Bütün Eylemler
Bugün
-
En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Atatürk'ün Kızları veya Filenin Sultanları hakkında çok güzel bir belgesel
-
En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Türkiye'nin ortalama seviyedeki kadrosu, şampiyonluğun ortada olduğu bir maçta tam kadro İtalya'ya karşı tie-break setinde bunu başardı... Bazen, hep birlikte çuvallayan bir yıldızlar topluluğuna sahip olmaktansa, bir bütün olarak oynayan ortalama bir kadroya sahip olmak daha iyidir.
-
UEFA Avrupa Şampiyonlar Ligi Hakkında Her Şey - UEFA Champions League
Neredeyse hastanelik oluyordu
-
En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Zehra Güneş konuşuyor
-
En Son Elektrikli Otomobil - Araç Haberleri
Yeni gelişmeler, elektrikli araçların menzilini, pil ömrünü ve şarj cihazı tasarımını artırıyor Menzil güveni: Cadillac Escalade IQ, %50 şarjda yaklaşık 225 mil ve %20 şarjda yaklaşık 100 mil menzil sunarak daha esnek şarj alışkanlıklarına olanak tanıyor. Dayanıklı piller: LG Energy Solution'ın yaptığı bir çalışma, LMR hücrelerinde hem şarj hem de deşarj voltajlarının kontrol edilmesinin, yeni malzemelere gerek kalmadan çevrim ömrünü iyileştirdiğini ortaya koydu. Modüler şarj cihazı tasarımı: ChargePoint'in 600 kW'lık Express Solo şarj cihazı, AC-DC doğrultma işlemini DC-DC dönüştürme işleminden ayırarak her aşamanın bağımsız olarak servis edilmesini sağlıyor. Cadillac Escalade IQ pil kapasitesi, iki pil paketinin üst üste yerleştirilmesiyle elde ediliyor Cadillac Escalade IQ, büyük pil kapasitesini iki pil paketinin üst üste yerleştirilmesiyle elde ediyor. Bu tasarım tercihi, uzun sürüş menzili yeteneklerine katkıda bulunuyor. Cadillac Escalade IQ'nun %50 pil şarjındaki menzili Cadillac Escalade IQ, pili %50 şarjdayken yaklaşık 225 mil sürüş menzili sunuyor. Bu rakam, aracın verimliliğini ve diğer elektrikli araçlara kıyasla büyük pil kapasitesini yansıtıyor. LG Energy Solution ve Seul Ulusal Üniversitesi, lityum manganezce zengin hücrelerde gaz oluşumunu etkileyen voltaj parametrelerini belirledi LG Energy Solution ve Seul Ulusal Üniversitesi, hem üst şarj voltajının hem de alt deşarj kesme voltajının lityum manganezce zengin (LMR) pil hücrelerinde gaz oluşumunu etkilediğini belirledi. Bu bulgu, belirli voltaj parametrelerini bu hücrelerdeki önemli bir bozulma mekanizmasıyla ilişkilendiriyor. LG LMR hücre teknolojisi, daha düşük maliyetli ve uzun ömürlü EV pilleri için potansiyel sunuyor LG, daha uzun ömürlü, daha düşük maliyetli elektrikli araç pilleri için potansiyel sunan LMR hücre teknolojisi geliştirdi. Bu gelişme, EV sahipliğini zaman içinde daha uygun fiyatlı ve sürdürülebilir hale getirebilir. Tüketicilerin pil ömrü ve değiştirme maliyetleri hakkındaki endişelerini gideriyor. ChargePoint, verimli servis için modüler şarj cihazı tasarımı sunuyor ChargePoint, halka açık elektrikli araç şarj cihazları için daha verimli servis ve bakım sağlayan modüler bir tasarım geliştirdi. Bu tasarım, arıza sürelerini azaltabilir ve şarj altyapısının güvenilirliğini artırabilir. Geliştirilmiş servis kolaylığı, elektrikli araç sürücüleri için halka açık şarj istasyonlarına sürekli erişimi destekler. Kaynak: MSN
-
İran İsrail ve ABD Savaşı / Sorunu - Bütün Detaylarıyla Buraya...
İran'a dair güncel gelişmeler: CENTCOM, Devrim Muhafızları'nın ABD muhriplerini vurduğu iddiasını reddetti Başkan Donald Trump, 28 Şubat'ta İran'a karşı, askeri tesisleri, hükümet binalarını ve altyapı noktalarını hedef alan kapsamlı ortak ABD-İsrail saldırılarıyla yürütülen "büyük çaplı muharebe operasyonlarını" duyurdu. ABD ve İran heyetleri, her iki ülkenin de imzaladığı bir mutabakat zaptına dayalı olarak savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varmak amacıyla Haziran ayında müzakerelere başladı. Buna rağmen ABD ve İran karşılıklı saldırılarda bulunmaya devam etti; stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı ise gerilimin ana odak noktası oldu. Trump Ağustos ayında, Tahran'ı boyun eğmeye zorlamak için ABD'nin "ezici bir ekonomik operasyon" başlatacağını söyledi. Son Gelişmeler İran, Ürdün ve ABD Donanması gemilerine yönelik saldırıların "savunma amaçlı" olduğunu belirtti İran Çarşamba günü, ABD'nin İran petrol tankerlerine yönelik son saldırılarını kınadı ve ardından bölgedeki ABD hedeflerine düzenlediği saldırıların meşru müdafaa kapsamında olduğunu ifade etti. İran Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, "ABD'nin İran ticari gemilerine yönelik saldırgan eylemleri, yalnızca bölgedeki gerilimin tehlikeli bir şekilde tırmanması anlamına gelmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe yönelik açık bir tehdit oluşturuyor" dedi. Bakanlık, müteakip "savunma amaçlı saldırıların", "Ürdün'de bulunan ve ABD'nin İran'a yönelik askeri saldırganlığını desteklemeye devam eden ABD askeri üs ve tesislerinin yanı sıra, ABD'ye ait çeşitli saldırgan gemileri" hedef aldığını belirtti. Açıklamada ayrıca, İran güçlerinin "doğal meşru müdafaa haklarını kullanmaktan çekinmeyeceği ve herhangi bir düşman askeri saldırganlığına kararlı ve uygun bir şekilde karşılık vereceği" ifade edildi. CENTCOM, Devrim Muhafızları'nın ABD muhriplerini vurduğu iddiasını reddetti ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Çarşamba günü, İran'a yakın medya organlarında İslam Devrim Muhafızları Kolordusu'nun (IRGC) başarılı bir saldırı gerçekleştirdiğine dair haberlerin yer almasının ardından, İran güçlerinin Orta Doğu'da görev yapan iki ABD Donanması muhribini vurduğu iddiasını yalanladı. CENTCOM, X platformunda yaptığı paylaşımda, IRGC'nin başarılı bir saldırı gerçekleştirildiği yönündeki iddiasının "tamamen YALAN" olduğunu belirtti. "ABD Donanması'na ait hiçbir savaş gemisi vurulmamıştır; IRGC'nin tüm saldırı girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Öte yandan ABD güçleri, sadece geçtiğimiz hafta içinde İran'a ait 10 tankeri başarıyla imha etmiştir. Bu gemiler, IRGC'yi finanse eden milyar dolarlık bir gölge ağın parçasıydı ve İran bunları koruyamamaktadır." ABD-İran gerilimi sürerken küresel petrol fiyatı 100 doları gördü Küresel petrol fiyatı Çarşamba sabahı varil başına 100 dolar seviyesine ulaştı; bu, fiyatın 24 Temmuz'dan bu yana ilk kez bu eşiği görmesi anlamına geliyor. Küresel ticaret için bir referans noktası olan Brent ham petrol fiyatları yaklaşık %2,7 oranında artış göstererek, Kasım vadeli kontratlarda varil başına yaklaşık 100,57 dolardan işlem gördü. ABD petrolü de yaklaşık %2'lik bir artışla varil başına 95 dolar civarında işlem gördü. Küresel petrol fiyatları hafta boyunca; ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı ekseninde yoğunlaşan gerilim ve Yemen'de İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan destekli hükümet güçleri arasındaki çatışmaların tırmanması nedeniyle yükseliş eğilimindeydi. ABD'li yetkili: İran'ın Ürdün'e saldırısı 'etkisizdi' Bir ABD'li yetkili, İran tarafından Ürdün'e yönelik gerçekleştirilen füze saldırısının "etkisiz" olduğunu belirtti. Yetkili, "İran'ın yanıtı, entegre hava ve füze savunma sistemleri karşısında etkisiz kaldı," dedi ve ekledi: "İran, Ürdün'e doğru füzeler ateşledi. Amerikan güçleri, Ürdün'deki tüm noktalarda tam hakimiyete sahiptir." İran'ın füze saldırısı, ABD'nin bir ABD Donanması savaş gemisinin hedef alınmasına yanıt olarak Salı günü İslam Devrim Muhafızları'na (IRGC) ait beş petrol tankerini imha ettiğini açıklamasının ardından gerçekleşti. Ürdün Silahlı Kuvvetleri daha önce yaptığı açıklamada, Ürdün hava savunma sistemlerinin ülke topraklarına doğru fırlatılan 20 balistik füzeyi tespit ettiğini; bunlardan 18'inin başarıyla durdurulup imha edildiğini, iki füzenin ise ıssız bölgelere düştüğünü bildirmişti. Ürdün ordusunun açıklamasına göre herhangi bir can kaybı yaşanmadı. IRGC, Ürdün'deki ABD bağlantılı hedeflere ateş açtığını duyurdu İran petrol tankerlerine yönelik ABD saldırılarına yanıt olarak İslam Devrim Muhafızları, Ürdün'deki ABD bağlantılı hedeflere ateş açtığını iddia etti. Açıklamada, hedefler arasında El-Ezrak (Al-Azraq) üssündeki savaş uçaklarına ait bir hangarın da bulunduğu belirtildi. CENTCOM: ABD, biri Harg Adası yakınında olmak üzere IRGC'ye ait 5 tankeri imha etti ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), bir ABD Donanması savaş gemisinin hedef alınmasına yanıt olarak Salı günü İslam Devrim Muhafızları'na ait beş petrol tankerini imha ettiğini açıkladı. CENTCOM, tankerlerden dördünün Umman Körfezi'nde, birinin ise Harg Adası yakınında bulunduğunu açıkladı. Kaynak: ABC News
-
Jeffrey Epstein'le ilgili bütün haberler Buraya - Donald Trump - Bill Clinton - Elon Musk - ve Diğerleri
Epstein'ın tüyler ürperten Trump itirafı ortaya çıktı Başkanın uzun süredir biyografisini yazan Jeffrey Epstein'ın Donald Trump'tan korktuğunu iddia etti. Çok satan kitapların yazarı Michael Wolff, Substack Howl'da, hüküm giymiş cinsel suçlu ve başkanın eski arkadaşının Trump'tan korktuğunu ve başkanlık hayallerini "tanıdığım herkesten daha ciddiye aldığını" söyledi. Wolff, "Trump'tan korkuyordu, belki de dehşete düşmüştü" diye yazdı. "Ve Trump kazandığında Epstein oyunun kendisi için değiştiğini bizzat gördü." Yazar, Epstein'ın hem kendisi hem de Trump için tehlikeli bilgilere sahip olduğunu düşündüğünü yazdı; bu bilgiler Wolff'un onu kamuoyuyla paylaşmaya teşvik ettiği bilgilerdi. Ancak cinsel suçlu reddetti. Wolff'a göre Epstein, "Sübyancı olabilirim ama ölmek gibi bir isteğim yok" dedi. Ancak Epstein, 2004'te Trump'la olan emlak kavgasını Wolff'a anlattı. Anlaşmazlığın Epstein'ı, bir Rus oligarkına bağlı olduğu iddia edilen kara para aklama planı nedeniyle Trump'ı tehdit etmeye yönelttiği iddia ediliyor. Kısa bir süre sonra Palm Beach Polis Departmanı, Epstein'ı evinde reşit olmayan kızlarla ilgili iddialar nedeniyle soruşturmaya başladı. Wolff'a göre Epstein, soruşturmanın başlatılmasında Trump'a itibar etti. Wolff, hikayenin Siege kitabında yayınlanmasından kısa bir süre sonra Epstein'ın Wolff'a bilgiyi açıklamanın bir "hata" olduğunu söylediğini yazdı. Bir ay sonra Epstein, Paris'ten dönerken FBI tarafından tutuklandı. Wolff, seks suçlusunun çok fazla şey bildiğine inandığını ve "kendisini hikayenin arkasındaki hikaye olarak gördüğünü" söyledi. "Epstein'ın içinde bulunduğu tamamen benzersiz konumu anladığına inanıyorum: Amerika Birleşik Devletleri başkanının da katıldığı ahlaksız bir yaşam sürmüştü" diye yazdı. "Trump için Epstein tehlikeli bir adamdı. Ancak Epstein, ilk elden deneyimlerine dayanarak Trump'ın kendisi için tehlikeli bir adam olduğunu, bir başkan olarak son derece tehlikeli olduğunu anladı." Yazar, Trump'ın başkan seçilmesinin, kendi hukuki mücadelelerinin ortasında bile Epstein'ın "ana meşguliyeti" olduğunu açıkladı. "Bu, eski dostuna dair kişisel anlayışından ve sanırım ona karşı duyduğu özel korkudan doğan bir takıntıydı" diye ekledi. "Epstein'ın Trump'la olan dostluğunu, ona olan takıntısını ve korkusunu, bunları Trump hükümetinin kendisine karşı attığı adımlar ve Epstein'ın mantıksız olmasa da beklenmedik sonu bağlamında görmeden değerlendiremezsiniz." Kaynak: TheDailyB
-
En Son Politik Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
Almanya'da aşırı sağın kazandığı zafer, Avrupa'daki siyasi yerleşik düzeni ürkütüyor Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Pazar günü Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde hedeflediği mutlak çoğunluğu elde edememiş olabilir; ancak savaş sonrası demokrasisi sağcı aşırıcılığın geri dönüşünü engellemek üzere tasarlanmış bir ülkede, iktidara doğru dev bir adım daha attı. Eş başkan Alice Weidel'in "tarihi" olarak nitelendirdiği AfD zaferi, Avrupa'nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Almanya'da da siyasi merkezin artık eskisi kadar sağlam duramadığını gösterdi. Alman siyasetçi Friedrich Merz, AfD'nin zaferinin, mensubu olduğu muhafazakâr Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisini "temellerinden sarstığını" ve etkilerinin bölge sınırlarını çok aşan "sonuçlar" doğuracağını belirtti. Pazartesi günü yaptığı açıklamada, "Bu, sanki hiçbir şey olmamış gibi öylece geçip gidebileceğimiz bir seçim sonucu değil," dedi. "Bu, CDU'nun yıllardır, hatta on yıllardır uğradığı en ağır seçim yenilgisi." Pazar günü CDU, AfD'ye sadece marjinal düzeyde oy kaptırmakla kalmadı; 2021'deki oy oranının yarısından fazlasını kaybetti. Buna karşılık AfD, eski Doğu Almanya eyaletindeki oy oranını tek bir seçim döneminde iki katından fazlasına çıkararak %44'e ulaştırdı. AfD halihazırda Berlin'deki federal parlamentoda en büyük muhalefet partisi konumunda; bu durum, söz konusu olgunun bölgesel ve komünizm sonrası bir süreçten ibaret olduğunu savunan "doğu istisnası" tezinin sürdürülmesini zorlaştırıyor. AfD'nin popülaritesi arttıkça CDU'nun göç konusundaki söylemi de daha sağa kaydı. Eyalet düzeyindeki her yeni zaferle birlikte, AfD gibi aşırı milliyetçi partilerin iktidar koalisyonlarına katılmasını engelleyen "Brandmauer" (yani "aşırı sağa karşı güvenlik duvarı"), hem ilkesel nedenlerle hem de parlamento aritmetiğiyle giderek daha fazla sınanıyor. Şimdi akıllardaki soru şu: Bu güvenlik duvarını meşrulaştıran demokratik argüman daha ne kadar süre geçerliliğini koruyabilir? Benzer bir soru Avrupa genelini de meşgul ediyor. Brüksel'de, Avrupa Birliği'nin aşırı sağa karşı oluşturduğu güvenlik duvarı niteliğindeki "cordon sanitaire" (siyasi tecrit hattı) uygulaması da sayısal gerçekliklerin baskısı altında. Avrupa Parlamentosu'nda, bir düzineden fazla üye ülkedeki partileri temsil eden üç aşırı sağcı grup toplamda 196 sandalyeye sahip. Bu üçlü nadiren blok halinde hareket etse de, toplam sandalye sayıları bakımından Parlamentodaki en büyük ikinci siyasi gücü oluşturuyorlar. AB'deki üst düzey görevlerin dışında tutulmaya devam etseler de; göç, Ukrayna'ya yardım ve iklim nötrlüğünü hedefleyen "Yeşil Mutabakat" konularındaki tartışmalara şimdiden yön veriyorlar. Ulusal düzeyde de aşırı sağcı partiler artık İtalya ve Çekya'da koalisyonlara liderlik ediyor; Finlandiya, Hırvatistan, Slovakya ve İsveç'te ise iktidar ortakları arasında yer alıyor. Aşırı sağın iktidarda olmadığı yerlerde dahi tartışmaların seyrini yine onlar belirliyor: Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) 2024'te Avusturya'daki genel seçimlerden birinci çıktı; Geert Wilders'in Özgürlük Partisi (PVV), geçen yıl koalisyonunun çökmesine rağmen Hollanda parlamentosundaki en büyük gruplardan biri olmayı sürdürüyor; Marine Le Pen'in Ulusal Birlik (RN) partisi ise yıllardır Fransa'nın istikrarlı bir şekilde en çok destek gören partisi konumunda. İtalya'da ise Başbakan Giorgia Meloni, post-faşist kökenlere sahip bir partinin finansal piyasaları ürkütmeden merkez sağ çizgide ülkeyi yönetebileceğini kanıtlamakla geçen dört yıl geride bıraktı. Macaristan'da Nisan ayında yapılan seçimler, aşırı sağın ilerleyişinin tek düze bir çizgide ilerlemediğini gösterdi: Péter Magyar'ın merkez sağdaki Tisza partisi, Viktor Orbán'ın liberal olmayan Fidesz partisini büyük bir farkla geride bırakarak 16 yıllık otoriter yönetime son verdi ve kökleşmiş iktidarların da kaybedebileceğini kanıtladı. Ancak aşırı sağın her yerde ve her zaman kazanmasına gerek yok; nitekim Avrupa'nın ana akım partilerinin mücadele etmek ve karşıt kampanya yürütmek zorunda kaldığı koşulları şimdiden değiştirdi. Köklü ana akım siyaset artık yurt dışından gelen artan bir baskıyla da karşı karşıya. Bu baskı sadece Moskova'dan değil, aynı zamanda Washington ve MAGA hareketinden de geliyor. Salı günü geç saatlerde ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social üzerinden AfD'nin seçim sonucuna dikkat çekerek bu durumu Almanya'nın göç politikalarıyla ilişkilendirdi. Trump, "Vay canına! Almanya'daki popülist parti gerçekten büyük bir başarıya imza attı. Sonunda, Almanya'ya büyük zarar veren o berbat göç kuralları ve düzenlemelerinden bıktılar. YÜKSELİŞTELER," ifadelerini kullandı. Elon Musk da geçen yılki federal seçimler öncesinde AfD'ye destek vermiş, bir seçim mitingine katılarak partinin "medeniyetin geleceğini kurtaracağını" belirtmişti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 2025 Münih Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında Almanya'nın aşırı sağa karşı ördüğü "güvenlik duvarını" (siyasi tecrit politikasını) doğrudan hedef almış ve oylamadan günler önce Weidel ile bir araya gelmişti. O dönemde üst düzey bir Alman siyasetçi, Vance'in bu desteğini "Almanya ve Avrupa'daki aşırı sağ için büyük bir itici güç" olarak nitelendirmişti. AfD mensupları, tıpkı Saksonya-Anhalt'taki AfD adayı Ulrich Siegmund'un Pazar günkü seçimler öncesinde yaptığı gibi, hem Beyaz Saray hem de Kremlin ile iyi ilişkiler kurma fikri üzerinden kampanya yürütüyor. Tüm bunlar, Avrupa'daki aşırı sağ partilerin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan ve son derece gerçek olan popülaritesini göz ardı etmemize neden olmamalı; zira bu popülarite; göç, ücretlerin yerinde sayması, sanayisizleşme ve ana akım partilerin bu hoşnutsuzluğa çözüm üretememesi gibi iç sorunlara dayanıyor. Ancak bu durum, Avrupa'daki aşırı sağın sadece kendi başına yükselmediği anlamına da geliyor. Aksine hareket, Avrupa'nın savaş sonrası siyasi merkezinin parçalanmasını istemek için kendilerine has ideolojik ve jeostratejik nedenleri olan dış güçler tarafından aktif bir şekilde destekleniyor. Şimdi asıl soru, Avrupa'da aşırı sağın yükselişinin gerçekten ne ölçüde durdurulamaz olduğudur. Fransa 2027 başkanlık yarışına doğru ilerlerken, bu sorunun cevabı önümüzdeki 18 ay içinde daha da netleşecektir. Aşırı sağcı lider Le Pen, şu anki kamuoyu yoklamalarında favori olarak öne çıkıyor. Daha yakın vadede ise, Almanya'nın kuzeydoğusundaki Berlin ve Mecklenburg'da seçmenler iki haftadan kısa bir süre içinde sandık başına gidiyor. Söz konusu yerel seçimler, Saksonya-Anhalt'ta Pazar günü alınan sonucun aşırı sağın Avrupa'daki yükselişi için bir tavanı mı, yoksa sadece yeni bir taban seviyesini mi temsil ettiğini ortaya koyabilir. Kaynak: CNN
-
En Son Cep Telefonları Haberleri
Admin şurada cevap verdi: Admin başlık Cep Telefonu, Akıllı Telefonlar, Dijital Saatler, Gözlükler ve TabletlerYeni CEO John Ternus katlanabilir cihazın lansmanına hazırlanırken, Apple'ın tarihindeki en büyük iPhone güncellemesini duyurması bekleniyor Yaklaşık 20 yıl önce Steve Jobs, dünyayı iPhone ile tanıştırarak tüketici elektroniği alanında köklü bir değişime imza atmış ve Apple'ı daha önce görülmemiş bir başarı seviyesine taşımıştı. O anın etkisini aşabilen çok az ürün lansmanı olsa da, Apple bugün —ilk katlanabilir telefonunu da içermesi beklenen— en yeni donanımlarını tanıtacağı, son yılların en heyecan verici etkinliklerinden birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Şirketin kampüsündeki Steve Jobs Tiyatrosu'nda; katlanabilir cihazın yanı sıra iPhone 18 Pro modelleri, Apple Watch Series 12, AirPods 5 ve MacBook ile ev ürünlerine yönelik olası güncellemelerin tanıtılması bekleniyor. Ayrıca şirket, kullanıcıların bir süredir beta modunda test ettiği ve kısmen Google teknolojisine dayanan, çok daha gelişmiş bir asistan olan Siri AI hakkında daha fazla ayrıntı da paylaşabilir. Bu etkinlik aynı zamanda yeni CEO John Ternus'un liderlik edeceği ilk büyük Apple etkinliği olma özelliğini taşıyor. Apple'ın ticari ivmesi, yapay zeka stratejisi ve sektördeki bellek çipi kıtlığı gibi zorluklarla ilgili soru işaretlerinin arttığı bir dönemde; bu etkinliğin, Apple'ın son yıllarda gerçekleştirdiği en yakından takip edilen ürün lansmanlarından biri olacağını söylemek mümkün. Özellikle katlanabilir cihaz, yıllar boyunca orijinal iPhone tasarımını geliştirip yenilemekle yetinen Apple'ı yeni bir form faktörüyle tanıştırarak şirketi bir sonraki çağa taşıyabilir. Başlangıç modeli için fiyatın 2.000 dolar civarında olması beklense de, bu telefon Apple'ın Samsung tarafından domine edilen pazarda rekabet etmesine yardımcı olacak ve Ternus'a görevine başlarken öne çıkarabileceği çarpıcı, yeni bir ürün sunacaktır. Analist ve eski Apple pazarlama çalışanı Michael Gartenberg, Apple'ın son yıllardaki etkinliklerinin "sürekli kendini tekrar eden, sıradan bir döngüden ibaret kaldığını" belirtti. Ancak şirket, Çarşamba günkü etkinlikle tüketicilere tamamen yeni bir şeyler sunabilir ve potansiyel olarak Samsung ile Google'ın halihazırda ürettiği katlanabilir cihazlardan farklı bir yaklaşım sergileyebilir. Gartenberg, Fortune'a verdiği demeçte, "İster yeni bir iPhone almak için parasını biriktiren evdeki bir çocuk, ister Wall Street'te bir analist olun; herkes Ternus'un söyleyeceği ve yapacağı her şeye çok yakından dikkat kesilecektir," ifadelerini kullandı. Apple’ın katlanabilir telefonunun 2.000 doların üzerindeki beklenen fiyatı potansiyel alıcı sayısını muhtemelen sınırlayacak olsa da, bu fiyat; başlangıç fiyatı 1.899,99 dolar olan Samsung Galaxy Z Fold8 ve 2.099,99 dolardan başlayan üst model Galaxy Z Fold8 Ultra gibi rakip ürünlerle kıyaslanabilir düzeyde olacaktır. Apple, geleneksel "çubuk" tipi iPhone tasarımından vazgeçmiyor ve piyasaya sürülmesi beklenen iPhone 18 Pro, şirketin üst segment iPhone modelinin en yeni versiyonu olacak. Ancak Bank of America analistlerinin bir notuna göre, şirketin giriş seviyesi modeli olan iPhone 18'in 2027 baharına kadar çıkması beklenmiyor. Bu durum, Apple’ın alışılagelmiş stratejisinden bir sapma anlamına geliyor. Analistler, "Aşamalı piyasaya sürme stratejisi, ürün karmasını ve ortalama satış fiyatlarını destekleyebilir; ancak fiyat konusunda hassas tüketicilerin, daha düşük fiyatlı modeller gelene kadar cihaz yenilemeyi ertelemeleri riskini de beraberinde getiriyor," değerlendirmesinde bulundu. Diğer şirketler gibi Apple da yapay zeka işlem kaynaklarına yönelik yoğun talebin yol açtığı bellek çipi kıtlığı nedeniyle yakın zamanda fiyat artışına gitti. Şirket; Mac, iPad ve ev cihazı ürün gruplarında %15 ila %33 arasında değişen oranlarda zam yaptı (ayrıca aylık abonelik ücretlerini de 2 dolar artırdı). Eski CEO Tim Cook bu durumu "yüzyılda bir görülen türden bir sel felaketi" (emsalsiz bir kriz) olarak nitelendirmişti. Temmuz ayında Apple, tedarik zinciri kısıtlamaları nedeniyle mali yılın dördüncü çeyreğine ilişkin hayal kırıklığı yaratan bir gelir tahmini açıkladı. Yatırımcılar ayrıca şirketin yapay zeka alanındaki ilerlemesini de yakından takip ediyor; bu sonbaharda kullanıma sunulacak olan yeni Siri yapay zekasının, uygulamalar genelindeki verileri daha iyi anlaması, kullanıcıların ekranındaki içeriklere dayanarak soruları yanıtlaması ve uygulamalar içinde otonom bir şekilde işlem yapması vaat ediliyor. Söz konusu güncelleme, sistemi test eden bazı analistlerden övgü topladı. Apple ayrıca, yapay zeka işlemlerinin büyük bir kısmının bulut yerine doğrudan cihaz üzerinde (yerel olarak) gerçekleştirilebileceği stratejisine de yatırım yapıyor. 1 Eylül'de görevi devralan Ternus, o gün çalışanlara gönderdiği bir notta, "gelecekte bizi bekleyen her şeyden büyük heyecan duyduğunu" ifade etti. Ternus ayrıca, "halihazırda geliştirilmekte olan inanılmaz ürünler ve henüz hayalini bile kurmadığımız, ancak birlikte tasarlayıp yaratacağımız yenilikler de dahil olmak üzere, bundan sonraki süreçte bizi bekleyen gelişmelerden de aynı derecede heyecan duyduğunu" sözlerine ekledi. Fortune'un bu ay yayımladığı bir portre yazısına göre; Apple'ın en başarılı donanım ürünlerinin birçoğunun geliştirilmesinde önemli rol oynamış olan bu 51 yaşındaki yönetici, Apple ürünlerinin en ince ayrıntılarına dair ansiklopedik bilgiye sahip, gösterişten uzak bir ürün mühendisliği dehası ve herkesçe sevilen, iyi bir insan olarak tanınıyor. Yönetici bu görevi, Apple'ın yapay zeka modelleri alanındaki hakimiyeti büyük ölçüde Google ve OpenAI gibi rakiplere kaptırmasının ardından, yapay zeka alanında rekabete girişmeye hazırlandığı bir dönemde üstlendi. Söz konusu rakiplerden OpenAI henüz bir ürün piyasaya sürmemiş olsa da, Apple'ın eski yıldız tasarımcısı Jony Ive ile birlikte çalışıyor. Apple'ın gelirlerinin yaklaşık yarısı iPhone satışlarından elde ediliyor. Fortune'un görüştüğü analistler ve eski Apple çalışanları, ürün mühendisliği geçmişine sahip olan Ternus'un, şirketin yıllar içinde kaybettiği inovasyon ve tasarım ruhunu yeniden canlandırabileceğini umduklarını belirttiler. Uzmanlar, özellikle donanım geliştirme süreçleri genellikle birkaç yıl sürdüğü için, Ternus'un işe başlarken köklü değişiklikler yapmasının pek olası olmadığına dikkat çektiler. Yine de, tedarik zinciri odaklı bir yaklaşım benimseyen Cook'tan farklı bir şekilde etkisini gösterebilir. Gartenberg ve diğer analistler, Apple'ın etkinlik açıklamasında "sürpriz ve ışıltı" vaat etmesi nedeniyle, Çarşamba gününün bu sürecin başlangıcı olabileceğini ifade ettiler. Bu vaadin, katlanabilir bir cihazın açılmasını sağlayacak türden özel bir menteşeyi de içermesi muhtemel. Kaynak: Fortune
-
Demans veya Alzheimer hakkında her şey buraya
- Amerika'da FDA, yeni bir Alzheimer kan testini onayladı; üstelik bu testi birinci basamak hekiminiz de isteyebilir
Amerika'da FDA, yeni bir Alzheimer kan testini onayladı; üstelik bu testi birinci basamak hekiminiz de isteyebilir Eskiden doktorlar, Alzheimer hastalığı teşhisini ancak hastalar hayatını kaybettikten sonra koyabiliyordu. Ancak geliştirilen yeni testler —ki bunlara kan testleri de dahil— kişinin hayattayken bilişsel gerilemesine neyin yol açtığını tespit etmeyi mümkün kıldı. Şimdi ise Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Alzheimer hastalığının tespiti için bir başka kan testine daha onay verdi. Elecsys pTau217 adı verilen bu test, birinci basamak ve uzmanlık gerektiren sağlık hizmetleri ortamında, hastalarda Alzheimer ile ilişkili beyin değişikliklerinin bulunma ihtimalinin düşük veya yüksek olduğunu belirlemeye yardımcı olan bir kan biyobelirteç testidir. Bu durum, nörologların yanı sıra birinci basamak hekiminizin de bu testi isteyebileceği ve böylece testin daha fazla sağlık hizmeti sunucusu tarafından erişilebilir hale geleceği anlamına geliyor. Bu durum teoride kulağa hoş gelse de, doktorlar bu düzeydeki erişilebilirliğin hem avantajları hem de dezavantajları olduğunu belirtiyor. İşte nedenleri. Uzmanları tanıyalım: Dr. Manisha Parulekar (Hackensack Meridian Health Geriatri Bölümü Başkanı ve Hafıza Kaybı ve Beyin Sağlığı Merkezi Eş Direktörü); Dr. Clifford Segil (Santa Monica, Kaliforniya'daki Providence Saint John's Sağlık Merkezi'nde Nörolog); Dr. Davide Cappon (Tufts Tıp Merkezi Nöropsikoloji Direktörü). Yeni Alzheimer kan testi nedir? Roche tarafından yayınlanan bir basın bültenine göre Elecsys pTau217, Alzheimer hastalığının ayırt edici özellikleri olan amiloid plakların varlığını doğrulamak veya ekarte etmek (yokluğunu teyit etmek) amacıyla kullanılabilen bir kan testidir. Test, bilişsel gerileme belirtileri, semptomları veya şikayetleri olan 55 yaş ve üzeri kişiler için tasarlanmıştır. Roche'a göre test sonuçları, hastalarda Alzheimer hastalığının teşhis edilmesine veya ekarte edilmesine yardımcı olmak amacıyla "klinik bilgiler ve diğer ilgili bulgularla birlikte" kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Hackensack Meridian Health Geriatri Bölümü Başkanı ve Hafıza Kaybı ve Beyin Sağlığı Merkezi Eş Direktörü Dr. Manisha Parulekar, "Günümüzde pek çok hasta uzun süren bir belirsizlikle karşı karşıya kalıyor; çünkü beyin taramaları ve omurilik sıvısı örneklemesi (lomber ponksiyon) gibi geleneksel demans teşhis yöntemleri aşırı maliyetli, fiziksel müdahale gerektiren ve yalnızca uzmanlaşmış tıp merkezlerinde yapılabilen işlemlerdir," diyor. "Kan biyobelirteçleri ise dönüştürücü bir alternatif sunuyor." Bu testler genellikle erişilebilir, uygun maliyetli ve doğru sonuç veren niteliktedir; ayrıca hastalara ve ailelerine ağrıya veya yüksek maliyetlere yol açmadan yanıtlar sunabilir. (Roche, testin maliyetinin ne kadar olacağını henüz kamuoyuna açıklamadı.) Dr. Parulekar, "Bu çığır açıcı gelişme, ailelerin bir yol haritası belirlemesine ve bilinmezliğin yarattığı kaygıyı azaltarak hedefe yönelik bakımın başlatılmasına olanak tanıyor," diyor. Peki, bu test mevcut Alzheimer kan testinden nasıl farklı? Halihazırda Alzheimer hastalığı için Lumipulse adı verilen bir kan testi mevcut. Ancak bu test, özel bir laboratuvara gitmeyi gerektiriyor ve en yeni sunulan teste kıyasla biraz daha karmaşık bir işleyişe sahip. Tufts Tıp Merkezi Nöropsikoloji Bölümü Direktörü Dr. Davide Cappon durumu şöyle açıklıyor: "Alzheimer için kan testleri zaten var; ancak bunların çoğu —örneğin pTau217 ile amiloid-beta gibi— birden fazla ölçümü birleştiriyor ve bunları bir oran olarak değerlendiriyor. Bu test ise yalnızca pTau217 değerini ölçüyor." Cappon, pratik açıdan bakıldığında düşük bir sonucun beyinde amiloid bulunma ihtimalinin düşük olduğu, yüksek bir sonucun ise bu ihtimali büyük ölçüde artırdığı anlamına geldiğini belirtiyor. "Önemli bir nokta şu ki; [bu test] yalnızca ilgili beyin patolojisinin varlığını veya yokluğunu ortaya koyuyor, tek başına kan testine dayanarak kesin bir teşhis koymuyor," diyor Cappon. Testin yaygın olarak kullanılan laboratuvar cihazlarında çalışacak şekilde tasarlandığına dikkat çeken uzmanlar, kliniklerin ve hastanelerin mevcut teşhis araçlarını kullanabileceğini belirtiyor. Dr. Parulekar, bu durumun, birinci basamak sağlık hizmeti ortamlarında bile doğru Alzheimer değerlendirmelerinin yapılabilmesini mümkün kıldığını ifade ediyor. Ancak Santa Monica, Kaliforniya'daki Providence Saint John's Sağlık Merkezi'nde görevli nörolog Dr. Clifford Segil, herkesin bu testi talep edebilmesi konusunda endişe taşıyor. "Bu oldukça endişe verici bir durum; çünkü testi isteyen doktorun, pozitif veya negatif bir sonucun nasıl yorumlanacağını bilmesi gerekir," diyor. Dr. Segil, hastalığın teşhisinin karmaşık olabilmesi nedeniyle, Alzheimer hastalığını belirlemede kan testlerinin değerinin nörologlar nezdinde "tartışmalı olmaya devam ettiğine" dikkat çekiyor. Dr. Segil, "Bu testi yaptıran birinci basamak hekimleri, pozitif veya negatif bir sonucun anlamı konusunda hastalara nasıl danışmanlık vereceklerini bilemeyeceklerdir," diye ekliyor. Bu kan testi kimler için uygundur? Alzheimer hastalığına dair belirti ve bulgular gösteren, 55 yaş üzerindeki herkes bu testi yaptırabilir. Cappon, "Alzheimer'ın biyolojik süreci belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce başlayabilir; dolayısıyla evet, bir kanda ölçülen biyobelirteç, kişide belirgin hafıza sorunları gelişmeden önce anormal değerler gösterebilir," diyor. "Ancak bu, kendini iyi hisseden herkese test yapmamız gerektiği anlamına gelmez. Bu test, halihazırda bilişsel belirtiler yaşayan veya bu konuda endişeleri olan kişiler için tasarlanmıştır." Cappon, herhangi bir belirti göstermeyen daha fazla insanın bu testleri talep ettiğine dikkat çekiyor. "Bilişsel açıdan normal bir kişide biyobelirteç sonucu pozitif çıksa bile, o kişiye belirtilerin gelişip gelişmeyeceğini ya da ne zaman gelişeceğini henüz kesin olarak söyleyemeyiz," diyor. "Bu nedenle, bilişsel endişeleri olmayan birinde, hangi soruya yanıt aradığımız ve elde edilen sonuçla gerçekte ne yapacağımız konusunda hâlâ çok dikkatli düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum." Teşhis konulabilmesi için hâlâ belirti göstermek gerekiyor mu? Evet, hafıza kaybı gibi belirtilerin varlığı hâlâ gereklidir. Dr. Parulekar, "pTau217 testi sağlıklı bireyler için bir tarama aracı değildir; klinik bir bağlam gerektirir," diyor. "İnsanlar bilişsel gerileme yaşadıklarında ve şikayetlerini dile getirdiklerinde, doktorlar ellerindeki bulguları desteklemek amacıyla bu kan testinden yararlanabilirler." Biyobelirteç testi pozitif çıksa bile, doktorunuzun teşhis sürecinde kendi değerlendirmesini de dikkate alması gerekecektir. Dr. Parulekar, "Kesin bir Alzheimer teşhisi, her zaman laboratuvar sonuçlarının yanı sıra doktorun hastadaki gerçek ve gözlemlenebilir belirtilere dair değerlendirmesini de içerir," diyor. Kaynak: WH- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Dezenformasyona Dur De” kampanyasına destek veren A Milli Kadın Voleybol Takımı’na teşekkür etti — Milli formayı taşırken gösterdikleri başarılarla hepimizin göğsünü kabartan sporcularımız dijital dünyada da doğru bilginin, sağduyunun ve hakikatin mücadelesine destek veriyor — Şampiyonlarımıza hakikat mücadelemize verdikleri bu kıymetli destek için teşekkür ediyor, tüm vatandaşlarımızı bu mücadelede tek yürek olmaya davet ediyorum- En Son Teknoloji Haberleri
Bu, Çinli bir şirket tarafından üretilen bir aerojeldir. Video, malzemenin olağanüstü ısı yalıtımı performansını gözler önüne seriyor: Bir tarafına neredeyse 1.000°C'ye ulaşan bir alev tutulduğunda diğer taraf yalnızca 35°C'de kalıyor ve malzemenin arkasındaki kişi hiçbir şekilde ısı hissetmiyor.- Arda Güler Hakkında Bütün Haberler -Real Madrid - Her Şey
Dünkü maç...- En Son Futbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Türk futbolunda tarihe geçen bir karar: "Turgutluspor'un Yeni Teknik Direktörü 22 Yaşındaki Zeynep Mestan Oldu."- En Son Erkekler Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Avrupa Şampiyonası’nda başarılar #FileninEfeleri!- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Silla'yı kafasından avlayan Hande Baladın'ın bloğu- 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu
- 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu
9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu Bir Milletin Zafere Açılan Kapısı: 9 Eylül İzmir’in Kurtuluşu Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde 9 Eylül 1922 tarihi, yalnızca bir şehrin işgalden kurtarılması değil, küllerinden yeniden doğan bir ulusun egemenliğini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunan ordusunun attığı ilk adımla başlayan acı dolu işgal dönemi, yine İzmir’de Türk ordusunun şanlı zaferiyle son bulmuştur. İşgalden Mütarekeye: Zafere Giden Tarihsel Süreç İzmir’in işgali, Milli Mücadele’nin meşalesini tutuşturan en önemli kıvılcım olmuştur. Gazeteci Hasan Tahsin’in Kordon’da attığı "ilk kurşun", Türk milletinin boyunduruk kabul etmeyeceğinin ilk simgesi haline gelmiştir. Bu tarihten itibaren Anadolu’nun dört bir yanında filizlenen müdafaa-i hukuk cemiyetleri ve Mustafa Kemal Paşa önderliğinde örgütlenen düzenli ordu, adım adım nihai zafere hazırlanmıştır. 1921’deki Sakarya Meydan Muharebesi ile savunma hattını kıran Türk ordusu, bir yıl süren titiz hazırlıkların ardından 26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz’u başlatmıştır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!" emriyle şahlanan süvariler, işgal kuvvetlerini bozguna uğratarak Ege’ye doğru hızla ilerlemiştir. İzmir'in İşgali ve İlk Kurşun 15 Mayıs 1919 Yunan birlikleri İzmir'e çıktı. Gazeteci Hasan Tahsin'in attığı ilk kurşun ile Milli Mücadele'nin direniş ruhu ateşlendi. Büyük Taarruz'un Başlaması 26 Ağustos 1922 Kocatepe'den başlatılan taarruzla işgalci hatları yarıldı ve Türk ordusu genel kurul harekatını başlattı. Başkomutanlık Meydan Muharebesi 30 Ağustos 1922 Dumlupınar'da Yunan ordusunun ana kuvvetleri imha edildi; İzmir'e doğru tarihi yürüyüş başladı. İzmir'e Giriş ve Türk Bayrağının Çekilmesi 9 Eylül 1922 Yüzbaşı Şerafettin Bey ve süvari birlikleri İzmir'e girdi. Hükümet Konağı ve Kadifekale'ye Türk bayrağı çekilerek 3 yılı aşkın işgal sona erdirildi. 9 Eylül Sabahı ve Kadifekale'de Dalgalanan Bayrak 9 Eylül sabahı Süvari Kolordusu’na bağlı birlikler İzmir’e ilk adımlarını atmıştır. Yüzbaşı Şerafettin (İzmir) Bey önderliğindeki Türk süvarileri, Hükümet Konağı’na ulaşarak Yunan bayrağını indirmiş ve yerine Türk bayrağını çekmiştir. Aynı anlarda Kadifekale ve Belkahve sırtlarında da Türk bayrağı göndere çekilmiş, şehirde yıllardır süren karanlık yerini büyük bir coşkuya bırakmıştır. İzmir’in kurtuluşu, Mondros Mütarekesi ile başlayan fiili işgal sürecini askeri açıdan tamamen bitirmiştir. Bu zafer, diplomasi masasında Mudanya Mütarekesi ve ardından gelen Lozan Barış Antlaşması’nın zeminini hazırlamış, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık tapusunun alınmasını sağlamıştır. 9 Eylül, Türkiye’nin askeri zaferinin yanı sıra, çağdaş ve bağımsız bir devletin kuruluşuna giden yolda azmin, birlikteliğin ve hürriyet tutkusunun ölümsüzleştiği bir semboldür.- Kur’an’da Geçen Kıble Sözünden Ne Anlamalıyız. Bakara 144. Ayet.
Kur’an ayetlerini doğru anlayabilmemiz için, ilk önce Kur’an'ın diğer ayetlerine müracaat etmeli, onlardan yardım almalıyız. Yani bu konuda delilimiz, kanıtımız yalnız Kur'an olmalıdır. Çünkü Allah Kur’an'ın kendisini açıklayan, eşi benzeri olmayan bir nur, ışık olduğunu söyler bizlere. Sakın emin olmadığınız bilgilerin, ardına düşmeyin diye de uyarır. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ, AKLIMIZI KULLANMAMIZI EMREDER. BUDA DEMEKTİRKİ, AKLA MANTIĞA UYMAYAN HİÇ BİR ŞEYİ, ALLAH EMRETMEZ. Allah'ın ayetlerinde, bizlere ne anlatmaya çalıştığını, Kur’an'dan değil de, rivayet kaynaklardan anlamaya çalışırsak, asla doğru anlamamızın, mümkün olamayacağını bilmeliyiz. Bugünkü yazımın konusu çok önemli. Onun içinde detaylı uzun yazmak zorunda kaldım, lütfen sabırla okuyunuz. Kur’an'ın en çok zikrettiği ve bizlerden istediği ibadetlerden birisi de, salatın bir boyutu olan namaz dır. Günümüzde namazımızı kılarken, Mescid-i Haram'a dönerek kılarız. Peki, bu yöne dönerek namaz kılmamızı, Allah'mı Kur’an'da emretmiştir? Gelin bu konuyu, rivayetlerin etkisi altında kalmadan, önce Kur’an'a danışalım, daha sonrada rivayet hadisler bu konuda neler söylüyor, bizleri nasıl yönlendiriyor, bu söylenenleri akıl ve Kur’an süzgecinden geçirelim ki, gerçek doğrulara ulaşabilelim. Önce Mescid-i Haram'a dönerek, namazlarımızı kılmamız gerektiğine delil gösterdikleri ayetlere bakalım. Gerçekten Allah MUHKEM YANİ APAÇIK BİR ŞEKİLDE, namazlarınızı kılarken, bu yöne dönerek mi kılın diyor? Yoksa bizlere, çok daha farklı bir konuyumu anlatıyor? Bakara 144: BİZ SENİN, YÜZÜNÜ GÖĞE DOĞRU ÇEVİRDİĞİNİ ELBETTE GÖRÜYORUZ. İŞTE ŞİMDİ KESİN OLARAK SENİ MEMNUN OLACAĞIN KIBLEYE DÖNDÜRÜYORUZ. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR; NEREDE OLURSANIZ OLUN YÜZÜNÜZÜ O YÖNE ÇEVİRİN. KUŞKU YOK Kİ KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLER BUNUN RABLERİNDEN GELMİŞ BİR GERÇEK OLDUĞUNU ELBETTE BİLİRLER. ALLAH, ONLARIN YAPTIKLARINDAN HABERSİZ DEĞİLDİR. (Kur'an yolu. Diyanet İşl.) Önce yukarıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Siz yukarıda yazılan ayette namaz ( SALAT) kelimesini gördünüz mü? Yani namazlarınızı kılarken, şu istikamete dönerek mi kılın diyor? Lütfen bu konu üzerinde önce düşünelim, çünkü ayette salat/namaz kelimesi asla geçmiyor. KIBLE KELİMESİ BU VE BİR ÇOK AYETTE, İZLENECEK DOĞRU YOL, AMAÇ ANLAMINDA KULLANILMIŞTIR. Dikkat ettiyseniz, ayette namaz kelimesi geçmediği halde, ayeti tercüme edenler, parantez içine özellikle NAMAZ sözcüğünü koymuşlar. Yani Allah bahsetmemiş, açıklamamış ama aslında Allah namazlarınızda, Mescid-i Harama dönün namaz kılarken demek isteniyor, anlamı verilmiş. HÂŞÂ YOKSA BİRİLERİ, AYETTE EKSİK Mİ TAMAMLAMA PEŞİNDE. İşte bizler ayetleri Allah bahsetmediği, hüküm vermediği halde, böyle kendi rivayet düşünce ve itikatlarımız doğrultusunda, bakın ayetleri nasıl da yönlendiriyor, farklı anlamlar veriyoruz. Bir başka deyişle ayetlere, kendi inançlarımızı söyletmenin yolunu arıyoruz. Ayete uymak yerine, ayeti kendimize uyduruyoruz. Halbuki Allah, biz herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik, açıkladık ki anlayasınız diyordu? Ama bizler bu uyarıları ne yazık ki unutuyoruz, sırf batıl inançlarımızı ayetlere ilave ederek dine sokmak adına, düşünmeden hareket edebiliyoruz. Böylece ayet asıl anlamından da sapmış oluyor. Bildiğiniz gibi Mescidi Haramı inşa eden Hz. İbrahimdir. Allah Kur'an'da neden Mescidi harama yüzünüzü çevirin diyor burası çok önemli. Çünkü Mescidi Haram Kur'an'da HZ. İBRAHİMİN MAKAMI olarak bildiriliyor. Ali İmran 95. ayetinde bakın ne diyor. "DE Kİ: “ALLAH DOĞRU SÖYLEMİŞTİR: ŞU HÂLDE, YALNIZ HAKKA YÖNELEN VE MÜŞRİKLERDEN DE OLMAYAN, İBRAHİM DİNİNE UYUN!”(Ali İmran 95) Konumuzu anlamaya devam edelim. "BAZI DAR KAFALI İNSANLAR, “ŞİMDİYE KADAR UYDUKLARI KIBLEDEN, ONLARI VAZGEÇİREN NEDİR?” DİYECEKLER. DE Kİ: “DOĞU DA BATI DA ALLAH'IN DIR; O, DİLEYENİ DOĞRU YOLA İLETİR." (Bakara 142) "HER NEREDEN (YOLA) ÇIKARSAN YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR. BU, ELBETTE RABBİNDEN GELEN BİR GERÇEKTİR. ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERSİZ DEĞİLDİR." (Bakara 149) "HER NEREDEN ÇIKARSAN, YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR. NEREDE BULUNURSANIZ YÜZÜNÜZÜ YİNE O TARAFA DÖNDÜRÜN Kİ, -HAKSIZLIĞA SAPLANMIŞ OLANLARI DIŞINDA- İNSANLARIN ALEYHİNİZE KULLANACAKLARI BİR DELİL BULUNMASIN. ONLARDAN KORKMAYIN, BENDEN KORKUN. VE BİR DE SİZE NİMETİMİ TAMAMLAYAYIM, SİZ DE HİDAYETE ERESİNİZ" (Bakara 150) Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah Resulünün ve bizlerin yüzümüzü yani yönümüzü izleyeceğimiz yolumuzu, Hz. İbrahimin HANİF inancına doğru dönmeizi onun gibi olmamızı emrediyor. Allah özellikle YÜZÜNÜZÜ kelimesini kullanıyor, peki neden olabilir? Çünkü yüz bireysel kimliğin, duyguların, hakikatin ve ruhun en önemli sembolüdür. Enam 89 ve 90. ayetinde Allah, gönderdiği Resullerinden bahsederek, ONLAR ALLAH'IN HİDAYET VERDİĞİ, DOĞRU YOLU GÖSTERDİĞİ KİŞİLERDİR, SENDE ONLARIN YOLUNA UY DİYE GEÇER. Ayette hiç bahsedilmediği halde, bu ayet örnek verilip, daha önceki toplumlarda namaz kılarlardı ve namazlarını BEYTÜL MAKDİS’e yani mukaddes ev ya da mukaddes topraklara dönüp kıldıkları rivayet edildiğinden, Allah'ın Resulünün de geçmiş Resulleri örnek alması emri verildiğinden, bu ayet gereği Hz. Muhammed'in de namazlarını ilk kılarken, bu bölgeye dönerek kıldığını ayetten çıkartıyorlar. BU NASIL BİR MANTIK, AYETLERİ ANLAMA ŞEKLİ, DOĞRUSU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL. HER NE HİKMETSE BU BÖLGE YA DA İSİM KUR’AN'DA NEDEN HİÇ GEÇMİYOR DİYE HİÇ KİMSE SORMA GEREĞİNİ BİLE DUYMUYOR. Rivayetlerle ayetleri anlamak, sanırım böyle bir şey olsa gerek. Unuttuğumuz bir gerçek var ki, Allah'ın Elçisi ÜMMİYDİ. Asla kitap Ehline tabi olmamıştı ve Kitap Ehlinin din adına yaşadıklarının batıl ve hurafelerle yaşandığını bildiği içinde, onları taklit etmesi ve onları örnek alması mümkün değildi. ALLAH'IN ELÇİSİNİN ÖRNEK ALMASI GEREKEN, GEÇMİŞ RESULLERE İNDİRİLENLER VE ONLARIN YALNIZ VAHYE UYMALARIYDI ÖRNEK GÖSTERİLEN. YOKSA O RESULLERE İNANDIKLARINI SÖYLEDİKLERİ KİŞİLERİN TOPLUMLARIN, BATIL İNANÇLARI DEĞİLDİ ÖRNEK ALINMASI GEREKEN. İlginçtir yine bu ayet örnek gösterilip, namaz emri verilmiş ama KIBLE yani hangi yöne dönülerek namaz kılınacağı emri gelmemişti, onun için Allah'ın Resulü mecburen Beytül Makdis e dönerek kılıyordu namazını, kitap ehline uyuyordu denebiliyor. Lütfen unutmayalım, Allah bir emir veriyorsa, onu eksik, detaysız asla vermez. Yada daha önceki toplumların tamamına verdiği bir emri, sırf Resulü O yöne dönerek namaz kılmak istemiyor diyede değiştirmez. Biraz akıl ve birazda Kur'an mayası, bu yanlışları fark etmemizi sağlayacaktır. Ayette geçen KIBLE konusuyla ilgili, diğer ayetlere bakmaya devam edelim. Bakara 144. ayeti doğru anlayabilmek için, bu ayetin devamına bakalım, o ayette kıble konusunda nasıl bir açıklama yaplıyor. "YEMİN OLSUN, EHLİKİTAP'A SEN HER TÜRLÜ MUCİZEYİ GETİRSEN DE ONLAR SENİN KIBLENE UYMAZLAR; SEN DE ONLARIN KIBLESİNE UYMAYACAKSIN. ONLAR BİRBİRLERİNİN KIBLESİNE DE UYMAZLAR. EĞER SEN, İLİMDEN NASİBİN SANA GELDİKTEN SONRA ONLARIN BOŞ VE İĞRETİ ARZULARINA UYARSAN, İŞTE O ZAMAN KESİNLİKLE ZALİMLERDEN OLURSUN." (Bakara 145) Şimdi de bu ayet üzerinde düşünelim. Bahsedilen kıblenin anlamı, sizce namaz kılarken döneceğimiz bir yer mi, yoksa KIBLE SÖZCÜĞÜNÜN çok daha farklı bir anlamı mı var burası önemli. Ayetlere baktığımızda tek bir kelime bile salât, yani namazdan bahsetmiyor. AYETLERDEN ÇOK AÇIK ANLAŞILDIĞI GİBİ, KIBLE SÖZCÜĞÜNÜN ANLAMINA BAKTIĞIMIZDA, DOĞRU TARAF, İZLENECEK DOĞRU İSTİKAMET, TAKİP EDİLECEK EN DOĞRU YÖN OLDUĞUNU ANLIYORUZ. Bu konuda Allah Resulünü uyarıyor ve sen sana emrettiğim kıbleye yani doğru yola uymaya devam et, onlar senin yoluna asla uymalar diyor. Dikkat ederseniz ben ayetleri rivayetlere göre değil, Kur’an'ın bütünlüğünde ayetler üzerinde düşünerek anlamaya çalışıyorum. Peki, rivayetlere göre anlamaya çalışanlar, bu sözlerden ne anlamışlar, şimdide ona bakalım. "Eskiden namazlar Yahudilerin kutsal yeri olan Mescidi Aksaya (Beytul Makdis e) dönerek kılınıyormuş. Yahudiler bununla da öğünüyorlarmış. Bu Allah'ın Elçisinin hiç hoşuna gitmediği için Allah'a yalvarıp, kendisinin de istediği Mescidi Harama yönelip, namaz kılmayı istediğinden Allah, Elçisinin isteğini duyarak bu ayeti gönderdiği söyleniyor ve bu ayetten sonra namazlar M.Aksaya değil M. Harama dönerek kılınmaya başlandığı anlatılıyor." Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah, Resulünün hatırı için, daha önce emrettiği dönülecek bir kıble emri verdiyse, asla bunu değiştirmez. Hz. Muhammed'te, Allah'ın daha önce verdiği kıble emrini, değiştirmek istemeside mümkün değildir. Peki, dostlar, bu bilgiler nereden alınmış diye neden sormuyoruz. Anlatılanlar doğru olsa, Allah herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle Kur'an'da size verdik, HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK dediği halde, bu konuda bizlere bilgi vermezmiydi? Aklını kullanıp düşünene, herşey çok açık. Ayetlere kendimizce anlamlar yüklersek, böylece Rabbin asla Kur’an'da bahsetmediği bir sonuca varırız. BU BİLGİLER NEDEN KUR’AN'DA YOK, DİYE NİÇİN SORAN YOK? Bazı arkadaşlarımız Kur’an'dan, namaz kılarken döneceğimiz bir kıblenin olduğunu bazı ayetlere, ayetlerde hiç bahsedilmeyen anlamları vererek, Mescidi Haram'a dönerek namaz kılma emrini, Kur’an'dan çıkarmaya çalışıyorlar ve şunları söylüyorlar. “ Kur'an'da bildiğiniz namaza devam edin denilince, kıblesi ile beraber nasıl biliyorlarsa öyle kıldılar.” Bu düşünceyi, neden kabul etmemiz mümkün değil. ÇÜNKÜ DİNİN ANASI TEMELİ OLAN MUHKEM AYETLERİN, ÖZÜNE UYMUYORDA ONDAN. Hatırlatırım Allah, Kur'an'ın ipine sarılmamızı istiyor, Kitap Ehlinin batıl ve hurafelerle yaşadığı, ibadetlerine değil. Kur'an'ın indirilmesinin amacıda zaten, YOLDAN SAPMIŞ KİTAP EHLİNİ DOĞU YOLA, KIBLEYE TEKRAR DÖNDÜRMEK İÇİNDİR. Daha önce söylediğim gibi, Allah'ın Elçisi ümmiydi ve hiçbir ehli kitaba onların inançlarına tabide değildi ve onların yaptığı bir çok şeyin yanlış olduğuna inanıyordu. Onun içinde Allah Elçisine, SANA İNDİRDİĞİMLE KULLARIMA HÜKMET VE YALNIZ KUR'AN'A UY ONLARA UYMA EMRİNİ VERMİŞTİ. Yine ayetlerde geçen şu cümle kullanılıyor. “Senin yüzünün gökyüzüne devamlı baktığını, kıblenin değişmesini istediğini ayet beklediğini biliyoruz.” Böyle zorlayıcı düşüncelerle ayeti anlamaya çalışırda, yanlış inançlarımıza ayette asla bahsedilmeyen bir anlam yüklersek, kanıt gösterirsek kendimizi aldatmış oluruz. Allah'ın Elçisinin, böyle düşündüğünü kim söylüyor, Kur’an'mı, rivayetler mi? Allah bunu anlatmak isteseydi, Elçisinin ne düşündüğünü de bizlere söyler ve bizlerin bundan sonra namaz kılarken artık, Mescidi Haram'a neden döneceğimizi ve niçin bu değişikliğin yapıldığını bildirir açıklardı. Ama Kur’an'da asla böyle bir bilgi ve açıklama yoktur. Doğruluğunun kanıtı olmayan bilgilerle, inançlarımızı yaşayamayız. Lütfen kendimizi aldatmayalım. Bildiğiniz gibi Mescid-i Aksa Allah'ın Resulünün vefatından çok sonra, Emeviler devrinde yapılmış ve Kur’an'da geçen isim özellikle kasıtlı olarak mescide verilmiştir. Bunlara inanmak, Yahudilerin içimize soktuğu yanlışları aklamak olur. Ayette geçen MESCİD-İ AKSA ÇOK UZAK MESCİT ANLAMINDADIR. ASLA BİR YERİN, MESCİDİN İSMİ DEĞİLDİR. Yukarıda örneğini verdiğim Bakara suresi 145. ayette, aslında KIBLE konusundan Kur’an'ın neyi kast edildiği, çok açık anlaşılıyor. Eğer ayetleri rivayetlerle anlamaya çalışmazsak tabi ki. Ehli Kitap dan bahsederek Allah, onlara ne kadar mucize bile getirsen, SENİN KIBLENE YANİ SENİN İZLEDİĞİN YOLUNA, SANA EMREDİLENE UYMAZLAR DİYOR. SENDE SAKIN ONLARIN KIBLESİNE, YANİ ONLARIN TAKİP ETTİKLERİ BATIL YOLA UYMA DİYEREK İKAZ EDİYOR. DİKKAT ÇEKİCİDİR, EHLİ KİTAP BİR BİRİNİN KIBLESİNE YANİ İNANÇLARINA BİLE UYMADIĞINI BİLDİRİLİYOR. ALLAH'IN ELÇİSİNİN İZLEDİĞİ YOL HZ. İBRAHİM'İN YOLUDUR. AYET BUNU ANLATIYOR. Kıbleden kasıt namazda yöneleceğimiz istikamet olsa, Allah neden bu sözleri söylesin. Allah kitap ve Resul gönderdiği, her topluma farklı bir kıble emredip, tek din olan İslam'ın en önemli ibadetinde, Ehli Kitap arasında ayrım yapar, ihtilaf yaratır mı? Allah Ehli Kitaptan bahsederek, onlar birbirilerinin de kıblesine uymazlar, çünkü onlar İBRAHİMİN YOLUNDAN SAPMIŞ, kendi aralarında FARKLI YOL, KIBLE, İNANÇ üzerinde oldukları bilgisini vurguluyor. Ayetin sonunda Allah'ın söylediği ise, KIBLE sözünden neyi kast ettiği çok açık anlaşılıyor ve bakın ne diyor. "EĞER SEN, İLİMDEN NASİBİN SANA GELDİKTEN SONRA, ONLARIN BOŞ VE İĞRETİ ARZULARINA UYARSAN, İŞTE O ZAMAN KESİNLİKLE ZALİMLERDEN OLURSUN." Buradan da anlaşılıyor ki Allah Elçisine, SANA İNDİRDİĞİM İLİM YANİ KUR’AN SENİN KIBLENDİR, İZLEYECEĞİN YOLDUR DİYOR. Sakın sana indirdiğim kıblenden, KUR’AN'DAN sapma diyerek uyarıyor. Şimdide ayette geçen, şu sözlerden ne kast ediliyor ona bakalım. "ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE ÇEVİR. NEREDE OLSANIZ, YÜZÜNÜZÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE DÖNDÜRÜN." Hemen düşünelim. M.Haram neyin sembolüydü? İbrahim'i tüm dinlerin sembolü. Allah ne diyordu bize? Hz. İbrahim'in, bizlerin atası olduğu ve bizlerin Hanif İbrahim'in dininden olduğumuz anlatılıyordu ayetlerinde. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ, ALİ İMRAN 97. AYETİNDE ALLAH, MESCİDİ HARAMDAN BAHSEDERKEN, ORADA İBRAHİM'İN MAKA'MI VARDIR DİYOR. YANİ YÜZÜNÜ BU YÖNE DÖNEN, HZ. İBRAHİMİN YOLUNU İZLİYOR DEMEKTİR. BİR BAŞKA DEYİŞLE YÜZÜNÜZÜ BATIL VE HURAFEDEN UZAK, İBRAHİMİN ARI, DURU İNANCINA ÇEVİRİN ANLAMINDA SÖYLÜYOR. Demek ki Mescidi Haram bir sembol. Buraya dönmekle Hz. İbrahimin dinine, inancına İZLEDİĞİ YOLA, ONUN İZLEDİĞİ KIBLEYE dönmüş oluyoruz. Bu gerçeği kabul etmek istemeyenler, Kabeyi Hz. İbrahim değil, Hz. Adem yapmıştır demişlerdir. Ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar vererek, gerçeği saptırmışlardır. Çünkü bu gerçeği kabul ettiklerinde, daha önceki toplumlar namaz kılarken bu durumda, herhangi bir yöne dönerek namaz kılmadıkları çıkıyor ortaya da ondan. Hatta bizlere farklı bir din gönderilmediği, M. Haram'ın Hz. İbrahimden bu yana, tüm Ehli Kitabın burada birleştiği, birlikte ibadet ettikleri anlatılıyor ve M. Haram'ın Allah'ın doğru yolunun bir merkezi, sembolü olduğu anlatılmaya çalışılıyor Kur'an'da. Bu konu ile ilgili iki ayet hatırlatmak istiyorum sizlere. Nisa 125: İYİLİK YAPARAK KENDİSİNİ ALLAH'A TESLİM EDEN VE İBRAHİM'İN DİNİNE DOSDOĞRU OLARAK TÂBİ OLAN KİMSEDEN, DİN BAKIMINDAN DAHA İYİ KİM OLABİLİR? ALLAH, İBRAHİM'İ DOST EDİNMİŞTİ. Ali imran 68: DOĞRUSU ONLARIN İBRAHİM'E EN YAKIN OLANI, ONA UYANLAR, ŞU NEBİYE VE İMAN EDENLERDİR. ALLAH DA MÜMİNLERİN DOSTUDUR(VELİSİDİR). Allah özellikle Hz. İbrahim'e atıfta bulunarak, bizlere çok önemli bir işaret veriyor. Bakın ayette bahsedilen, nerede olursanız olun, yüzünüzü M. Harama çevirin sözünün asıl amacı, böylece ortaya çıkıyor. NEREDE YA DA KİMLERDEN OLMAMIZIN, HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR. ÖNEMLİ OLAN TÜM İMAN EDENLERİN, HANİF İBRAHİM'İN DİNİNDE ÖZDE BİRLEŞMESİ BÖLÜNMEDEN, BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK, PARÇALANMADAN ALLAH'IN İPİNE SARILIP, TEK YOLDA GİTMESİDİR DİYOR. Lütfen tekrar dikkatle ayetleri okuyunuz, asla namaz kılarken, bu yöne dönün öyle namazlarınızı kılın diye Kur’an'da hiç bir ayette geçmez. Allah'ın namaz kılarken, şu tarafa dönerek kılın diye bir emri yoktur. Bakın rivayetler bu konuda ne diyor ve toplumu nasıl yanıltıyor. 6256 - el-Bera radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'la birlikte BEYTU'L MAKDİS'E DOĞRU ONSEKİZ AY NAMAZ KILDIK. MEDİNE'YE GİRİŞİNDEN İKİ AY SONRA KIBLE İSTİKAMETİ KA'BE'YE ÇEVRİLDİ. Resulullah aleyhissalatu vesselam, Beytu'l Makdis'e müteveccihen namaz kılarken yüzünü çokça semaya çeviriyordu: Allah Teala hazretleri, Peygamberinin kalbinden geçeni yani, Ka'be'ye yönelme arzusunu bildi. Bir gün Cebrail aleyhisselam (göğe doğru) yükseldi. Resulullah aleyhisalatu vesselam, o yerle gök arasında yükselirken onu gözüyle takip etmeye başladı, onun nasıl bir vahiy getireceğini gözetliyordu. Derken aziz ve celil olan Allah "BİZ SENİN YÜZÜNÜN GÖĞE DOĞRU ÇEVRİLİP DURDUĞUNU GÖRÜYORUZ..." (Bakara 144) ayetini indirdi. Biz, Beytu'l-Makdis'e doğru farzın iki rek'atini kılmış tam rükûda iken, bir adam gelip: "Kıble, Ka'be'ye doğru çevrilmiştir!" haberini getirdi. Derhal yönlerimizi çevirdik. Namazımızı yenilemeyip kıldığımız kısmın devamını tamamladık. RESULULLAH ALEYHİSSALATU VESSELAM: "EY CİBRİL! BEYTUL-MAKDİSE DOĞRU KILDIĞIMIZ NAMAZLARIMIZIN HALİ NE OLACAK?" DİYE SORDU. BUNUN ÜZERİNE DE, ALLAH TEALA HAZRETLERİ: "ALLAH SİZİN (DAHA ÖNCE BEYTU'L-MAKDİS'E DOĞRU KILDIĞINIZ) NAMAZLARI ZAYİ ETMEYECEKTİR" (Bakara 143) ayetini inzal buyurdu." İŞTE BİZLERİN İNANCIMIZI YÖNETEN RİVAYETLER. TÜM BU RİVAYETLERE, HİÇ ŞÜPHE DUYMADAN İNANIYORUZ VE GÜNÜMÜZDE BU RİVAYETLER, İMANIMIZI ŞEKİLLENDİRİYOR VE BİZLER İBADETLERİMİZİ BU RİVAYETLERE GÖRE YAŞIYORUZ. Sizlere sormak istiyorum, lütfen hiçbir etki altında kalmadan düşünelim. Kur’an'ın hiçbir yerinde namazlar ilk önce M. Aksa ya, yani Beytul Makdise dönerek kılınıyordu, daha sonra Allah Resulünün isteği üzerine, M. Haram'a doğru dönerek kılın emri geldi diye tek bir açıklama, bilgi var mı? Asla bulamazsınız. Bu bilgiler rivayetlerde geçer ve bu bilgilere göre imanımızı şekillendiremeyiz. Benden hatırlatması, gerisi size kalmış. Hani Rabbimiz Kur’an'da biz sizlere, her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız diyordu, ne oldu bu ayetlerin hükmü? Hani sizleri Kur’an'dan hesaba çekeceğim diyordu? Emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesap sorarım diyen Rabbimizi duyan, işiten yokmu? Yoksa bu ayetlere iman etmiyor muyuz? Bahsedilen hadiste, Allah'ın Resulü Cebrail e diyor ki, daha önce Beytul Makdis'e yani M. Aksa ya doğru kıldığımız namazlar ne olacak diye soruyor. Bu soru üzerine Allah'ın cevap verdiğini söyleyerek, Bakara 143. ayet ile bağlantı kurarak, verdiği cevabın bakın ne olduğu söyleniyor. ("ALLAH SİZİN (DAHA ÖNCE BEYTU'L-MAKDİS'E DOĞRU KILDIĞINIZ) NAMAZLARI ZAYİ ETMEYECEKTİR.) Gelin bahsettikleri ayete bakalım. Acaba siz Allah'ın Resulünün sorduğu söylenen, konunun ayette bahsedilmemesine rağmen, sorunun cevabını ayette buldunuz mu? Bakara 143: BÖYLECE SİZİ İNSANLARA ŞAHİT VE ÖRNEK OLMANIZ İÇİN TAM ORTADA BULUNAN BİR ÜMMET KILDIK. RESUL DE SİZE ŞAHİT VE ÖRNEKTİR. SENİN YÖNELDİĞİN YÖNÜ, RESULE UYANLARI, CAYACAKLARDAN AYIRT ETMEK İÇİN KIBLE YAPTIK. DOĞRUSU ALLAH'IN YOLA KOYDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASINA BU AĞIR BİR ŞEYDİR. ALLAH İMANINIZI BOŞA ÇIKARACAK DEĞİLDİR. DOĞRUSU ALLAH İNSANLARA ŞEFKAT GÖSTERİR, MERHAMET EDER. Ayette Allah sizleri orta yolu izleyen ümmet yaptık diyor. Yani batıl ve hurafeden uzak, dinde bölünmeyen Allah'ın çizdiği yolda giden ümmetler yaptık diyor. Resulün yöneldiği yönden bahsediliyor. Peki, daha önceki ayetlerde, Allah'ın Resulünün yönü neydi? Hz. İbrahim'in yöneldiği, Hanif din üzerinde olduğunu görmüştük. Allah'ın Elçisinin yöneldiği yönü, yani senin izlediğin takip ettiğin dini, sana uyanlar ya da cayanlar için kıble yani doğru yol olarak belirledik ki, uyanı uymayanı ayırt edelim diyor. Allah'ın istediği yoldan, belirlediği kıbleden sapmamak, gerçek anlamda iman edenlerin dışındakilere zor gelir diyor. ÇÜNKÜ İNSANLARIN, ATALARININ DİNİNDEN VAZ GEÇMELERİ ÇOK ZORDU, ONLARIN AKILLARINI KULLANIP, GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLMALARI GEREKİR, UYARISINI YAPIYOR. Böylece gerçek iman edenle, etmeyenleri Allah bu yolla ayırt edecek ve gerçek iman edenlerin ibadetlerini/imanını zayi edecek değildir diyor. Sizler yukarıdaki ayeti okuduğunuzda, rivayet hadiste anlatılanlarla, bir bağlantı kurabildiniz mi? Allah daha önce bir hüküm verdiyse, bunu da değiştirme gereği duymuş ise, bu konuda mutlaka Kur’an'da örnekler vererek bir açıklama yapmıştır. Eğer böyle bir açıklama yoksa buna inanmamız, iman etmemiz bizleri yanlışa götürecek, Allah'ın kıblesinden yolundan saptıracaktır. Şimdide şöyle düşünelim. Acaba Allah'ın Elçisi, Yahudiler ya da Hıristiyanlar namaz kılarken, M Aksa ya ( Beytul Makdis ) yönelip namaz kıldıkları için, kendisinin de bu yöne doğru, namaz kılmasından üzüntü duyabilir mi? Gelin bu konu üzerinde düşünelim şimdi de. Eğer diğer Ehli kitaba Allah, bu yöne dönerek namaz kılın diye hükmünü vermiş olsaydı, Allah'ın Elçisi bundan neden rahatsızlık duysun, mutlulukla yerine getirir şikayetçi olmazdı. Önce şunu unutmayalım, Allah'ın hükümleri evrenseldir. Daha önceki kitaplarında Allah nesih ettikleri yani hükmünü değiştirdiklerini de, bizlere Kur’an'da açıklamıştır, bizleri bilgilendirmiştir. Kur’an'ın açıklamadıkları hurafedir, batıldır bunu lütfen unutmayalım. Namaz, oruç, zekât ve Hac konusunda verdiği emirlerin, tüm ehli kitaba daha öncede farz olduğu bilgisini verir Kur’an. Daha açıkçası bir değişiklik yapıldıysa, açıkça bu bilgi verilir Kur’an'da. Namaz konusu da aynen böyledir. Eğer namaz kılarken, daha önce emrettiği bir yön olsaydı, onu değiştirdiğinde mutlaka MUHKEM YANİ APAÇIK BİR ŞEKİLDE Kur’an'da bahsederdi. Sorumlu tutacağına hükmettiği bir konuyu Ku'an'da bahsetmemesi, sizce mümkün mü? ALLAH BİZLERİN BÖYLE ÖNEMLİ BİR BİLGİYİ, RİVAYETLERDEN ÖĞRENMEMİZİ ARZU EDER MİYDİ SİZCE? BU DÜŞÜNCE KUR’AN'IN YÜZLERCE AYETİNE TERS DÜŞER, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Allah'ın Elçisinin Yahudilere karşı, art niyetle-düşman gözle bakan bir Resul olarak gösterilmesi, Allah'ın Resulünün mizacı asla değildir. Allah daha önceki Ehli Kitaba, namazlarını kılarken bir yön tayin etmiş ise, bundan Allah'ın Elçisinin rahatsız olması asla düşünülemez. Gelelim bugün namazlarımızı kılarken, döndüğümüz kıbleye. Doğrusu şu anda özellikle toplu kıldığımız namazlarımızda, döndüğümüz kıblenin bir beraberlik olması adına, hiç bir sakıncası yok buna kimsenin itirazı da olmaz. Fakat bunun Allah emri olduğunu söyleyerek, ayetlere farklı anlamlar vermemiz ve bu yön dışında namaz kılamayız dememiz yanlış olur. ALLAH BİZLERİN NAMAZ KILARKEN, HER HANGİ BİR YÖNE DÖNMEMİZİ EMRETMEMİŞTİR KUR'AN'DA, lütfen bu gerçeği görelim. PEKİ NEDEN EMRETMEMİŞTİR? KULLARINA KOLAYLIK OLSUN DİYE ELBETTE. Yemin olsun ki bu kitabı, dini kolaylaştırdık hükmünün bir tezahürüdür diyebiliriz. Bazen haberlerini duyarız, kıblesi yanlış cami tespit edildi diye. Kılınan bunca namazımız ne olacak diye, tedirgin olan insanlar vardır. Namaz Allah ile kulunun sohbetidir, namaz Allah ile kulunun en mutlu anıdır. Namaz aciz biz kullarının, Yüce Rabbimizden istek ve dilek kapımızdır. BUNUN HANGİ YÖNDE OLMASININ NE ÖNEMİ OLABİLİR Kİ? Bizler bu gün döndüğümüz kıblemize dönerek, namazlarımızı kılmamızda elbette hiçbir sakınca yoktur. Fakat şunu bilmeliyiz ki Allah'a yönelmek, onun huzuruna durmak için, ALLAH BİZLERE HİÇBİR ZORLUK ÇIKARMAMIŞ, MECBURİ BİR YÖNE DÖNEREK NAMAZ KILMAMIZI EMRETMEMİŞTİR. Eğer böyle bir emir açıkça Rabbimiz vermiş olsaydı, sanırım yüzlerce yıl önce kılınan namazların, yönlerinin tespiti doğruluğu konusunda, tartışma konusu olurdu. Fakat dikkat ediniz, bu konuda ciddi bir tartışmaya hiç rastlanmaz. Şunu düşünmenizi rica ediyorum sizlerden. Allah bu kitabı yemin ederek kolaylaştırdığını, birçok kez söylüyorsa Kur’an'da, bundan yüzlerce yıl öncesinde, yönlerini dahi tespit etmekte zorlanan insanları bağlayıcı bir emir verip, Rabbin huzuruna durmamız da, çok zor bir tespitte bizleri bırakır mıydı? Bizlere namazlarımızda duracağımız yönün, mutlaka Mescidi Haram yönünde olması gerekir, yoksa kabul etmem deseydi, sanırım geçmişte kılınan ve gelecekte kılınacak onca namazın yönü konusunda sorun yaşardık ve her an korku içinde, tedirgin olurduk. ÇOK ŞÜKÜR RABBİMİZ BİZLERİ, ASLA ZOR BİR İBADETLE, TEDİRGİN OLACAĞIMIZ BİR DURUMLA, KARŞI KARŞIYA BIRAKMAMIŞTIR. Geçen gün basından okudum, bir caminin kıblesinin, yanlış yöne baktığını tespit etmişler, yıllarca kimse farkında bile olmamış. Tabi o toplumun üzüntüsünü, orada namaz kılan cemaatin telaşını çok iyi tasavvur ediyorum. Ya Rabbimiz gerçekten, böyle kesin bir emir vermiş olsaydı, ne olurdu o camide namaz kılanların hali. İşte güzelim İslam'ı, ne hale soktuğumuzun acıklı bir örneği. Bizler bu kadar kolay bir dini, nasıl zorlaştırabiliriz onun yarışına girmişiz. Bakalım daha ne kadar zorlaştırıp, Rabbin hışmına uğrayacağız, bunu da zaman gösterecek. BEN BU KONUYU, İMTİHANIM GEREĞİ KUR’AN AYETLERİNİ BİR BÜTÜN OLARAK DÜŞÜNDÜĞÜMDE, BUNLARI ANLADIM. YANILIYORSAM YÜCE RABBİME SIĞINIRIM. BENİM YAPTIĞIM, ALLAH'IN ÖNERDİĞİ GİBİ, RİVAYET VE SANI BİLGİLERDEN UZAK AYETLERİ DÜŞÜNEREK, AKLIMI KULLANARAK VE KUR'AN'IN DİĞER AYETLERİ İLE BAĞLANTI KURARAK, ALLAH'IN NE SÖYLEDİĞİNİ, BİZLERİ NEREYE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞTIĞINI, YİNE REHBERİNE DANIŞARAK ANLAMAYA ÇALIŞMAKTIR. YAZDIKLARIM BENİM KUR'AN'DAN ANLADIKLARIMDIR, YALNIZ BENİ BAĞLAR. SİZLERE DÜŞEN BATIL VE RİVAYETLERDEN UZAK, ALLAH'IN AYETLERİNİ DÜŞÜNEREK ANLAMAK OLMALIDIR. YAPTIĞIM VE YAPACAĞIM YANLIŞLARIMI NE OLUR AFFET RABBİM. Ayetleri eğer Kur’an'dan delil bulmadan, beşerin rivayetleri ile anlamaya çalışırsak yolumuzun, KIBLEMİZİN nereye ulaşacağından, asla emin olamayız. Bizler beşeriz her zaman hata yaparız, bunun unutulmaması gerektiği gerçeğinden yola çıkarak Allah'ın rehberinden, güneşinden, gönül gözünden elimizden geldiğince yararlanma yolunu seçmeliyiz, ona danışmadan hiçbir şey yapmamalıyız. Allah sizlere rehber olsun, gönül gözü olsun diye indirdim dediği kitap, asla anlaşılması zor bir kitap olamaz. Ben anlayamam diyen, anlayarak Kur'an'ı okumayıp üzerinde düşünmeyen bilmelidir ki, bu yolu izlemeyenlerin, gönül gözleri asla açık olamaz. Böylece de Kur’an gerçeklerini görmesi, anlaması da mümkün değildir. GÖNÜL GÖZÜMÜZÜN ANAHTARINI, GÖZLÜĞÜNÜ GELİN KUR’AN'DAN ALALIM VE O KAPIYI AÇALIM. EĞER O KAPININ ANAHTARINI, GÖZLÜĞÜNÜ EDİNDİĞİMİZ VELİLERDEN, RİVAYETLERDEN ALMA YOLUNU SEÇERSEK, ASLA O KAPIYI AÇAMAYACAĞIMIZI DA BİLMELİYİZ. ONUN ANAHTARI TAKLİT EDİLMESİ İMKÂNSIZ, FURKAN'IN İÇİNDE SAKLIDIR. Bizler her doğru bilgiden yararlanmalıyız. Çünkü Kur’an'ın onayından geçen her bilgi, örnek bizlere fayda sağlayacaktır. Tüm bu gerçeklerin, farkında olanlara ne mutlu. Dilerim farkında olan ve Allah'ın emrettiği KIBLEDE yol alan, Rabbin azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK- Arda Güler Hakkında Bütün Haberler -Real Madrid - Her Şey
2025/26 Şampiyonlar Ligi Gol Kralı: Kylian Mbappé 2025/26 Şampiyonlar Ligi Sezonun Sürpriz Çıkış Yapan Oyuncusu: Arda Güler- En Son Hayvanlar Alemi haberleri
Bundan daha akıllı bir köpek yıkama istasyonu olabilir mi?- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Voleybol Takımlarımız Dünya Kulüpler Şampiyonası TSİ Maç Programı 8 Aralık 2026 16.00 - Eczacıbaşı - NEC Red Rockets 19.30 - Vakıfbank - Zhetysu 9 Aralık 2026 16.00 - Vakıfbank - Al Ahly 10 Aralık 2026 02.30 - Eczacıbaşı - Osasco 19.30 - Eczacıbaşı - Lima 23.00 - Vakıfbank - Sesi Bauru 12 Aralık 2026 22.00 - Yarı Final 1 13 Aralık 2026 02.00 - Yarı Final 2 14 Aralık 2026 02.00 - FİNAL- Tek Yıldızlı Anlatının Ötesinde: Voleybol Spikerleri Neden Türkiye'yi Tek Kişilik Takım Gibi Göstermeyi Bırakmalı?
In English- Beyond the Single-Star Narrative: Why Volleyball Commentary Needs to Stop Eraser-Heading the Turkish National Team
Türkçesi - Amerika'da FDA, yeni bir Alzheimer kan testini onayladı; üstelik bu testi birinci basamak hekiminiz de isteyebilir
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.