İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Bugün

  2. "Tarihin En Büyük İronisi: Şahlanan Atların Mirasçıları Şimdi Neden Sahnede Yok?" Haklısınız, dışarıdan bakıldığında bu durum oldukça ironik ve hatta biraz hüzünlü görünüyor. Tarih boyunca adını atla sidere kurmuş, göçebe kültürden imparatorluğa uzanan yolculuğunu binek hayvanına borçlu olan Türk milletinin, günümüzdeki global at nüfusu sıralamalarında üst sıralarda yer almaması ilk etapta şaşırtıcı gelebiliyor. Aslında Türkiye, FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre tamamen listede dışarıda değil, 50 bin - 80 bin arası at varlığıyla dünya genelinde ancak 50'li sıralarda kendine yer bulabiliyor. Peki, tarihi kökleri bu kadar derin olan bir ülkede at sayısı neden bu seviyelere geriledi? 1. Modernleşme ve Tarımda MekanizasyonTarihsel süreçte at; hem en önemli savaş aracı, hem ana ulaşım vasıtası hem de tarımın motoruydu. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tarımın traktörleşmesi ve motorlu taşıtların yaygınlaşması, atın günlük hayattaki ve kırsal ekonomideki işlevini neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. Günümüzde Amerika, Çin, Meksika veya Brezilya gibi devasa yüzölçümüne ve geniş hayvancılık coğrafyalarına sahip ülkeler listelerin başında yer alırken, Türkiye’nin kırsal coğrafyası da bu dönüşümden payını aldı. 2. Coğrafi ve Ekonomik Yapı DeğişikliğiMoğolistan veya Kazakistan gibi Orta Asya ülkelerinde bozkır kültürünün ve göçebe/yarı göçebe hayvancılığın hâlâ geniş alanlarda devam etmesi, oradaki at nüfusunu milyonlu rakamlara taşıyor (Örneğin Kazakistan ve Moğolistan dünya sıralamasında ilk 5-6 içerisinde yer alıyor). Türkiye’de ise meraların daralması, tarım arazilerinin parça pinçik olması ve hayvancılığın büyük oranda ahır ve tesis sistemine kayması, at beslemeyi ekonomik olmaktan çıkardı. 3. Kültürel Hafıza ile Güncel Pratiklerin KopmasıAt artık günlük hayatın bir parçası değil; daha çok yarışçılık (veliefendi kültürü), atlı sporlar, cirit gibi geleneksel oyunlar veya turizm amaçlı biniş çiftlikleriyle sınırlı kalmış durumda. Dolayısıyla at, "kullanılan ve üretilen" bir canlı olmaktan çıkıp, kolektif hafızada yaşayan romantik bir tarih unsuru haline geldi. Bugün "at milleti" unvanını sayısal olarak ABD, Meksika, Çin veya Orta Asya'daki akraba Türk cumhuriyetleri (Kazakistan, Kırgızistan gibi) göğüslüyor olsa da, Türkiye’deki at sevgisi ve kültürel bağ hâlâ derindedir; sadece pratik hayattaki karşılığı şekil değiştirdi.
  3. Coraline'yi filmini yapan eller yeni bir film yaptı: Wildwood
  4. Tek bir arı ömrü boyunca 1 yemek kaşığı bal üretebilmektedir. 683 arı, 9,5 onsluk bir nektar elde etmek için yaklaşık 1.185.000 çiçekten 5,93 lbs nektar toplamak için yaklaşık 32.550 mil uçuyor. bir kavanoz bal.
  5. Ed Krassenstein Vay canına! Ken Paxton'ın işi bitti! The Wall Street Journal az önce, Paxton'ı Dubai'de kaçaklarla birlikte eğlenirken gösterdiği öne sürülen bu videoyu yayınladı. Bu işin sonu geldi. Kesinlikle istifa etmeli.
  6. James Talarico Ken Paxton, Teksas'ı satıyor; topraklarımızı, suyumuzu, topluluklarımızı. Veri merkezleri Paxton'ı finanse ediyor, vergi indirimlerinden yararlanıyorlar ve faturayı siz ödüyorsunuz. Ken Paxton'ın yolsuzluğunu kaldıramayız. (Bu reklam insanlar tarafından yapılmıştır, yapay zeka tarafından değil.)
  7. NBA'in yeni DUO'su şov yaptı LaMelo Ball ve Anthony Edwards, Knicks karşısında şov yaptı.
  8. Hackerlar yüzlerce süpermarketteki soğutucuların ısısını yükseltti Fransa'nın önde gelen süpermarket zincirleri Pazartesi günü, yüzlerce mağazadaki soğutucuların sıcaklığının aniden yükselmesine yol açan bir siber saldırıya uğradıklarını açıkladı. Saldırı, bozulan gıdaların çöpe atılmasına neden olurken gıda güvenliği konusunda da endişeleri artırdı. E. Leclerc, Intermarché ve Cooperative U gibi önde gelen perakendeciler, Cooperative U CEO'sunun "benzeri görülmemiş" olarak nitelendirdiği bir siber saldırıya maruz kaldıklarını AFP'ye doğruladı. AB Gıda ve Tarım Komiseri Christophe Hansen, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada saldırıyı kınayarak, "Gıda güvenliği her düzeyde daha fazla dikkat gerektiriyor" dedi ve gıdanın bu şekilde "istismar edilmesinin" artık bir "gerçeklik" haline geldiğini belirtti. Perakendecilerin AFP'ye yaptıkları ayrı ayrı açıklamalara göre; Intermarché veya onun markası olan Netto'nun en az 300 mağazası, Cooperative U'nun 100'den fazla şubesi ve çeşitli E. Leclerc mağazaları saldırının hedefi oldu. Cooperative U CEO'su Dominique Schelcher X'te, "Taze ürünlerin korunması ve Fransız halkının gıda tedariki açısından hayati öneme sahip ekipmanların hedef alınması son derece ciddi ve benzeri görülmemiş bir durumdur," ifadelerini paylaştı. Paris savcılığı, diğer büyük zincirleri de etkilediği bildirilen ve yangınlara da yol açtığı belirtilen saldırıyı doğruladı. BFM TV, hackerların "çok sayıda mağazadaki soğutma sistemlerinin buz çözme (defrost) işlemini uzaktan tetiklemeyi başardıklarını" bildirdi. Intermarché, AFP'ye yaptığı açıklamada, etkilenen şubelerin hem taze hem de dondurulmuş "tüm ürünleri çöpe atmak" zorunda kalacağını belirtti. Reuters haber ajansına göre Carrefour, 80 süpermarketinin saldırıya uğradığını ancak 6.000 mağazasının büyük çoğunluğunun etkilenmediğini açıkladı. E. Leclerc, AFP'ye yaptığı açıklamada "soğutma ekipmanı tedarikçilerinden birinin siber saldırıya uğradığını" ve bunun "çeşitli mağazalardaki soğutma sistemlerinin işleyişi üzerinde olumsuz etkiler yarattığını" doğruladı. Konuya yakın bir kaynak, Danimarkalı üretici Danfoss'a ait soğutma kontrol sistemlerinin hedef alındığını belirtti. Danfoss, AFP'ye yaptığı açıklamada, etkilenen ekipmanların çoğunun "artık yazılım veya güvenlik güncellemesi almayan" eski nesil (legacy) ürünler olduğunu ifade etti. Şirket, AK-SM800 ve AK-SC355 model soğutucu kontrol sistemlerinin bu durumdan önemli ölçüde etkilendiğini; bunlardan ilkinin bir versiyonunda "güncelliğini yitirmiş bir aygıt yazılımı" (firmware) kullanıldığını belirtti. Ayrıca, süpermarketlere uzun süredir bu modelleri güncellemeleri yönünde tavsiyede bulunduğunu da ekledi. Danfoss, kaç sistemin etkilendiğine dair herhangi bir sayısal veri paylaşmadı. Reuters'ın haberine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde de faaliyet gösteren Hollandalı süpermarket zinciri Ahold Delhaize, kendi ağında da bir "güvenlik sorunu" ile karşı karşıya olduğunu açıkladı. Şirketin mobil uygulaması üzerinden müşterilere, bir "siber güvenlik olayı" nedeniyle market alışverişi teslimatlarının yapılamadığı bildirildi. "Büyük çaplı siber saldırı" Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'ya yakın bir kaynak, Fransa'nın siber güvenlik kurumunun "Danimarkalı bir şirket tarafından sağlanan bir yazılımdaki güvenlik açığını tespit ettiğini ve tedarikçiyle temasa geçtiğini" belirtti. Kaynak, "diğer ülkeler de etkilenebileceği için Avrupalı mevkidaşlarla koordinasyon içinde olunduğunu" ve "ilgili diğer Fransız şirketleri tespit ederek uyarmaya" ve "yayılmayı önlemeye" çalışıldığını da sözlerine ekledi. Paris savcılığı, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Fransa genelindeki birçok büyük gıda perakende zincirinin soğutucularını etkileyen büyük çaplı siber saldırı" hakkında soruşturma başlatıldığını doğruladı. Savcılık ofisi, soruşturmanın "mağdurların tespit edilmesine ve gıda kaybı ile yangın çıkması şeklinde bildirilen zararlar arasındaki bağlantının kurulmasına" yardımcı olacağını ifade etti. Intermarché, herhangi bir rakam vermeden, saldırıdan kaynaklanan gıda israfını ve mali kayıpları kınadı. BFM TV, sıcaklıkların "uzaktan değiştirildiğini ve bunun sonucunda taze ve dondurulmuş ürün stoklarının kullanılamaz hale geldiğini" bildirdi. Hibrit saldırı korkuları artıyor Bu olay, siber saldırılar düzenleyen kötü niyetli aktörlerin Avrupa'daki tüm sektörlerde yol açabileceği olası tahribata dair artan endişelerin gölgesinde gerçekleşti. Rusya'nın işgaline karşı mücadelesinde Ukrayna'nın güçlü bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen ay Fransa'nın kritik altyapısını Rusya kaynaklı "hibrit saldırılardan" korumaya yönelik tedbirler alınması talimatını vermişti. Siber güvenlik danışmanlık firması Almond'dan Antoine Hautin, AFP'ye verdiği demeçte, uzun süre internetten izole tutulan soğutma üniteleri gibi endüstriyel ekipmanların artık sensörler veya uzaktan izleme sistemleri aracılığıyla ağa bağlı olduğunu belirtti. Hautin, muhtemelen yüzlerce üniteyi eş zamanlı olarak etkileyen bu saldırının "belli bir düzeyde gelişmişlik" gösterdiğini de sözlerine ekledi. Kaynak: CBS
  9. Jeopolitik Bumerang: Trump’ın İran Krizinden Putin’le Sürpriz Petrol Pazarlığına Uzanan Taktik Hamlesi Küresel enerji piyasaları ve uluslararası siyaset sahnesi, 2026 yılı boyunca son yılların en çalkantılı jeopolitik krizlerinden birine tanıklık ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri hamleleri ve Hürmüz Boğazı civarında patlak veren gerilim, küresel enerji tedarik zincirlerini sarsarak petrol ve motorin (dizel) fiyatlarında sert yükselişleri tetikledi. Ancak bu sürecin en çok konuşulan boyutu, tırmanan enerji krizinin hemen ardından Washington’ın Moskova ile masaya oturması ve ABD’nin Rusya’dan petrol ürünleri ithalatına uyguladığı kısıtlamaları esneterek Vladimir Putin ile tedarik anlaşmasına varması oldu. Bu durum küresel analistler ve kamuoyunda tartışmalı bir soruyu gündeme taşıdı: "İran ile yaşanan kriz ve tırmandırılan savaş riski, Rusya ile enerji bağlarını ve petrol ticaretini yeniden kurabilmek adına kurgulanmış stratejik bir jeopolitik taktik miydi?" 1. Stratejinin Mimarisi: "Krizi Yarat, İhtiyacı Doğur, Çözümü Getir" Komplo teorileri ile reel-politik arasındaki ince çizgide değerlendirilen bu senaryo, siyaset biliminde "Hegelyan Diyalektik" (Problem - Reaksiyon - Çözüm) prensibine oldukça uygun bir şablon sunuyor: Problem (İran Gerilimi): ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını tırmandırması ve İran'a yönelik operasyonel hamleleri, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini felç etti. Küresel petrol ve özellikle rafine ürün (dizel) arzında devasa bir boşluk oluştu. Reaksiyon (Piyasa Paniği ve Siyasi Baskı): ABD ve Avrupa piyasalarında pompa fiyatları rekor seviyelere ulaştı. Yaklaşan ABD ara seçimleri öncesinde yükselen enflasyon ve enerji maliyetleri, Washington yönetimi üzerinde muazzam bir iç siyaset baskısı yarattı. Çözüm (Moskova ile Masaya Oturmak): ABD Hazine Bakanlığı, "küresel arz krizini hafifletmek" gerekçesiyle Rus petrol ve işlenmiş yakıt ürünlerine yönelik yaptırımları geçici olarak askıya aldığını duyurdu. Trump ile Putin arasında gerçekleşen telefon diplomasisinin ardından Rusya’dan ABD ve küresel piyasalara milyonlarca tonluk dizel sevkiyatı başlatıldı. Bu perspektiften bakıldığında, Orta Doğu’da tırmandırılan yapay veya bilinçli bir kriz; Washington’ın Ukrayna savaşı nedeniyle yaptırım uyguladığı Moskova ile "zorunlu bir ekonomik iş birliğine" girmesine meşruiyet zemini hazırlamış gibi görünüyor. 2. Jeopolitik Satranç: Kim Ne Kazandı? Bu taktiksel hamle silsilesi, aktörlerin kısa ve orta vadeli çıkarları incelendiğinde karmaşık bir tablo ortaya koyuyor: Donald Trump ve İç Siyaset Hesabı Trump için temel öncelik, iç piyasadaki enflasyonist baskıyı azaltarak seçmen nezdindeki ekonomiye dair hoşnutsuzluğu gidermekti. Washington, Rusya ile yapılan anlaşmayı "Amerikan tüketicisini ve küresel ekonomiyi korumak için atılmış pragmatik bir adım" olarak ambalajladı. Bir yandan İran’a gözdağı vererek "güçlü lider" imajı çizerken, diğer yandan Rus petrolünü devreye sokarak enerji krizini dizginlemeye çalıştı. Vladimir Putin ve Yaptırımların Delinmesi Kremlin açısından bu süreç tartışmasız bir diplomatik ve ekonomik galibiyet niteliği taşıyor. Batı yaptırımları nedeniyle köşeye sıkıştırılmak istenen Rus enerji sektörü, ABD’nin doğrudan izni ve muafiyetiyle yeniden Batı pazarlarına erişim imkanı buldu. Moskova, hem sıcak nakit akışını güvenceye aldı hem de Washington'a küresel enerji dengelerindeki vazgeçilmezliğini tescil ettirdi. Ukrayna ve Avrupalı Müttefiklerin Tepkisi ABD'nin bu ani politika değişikliği, Kiev ve Avrupalı müttefikler nezdinde büyük bir rahatsızlık yarattı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Washington'ın Rusya'dan yakıt alma kararını sert bir dille eleştirerek, bunun Moskova'nın savaş makinesini finanse etmek anlamına geldiğini savundu. 3. Teori ve Gerçeklik: Büyük Tasarım mı, Kriz Yönetimi mi? Bu durumun arkasında "ustaca kurgulanmış ana bir plan (Master Plan)" mı yoksa "kontrolden çıkan bir krizin zorunlu yönetimi" mi olduğu konusunda analistler ikiye ayrılıyor: Taktik Kurgu Hipotezi: Trump’ın baştan beri Rusya ile ilişkileri yumuşatmak ve enerji anlaşmaları yapmak istediği, ancak Kongre ve kamuoyu baskısı nedeniyle bunu doğrudan yapamadığı belirtiliyor. İran krizinin yarattığı arz darboğazı, Washington'a Moskova ile el sıkışmak için mükemmel bir "mücbir sebep" gerekçesi sağladı. Kriz Yönetimi / Pragmatizm Hipotezi: Bir diğer görüşe göre ise İran gerilimi planlı bir tiyatro değil, kontrolden çıkan jeopolitik bir risk şoku idi. Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık ve küresel rafineri kapasitesindeki düşüş beklenenden şiddetli olunca, Washington panik halinde elindeki tek hızlı çözüm olan Rus yakıt kapasitesine sarılmak zorunda kaldı. Sonuç Sonuç olarak, Ortadoğu'daki askeri tırmanışın ardından Washington-Moskova hattında sağlanan petrol ve dizel mutabakatı, küresel siyasetin ne kadar hızlı bir şekilde ideolojik söylemlerden "pragmatik ticaret" zeminine kayabildiğini bir kez daha gösterdi. Sürecin arkasında yatan motivasyon ister baştan tasarlanmış bir "büyük taktik" isterse kriz anında uygulanan bir "B planı" olsun; ortaya çıkan sonuç değişmedi: İran üzerindeki askeri baskı ve yaratılan enerji krizi, Rusya'ya yönelik yaptırım duvarında devasa bir delik açılmasına ve Moskova ile küresel enerji pazarlığının yeniden başlamasına zemin hazırladı.
  10. Teknolojik Tekillik (The Singularity), yapay zekânın insan zekâsını fersah fersah geride bırakarak kendi kendini kontrol edilemez ve geri döndürülemez bir hızla geliştirdiği, insanlık tarihinin akışını tamamen değiştiren varsayımsal kırılma noktasıdır. Bu kavramın kökenleri, gelişimi ve insanlık için ne anlama geldiği temel başlıklar altında şu şekilde incelenebilir: 1. Kavramın Kökeni ve Tarihçesi İlk Temeller (1958): "Tekillik" terimi matematikçi Stanisław Ulam tarafından, fizikçi John von Neumann ile yaptıkları bir konuşmada; insanlık tarihindeki teknolojik ilerlemenin katlanarak artması ve bir gün insan aklının sınırlarını aşması durumunu betimlemek için kullanılmıştır. O dönemde bu ifade, fiziksel bilimlerdeki "karadelik tekillik" noktasına benzer şekilde, öngörülemez bir geleceğe geçişi simgeliyordu. Bilimkurgudan TeoriyE (1993): Matematikçi ve bilimkurgu yazarı Vernor Vinge, The Coming Technological Singularity adlı makalesiyle bu kavramı popülerleştirdi. Vinge, insanüstü bir zekânın yaratılmasıyla birlikte medeniyette kontrolden çıkan bir değişim yaşanacağını ve bu noktadan sonra insanlığın geleceği tahmin etme yeteneğini tamamen yitireceğini öne sürdü. Ray Kurzweil ve 2045 Vizyonu (2005 - Günümüz): Fütürist Ray Kurzweil, konuyu daha da ileri taşıyarak Tekillik'in sadece makinelerin zekileşmesi değil, insanların biyolojik olmayan yapay zekâ ile tamamen bütünleşmesi anlamına geldiğini savundu. Kurzweil, bu eşiğin 2045 yılı civarında aşılacağını öngörmektedir. 2. Tekillik Süreci Nasıl İşliyor? Kurzweil ve konunun uzmanlarına göre tekillik bir anda gerçekleşen tek bir olay değil, kademeli olarak hayatımızın içine sızan bir evrim sürecidir: Dijital İkizler ve Simülasyonlar (2020'ler): Günlük dijital faaliyetlerimiz, yazışmalarımız ve sosyal etkileşimlerimiz sayesinde düşünce yapımızın dijital haritası çıkarılmaktadır. Bu onurun sonuna doğru, kişilik özelliklerimizi birebir yansıtan dijital simülasyonlar (kopyalar) hayatımıza girmeye başlamıştır. Beyin-Bilgisayar Arayüzleri ve Protezler: İşitme implantları, felçli hastaların zihinleriyle cihazları kontrol etmesini sağlayan sistemler (Neuralink vb.) insan ve makine arasındaki sınırları bugünden silmeye başlamıştır. Nanoteknoloji ve Nihai Dönüşüm (2040'lar ve Ötesi): Kan dolaşımımıza katılacak mikroskobik nanobotlar sayesinde beyin kapasitemiz milyonlarca kat artacak; bedenlerimiz biyolojinin sınırlarından kurtularak tamamen optimize edilebilir hale gelecektir. 3. Tekillik'in Getirdiği Felsefi ve Hukuki Sorular Teknolojik tekillik gerçeğe dönüştükçe insanlık benzeri görülmemiş varoluşsal ve hukuki krizlerle karşı karşıya kalacaktır: Kimlik ve "Ben" Algısı: Zihnimizin büyük bir kısmı dijital sistemler veya bulut tabanlı yedekler üzerinde çalıştığında, orijinal insan ile kopyası arasındaki fark belirsizleşecektir. Hukuki Haklar: Tüm anılarınıza ve DNA'nıza sahip bir dijital kopya ("Sen 2") tam insan haklarına sahip olacak mı? Önceki hayatınızda işlediğiniz suçlardan veya imzaladığınız sözleşmelerden sorumlu tutulabilecek mi? Toplumsal Ayrışma: Biyolojik insanlar ile sibernetik olarak güçlendirilmiş varlıklar arasında yeni bir sınıf ayrımı veya ayrımcılık doğacak mı? 4. Olası Riskler: "Gri Yapışkan Madde" (Gray Goo) Her büyük teknolojik devrim gibi tekillik de felaket senaryolarını beraberinde getirir. Bunlar arasında en çok tartışılanı, nanobotların kontrolden çıkarak hızla çoğalması ve dünyadaki tüm organik maddeleri tüketip her şeyi "gri bir yapışkan çamur yığınına" dönüştürmesi ihtimalidir (Gray Goo senaryosu). Özetle Tekillik, kısaca insan ile makinenin evlilik noktasıdır. Bu eşik aşıldığında, biyolojik zekâmız sabit kalırken yapay zekâ bileşeni katlanarak büyümeye devam edecek; nihayetinde "insan" tanımının ve karar mekanizmalarının nerede başlayıp nerede bittiğini ayırt etmek imkânsız hale gelecektir. Kaynak: G
  11. İNSANLIĞIN SON DURAĞI MI, YENİ BAŞLANGICI MI? Ray Kurzweil Uyardı: 19 Yıl İçinde 'Dijital İnsan' Çağı Başlıyor! Gelecek bilimcisi Ray Kurzweil’ın tahminlerine göre insan ile yapay zekânın tamamen birleşeceği "Tekillik" anına sadece iki on yıl kaldı. Ancak bilimin ulaştığı son noktaya bakılırsa bu dönüşüm, farkında bile olmadan hücrelerimize kadar sızmaya başladı. 1. "Tekillik" (Singularity) Tam Olarak Nedir? Günlük dilde "Tekillik", yapay zekânın insan zekâsını aşarak kendi kendini kontrolden çıkan bir hızla geliştirdiği ve bilinç kazandığı hypothetical (varsayımsal) anı tanımlamak için kullanılır. Popüler kültürde bu durum genellikle Terminatör filmindeki "Skynet" gibi tehditkar bir bilincin uyanışı olarak resmedilir. Ancak bilim dünyasında kavram çok daha geniş bir metafora sahiptir: Teknolojik değişimin o kadar ivme kazanması ki, insan aklının artık geleceği öngöremez hale geldiği kırılma noktası. Kavramın Doğuşu: Matematikçi Stanisław Ulam, 1958 yılında ünlü fizikçi John von Neumann ile yaptığı bir sohbeti aktarırken bu terimi kullandı. O dönemde kavram, bilinçli bir makineden ziyade insanlık tarihindeki ivmelenen teknolojik sıçramayı ifade ediyordu. Bilimkurgudan Gerçeğe: 1993 yılında matematikçi ve yazar Vernor Vinge, The Coming Technological Singularity kitabında, insanı aşan bir zekânın medeniyette geri döndürülemez bir dönüşüm başlatacağını savundu. Kurzweil ve 2045 Hedefi: Fütürist Ray Kurzweil, 2005 tarihli The Singularity Is Near (Tekillik Yakın) kitabıyla kavramı küresel boyuta taşıdı. Kurzweil'a göre Tekillik, makinelerin insanı yok etmesi değil; insanların 2045 yılına kadar yapay zekâ ile tamamen bütünleşmesi anlamına geliyor. 2. Süreç Çoktan Başladı: İçimizdeki Dijital Dönüşüm İnsanlar yapay zekâ tehdidini uzak gelecekte gerçekleşecek bir felaket gibi beklerken, Kurzweil bu dönüşümün sessizce ve kademeli olarak hayatımıza girdiğini vurguluyor. Dönüşümün ilk adımları günümüzde şu alanlarda zaten atılmış durumda: Biyolojik ve Dijital Protezler: İşitme engellilerin duymasını sağlayan koklear implantlar, felçli bireylerin düşünce gücüyle bilgisayar kullanmasını sağlayan arayüzler ve Elon Musk'ın Neuralink projesi gibi beyin implantları bu bütünleşmenin ilk somut örnekleridir. Dijital İzler ve Dijital İkizler: Günlük internet kullanımımız, konuşmalarımız ve sosyal medya etkileşimlerimiz, düşünce yapımızın ve kişiliğimizin devasa bir dijital veri haritasını çıkarıyor. Kurzweil, 2024 yılında yayımlanan The Singularity Is Nearer (Tekillik Daha Yakın) adlı yeni kitabında, 2020'lerin sonuna gelindiğinde bu kişisel verilerin, kişiliğimizi ve konuşma tarzımızı birebir taklit eden gelişmiş biyolojik olmayan simülasyonlara dönüştürüleceğini öngörüyor. 3. "Sen 2" (You 2) Çağı ve Hukuki-Ahlaki Çıkmazlar Protezlerin, yapay organların ve dijital simülasyonların gelişimi bir noktada birleşecek. Kurzweil, Philip K. Dick’in Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? (Blade Runner) eserinden esinlenerek, gelecekte insan DNA'sından üretilmiş ve sibernetik olarak güçlendirilmiş biyolojik bedenler—yani "replikantlar"—oluşturulabileceğini belirtiyor. Eğer sizin DNA'nızdan üretilmiş, tüm anılarınıza, korkularınıza ve kişilik özelliklerinize sahip bir kopya yaratılırsa, bu yeni yapıya "Sen 2" (You 2) adı verilecek. Ancak bu durum, insanlık tarihinin en büyük felsefi ve hukuki krizlerini de beraberinde getirecektir: Hukuki Statü: "Sen 2" tam bir insan hakkına ve oy kullanma yetkisine sahip olacak mı? Sorumluluklar: Sizin daha önce işlediğiniz bir suçtan veya imzaladığınız bir sözleşmeden "Sen 2" sorumlu tutulabilir mi? Kişisel İlişkiler: Vefat eden eşinizin tam bir dijital kopyası geri döndüğünde, onunla hukuki olarak yeniden evlenmeniz gerekecek mi? Ayrımcılık: Biyolojik insanlarla dijital kopyalar arasında bir sınıf ayrımı veya ayrımcılık doğacak mı? 4. Nanobot Devrimi ve Biyolojinin Sınırlarını Aşmak Kurzweil'ın vizyonunda nihai aşama, 2040'lı ve 2050'li yıllarda nanoteknoloji sayesinde gerçekleşecek. Kan dolaşımımıza girecek milyarlarca mikroskobik robot (nanobot) sayesinde: Sonsuz Fiziksel Kapasite: İnsanlar istedikleri an bedenlerini optimize edebilecek; okyanusun altında balıklar gibi nefes alabilecek, çok daha hızlı koşabilecek hatta işlevsel kanatlara sahip olabilecektir. Süper İnsan Beyni: Beyinlerimiz mevcut işlem kapasitesinin milyonlarca katı bir hıza ulaşacaktır. Ölümsüzlük: Zihnimiz ve bilincimiz sürekli yedekleneceği için benliğimizin hayatta kalması artık tek bir biyolojik bedene bağlı olmayacaktır. 5. Büyük Risk: "Gri Yapışkan Madde" (Gray Goo) Kıyameti Tüm bu pembe tabloya rağmen, teknolojinin kontrolsüz gelişimi büyük bir felaketi de beraberinde getirebilir. Kurzweil’ın dikkat çektiği en korkunç senaryo, nanobotların kontrol mekanizmasının bozulmasıdır. Sonuç: "İnsan" Kavramının Sonu mu? Gri yapışkan madde felaketinin yaşanmadığını ve Kurzweil'ın "sibernetik tekillik" öngörüsünün gerçekleştiğini varsayalım. Bu durumda karşımıza en temel varoluşsal soru çıkıyor: Biz gerçekten kimiz? 2030'lu yıllardan itibaren beyin-bilgisayar arayüzleri kararlarımıza yön vermeye başladığında, biyolojik zekamız sabit kalırken biyolojik olmayan (yapay) zekamız katlanarak büyüyecek. 2030'ların sonuna gelindiğinde düşünce süreçlerimizin ezici bir çoğunluğu biyolojik olmayan sistemler tarafından yürütülecek. Düşüncelerimiz, kararlarımız ve benliğimiz makineleştiğinde; "insan" kontrolünün bittiği ve "makinenin" başladığı sınırı tespit etmek artık imkânsız hale gelecektir. Kaynak: G
  12. NATO komutanı, Rusya'nın saldırması halinde her şeyi yok etme tehdidinde bulundu Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) en üst düzey harekat komutanı, ittifakın olası bir Rus saldırısına yanıt olarak "her şeyi" yok etmeye hazır olduğunu belirtti. NATO'nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli ABD Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich, bu tehdidi Pazartesi günü Polonya'daki Varşova Güvenlik Forumu'nda dile getirdi. Grynkewich doğrudan Rusya'nın adını anmasa da, NATO'nun istihbarat ve tehdit değerlendirmeleri Moskova'yı ittifaka yönelik en büyük askeri tehdit olarak tanımlamaya devam ediyor. Grynkewich, "Eğer birileri bize saldıracak kadar akılsızlık ederse, savaşırız [...] Saldırıyı durdurur ve hedefleri —her ne olursa olsun— gerçekleştirmelerini engelleriz," dedi. "Kısacası, herhangi bir müttefike yönelik her türlü saldırının tamamen sonuçsuz kalmasını sağlarız." Komutan, bir saldırıya verilecek NATO yanıtının sadece askeri personel ve altyapıyla sınırlı kalmayacağını, saldırganın savaş yürütme kapasitesine katkı sağlayan her şeyi kapsayacağını da sözlerine ekledi. Grynkewich, "Şayet hasım taraf saldırıyı sürdürmeyi veya yedek birliklerini devreye sokmayı seçerse, bize karşı kullanılan savaş sistemini çökertiriz," dedi. "Bu, sadece saldıran gücün kendisini değil, aynı zamanda o gücü destekleyen, ayakta tutan ve kontrol eden her şeyi de kapsar." Grynkewich'in açıklamalarının Kremlin'i hedef aldığı açıktı; dolayısıyla bunu ayrıca izah etmesine gerek kalmadı. Varşova'da bir araya gelen dünya liderleri ve dışişleri bakanları, Rus saldırganlığı tehdidi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundular; forumun ittifakın doğu kanadında düzenleniyor olması, bu tehdidin aciliyetini daha da belirgin kıldı. Hibrit saldırılar ve insansız hava aracı (İHA) ihlalleri, Doğu Avrupa sınırındaki NATO üyesi ülkelerde sıradan hale geldi; hatta Almanya gibi Batı Avrupa ülkelerinde dahi bu tür olaylar giderek daha sık yaşanır oldu. Polonya Başbakanı Donald Tusk, etkinlikteki katılımcıları uyararak Rus liderlerin "ateşkes, gerilimi düşürme veya barışla ilgilenmediklerini" göstermeye devam ettiklerini belirtti. Tusk forumda yaptığı konuşmada, "İşte bu yüzden Brüksel'e gidiyorum: tüm Avrupalı ortaklarımızı yaptırımları artırmayı değerlendirmeye çağırmak için," dedi. "Ukrayna ne yıkılabilir ne de sindirilebilir. Polonya sindirilemez. Dünya ne yıkılabilir ne de sindirilebilir. Bu mesaj bugün Varşova'dan Washington'a kadar her başkentten yükselmelidir." Başkan Donald Trump Pazar günü, Rusya ve Ukrayna'nın birbirlerinin enerji altyapısını hedef almamak konusunda anlaşarak kısmi bir "ateşkes"e gitmelerini talep etti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, "Rusya da aynısını yapmaya hazırsa" ülkesinin bir enerji ateşkesine uyacağını belirtti. Ancak gece boyunca çok sayıda Ukrayna enerji tesisinin vurulmasıyla birlikte, bu ateşkesin hayata geçmediği görülüyor. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov Pazartesi günü geçici ateşkes fikrini geri çevirerek, yalnızca uzun vadeli bir çözümle ilgilendiklerini ifade etti. Gazetecilere konuşan Peskov, "Kremlin'de hem Başkan [Vladimir] Putin hem de diğer kademelerdeki yetkililer, ateşkes istemediğimizi defalarca dile getirdiler," dedi. "Biz uzun vadeli bir barış istiyoruz ve buna ulaşmak için mümkün olan her şeyi yapmaya hazırız." Litvanya şu anda, Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi topraklarına taktik nükleer silahlar yerleştirmesine olanak tanımak amacıyla anayasasında değişiklik yapmaya çalışıyor; Moskova ise bu hamleyi gereksiz bir gerilimi tırmandırma adımı olarak nitelendirip eleştirdi. Kaynak: WE
  13. Soyadı Türk olan vatandaş, çocuğunun ismini “Ata” koydu.
  14. Maç günü! EuroLeague 5. hafta Fenerbahçe Tarfin X Zalgiris Kaunas 20.45 Ülker Spor ve Etkinlik Salonu #YellowLegacy
  15. YEŞİL SAHADA REKOR HASILAT, İNSANLIK DIŞI SKANDAL: FIFA FUTBOLUN RUHUNU PARA UĞRUNA SATTI! Dünya futbolunun tepe yönetimi FIFA, 2026 Dünya Kupası’nda tarihi gelir rekorları kırarken yayımlanan bağımsız insan hakları raporu acı gerçeği gözler önüne serdi: "İnsan hakları hiçe sayıldı, taraftarlar ve gazeteciler ayrımcılığa uğradı, FIFA ise sorumluluk almaktan kaçındı!" 1. Milyarlarca Dolar Hırsı ve Sorumluluktan Kaçış Uluslararası Haklar Koalisyonu ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü iş birliğiyle hazırlanan son Dünya Kupası Raporu, futbol dünyasını sarsacak detaylar içeriyor. 2026 Dünya Kupası'yla birlikte bilet fiyatlarında uygulanan dinamik fiyatlandırmalar, fahiş yayın hakları ve ticari ortaklıklarla milyarlarca dolarlık rekor gelirlere ulaşan FIFA yönetimi, organizasyonun insani boyutunu tamamen ihmal etmekle suçlanıyor. Raporun en çarpıcı tespiti ise son derece net: 2. Tribünlerde ve Saha Kenarında Ayrımcılık Dünya Kupası boyunca stadyumlarda ve çevresinde yaşanan hak ihlalleri raporda geniş yer buldu: Taraftarlara Yönelik Baskı: Belirli ülke vatandaşlarına uygulanan seyahat kısıtlamaları ve katı göçmenlik denetimleri nedeniyle binlerce futbolsever mağdur edildi. Etnik profil çıkarma, haksız gözaltılar ve ayrımcı muameleler tribünlerin coşkusuna gölge düşürdü. Basın Özgürlüğüne Darbe: Organizasyonu takip eden uluslararası gazetecilerin işlerini yapmaları engellendi; eleştirel haber yapan basın mensuplarının akreditasyon kısıtlamaları ve ayrımcı engellerle karşılaştığı belgelendi. Protesto Haklarının Bastırılması: Ev sahibi şehirlerdeki soylulaştırma, altyapı tahribatı ve yerel halkın yerinden edilmesi gibi konuları protesto etmek isteyen gruplara sert güvenlik tedbirleri uygulandı. 3. "Futbolun Ruhu Satılık Değildir!" FIFA Başkanı Gianni Infantino ve üst yönetimin kâr odaklı politikalarına sadece insan hakları örgütleri değil, uluslararası futbol kamuoyu ve UEFA da tepkili. Organizasyonun ticari haklarının özel fonlara devredilme planları ve kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklar "Futbolun ruhunu satmak" olarak nitelendiriliyor. Eleştirmenler, FIFA'nın tüzüğünde yer alan "İnsan haklarına saygı gösterme ve ayrımcılıkla mücadele etme" maddelerinin sadece kâğıt üzerinde kaldığını, milyar dolarlık sponsorlukların ve kâr hırsının etik değerleri tamamen gölgelediğini ifade ediyor. Skandalın Bilançosu Konu Rapordaki Durum / İddia Finansal Performans Rekor düzeyde ticari ve bilet geliri İnsan Hakları Yönetimi Ev sahibi kentlerde insan hakları koruma planlarının yetersizliği veya yokluğu Ayrımcılık & Profilleme Taraftar ve yerel topluluklara yönelik ırkçı/etnik ayrımcı uygulamalar Gazeteci ve Taraftar Hakları İfade özgürlüğü kısıtlamaları ve saha kenarı baskıları Sonuç ve Açık Soru Sporun birleştirici gücü yerine devasa finansal çıkar makinelerine dönüşen bu organizasyonlar, futbolun geleceği için tehlike çanları çalmaya devam ediyor. FIFA'nın bu rapordaki ağır suçlamalar karşısında bağımsız bir denetim sürecini kabul edip etmeyeceği merak konusu. Sence ticari gelir baskısı altındaki dev spor organizasyonlarında insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için ne tür yaptırımlar uygulanmalı? Bu konuda bir yorum: FIFA’nın mevcut tüzüğünde veya iç denetim mekanizmalarında insan haklarına dair beyanlar yer alsa da, bağımsız ve bağlayıcı bir dış denetim sürecini tek başına gönüllü olarak kabul etmesi ticari gerçeklikler nedeniyle oldukça zor gözüküyor. Dev organizasyonların gelir baskısını insan haklarının önüne koymasını engellemek için ise maddi, hukuki ve kamuoyu yaptırımlarının eş zamanlı uygulanması şarttır. Spora ticari vizyonun yanında insani odak kazandırılması için uygulanabilecek temel yaptırım mekanizmaları şunlardır: 1. Finansal ve Ticari Yaptırımlar (Sponsor & Yayın Baskısı) Ticari odaklı bir kurumu etkilemenin en hızlı yolu, gelir akışını insan hakları kriterlerine bağlamaktır. Koşullu Sponsorluk Sözleşmeleri: Coca-Cola, Visa, Adidas gibi küresel devlerin, sözleşmelerine "İnsan Hakları İhlal Fesih Maddesi" eklemesi. Bağımsız denetim raporlarında hak ihlali tespiti durumunda sponsorluk ödemelerinin askıya alınması veya kesilmesi. Yayın Hakları Ambargosu: Yayıncı kuruluşların (TV kanalları, dijital platformlar) ev sahibi ülkedeki çalışma şartları veya ayrımcılık vakaları çözülmeden ihale sürecine katılmaması veya ihale bedellerini şartlı ödemesi. 2. Hukuki ve Bağımsız Denetim Zorunluluğu FIFA'nın kendi içindeki kurullarının ötesinde, uluslararası düzeyde bağlayıcılığı olan yapılar kurulmalıdır. Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu: Ev sahipliği seçim sürecinden turnuva bitimine kadar tüm süreci FIFA'dan bağımsız (BM, Uluslararası Çalışma Örgütü - ILO ve bağımsız STK temsilcilerinden oluşan) bir kurulun denetlemesi. Ev Sahipliğinin İptali veya Hak Mahrumiyeti: Bireysel ve kolektif hak ihlallerinin sistematik hale geldiği durumlarda, aday ülkelerin veya ev sahiplerinin turnuva organizasyon yetkisinin elinden alınması riski taşınması. Yasal Yaptırım ve Tazminat Fonları: Hak ihlaline uğrayan çalışanlar, gazeteciler ve taraftarlar için FIFA gelirlerinin sabit bir yüzdesinin zorunlu "Tazminat ve İyileştirme Fonu"na aktarılması. 3. Katılımcı Aktörlerin Gücü (Takımlar, Federasyonlar ve Oyuncular) Gelir çarkını döndüren en önemli unsur sahaya çıkan aktörlerdir. Milli Takımlar ve Federasyonlar (UEFA vb.): Üye federasyonların boykot veya ortak deklarasyon tehdidini bir baskı unsuru olarak kullanması. Oyuncu Birlikleri (FIFPRO): Futbolcuların kolektif tepki göstererek, insan hakları ihlallerinin olduğu organizasyonlarda sahaya çıkmama veya protesto eylemleri yapma hakkını tüzük güvencesine alması. Yaptırım Matrisi Yaptırım Türü Uygulayıcı Aktör Etki Derecesi Mantık Finansal Kesinti Sponsorlar ve Yayıncılar Çok Yüksek Doğrudan nakit akışını ve kârlılığı hedef alır. Bağımsız Denetim BM / Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri Orta - Yüksek FIFA'nın kendi kendini denetleme illüzyonunu bitirir. Saha İçi Boykot Federasyonlar & Oyuncu Birlikleri Çok Yüksek Ürünün kendisini (maçı) ortadan kaldırarak sistemi durdurur. Kaynak: G
  16. Apple 2026'da 8 yeni ürün daha piyasaya sürüyor; bazı kullanıcılar şaşkın Apple'ın 2026 yılında, bazıları büyük ses getirecek nitelikte olan sekiz yeni ürünü daha piyasaya sürmesi bekleniyor. Akıllı Ev Merkezi (Smart Home Hub) Bloomberg'den Mark Gurman'a göre Apple, Butch'un "temelde steroid almış bir Amazon Echo Show" olarak tanımladığı HomeView'u Kasım ayı ortasında piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Cihazın altı inçlik kare bir ekrana sahip olması ve Apple'ın mevcut ekosisteminin büyük bir kısmında olduğu gibi Siri yapay zekasıyla çalışması bekleniyor. Bu merkez; akıllı ev cihazlarını kontrol etmenin yanı sıra FaceTime görüşmeleri yapma ve Takvim, Mesajlar ve Fotoğraflar gibi uygulamaları kullanma dahil olmak üzere çeşitli işlevleri yerine getirebilecek. Dokunmatik Ekranlı MacBook Pro Apple'ın ayrıca dikkat çekici yeni bir ürünü duyurması bekleniyor: Dokunmatik ekranlı MacBook Pro; yani dokunmatik ekrana sahip ilk Mac modeli. Yeni dizüstü bilgisayar OLED ekrana ve Dynamic Island özelliğine de sahip olacak; ayrıca Butch, cihazın 5G bağlantısı bile sunabileceğini belirtti. Gurman'a göre cihazın Ekim ayı sonlarında duyurulması bekleniyor ve muhtemelen önceki MacBook Pro modellerinden daha hafif ve ince olacak. Başlangıç Seviyesi MacBook Pro Gurman'a göre Apple, dokunmatik ekranlı modele ek olarak 14 inçlik bir ekrana ve M6 çipine sahip, başlangıç seviyesi bir MacBook Pro modelini de duyuracak. Butch'a göre, 2025 modelinden M6'lı modele geçişte performans artışının "önemli" düzeyde olması bekleniyor. iMac Butch, Apple'ın yeni bir iMac de piyasaya sürebileceğini belirtti. Apple'ın bu masaüstü bilgisayarının önceki versiyonu M4 çipiyle çalışıyordu; ancak Gurman'a göre yeni model M6 çipine sahip olacak ve çeşitli yeni renk seçenekleriyle sunulacak. Bu görsel yenilik, son beş yıldaki ilk güncelleme olacak. Apple TV 4K Butch, yeni Apple TV 4K'nın piyasaya sürülmesini, "nihayet tüm dualarımızın kabul olmak üzere olduğu" bir duyuru olarak nitelendirdi. Bu yükseltme 2022'den bu yana yapılacak ilk güncelleme olacak; cihazın Siri yapay zeka özelliklerine sahip bir A19 Pro çipi ile WiFi ve Bluetooth yeteneklerini barındırması bekleniyor. Butch ayrıca, cihazın yenilenmiş bir Apple TV kumandasıyla gelmesini umduğunu da sözlerine ekledi. HomePod Mini 2 Apple'ın ayrıca, "odayı dolduran" bir sese sahip olduğu vurgulanan akıllı hoparlör HomePod Mini 2'yi duyurması bekleniyor. Yeni model muhtemelen orijinaliyle benzer bir görünüme sahip olacak ancak yeni renk seçenekleri, yeni bir çip ve Siri yapay zeka yetenekleri barındıracak. iPad Mini Butch'a göre yeni iPad Mini "büyük bir yükseltme" niteliğinde olacak; cihazın OLED ekran, daha ince çerçeveler, yatay konumlandırılmış ön kamera, yeniden tasarlanmış hoparlör ve daha fazlasını sunması, ayrıca gücünü A20 çipinden alması bekleniyor. iPhone Duo Son olarak Butch'un belirttiği üzere, iPhone Duo 23 Ekim'de resmen piyasaya sürülecek. Bu büyük ekranlı iPhone, Apple'ın katlanabilir cihaz pazarına ilk girişi olacak ve yeni CEO John Ternus yönetimindeki ilk büyük ürün lansmanlarından biri olma özelliğini taşıyacak. "Neler oluyor?" Butch'un videosuna yorum yapanlar, yeni cihazlar konusunda pek ikna olmuş görünmüyordu. Bir kullanıcı "Apple'da neler oluyor? Dokunmatik ekranlı bir MacBook mu?" diye sorarken, bir başkası fikri "çok saçma; tabii eğer 2005'teki PC'ler gibi tablete dönüşmüyorsa" şeklinde değerlendirdi. Üçüncü bir kullanıcı ise "Eğer Apple, Air modeline 120Hz dokunmatik ekran koyabilirse hemen alırım," dedi ve ekledi: "Ama bu teknolojiyi 2500 dolar ve üzeri fiyatlı bir cihaza hapsetmek tam bir çılgınlık." Kaynak: NW
  17. MAGA, bir başka komplo teorisinin daha elinde patlamasına tanık oluyor İki hafta önce, Missouri'den Cumhuriyetçi Senatör Eric Schmitt'in özel yetkili savcı Jack Smith hakkındaki komplo teorisi, bir kongre oturumunda herkesin gözü önünde feci şekilde çökmüştü. MAGA hareketi bu olaydan ders çıkarmak yerine, son günlerde hızla çürüyen şüpheli bir teoriyi daha benimsedi: Teksaslı Demokrat Senato adayı James Talarico'nun seçim kampanyası sürecinde ortalıkta görünmemesinin sebebinin bir ruh sağlığı sorunu olduğu iddiası. Bu yıl buna benzer pek çok olay yaşandı. Üstelik mesele sadece rastgele sosyal medya hesaplarıyla sınırlı değil. Talarico örneği, ulaştığı boyutlar açısından bilhassa şaşırtıcı. Talarico'nun kampanya çalışmalarından uzun süre uzak kalmasının nedeninin (kampanya ekibinin belirttiği gibi) grip değil, bir ruh sağlığı sorunu olduğu fikri hızla yayıldı. Sadece birkaç gün içinde bu iddia; sıradan bir söylenti olmaktan çıkıp, eski Los Angeles Cumhuriyetçi belediye başkan adayı Spencer Pratt gibi isimlerin "gerçek kaynaklara" sahip olduklarını öne sürmesine; Talarico'nun Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton ve Başkan Donald Trump'ın imalı göndermelerine; sağcı sitelerin hâlâ hiçbir temeli olmayan bu iddiaları haberleştirmesine ve Elon Musk'ın defalarca öne çıkardığı bazı "bağımsız gazetecilik" girişimlerine konu oldu. Pazar öğleden sonra, iki sağcı sosyal medya fenomeni, Ohio'daki bir ruh sağlığı merkeziyle yapıldığını iddia ettikleri ve Talarico'nun o merkezden yeni taburcu edildiğini doğrular nitelikteki bir telefon görüşmesinin ses kaydını paylaştı. Kayda yansıyan bir seste, "Görünüşe göre bu akşam taburcu edilmiş," denildiği duyuluyordu. "Elimde o yüzden bilgi yok." Haber, sağcı çevrelerde bir anda büyük yankı uyandırdı. Ancak aynı hızla da çürüdü: The Bulwark ve diğerleri, söz konusu çalışanın daha önce Talarico'nun tesiste bulunduğuna dair herhangi bir kaydın varlığını defalarca ve kesin bir dille reddettiğini gösteren telefon görüşmesinin tamamına ulaştı. Çalışan, ancak kendisine Talarico'nun kuzeni olduğunu ve orada kaldığını söyleyen bir kişiyle ilgili herhangi bir kayıt bulamayınca yukarıdaki sözleri sarf etmişti. Zaman çizelgesi bile uyuşmuyordu. İddiayı ortaya atan sosyal medya fenomeni, görüşmenin Cumartesi akşamı yapıldığını söylemişti; bu da Talarico'nun Cumartesi akşamı taburcu edilmiş olması gerektiği anlamına geliyordu. Oysa Talarico, bir önceki gece Teksas'ta halka açık bir şekilde görülmüştü ve Cumartesi gecesi de yine kamuoyu önüne çıkmıştı. Lindner Center of Hope adlı ruh sağlığı merkezi, Talarico'nun orada hiç bulunmadığını açıkladı: "Temsilciler Meclisi Üyesi James Talarico, Lindner Center of Hope'tan hiçbir zaman tedavi görmemiştir." Talarico'nun kampanya ekibi, New York Times'a güvenlik kamerası görüntülerinden alınmış, zaman damgalı fotoğraflar sundu; gazete, bu görüntülerin Demokrat siyasetçiyi 1 ila 8 Ekim tarihleri arasında evinin dış girişleri civarında gösterdiğini belirtti. Talarico, Ohio'ya hiç gitmediğini söylüyor. Sağ kanattan bazı kişiler, söz konusu asılsız iddiayla ilgili paylaşımlarını siliyor. Eski Trump danışmanı Caroline Wren gibi diğerleri ise iddianın önemini küçümseyen veya geri adım atan açıklamalar yapıyor. Ses kaydını paylaşan iki sağcı sosyal medya fenomeninden biri olan Nick Sortor, geçen yıl Beyaz Saray'da düzenlenen ve "antifa" konusunun ele alındığı bir yuvarlak masa toplantısına katılmıştı. Belirtmekte fayda var ki, CNN'den Andrew Kaczynski'nin de dikkat çektiği üzere, Talarico 30 Eylül'de sanal bir etkinliğe katılmış; burada grip olduğunu belirtmiş ve fiziksel olarak rahatsız görünmüştü. Ardından, sağ kanattakilerin birçoğunun iddia ettiği gibi iki hafta değil, dokuz gün boyunca kampanya çalışmalarına ara vermiş ve 9 Ekim'de yeniden kamuoyu önüne çıkmıştı. Talarico ayrıca, grip semptomlarını ağırlaştırabilen Tip 1 diyabet hastası. Ancak MAGA hareketi için bu, yalnızca bir başka komplo teorisi vakasından ibaret. İki hafta önce Schmitt; Smith'in Şubat 2024'te bir Atlanta Hawks maçında bulunduğunu ve —öne sürülen teoriye göre— Georgia'nın Fulton County bölgesinde Trump hakkında iddianame hazırlayan yerel savcılarla iş birliği yapıyor olabileceğini gösteren, adeta "kesin kanıt" niteliğinde gördüğü bir durumu ortaya koymuştu. Ne var ki, Smith'in o gece aslında Maryland'de bir basketbol maçında olduğu ortaya çıktı. Kaldı ki Atlanta'da olsaydı bile, bu durum esasen hiçbir şeyi kanıtlamış olmazdı. Temmuz ayında, Kentucky'li Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın —başkanın 2020 seçimlerini kaybettiğini açıkladığından beri Trump destekçileri arasında sevilmeyen bir isimdir— uzun süre kamuoyu önüne çıkmaması üzerine, MAGA yanlısı isimler söylentileri benimseme ve hatta onun beyin ölümünün gerçekleştiğini açıkça iddia etme konusunda başı çektiler. Wisconsinli Cumhuriyetçi Senatör Ron Johnson, McConnell'a ait bir fotoğrafın yapay zeka tarafından oluşturulduğu iddiasını dile getirdi ancak daha sonra bu söyleminden geri adım attı. Hatta bir Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi, McConnell'ın hayatta olup olmadığını bilmediğini bile söyledi. McConnell daha sonra Senato'daki görevine geri döndü. Yaz boyunca, sağ kesimden pek çok kişi, vandalların Lincoln Anıtı Yansıtma Havuzu'nu sabote ettiğine dair Trump'ın ortaya attığı ve hiçbir temeli olmayan komplo teorisini benimsedi. Muhafazakâr bir muhabir, buna dair olduğu iddia edilen bir video kanıtı paylaştı. Trump dönemindeki Adalet Bakanlığı, eski bir Olimpiyat sporcusu hakkında iddianame bile hazırladı. Ancak Bakanlık daha sonra, meydana gelen hasarın "bir vandalizm eylemi değil, hatalı bir kurulum işleminin sonucu" olduğunu kabul etti. Haziran ayında, seçilmiş yetkililer de dahil olmak üzere pek çok Cumhuriyetçi, Los Angeles belediye başkanlığı seçimlerinde Pratt'in ikinci tura kalamamasının sebebinin seçim hilesi olduğunu öne süren teorileri aniden yaymaya başladı. Oysa bu teori, verilerin tamamen yanlış yorumlanmasına dayanıyordu ve bizzat Trump dönemindeki Adalet Bakanlığı ile yerel düzeydeki üst düzey bir Cumhuriyetçi yetkili tarafından çürütüldü. Üstelik Pratt'in seçim performansı, Cumhuriyetçilerin o bölgedeki genel performansıyla büyük ölçüde örtüşüyordu. Ayrıca stratejik açıdan bakıldığında, görevdeki Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass'in, ikinci turda kendisini yenme ihtimali Pratt'ten daha yüksek olan bir başka Demokrat'ın önünü açmak amacıyla sistemi manipüle etmesi hiçbir mantığa sığmazdı. Şubat ayında ise sağ kesimden pek çok kişi, sağcı sosyal medya fenomeni Nick Shirley'nin San Diego'daki bir UPS mağazasında yapıldığı iddia edilen 30 yasa dışı seçmen kaydına ilişkin paylaştığı ve "suçlayıcı nitelikte" olduğu öne sürülen kanıtları yaydı. Bu haberi yayanlar arasında, medyayı konuyu görmezden gelmekle suçlayan Donald Trump Jr. da vardı. Ancak teyitçiler, söz konusu UPS mağazasının aslında, üst katlarında konut birimlerinin bulunduğu karma kullanımlı bir binanın zemin katında yer aldığına dikkat çektiler. California seçim yetkilileri, yapılan kayıtların hiçbirinde UPS Store'daki ofis numarasının kullanılmadığını belirtti. Elbette, bu teorileri yayan kişilerin bunlara gerçekten inanmıyor olmaları —ve doğruluk payı ne olursa olsun, bunları yaymakta bir çıkar görüyor olmaları— gayet mümkündür. Nitekim bazı MAGA etkileyicileri, Schmitt’in teorisi çürütüldükten sonra bile bu teoriyi savunmaya devam etmişlerdi. Talarico hakkında bu tür söylentileri yaymak özellikle işlerine geliyor olabilir; zira kendisi bazı Teksas Senatosu anketlerinde Paxton’ın önünde yer almaya devam ediyor ve Demokratlara, Senato çoğunluğunu elde etme mücadelesinde kritik bir zafer kazandırabilir. Ya da Pazar günü Talarico haberi üzerine düzenlenen bir X Spaces etkinliğindeki bir katılımcının ifade ettiği gibi: "Doğru olsun ya da olmasın, insanlar bunun yaratabileceği potansiyeli bilmeyi hak ediyor." Bu kişilerin kolay kanma sorunu yaşayıp yaşamadığından bağımsız olarak, MAGA yankı odasının artık iyice belirginleşmiş bir güvenilirlik sorunu var. Kaynak: CNN
  18. Bilinç ve bilinçaltı konusunu uzmanlar anlatırken, insanların toplam davranışları içinde BİLİNCİN ORANI YAKLAŞIK YÜZDE 5 KEN, BİLİNÇALTININ YÜZDE 95. OLDUĞU ÖRNEĞİ, BENZETME AMAÇLI VERİLİR. Çok ilginç ve düşündürücü değil mi? Bu durumda bizleri çok daha fazla etkileyen, bilinçaltının ne olduğunu doğru anlamamız gerekir. Düşünmeden yaptığımız her şeyin, bilinçaltı tarafından yönlendirildiğini söylüyor bilim adamları. BUNLARDA KÜÇÜKLÜĞÜMÜZDEN BERİ ÖĞRENDİĞİMİZ VE DOĞRU KABUL ETTİĞİMİZ HER ŞEY DİYEBİLİRİZ. Bir eylemi iyi ya da kötü öğrendikten ve bilinçaltımıza kaydettikten sonra, bilinçaltı bu bilgilerle bizlere hükmeder diyebiliriz. Böyle durumlarda çok nadir bilinç devreye girer. TABİ BİLİNCİN DEVREYE GİRMESİNİ, ÖZELLİKLE BİZLERİN İSTEMESİ GEREKİR. Peki BİLİNÇ NE DEMEK burası çok önemli. Bakın bilim adamları bilinci şöyle tarif ediyor. “İNSANIN ÇEVRESİNİ VE KENDİSİNİ TANIMA YETENEĞİ, ŞUUR. TEMEL BİLGİ TEMEL GÖRÜŞ. ALGI VE BİLGİLERİN ZİHİNDE DURU VE AYDINLIK OLARAK İZLENME SÜRECİ.” Demek ki bilinç de akıl, düşünme devrede. YANİ BİLİNÇLİ İNSAN, BİLGE İNSANDIR DİYEBİLİRİZ. Bir bilge kişi şöyle diyor bilinç için. “BİLİNÇ, GERÇEKTEN VAROLDUĞUMUZUN, TEK GERÇEK KANITIDIR.” “BİLİNÇ, DÜŞÜNCENİN FAALİYETTE BULUNDUĞU VE İLİŞKİLERİN VAR OLDUĞU ALANDIR.” Bilinçaltında ise daha önce kaydedilen alışkanlıklar, bilgiler ve inançlar düşünmeden doğruyu araştırmadan devreye girer. Tabi bilinçaltına yerleştirdiğimiz bilgi, bu durumda çok önem taşıyor. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Düşünmeden yaptıklarımızda bilinçaltı devrededir, düşünerek yaptıklarımızda ise aklımız, şuurumuz devrededir diyebiliriz. Bilim yani akıldan bir komut gelmiyorsa, bilinçaltı tüm davranışlarımızı yönetir, yönlendirir de diyebiliriz. Bu bilgilerden sonra şunu söyleyebiliriz. ÇOCUKLARIMIZI KÜÇÜK YAŞTA YETİŞTİRİRKEN, ONA DOĞRU BİLGİ YA DA DOĞRU İNANÇ, DİN ÖĞRETMEDİYSEK, ÇOCUĞUMUZUN DOĞRULARLA, HAK OLAN GERÇEK DİN İLE İLERİDE BULUŞMAS ÇOK ZOR OLABİLİR. Bilinçaltımıza yerleşen inançlar ve çocukluktan itibaren kodlanan kalıplar, yaşadığımız İslam'ı, Allah tasavvurumuzu ve ibadet pratiklerimizi doğrudan şekillendirir. Çoğu zaman dini hassasiyet zannettiğimiz birçok davranış, aslında bilinçaltımızın dini kavramlar üzerinden kendini dışa vurma şeklidir. Çocukken sürekli "Allah seni yakar", "Taş olursun" gibi söylemlerle büyütülen birinin bilinçaltına Allah, sürekli hata arayan ve cezalandıran bir otorite olarak kodlanır. Bu kişi dini hayatını sevgiyle değil, sürekli bir suçluluk psikolojisi ve panik halinde yaşar. Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerini, sevgisini ve bağışlayıcılığını merkeze alan bir bilinçaltı kodlaması ise kulda güven, huzur ve samimi bir bağlılık oluşturur. Bilinçaltında "yetersizlik", "değersizlik" veya "hiçbir şeyi doğru yapamama" korkusu olan bireyler, ibadetlerde aşırı şekilciliğe ve vesveseye düşer. Abdest alırken "Oldu mu, olmadı mı?", namaz kılarken "Kaçıncı rekattı?" şüpheleri, aslında kişinin kendi derinliklerindeki onaylanma ve hata yapma korkusunun dine yansımasıdır. BÖYLE DURUMLARDA BEN KUR'AN'I ANLAYAMAM, HATA YAPARIM KORKUSU İLERİ DERECEDE İNSANI ETKİLER VE BİRİLERİNE BAĞLANMA YANİ GÜDÜLENME DUYGUSU AĞIR BASAR. Bilinçaltı özgüven ve adalet duygusuyla beslenen kişi ise İslam'ın asıl emri olan "önce deveni bağla, sonra tevekkül et" prensibini hayatına doğru uygular. ALLAH'IN SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ KUR'AN'I, ÖZGÜVENİN VERDİĞİ GÜCÜYLE ANLAMA ÇABASI İÇİNE GİRER. Bilinçaltı, bireyin büyüdüğü kültürün ve ailenin dini yorumlarını "mutlak din" gibi algılar. BU DURUM, KİŞİNİN FARKLI FIKHİ YORUMLARA, MEZHEPLERE VEYA DİNİ YAŞAYIŞ TARZLARINA KARŞI KATI, HOŞGÖRÜSÜZ VE DIŞLAYICI BİR TUTUM SERGİLEMESİNE YOL AÇABİLİR. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. İslam dini temiz, berrak ve fıtrata uygun bir su gibidir. Bilinçaltımız ise bu suyun içine aktığı kaptır. Kabın şekli ve temizliği, suyun dışarıdan nasıl görüneceğini ve bize nasıl fayda sağlayacağını belirler. DİNİMİZİN BİZE VADETTİĞİ "HUZURA" ULAŞMAK İÇİN, ÖNCE BİLİNÇALTIMIZDAKİ HATALI KODLARI AYIKLAYIP İMANIMIZI SEVGİ VE ŞUUR ZEMİNİNE OTURTMAMIZ GEREKİR. Yine bilim adamlarının ortaya koyduğu bilimsel verilere göre, BİLİNÇALTI ÇOK HIZLI VE SİNİR SİSTEMİYLE ÇALIŞIYORMUŞ. Genelde bütün duygularımız, alışkanlıklarımız ve yaşadığımız her türlü duygusal deneyimler, öğrendiklerimiz bilinçaltı tarafından kaydediliyor. Sizlere bilinçaltımızın özelliği konusunda, çok dikkat çekici bir bilgi vermek istiyorum. BİLİNÇALTININ ÇOK ÖNEMLİ BİR ÖZELLİĞİ, OLUMSUZ KOMUTLARI YANİ DAHA ÖNCE KAYDA ALDIĞI BİLGİLERİN TERSİNE SÖYLENENLERİ, KABUL ETMEDİĞİNİ, HATTA TAM TERSİNİ ANLADIĞINI BİLİMSEL ÇALIŞMALAR ORTAYA KOYMUŞ. ÖRNEĞİN BİLİNÇALTIMIZ SİGARA İÇMENİN HİÇBİR SAKINCASI OLMADIĞINI, HATTA KEYİF VERİP MUTLULUK VERDİĞİNİ BİLİNÇALTIMIZA KAYDETTİYSE, BİLİNÇALTIMIZ SİGARA İÇME ÖLÜRSÜN KOMUTUNU KABUL ETMEYİP, TAM TERSİNİ YAPTIĞI ORTAYA ÇIKMIŞ. Eğer bilinçaltımızı akılla, şuurlu bir şekilde güçlendirmiyorsak, onun kontrolünden geçirmiyorsak, geçmişte öğrendiklerimizin etkisinden kurtulmamızda mümkün olamayacağı anlaşılıyor. Bilinçaltının bir başka özelliğine gelince. “BİLİNÇALTI, SIRADAN SÖZCÜK VE İFADELERİ DEĞİL, SİZİN GERÇEKTEN DOĞRU OLDUĞUNA İNANDIKLARINIZI KABUL EDER.” Bilinçaltı konusunda, bilim adamları bakın nasıl bir tespit yapıyorlar. “DUYGULARA SAHİP OLAN VE KONTROL EDEN, ZİHNE HÂKİM OLUR. BU GÜÇ İNSANLARIN ÇOK BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUNDA BİLİNÇALTINDADIR. BİLİNÇALTI DUYGULARIN EVİDİR. DUYGULAR ARZULARI YARATIR. BUNLAR GÜÇLÜ ARZULARDIR VE DAVRANIŞLARIMIZI YÖNETİR. YANİ BİLİNÇALTI İDARE GÜCÜNÜ ELİNDE TUTAR. DUYGULARINI KONTROL EDEMEYEN İNSAN, BİLİNÇALTININ KONTROLÜ ALTINDA KALIR. BİLİNÇALTI DUYGULARI ÜRETİR VE SAKLAR.” “ÇATIŞAN ARZULARIMIZ OLDUĞUNDA, BİLİNÇALTI KAZANIR. YERLEŞİK DİNİ VE AHLAKİ İNANÇLAR, GÜÇLÜ BİLİNÇLİ KARAR VE İSTEKLERİ ENGELLER. BİLİNÇALTI İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI SÜRDÜRÜR. GENELLİKLE EN ÇOK ARZU ETTİĞİMİZ ŞEYİ YAPARIZ. DAVRANIŞLARIMIZI BELİRLEYEN BAŞKA BİR ARZUYU YENEN, BASKIN DÜRTÜDÜR. BİLİNÇALTININ DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRT ETME GÜCÜ YOKTUR. SÖYLENEN HER ŞEYİ DOĞRU KABUL EDER.” Tüm bu bilgilerden sonra sizleri, günümüzde yaşanan İslam'ın ne kadar bilinçaltı düşünce ve inançlarımızla yaşadığımız konusunda, düşünmeye davet etmek istiyorum. HATIRLAYINIZ ALLAH, ÖZELLİKLE KALPLERİ OLUP TA ONUNLA DÜŞÜNMEYENLERDEN BAHSEDER. Buna benzer birçok ayette de aslında Allah, bilinçaltımıza seslenerek, nefsimizin duygularımızın etkisinde kalmadan, şuurlu kararlar vermemizi ve bilinçaltına kaydettiğimiz bilgileri gözden geçirerek, duygularımızın esiri olmamamız uyarısını yapar. Kalp belki düşünme organı değildir ama kalp duygumuzun merkezi olarak düşünmemizi, beynimizi etkileyen çok önemli bir merkezdir. KUR’AN’I DİKKATLE OKUYUP, AYETLER ÜZERİNDE DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, İNANILMAZ KUR’AN GERÇEKLERİYLE, İŞTE BÖYLE BULUŞABİLİYORUZ. Allah boşuna düşün, aklını kullan ey kulum demiyor. Hatta düşünmeyenleri, pislik içinde bırakacağı uyarısını da yapıyor. Allah'ın apaçık ayetlerini gördüğümüz ve tebliğ aldığımız halde, bu bilgilerin etkisinde kalmamız gerekirken atalarımızdan, dedelerimizden, babalarımızdan duyduklarımızla İslam'ı yaşamamız, bizlerin bilinçaltına yerleşmiş. ALLAH'IN AKLINI KULLAN, DÜŞÜN ŞUURLU OL EMRİNİ DE GÖZ ARDI ETTİĞİMİZDEN, NE YAZIK Kİ BİLİNÇALTIMIZA YERLEŞTİRDİĞİMİZ VE DOĞRU KABUL ETTİĞİMİZ YANLIŞ BİLGİLERDEN KURTULAMIYOR VE O YANLIŞ İNANÇLARIMIZIN YERİNE, DOĞRULARINI KOYAMIYORUZ. Toplumları kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek isteyenler, insanlara bilinçaltı operasyonları yaparak, onları adeta robotlaştırılabileceği anlaşılmış. Hatırlarsınız bir insana kırk kere deli deseniz, kendisinden yavaş yavaş şüphelenmeye başlar. BİREYİN YA DA TOPLUMUN BİLİNÇALTINA GELENEK, GÖRENEK, İNANÇ VE ALIŞKANLIKLARINI SÜREKLİ TEKRAR EDİLEN MESAJLAR İLE DEĞİŞTİRMENİN mümkün olacağını bilenler, ne yazık ki toplumun inancını da, istedikleri gibi yönetmeyi başarmışlardır. TOPLUMLARA TELEVİZYON VE MEDYA ARACILIĞI İLE ADETA BİLİNÇALTI OPERASYONLARI YAPILARAK, HALK İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNLENDİRİLİYOR AMA TOPLUM BUNUN FARKINDA BİLE DEĞİL. Bizler eğer bilinçaltımıza depo edip, doğru diye yerleştirdiğimi yanlış bilgi ve inançları temizleme gayretinde bulunmazsak, BİLİNÇALTIMIZIN DA ETKİSİNDEN ASLA KURTULAMAYIZ. BU DURUMDA BİLİNCİMİZ BİZLERE HÜKMETMESİ GEREKİRKEN, BİLİNÇALTIMIZ BİZLERE HÜKMEDER. Kendisine güvenen, bilinçli araştıran ve aklını kullanan bir insan, bilinçaltına hükmederek BİLİNÇALTINDA TEMİZLİK YAPAR yani, buraya yerleşen yanlış bilgi ve inançlardan kurtulabilir ve bilinçaltına doğru bilgileri kaydederek, hem ruhsal hem de fiziksel rahatlama sağlayabilir. Günümüzde yaşanan İslam'ın özünde, toplumun genelini etkileyen, ne yazık ki bilinçaltına yerleşen yanlış bilgilerin etkisi çok büyük. DİLERİM TOPLUM OLARAK BU BİLİNCİN FARKINA VARARAK, BİLİNÇALTIMIZA YERLEŞEN YANLIŞ BİLGİ VE İNANÇLARDAN BİR GÜN KURTULUR VE İSLAM’IN ÖZÜNÜ, DOĞRU BİLGİLERİ BİLİNÇALTIMIZA YERLEŞTİRİRİZ. ALLAH'IN HAK OLAN GERÇEKLERİ İLE BULUŞMAMIZIN, BAŞKA ÇARESİ YOK. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  19. Zohran Mamdani Bu sabah federal hükümet, Beyaz Saray ile aynı fikirde olmama suçu nedeniyle, İç Güvenlik Bakanlığı'nın tüm gücünü görevdeki bir Kongre üyesine karşı yöneltti. Vatandaşlık yolu; benim de ettiğim yemini ederek bu ülkeye bağlılık sözü vermiş, sonradan vatandaşlığa geçmiş bir Amerikalı olan Temsilciler Meclisi Üyesi Ilhan Omar da dahil olmak üzere hiç kimseye karşı bir silah olarak kullanılmamalıdır. Vatandaşlık vaadi, kişinin federal hükümetle hemfikir olmasına bağlanmamalıdır.
  20. Bu reklamı kim hazırladıysa bir Oscar'ı hak ediyor. 🤣
  21. Dün

  22. Brian Baez Ukrayna, sosyal medya platformlarındaki milyonlarca MAGA dezenformasyon hesabını ortadan kaldırarak 3 Rus veri merkezini imha etti!!!

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.