibi kavramlar söz konusu değildir uzayda. Dünyayı evrenin en aşağısı zanneden biri için söz konusudur göğün düşme hareketi. (Zaten Arapça Dünya/deni kelimesi edna/en aşağı olan kelimesinden türetilmiştir.Ve en aşağıda olan anlamına gelir.Yani Kuran gök yukarda dünya aşağıdadır diyerek,kendinden öncekilerin dünyayı evrenin en alt zemini sanma yanılgısını sürdürüyor.) Dünyayı evrenin en aşağısı zannettiği için;var olan her şeyin gök ve yer/dünya arasında olduğunu sanıyor. Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. -ENBİYA 16 KURAN Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennet için yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran Suresi-133 kuran) Yer’den kastedilen dünya gezegeni olduğuna göre, dünya da uzayda diğer gök cisimlerinden bir olduğuna göre “gök ile yer kadar” demek anlamsız bir ifadedir. Hatta bu ifadeden yerin en altta, uzayın ise üstte algılandığı anlaşılmaktadır. ################################# Ve Kuran Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmediği için,Güneşin doğup batması olayını Güneşin hareketine yoruyor.Oysa olay sadece dünyanın kendi etrafında dönmesi olayıdır.Bunu bilmeyen Kuran yazarı olayı Güneşin bir yere gidip gelmesi olarak sunuyor. Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı.(BAKARA 258 KURAN) Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran.Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir.Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur.Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır. ################################################ Aslında dünyanın düz olduğunu direk söyleyen ayetlerde vardır Kuran da: Ve yeryüzünü düz yaptı(sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ)-GAŞİYE 20 KURAN Yeri bir döşek kıldık-NEBE 6 KURAN Döşek te 'yuvarlak değil düz bir şey'dir.Üzerine uzanacağınız düz bir zemini ifade eder. Ve yeryüzünü yayıp döşedi-NAZİAT 50 KURAN Ve yeri döşeyip yaydık(medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا)-KAF 7 KURAN Yeryüzünü uzunlamasına yaydık(medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا)-HİCR 19 KURAN Ve yere ve onu düzleyene(tahaha-طَحَاهَا)ŞEMS 6 KURAN (ayette geçen tahaha açıkça düzleştirmek,düz kılmak anlamlarına geldiği halde modern çevirilerde farklı anlamlar verilmeye çalışılıyor.Böylece olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.) İbni Abbas,İbni Kesir ve Celaleyn tefsiri,bu ayetler dünyanın düz oluşunu çok iyi anlatır demişlerdir. ################################ O’dur ki Güneş’i bir ışık yaptı. Ay ise bir nûrdur, ona birtakım konaklar da tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz-YUNUS 5 KURAN Ay’ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor.
  8. Allah Kur’an ı okumaya başlamadan önce, şeytanın vesvesesinden kendimizi kurtarmamızı, kafamızdaki art niyetli ve batıl fikirlerden kurtularak okumamızı ister. Eğer bunu yapmadan okumaya başlarsak, o yanlış bilgilerin etkisiyle, Allah ın ayetlerini doğru anlamamız mümkün olmayacaktır. Bu makalemin konusu, bazı art niyetle Kur’an a bakan, hatta Kur’an a iman etmeyen kişiler tarafından ortaya atılan bir düşünce vardır. “KUR’AN YALIZ ARAPLARA İNDİRİLMİŞTİR, DİĞER TOPLUMLARI BAĞLAMAZ.” Gerçektende böyle olabilir mi, onların söylemlerinden yola çıkarak birlikte düşünelim. Tabi kafamızdaki batıldan ve art niyetli düşünceden kurtularak. Önce şöyle düşünelim, Allah yalnız küçük bir toplumu doğru yola iletecek bir elçi ve kitap gönderir mi? AYRICA GÖNDERDİĞİ KİTAP VE ELÇİDEN NEDEN DİĞER TOPLUMLAR DA İSTİFADE ETMESİN? Yalnız Araplara uyarıcı inmesi, adaletsizlik olmaz mı? Ne dersiniz? Bunu düşünmek akla ve mantığa sığmaz, nedenine gelince. Diyelim ki doğru yoldan sapmış yalnız Arap toplumu, onun içinde Allah yalnız Araplara elçi ve kitap göndermiş ki, doğru yola ulaşsınlar. Bir an düşünelim, ama Kur’an ın indirildiği dönemi unutmadan. Sizce yoldan sapmış Arapların dışında Avrupa, Asya hatta Türk toplumu, çok iyi adaletli ve insanları kardeşçe yaşayan bir toplumuydu? Elbette hayır. Bu durumda Kur’an ın hiçbir ayetine bile bakmasak, bu düşüncenin art niyetli olduğu anlaşılıyor. Hatırlayınız Yahudi ve Hıristiyan toplumunu. Onlara da kitap ve Resul aynı yakın bölgelere gelmişti. Ama onlar bu dini tüm insanlara anlatmak için, nasıl çaba gösterdiklerini biliyoruz. Tabi nasıl yoldan saptırarak, atalarının dini ile harmanlayıp, yaymaya çalıştıklarını da söylememiz gerekir. Bu düşünceyi savunanlar, ayetlerde geçen kelimelere öyle anlamlar veriyorlar ki, Kur’an ın diğer ayetlerine tamamen ters düşüyor. Tıpkı Müslüman toplumlarının içinde, atalarının inancını dine sokmaya çalışanların yaptığı gibi. İbrahim suresi 4. ayette şöyle geçer. “BİZ, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK, KENDİ TOPLUMUNUN DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. “ Kur’an a iman etmedikleri halde, iftira atarak Kur’an yalnız Araplara inmiştir diyenler, bakın ayette kendi toplumunun dilinde ve Arapça gönderdiklerini söylediğine göre, bu Kur’an demek ki yalnız Araplara inmiştir diyorlar. Art niyetle Kur’an a bakanlar, Fussilet 44. ayete baksaydılar, neden Arapça indirdiğini Allah açıklıyordu ve diyordu ki: “Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “ONUN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? BAŞKA DİLDE BİR KİTAP VE ARAP BİR PEYGAMBER ÖYLE Mİ?” Arapça inmesinin nedeni, kitabın indirildiği toplum tarafından iyice anlaşılması için olduğu, apaçık izah ediliyor. Buna benzer birçok ayet vardır Kur’an da. Demek ki Arap olmayan toplumlarda, Kur’an ı kendi dilerinden okumalıdır. Ama art niyetle bir şeye bakarsanız, doğru anlamanızda mümkün olmayacaktır. Yine farklı anlamlar vermeye çalıştıkları ayetlerden örnekler verelim. Rad 7: Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" SEN SADECE BİR UYARICISIN VE HER TOPLULUK İÇİN DOĞRUYU VE İYİYİ GÖSTEREN BİR ÖNDER VARDIR. (Yaşar Nuri meali) Enam 156: "Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. BİZ ONU OKUYUP ARAŞTIRMAKTAN GERÇEKTEN HABERSİZDİK." DEMEYESİNİZ. (Yaşar Nuri meali) Secde 3: Ama onlar, [o hakkı inkâr edenler,] “Onu [Muhammed] uydurdu!” diyorlar. Asla! O, Rabbinden gelen bir hakikat olup SENDEN ÖNCE HİÇBİR UYARICI İLE KARŞILAŞMAMIŞ OLAN [BU] HALKI DOĞRU YOLA GELSİNLER DİYE UYARABİLMEN İÇİNDİR. (Muhammed Esed meali) Bu ve bunlara benzer ayetleri örnek verip, Rad 7. ayette, her toplum için, doğruyu, iyiyi gösteren bir önder vardır diye geçiyor, bu durumda demek ki Kur’an yalnız Araplara inmiştir şeklinde bir bağlantı kuruyorlar. Hâlbuki bu konuya Secde 24. ayette Allah açıklık getiriyor ve Kur’an indirilmeden öncede bakın bizler emrimizle toplumlara onların içinden önderler, yol göstericiler gönderdik diye açıklık getiriyor. Secde 24: Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, ARALARINDAN ONLARI BUYRUĞUMUZLA DOĞRU YOLA GÖTÜREN ÖNDERLER YAPTIK. (Diyanet meali) Bu ayetten de anlaşılıyor ki, Kur’an indirilmeden önce Allah, toplumları kendi içlerinden uyarmış. Dikkat ederseniz geçmişten bahsediliyor. Enam 156. ayette de, Allah kullarının bugün bazı kişilerin söyleyip ve bahaneler uydurduğu gibi, bizler daha önce gönderdiğin kitaptan habersizdik demeyesiniz diye, sizleri haberdar etmek için indirdik diyor. BURADAN DA ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR Kİ, ARAPLAR DAHA ÖNCE İNDİRİLEN KİTAPLARDAN DA SORUMLUYMUŞ Kİ, ALLAH BU ÖRNEĞİ VERİYOR. Enam suresi 19. ayette Elçisinin bakın yalnız Arapları mı uyaracağını söylüyor. “BU KUR'ÂN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. “ Secde suresi 3. ayeti de düşüncelerine kanıt gösterenler, bu ayetin farklı meallerde Kur’an ın diğer ayetlerine ters düşecek şekilde tercüme ettiklerinden, ne yazık ki kanıt gösteriyorlar ve diyorlar ki, Kur’an yalnız Araplara inmiştir. Makalemde Muhammed Esed in tercümesinden yazdığım ayette, “SENDEN ÖNCE HİÇBİR UYARICI İLE KARŞILAŞMAMIŞ OLAN [BU] HALKI DOĞRU YOLA GELSİNLER DİYE UYARABİLMEN İÇİNDİR” Kur’an ı göndermemize sebep diyerek, Kur’an ın aslında yalnız Araplar için değil, batıl ve hurafe ilave edilmemiş arı, duru, saf Allah ın kitabı ile buluşmayanlarla, Kur’an ı buluşturma görevi veriyor elçisine. Allah ın elçisinin ümmi olduğunu ve dinlerini batıl ile bozmuş, hiçbir ehli kitaba tabi olmadığı gerçeğini de lütfen unutmayalım. Bu ayet ne yazık ki şöyle de tercüme ediliyor. “HAYIR, O, KENDİLERİNE SENDEN ÖNCE HİÇBİR UYARICI GELMEMİŞ OLAN BİR KAVMİ UYARMAN İÇİN, DOĞRU YOLU BULSUNLAR DİYE, RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ GERÇEKTİR. Ne yazık ki eğer dikkatli olmazsak, bizleri kendi yaptığımız yanlışlarla, şüpheye düşürenler olacaktır. Buna benzer yanlış tercümeler, bazı ayetlerde ne yazık ki yapılıyor. Hâlbuki Allah bakın ne diyor ayetinde, geçmiş toplumlara gönderdiği elçiler hakkında. Fatır 24: Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. HİÇBİR ÜMMET YOKTUR Kİ, ARALARINDA BİR UYARICI GELİP GEÇMİŞ OLMASIN. (Diyanet meali) Demek ki Allah geçmiş toplumların, hepsine uyarıcı göndermiş. Çünkü çok açık, hiçbir ümmet yoktur ki, aralarından bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın diyor. Lütfen hatırlayınız, Allah Ahzab 40. ayetinde bakın ne diyor. Ahzab 40: Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. FAKAT O, ALLAH’IN RESULÜ VE NEBİLERİN SONUNCUSUDUR. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) O Allah ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur. Yalnız bu ayet bile sorumuzun cevabını veriyor. Demek ki Kur’an yalnız Araplara değil, tüm insanlığa tüm âleme inmiştir. Çünkü başka nebi gelmeyecektir. Bazı art niyetle Kur’an a bakanlar, batıl inançlarını yaşamak isteyenler, tıpkı Kur’an yalnız Araplara inmiştir diyenler gibi, Nebilerin sonuncusu diyor Resullerin değil, Nebi gelmeyecek ama Resul gelecek diyebiliyorlar. Nebi makamın adıdır Resul ise tebliğ görevini yaptığında aldığı görevidir. Onun içindir ki, Kur’an ın hiçbir ayetinde Nebiye uyun demez. Resule uyun der. Çünkü Resul Allah ın vahyini tebliğ ediyor da ondan. Kur’an ın ve Allah ın gönderdiği Resulünün en son olarak TÜM İNSANLIĞA GÖNDERİLDİĞİNİ, art niyetli olmayan her insan şu ayetinden zaten anlayacaktır. Enbiya 107: (Resulüm!) BİZ SENİ ÂLEMLERE ANCAK RAHMET OLARAK GÖNDERDİK. (Diyanet vakfı) Bakın ayette Allah, elçisini yalnız Araplara uyarıcı, Rahmet olarak gönderdim demiyor. ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİM DİYOR. Âlem kelimesinin birçok anlamı var. Tüm insanlara, tüm toplumlara, evrene lider, bayrak, bilinmesi gerekenleri öğreten olarak gönderildiğini açıkça bildiriyor. BUNCA AÇIK BİR AYET VARKEN, NASIL OLURDA KUR’AN YALNIZ ARAPLARA İNMİŞTİR DERİZ? BUNU SÖYLEYENLER, ANCAK KENDİLERİNİ KANDIRANLARDIR. Sizlere birkaç örnek daha vermek istiyorum. Bu örnekleri sizler Kur’an dan araştırıp, çoğalta bilirsiniz. Bakara 2: Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLAR İÇİN YOL GÖSTERİCİDİR. (Diyanet meali) Yunus 57: EY İNSANLAR! Rabbinizden size bir öğüt, sinelerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. (Bayraktar Bayraklı) İbrahim 52: BU KUR’AN; KENDİSİYLE UYARILSINLAR, ALLAH’IN ANCAK TEK İLÂH OLDUĞUNU BİLSİNLER VE AKIL SAHİPLERİ DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNSANLARA BİR BİLDİRİDİR. (Diyanet meali) Yunus 37: Bu Kur’an, başkası tarafından uydurulup Allah’a mal edilmiş değildir. AKSİNE ÖNCEKİ KİTAPLARI KENDİNDE OLANLA DOĞRULAYAN, O KİTAPLARI AÇIKLAYAN, İÇİNDE ŞÜPHEYE YER OLMAYAN ve varlıkların Rabbi tarafından indirilmiş olan kitaptır. (Süleymaniye vakfı meali) Bakara 4: HEM SANA VAHYEDİLENE, HEM DE SENDEN ÖNCE VAHYEDİLENE İNANANLARDIR ONLAR. Âhireti gereğince kavrayıp anlayanlar da onlardır. (Yaşar Nuri meali) Bakın Allah çok açık bir şekilde tüm insanlara, tüm kullarına hitap ediyor. Yalnız Araplara değil. Allah a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir diyor. Ey insanlar diyerek tüm insanlara sizlere öğüt, şifa, hidayet ve rahmet gelmiştir uyarısını yapıyor. Tüm akıl sahiplerinin düşünüp öğüt alacakları bir kitap olduğundan açıkça bahsediyor ve Yunus 37. ayetinde, daha önceki kitaplardan bahsederek, onlardan farklı olmadığını, onları doğruladığını, hatta onları açıklayıp izah ettiğinden bahsediyor. Bakara 4. ayette de, Allah katından indirilen tüm kitaplardan, tüm insanların sorumlu olduğu açıklamasını, çok net yapıyor. BU DEMEKTİR Kİ, ALLAH IN GÖNDERDİĞİ TÜM KİTAPLAR, BİR ZİNCİRİN HALKASIDIR VE EN SON GÖNDERİLEN KUR’AN DANDA TÜM İNSANLIK SORUMLUDUR. ARZU EDEN İNANIR, ARZU ETMEYEN BENİ İLGİLENDİRMİYOR DER. İMTİHAN İŞTE BÖYLE BİRŞEY. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Bizler iman ettiğimiz Kur’an a, öyle yanlış yol ve yöntemlerle inanıyoruz ki, yaşadığımız İslam a akıl, mantık Kur’an onay vermiyor. Peki, bu yanlış yolu izlememize en büyük etken nedir sizce? Bizlerin Kur’an ın yanında inandığımız ve olmazsa olmaz dediğimiz, doğruluğundan asla emin olamadığımız ve Peygamberimize ait olduğu rivayet edilen hadislere kuşku duymadan, Kur’an ın onayını almadan inanmamız, bizlerin kafasını karıştırıyor ve Kur’an ı doğru anlamamızı engelliyor. YANİ HAKKA BATIL KARIŞTIRMAMIZ, BİZLERİN KUR’AN I ANLAMAMIZA ENGEL OLUYOR. Böylece Kur’an a şirk koştuğumuzun da farkında olamıyoruz. Hâlbuki Kur’an da elçisinin, yalnız Kur’an a uyduğu ve bizleri yalnız Kur’an ile uyardığı birçok ayetinde açıklanmıştı. Bizlerin Kur’an ı anlamadan okumamız, Allah ın kitabı ile bağımızı kesiyor. Böylece Allah ın ayetlerinden habersiz kalmamız, rivayet edilen hadisleri sorgulamamızı da engelliyor. ÖYLE YANLIŞ SÖYLEMLERE İNANDIRILMIŞIZ Kİ, KUR’AN IN EMRETTİKLERİNİN TAM TERSİNİ, ALLAH IN EMRİ DİYE YAŞADIĞIMIZIN FAKINDA BİLE OLAMIYORUZ. Bazı arkadaşlar yazılarımda, Kur’an ı Allah yemin ederek kolaylaştırdığını söylüyor ve hiçbir eksik bırakmadığı konusunda da açıklama yapıyor, onun için gelin Kur’an ı önce anlayarak bizzat kendimiz okuyalım, ayetler üzerinde düşünelim. Daha sonra tüm bilgilerden faydalanalım dediğimde, bana çok düşündürücü ve inandıkları batılı yaşayabilmek adına, savunmaya geçtikleri şu sözleri söylüyorlar. “HALUK BEY, SİZ KUR’AN IN MUHKEM AYETLERİNİ ANLAMAK KOLAYDIR, KUR’AN AÇIKTIR HER BİLGİ VARDIR DİYORSUNUZ AMA SAYFALARCA YAZILAR YAZIP, AYETLERİ AÇIKLIYORSUNUZ. SİZ AÇIKLIYORSUNUZDA, NEDEN PEYGAMBERİMİZ VE DİN ÂLİMLERİ AÇIKLAMASIN?” Evet, aynen birçok kez bana bu sözleri söyleyen arkadaşlarım var. Hâlbuki ben hiçbir makalemde, ayeti açıkladığımı söylemedim. Benim ne haddime, Allah ın nice örneklerle açıkladım, ayetleri açıklamak bize düşer ve anlayasınız diye kolaylaştırdım dediği ayetleri, ben nasıl açıklama saygısızlığını yaparım. BENİM YAPTIĞIM, BİZLERE DİN DİYE ANLATILAN SÖZLERİN/HADİSLERİN, DAYATTIKLARI ATALARININ İNANÇLARININ, GELENEKLERİN KUR’AN İLE TABAN TABANA NASIL ZIT OLDUĞUNU, TOPLUMA AYETLERLE ÖRNEKLER VERMEYE ÇALIŞMAKTAN, ALLAH IN AYETLERİNİ HATIRLATMAKTAN BAŞKA HİÇBİR ÇABAM, AMACIM YOKTUR. Kur’an dan bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlerini açıkladığını, nice örneklerle izah ettiğini, kolaylaştırdığını söyleyen ben değilim, YÜCE RABBİMİZ TÜM BUNLARI KUR’AN DA SÖYLÜYOR. Kur’an ı Kolaylaştırıp, açıklayıp, detaylandırma nedenini Hud suresi 1 ve 2. ayetinde, çok net bildiriyor ve özet olarak diyor ki; “ALLAH KATINDAN İNDİRİLEN KUR’AN, ALLAH DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYESİNİZ DİYE, MUHKEM KILINMIŞ, GÜÇLENDİRİLMİŞ VE AYETLERİ AYRI AYRI AÇIKLANMIŞTIR.” Kur’an ın eksiksiz, anlaşılır, kolaylaştırılmış olduğunu açıkça bildiren Allah ın ayetlerine inanmayıp, hala birilerinin ayetleri açıklaması gerektiğine inatla inananlar, KUR’AN IN AYETLERİNE İMAN ETMİYOR DEMEKTİR, HATIRLATMAK İSTERİM. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye Kur’an ı kolaylaştırıp, detaylandırdım diyecek, bunca açık Allah ın hükümlerine inatla, hayır açık ve anlaşılır değildir, Kur’an da her bilgi yoktur, herkes Kur’an ı anlayamaz diyenlere inanacağız öylemi? BU SAYGISIZLIĞI, ALLAH IN KİTABINA NASIL YAPARIZ? AKLIMIZI MI YİTİRDİK YOKSA? Aklı başında, okuma yazma bilen her insan, Allah ın önerdiği yol ve yöntemi Kur’an üzerinde uygularsa, O Müslüman mutlaka Kur’an ı anlayacaktır. Bunu söyleyen Kur’an ın bizzat kendisidir. Kimim ya da kimlerin önerisine uyacağı, elbette sizlerin kararı. Gelin Kur’an ı nasıl okumalıyız, bu konudaki Allah ın tavsiyelerine bakalım. Nahl suresi 98. ayetinde Allah, Kur’an okumaya başlamadan önce, şeytanın vesvese verdiği, rivayet ve sanı sözlerin, batıl inançların dayatmalarından önce uzaklaş ve yalnız Allah a sığın ki, Kur’an dan nasiplenebilesin uyarısını yapıyor. Eğer bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgilerin etkisinde isek, O bilgilerle Kur’an ı anlamaya çalışıyorsak, ayetleri doğru anlamamız asla mümkün olmayacaktır. YANİ KUR’AN I ANLAMAYA ÇALIŞMADAN ÖNCE, KAFANIZDAKİ O YANLIŞ BİLGİLERİ ALLAH, KAFANIZDAN ATIN DİYOR. Günümüzde bizler bu ayeti hayatımıza geçirmediğimiz içindir ki, Kur’an ın nurundan da istifa edemiyoruz, ayetleri anlayamıyoruz. BUNUN SUÇUNUDA KUR’AN A ATIYORUZ, KUR’AN I HERKES ANLAYAMZ DİYORUZ. HÂLBUKİ SUÇLU BİZLERİZ. Çünkü ne diye inanıyoruz? RİVAYET HADİLER OLMASAYDI, AYETLER KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. Yani ayetleri Allah ın, nice örneklerle açıkladık dediği bilgiler ışında değil, emin olamayacağımız sözlerle ayetleri anlamaya çalışıyoruz. Böyle olunca da doğru anlayamıyor, farklı farklı anlıyoruz. ÇÜNKÜ KUR’AN IN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMİYORUZ, HAKKA BATIL KARIŞTIRIYORUZ. Kur’an ı nasıl okumamız gerektiği konusunda, Müzzemmil 4. ayetinde bizleri bilgilendirir Kur’an ve tertil üzere, yani ı YAVAŞ YAVAŞ okunmasını ister bizlerden. Bunun nedeni de ayetlerin üzerinde düşünmek ve anlatılmak isteneni idrak edebilmek içindir. Aynı uyarıyı İsra 106. ayetinde de yaparak, ayetleri SİNDİRE SİNDİRE okunması gerektiğini bildirir. Yine Kur’an ayetleri üzerinde, MUTLAKA DÜŞÜNMEMİZ GEREKTİĞİ UYARISINI YAPAR. Çünkü Kur’an bizlere tebliğdir, uyarıdır, yol gösterici mesaj dır. Bu uyarıların, mesajın mahiyetini, özünü ancak düşünerek, anlayarak okuduğumuzda anlayabiliriz. Anlamını bilmeden makamla, kulağa hoş gelen bir sesle okuyarak, Kur’an dan istifade edemeyiz. ALLAH, KUR’AN SİZLERE YOL GÖSTERİCİ BİR IŞIKTIR, NURDUR DİYORSA, ALLAH KATINDAN GELEN BU IŞIK, NUR, ZİKİR OKUNDUĞUNDA, HER AKLI BAŞINDA MÜSLÜMANIN ANLAYAMAYACAĞINI SÖYLEYENLER, KENDİLERİNİ ŞEYTANIN VESVESESİNDEN KURTARIP, ALLAH A TESLİM OLAMAYANLARDIR. Bizler Kur’an ı düşünerek okuyamıyoruz, çünkü anladığımız dilden okumuyoruz da ondan. Bu durumda ayetleri elbette anlayamayız. Birileri ne söylerse, doğru diye inanmak zorunda kalırız ama asla emin olamayız. BÖYLE BİR İMTİHAN SONUCUNDAN, NASIL OLURDA EMİN OLURUZ? Çünkü Allah, SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, KUR’AN DAN İMTİHAN EDECEĞİM HÜKMÜNÜ VERMİŞTİR. Aklı başında hiçbir insan, Allah ın Kur’an dan sorumlu tutuyorum hükmünü tebliğ aldıktan sonra, BEN KUR’AN IN MUHKEM AYETLERİNİ ANLAYAMAM, İNANCIMI YAŞAYABİLMEK İÇİN HER BİLGİ KUR’AN DA YOK DİYEMEZ. Eğer diyorsa, Allah ın adaletini sınıyor ve onun rehberine, nuruna en büyük saygısızlığı yapıyor demektir. Din tacirleri dinden nemalanan simsarlar, Kur’an doğru olarak Türkçe ye çevrilemez diyerek, toplumu korkutmuş ve tedirgin etmişlerdir. İlginçtir ayetleri açıklıyor dedikleri hadislerinde, orijinali Arapçadır. Ama aynı saygısızlığı o hadislere göstermezler. Allah, başka dile tam çevrilemeyen bir yol gösterici rehber gönderip, daha sonra sizce tüm kullarını Kur’an dan sorumlu tutar mı? Bu saygısızlığı yapanların, mahşer günü yüzleri simsiyah olacak ve kaçacak yer arayacaklardır. Madem Allah Kur’an ı yemin ederek, kolaylaştırdığını söylüyor ve Kur’an dan hesaba çekeceğini bildiriyor, bizlerin düşünerek anladığımız dilden Kur’an ı okuduğumuzda, HER İNSANIN ÇABASI VE KAPASİTESİ ÖLÇÜSÜNCE KUR’AN I ANLAYACAĞI ÇOK AÇIKTIR. Din simsarlarının, din tacirlerinin, ayetleri yalnız kendilerinin anlayacağını iddia eden ruhbanların, lütfen oyunlarına gelmeyelim. İmtihanımız gereği, elimize anladığımız dilden Kur’an ı alalım ve onu bir öğrenci misali anlayabilmek adına, Allah ın önerdiği yol ve yöntemle çaba gösterip, anlamaya çalışalım. Daha sonra her kitabı okuyalım araştıralım. Böyle yaptığımız zaman bizleri hiç kimse Allah ile aldatamaz. Bakın Allah nasıl uyarıyor. “HÂLÂ KUR’AN’I DÜŞÜNÜP, ANLAMAYA ÇALIŞMIYORLAR MI? (Nisa 82)” Demek ki anlayarak okuyup düşünen, Allah ın nurunu mutlaka anlayacaktır. Bizler bu gerçekleri göz ardı edip, hala akılla İslam yaşanmaz, ayetleri herkes anlayamaz diyorsak, Allah ın Yunus suresi 100. ayetteki hükmü bizler için gerçekleşmiş demektir. ”ALLAH, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR.” Enbiya 10. ayetinde Allah, “SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR.” Diyor da, bizler hala bunun tersini yaşıyorsak, Kur’an a iman etmiyoruz demektir. Bunlara inananlar, Kur’an dan istifade etme yolunu bulamamış, batıl ve şeytanın vesvesesinden kurtulamamışlar demektir. Kur’an ı gereği gibi okuma ve anlayabilme şartlarını yerine getirdiğimizde, işte o zaman her şeyin çok daha farklı olduğunu göreceğiz. Çünkü Allah beşerin uydurmalarına değil, Kur’an a güvenenleri, yani Kur’an ı anlamak adına çaba harcayanları, Enam suresi 104. ayetinde bilgilendiriyor ve RABBİNİZDEN SİZLERE GÖNÜL GÖZÜ, yani anlama, kavrama kabiliyeti gelmiştir, KİM KUR’AN GÖZLÜĞÜYLE GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDERSE, YANİ KENDİSİNE BAŞKA GÖZLÜKLER EDİNİRSE, KENDİ ZARARINA DİYOR. Allah ın apaçık bu uyarı ayetlerini, hala görmezden gelip, üstlerini örtenlere tavsiyem, LÜTFEN ALLAH IN GÖZLÜĞÜNÜ TAKMALARI YÖNÜNDE OLACAKTIR. TAKTIKLARI BEŞERİ RİVAYET GÖZLÜKLERİYLE, ASLA ALLAH IN KUR’AN GERÇEKLERİNİ GÖRMELERİ, MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. Bu makalemin konusu, Kur’an da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini görürsünüz, farklı değişik örnekler vererek. İslam düşmanları bunu tenkit ederek, bu kitap Allah katından gelmiş olamaz, sürekli tekrarlarla dolu şeklinde tenkitlerini duyarsınız. Sizce bu tekrarların sebebi ne olabilir? Bu konuda elbette birçok şey söyleyebilirsiniz ama unutmamamız gereken en önemli konunun, Kur’an ın yazılı ve tek seferde inmeyip, 23 yılda yavaş yavaş indiği gerçeğidir. Onun içindir ki, Kur’an ayetlerinde tekrarların sürekli yapılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, önceki indirilen ayetlerin tekrar hatırlatılması, unutulmaması ve özellikle konuyu daha dikkatli bir şekilde vurgulamak adınadır. TEKRAR BİR EĞİTİM ŞEKLİDİR. BU EĞİTİM ŞEKLİ HER SEVİYEDEKİ İNSANIN, KUR’AN I RAHATLIKLA ANLAMASINI, UNUTMAMASINI, KONUYU PEKİŞTİRMESİNİ SAĞLAR. Özellikle tekrarlayarak bir konuyu anlatmak, çalışmak, eğitimde çok kullanılır. Kur’an da bu eğitim şeklini özellikle kullanıyor ve Allah ın dikkatimizi çekmemizi istediği konuları, sürekli Kur’an da tekrar ediyor, böylece gündemde tutuyor. Bunun nedenini de bakın ayetlerde nasıl açıklıyor. İsra 89: Andolsun, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali) Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ ÖNCE SAĞLAM KILINMIŞ, SONRA DA DETAYLANDIRILIP AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, «Sen ders almışsın» desinler de, biz de anlayan toplum için Kur'an'ı iyice açıklayalım.(Diyanet vakfı meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah bir konuyu tek bir ayette anlatıp geçmiyor. Daha iyi anlaşılması için, zamana yayıyor ve farklı konularda, farklı örneklerle aynı konuyu işliyor, tekrar ediyor ki, bizler daha iyi anlayalım. Zümer suresi 23. ayetinde de Allah, bu konuda şöyle söylüyor "ALLAH, AYETLERİ BİRBİRİNE BENZEYEN VE YER YER TEKRAR EDEN KİTAP'I SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR." Onun için de Allah ayetinde, her türlü misali, değişik şekillerde verdik, yani tekrar ettik diyor. Hud suresi 1. ayetinde de aslında sorumuza ışık tutuyor ve diyor ki, Allah tarafından ayetler önce sağlam kılınmış, yani bizler için en doğru hüküm verilmiş, daha sonraki ayetlerde de bu hükümler tekrar edilerek en ince detayına kadar açıklanmış, genişçe izah edilmiştir diyor. Buradan da şunu rahatlıkla anlayabiliriz. Allah bir konuyu özellikle tekrar ediyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar, ayetlerde bir kelimeye farklı anlamlar vererek, aslında Allah bu ayette bu kelimeyle şunu kast ediyor diyerek, farklı bir anlam vermeye çalışanlar olursa, onların dine ilave etmeye çalıştığı, Allah ın koymadığı bir hükmü hemen fark edelim ve anlayalım. BURADAN ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ, ALLAH HÜKMÜNÜ DOLAYLI VERMEZ, AÇIKÇA AYETLERİN GENELİNE SAYARAK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDER, AÇIKLAR. Bu konu ile ilgili bir başka örnek vermeden önce, sizlere bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Sizlerde karşılaşmışsınızdır, İslam ve Kur’an düşmanları tarafından, Kur’an ın farklı Mushaflarının olduğu İslam toplumunda şüphe uyandırmak için söylenir ve Müslümanlar, KUR’AN IN BİR HARFİ BİLE DEĞİŞMEMİŞTİR dedikleri halde, orijinalinde farklı Kur’an ların olduğu örnekleri verilir. Söyledikleri aslında doğrudur. Müslüman âlemi öyle bölünmüştür ki, ne yazık ki okudukları Kur’an da bile ayetlerde kelimelerin ya da harflerinin, RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİYLE YA DA ART NİYETLİ KİŞİLER TARAFINDAN, farklı yazılmış olanlarını görebilirsiniz. Yine fitne sokucular, şüphe yaratmak adına, Kur’an da Allah, KİTABI BEN KORUYORUM dediği halde bu farklılığın, Kur’an ın Allah kelamı olmadığını gösterir, şeklindeki tezlerinden etkilenen Müslümanların olması kaçınılmazdır. Tabi Kur’an ı dikkatle okumayıp, batılın ve hurafenin etkisinde kalmışsanız, bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. Yine fitne sokucular, Müslümanlar Kur’an değişmemiştir diyorlar ama Tevrat ve İncil de Allah kelamı, neden onların değiştiğine inanıyorlar diyerek, toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Allah yeni bir kitap göndermeden, bir önceki kitabı koruması altından çıkarmaz. Hatta Kur’an indirilirken, birçok konunun hala kitap ehlinin, ellerindeki kitapta yazılı olduğu uyarısının örneğini Kur’an verir. Daha sonrada hükmü kalkan bir kitabın korunmasının mantığı olamayacağından Allah, yalnız Kur’an ı koruması altına aldığını açıkça bildiriyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’ANDAN SORUMLU TUTUYORUM. Bu dünyada da bizleri yönetenler, yeni bir kanun çıkardıklarında, eski kanun hükümsüz olduğu için, anayasa kitabından çıkartılır. Allah ın Kur’an ayetlerinde birçok konuyu, farklı ayetlerde farklı konularda özellikle tekrar etmesinin en önemli nedenlerinden birisi de, Allah ın geleceği biliyor olması ve Kur’an üzerinde şüpheler yaratmaya çalışanların oyununu bozmak adınadır. Ayetlerde geçen kelimelerin, anlamları ile oynanması ya da ilave edilip çıkartanların oyununu bozmak adına, aynı konular birçok kez diğer ayetlerde tekrar edilmiştir. Bir ayette geçen bir kelime ya da hüküm, eğer Kur’an ın başka bir ayetinde farklı geçiyor ve izah ediliyorsa, art niyetli kişilerin ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynaması, ya da kendilerince ayetler ilave etmesinin hiçbir hükmü olmayacak, bu yalan iftiralar hemen fark edilecektir. TABİ DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN BUNU ANLAYACAKTIR. Kur’an ayetlerindeki tekrarların önemini fark edebilmek için, yine Kur’an da Allah ın uyarılarına dikkat ederek Kur’an ı okursak, asla art niyetli insanların oyununa gelmeyiz. Allah birçok ayetinde, bizlerin Kur’an ı okurken, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer bizler düşünmeden okur geçersek, bizleri Allah ile aldatanların, dinimize nifak sokanların tuzağına kolaylıkla düşeriz. Eğer düşünerek dikkatli bir şekilde okursak, Allah ın birçok ayetinde verdiği hükmü, bir başka ayetinde bunun tersini söylemeyeceğini bildiğimiz için, bizlere yapılan tuzağı fark edecek ve böylece ALLAH IN KORUMASINDAKİ BU MUCİZE KUR’AN DAN İSTİFADE EDEBİLECEĞİZ. KUR’AN DAKİ KONULARIN TEKRARININ EN ÖNEMLİ FAYDASI, ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEMEMİZ ADINA, ALLAH IN AKLINI KULLANAN HALİS KULLARINA, SUNDUĞU BİR NİMETTİR. Kur’an ın bir harfinin, ya da bazı kelimelerin anlamlarının değiştirilme çabaları, tüm Kur'an Mushaflarının değiştirildiği anlamına gelmez. Değiştirme çabalarını görüyoruz ve şahit oluyoruz. Ama bu çabalar boşa gidiyor. Kur'an bütünlüğünde, Kur’an ın hükümlerinin yani mana ve anlamının asla değiştirilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Allah, bu art niyetli kişiler amaçlarına ulaşmasınlar diye, aynı konuyu başka ayetlerde tekrar etmiştir. İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ayetleri konusundaki düşüncesini bakın nasıl söylüyor. “Kur’an kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir MANADIR.” Din düşmanlarının, Allah ın kitabını değiştirme çabaları hep oldu ve olacakta. Allah Nahl 98. ayetinde, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH A SIĞIN DER. Bunun anlamı, bizlerin Kur’an ı anlayabilmesi için, önce kafamızdaki bizlere öğretilen şeytanın dayattığı batıldan kurtularak, Kur’an ı okumamız gerektiğini Allah söylüyor. Eğer bunu yapmazda batıl ve yanlış ataların inancının etkisiyle Kur’an ı okursak, İslam düşmanlarının Kur’an a bizzat yaptığı ilavelerin asla farkına varamayız. İster kelimelerin anlamlarını değiştirsinler, Kur’an ı tercüme ederken ilaveler yapsınlar, isterse ayetlerin orijinaline ilaveler yapsınlar hiç önemli değil. Allah ın önerdiği yolu ve yöntemi kullanarak Kur’an ı okursak, Allah ın O müthiş anlatım şekliyle, yaptığı tekrarlarla, bizleri uyaracak, dikkatimizi çekecek ve fitnelerin aldatmacalarını hemen fark edeceğiz. ALLAH IN KUR’AN I KORUMASINI, BU MANTIKLA ANLAMALIYIZ. ALLAH KUR’AN I KORUMUŞ, AMA SEN O KORUNAN AYETLERİ FARK EDEBİLMEK İÇİN, MUTLAKA AKLINI KULLANMAN, DÜŞÜNMEN VE AYETLER ARASINDA BİR BAĞ KURMAN GEREKİYOR. EĞER AKLINI BİR KENARA KOYUP BİRİLERİNE TABİ OLDUYSAN, ALLAH IN YOLUNDA YÜRÜMEN VE KUR’AN DAN İSTİFADE ETMEN, HİÇ MÜMKÜN DEĞİL. Bu dünyada hepimiz imtihandan geçiyoruz. Lütfen unutmayalım, düşünmeden aklımızı Kur’an ile kullanmadan eğer birilerine tabi olursak, inanın hesap günü çok pişman oluruz. Allah bizleri aldatacaklarını ayetlerinde bizlere söylüyor ve uyarıyor. Allah ın kitabını da, değiştirme çabalarının olacağı örneğini de veriyor. Hatta Ali İmran 78. ayetinde; “KİTAPTA OLMAYAN BIR ŞEYİ, SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KITABI ÇARPITIRLAR.” Diyerek, bizleri her konuda aldatacakları uyrısını yapıyor. Enam suresi 104 ayetinde bu uyarıyı tekrar ederek, SİZE RABBİNİZEN GÖNÜL GÖZÜ ANLAMA, KAVRAMA KABİLİYETİ GELMİŞTİR, KİM GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDESE KENDİ ZARARINA diyerek, Kur’an ı mutlaka düşünerek bir öğrenci misali anlamaya çalışmamız gerektiği uyarısını yapıyor. Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali) Nisa 82: HÂLA KUR'AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. (Diyanet vakfı meali) Muhammed 24: ONLAR KUR'AN'I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? (Elmalı meali) Yunus 42: İçlerinde seni dinleyenler de vardır. PEKİ, HELE BİR DE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA, sağırlarsa sen mi işittireceksin? (Bayraktar Bayraklı meali) Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali) Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  11. Allah bizlerin her konuda düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı emreder. Aklını kullanmayana da her türlü pisliği vereceğini açıkça söyler. Madem Allah düşünmemizi emrediyor, gelin sizlere günümüzde yaşanan İslam ın Kur’an ile bağlantılı olup olmadığını, bizlerin Allah ın yolunda olup olmadığımız konusunda birlikte düşünelim ve Kur’an ile karşılaştıralım ki, hesap günü üzülenlerin, şaşkına dönenlerin safında olmayalım. Allah sizleri KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hüküm verdikten sonra, acaba bizlerin yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlere inanmamız, doğru olur mu? Yüce Rabbimiz ŞEFAAT TÜMDEN ALLAH A AİTTİR, HİÇBİR ŞEFAATİN FAYDA ETMEDİĞİ O GÜNDEN SAKININ dediği halde, Peygamberler, din ulemaları, şeyhler, velilerde şefaatçidir diyenlere inanmamız ne kadar mantıklı olur? Kur’an, ALLAH IN SINIRLARINI AŞANLAR ZALİMLERİN TA KENDİSİDİR diyorsa, Kur’an ın bahsetmediği fıkıh ve rivayetlerin şekillendirdiği beşeri hükümlerde dinin asli unsurudur dersek, Kur’an ın sınırlarını aşmış olmaz mıyız? SİZ, HADDİ AŞAN KİMSELER OLDUNUZ DİYE, SİZİ KUR'AN'LA UYARMAKTAN VAZ MI GEÇELİM diyen Rabbimiz, Kur’an dışından da bazı bilgilerden sorumlu olduğumuzu, nasıl düşüne biliriz? Hâşâ Allah a güvenimiz yok mu? Yoksa gözlerimiz perdelenmiş, gönüller taş mı kesmiş? Cahiliye toplumu, Allah ın indirdiği ile yetinmedikleri için onlara, ALLAH DAN VE ONUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR dediği ve uyardığı halde, bizler bu benzeri onlarca ayetlerden sorumlu değil miyiz de, Kur’an ile yetinmiyoruz? Allah Kur’an da AYETLERİ AÇIKLAMAK BİZE DÜŞER, BİZ AYETLERİ DERİNLEMESİNE AÇIKLIYORUZ Kİ, SEN DERS ALMIŞSIN DEMESİNLER. ONU KAVRAYAN TOPLUMA, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDİYORUZ, BİZ KİTAPTA HİÇBİR EKSİK BIRAKMADIK dediği halde, bizler hala Kur’an özet bilgidir her bilgi açıklanmamıştır diyerek, bizlerin başka kaynaklara da ihtiyacımızın olduğuna nasıl inanırız? Allah çok net açık bir şekilde, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR dediği halde, hala Kur’an ın dışından beşeri kaynaklar aramamızın, akılla mantıkla bir izahını nasıl yaparız? Allah elçisine, kullarıma şunu söyle diye emreder. BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM dediği halde, bu ve benzeri onlarca ayeti görmezden gelerek, ne yani Peygamberimiz postacımı deme cesaretini nasıl gösteriyoruz, bunun akılla mantıkla bir izahı var mı? Allah cahiliye toplumunun yaptığı yanlışı, bizlerde yapmayalım diye indirdiği ayetinde, YOKSA ONLAR CAHİLİYE KANUNUNU MU İSTİYORLAR? İYİ ANLAYAN İÇİN ALLAH DAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ diye açıkça uyardığı halde, ayeti inatla duymazdan gelip, Allah ın elçisi de dinde hükümler koyar deme cesaretini, sizce nasıl gösteriyoruz? Hiç mi Allah korkumuz yok? Allah birçok ayetinde, YEMİN EDEREK KUR’AN I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMANIZ KOLAYLAŞTIRDIK, YOK MU DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN dediği halde, sanki dalga geçermiş gibi, Kur’an ı herkes anlayamaz onu anlayabilmeniz için bilmem kaç ilim tahsil etmek gerekir demek, Allah ın kitabına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Allah elçisinin görev ve sorumluluğunu açıklarken, RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. BİZ RESULLERİ SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR diye apaçık birçok kez bizlere bildirdiği halde, hala bizlerin bu ayetlerin tam tersine hareket ederek, Allah ın elçisinin dinde hükümler koyma yetkisi vardır diyerek, Allah ın dinde ortağı nasıl yaparız. HATTA ALLAH HÜKMÜNE, HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ dediği halde. Allah elçisine şunu söylemesini istiyor. BEN BANA VAHYEDİLENDEN BAŞKASINA UYMAM VE BEN AÇIKÇA UYARAN BİR ELÇİDEN BAŞKASI DEĞİLİM dediği halde, hala bizler Allah ın elçisine iftira niteliğinde olan birçok sözü/hadisi ona nispet ederek, Kur’an a taban tabana zıt bir inanç yarattığımızın hala farkında değil miyiz? Allah, RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN, ONUN BERİSİNDEN SAKIN VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN diye uyardığı halde, HALA VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ diye inandırılmışsak, bizlerin Allah ın doğru yolunda olduğumuzu nasıl söyleriz. Allah ayetinde, helal ve haram konusuna açıklık getirmek için, bakın elçisine nasıl bir ayet indiriyor ve deki kullarıma diyerek ne söylemesini istiyor. “De ki: "BANA VAHYOLUNANLAR İÇİNDE, BU HARAM DEDİKLERİNİZİ YİYECEK BİRİNE YASAKLANMIŞ BİR ŞEY BULAMIYORUM. Yalnız şunlardan biri olursa başka: LEŞ, AKITILMIŞ KAN, DOMUZ ETİ -Kİ O BİR PİSLİKTİR- ALLAH'TAN BAŞKASI ADINA BOĞAZLANMIŞ BİR MURDAR."… Apaçık bu ve benzeri ayetlerden sonra, nasıl olurda ALLAH IN ELÇİSİ DE DİNDE HARAMLAR KOYAR deriz, hiç mi Allah ın ayetlerinden ders almıyoruz. Allah bizleri uyarıyor ve diyor ki: HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME BUNDAN SORUMLU OLURSUN dediği halde, bizler en emin kitap Kur’an ı yetersiz görüp, doğruluğunda asla emin olamayacağımız, rivayetlerin peşine düşmekten hiç korkmuyoruz. Bu nasıl bir inanç, bu nasıl bir akıl doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Allah Kur’an da, EN DOĞRU, EN KESİN DELİL, KANIT ALLAH IN DIR dediği ve bizleri uyardığı halde, hala nasıl olurda Allah ın dışında, din ve inancımız adına beşeri delil ve kanıtlar ararız, yoksa aklımızı mı yitirdik? ALLAH SAKIN DİNDE BÖLÜNENLER GİBİ OLMAYIN dediği halde, dinde mezheplere, fırkalara, cemaatlere bölünmekte zenginlik, bereket vardır diyorsak, biz Allah ın yolunda değil bir bilinmeyene doğru gidiyoruz demektir. Sanırım bu bilinmeyenin acısını da İslam toplumları olarak çekiyoruz. Bu durumda nereye doğru gittiğimizin ve bu gidişin son noktasının çok da hayırlı bir yer olmadığı çok açıktır. Allah ayetinde çok açık bir hüküm veriyor ve diyor ki,"ALLAH, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ; Bundan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar. ALLAH'A ORTAK KOŞAN KİMSE BÜYÜK BİR GÜNAH İLE İFTİRA ETMİŞ OLUR." Hemen bu ayet üzerinde düşünelim. Allah a ortak koşmak, başka bir ilah edinmekle mi olur yalnız? Elbette hayır. Allah ın vermediği yetkilerini, yaratılmış bir beşere bizler veriyorsak, buda Allah a ve kitabına eş koşmaktır, şirk koşmaktır. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, tek şefaatçi benim dediği halde, elçisi de dine hükümler koyar, elçisinin de şefaat etme yetkisi vardır dersek, buda Allah a eş/şirk koşmaktır. Allah sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor da, hala velisi olmayan cennete gidemez diyorsak, bu sözler Allah a şirk koşmaktır hatırlatırım. Allah cümlemize, elde Kur’an düşünerek bu yaptığımız hataların farkında olmamızı nasip etsin. Yine dilerim bu hatalarımızdan vaz geçerek, batıldan ve hurafeden uzak, Allah ın emrettiği gibi YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILAN, ALLAH IN AZINLIK, HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. HUD SURESİ 106–107–108. AYETLER. CENNETİN VE CEHENNEMİN SONU VAR MI? CENNETTEN VE CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI? Bizler Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Allah ın önerdiği gibi, önce kafamızın içindeki, şeytanın, batılın öğretilerinden Allah a sığınmalıyız, yani batıl ve sanı bilgilerden kurtulmalıyız ki, Kur’an ayetlerini doğru anlayabilelim. Bu makalemde CENNETİN VE CEHENNEMİN, EBEDİ OLUP OLMADIĞI, CENNETTEN VE CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI, konusunda yapılan tartışmalara ve verilen örnek ayetler üzerinde sizlerinde, düşünmenize vesile olmak istiyorum. Önce şunu unutmayalım, cennet ve cehennem bir ödül ve cezadır. Allah bu konuda bizleri uyarıyor ve yaşadığımız bu dünyada bile kısas uygulamamızı, yani kötülük yapan, suç işleyen birisinin, misliyle yani yaptığının karşılığı kadar olarak cezalandırılmasını istiyor. Önce konumuzla ilgili örnek gösterilen ayetleri yazalım. Hud 106–107–108: Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar orada başka türlü soluyacak, başka türlü haykıracaklar. ONLAR ORADA GÖKLER VE YER DURDUKÇA DURACAKLAR. Ancak Rabbi’nin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini yapandır. Mutlu olanlar ise cennettedirler. ORADA GÖKLER VE YER DURDUKÇA duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ARDI ARASI KESİLMEYEN BİR İHSAN OLACAK. (Elmalı meali) Bizler ne yazık ki rivayetlerin etkisiyle yıllardır Kur’an ı anlamaya çalıştığımızdan, ayetleri genellikle yanlış anladık. Hurafelerden kurtulmaya başladığımızda ise, gerçekleri görmeye başladık ama bazen sanırım KANTARIN DOZUNU DA KAÇIRIYORUZ. Bakın bir konuyu anlatırken, konuya dikkat çekebilmek adına bir deyim kullandım. Kantarın dozunu kaçırmak, yani farkında olmadan aşırıya gitmek. İşte ayette de Allah iki konuya dikkat çekerken, aslında bizlere çok net bir şeye, benzetme hatta deyimle önce açıklık getiriyor ve diyor ki; “GÖKLER VE YER DURDUKÇA.” Acaba Allah bu sözleri ile hangi konuda dikkatimizi çekiyor olabilir? Bu yer ve gök nerede? Bu dünyada mı yoksa başka bir mekân da mı? Herhangi bir açıklama yok. Fikir yürütebiliriz belki, cennet ve cehennemden bahsedildiğine göre hesabın görüleceği kıyamet sonrasından bahsediliyor diyebiliriz. Ama Allah bu sözleriyle mutlaka belirli bir yeri anlatmak isteseydi, onunda açıklamasını yapardı. Dikkat ettiyseniz cennet ve cehennemliklerden bahsederken, GÖKLER VE YER DURDUKÇA tabirini kullanıyor. Eğer bu cümleden, demek ki cennetinde cehenneminde bir sonu var diye anlarsak, bu ancak bizim düşüncemiz olmaktan öte gitmez. Ayette cehennemliklerden bahsederken, onlar gökler ve yer durdukça orada duracaklar dedikten sonra, bir istisna yapıyor Allah. “ANCAK, RABBİNİN DİLEDİKLERİ BAŞKA.” Bakın gökler ve yerden kasıtla Allah ın ne demek istediğini şimdi anladınız mı? Gökler ve yer durdukça yani EBEDİ, SÜREKLİ kalacaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka diyor. Bu tabir Allah ın gücünü, sonsuzluğunu, hükümranlığını anlatan bir örnek. Allah yok olmayacağına göre, o gök ve yer her zaman yerinde duracaktır diyor. Allah, cehennemde bir kısım insanların cezalarını çektikten sonra, Allah ın izniyle çıkabileceklerini söylüyor. Kur’an buna benzer benzetmeleri çok yapar, konunun daha etkili anlaşılması için Örnek verelim. Araf 40. ayette; “GÖK KAPILARI AÇILMAYACAK VE ONLAR, DEVE İĞNE DELİĞİNE GİRİNCEYE KADAR CENNETE GİREMİYECEKLERDİR” Bakın anlatılmak istenen konu, nasıl daha güçlü anlatılıyor. Dikkat ettiyseniz, cennete gidenler konusunda da aynı sözler kullanılıyor. Yine cennetliklerden bahsederken gökler ve yer durdukça tabirini kullanıyor yani EBEDİ, SÜREKLİ anlamında, ama yine Rabbin diledikleri başka diyerek, BURADAN DA ALLAH IN DİLEMESİYLE BİR ÇIKIŞTAN BAHSEDİLİYOR. Ama detay yok. Her şey Allah ın yetkisinde. İlginç değil mi, sanırım bunu ilk defa duymuş olabilirsiniz. Hatırlayınız bizlere, cennetten ve cehennemden hiç çıkış yok diye öğretmişlerdi. Demek ki cennete ayak uyduramayan, cennetin kurallarına uymayanlarında, gerekirse cennetten çıkartılabileceği bilgisini, uyarısını özellikle veriyor Allah. Buradan da şunu anlıyoruz, cennete gittim demekle kuralsız, sorumsuz değilsin, burasının da belirli kuralları var. Uymayan Allah ın emriyle çıkartılabilir. Detayını Allah bilir. Ayetin sonunda da aslında, konuya açıklık getiriyor ve diyor ki, tüm bunlar ardı arkası kesilmeyen bir ihsan olacak. BU SÖZLERDEN DE ŞUNU ANLIYORUZ, CENNET VE CEHENNEM HER ZAMAN VAR OLACAK, AMA BURAYA GİRİŞ VE ÇIKIŞLAR, ALLAH IN YETKİSİNDE. BİZLERİN AÇIKLANMAYAN, İZAH EDİLMEYEN BU KONUDA, DAHA FAZLA KONUŞMAMIZIN YANLIŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. Birçok ilahiyatçı hocalarımız, bundan 8–10 sene önce çok farklı şeyler söylerken bu konularda, bugün günümüzde, batıl ve sanı bilgilerden kurtulduklarından olsa gerek, şimdi tam tersi söylemlerini görmekteyiz. Bazen aşırıya gidenlerini de söylemek isterim. Ben yıllar önce, cehennemden insanların bir kısmının ebedi, bir kısmının suçlarının cezasını çektikten sonra çıkacaklarını yazdığımda, bugün cehennemden çıkış var diyen hocalarımız, o yıllarda cehennemden asla çıkış yok diyorlardı. Sanırım geleneksel fıkıh inancının etkisiyle söyleniyordu bu sözler. Allah zerre kadar işlediklerimizin karşılığını göreceğimizi ve hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını söylediği halde, Allah ın adaletini kendi nefislerimizde ne yazık ki şekillendiriyoruz. Bu dünyada hiç kimsenin uygun göremeyeceği bir adalet anlayışını, işimize geldiği şekliyle, Allah a nispet etmekten de çekinmiyoruz. Belirli bir zaman sonra tüm insanların, cennetin ve cehenneminde yok olacağını söyleyen bazı inanç sahipleri, Allah dan başka her şey bir gün yok olacaktır düşüncesini, yazacağım ayetlere dayandırmaktadırlar. Ayetleri önce yazalım, daha sonra bu ayetler nereden ve ne maksatla bahsediyor, üzerinde birlikte düşünelim. Kassas 88: Sen Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’NUN ZATINDAN BAŞKA HER ŞEY YOK OLACAKTIR. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Rahman 26- 27–28: YER ÜZERİNDE BULUNAN HER CANLI YOK OLACAKTIR. ANCAK AZAMET VE İKRAM SAHİBİ RABBİNİN ZÂTI BÂKİ KALACAKTIR. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (Diyanet meali) Nebe 21–22–23: Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, İÇİNDE ÇAĞLAR BOYU KALACAKLARI BİR DÖNÜŞ YERİDİR. (Diyanet meali) İlk iki ayete dikkat ettiyseniz, Allah dan başka ilah yoktur diye bizleri bu dünyada uyarıyor ve bu dünyada, Allah dan başka her şey bir gün kıyametle yok olacaktır diyor. Bu yok oluş, mahşer günü diriliş ile tamamlanacak, bu konu anlatılıyor. Yoksa tüm insanlar, cennet ve cehennemde belirli bir zaman geçirip, daha sonra Allah ın dışında tüm yaratılan insanlar yok olacaktır demiyor. En son ayette ise cehennemlik olanların ise cehennemde çağlar boyu yani uzun süre kalacakları konusunda dikkatimizi çekiyor. Buradan da şunu çok daha net anlıyoruz. Suçlu suçunu çektikten sonra, cehennemden Allah ın izniyle çıkar. Elbette ebedi kalanlarda olacaktır. Tüm gerçekleri Allah bilir. Bizlere düşen açıklanan, izah edilenler üzerinde fikir yürütmek, konuşmak olmalıdır. Bizler Kur’an da geçen EBEDİ kelimesine, ne yazık ki kendi nefislerimizde anlamlar veriyoruz. Bizlere düşen ayetleri verilen örnekler ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Ebedi kelimesi kullanıldığı cümlenin anlamıyla bazen geçici anlamda da kullanılabilir. Bu bizim dilimizde de böyledir. Örneğin Kerem sizin arkadaşınız olduğu sürece, sizinle EBEDİ konuşmam dediğimizde, arkadaşlarınız Kerem ile konuşmayı kestiğinde, diğer arkadaşlarınızla ebedi konuşmam sözünüz geçersiz olur. Ama EBEDİ sözü, kelime anlamı olarak sonsuz anlamındadır. Kur’an da bu kelimeyi bu şekliyle anlamalıyız. Kur’an da Allah, biz yarattığı kullarını cennet ve cehennem ile cezalandırıp ya da mükâfatlandırdıktan sonra, belirli bir sürenin sonunda bizlerin yok olup, yalnız Allah ın kalacağına dair hiçbir bilgi, hüküm, ayet Kur’an da yoktur. Buda zaten mümkün değildir. Allah yarattığı, imtihan edip birçok safhalardan geçirdiği, kendi ruhundan üfleyerek üstün kılarak yarattığı bizleri, tamamen yok etmesi aklın mantığın ve Kur’an ın onay vermeyeceği bir durumdur. Bu düşünce Allah ın adaletine de ters düşer. Allah onca özenerek yarattığı bizleri yargıladıktan ve hesabımızı gördükten sonra, koyacak yer mi bulamadı da tamamen yok etsin. Bu ve benzeri düşünceler, biz insanların Kur’an açıklamadığı, izah etmediği halde nefislerinin ortaya attığı adaletsiz düşüncelerdir. Allah Kur’an da bu konularda bakın bizleri nasıl uyarıyor. Açıklamadığım izah etmediğim, katımda olacak konular hakkında nasıl davranmamızı istiyor bakın Allah. Araf 33: De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, Allah'a ortak koşmanızı ve ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR. (Diyanet vakfı meali) Allah ın açık, muhkem bir şekilde açıklamadığı konuları, sanki Allah ın açıklanmış emri gibi söylememizi Allah bizlere yasaklıyor ve bunu yapmayın HARAMDIR diyor. Bizlere düşen açıklanmış nice örneklerle izah edilmiş konular üzerinde konuşmak ve birbirimize anlatmak olmalıdır. Bunun dışında yapacaklarımız ve söyleyeceklerimiz, ancak şeytanı memnun edecektir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Arkadaşlar , Aşağıda Nisa suresinin 11 ve 12. ayetleri yer almaktadır. Burada açıklanan hesaba göre , matematiksel hata vardır. Önce ayetler. Nisa 11. Allah size, çocuklarınız (ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.4 Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa 12. Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa ona altıda bir düşer.5 Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin6 yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir: Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir. Bu durumda, matematik yapalim: (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..) Sn kafedengi , Sizden ricam buradaki matematik hatasını bir açıklar mısınız. Size ilk sorum. Saygılar.
  14. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da HINZIR diye geçen ve DOMUZ diye tercüme edilen kelimenin, bazı kişiler tarafından farklı anlamlar verilmesi konusu üzerine olacaktır. Bizler ne yazık ki bizlere öğretilenleri, kendi inançlarımıza uydurmak adına, ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, toplum arasında tedirginlik yaratmaktan, yanlışa nefsimizin etkisiyle meyletmekten hiç çekinmiyoruz. Allah öyle bir yol gösterici rehber göndermiş ki, her kim bir ayette geçen kelimeye farklı bir anlam verse bile düşünen, aklını kullanan Kur’an ı rehber alan bir Müslüman, Kur’an ın diğer ayetlerinden gerçekleri hemen fark edebiliyor. Gelin bu konu da, iki farklı düşünce neler söylüyor ona bakalım, daha sonrada Kur’an dan doğrusunu bizler anlamaya çalışalım. Önce ayetlerde geçen, HINZIR kelimesinden kast edilen, DOMUZ anlamında olduğunu ve bu şekliyle tercümenin doğru olduğunu söyleyen düşüncenin söylemlerine bakalım. “Bugün Arap İslam âleminde, Arap denilen milyonlarca insan vardır. Bunlar “domuz”a ne diyorlar? Eğer “hınzır” BOZUK ET İSE, o zaman domuzun Arapça’da hiçbir karşılığı yok mu? Oysa bugünkü bütün Araplar “domuz”a “hinzir / hınzır” diyorlar. Bunu inkâr etmek, dünya-âleme maskara olmaktan zevk alma duygusuyla ancak izah edilebilir.” Şimdide bu düşüncenin doğru olmadığını savunan ve HINZIR kelimesinin ayetlerde, DOMUZ anlamında olmadığını iddia eden düşünce ve inancın söylemlerine bakalım. “Şimdi aklımızı kullanarak düşünelim. Yahudi lobisinin güdümündeki magazin gazeteciliğine kulaklarımızı tıkar ve ciddi sağlık araştırmalarına kulak verirsek uygar dünyanın araştırmalarında domuz etine dair diğer hayvanların etlerine kıyasla fazladan herhangi bir risk bulunmuyor. Ama ayet ne diyor? "hınzır eti yemeyin, o pis" Hınzır domuz ise "domuz eti yemeyin, o pis" diyen ayet ile bilimin verileri birbiri ile bir çelişki oluşturmuyor mu? Domuz eti "pis" olsaydı bilimde ileri ve her türlü teknolojiyi üreten toplumlar, kendi çocuklarına domuz eti yedirmez, yasaklamazlar mıydı? Eğer ki Arap dilinde hınzır konusunda tek seçenek olsaydı sıkıntı yaşardık. Ama bu sözcük iki anlamlı. Bir anlamı bilim ile çelişik bir noktada iken diğer anlamı bilimi doğruluyor ve bilim ile aynı şeyi emrediyor. Nedir bu emir? "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Şimdide bu düşüncelerin hangisinin, doğru olabileceğini anlamaya çalışalım. Hatırlatmak istediğim çok önemli bir gerçek var Kur’an dan. Birçok insanın ya da çoğunluğun, domuzu yediğini söylemek, onun yenmesinin doğru olduğuna kanıt gösterilemez. Çünkü Allah çoğunluğa uyarsan, seni yoldan saptırırlar uyarısını yapmıştır. Bilimde ileri olduğu toplumlara örnek verenler, içkinin sağlığa zararlı olduğunu bile bile, ailecek içki içmiyorlar mı? Önce domuz gerçekten söyledikleri gibi, diğer yediğimiz hayvanlar gibi temiz mi? Yani Kur’an da bu kelime domuz diye geçiyorsa, bilimle çatışıyor mu ona bakalım. Bilim bu konuda domuzu araştırdığında, bakın nasıl bir hayvan olduğunu tespit etmiş, diğer yediğimiz hayvanlardan farklı olarak. “Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ? BURADA Kİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan diğer hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir. İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı?" Şöyle savunma yapabilirsiniz. Eti iyice pişirirseniz, toksinler, zararlı mikroplar ölür. Bu düşünce ancak, gerçeklerin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Allah yol gösterir, kulu Allah ın gösterdiği yolu ister izler, isterse kendi nefsinden bahaneler bulur. Allah Enam 145. ayette özellikle Hınzır yani domuz etinin pis olduğunu söylüyorsa, Allah ın önerisine uymak en doğru olandır. Çünkü Kur’an rehberdir, bu rehberin yolundan gitmekte bir seçimdir. Allah yarattığı bu hayvanın etini yemeyin diyorsa, elbette bu hayvanı yaratmasının da bir sebebi vardır. Yaradan hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Bizler bunun arayışı içinde olmalıyız. Şimdide HINZIR yani domuz diye çevrilen ayetlerden bir örnek verelim ve üzerinde birlikte düşünelim. BAKARA 173: Allah, size ancak LEŞ, KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA KESİLENİ HARAM KILDI. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali) Allah ayette haram kıldıklarını sayarken, dikkat ettiyseniz ilk saydıkları arasında LEŞ var. Leş bildiğiniz gibi, kendiliğinden ölmüş ve bir müddet zaman geçerek eti çürüdüğü için bozulmuş, kokmuş hayvana denir. Peki, HINZIR kelimesinin ayetlerde DOMUZ anlamına gelmediğini savunan arkadaşlar bu kelimeye ne anlam vermişti hatırlayalım. “BOZUK, ÇÜRÜMÜŞ ET.” Ama Allah zaten bu anlama gelen LEŞ kelimesini bozuk, çürümüş et anlamında kullanıyor. Bu durumda ayetin devamında geçen HINZIR kelimesinin de bozuk çürümüş hayvan ya da bozuk yiyecek anlamında olması mümkün görülmüyor. Çünkü Allah özellikle HINZIR yani domuz canlı olarak temiz göründüğü için, bu hayvan temiz değildir sizler için diyor. Nedeni çok açık, ayetin sonunda ne diyordu? “MECBUR KALIRSANIZ, SINIRI AŞMAMAK KOŞULU İLE YİYEBİLİRSİNİZ.” Bu ayette bu hüküm aslında, HINZIR kelimesinin bozuk çürümüş et, yiyecek olmadığının çok açık kanıtıdır. ÇÜNKÜ BOZUK ÇÜRÜMÜŞ ET YA DA YİYECEK ZORDA BİLE KALSANIZ YİYEMEZSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZİ ZEHİRLER, ÖLÜRSÜNÜZ. Demek ki ayette geçen HINZIR, tercüme edildiği gibi bir hayvan yani DOMUZ, bozuk çürümüş et ya da yiyecek değil. Bu hayvanı, ya da diğer saydıklarını zorda kaldığınızda, Allah sınırı aşmamak şartıyla, yiyebilirsiniz diyor. Eğer bu tercümenin doğru olduğunu kabul edersek, Allah haram kıldıklarını sayarken, aynı anlamı hem LEŞ hem de HINZIR kelimesiyle vermiş oluyor ki, buda elbette mümkün değildir. Ayette bahsedilen LEŞ kelimesiyle Allah zaten, kendiliğinden ölmüş, kokmuş bozulmuş hayvandan bahsediyor. Benzeri anlamda bir kelimeyi, daha sonra sayması, tekrar etmesi de zaten mümkün değildir. Bu konuya açıklık getirecek bir başka örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Bu ayette kullanılan kelime aynı kökten (hinzir/henazir) olarak kullanılıyor. Maide 60: De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından MAYMUNLAR, DOMUZLAR ve tâğûta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. (Bayraktar Bayraklı) Bakın Allah yoldan sapmış inkârcıları, kimlere benzetiyor. MAYMUNLAR VE DOMUZLAR. Allah böyle insanları, öyle hayvanlara benzetiyor ki onların davranışları, yaşadıkları ortam ile bir bağ kurduğunuzda ancak bu gerçek anlaşılıyor. Burada geçen kelime HENAZİR yani HİNZİR kelimesinden geliyor. Onun içinde bu ayette de domuz diye çevrilmiş. Eğer bu kelimeye söyledikleri anlamı verirsek, ayeti kendimizce şekillendirmiş oluruz ve ayette çelişki yaratırız. Onun içindir ki, HINZIR hayvan ismidir ve domuzdur. Hınzır kelimesinin bozuk et olduğunu söyleyen kardeşlerimiz, ayetin son bölümünü kendilerince tercüme ederek, şöyle bir cümle kurmuşlardı hatırlayalım. "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Bununda mümkün olamayacağını, çürümüş etin insanı zehirleyeceğini, zarar vereceğini zaten söylemiştim. Dilerim cümlemiz, Kur’an ile gönül gözleri açık, Allah ın Kur’an da önerdiği yolda yürüyen, Kur’an ı düşünerek anlayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah, EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM”, diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98: Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN. (Elmalı meali) Sizce Allah bu ayette, Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazık ki Allah ın ayetlerinin özüne hiç inemedik, ayetlerde Allah bizlere neler anlatıyor diye anlamak yerine, salt sözcüklerin görünür haliyle ilgilendik ve ayetlerin asıl amacını böylece anlayamadık. Bu konuya devam etmeden önce, Kur’an da surelerin başında geçen, Bismillâhirrahmânirrahîm, yani RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA, sözünden ne anlıyoruz ona hatırlayalım. Bildiğiniz gibi bu sözcük, yalnız Surelerin başında geçer. Bizler bu konuda da yine, bu sözlerin özüne inemediğimiz için, Kur’an okurken mutlaka besmeleyle başlamalıyız deriz. Hâlbuki Kur’an da geçen bu cümle, Cebrail tarafından Peygamberimize iletilirken, yeni bir sureye yani yeni bir konuya geçişin bildirildiği ayettir. Cebrail bu ayeti tebliğ ederken, şunu söylüyor elçisine ve bizlere. TEBLİĞ EDECEĞİM BU AYETLERİ, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA SİZLERE BİLDİRİYORUM. Bizler hala bu gerçeğin farkında olmadığımız için, aramızda hep birbirimize şunu söyleriz. Ayeti yazarken besmeleyi de yazsanıza. Bizler zaten bu ayetin Allah katından, Allah ın adıyla bizlere bildirildiğine iman etmiş Müslümanlarız, onun için ayetleri her yazıp okuduğumuzda, besmeleyle söylememiz konusunda Allah ın bir hükmü yoktur. Elbette söylemenin de bir sakıncası yoktur. Bu gerçek, birçok insan tarafından bilindiği içindir ki, her ayet yazanlar ya da okuyanlar, öncesinde besmeleyi yazmazlar. Hatta imam namaz kıldırırken, okuduğu ayetlerin başında besmeleyle başlamaz. Gelelim Nahl suresi 98. ayete. Aynı yanlışı bu ayette de yapıyoruz ve ayette Allah ın bahsettiği asıl amacı göz ardı edip, kelime ve sözcüklerle asıl amacı gizliyor, işin özüne inemiyoruz. Allah Kur’an da, bu ayetten önce birçok ayetinde biz kullarını uyarıyor ve doğru yolda gitmemiz adına ikazlarda bulunuyor, lütfen onları da okuyunuz. Nahl suresi 98. ayetinde de, bizlerin dikkatini çekerek, KUR’AN A İMAN ETTİĞİNİZİ SÖYLÜYORSANIZ, KUR’AN I OKUYUP, AYETLERİMİ TEBLİĞ ALMAYA NİYET ETTİĞİNİZDE, ÖNCE SİZLERİ ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRMAYA ÇALIŞAN, ŞEYTANIN VE USLANMAZ NEFSİNİZİN DAYATTIĞI, BATILIN VE HURAFENİN ETKİSİNDEN KURTULUN DİYOR. BİR BAŞKA ANLATIMLA, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLADIĞINIZDA, ŞEYTANIN ŞERRİNDEN UZAK, KENDİMİZİ HER HALİMİZLE ÖZ İRADEMİZLE, ALLAH A TESLİM EDEREK, O ZİHNİYETLE, O AMAÇLA KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAYIN DİYOR ALLAH. KALBİNİ, NEFSİNİ ŞEYTANIN VE ONUN DAYATTIĞI BATILDAN KURTARMAZSAN, OKUDUĞUN KUR’AN DAN ALACAĞIN HAK BİLGİLER, SENİN KALBİNE YERLEŞMEZ. ÇÜNKÜ HAK İLE BATIL BİR ARADA OLMAZ. Bakın bu ayetten bir ayet sonra Allah ne diyor. Nahl 99: Gerçek şu ki: İman edip de YALNIZ RABBLERİNE GÜVENİP DAYANANLAR ÜZERİNDE ŞEYTANIN BİR HÂKİMİYETİ YOKTUR. (Bayraktar Bayraklı) Sanırım konu çok daha iyi anlaşıldı. Allah bizlere şunu anlatıyor özellikle. Din ve iman adına güveneceğiniz ve dayanacağınız yalnız Allah tır yani onun kitabı Kur’an dır. Kendinize Allah dan başka veliler edinip, onların sözlerine de inanarak ardı sıra gidersen, okuduğunuz Kur’an dan nasibinizi alamazsınız. Yalnız Allah a yani Kur’an a bağlananın üzerinde, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların hiç bir gücü, etkisi yoktur diyor. Bu ayette asıl anlatılmak istenen amacı, doğru anlayamadığımız içindir ki, bizler Kur’an dan nasiplenemiyor ve Allah ın ayetlerini anlayamıyoruz. DAHA AÇIKÇASI, ALLAH IN AYETLERİNİN ÖZÜNE İNMEK YERİNE, GÖRSEL OLARAK YAŞAYARAK, HAYATIMIZA GEÇİRMEDEN SÖYLEYİP GEÇİYORUZ. YANİ İMAN DİLİMİZDEN ÖTEYE GEÇİP, KALBİZE YERLEŞMİYOR. Halbuki Allah bizleri bu ayetiyle çok önemli bir konuda uyarıyor ve diyor ki, sizler okuduğunuz Kur’an dan faydalanmak, ondan istifade etmek istiyorsanız, önce şeytanın vesvesesinden, nefsinizin dayattığı batıldan, yanlış itikat ve inançlarınızdan kurtulun ve YALNIZ ALLAH A SIĞININ. Fussilet 36. ayette de bu konuya değinilir ve bakın şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, nereye sığınmamızı ister Allah. “EĞER ŞEYTANDAN GELEN KÖTÜ BİR DÜRTÜ, SENİ DÜRTECEK OLURSA, HEMEN ALLAH'A SIĞIN! ÇÜNKÜ EN İYİ İŞİTEN O'DUR, EN İYİ BİLEN O...” Peki, bizler Allah ın bu emrini yerine getiriyor muyuz? Elbette hayır, yaptığımız Kur’an ı okumaya başlarken sözde, “EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.” Diyoruz asla Allah ın bu ayetlerinde ne anlattığını, bizlerden ne istediğini anlama çabasında değiliz. Onun için Allah ın hükmünü de yerine getirmiyoruz. Bizler yalnız bu konuda değil, neredeyse her konuda bu yanlışı yapıyoruz. Allah ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an a sarılın dediği halde, şeytanın vesvesesi, edindiğimiz velilerin aldatmacalarından kurtulup, bir başka deyişle Allah ın hükümlerine ters düşen davranışlardan sıyrılıp, YALNIZ ALLAH’A KENDİMİZİ BAĞLAMADIĞIMIZ İÇİN, KUR’AN I ANLAYAMIYORUZ, GERÇEKLERİN FARKINDA OLAMIYORUZ. NEFSİMİZİ TATMİN ETMEK İÇİN, AYETLERDE GEÇEN KELİMELERİN ANLAMLARI İLE OYNUYORUZ. Kur’an ı Allah dan daha iyi, biz kullarına kim anlatabilir? Konuyu özellikle tekrar etmek istiyorum. Onun için Allah, Kur’an dan faydalanmak istiyorsan, onu okumaya, ondan faydalanmaya başlamadan önce, şeytanın sana dayattığı batıldan, nefsinin etkisi altında kaldığı baskıdan sıyrıl ve Kur’an ın başına öyle otur diyor Allah. Kur’an da her bilgi yoktur, Kur’an ı herkes anlayamaz diye inanan bir insan, Kur’an dan gereği gibi faydalanabilir mi? Önce Kur’an a karşı art niyetimizi atmalıyız, yoksa bakar kör olandan farkımız olmaz. Tabi bizler Kur’an ın hiç bahsetmediği batıl ve hurafe bilgileri yaşayabilmek adına, Allah ın bu emrini anlamak istemeyip, görmezden geldiğimiz için, Kur’an dan faydalanamıyoruz ve Allah gönül gözümüzü açmıyor. Çünkü bir MÜMİN, hem batıl yolcusu olup şeytanı takip ederek, hem de Kur’an ı okuyarak, Allah ın doğru yolunda asla olamaz. HAK OLAN BİLGİLER, BATIL BİLGİLERLE ASLA YANYANA GELEMEZ. BATILDAN KURTULMAYAN, HAKKIN GERÇEKLERİ İLE ASLA BULUŞAMAZ. Önce şeytandan, onun batıl dayatmalarından kurtulacağız ki, Allah da gözlerimizdeki ve kulaklarımızda ki perdeyi kaldıracak, bizlerde Kur’an ile buluşacağız. DİLERİM İMANIMIZI ALLAH IN İSTEDİĞİ ÇİZGİDE YAŞAYAN, KUR’AN I OKUMAYA BAŞLADIĞIMIZDA, ALLAH IN İSTEDİĞİ ŞARTLARI SAĞLAYAN, ALLAH IN AZINLIK HALİS KULLARINDAN OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  16. Değerli arkadaşlarım, sizce Kur’an ın MUHKEM ayetleri üzerinde, tartışma yapabilir miyiz? Şöyle diyebilirsiniz, neden tartışmayalım ne zararı olabilir, günümüzde din adına yaşanan öyle farklı inanç ve itikatlar var ki, bunları tartışarak doğruyu bulmamızın ne zararı olabilir diyebilirsiniz. Gelin bu konuyu birlikte düşünelim, ama Kur’an ın ayetlerini göz ardı etmeden. Önce Kur’an ın bizler için, ne anlam ifade ettiğine karar vermemiz lazım. Şöyle diyebilir miyiz, zaten İslam ı yalnız Kur’an ile yaşayamayız. Kur’an özet bilgi vermiş ama detaylandırmamış. Allah ın emirlerinin nasıl yerine getireceğimizin detayı Kur’an da yoktur. İslam ı doğru yaşamak istiyorsak, peygamberimizin hadisleri ve FIKIH âlimlerinin koyduğu kurallar ile ancak İslam yaşanır, diye inanmamız sizce doğru olabilir mi? Eğer bu düşüncenin doğru olduğuna inandırılmış sak, dinde sayısı belli olmayacak kadar bölünmüş ve parçalanmışız demektir. Elbette böyle olunca da, her kafadan bir ses çıkacaktır. BU DURUMDA TARTIŞMAMAK MÜMKÜN MÜ? Yani Allah ın ayetleri üzerinde tartışıyor da, ayet aslında öyle değil şöyle diyorsak, bizler HAKKA BATIL KARIŞTIRMIŞ, DİNDEN SAPMIŞIZ DEMEKTİR. Ne yazık ki İslam toplumlarının genel çoğunluğu, bu düşünceye inanarak İslam ı yaşadığından, MÜSLÜMANLARIN HAYATI TARTIŞMAKLA GEÇİYOR. Bizler sonucu olmayan bir tartışmayla birbirimize düşman olmaktan, ALLAH IN KİTABINI ANLAMAYA, ONU HAYATIMIZA GEÇİRMEYE FIRSATIMIZ OLMADI. Allah bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin, MUHKEM olduğunu söyler Kur’an da. Peki, muhkem ne anlama geliyor? Sağlamlaştırılmış güçlü ve ANLAMI KESİN VE AÇIK OLAN, BAŞKA TÜRLÜ ANLAŞILMASINA İMKÂN BULUNMAYAN, AÇIKLAMA VE YORUMA İHTİYAÇ GÖSTERMEYEN SÖZ, BİLGİ ANLAMINDADIR. Peki, bu durumda neyi tartışacağız? Hâşâ Allah ın açıklayamadığını, aramızda açıklayıp anlaşılır hale getirebilecekler mi var? Allah dinin anası, temeli olan ayetleri anlayalım, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye MUHKEM bir şekilde gönderdiyse, bizler neyin tartışmasını yapacağız da, ortaya anlaşılan uzlaşılan bir sonuç çıkaracağız. Değerli din kardeşlerim, Kur’an bir insanın yaşam rehberidir, hayat kitabıdır, Allah ın mesajıdır sorumlu olduğu kanun ve kurallardır. BİZLER HANGİ YETKİYLE VE NE MAKSATLA, ALLAH IN MUHKEM MESAJI, TEBLİĞİ ÜZERİNDE TARTIŞACAĞIZ, BUNU DÜŞÜNEBİLİYOR MUYUZ? Allah ın mesajı üzerinde hiçbir Müslüman tartışamaz, mesajı alır ve hayatına geçirir. Ne yazık ki din tacirleri, din düşmanları, Allah ın kurmak istediği hak düzeni bozarak, HAKKA BATIL KARIŞTIRMIŞ, BİZLERDE HİÇ DÜŞÜNMEDEN Allah ın sözleri ile beşeri sözleri karşılaştırıp, tartışma gafletine düşüyoruz. Allah sorumlu olduğunuz ayetleri Kur’an da, nice örneklerle açıkladım, hatta yemin ederek kolaylaştırdım diyecek, ama birileri çıkacak neresi kolay, şunlar ya da bunlar yok işte Kur’an da diyerek, KENDİ BATIL İNANÇLARINI KUR’AN DA ARAYIP BULAMAYINCA, TARTIŞMA YARATACAK, BİZDE BU TARTIŞMAYA KATILACAĞIZ ÖYLE Mİ? Bunu tartışan bir Müslüman ın imanı, kalbine yerleşmemiş demektir. Dini bir konuda tartışırken, eğer bizim düşüncemiz en doğru diyerek, sizi kendi cemaatine, mezhebine, tarikatına davet ediyorsa, zaten bu insanla tartışamazsınız. Din adına hiç kimse, karşısındaki bir Müslüman ı beşeri düşüncelere, gurup ve toplumlara davet edemez. DİN ADINA DAVET, YALNIZ KUR’AN A YAPILIR. Çünkü din Allah ın dinidir, ona hiç kimse ilave yapamaz, ortak olamaz, şekillendiremez. Bunu yapan Allah ın ayetlerini sorgulamış olur, lütfen unutmayalım. Bizler Allah ın ayetlerini sorgulayamayız ama Allah ayetlerim üzerinde düşün, aklını kullan ey kulum diyor. Aranızda ayetlerimi tartışın demiyor. Tartışma genel konularda, yaşamımızda her zaman vardır ve bazen çok da iyi sonuçlar verir. Ama konu din ve iman olunca, bizler tartışmayı bırakıp, Allah ın apaçık vahyine uymamız gerekir. Asla tartışmadan. Hemen şöyle düşündüğünüzü tahmin ediyorum. İslam toplumu neredeyse her konuda tartışıyor, ama ne yazık ki bir noktada anlaşamıyorlar. Evet, bırakın tartışmayı birbirimize düşman olduk. Hem de kanlı bıçaklı. Peki, sebebi nedir diye düşünüyor muyuz? Allah madem sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye hükmünü vermiş, neden anlaşamıyoruz. Birde Yaradan sorumlu olduğumuz ayetleri de, MUHKEM gönderdiyse, tartışmamızın sebebi nedir? Sorunda işte burada başlıyor. Bizler Allah ın mesajına, tebliğine, kanunlarına uymuş olsak, onun koyduğu sınırların dışına çıkmazsak, neyi tartışacağız ki bu durumda. Demek ki Allah ın uyarılarını göz ardı edip, Kur’an ın dışına çıkmışız. ÖYLE BİR ÇIKMIŞIZ Kİ, KUR’AN ALLAH IN DİNİNİ YAŞAMAK İÇİN YETERLİ GÖRÜLMEMİŞ. Buna inandırılan toplum, elbette din adına ne söylenirse inanması da kaçınılmaz olacaktır. Kur’an gerçeklerini haykıranları da, sen yanlış yoldasın, gelin bu konuyu tartışalım diye de davet ediyorlar. Neyi tartışacaklar? Kur’an ın tek kelime bahsetmediği konuların, dinin asli unsuru olup olmadığını mı? BUNU TARTIŞMAK, ALLAH IN KİTABINA, NURUNA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK SAYGISIZLIKTIR. BİR MÜSLÜMANA DÜŞEN, BÖYLE İNSANLARA, ALLAH IN VAHYİNİ HATIRLATIP, TEBLİĞ ETMEK OLMALIDIR. İSTEYEN HAKKA İMAN EDER, İSTEYEN EMİN OLAMAYACAĞI RİVAYETLERE. İşte imtihan böyle bir şey. Bazı Müslümanlar Allah ın, sakın dinde bölünmeyin emrine kulaklarını tıkayarak, dinde bölündüyse, emin olmadığın sözün ardına düşmeyin, yalnız Kur’an ın ipine sarılın diye ikaz ettiği halde bazı insanlar, kendi fıkıh kurallarını koyduysa, sakın veliler edinmeyin dediği halde Allah, velisi olmayan cennete gidemez fikrine inandırılmışsa, Allah şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği o günden sakının diye ikaz ediyorsa Allah bizleri, bu hükümlerin tam terssine inananlarla, NEYİ TARTIŞACAĞIZ? Tartışmış olsan bile sonuç alınması mümkün değildir. Allah ın apaçık hükümlerine, kendi batıl rivayet, ataların inançlarını da ilave etmeye özellikle çalışanlarla nasıl olurda dini tartışırız? Bu tartışmadan nasıl doğru bir sonuç çıkar. Tartışan taraflar iddia ettikleri şeylere öyle inanmışlar ki, ne söylerseniz söyleyin kabul etmiyorlar. Düşünebiliyor musunuz Allah apaçık hüküm verdiği halde bunun tam tersini, Peygamberimizin söyleyebileceğine inanan bir Müslüman ile nasıl tartışırız? NE YAZIK Kİ DİNDE TARTIŞMA, KUR’AN IN ASLA BAHSETMEDİĞİ KONULARI, AYETLERDE GEÇEN KELİMELERE FARKLI ANLAMLAR VEREREK, İLAVE ETMEYE ÇALIŞILMASINDAN KAYNAKLANIYOR. Bahsettiğiniz konu ayette geçmiyor dediğimizde, senin ilmin nedir ki anlayacaksın, ayette onlarca anlam vardır, görünen ve görünmeyen anlamlar. Sen ancak birisini anlarsın, diğerlerini ilimde derinleşmiş veli insanlar anlar, deyip işin işinden çıkıyorlar. SİZ BU İNSANLARLA TARTIŞTIĞINIZDA, SONUÇ ALABİLECEĞİNİZE İNANIYOR MUSUNUZ? Beşerin yazdığı kitaba bile yapmadığımız saygısızlığı, ne yazık ki Allah ın nuruna Furkan a yapıyoruz ve Allah ın sözleri üzerine tartışıyoruz. Bizleri yöneten hükümetler, kanunlar çıkartır. İnsandır yanlış kanun çıkartabilir. Ama yanlış bile olsa o kanuna uyarsınız. Hatta o kanunu, tenkit eder tartışırsınız. İyide, din iman bu işe benzer mi? Hükmünü Allah Kur’an da muhkem bir şekilde verdiyse, bizlere düşen, asla ayetlere ilaveler yapmadan düşünerek anlayıp, hayata geçirmek olmalıdır. ALLAH IN APAÇIK HÜKÜMLERİ ÜZERİNDE TARTIŞILMAZ. EĞER TARTIŞIYORSAK, KUR’AN DAN SAPMIŞIZ DEMEKTİR. Allah ın sözünden daha doğru söz arayanlar, yanılmaya mahkûmdurlar. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız, onlara yetmiyor mu diye cahiliye toplumunu uyarmıştı Allah. Günümüzde bu ve benzeri uyarılardan ders çıkaramayanlar, Kur’an ı açık ve anlaşılır, yeterli görmedikleri için, ciltlerce dolu beşeri kitapların ardından gidiyorlarsa, bu insanlarla Allah ın ayetleri asla tartışılmaz. Çünkü onlar artık MÜŞRİK olmuşlardır. “TEK SAATİ OLAN, SAATİN KAÇ OLDUĞUNU BİLİR. İKİ SAATİ OLANSA, ASLA EMİN OLAMAZ.” Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  17. Enam 108 Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini cazip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir. Ama kendisi bir sokak kabadayısı gibi inkarcılara söver Bakara 171 kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler Araf 179 Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar. İşte asıl gafiller onlardır. * Furkan 44 Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar. Tevbe 28 Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir. Bakara 65 İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz. Maide 60 De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. Cuma 5- Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalim toplumu doğru yola iletmez. Araf 176 Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler Müslümanlardan hiç bir kimse, inancımıza saygılı olun deme gibi bir hakkı yoktur.Eğer başkalarında saygı bekliyorsanız inanmayanlara hakaret içeren bu ayetleri kitabınızdan çıkarmanız gerekir devam edecek Genelde bütün müslümanların ortak inancıdır bu.Dünyada haksızlık yapanlar,kötülük yapanlar, dünyayı kana bulayanlar ahirette hesap verecekmiş,cezasını cekecekmiş. Oysaki kurana göre böyle bir şey asla söz konusu değildir.Bu inacıda bir tek şu ayete isnaden oluşturmuşlardır Zilzal 7- Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. 8-Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir. Ah keşke öyle olsa, kim istemez ki. Gelelim işin aslına Özet olarak kurana göre;bir insan istediği kadar cani olsun istediği kadar haksızlık yapsın eğer allaha şirk koşmuyorsa o affedilecektir Deliller Nisa 48 Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur. Nisa 116 Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır. Maide 72 Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir olmuşlardır. Halbuki Mesih "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti. Kuranın zulüm tanımlaması, insanların birbirlerine karşı olan hukukuna riaeyet etmemek değildir. Kurana göre zulüm tamamen inançla ilgili ve sınırlıdır.Yani allaha şirk koşmak zulümdür Lokman 13 Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti. 82- İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır. Hani zerre miktarı iyiliğin karşılığı görülecekti.? Ama buna rağmen dünya dolusu iyiylik yapanlar,insanlığın menfaati için çalışanlar eğer kurana inanmıyorlarsa tüm yaptıkları iyilikler boşa gidecek ve cehenneme gireceklerdir Maide 5 Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır. * Araf 147 Halbuki ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta oldukları amellerden başka bir şey için mi cezalandırılırlar! Kehf 103- De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi? 104- Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı. 105- İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız Ahzab 19 (Gelseler de) size karşı pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a göre kolaydır Muhammed 1 İnkar edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini Allah boşa çıkarmıştır. Muhammed 8 İnkar edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır Muhammed 9 Bunun sebebi, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Muhammed 28 Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. Muhammed 32 İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır. * O sadece kendisine iyi yağcılık (kulluk) yapan insanlar olmasını istediği için, insanlar savaşlarla birbirine girmiş, dünya kana bulanmış, allahın umurunda bile değildir Hatta bunun için sürekli teşvik eder kuranın allahı Nisa 84 Artık Allah yolunda öldür. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kafirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir Enfal 65 Ey Peygamber! Müminleri katliama teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kafire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kafir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. Bakara 244 Allah yolunda öldürün ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir. Tevbe 111 Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında katliam yapmak üzere satın almıştır. , öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. Tevbe 29- Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde Allah'a, ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar öldürün. Kırmızı puntolu kısımlarda ayetlerin arapça orijinalinde KTL fiiili geçmektedir. ve anlamı ise öldürmek katliam yapmaktır. mealciler bunun farkında olduğu için ku kavramı savaş diye çevirerek bir nevi yumuşatmaya çalışmışlardır.Gerçi savaş ta aynı kapıya çıkmakla beraber, savunma dırımlarından savaşı bir nevi savunmak mümkündür. Oysaki verdiğim ayetlerde ise apaçık ,müslüman olmayanarın öldürülmesi cennet karşılığında teşvik edilmektedir. Diğer bir husus ise savaş kavramı arapçada; harb,tir. Dileyenler sözlüklere bakabilir. Sırf inanıyorlar diye müslümanların katliam yapmalarına cennet ödülü, ama insanlaığın menfaati için çalışanlar sırf inanmadıkları için dünya dolusu iyilik yapsalar bile yaptıkları boşa çıkıp cehennemlik olacaklar. İşte kuranın yüzlerce çelikilerinde biri daha Sayın panthea ben yıllarca kuranı arapçasından araştıran ve inanan biriydim. Uzaydan hususi olarak islamı yok etmek için gönderilmedim. Her iddia test edilir. Kuranda kendisinin test edlimesini öngörerek meydan okuyor. Bende kuranın meydan okumasına cevap veriyorum. Şu ayete isnaden Nisa 82- Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı. Evet kurandaki çelişkilere devam ediyoruz. Al-i İmran 159 O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever Şura 38 Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar. Şimdi yukarıdaki ayetlerle çelişen ayatlere gelelim Hucurat 49/1- Ey iman edenler, Allah'ın Resûlü’nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. 49/2- Ey iman edenler, kendi tezilerinizi peygamberin tez,inin üstüne çıkarmayın birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider 49/3- Şüphesiz, Allah’ın Resûlü’nün yanında tez,lerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır Hani peygamber etrafındaki insanlara iş hususunda danışacaktı ?İnsanlar kendi tezlerini öne sürmeden nasıl iştişare olacak, açıklayabilecek bir babayiğit varsa gelsin beriye? Not,hucurat suresindeki SAV kelimesi mealciler tarafından ses diye .arpıtılmıştır..Sav türkçe lisanına girmiş bir kelimedir ve anlamı ''tez/iddia'' demektir. Çoğulu esvat,tır 2. Ya eyyühellezıne amenu la terfeu esvateküm fevka savtin nebiyyi ve la techeru lehu bil kavli ke cehri ba'dıküm li ba'dın en tahbeta a'malüküm ve entüm la teş'urun 3. İnnellezıne yeğuddune asvatehüm ınde rasulillahi ülaikel lezınemtehanellahü kulubehüm lit takva lehüm mağfiratüv ve ecrun azıym hucurat suresindeki ayetler carpıtılmış anlamı ile yani ''ses'' olarak kabul edilse bile yinede çelişki gitmemektedir. Zira insanların konuşmadan, seslerini çıkarmadan müşavere yapmalrı olanaksızdır .Oysaki seslenmek arapçada DUA kökünden gelir 49/4 te geçmektedir. 4. İnnellezıne yünaduneke miv verail hucürati ekseruhüm la ya'kılun 49/4- Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor. Aslında hucurat 4 e kadar muhammed, tanrı adına kesin sesinizi yoksa yaktım çıranızı demektedir . Olay bundan ibaretttir devam edecek kehf 80- "Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk." 81- "İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin." Burda korkan kim ? Eğer bu söz allaha ait ise korkmak allahın yüceliğine gölge düşürür.Eğer bu söz musanın yanındaki kişiye ait ise ,bu kişi hangi yetkiyle masum bir çocuğu suç sabit olmadan öldürür.Zira korktuk demek bu böyle olabilir ihtimal vardır anlamındadır. İhtimal üzerine bir çoçuğu katletmek cnayet değilmidir Neyse tüm bunları müslüman kardeşleri daha fazla üzmemek için mecaz anlamda diye geçelim.Asıl gelmek istediğim can alıcı nokta başka. İsra 61- (Yine unutma ki) Bir vakit meleklere: "Âdem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde ettiler. O ise: "Ben bir çamurdan yarattığın kimseye mi secde ederim?" demişti. İsra 62 Dedi ki: "Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım!" 63- Allah buyurdu ki: "Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir ceza. " 64- "Onlardan gücünün yettiğini yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas! Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaadlerde bulun." Fakat şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez. Hicir 30- Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. 31- Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti. 32- Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?" 33- İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim." 34- Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin." 35- "Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir." 36- İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi. 37- Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin." 38- "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..." 39- İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!" Allah , bir taraftan müminleri saptırmasın diye masum bir çoçuğu bile bir kulu vasıtasıyla öldürtüyor ,diğer tarafta kıyamete kadar şeytan diye bir mahluku bütün yarattığı kullarının başına musallat ediyor ve onları saptırması için ona kıyamete kadar izin veriyor ? devam edecek Ahzab 40- Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir. Bu ayeti anlmak için bir kaç ayet gerisine bakmamız gerekiyor Ahzab 37- Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah'tan kork" diyordun da nefsinde Allah'ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah'ın emri de yerine getirilmiştir. Arap adetlerine göre bir insanın evlatlığı öz evladı gibi kabul ediliyor. Mirastan pay bile alıyor.Fakat muhammed evletlığı zeydin karısı ile evlenince ,çevreden eleştiriler geliyor ve bunun üzerine ahzap 40 iniyor ( aslında muhammed uyduruyor ayetleri) Hernekadar etik açıdan uygun olmasa bile yinede işin aslı muhammedin dediği gibi.Yani muhammed hiç bir kimsenin öz babası değil tabi zeydin,de. Ahzab 6 Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır. Muhammed inananların babası değilse, onun hanımları nasıl inananların anası olur. ? Şimdide şu ayet bakalım Mücadele 2 İçinizden zıhar yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. Neymiş işin aslı. Demekki bir kadının bir erkeğin anası olabilmesi için onu doğurması gerekiyormuş. Doğrusuda budur zaten. Yani lafla peynir gemisi yürümüyormuş.Kuran lafla peynir gemisi yürütenlere ne diyor mücadele 2 de Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Peki öyleyse ahzab 6 daki Peygamberin hanımları müminleri analarıdır şeklindeki,çirkin ve yalan söz kime ait. Allaha mı , muhammede mi ?Zira müminleri peygamberin hanımları doğurmadı.
  18. Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, surelerin başında besmeleyle yani, “Bismillahirrahmanirrahim” RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA diye başlamasının nedenleri ve besmelenin ayrıca bir ayet olup olmadığı konusu üzerine olacaktır. Bunu hiç düşündünüz mü? Besmele bir ayet midir? Ayet değilse, neden yalnız surelerin basında vardır? Acaba Kur’an da surelerin başında geçen besmele, neden tek bir ayet yazarken ya da okunurken, besmele ile başlanmaz. Sanırım sizde bir an bu sorumdan sonra düşündünüz. Bu konu mezheplerde tartışma konusu ve farklı görüşler var. Tabi bu yazımda farklı görüşleri zikretmek, örnek vermek yerine, sizleri bu konu üzerinde bizzat Kur’an merkezli düşünmenizi rica ediyorum. Dikkat etiyseniz besmele yani Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye başlayan bu cümle, Allah dan gelen bir bildirinin olduğunun, ilk sözleri olduğunu anlıyoruz. Şöyle de diyebiliriz. Yeni bir sure indiriliyor ve Cebrail yeni sureyi tebliğe başlarken, bu sözlerim Allah katından gelen Rahman ve Rahim olan Allah ın sözleridir diyor besmeleyle. Şöyle bir soru gelebilir aklınıza. Neden surenin başında varda, diğer ayetleri tek tek okurken besmele yok. Çünkü surenin tamamı bir günde tek seferde inmedi. Ne kadar zamanda indiğine dair bir bilgide yok zaten. Bir sure diyelim 6 ayda indi, ama surenin ilk başında besmele var. Bu düşünceden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. BESMELE ALLAH KATINDAN, CEBRAİL TARAFINDAN YENİ BİR KONUYU (SUREYİ)TEBLİĞE BAŞLARKEN, TOPLUMUN DİKKATİNİ ÇEKMEK, YENİ BİR KONUNUN AYETLERİNİN TEBLİĞ EDİLDİĞİNİ ANLAMALARI ADINA, ADETA BİR BAŞLIK NİTELİĞİNDE VE CEBRAİL BESMELEYLE ŞUNU SÖYLÜYOR ELÇİSİSNE VE İMAN EDENLERE. SİZLERE RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN AYETLERİNİ İLETİYORUM. Bu konu sanırım geleneksel Hanefi İslam anlayışında da böyle algılanmış olmalı ki, namaz kılarken imam besmele okumadan ayete başlar. Hatta rivayet hadislerde bile böyle geçer ve Peygamberimizin namazda ayetlerden önce besmele okumadığı rivayet edilir. Elbette bu rivayet bizim için kanıt olamaz. Ben konunun genel toplumda nasıl anlaşıldığını anlatmaya çalışırken bu örneği verdim. Diyanet İşleri Başkanlığının sitesine, ya da birçok dini konularda yazılar yazan sitelere baktığınızda, bir ayeti ya da mealini yazmadan önce, besmeleyle başlamadan yazıldığını görürsünüz, farklı uygulayanlarda var elbette. Tabi bazı kardeşlerimiz, farklı bilgilerle İslam ı anlamış olduklarından, buna itiraz ettiklerine şahit oluruz. Şunu da söylemek isterim. Elbette ayetleri tek tek yazarken de besmeleyle başlayabilirsiniz, çünkü Allah ın ayetini tebliğ ediyorsunuz. Anlatmaya çalıştığım, Allah ın bu konuda bizleri bağlayıcı bir emri yok. Kur’an da verilen besmele örneği çok açıktır. ZATEN BESMELE, BAŞLI BAŞINA BİR AYETTİR. Bu konuda farklı bir tartışma da, besmele bir ayet midir konusudur. Aslında bunu tartışmanın hiçbir anlamının olmadığını düşünüyorum. Allah surelerin başında, yeni bir konuya özellikle başlarken besmeleyle başlamışsa, bu sözlere ayet midir değil midir demenin bir anlamı yoktur. Besmele sonradan insanlar tarafından ilave edilmediğine göre, elbette bu cümlede bir ayettir ve bizlere anlatmaya çalıştığı çok önemli bilgi içermektedir. Bizlere düşen gereksiz tartışımlar yerine, besmelenin neden surenin başında özellikle yer aldığını, anlamaya çalışmak olmalıdır. Ne yazık ki bu konuda farklı düşünceler var ve besmelenin daha sonra Kur’an a, Peygamberimizin ilave ettiği dahi söylenmektedir. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi, Kur’an a bir kelime bile ekleme yetkisine sahip değildir. Hatırlatırım Allah, Kur’an ı ben koruyorum diyor. İlginçtir, Kur’an da yeni bir sure olarak ayrı zikredilen, TEVBE suresinin başında, besmele yoktur. Bu konuda da her zaman olduğu gibi rivayetlerden yola çıkarak, birçok şey söylenmiştir. Bizler onların etkisinde kalmadan, konuyu Kur’an merkezli düşündüğümüzde, aslında TEVBE suresinin ayrı bir sure olmadığı, bir önceki ENFAL suresinin devamı olduğu anlaşılıyor. İki sureyi de okuduğunuzda, konuların benzerliğini, hatta birbirini açıkladığını, tamamladığını fark edersiniz. Bu konuda düşüncelerini söyleyen din âlimleri de genel olarak, bu düşüncede birleşmişlerdir. Bunun dışında başka bir fikir yürütmek, ancak kendi düşüncelerimizi, Kur’an a söyletmek olur diye düşünüyorum. Allah ın açıklamadığı bir konuda farklı sözler söylemek, bizleri gerçeklerden uzaklaştıracaktır. Gelelim günümüzde her konuda, işe başlarken ya da herhangi bir şeyi anlatırken, besmeleyle mi başlamalıyız konusuna. Aslında bu soruya farklı şekillerde yaklaşanları, araştırmalarım sonucunda gördüm. Her düşünceye saygı duyarım. Bende düşüncemi söylerim elbette, ama Kur’an ın apaçık örneğini, gerçeğini de söyleyerek, kararı her Müslüman ın kendisine bırakmak istiyorum. Kur’an da yeni bir konuya, yani Sureye başlarken, Cebrail özellikle surelerin tebliğine, bizzat sizlere tebliğ edeceğim ayetler, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA SİZLERE TEBLİĞDİR, diye başlıyorsa, besmelenin özü Allah ın tebliğini bir bütün halinde yaparken, ya da Kur’an ı okurken söylememiz, Kur’an ın bir emridir diyebiliriz. Peki, konu ayetlerin tebliği, hatta din ile ilgili bir konu değilse, normal yaşantımızda bir işimize başlıyorsak ne olacak. Bu durumda aynı Kur’an da olduğu gibi, birebir aynı sözlerle aynı düşünceyle, yani sanki Allah ın ayetlerini tebliğ ediyormuş, Allah ın emrini aktarıyormuş gibi, besmeleyle söze başlamamız ne kadar doğru olur. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için size Hz. Süleyman ın, Sebe melikesi ne gönderdiği bir mektup örneğini vermek istiyorum. Bu ayette, besmeleyle başlar ve bakın neler söylenir. Neml 30-31 : «Mektup Süleyman'dandır, RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLAH'IN ADIYLA (başlamakta) dır. « BANA BAŞ KALDIRMAYIN, TESLİMİYET GÖSTERİP BANA GELİN, diye (yazmaktadır)». (Diyanet vakfı meali) Peki, Hz. Süleyman bu mektubu ne için yazıyordu, nereye ve kime baş kaldırmayın diyor, burası önemli. Mektubu gönderdiği toplumu, tek bir ilah a iman etmeye davet ediyordu. Bunu önceki ayetlerden öğreniyoruz. Demek ki Hz. Süleyman, tıpkı Cebrail in ayetleri elçisine tebliğ ederken besmeleyle, yani bu tebliğ, Rahman ve Rahim olan Allah ın sözleridir diye başladığı gibi, Hz. Süleyman da aynı mantıkla, düşünceyle başka ilahlara, güneşe tapmayı bırakmalarını, tapılacak iman edilecek yalnız Allah olduğunu tebliğ ediyor ve Allah ın buyruklarına baş kaldırmayın, Allah a teslimiyetinizi gösterin emrini mektupta yazdığı için, besmeleyle başlıyor mektup. Çünkü dinde zorlama yoktur ve Hz. Süleyman hiçbir toplumu kişisel olarak her hangi bir inanca zorla davet etme yetkisinde de değildir. Tebliğ ve uyarı ALLAH IN UYARISIDIR. Yine Kur’an dan konumuza açıklık getirecek, Alak suresi 1. ayeti hatırlatmak istiyorum. Bu ayet “YARATAN RABBİN ADIYLA OKU” YANİ ALLAH IN ADINA OKU, ALLAH ADINA ÇAĞRIDA BULUN, DAVET ET DİYE BAŞLAR. Devamında da, Allah ın ayetlerini tebliğ eder. Demek ki besmeleyle başlamanın asıl amacı anlatılanların, söylenenlerin ALLAH KATINDAN GELDİĞİNİN BELİRTİLMESİ ADINA SÖYLENDİĞİ, ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR. Bizler ne yazık ki besmele konusunu Kur’an dan değil, farklı rivayet bilgilerden, beşeri fıkıh inancından aldığımız bilgiler ışığında anladığımız için, farklı anlamlar yükleyebiliyoruz. Ayeti yazmadan önce sorduğum soruya, tekrar dönelim. Peki, bizler herhangi bir işe başlarken, Allah ın ismini anmayalım mı? Elbette bunu düşünmek ve söylemek aptallık ve Kur’an bilmezlik olur. Bizler Kur’an ı anladığımız dilden okumayıp, ayetlerin ne anlama geldiği konusunda da çok fazla düşünmediğimiz için, düşünmeden Arapçasından söyleyip, okuyup geçiyoruz. Allah ın adını anmadan, elbette hiçbir işe başlamamalıyız, hatta yarın ya da daha sonra yapacağımız bir iş için bile, ben şu işi yapacağım, bu işi yapacağım diye bile kesin konuşmamalıyız. Bunu yapmayın diyen Kur’an dır. Peki, bizler nasıl başlamalıyız, her işimize başlarken? Bunu Kur’an dan aldığım bilgi ışığında anlatmak isterim. RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN İZNİYLE BAŞLARIM dememiz, çok daha doğru olur. Çünkü Allah Kehf 23–24. ayetlerinde, yapmayı planladığımız işler için bile Allah, bunu yarın yapacağım şeklinde söylemeyin diyor ve bakın nasıl söylememizi istiyor. ALLAH'IN DİLEMESİNE BAĞLAMADIKÇA HİÇBİR ŞEY İÇİN «BUNU YARIN YAPACAĞIM» DEME. (Kehf 23–24) Buradan da şunu açıkça anlıyoruz. Her işimize başlamadan önce, Allah ın iznini almalı ve onu anarak yardım istemeli ve ALLAH IN İZNİYLE DİYE İŞE BAŞLAMALIYIZ. Tekrar etmek istiyorum, Kur’an da geçen besmele, Allah ın emirlerini tebliğ ederken, tebliğ edilen ayetlerin, Allah ın buyruğudur, ONUN ADINA SÖYLÜYORUM, anlamında kullanılmıştır.” RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA” Örneğin Kurban keserken, surelerin başında geçen besmeleyle, Kurban kesenleri görürüz. Yani Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye kurban kesenler var. Hâlbuki Rahman sıfatı herkese acıyan, merhamet eden anlamındadır, ama bizler bu sözü hayvanı keserken de bazen kullanıyoruz. Besmele konusunu yanlış anladığımız için. Hâlbuki Allah Hac suresi 34. ayetinde, Allah ın rızasını kazanmak adına kestiğimiz Kurbanları keserken, ALLAH IN ADINI ANIN DER BİZLERE. Yani bu sözüyle, kurban kesecekseniz yalnız Allah için kestiğinizi söyleyin emrini vermiştir. Onun içindir ki Kurban keserken bizler, Allah için Kurbanı kestiğimizi mutlaka söylemeliyiz. Onun için Kurban keserken BİSMİLLAH ALLAHÜ EKBER DER VE KURBANI KESERİZ. Ya da Kebir Allah diyebiliriz. Peki, neden bunu Türkçe söylemeyiz de, Arapça söyleriz. Tüm bu inançlar, geleneğin farkında olmadan üstümüzdeki baskısıdır. Hâlbuki Kurban keserken, ALLAH IM SENİN RIZAN İÇİN KURBAN KESİYORUM, SEN YÜCESİN ULUSUN. Dememiz çok daha güzel olmaz mı? Dilerim cümlemiz, Allah ın bizler için gönderdiği rehberi Kur’an ı anlayarak, düşünerek okuyan, batıldan ve hurafeden uzak İslam ı yaşayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  19. Bizler acaba Kur’an ı anlayabilmek adına, hangimiz çaba harcıyoruz? Yoksa biz Kur’an ı anlayamayız, onu alimler, veli insanlar anlar diyerek, Kur’an ı anlamayı başkalarına mı bıraktık. İşte bu sorunun cevabını eğer, akıl ve Kur’an merkezli veremiyorsak, gittiğimiz yolun doğruluğundan asla emin olamayız. Bir arkadaşımız bu sorunun cevabını, hala kafasında doğru bulamadığından olsa gerek, bana şöyle sitemli bir cevap yazmış. “Anlaşılamayan Kur'an'ı Haluk GÜMÜŞTABAK uzun uzun anlatınca anladık. Allah'ın Resulü okumamış cahilin teki olduğu için anlatamazdı , Allah buna bu yüzden izin vermemişti ..” Bizler önce şunu asla unutmamalıyız, Kur’an ı Allah batıla ve hurafeye sapmayalım diye, bizzat kendisinin açıkladığını, nice örneklerle Kur’an da izah ettiğini söylüyor. Bir örnek.” SONRA ONU AÇIKLAMAKTA BİZE AİTTİR.” (Kıyame suresi 19) Benim ne haddime ki, Kur’an ı açıkladığımı söyleyebileyim. Allah dinin anası, temeli olan muhkem ayetlerini açıkladıktan sonra, bir başkasının bu görevi üstlenmesi ne haddine. Hâşâ Allah kullarına hükümlerini anlatamadı, açıklayamadı da, bunu elçisi mi başardı, bunu da mı akıl edemiyoruz. Bu düşüncelerle Allah ın elçisini ön plana çıkartırken, Allah a yaptığımız saygısızlığın farkında mısınız? Allah uzun uzun ve birçok ayetlerle Kur’an ı nice örneklerle ben açıkladım diyor. Eğer Allah ın bu ayetlerini, verdiği bu bilgileri görmezden gelip üstünü örtersek, bizlerin Kur’an gerçekleri ile buluşup, gönül gözümüzü açmamız asla mümkün olmayacaktır. Bu arkadaşımızın sanki benim, Allah ın resulünü devre dışı bırakıyormuşum izlenimi verdiği sözlerini kınıyorum. Hiç kimse Allah ın elçisini devre dışı bırakamaz, onu görmezden gelemez. Ama hiç kimse, Allah ın elçisine vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Allah ın resulüne, nispet etmem mümkün olmayan bir düşünceyi, benim söylediğimi ima etmesini, Allah a havale ediyorum. Allah benim düşüncelerimi biliyor. Elbette Allah ın elçisi, Allah ın verdiği hikmetle/ilimle, Kur’an ı en iyi anlayandır ve topluma tebliğ edip anlatandır. Bunda şüphe yok. Ama PEYGAMBERİMİZ, ALLAH IN AYETLERİ ANLAŞILMIYOR OLUP DA, ANLAŞILIR HALE GETİRMİŞ DEĞİLDİR. Allah ın elçisi gelen ayetlerle, daha önceki kitaplarda indirilmiş ayetler arasındaki farkı anlatıp açıklayıp, kitaplar arasında nesih edilme nedenlerini topluma izah ve ikna etmiş ve toplumu Kur’an gerçekleri ile buluşturmuştur. Çünkü Allah Maide suresi 101. ayetinde, Kur’an indirilirken kafanıza takılan konular olursa, indirilirken sorun size nedenlerini açıklarız diyor. Çünkü bazı konuların daha önceki kitaplarda, daha farklı olduğunu gören toplum, tedirgin oluyor ve Allah ın elçisine sorular soruyormuş. Allah da bunun açıklamasını getiriyor ve diyor ki, buna benzer sorularınız varsa, ayetler indirilirken sorun, daha sonra sormayın, çükü Allah bu konulardan söz etmeyerek bağışlamış, vazgeçmiştir. İşte Allah ın elçisi bunlara açıklık getiriyor ve ümmetine anlatıp, izah ederek onları ikna ediyor. Ne yazık ki günümüzde, Allah ın elçisine iftira atarcasına, günümüze ulaşan ve Allah ın elçisinin sözleridir diye nakledilen tüm hadislerin, peygamberimize ait olduğunu söylemekten çekinmiyoruz. Kur’an ile çelişmesi bizleri hiç tedirgin bile etmiyor. Hükümlerin Kur’an dan onay alması gerektiğini düşünen bile yok. Allah muhkem ayetlerini, birçok ayetinde açıkladık, izah ettik ki anlayasınız dedikçe, birileri hala emin olmadığımız bilgilerin, Peygamberimize ait olduğunda ısrar etmektedir. Hatırlayınız Allah, emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin diye birçok kez uyardığı halde, rivayetlere tevatür yoluyla günümüze gelmiş bilgilerle İslam ı ve Kur an ı anlamamız gerektiğini, hala nasıl söyleriz ve inanırız bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ben Allah ın elçisine, okumamış cahil demekten Rabbime sığınırım ve asla böyle bir şey söylemeyeceğim gibi, söyleyenlerle de mücadele ediyorum, Rabbim şahittir. Acaba Allah ın elçisine cahillik yakıştırmasını kimler yapıyor, isterseniz gelin ona bakalım. Ben mi diyorum, yoksa bana söylemediğim sözleri isnat edenler mi cahil diyor, Allah ın elçisine. Allah Kur’an da elçisinin, ÜMMİ olduğunu söylüyor ve ÜMMİ kelimesini de birçok ayette ne anlama geldiğini açıklıyor. Bu açıklamalar sonunda, elçisinin hiç bir ehli kitaba tabi olmadığını, Allah ın gerçek, doğru, batıl ve hurafe karışmamış inancının arayışı içinde olduğunu bildiriyor. Peki, günümüz FIKIH inancının ve bölünmüş mezheplerin inancı ne diyor ÜMMİ kelimesine? “Ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır, peygamberimiz anasından doğduğu gibiydi, okuma yazmada bilmezdi.” Peki, okuma yazma bilmeyen bir insana ne denir? Kime sorarsanız sorun böyle insana cahil denir. Ama gönülleri el vermediği için, hem okuma yazma bilmiyordu diyorlar, ama cahil demekten kaçınıyorlar. Yani aslında Allah ın elçisine cahil diyen, bizzat kendileri. Hâlbuki Peygamberimiz okuma yazma biliyordu, hatta yaşadığı dönemde, en güvenilen bir insandı ve ticaretle uğraşıyordu. Ticaretle uğraşan bir insanın, nasıl okuma yazma bilmediğini söyleriz. Allah okuma yazma bilmeyen bir elçiyi, neden göndersin? Bakın bizzat kendileri Allah ın elçisine iftira atıyorlar, ama kendi yanlışlarını fark edemiyorlar. Allah birçok ayetinde, bizlerin düşünmesini emreder. Peki, neden bunu yapmamızı ister bizlerden? Sizin anlamanız için, düşünmenize gerek yok, elçim size anlatır açıklar demiyor. Çünkü düşünmeyi başkalarına bırakırsak, eğriyle doğruyu asla ayıramayız ve bizleri Allah ile aldatanlar emellerine ulaşırlar. Eğer bizler, Allah ın muhkem ayetlerini okuduğumuzda anlayamayacak olsaydık, Allah onlarca kez, AYETLERİM ÜZERİNDE DÜŞÜN, AKLINI KULLAN EY KULLARIM DER MİYDİ? Anlayamasaydık, siz anlayamazsınız onun için elçim sizlere anlaşılır hale getirecek derdi. Kur’an ın hiç bir ayetinde böyle bir hüküm yoktur. Ne yazık ki batıl inançlarımızı aklamak adına, kelimelere öyle anlamlar yüklüyoruz ki, Kur’an ın tamamına ters düşmesi, bizleri hiç etkilemiyor. Bu hatayı ne yazık ki hiç düşünmeden sürekli yapıyoruz. Eğer bizler okuduğumuzda, muhkem ayetlerin özüne vakıf olamayıp anlayamasaydık, Allah ın elçisi bu ayetleri bizlerin anlayacağı şekilde bizlere yazılı kayda aldırıp ulaştırmaz mıydı? Neden sağlığında tıpkı Kur’an ayetlerini tek tek yazdırdığı gibi onları yazdırmamıştır. Neden yüzlerce yıl sonra kayda alınma gereği duyulmuştur diye lütfen düşünelim. HEM NEDEN ALLAH BİZLERİN ANLAYAMAYACAĞI ŞEKLİYLE MUHKEM AYETLERİNİ GÖNDERİP, BİZDEN HESAP SORSUN. Adı üstünde muhkem, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ve anlaşılır anlamında. Allah bu ayetlerin anlaşılabilmesi için, bizleri rivayet bilgilere muhtaç bırakır mı? Bunu damı akıl edemiyoruz. Bizler ne yaparsak yapalım, aynı şeyleri yüzlerce kez yazıp konuyu gündeme getirsek bile, bizler eğer Kur’an ile bir bağ kuramadıysak, bu gerçekleri fark etmemizde mümkün olmayacaktır. Farkında olmadan, Allah ın nuruna öyle saygısızlıklar yapıyoruz ki, gerçeklerin önüne yüksek duvarları ellerimizle örüyoruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  20. Bazı arkadaşlarımız Kur’an kelimesinden, yalnız Arapça okuduğumuz kitabın olduğunu anlıyor ve diyorlar ki, Kur’an ın tercümesi Kur’an değil mealdir. Gerçekten bu sözler doğru olabilir mi? Kur’an yani Allah ın vahyinin ana özelliği, değişmez kuralı Arapça oluşumudur, yoksa Allah ın vahyinde bizlere iletmek istediği emirleri yani anlamı, manasımıdır? Meal kelime anlamı olarak anlam, kavram, ortaya çıkan şey, sonuç, netice anlamlarına gelir. Yani Kur’an ı Arapçasından dilimize çevirip, Allah bizlere ne söylüyor ve bizlerden ne istiyor, onun apaçık tercüme edildiği hali anlamındadır. Bu durumda buna nasıl olurda, Kur’an değildir deriz? Kur’an anlamadığımız, bilmediğimiz dilden olan halimidir? Bu sözler, toplumu tedirgin eden, hatta Kur’an ı anlayarak okumaktan alı koyan düşüncelerdir. Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an ı düşünerek okuyan bir Müslüman rahatlıkla verebilir. Bakın bu sorunun cevabını, İmamı Azam Ebu Hanife, yüzlerce yıl önce nasıl vermiş. “Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) varlıklardır. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.” GERÇEKTENDE KUR’AN, ALLAH IN KULLARINA AÇIK MESAJIDIR. Anlamını bilmeden okuduğumuz, Arapça ayetlerin yalnız Kur’an olduğunu söylersek, Allah ın bizlere rehber olsun diye gönderdiği kitabın amacına, özüne tamamen ters düşen bir hükmü vermiş oluruz Kur’an kelimesine. KUR’AN ALLAH IN BİZLERE TEBLİĞİDİR, MESAJIDIR, VAHYİDİR. BU TEBLİĞİ EĞER ANLAMINI BİLMEDİĞİMİZ BİR LİSANDA OKUYORSAK, TEBLİĞ GERÇEKLEŞMEMİŞ DEMEKTİR Kİ, BU DURUMDA NASIL OLURDA ASIL KUR’AN YALNIZ ARAPÇADIR DERİZ. Allah ne diyor Kur’an da birçok ayetinde? Kullarım ayetler üzerinde düşünün, aklınızı kullanın. Anlamadan okuduğumuzda, sizce Allah ın bu emrini yerine bizler getirebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, hala nasıl olurda anlamadan Arapça okuduğumuzda bu Kur’an olur, anladığımız dile çevrildiğinde Kur’an olmaz deriz. Bu düşünce Kur’an ın indiriliş amacına tamamen ters düşer. KUR’AN KELİME ANLAMI OLARAK, OKUMAK, OKUNAN ŞEY ANLAMINA GELİR. Elbette anlamadan okumak değil, anlayarak ve düşünerek okumak. Bu durumda Kur’an için, Allah ın vahiylerini bir araya getirilip, anlayarak düşünerek okumak anlamına gelir Kuır’an dersek, yanlış olmaz. Örnek verelim. İsra 9–10: ŞÜPHESİZ BU KUR'ÂN, DOSDOĞRU OLANI GÖSTERİR ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve âhirete inanmayanlara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir. (Bayraktar Bayraklı meali) İsra 82: BİZ KUR'AN'DAN, İNANANLAR İÇİN ŞİFA VE RAHMET OLACAK ŞEYLER İNDİRİYORUZ. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor. (Yaşar Nuri meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah gönderdiği ayetlerin birleştirilmiş halinin tamamına, Kur’an diye bahsediyor. Gönderilen kitabın, ne maksatla gönderildiğini de bizlere bildiriyor ve diyor ki, bu Kur’an sizlere dosdoğru yolu gösterir ve iletir. Kur’an inananlara şifadır, onlara yol gösterecek bilgiler indiriyoruz. Bu durumda Kur’an doğru yolun ne olduğunu, acaba kendi dilimizden anlayarak mı okuduğumuzda anlarız ve öğreniriz, yoksa anlamadığımız bir dilden okuduğumuzda mı? Bu sorunun cevabı çok açıktır. EĞER KUR’AN I AMACINA UYGUN BİR ŞEKİLDE OKUMUYORSAK, BİZLER ANCAK KUR’AN OKUMUŞ GİBİ YAPMIŞ OLURUZ, AMA ASLA BİZLERE YOL GÖSTERMEZ, ÇÜNKÜ ALLAH IN TEBLİĞİNİ ALMAMIŞ OLURUZ. Daha da kötüsü, Allah bizlerden ne istiyormuş diye Arapça bilenlere sorduğumuzda, anlatılanların doğruluğundan asla emin olamayız. Allah kulları arasında, aracı kabul etmediğini söylüyor, lütfen unutmayalım. İmtihanında özünde bu yatar. Herkes gücü nispetinde, çaba göstermelidir. Allah gönderdiği kitabın isminden bahsederken, yalnız Kur’an kelimesini kullanmaz, birçok isimler zikreder. Birkaç örnek vermek istiyorum. Furkan 1: Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o FURKAN'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi. (Yaşar Nuri meali) Hicr 9: Hiç kuşkusuz, O ZİKİRİ/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. (Yaşar Nuri meali) Nisa 174: Ey insanlar! Rabbinizden size güçlü bir delil geldi ve size aydınlatıcı bir NUR indirdik. (Bayraktar Bayraklı ) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah ın gönderdiği vahiy topluluğunun ismi yalnız Kur’an değil. Allah vahiylerinden bahsederken, bazen Furkan yani eğriyi doğrudan ayıran ismi kullanıyor. Bu durumda bizler, eğriyi doğrudan ayırabilmemiz için, Allah ın kitabını nasıl okumamız gerekir? Cevabı çok açıktır, anladığımız dilden. İnanın yoksa anlamadan okuduğumuz kitaba, istediğimiz kadar FURKAN ya da KUR’AN diyelim, bizlere hiçbir faydası olmaz. Allah Kur’an ın indiriliş amacını açıkça bildirmiş ve ne demişti. KULLARIMA YOL GÖSTERİCİ OLSUN DİYE İNDİRDİK. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, bizlere nasıl yol gösterici olsun? Bizleri, anlamını bilmeden okumaya teşvik etmelerinin nedeni, hatta Türkçe tercümesinden okursan, Kur’an sayılmaz demelerinin asıl nedeni, ne yazık ki toplumu din adına istedikleri gibi yönetebilmek içindir, bu gerçeği asla unutmayalım. Allah İslam dininde, ruhban sınıfı yoktur dedikçe, bizler ellerimizle ruhban sınıfı yarattık. Yarattığımız bu ruhbanlarda, kendi hükümranlığını sürdürebilmek için, toplumu Allah ile aldatarak, herkes Kur’an ı anlayamaz, Arapça başka dillere çevrildiğinde anlamı değişir, bir kelimenin yüzlerce anlamı vardır diyerek, topluma korku saldılar. Her ne hikmetse Kur’an ı anladığını iddia edenler, hatta tercüme edenler, anlayıp topluma anlatabiliyorlar. Toplumu hadislerle dinini yöneten bu kişilere, hiç kimse sormuyor. Hadislerin orijinali de Arapça. Onlar doğru olarak Türkçeye çevriliyor, bu konuda hiç kimse itiraz etmiyor da, Allah ın nuru Kur’an neden çevrilmesin? Bunları söyleyip toplumu aldatanlar, sanki kendileri seçilmiş insanlar gibi, toplumu işte böyle oyalayıp, aldatmaya devam ediyorlar. Değerli din kardeşlerim. Kur’an, Allah ın bizlere gönderdiği, eğriden doğruyu ayırabileceğimiz bir tebliğdir, duyurudur. Bu duyurunun hangi dilden yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer Allah ın tebliğini aracısız almaya çalışırken, okuduğumuzu anlayamıyorsak, o tebliğ asla gerçekleşmemiş demektir. Allah ın tebliğini almak isteyen, anlayarak okumalıdır ki, ayetler üzerinde, Allah ın istediği gibi düşünüp akıl edebilsin. Allah gönderdiği tebliğini, Kur’an ı neden Arapça indirdiğini, çok açık bir şekilde bizlere anlatmış ve hatta doğru anlayalım diye örnek vererek izah etmiştir. Eğer bizler hala bu örnekler üzerinde düşünmeyip, anlamaya çalışmıyorsak, bizler Allah ın vahyini hala alamamışız demektir. İbrahim 4: Biz, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK KENDİ TOPLUMUNUN DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! (Yaşar Nuri meali) Bu ayeti tebliğ alan bir Müslüman, Allah ın gerçek vahyini okumak istiyorsa, anlamını bilmese de Arapçasından okumalıdır asla diyemez. Dediğimiz andan itibaren, Kur’an ayetlerine ters düşen bir mantığa kendimizi inandırmış olur. Bakın ayette ne diyor. Kullarım iyice anlayabilsin, yani tebliği gereği gibi anlasınlar diye, biz daha önce gönderdiğimiz tüm elçilerime, kendi dillerinden kitaplar gönderdik diyor. Bu ayetten çok açık şunu anlıyoruz. Her Müslüman Allah ın vahyini, Furkan ını, nurunu, zikrini, anladığı dilden okumalı ki, tebliği alıp, düşünüp öğüt alabilsin. YANİ ALLAH IN TEBLİĞİNDE Kİ ASIL ÖZELLİK, ARAPÇA OLUŞUNDA DEĞİL, ASIL VAHYİN ÖNEMİ, MANASINDADIR, ANLAMINDADIR. Kur’an ı farklı anlayıp anlatanlar, Allah ın vahyini anlamaya çalışırken, bizzat Kur’an ın örneklerinden yardım almak yerine, rivayet edilen hadislerden yararlanarak anlamaya çalışmaktadırlar. Böyle olunca da, Allah ın bizlerden ne istediğini değil, bizlere öğretilenlerin ışında ayetleri anlamış oluyoruz. Buda bizler için büyük bir tehlikedir. Onun içindir ki bölündük ve parçalandık. Allah bu konuda geleceği bildiği için, bir başka ayetinde de gereken açıklamayı yapıyor ve bakın nasıl bir örnek veriyor. Bu ayetten de hala anlamayıp, esas Kur’an Arapçadır diyorsa bir insan, bazı kişiler tarafından esir alınmış, düşünemiyor Kur’an gerçeklerini göremiyor demektir. Fussilet 44: EĞER BİZ ONU YABANCI DİLDEN BİR KUR'ÂN YAPSAYDIK ONLAR MUTLAKA: "BU KİTABIN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? ARAP BİR PEYGAMBERE YABANCI DİL, ÖYLE Mİ?" DERLERDİ. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. SANKİ ONLAR UZAK BİR YERDEN ÇAĞRILIYORLAR (DA DUYMUYORLAR). (Elmalı meali) Allah bu konuyu, daha nasıl açıkça bizlere bildirsin bilemiyorum. Hala anlayamayanlara, anlamak istemeyenlere, ayetin sonundaki uyarı ders olmalıdır. Bu ayetten şu dersi çıkarmalıyız. Allah hiçbir kulunu, anlayamayacağı bir kitaptan, hükümden sorumlu tutmaz. Onun için Allah ın vahyini mutlaka, anladığımız dilden okumalıyız. Okumalıyız ki, Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlayabilelim. Allah ın bu gerçeğinin önüne set çekmek ve toplumun bilinçlenmesini istemeyenler, topluma öyle bir korku salmışlardır ki, Allah a ve onun kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmışlar ve demişler ki; KUR’AN HER DİLE ÇEVRİLEMEZ. Lütfen unutmayalım, tüm diller evrenseldir ve anlamı değişmemek şartıyla, farklı kelimelerle tüm dillere çevrilebilir. Sizce Allah tüm insanların dillerine çevrilemeyen bir rehber, tebliğ gönderip, daha sonra tüm insanları Kur’an dan sorumlu tutar mı? Yaradan ın uyardığı gibi. HALA BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ? Dünya üzerinde yazılmış hiçbir beşeri kitaba, böyle bir saygısızlık yapılarak, bu kitap şu dilden, diğer dillere çevrilemez denmemiştir. Arapça, Çince ya da Hintçe yazılmış ilmi kitapların tamamı, tüm dillere çevrilip, anlaşılıyor hatta bu kitaplardan bilim adamları yetişiyorsa, bizler nasıl olurda Allah katından gelmiş, eşi benzeri olmayan bir NUR için, başka dillere tam çevrilemez diyoruz. Bu ne saygısızlık. Buna nasıl inanırız. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Bizlere düşen dikkatle, tercüme edilmiş Kur’an ayetlerini okuyalım. Art niyetli kişilerin, ayetler üzerinde yaptığı tahrifatları, kendi çabalarımızla araştırarak, Allah ın da gönül gözümüzü açacağına söz verdiği gerçeğinden yola çıkarak, Furkan ı anlamaya çalışalım. Bu çabanın sonunda, gerçekleri nasıl fark edeceğinizi göreceksiniz. GAYRET BİZDEN, YARDIM ALLAH DAN. Bu imtihan zorlu bir imtihan. Özveriyle çaba harcayan, inanın mükâfatını görecektir. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  21. Kölelik ve cariyelik konusu ne yazık ki İslam toplumunda hala tartışılmakta ve İslam ı rivayet merkezli yaşayan tarikat ve mezhep eksenli düşüncelerin etkisiyle canlı tutularak, İslam dininde kölelik, cariyelik yasaklanmamıştır, tam tersine kurala bağlanmıştır diyecek kadar Kur’an dan uzaklaşanları görüyoruz. Bunları söyleyenler ve inananlar, İslam toplumunda büyük çoğunluğu oluşturuyor. Kölelik ve cariyelik konusu, cahiliye toplumunun vazgeçilmez bir gerçeğiydi. Allah gönderdiği ayetlerle, köleliğin İslam dininde yerinin olmadığını adeta eğiterek, öğreterek toplumun anlamasını sağlamıştır. Allah Müslüman toplumlarını, köle ve cariyelikten vazgeçirebilmek için, önce köle ve cariye edinme kapısını çok net bir şekilde kapatmıştır. Çünkü köle ve cariyeler, özellikle savaşta kazanılan savaş esirlerinden oluşmaktaydı. Hatta kendi inançlarından olmayan kişileri, savaşla köle ve cariye yapıyorlardı. ŞUNU DA BELİRTMEK İSTERİM, CARİYE KELİME OLARAK KUR’AN DA GEÇMEZ. Bu kelime daha sonra İslam inancına geçmiş, uslanmaz nefislerin, rivayet inançlarını Kur’an a ilave etmenin bir yolu olmuştur. Cariyede kadın köledir. Kur’an da ayrım yapılmadan köle diye geçer. Ama günümüz Kur’an meallerinde, ne yazık ki özellikle bu kelime asla doğru olmayan yerlerde kullanılmıştır. Örneklerini yazımın devamında göreceksiniz. Daha önce söylediğim gibi, Allah köleliğin kapısını önce sıkı sıkı kapatmıştır. Ayeti hatırlayalım. Muhammed 4: İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır. (Bayraktar Bayraklı meali) Ayet çok açık bir hüküm veriyor ve diyor ki, sizi öldürmek için size savaş açanları, sizde öldürebilirsiniz. Bundan sonra savaşlarınızda esir aldığınız, ister erkek ister kadın, BUNLARI ÖNCE BİR BEDEL KARŞILIĞINDA, BU OLMAZSA KARŞILIKSIZ SALI VERECEKSİNİZ. Yani esir olarak tutmayın. Bu ayete iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, hala İslam dininde savaş esirlerini köle yapabiliriz, diyebilir mi? Asla diyemez, diyen ayetleri inkâr ediyor demektir. Yine Kur’an da, Allah ın kölelik, cariyelik kapısını Peygamberimizin döneminde tamamen kapattığına, güzel bir örnek ayet daha vermek istiyorum. Enfal 67: Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, HİÇBİR PEYGAMBERE ESİR SAHİBİ OLMAK YARAŞMAZ. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz; hâlbuki Allah sizin için âhireti istiyor. Allah güçlüdür; hikmet sahibidir. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah elçisine, İslam ı tam olarak yayıncaya kadar, senin savaşlarda esir alıp, onları zorla köle ya da cariye yapman sana yakışmaz diyor. ALLAH IN ELÇİSİNE YAKIŞMAYAN, BİZLERE YAKIŞIR MI? Elbette yakışmaz. Bu ayetten de anlıyoruz ki, BUNDAN SONRA KÖLE YA DA CARİYE EDİNMEK YASAKLANMIŞ. Şimdide gelelim Kur’an da, bazı ayetlerde geçen ve bazı hükümler verilen kölelik konusuna. Allah madem köle edinmeyi yasakladı, neden o günkü topluma, elinizdeki köleleri serbest bırakın demedi diyebilirsiniz. Bunu yapmış olsaydı, toplumdan büyük bir tepki gelecekti. Çünkü o devrin kültürü ailenin zenginliği, köle sayısı ile ölçülüyordu. Allah öyle bir yöntemle, toplum arasındaki köleliğe son verdi ki, bizlere örnek olmalı. Herhangi bir kötü alışkanlığa müptela olan bir insanı, nasıl yavaş yavaş bu alışkanlıktan vazgeçirmek en doğru yöntemse, Allah da bu yolu izleyerek, bakın toplumu nasıl kölelikten vazgeçiriyor. Kur’an da Allah insanların yaptığı, bazı büyük günahların kefareti olarak, örneğin; yanlışlıkla adam öldüren, yalan yere yemin eden kişilerin kefareti olarak, bir köle azat edilmesi gerektiği hükmünü vermiştir. Peki, bu örnekten nasıl bir ders almalıyız? İşlediğimiz suç, Allah katında belki çok büyük bir suç, ama bu suçtan kurtulabilmemiz içinde, Allah ın huzurunda çok daha kötü bir davranış olan, köleyi azat edip, özgür bırakmanın önemine dikkat çekiliyor. Yani kölelik bu işlenen suçtan, daha kötü bir davranıştır diyor Allah bu örnekle. Tabi anlayana, anlamak isteyene. Yine Allah o kölelerin durumuna dikkat çekebilmek adına, köleler bir suç işlerse, özgür insana verdiğiniz cezanın yarısını verin diye ayet indirmiştir. Tabi Allah bunlarla da yetinmeyip, hala kölelerini azat etmeyenlere, adeta yüzlerine tokat indirircesine, gerçekleri anlamak, görmek istemeyen, nefislerinin esiri insanlara, bakın nasıl bir ihtarda bulunuyor. Beled suresi 11.12.13.14.15.16: Fakat insan, SARP YOKUŞU AŞAMADI. O SARP YOKUŞUN NE OLDUĞUNU SEN NEREDEN BİLECEKSİN? KÖLE ÂZAT ETMEKTİR veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır. (Bayraktar Bayraklı meali) Allah ellerinde bulunan kölelerini hala azat etmeyenlere, nefislerinin zor kararlarını veremediler, köle ve cariyelerinden vazgeçip, onları özgür bırakamadılar diye uyarıda bulunuyor. Allah çok açık bir şekilde, o gün Müslüman olan toplumu uyarıyor. KÖLELERİNİZİ AZAT EDİN DİYOR, ama bunu keskin bir bıçakla değil, güzel bir şekilde, İMTİHAN OLMANIN GERÇEKLERİYLE GÖNÜL RIZASIYLA YAPILMASINI İSTİYOR. Yine Allah toplumun ellerinde bulunan kölelerin, içlerinizden özgür kişilerle evlendirilmesini istiyor Nisa 25. Nur suresi 32. ayetlerinde. Bu ayetler, köleliğin ortadan kaldırılması için, çok önemli ayetlerdir. Evlenilen köleler böylece özgürlüğüne kavuşacaklardır. Çok daha ilginci kölelere, zekâtlarımızı verebileceğimizi, onların özgür kalmak isteyip, bedellerini ödediklerinde özgür bırakılmaları gerektiğini söyleyen ayetleri de unutmamalıyız. İşte Allah bu yöntemle köleliği kaldırmıştır. Kur’an da bazı ayetleri tercüme ederken, ne yazık ki hala geleneğin, batıl rivayetlerin etkisiyle ayetler tercüme edilmekte ve topluma anlatılmaktadır. Çok daha kötüsü, bu tercüme öyle yanlış inançlara sebep oluyor ki, birçok ayet ile çelişiyor. Örnekler verelim ve özellikle iki farklı mealden yazalım ki yanlışımız ortaya çıksın. Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA BULUNAN CARİYELERİ bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. (Diyanet meali) Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA SAHİP OLDUKLARI hariç. Bunlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. (Bayraktar Bayraklı meali) Mearic 30: Ancak EŞLERİ YAHUT SAHİP OLDUKLARI CARİYELERİ BAŞKA. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar. (Diyanet meali) Mearic 30: Ancak onlar, EŞLERİYLE, AKİTLERİNİN SAHİP OLDUĞU ŞEYLER KONUSUNDA KINANAMAZLAR. (Yaşar Nuri Öztürk meali) Ayetlerin hiç birisinde cariye ya da köle kelimesi geçmez. Ayetlerde EYMÂNUHUM diye geçer ki, bu kelime ayetlerin birçoğunda, ellerinin altında bulunan, ya da akitlerinin, sözleşmeleri olan anlamındadır. Bu kelimeyle, evlilik sözleşmesi yaptığı eşleri kastedilmektedir. Bunun dışında köle, cariye kadınların olması, zaten asla mümkün değildir. Köle ya da cariyenin, birde Müslüman olduğunu düşünün. Nasıl olurda evlenmeden, cariyelerle ilişkiye girebileceğimizi söyleriz ve buna inanırız. Birde bu cariye ile ailenin erkeklerinin de beraber olabileceğini söyleyen gafiller var. Hatırlayınız Allah bazı ayetlerde, kölelerinizi evlendirin diyordu, hem de özgür insanlarla. Bu durumda hangi özgür insan, bunu kabul ederde o cariye ile evlenir. Hani Allah evlenecek kadınları, namusunu korumuş iffetli kadınlardan seçin diyordu, unuttuk mu bu ayetleri, yoksa nefsimiz hurafe ve batıl inançlarımızın etkisinde mi kaldı? Kur’an ın hiçbir ayetinde, cariyelerle evlenmeden birlikte olunacağı geçmez. Örneklerini verdiğim ayetlerde ve buna benzer birçok ayette, kelimelere farklı anlamlar verip, Kur’an ın asla onaylamayacağı fikirleri ayetlere ilave etmeye çalışmaktadırlar. Allah bu zalimleri asla affetmeyecektir. Bunları yaparak toplum aldatılmakta ve Allah ın güzelim dini kötü gösterilmektedir. Mezhepler ve tarikatlar, bu yalanı ve batılı körüklemektedir. İŞİD denen zalimler ise, mezheplerin günümüzde de kabul ettiği bu yanlış inancı, bizzat hayata geçirip, savaşta esir aldıkları kadınları, inandıkları yönde cariye hükmünde kabul edip, adeta sex kölesi olarak kullanmaktadırlar. İnternetten şöyle bir araştırınız, uzun uzun sakalları ile dini anlattığını zannedenler, şunları söylemekten çekinmiyorlar. Allah evliliği dört ile sınırlamış ama cariye almak istediğinde, sınırı yoktur deme cesaretini gösteriyorlar. Ayrıca kölelik ve cariyelik kaldırılmamıştır, günümüzde de geçerlidir. Savaş esirleri köle cariye hükmündedir, demeğe açıkça devam ediyorlar. Bu yalanlara hiç kimse ne yazık ki dur demiyor, yalanlamıyor. İŞTE RİVAYET HADİSLER İNANCIMIZI, BÖYLE YANLIŞ YÖNDE ETKİLİYOR. Ama inatla savunmaya devam ediyoruz. Cariyelik ve köleliğin hala devam ettiğini ve bunun Kur’an emri olduğunu savunmaya devam edenler, özellikle Allah ın elçisine indirdiği ayeti bile tahrif etmekten çekinmemişlerdir. Örnek verelim. Ahzab 52: Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. ANCAK SAHİP OLDUĞUN CARİYELER BAŞKA. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir. (Diyanet meali) Ahzab 52: Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile - helal olmaz. ELİNİN SAHİP OLABİLECEKLERİ MÜSTESNA. Allah her şey üzerinde bir Rakîb'dir, her şeyi gözetlemektedir. (Yaşar Nuri Öztürk) Ayette asla ne köle, nede cariye kelimesi geçmediği halde, Allah ın elçisinin, evlenmeden cariyelerle birlikte olabileceği iftirasını, ayete ne yazık ki ilave etmişlerdir. Hâlbuki ayette, bizlerinde günümüzde kullandığımız Arapça (yemînuk(e) yani yemin diye geçer. Yeminlerin, yaptığın sözleşmelerin ile ellerinin altında sahip oldukların anlamındadır ki, buda daha önce evlilik akdi yapmış, diğer eşlerinden bahsedildiği çok açıktır. Makalemin başında sizlere verdiğim, örnek ayetleri hatırlayın lütfen. Allah elçisine, hiçbir peygambere esir sahibi olmak yakışmaz dediği halde, Allah ın elçisi O örnek insan, kendi emrinde bu ayetleri tebliğ aldıktan sonra, esir/köle kadın ya da erkek tutar mı? Allah Beled suresinde, O SARP YOKUŞTAN BAHSEDİP, KÖLE AZAT ETMENİN HER NEFSİN YAPAMADIĞI BİR GERÇEK OLDUĞUNDAN BAHSETTİKTEN SONRA, SİZCE HALA PEYGAMBERİMİZ EMRİNDE, KÖLE CARİYE TUTABİLECEĞİNE NASIL İNANIRIZ? Ne yazık ki inanıyoruz, çünkü bizlerin Kur’an ile bağı kesildi de ondan. Bu konuda o kadar çok örnekler var ki, lütfen dikkatle bu gerçekleri Kur’an dan araştıralım ve farkında olalım. İslam ın üzerinde dolaşan bu kara bulutu, bizler ancak uyanık ve bilinçli olursak kaldırabiliriz. Yoksa Kur’an a ve elçisine atılan bu iftiralara seyirci kalan toplumlar olarak, Allah ın huzuruna çıkarız. Bunun da büyük vebali vardır, hesabını veremeyiz unutmayalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  22. Peygamberimizin Kur’an anlayışı nasıldı? Bu soruyu hepimiz kendimize sormalıyız, araştırmalı ve öğrenmeliyiz. Bu konularda farklı fikirler var. Örneğin, Peygamberimizin hadislerinden, Allah ın elçisinin Kur’an a nasıl baktığını, Kur’an anlayışını çok rahatlıkla öğrenebiliriz diyenlere rastlarız. Bir başka düşünce, ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞINI, ÇOK AÇIK KUR’AN DAN, AYETLERDEN, ALLAH IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN ANLAYABİLİRİZ dediklerini hepimiz biliyoruz. Gelin bu cevaplar üzerinde birlikte düşünelim. Eğer Allah ın elçisinin Kur’an a bakışını, Kur’an anlayışını rivayet hadislerden öğrenmeye çalışırsak, adı üstünde rivayet yani kesin olmayan bilgilerden yararlanarak anlamaya çalışmış oluruz. Buda bizleri asla doğruya götürmez. Allah ne diyordu, emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin hesabını sorarım. Ayrıca günümüzde ilim tahsili yaptığını söyleyen bazı kişilerden yola çıkarak, onların söylemleri ile Peygamberimizi tanımaya, İslam ı anlamaya çalışmamızda büyük hata olur. İSLAM I VE ALLAH IN ELÇİSİNİ, KİŞİLERİN DİN ANLAYIŞINA DÜŞÜNCE VE FİKİRLERİNE GÖRE DOĞRU ANLAYAMAYIZ, ANLAMAYA ÇALIŞIRSAK HATA YAPARIZ. BU SÖZLER DÜŞÜNCELER GERÇEKLERİ DEĞİL, O KİŞİNİN FİKİRLERİNİ VE YORUMLARINI YANSITIR. Allah ın elçisine atfen söylenen öyle sözler/hadisler var ki, adeta Peygamberimize iftira niteliğinde, onun söylemesi mümkün olmayacak sözler var hadisler arasında. Şöyle diyebilirsiniz, onları ayıklayıp temizlemeliyiz. Bu düşünceye kısmen de olsa hak vermek gerekir. Peki, bu ayrımı tasnifi, nasıl yapmalıyız? Elimizde karşılaştıracağımız, ölçü ne olmalı? Eğer ölçümüz beşeri FIKIH inancıysa, bundan sonuç almamız asla mümkün olamaz, çünkü bu kuralları koyanlar insanlardır, fıkıh dinin asli unsuru asla olamaz. Ama ölçümüz, karşılaştıracağımız kaynağımız Kur’an olursa, asla hata yapmayız. Kur’an ile karşılaştırırsak, şöyle bir sonuca varmamız mümkündür. Allah ın elçisi, bu sözleri söylemiştir, çünkü bu düşünceler Kur’an ın bahsettiği konulardır, hükümlerdir, Allah ın elçisi de bunları anlatmış, örnek vermiştir diyebiliriz. Günümüzde bu konuda öyle söylemler geliştiriliyor ki, doğrusu peygamberimize karşı sevgimizi, adeta silah koz olarak kullanıyorlar. Diyorlar ki, “PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN ANLAYIŞINDAN, RAHATSIZ OLANLAR MI VAR ?” Düşünebiliyor musunuz, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışından hangi Müslüman rahatsız olabilir? Ben Müslüman ım diyen hiç kimse rahatsız olamaz. Rahatsız olacak bir kesim vardır ki ona bende dâhilim, oda Allah ın elçisi söylemediği halde, bunlar Allah ın elçisinin sözleridir diyerek ortaya atılan, ama Kur’an ın asla onayından geçmeyen sözlerin toplum tarafından, din ve iman adına toplum içinde yayılması ve kanun, kural koyucu olarak kabul görmesidir. Allah ın elçisinin Kur’an anlayışını anlamak isteyen, şunu asla unutmamalıdır. Peygamberimiz yaşadığı dönem içinde, Kur’an dışından hiçbir sözü yazıya geçirtmemiş ve sizlere Kur’an yeter demiştir. Onun içindir ki, günümüze ulaşan tüm hadisler, bir rivayete göre diye başlar ve bir başkasından nakillerle günümüze ulaşmıştır. İŞTE SİZE, PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN ANLAYIŞINA, ÇOK GÜZEL BİR ÖRNEK. Eğer Allah ın elçisi, bizler Kur’an ı okuduğumuzda, ayetler üzerinde düşündüğümüzde, ayetleri anlayamayacak olsaydık, böylemi davranırdı? Şunu lütfen unutmayalım, Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani daha önce hiçbir Ehli kitaba tabii değildi. Hatta Allah ayetinde ne diyordu konuyu bizlerin daha iyi anlayabilmesi için. “SEN DAHA ÖNCE, DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, SENİ DOĞRU YOLA BİZ İLETTİK.” Buradan da anlıyoruz ki, Peygamberimiz din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrenmiştir. ALLAH IN ELÇİSİNİN İMAN ANLAYIŞININ TEMELİ YALNIZ KUR’AN DI. Eğer Peygamberimizin yolundan, izinden gitmek istiyorsak, bizlerinde izleyeceği yol, din adına delilimiz yalnız Kur’an olmalıdır. Dört halife dönemini hatırlayınız lütfen. Peygamberimize en yakın olanlar bile, Kur’an ın dışına zerre çıkmamış, toplum arasında hadis naklini yasaklanmıştır. Bu yasağı, sağlığında Allah ın elçisi koymuştu. Çünkü kendi sözünün birkaç gün içinde, dilden dile nakledilirken, kendi söylediklerinin tam tersi hale sözlerinin dönüştüğüne, bizzat kendisi şahit olmuştur. Birde yüzlerce yıl sonra, bu sözlerin bizlere ne derece doğru ulaşabileceğinin yorumunu, sizlere bırakıyorum. Tüm bu gerçekleri düşündüğümüzde, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı çok açık anlaşılıyor. Bu davranıştan hiçbir Müslüman gocunmamalı, tam aksine titizlikle hayatına geçirmelidir. Allah ın elçisinin, bu davranışı uyguladığına dair kanıtımız nedir diye sorabilirsiniz. Elbette bunun cevabını da, Allah ın bizlere Kur’an da, çok açık ve net bildirdiğini görüyoruz. Bu uyarıları yaptıktan sonrada, Yaradan şunu söylüyor bizlere. “ALLAH I ZİKREDENLER İÇİN, ALLAH IN RESULÜ SİZLER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEKTİR.” Şimdide bizlerin sorumlu olduğumuz Kur’an a bakalım, acaba Allah ın elçisinin görev ve sorumluluğunda Kur’an ın yeri nedir, elçisinin Kur’an anlayışı hakkında Allah neler anlatıyor bizlere, ona bakalım ki, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı apaçık ortaya çıksın. Ankebut 18: "Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. RESULE DE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR."(Yaşar Nuri meali) Ahkaf 9: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. (Diyanet vakfı meali) Ahzab 2: RABBİNDEN SANA VAHYOLUNANA UY. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali) Yunus 109: (Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNANA UY VE ALLAH HÜKMÜNÜ VERİNCEYE KADAR SABRET. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (Diyanet meali) Enbiya 45; De ki: “BEN SİZİ ANCAK VAHİY İLE UYARIYORUM.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. (Diyanet meali) Hakka 44.45.46: Eğer (Peygamber) BİZE İSNAT EDEREK BAZI SÖZLER UYDURMUŞ OLSAYDI, MUTLAKA ONU KUDRETİMİZLE YAKALARDIK. SONRA DA ONUN ŞAH DAMARINI MUTLAKA KESERDİK. (Diyanet meali) Enam 48: Biz, ELÇİLERİMİZİ YALNIZCA MÜJDECİ VE UYARICI OLARAK GÖNDERİRİZ. Bu nedenle, iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar ne korkacak ne de üzüleceklerdir. (Muhammed Esed meali) Enam 19:….. İşte bu Kur’an bana, ONUNLA SİZİ VE ERİŞTİĞİ HERKESİ UYARAYIM DİYE VAHYOLUNDU. (Diyanet meali) Enam 50: …BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.” (Diyanet meali) Ne dersiniz, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı, sizce çok açık anlaşılmıyor mu? BUNCA AYETLERDEN ANLAŞILIYOR Kİ, ALLAH IN ELÇİSİ YALNIZ KUR’AN A UYARDI. Allah ın uyarıları, ikazları bizlere Peygamberimizin Kur’an anlayışını, çok açık bir şekilde anlatıyor. Peygamberimiz benim görevim, aldığım Kur’an vahyini sizlere tebliğ etmektir, asla bunlara kendim hiç bir ilave yapamam diye açıkça bildiriyor. Bu gerçeklerden sonra, hala peygamberimizin dinde hüküm koyma, ilave yapma yetkisinin olduğunu söylersek, neyi anlamış oluruz biliyor musunuz? ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞINI DEĞİL, BİZLERE DAYATILAN HURAFELERE İNANMAKLA, BİRİLERİNİN İSLAM VE KUR’AN ANLAYIŞINI, ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞI DİYE ANLAMIŞ OLURUZ. Bu da iftiradır ve büyük günahtır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.