Bütün Eylemler
Geçen saat
-
En Son Teknoloji Haberleri
Hidrojen peroksit elektronik cihazlara ne yapar? COVID-19 pandemisi, insanların cips paketlerini yıkamaktan telefon ve dizüstü bilgisayarları silip temizlemeye kadar sahip oldukları hemen hemen her şeyi dezenfekte ettiği, her yerde titiz bir temizlik dönemini beraberinde getirdi. Alkolün yanı sıra, temizlik konusunda "ikinci mucizevi çözüm" olarak hidrojen peroksit görülüyordu. Elektronik cihazları temizlemek için alkol güvenliyse, pek çok kişi banyo dolabındaki o kahverengi şişede bulunan hidrojen peroksitin de güvenli olup olmadığını merak ediyor. Ne yazık ki durum böyle değil; ya da en azından şirketler böyle düşünüyor. Pandeminin zirve yaptığı Temmuz 2021'de Apple, sessiz sedasız bir şekilde hidrojen peroksiti, Apple cihazlarının temizliğinde kullanılmaması gereken ürünler listesine ekledi. Bu özel ürünle —özellikle de rafınızdaki o kahverengi şişeyle— ilgili sorun şu ki, bileşikteki kimyasalların hiçbiri elektronik cihazlar için özellikle yararlı değildir. Evlerde yaygın olarak bulunan bu bileşik genellikle %3'lük bir çözeltidir; geri kalanı ise sadece sudur. Dolayısıyla, bir dizüstü bilgisayarı bununla silerseniz, aslında cihazı büyük ölçüde suya maruz bırakmış olursunuz ki bu da zararlı olabilir. Öte yandan, geriye kalan %3'lük kısım, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü'nün (NIOSH) güçlü bir oksitleyici olarak tanımladığı maddedir. Oksitleyici, diğer malzemelerden kolayca elektron çeker ve bu da birçok metalde korozyona (paslanmaya/aşınmaya) yol açar. Bununla birlikte, araştırmalar gerçek cihazların, kimyasal özelliklerinin öngördüğünden daha dayanıklı olduğunu ortaya koymuştur. 2010 yılında yapılan bir çalışmada EPA (Çevre Koruma Ajansı), sızdırmaz hazneleri hidrojen peroksit gazıyla doldurmuş ve cep telefonlarını, PDA'leri, faks makinelerini ve Dell masaüstü bilgisayarları bu gaza maruz bırakmıştır. Takip eden bir yıl boyunca araştırmacılar, bu ekipmanların hiçbirinde görsel veya işlevsel bir değişiklik tespit etmemiştir. Cihaz üreticilerinin bunun yerine önerdikleri Yine de cihaz üreticileri bu konuda ikna olmuş değiller; ayrıca daha önce de belirttiğimiz gibi, hidrojen peroksit çözeltileri su içerir. Dahası, Apple ve HP gibi şirketler, bu tür temizleyicilerin ürünlerinin dış yüzeylerindeki kaplamaya zarar verebileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Bu şirketlerin hiçbiri peroksitin gücü veya yüzdesi hakkında tartışmaya girmiyor. Bunun yerine Microsoft, Apple, Dell ve Google; resmi destek sayfalarında kullanıcıları izopropil alkole —daha yaygın bilinen adıyla tıbbi alkole— yönlendiriyor. Apple'ın bir Mac dizüstü bilgisayarı temizlemeye yönelik kendi talimatları, ekran veya kasa üzerindeki inatçı lekeler için %70'lik izopropil alkol kullanılmasını öneriyor. Dell ise mikrofiber bir bezin %70 alkol ve %30 su karışımıyla nemlendirilmesini tavsiye ediyor. Burada işin içine suyun da girdiğini —ki o kahverengi şişedeki sıvıyı en başta riskli kılan da buydu— öne sürebilirsiniz. Ancak bu miktar, eczaneden alınan hidrojen peroksit çözeltisindeki su oranına kıyasla çok daha düşüktür. Ayrıca, büyük oranda su içeren peroksit çözeltisi yüzeyde çok daha uzun süre kalırken, alkol ağırlıklı bir karışım oldukça hızlı buharlaşır. Yine de bazı istisnalar mevcuttur. Lenovo'nun hastanelerde hastalar arasında kullanılan dizüstü bilgisayarları ve tabletleri bulunuyor. Şirket, bu özel kullanım durumu için tıbbi sınıf dezenfektan mendillerin kullanımını da kapsayan bir temizlik rehberi sunuyor. Bu mendiller söz konusu olduğunda, %0,5'i aşmayan hidrojen peroksit oranının daha düşük riskli bir seçenek olduğunu belirtiyor. Bu oran, eczaneden alınan şişedeki konsantrasyonun altıda birine denk geliyor. Buna rağmen şirket, tıbbi mendillerin korozyona ve elektrikli parçaların tamamen bozulmasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Örneğin Apple, diğer hususların yanı sıra, sıvı temasından kaynaklanan hasarları sınırlı garanti kapsamına almıyor. Kaynak: SG
-
ZAMANIN DURduğu AN: Yeryüzü Yeniden Buz Tutabilir mi, Yoksa Küresel Isınma Onu Çoktan Kurtardı mı?
Dünya yeni bir buzul çağına girebilir ve insanlık buna uyum sağlamak zorunda kalabilir Dünya tarihindeki tüm buzul çağlarında, küresel sıcaklıklar gezegen genelinde donma noktasının çok altına düşmüştür. Üstelik bu, Güneş etrafında sadece birkaç kez buzlu turlar atmaktan ibaret bir süreç değildir; Dünya'nın tekrar ısınması yüz milyonlarca yıl sürebilir. En son yaşanan buzul çağı, yaklaşık 2,6 milyon yıl önce Kuvaterner dönemini başlatmıştır ve teknik olarak bugün hâlâ bu dönemin içindeyiz. Altıncı büyük buzul çağımızın oluşumu binlerce yıl sürecek bir süreç olacaktır. Bu süreç, Dünya'nın eksen eğikliğinin değişim döngüsüne girmesiyle başlayacaktır. İstikrarsız bir eksen eğikliği ve Güneş etrafındaki yörüngemizde meydana gelecek hafif bir yalpalama sonucunda, gezegene ulaşan güneş radyasyonu giderek azalacaktır. Bunun ilk etkileri Kuzey Yarımküre'de görülecektir. Buz kütleleri çoğunlukla karalar üzerinde oluşacaktır; çünkü buzun çevresindeki sular, onun kolayca genişlemesini engelleyen bir bariyer görevi görecektir. Günümüzde Dünya'nın kara yüzeyinin yaklaşık %10'u buzla kaplıdır. Yeni buzul çağımız ilerledikçe, bu oranın yaklaşık %25'e çıktığını görebiliriz. Buzlar, Britanya Adaları'ndan Sibirya'ya kadar tüm Avrasya'yı kaplayacaktır. Himalaya buz örtüleri Asya boyunca genişleyecektir. Güney Yarımküre kuzeydeki kadar buzla kaplanmayacak olsa da, Patagonya'nın güney ucundan And Dağları'nın içlerine kadar uzanan bir buz örtüsü oluşacaktır. Ancak tek değişiklik buzlanma olmayacaktır; deniz seviyeleri bugünkünden yaklaşık 120 metre (394 fit) daha aşağı düşebilir. Bu durum, Akdeniz'in Atlas Okyanusu ile olan bağlantısının kesilmesine yol açabilir. Gidecek başka yer kalmadığından, yağışlar ve eriyen buzullar, donmamış bölgelerdeki su kütlelerini besleyecektir. Bazı nehirler alışılagelmiş akış yollarını değiştirecek ve yeni göller oluşturacaktır. Dünya genelindeki deniz seviyesi değişimleriyle birlikte, kara köprüleri yeniden ortaya çıkacaktır. Rusya Alaska'ya bağlanacak, Endonezya adaları ise Güneydoğu Asya anakarasıyla birleşecektir. Sınırlar değişecek ve birçok ülkeyi birbirine daha yakın hale getirecektir. Ya da bu durum, göç edebileceğiniz yeni toprakların açılmasına ve yepyeni ülkelerin kurulmasına yol açardı. Üstelik buna mecbur da kalırdınız; zira sizin ve yüz milyonlarca insanın eskiden yuva olarak bildiği bölgeler artık büyük ölçüde yaşanmaz hale gelirdi. Soğuktan sağ çıkmak, Kuzey Amerika ve Avrasya'nın en buzlu bölgelerinden uzaklaşmayı gerektirirdi. Ancak dünyanın geri kalanı da pek misafirperver olmazdı; hava aşırı kuraklaşırdı. Çöller ve tundralar genişler, dolayısıyla ekvator yakınındaki tropikal ormanlar gezegendeki bitki ve hayvan yaşamının büyük bir kısmı için birer sığınak haline gelirdi. Peki ya biz? Aslında son buzul çağı sırasında tür olarak gelişim gösterdik. Kara köprüleri, dünya geneline yayılmamıza olanak tanıdı. İklim koşulları bizi yeni aletler ve giysiler geliştirerek uyum sağlamaya zorladı. Dünya yeniden ısınmaya başladığında ise tarıma geçtik. Yeni bir buzul çağında aynı başarıyı gösteremeyeceğimiz muhtemel; en azından hemen değil. Zira tarım arazilerimizin neredeyse tamamını kaybederdik. Yaşamaya elverişli bölgelerdeki aşırı nüfus yoğunluğu, kaosa ve huzursuzluğa yol açardı. Hayatın temel ihtiyaçları uğruna yaşanacak kıyasıya bir rekabete hazırlıklı olmanız gerekirdi. Ancak bu dondurucu kıyamet senaryosuna dair endişelerinizi hafifletecek iyi haberlerim var. Yani, bir bakıma... Mevcut iklim bilimi ve atmosferimizdeki karbondioksit miktarı göz önüne alındığında, bir sonraki olası buzul çağını yaklaşık 500.000 yıl ertelemiş olabiliriz. Üstelik sera gazı salımına devam edersek, buzul çağını sadece ertelemekle kalmayıp belki de imkansız hale getirmiş olabiliriz. Bu da hepimizin aşırı ısınacağı anlamına geliyor; gerçi sanırım donmaktan iyidir, değil mi? Yani Dünya'nın donması, endişe listenizin en başında yer almayabilir. Ama belki de tüm dünya buzullarının erimesi endişelenmeniz gereken bir konu olabilir. Kaynak: WhatIf
-
Yapay Zeka Hakkında En Son Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
Fırınınızda yapay zeka mı? Anthropic, akıllı cihazlarda kendi kendini kopyalayabilen modellerin ortaya çıkmasına "aylar kaldığı" konusunda uyarıyor Anthropic, bazı yapay zeka modellerinin yakında "kendi kendini kopyalayabilir" hale gelebileceği ve akıllı buzdolapları ya da otomatik elektrikli süpürgeler gibi internete bağlı cihazlara sızmanın yollarını bulabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Şirket, bu durum gerçekleştiğinde modellerin veri merkezlerine ihtiyaç duymadan söz konusu cihazlar içinde çalışabileceğini belirtti. Böylesi bir kendi kendini kopyalama yeteneği, kontrolden çıkmış bir yapay zeka modeli üzerinde kontrolün büyük ölçüde kaybedilmesi anlamına gelecektir. Anthropic araştırmacıları Pazartesi günü yayınladıkları raporda, "Kapatılacak merkezi bir nokta bulunmadığından, bu tür bir kopyalayıcıyı durdurmak zor olacaktır," ifadelerine yer verdi. Şirket, bir tür otonom kötü amaçlı yazılım olan bu "yapay zeka solucanlarının" (AI worms) söz konusu yetenekleri kazanmasına "aylar kalmış olabileceğini" belirtti. Kontrolden çıkmış yapay zeka sistemleri akıllı cihazları hackleme yeteneğine ulaştığında, tespit edilmekten kaçınarak ağlar üzerinden yayılabilirler. Anthropic, en kötü senaryoda çeşitli yapay zeka solucanlarının bilgisayar donanımlarına saldırmak için bir araya gelip "sürü oluşturabileceğini" ifade etti. Araştırmacılar, "Bu tür kopyalayıcıların yayılmasını zorlaştırmak için sistemlerimizi güçlendirmeyi hedeflemeli, ancak aynı zamanda bunların kalıcı olduğu bir dünyayla başa çıkmaya da hazırlanmalıyız," diye yazdı. Anthropic'in yeni raporu, yapay zeka güvenliğine ilişkin endişelerin zirveye ulaştığı bir dönemde geldi. Son birkaç ay içinde Anthropic ve OpenAI dahil olmak üzere yapay zeka şirketlerinden; geliştirdikleri sistemlerin (ajanların) kendi başlarına hareket edebildiği ve diğer şirketlerin ya da devlet kurumlarının sistemlerine sızabildiği yönünde bir dizi rapor yayınlandı. Bu ifşaatlar; Anthropic CEO'su Dario Amodei ve OpenAI CEO'su Sam Altman dahil olmak üzere araştırmacıların, yasa yapıcıların ve üst düzey yöneticilerin, hızla büyüyen bu sektörde yavaşlama ve daha sıkı güvenlik önlemleri alınması çağrısında bulunmasına yol açtı. Buna rağmen her iki şirket de yeni modeller geliştirmeye ve piyasaya sürmeye hız kesmeden devam etti. Pazartesi günü yayınlanan rapor, yapay zeka sistemlerini zorlu testlere tabi tutmakla görevli birim olan Anthropic'in "frontier red team" (ileri düzey güvenlik test ekibi) tarafından hazırlandı. Ekibin amacı, yapay zeka modellerinin yeteneklerini keşfetmekti. Kendi kendini kopyalayan yapay zeka solucanları senaryosunda araştırmacılar, yapay zeka ajanını internete bağlı cihazları hacklemeye yönlendirdi. Araştırmacılar, yapay zekanın kendi kendini kopyalama yeteneğinin muhtemelen yalnızca daha küçük modellerde işe yarayacağını ve bu tür saldırıların ilk hedefinin muhtemelen evler ile küçük işletmeler olacağını tespit etti. Anthropic'in savunmasız olarak listelediği cihazların tamamı —akıllı fırınlar, akıllı televizyonlar, otomatik çim biçme makineleri, güvenlik kameraları ve video konferans üniteleri dahil olmak üzere— bünyesinde küçük yapay zeka çipleri barındırıyor. Araştırmacılar, yapay zeka kopyalanmasının ne tür bir biçim alacağının belirsiz olduğu sonucuna vardı. Bunun; "dijital cıvık mantar" (slime mold) gibi yavaş ilerleyen bir model, insanları işlem gücü kredileri elde etmek amacıyla dolandıran bir model ya da veri merkezleri gibi büyük tesisleri hızla ele geçiren "güçlü bir siber model" olabileceğini belirttiler. Her halükarda Anthropic araştırmacıları, geleceğin "insan kontrolü altında olmayanlar da dahil olmak üzere her türlü donanım üzerinde çalışan yapay zeka ajanlarıyla dolu" olmasını beklediklerini ifade etti. Kaynak: TG
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Gerçek kontrolü: Trump’ın Biden dönemindeki benzin fiyatlarıyla ilgili iyimser kıyaslamasının analizi Ara seçim kampanyasında Cumhuriyetçiler için büyük sorunlara yol açan yüksek benzin fiyatlarını olumlu bir çerçeveye oturtmaya çalışan Başkan Donald Trump, Pazartesi günü Ohio'daki bir mitingde destekçilerinden bir şeyi hatırlamalarını istedi. Trump, "Unutmayın, fiyatlarınız –yani benzin fiyatlarınız– Biden'ın başkan olduğu zamankinden daha düşük," dedi. "Üstelik İran konusunda hiçbir şey yapmadı." İran hakkındaki iddiasını bir kenara bırakalım. Son bir ayda defalarca dile getirdiği benzin fiyatlarına ilişkin iddiası, Joe Biden'ın başkanlık döneminin yalnızca küçük bir kısmı için geçerli. AAA verilerine göre, Pazartesi günü ülke genelinde ortalama benzin fiyatı galon başına yaklaşık 4,36 dolardı. Biden'ın başkan olarak geçirdiği 1.460 tam günün sadece 76'sında ülke ortalaması bu seviyenin üzerindeydi. Başka bir deyişle, ABD'deki ortalama benzin fiyatları, Biden'ın başkanlık döneminin yaklaşık %95'lik kısmında Pazartesi günkü seviyeden daha düşüktü. Trump'ın göreve döndüğü gün olan 20 Ocak 2025'te ülke ortalaması galon başına yaklaşık 3,12 dolardı. Hem Pazartesi günkü hem de (galon başına yaklaşık 4,34 dolar seviyesindeki) Salı günkü ülke ortalamaları, o seviyeden yaklaşık %39 daha yüksekti. Biden döneminde ülke ortalamasının Pazartesi günkü seviyeyi aştığı 76 günü veya Salı günkü seviyeyi aştığı 77 günü bulmak için 2022 yılına kadar geri gitmek gerekiyor. Bunların tamamı, Rusya'nın o yılın Şubat ayında Ukrayna'yı topyekûn işgal etmesiyle dünya genelinde benzin fiyatlarının hızla yükselmesinin ardından, 2022'nin Mayıs, Haziran veya Temmuz aylarında gerçekleşmişti. Trump, Biden dönemindeki en yüksek ülke ortalamasının —14 Haziran 2022'de galon başına yaklaşık 5,02 dolar— bu haftaki ortalamalardan önemli ölçüde yüksek olduğuna doğru bir şekilde dikkat çekebilirdi. Ancak Biden döneminde ulusal ortalamanın Salı günkü seviyeyi bile aştığı son tarih 25 Temmuz 2022 idi; yani Trump'ın göreve dönmesinden neredeyse tam iki buçuk yıl önce. Elbette Biden, kendi dönemindeki zirvenin büyük ölçüde karşı çıktığı bir dış savaştan kaynaklandığını, Trump dönemindeki zirvenin ise büyük ölçüde bizzat başlatmayı seçtiği bir savaştan ileri geldiğini haklı olarak belirtebilir. Trump, "benzin fiyatlarımızın Biden dönemindekinden daha düşük olduğu" yönündeki iddialarını sadece Pazartesi günü konuşma yaptığı eyalet özelinde değil, ABD'nin tamamı için dile getirdi; ancak özellikle Ohio'ya bakıldığında da durum benzer. Eyaletteki ortalama benzin fiyatı, Biden'ın görev süresinin yaklaşık %90'lık kısmında, Pazartesi (galon başına yaklaşık 3,87 dolar) veya Salı (galon başına yaklaşık 3,85 dolar) günkü seviyelerden daha düşüktü; Pazartesi ve Salı günü kaydedilen rakamlar, Trump'ın göreve başladığı günkü eyalet ortalaması olan yaklaşık 3,10 dolardan sırasıyla yaklaşık %25 ve %24 daha yüksekti. Biden döneminde Ohio ortalamasının Salı günkü seviyeden yüksek olduğu son tarih 8 Kasım 2022 idi; bu da Trump'ın göreve dönmesinden 26 ayı aşkın bir süre öncesine denk geliyordu. Trump, ulusal ortalamanın galon başına yaklaşık 4,16 dolar olduğu bu yılın Haziran ayında da benzin fiyatları konusunda benzer bir algı yaratma çabasına girişmişti. 3 Kasım ara seçimleri yaklaşırken bu konuyu düzenli olarak yeniden gündeme getirdi. 3 Ekim'de bir Ohio televizyon kanalına verdiği röportajda —İran'ın gerçekten bir nükleer silaha sahip olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamasına rağmen— "Aslında fiyatlar Biden dönemindekinden daha düşük; üstelik o, İran'ın elindeki nükleer silahı da ortadan kaldırmadı," dedi. 1 Ekim'de Teksas'ta yaptığı bir konuşmada, "Bir düşünün; benzin fiyatları Biden dönemindekinden daha düşük ve muhtemelen bizi öldürmeye kalkışacak olan bir ülkeyi darmadağın ettik," ifadelerini kullandı. 30 Eylül'de Beyaz Saray'da ise —doğruluğu şüpheli bir şekilde— "İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellediğimiz için benzin fiyatlarımız Biden dönemindekinden daha düşük," dedi. Trump, fiyatlarla ilgili bilindik bir yalanı yeniden dile getiriyor Trump, Ohio'da Pazartesi günü yaptığı konuşmada, enflasyonla ilgili sıkça başvurduğu bir başka seçim söylemini —yani Biden'ın başkanlığı döneminde petrol ve doğal gaz fiyatları haricindeki "diğer tüm fiyatların düştüğü" yönündeki yalanı— yeniden gündeme getirdi. Bu iddianın gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok. En güncel Tüketici Fiyat Endeksi verilerine göre, ortalama tüketici fiyatları Ocak 2025 ile Ağustos 2026 arasında mevsimsellikten arındırılmış olarak %4,8 oranında artış gösterdi; ayrıca Trump'ın göreve dönüşünden bu yana fiyatı düşen kalemlerden çok daha fazlası pahalılaştı. Fiyat artışı görülen kategoriler arasında gıda (%4,4), barınma (%5), tıbbi bakım hizmetleri (%5,3) ve giyim (%4,6) yer aldı. Bu durumu, üzerinde arama yapılabilen grafikten bizzat inceleyebilirsiniz. Eylül 2026 verileri Çarşamba sabahı açıklanacak. Kaynak: CNN
Bugün
-
Kur'an’ı Anlayabilmek Adına Yaptığımız Büyük Yanlışlarımız. "Kuran, Sünnet, İcma, Kıyas"
Günümüzde İslam'ı, Kur’an'ı anlamaya çalışırken öyle kaynaklardan, bilgilerden istifade ediyoruz ki, hiç sorgulamadan, düşünmeden Kur’an süzgecinden geçirmeden yaşamımıza geçiriyoruz. Ne yazık ki İslam'ı, geçmişte de büyük bir çoğunluk böyle yaşamış, bugünde öyle yaşıyor. Bu konuya örnek olması adına, yazdığım yazıma bir kardeşimizin verdiği cevap üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bakın bir arkadaşımız, yazdığım yazıma karşılık ne yazmış. "Sen edille-i şeriyye diye bir şey duydun mu hiç? Ayrıca hiç kimse Kur'an ayetlerini dizip dizip, bak şurada şu yazıyor, o zaman benim aklıma göre şu anlam çıkar, diyemez. DİYEN KİŞİ YA DİN SAPIĞIDIR YA ULTRA MEZHEPSİZDİR YA DA ÖZEL YETİŞTİRİLMİŞ BİR SİYONİSTTİR. SEN KUR'AN'IN AÇIKLAMASININ, SENİNİN MİNİCİK BEYNİNİN ALDIĞI KADAR OLDUĞUNU MU SANIYORSUN? Yürü git, burada çoluk çocuk kandıracağım diye uğraşma. Her önüne gelen din şarlatanı olmuş." Bizlerin geleneksel mezhep anlayışlı büyük yanlışları yapmamızın asıl nedeni, bilinç altımıza yerleştirdiğimiz batıl ve hurafelerin etkisi diyebiliriz. BİLİNÇALTININ ÇOK ÖNEMLİ BİR ÖZELLİĞİ, OLUMSUZ KOMUTLARI YANİ DAHA ÖNCE KAYDA ALDIĞI BİLGİLERİN TERSİNE SÖYLENENLERİ, KABUL ETMEDİĞİNİ, HATTA TAM TERSİNİ ANLADIĞINI BİLİMSEL ÇALIŞMALAR ORTAYA KOYMUŞ. BİLİNÇALTI, SIRADAN SÖZCÜK VE İFADELERİ DEĞİL, SİZİN GERÇEKTEN DOĞRU OLDUĞUNA İNANDIKLARINIZI KABUL EDER. Yukarıdaki sözleri değerlendirdiğimizde, bizler şuan ki aklımız ve mantığımızla Allah'ın emrettiği, bizlere rehber olsun diye gönderdiği Kur’an'ın muhkem ayetlerini, anlamamızın mümkün olmadığını, Kur’an'ı anlayabilmemiz için, beşeri başka kaynaklara mutlaka ihtiyacımızın olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bakın Kur'an'ın asla onaylamadığı tüm bu bilgiler, BİLİNÇ ALTIMIZA YILLAR ÖNCE YERLEŞMİŞ YANLIŞ BİLGİLERDİR. DÜŞÜNÜN LÜTFEN, İNSANLARIN YAZDIĞI BİR İLMİ KİTABA, BU SÖZLERİ SÖYLESEK, SANIRIM KİTABIN YAZARI ÇOK ÜZÜLÜRDÜ. Kur’an'ı kendi aklı ve çabasıyla anlamaya çalışanlara da, arkadaşımızın layık gördüğü sözlere üzülmemek elde değil. Bu kardeşimiz kafasındaki yanlış inançlardan kurtulup, Kur’an'ı anlayarak okumuş olsaydı, tüm gerçeklerle buluşabilirdi. Lütfen unutmayalım, Allah bizlerin okuduğunda anlayamayacağı bir rehber gönderip, daha sonrada bu rehberden asla bizlere hesap sormaz. BU KADAR DAMI AKLIMIZI KULLANAMIYORUZ? Bizler inandığımız rivayetlere, kelimelerin anlamları ile oynayıp Kur’an'dan kanıt aramak yerine, Allah'ın bizlere neler anlattığını, bizlerden ne istediğini, nasıl bir yolu izlememiz gerektiğini, BİR BÜTÜN OLARAK ANLAMAYA ÇALIŞIRSAK, en doğru yolu izlemiş oluruz. Daha sonra işimiz daha kolay olacaktır. Kur’an ayetlerini doğru anlamak için, mutlaka Kur’an'ın diğer ayetlerinden yararlanmalı ve Kur’an'ın bir başka ayetine ters düşecek bir anlamı, manayı çıkarmamalıyız. Allah dinin anası, temeli olan muhkem ayetleri, yine Kur’an içinde verdiği nice örneklerle bizzat kendisinin Kur'an'da açıkladığını bizlere bildirir ve yalnız Kur’an'ın ipine bizlerin sarılması içinde öğüt verir. Gelin Kur’an bütünlüğünde, arkadaşımızın yazdığı cevabı birlikte değerlendirelim ve üzerinde düşünelim. Önce günümüzde Kur’an'ı anlamanın kesin şartlarından sayılan, EDİLLE-İ ŞER’IYYE NEDİR onu anlamaya çalışalım. Geleneksel İslam anlayışına göre, Kur’an'ı doğru anlayabilmemiz için, bazı ek bilgilere, beşeri kitaplara ihtiyacımız olduğu anlatılır. Bu bilgiler yoksa, Kur’an'ı doğru anlamakta mümkün değildir denir. Bunun şartları olarak da şunlar sayılır. 1. KUR’AN 2. SÜNNET 3. İCMA 4. KIYÂS. Kur’an'ı anlamada en önemli kaynak, bizzat Kur'an'ın kendisi olduğu söylenir, bu doğrudur. Fakat Kur’an'ı ve ayetleri, tek başına anlamamızın mümkün olmadığı, doğru anlayabilmemiz içinde, Resulün sünneti yani rivayet hadislerine mutlaka ihtiyaç duyulduğu özellikle vurgulanır. İcma ise, Resulün vefatından sonra herhangi bir konuda bütün müctehidlerinin şer’i bir hüküm üzerinde ittifakıyla, alınan kararlar olduğu söylenir. Kıyas ise bir şeyi başka bir şeye benzetmek, karşılaştırmak suretiyle anlamaya çalışmaktır. Şimdi gelelim bu dört başlığın, Kur’an'ı anlamamızdaki doğruluğuna. Allah Kur’an'da birçok kez bizleri uyararak, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, yemin olsun ki bu Kur’an'ı kolaylaştırdım der. Hatta hala öğüt almayacak mısınız diye de dikkatimizi çekerek, ayetler üzerinde bizlerin düşünmesini emreder. Eğer aklı başında bir insan, ayetleri anlayamayacak olsa Allah bizlerin, neden ayetler üzerinde düşünmesini istesin? Düşünmeyenlere de ikaz edip, uyarıda bulunsun? Allah Kur’an'ı doğru anlamamız içinde yol gösterir ve Kur’an'da, her şeyden nice örnekleri sıraladık ki, anlayasınız diye de açıklama yapar. BİR BAŞKA DEYİŞLE KUR’AN'I, YİNE KUR’AN AYETLERİYLE ANLAMAMIZI ÖĞÜTLER BİZLERE. Çünkü Allah İslam dininde Ruhban sınıfı olmadığını, her aklı başında kulunun imtihanı gereği Kur'an ile bizzat aracısız buluşmasını ister. Sünnete ve Resulün rivayet hadislerine gelince. Yine bu konuda açıklama yapan Kur’an, Allah'ın Resulünün yalnız Kur’an'a uyduğunu, ümmetine yalnız Kur’an'ı tebliğ edip ve yalnız Kur’an ile hükmetme görevi aldığını da, çok açık anlatır birçok ayetinde örnekler verir. Hatta bizim emretmediğimiz bir şeyi buda Allah katındandır demiş olsaydı, onun şah damarını keser canını alırdık diyerek, KUR'AN DIŞINDA HİÇ BİR AÇIK KAPI BIRAKMAZ. Yani Kur'an'ın bahsettiği tek bir sünnet vardır, oda Allah'ın sünneti, yani Allah'ın bizlere önerdiği yoludur. Tüm bu bilgileri, Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde, Resulün Kur’an dışından ne bir hüküm verebileceğini, nede Kur’an'ın dışına asla çıkamayacağını anlıyoruz. Allah'ın Resulünün hadislerinin tamamı, günümüze RİVAYET yollarla gelmiştir. Böyle bir yolla gelen bilgiler, bizler için nasıl delil ve kanıt olur? Bu bilgilerle nasıl olurda ayetleri anlamaya çalışırız, bunu da mı akıl edemiyoruz. Allah, emin olmadığın bilgilerin ardına düşmeyin diye emretmiyor muydu? EĞER BİZLER KUR’AN'I RİVAYETLERE, YA DA YÜZLERCE YIL ÖNCE KUR’AN'I ANLAYANLARIN ANLADIKLARI GİBİ ANLAMAYA ÇALIŞIRSAK, BÜYÜK HATA YAPARIZ. Şunu asla unutmamalıyız. Dine hüküm koyan yalnız benim diyen, Allah'ın hükmünü asla unutmadan, Resulün adını kullanarak bugün bizlere iletilen rivayetleri, Kur’an süzgecinden geçirerek almalı ve yararlanmalıyız. Hiçbir doğru bilgi dışlanmamalıdır tek bir şartla, imtihan olduğumuz Kur’an'ın onayından geçmesi şartıyla. Eğer Kur'an bu sözleri onaylıyorsa, zaten bu bilgiler Kur'an ayetlerinden alınma demektir. Kimin söylediğinin hiç bir önemi yok. Önemli olan bilginin doğruluğu ve sorumlu olduğumuz Kur'an'a uygunluğudur. Diyelim ki bizler Kur’an ayetlerini okuduğumuzda anlamamız mümkün değil, o zaman neden Kur’an'ı bizlerin anlayacağı şekliyle Allah'ın Resulü yazdırmadı diye, bir soru gelmez mi akla? Yine düşünmeye devam ettiğimizde, madem bizler Kur’an'ın sorumlu olduğumuz muhkem ayetlerini okuyup düşündüğümüzde anlamamız mümkün değil, bu durumda Allah'ın Resulü Kur’an ile birlikte, ayetlerin açıklanmış halini neden sağlığında yazdırıp bizlere ulaştırmamış ve Allah'ta tıpkı Kur'an gibi onları da korumasına almamış? Bakın biraz aklımızı kullanınca, ne kadar ilginç sorular çıkıyor ortaya. Hâlbuki Allah hatırlayınız, yalnız Kur’an'ın ipine sarılmamızı, onun üzerinde düşünmemizi ve yalnız Kur’an'ı koruması altına aldığını, sizlere gönderdiğim elçimin, yalnız sizleri Kur’an ile uyaracağını söylemiyor muydu bizlere Kur’an'da? İmtihanda öyle olmaz mı zaten. Herkes kendisi imtihanı için düşünüp, aklını kullanıp çaba göstermesi gerekmez mi? Allah bizlerin anlayamayacağımız bir kitaptan, sizce sorumlu tutarda imtihan eder mi? Allah bakın elçisinin Kur’an dışına çıkamayacağını, topluma yalnız Kur’an ile hükmedeceğini, çok net nasıl açıklıyor hatırlayalım. Nisa 105: KUŞKU YOK Kİ, BİZ BU KİTAP'I SANA, İNSANLAR ARASINDA ALLAH'IN SANA GÖSTERDİĞİ İLE HÜKMEDESİN DİYE HAK OLARAK İNDİRDİK. Sakın hainlere yardakçı olma. Maide 67: Ey resul! RABBİNDEN SANA İNDİRİLENİ TEBLİĞ ET. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez. Ahkaf 9: De ki: "Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. BANA VAHYE DİLENDEN BAŞKASINA DA UYMAM! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim. Yukarıdaki ayetlere ve buna benzer onlarca ayetlere gözlerini yumanlara, elbette söyleyecek sözümüz olamaz. Allah din ve iman adına veliniz yalnız benim, sakın velilerin ardına düşmeyin diye ikaz ettikten sonra, acaba bizlerin rehberi, dinin anası olan muhkem ayetleri, bizlere anlaşılması zor gönderir de, birilerinin ardı sıra bizlerin gitmesini sağlar, onlara muhtaç bırakır mı? NASIL OLUR DA ALLAH'A BÖYLE BİR ADALETİ LAYIK GÖRÜRÜZ, BUNU DAMI DÜŞÜNEMİYORUZ? Size küçük bir örnek vermek istiyorum, ama hatırlatmak isterim buda bir rivayet. Önemli olan kıssadan hisse doğru ders almaktır. Allah'ın Resulünün yaşadığı dönemde geçen, bir olayı sizlere nakletmek istiyorum. Resulün anlattığı bir konu, dilden dile nakledilerek, yine Resulün kulağına kadar gelmiş. Allah'ın Resulü ben böyle bir şey söylemedim, diyerek söylenen bu sözleri yalanlamış. Çünkü kendi söylediği sözler değiştirilmiş, ilaveler yapılmış ve asıl anlamından saptırılmış. Bakmış ki bu yol çok tehlikeli ve Allah yolundan saptırıcı, hemen kendisinden bundan böyle hadis/söz naklini yasaklamış ve bakın ne söylemiş. "Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi. Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11 Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve “Yazdığınız şey nedir?” dedi. “Senden işittiğimiz hadisler” dedik. Hz. Peygamber: “ALLAH’IN KİTABINDAN BAŞKA KİTAP MI İSTİYORSUNUZ? SİZDEN EVVELKİ MİLLETLER ALLAH’IN KİTABI YANINDA BAŞKA KİTAPLAR YAZDIKLARI İÇİN YOLDAN ÇIKTILAR.” El Hatib, Takyid 33 ) Tekrar etmek istiyorum, elbette bunlarda birer rivayettir ve Allah'ın Resulünün söylediği rivayet edilir, ama önemli olan Kur’an'ın onayını almış olmasıdır. Hz. Muhammed'in ilk önce hadis yazımını yasakladığı, fakat daha sonra izin verdiği anlatılır. Hâlbuki dört halife devrine baktığımızda, dört halife döneminde de, Resulün hadis naklinin, yasağının ciddiyetle takip edildiğini görürüz. Sizler dört halifenin ismi kullanılarak, herhangi bir hadis kitabı gördünüz mü? Göremezsiniz çünkü yok. Bakın sizlere birkaç örnek. Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın” [Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3] Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişnası’dır bunlar. [İbn Sad/Tabakat 5/140] Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına göndermekle tehdit etmiştir. [Tahzırul Havas 10b. ] Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve “Sizden önceki insanlar, Rab’lerinin Kitabını terk ederek âlimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır” demiştir. [İbn Abdilberr, 108] Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı” cevabını verdi. [Buhari, K. Fezailul Kur-an 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31; Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmızı K. Fiten 43] Elbette yukarıda yazdıklarımda, daha önce söylediğim gibi rivayettir, önemli olan Kur’an'ın süzgecinden geçiyor olmalarıdır. Bizim için kriter, ölçü Kur’an'dır. Onun onayladığı her bilgi, bizlerin başının tacıdır. UNUTMAYALIM LÜTFEN ALLAH, BİZLERİN YALNIZ KUR'AN'A SARILMAMIZI EMRETMİŞTİR. ONUN İÇİNDE KUR'AN'DAN HESABA ÇEKECEĞİNE HÜKMETMİŞTİR. Lütfen dikkatle düşünelim, madem Kur’an ayetlerini Allah'ın Resulünün hadisleri olmasaydı anlayamazdık, acaba Allah'ın Resulü neden sağlığında hadislerini toplatıp yazdırmadı? Yada bu görevi en yakınları, dört halife neden yapmadı? Demek ki Kur'an'ı bu rivayetlerle değil, Allah'ın söylediği gibi Kur'an'ın bizzat kendisinden öğrenip anlamaya çalışmalıyız. Hatırlayınız hadis toplama ve kayda geçirme çalışmaları Resulün devrini bırakın, dört halife devrinde de yapılmamıştır. Ancak dört halife devrinden sonra, İslam'ın mezheplere bölünmesi ile toplanmaya, yazılmaya başlanmıştır. Bu durumda ki düşüncelerinizi lütfen irdeleyiniz. Dikkatle düşündüğünüzde gerçekleri anlayacaksınız. Elbette herkes kendi imtihanını yaşıyorsa, istediğine inanmakta da özgürdür. Resulün vefatı ve dört halifenin sona ermesinden sonra, hadis toplama yarışına girenler, yaklaşık beş yüz civarında hadis toplandığından bahsedilir. Peki, günümüzde bu sayının yaklaşık ne kadar olduğunu biliyor musunuz? Ne yazık ki günümüzde milyonları geçmiştir. Resulün vefatından sonra, hadis toplama yarışlarını lütfen araştırınız. Bu yolun nasıl tehlikelerle dolu olduğunu, YAHUDİ İNANCININ BU YOLLA İÇİMİZE NASIL GİRDİĞİNİ, o zaman daha iyi anlayacaksınız. BU YOLLA MI KUR’AN'I ANLAMAYA ÇALIŞACAĞIZ? Allah ve elçisi, bizlerin Kur’an'ı bu yol ve yöntemle mi anlamasını istiyor? Aklını zerre kullanan, tüm gerçekleri görecektir. Buradan da anlaşılıyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar çok çalışmışlar. Resulün adını kullanarak, dine nifak sokanların bu acı gerçeğini düşündüğümüzde, Kur’an'ı anlamak adına izlediğimiz yolun tehlikelerini artık fark edelim ki, din düşmanlarının oyunları bozulsun ve BİLİNÇ ALTIMIZA YERLEŞMİŞ BATIL HURAFE İNANÇALRIMIZI, BÖYLECE KUR'AN İLE TEMİZLEYEBİLELİM. Kur’an'ı anlama yöntemlerinden olan, İcma ve kıyasa gelince. Bizler geçmişte yaşamış âlimlerin anladığı şekliyle, bugün Kur’an'ı anlamaya çalışırsak, büyük yanlış yaparız. Kur’an her çağa uyan ve ilmin, bilimin ışığında çok daha doğru anlaşılan bir nurdur. Onun içindir ki Allah, müteşabih ayetlerden bahsederken, âlimlerin bu ayetler hakkında yeni buluşlarıyla, iman edenlerin imanlarının artacağından bahseder. Bugün geçmiş âlimlerin bilgileri, müctehidlerinin günümüze ulaşan nakillerini, bizlere doğru ulaştığını asla bilemeyiz. Bunun garantisini verebilecek, hiç kimse de yoktur. Hatırlayınız Resulün sağlığında bile, kendi sözünün bir kaç gün içinde, dönüp dolaşıp yine kendisine büyük yanlışlarla geri dönmesi örneği, dikkatle düşünülmelidir. Din ve iman şaka götürmez. Allah korusun dönüşü olmayan yola girdiğimizde, pişman olmak istemeyen, Allah'ın koruması altındaki Kur’an'ı ALLAH'A GÜVENEREK anlamaya çalışmalıyız. İMTİHANIMIZDA YALNIZ KUR’AN'DAN DIR. Bunu söyleyen bizleri yaratan Allah'tır. Kıyas yöntemi aslında, her zaman ve her konuda kullanılan bir yöntemdir. Açıklanan ve hüküm verilen bir konuda, benzeri konularla bağdaştırmaktır ki, bu her zaman uygulanmıştır. ÖNEMLİ OLAN KIYAS ETTİĞİMİZ HÜKÜM, KUR’AN'IN APAÇIK HÜKMÜ OLSUN. İşte dostlar bizler imanımızı, inancımızı böyle yaşıyoruz ve kendimiz gibi düşünmeyenleri de, şarlatanlıkla, daha da ileri gidip Siyonistlikle suçluyoruz. İçimize giren Yahudi fitnesi, ne yazık ki yüzlerce yıldır bizden birisi gibi içimizde yaşadığı yetmemiş, İslam toplumu içerisinde saygın yerlere de gelmiş. Artık bunun farkında olalım. ÖYLE YANLIŞLARA İNANDIRILMIŞIZ Kİ, DOĞRULAR YANLIŞ, YANLIŞLAR DOĞRU GÖRÜNÜR OLMUŞ. Allah yardımcımız olsun. Aklımızı devre dışı bırakarak, eğer rivayet ve sanı ile hala Kur’an'ı anlamaya çalışırsak, sanırım Rabbin cezalarından da, kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Aklını kullanmayanı Allah, pislik içinde bırakırım diyorsa, gelin artık aklımızı devreye sokalım ve düşünerek Kur’an'ı anlamaya çalışalım ve ona göre iman edelim. Aklımızı kullanalım ki, pislikten, rezillikten üzüntü ve kederden kurtulalım, huzura kavuşalım. Dilerim Allah'tan, aklını kullanarak Kur’an'ı anlama çabasıyla İslam'ı yaşayan, Rabbin halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
-
Rusya'nın Ukrayna İstilası Hakkında Bütün Haberler
Karadeniz'de şüpheli Rus saldırısı sonucu gemilerin batmasının ardından NATO'ya harekete geçme çağrısı Bulgaristan, Rus ve Ukrayna insansız araçları arasındaki yoğun çatışmalara sahne olan Karadeniz kıyılarının yakınında ticari gemilere yönelik bir dizi İHA saldırısının sonuncusunu soruştururken NATO'dan yardım talep etti. Yetkililer Salı günü yaptıkları açıklamada, gece saatlerinde NATO üyesi ülkenin kıyıları yakınında iki kargo gemisinin İHA saldırısına uğradığını ve gemilerden birinin battığını belirtti. Yetkililer, Bulgaristan'ın Romanya sınırına yakın bir köy olan Krapets'in yaklaşık 17 mil açığında batan Gine-Bissau bayraklı HS Dignity gemisinden altı mürettebat üyesinin kurtarıldığını, 10 kişinin ise hâlâ kayıp olduğunun düşünüldüğünü ifade etti. Yetkililer, Malta bayraklı Chelsea-3 adlı diğer geminin ise yerel saatle 01.30'da, Krapets'in güneyindeki sahil kasabası Byala'nın yaklaşık 18 mil açığında tehlike sinyali gönderdiğini bildirdi. Bulgar milletvekilleri, geminin Ukrayna'ya ait olduğunu ve içinde yedi Ukrayna ile sekiz Azerbaycan vatandaşının bulunduğunu açıkladı. Takip verileri, Chelsea-3'ün Cumartesi günü Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Giresun kentinden ayrılarak Moldova'nın Giurgiulești limanına doğru yola çıktığını gösteriyor. HS Dignity ise 5 Ekim'de Cezayir'den ayrılmış ve Perşembe günü Romanya'ya varması planlanmıştı. Sofya'daki yetkililer, Chelsea-3'teki tüm mürettebatın kurtarıldığını ve geminin güvertesinde ya da içinde üç İHA bulunduğunu belirtti. Beş mürettebat üyesi tıbbi müdahale gördü. Bu olaylar, bir başka İHA saldırısıyla bir kargo gemisinin batırılmasından bir gün sonra ve Bulgaristan'ın münhasır ekonomik bölgesinde iki ticaret gemisinin hava ve deniz İHA'ları tarafından saldırıya uğramasından yaklaşık bir hafta sonra gerçekleşti. Bulgaristan Dışişleri Bakanı Velislava Petrova Salı günü yaptığı açıklamada, "Bulgaristan'ın kara sularının hemen yakınındaki ticari gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar kesinlikle kabul edilemez," dedi. Her iki ülkenin de büyük tahıl ihracatçısı olması nedeniyle, Moskova ve Ukrayna'nın Karadeniz ve çevresindeki tahıl ve tarım tesislerine karşılıklı saldırılar düzenlemesi, bölge sınırlarını aşan gıda arzı endişelerini artırıyor. Uzmanlar, Rusya'nın 2026 yazı boyunca Ukrayna limanları çevresindeki tahıl taşıyan gemilere yönelik saldırılarını artırdığını belirtiyor. Ukrayna'nın tahıl ihracatının büyük kısmı, ülkenin güneyindeki Odessa bölgesinde bulunan limanlar üzerinden gerçekleştiriliyor. Öte yandan Ukrayna, Ağustos ayı ortasında Rusya'nın Karadeniz'deki liman kenti Novorossiysk'i bombalayarak Rusya'yı tahıl ihracatının rotasını değiştirmeye zorladı. Rusya'nın tahıl ihracatının yaklaşık yüzde 40'ı Novorossiysk üzerinden yapılıyor. Her iki ülke de saldırılarını gerçekleştirmek için düzenli olarak insansız hava araçları (İHA) kullanıyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, saldırıyı gerçekleştirmekle suçladığı Rusya'nın "sivil canlara ve Karadeniz'deki deniz güvenliğine kasıtlı olarak hiçe sayan bir tutum sergilediğini" ifade etti. Ukraynalı diplomat, "Ortaklarımızı, Rusya üzerindeki baskıyı artırmaya, yaptırımları güçlendirmeye ve Rusya'dan hesap sorulması ile seyrüsefer serbestisinin korunması adına kararlı adımlar atmaya çağırıyoruz," dedi. Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, Moskova'yı açıkça suçlamamakla birlikte olayın "Rusya Federasyonu'nun çıkarına olduğunu" belirtti ve Rusya'nın Sofya Büyükelçisi'ni çağıracağını duyurdu. Rusya'nın Bulgaristan Büyükelçisi Eleonora Mitrofanova, olaya Rusya'nın dahli olduğuna dair herhangi bir bilgisi bulunmadığını söyledi. Petrova, Bulgar yetkililerin ittifakın diğer üyeleri ve Avrupa Birliği ile "sürekli iletişim halinde" olduğunu ifade etti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise Radev ile görüştüğünü açıkladı. Bulgaristan'ın ulusal haber ajansı BTA'nın aktardığına göre, Bulgaristan Savunma Bakanı Dimitar Stoyanov Salı günü yaptığı açıklamada, ülkenin Karadeniz bölgesine iki ilave İHA sistemi ve ek füze sistemleri konuşlandıracağını duyurdu. Kaynak: NW
-
En Son Elektrikli Otomobil - Araç Haberleri
Uygun fiyatlı bir otomotiv ikonu, nihayet 21. yüzyıla adım atıyor Citroën’in sevilen ekonomik otomobili, orijinal modelini bu denli popüler kılan o ruhu koruyarak modern çağ için yeniden şekilleniyor. Citroën, otomotiv dünyasının en sevilen model isimlerinden birini yeniden hayata geçiriyor. Fransız üretici, 2026 Paris Otomobil Fuarı'nda elektrikli 2 CV Konsepti'ni tanıttı. 1948'den 1990'a kadar Avrupa'da uygun fiyatlı otomobil kullanımını tanımlayan o işlevsel "halk otomobili"nin modern bir yorumu olan bu araç, Citroën'in erişilebilir ve gösterişsiz karakteri 21. yüzyıla taşıma niyetini ortaya koyuyor. Bu, mirası herkes için otomobil üretmek üzerine kurulu bir marka adına önemli bir adım. Orijinal 2 CV; otomobili en temel unsurlarına indirgeyip uygun fiyatlı, hafif, pratik ve çok yönlü bir araç haline getirdiği için devrim niteliğindeydi. Üreticinin bu konseptle aynı ruhu başarıyla yakalayıp yakalayamadığını zaman gösterecek olsa da, araç büyük bir potansiyel vaat ediyor. Citroën, konseptin boyunu orijinal 2 CV'den birkaç inç daha kısa tutarak 3,76 metrede (12,3 fit) sabitlemenin yanı sıra; 1 tonluk (2.205 libre) hafif bir ağırlık ve 15.000 avroluk makul bir fiyat seviyesini de hedefliyor. Böylece araç, modern yollara uygun fiyatlı bir ulaşım çözümü getirmeye hazırlanıyor. Dahası, Fransız marka aracın iç mekanını ferahlatıcı bir sadelikte tutarak gereksiz teknolojilerden arındırmış. Konsept; canlı renklere sahip bir çift sıra koltuk, tek bir 8 inçlik ekran ve çıkarılabilir bir radyo/hoparlör ünitesi barındırıyor. Elbette kabinde, "yumurta" formuna yapılan pek çok özel gönderme de göze çarpıyor. Citroën henüz güç aktarma organları ve diğer teknik detaylar hakkında bilgi vermemiş olsa da, aracın üretime geçeceği kesinleşti. Bu model, 2028 yılına kadar ürün gamına katılacak bir aracın habercisi niteliğinde; dolayısıyla üreticinin bizi çok fazla bekletmeyeceği söylenebilir. Citroën 2 CV Konsepti Yazar Hakkında: Gray, Gear Patrol'de otomobiller, motosikletler ve tekerlekli diğer her türlü araç üzerine içerik üreten bir editör yardımcısıdır. Sektördeki en son gelişmeleri takip etmediği zamanlarda, muhtemelen elindeki pek çok projeden biri üzerinde çalışıyordur. İyi ya da kötü, o, klasik otomobillerin son derece pratik günlük araçlar olabileceğine inanıyor. En son ürün haberleri ve yeni çıkanlar hakkında güncel kalmak ister misiniz? Bağımsız gazetecilik içeriklerimizin Google arama sonuçlarınızda üst sıralarda yer almasını sağlamak için Gear Patrol'ü tercih ettiğiniz bir kaynak olarak ekleyin. Kaynak: GP
Dün
-
En Son Hayvanlar Alemi haberleri
Yumurta yiyen yılanlar (Dasypeltis cinsi) Afrika'da yaşar ve kuş yumurtalarıyla beslenir. Başından daha büyük bir yumurtayı yutan ve boyun omurlarıyla kabuğunu kıran bir tanesini izleyin. Tüm süreç 2 saat sürdü.
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Olympiacos, Valencia deplasmanında 28 sayı geriden gelip maçı çevirdi! EuroLeague tarihindeki en büyük geri dönüş rekorunu egale ettiler!* (2007'den bu yana)
-
Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk”
şuna kadar
Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” Koç Holding'in Desteğiyle İstanbul'un Eşsiz Kültürel Mirası Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'nde Sergilenecek Koç Holding, kültür sanat alanındaki uzun soluklu katkılarını, dünyanın önde gelen müzelerinden Victoria and Albert Müzesi’nde, İstanbul'un kültürel zenginliğine odaklanacak bir sergiye destek olarak uluslararası boyuta taşıyacak. Koç Holding iş birliğiyle gerçekleştirilecek “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisi, 7 Kasım 2026 – 9 Mayıs 2027 tarihleri arasında Londra’da sanatseverlerle buluşacak. Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıla ait Osmanlı kadın kıyafetleri ve hat sanatının seçkin örnekleri ile Yapı Kredi Koleksiyonu’ndan Osman Hamdi Bey’in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu da sergide yer alacak. 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Vehbi Koç Vakfı bünyesindeki kültür kurumları ve Topluluk şirketlerinin bu alandaki çalışmalarıyla sanatın farklı disiplinlerini geniş kitlelerle buluşturmaya devam ediyor. Türkiye’nin kültürel mirasının sürekliliğine uluslararası çalışmalarla da katkı sağlayan Koç Holding ile sanat, tasarım, moda ve yaratıcılığa adanmış dünyanın önde gelen müze gruplarından V&A arasındaki iş birliği ile İstanbul’un eşsiz hikâyesi, Londra’da sanatseverlerle buluşacak. İngiltere’nin başkenti Londra’da yer alan V&A, Koç Holding iş birliğiyle ve Huo Ailesi Vakfı desteğiyle, “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisine ev sahipliği yapacak. 7 Kasım 2026’da kapılarını ziyarete açacak sergi, bir zamanlar Konstantinopolis olarak anılan İstanbul'un, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yaptığı 1600 yıllık dönemde yaratıcı üretimin nasıl şekillendiğini anlatacak. M.S. 330’dan 1922’ye uzanan tarih aralığını kapsayan sergi, Akdeniz dünyası ve ötesini şekillendiren bir imparatorluk başkentinin kalıcı mirasını gözler önüne sermek üzere sanat, tasarım ve mimarî alanlarından olağanüstü eserleri bir araya getirecek. V&A Kıdemli Küratörü Tim Stanley ve Proje Küratörü Bella Radenovic tarafından hazırlanan sergi, Birleşik Krallık’ta bu yolculuğu ilk kez bu denli kapsamlı şekilde ele alacak. Sadberk Hanım Müzesi ve Yapı Kredi Koleksiyonu’ndan eserler de yer alacak Sergi, yaratıcı sahnelemesi ve duyusal tasarımıyla Hipodrom ve Ayasofya’dan, Topkapı Sarayı ve Galata Kulesi’ne uzanan rotada sanatseverleri şehrin limanları ve hareketli sokaklarında bir zaman yolculuğuna çıkaracak. Serginin öne çıkan eserleri arasında, Vehbi Koç Vakfı’na bağlı Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıla ait Osmanlı kadın kıyafetleri ve hat sanatının seçkin örnekleri yer alacak. İmparatorluk başkentindeki moda anlayışının inceliğini yansıtan üçetek entari ile sokak kıyafetleri sanatseverlerle buluşacak. Ayrıca sergide, Osman Hamdi Bey’in Yapı Kredi Koleksiyonu’nda bulunan ve Osmanlı toplumundaki kadınları Sultanahmet Camii avlusunun önünde tasvir eden “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu yer alacak. Koç Holding’in katkılarının yanı sıra T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonunda bakanlığa ve Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına bağlı müze ve kuruluşlar da sergiye ödünç eserler verdi. Sergilenecek 200 eserin birçoğu; aralarında Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Ayasofya Tarihi Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Türkiye Yazma Eserler Kurumu, İstanbul Harbiye Askeri Müzesi, Atina Benaki Müzesi, Venedik San Marco Hazinesi, British Museum ve British Library'nin de bulunduğu kurumların koleksiyonlarından ödünç alındı. Bu eserlerin bazıları Birleşik Krallık'ta ilk kez sergilenecek. Sergi, 9 Mayıs 2027 tarihine kadar devam edecek. -
İngilizce hakkında bilmeniz gereken her şey
Çok güzel bir video olmuş...
-
En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Vodafone Sultanlar Ligi Fenerbahçe Medicana X Göztepe Yuppo 14 Ekim Çarşamba 19.00 Burhan Felek Vestel Voleybol Salonu @fbtv & TVF Voleybol TV #SarıMelekler
-
En Son Çevre Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Çünkü dünyanın en acımasız yaratıkları insanlardır.
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Shane Larkin Sarı Lacivertli Formasıyla Sahada Shane is back
-
En Son Sağlık Haberleri
12 yıl önce Parkinson teşhisi konulan Gath'in, yeni bir ilaç olan Produodopa tedavisine başladıktan sadece iki gün sonra kaydettiği iyileşmeyi gösteren öncesi ve sonrası görüntüleri.
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Fenerbahçe Tarfin: 99 - Zalgiris Kaunas: 80 Shane Larkin'in Euroleague'de Fenerbahçe formasıyla ilk defa sahne aldığı maçta Fenerbahçe çok kolay kazandı. Çift maç haftasına farklı galibiyetle başlıyoruz! Tebrikler Fenerbahçe Tarfin! Maç Sonucu | Fenerbahçe Tarfin X Zalgiris Kaunas: 99-80 Skor dağılımımız: Shields 17, Key 15, Clyburn 14, Melli 10, Horton-Tucker 7, Sargiunas 7, Baldwin IV 6, Sertaç 6, Larkin 5, Bingham Jr 5, Forrest 4, Juzang 3.
-
En Son Kanser Haberleri - Kanser Hakkında Her Şey
- GİZLİ TEHLİKE KAPIMIZDA! HER GÜN Yaptığımız Bu Masum Alışkanlık Kanser Riskini Tırmandırıyor: Belli Ki Siz de Bu Tuzağa Düştünüz!
GİZLİ TEHLİKE KAPIMIZDA! HER GÜN Yaptığımız Bu Masum Alışkanlık Kanser Riskini Tırmandırıyor: Belli Ki Siz de Bu Tuzağa Düştünüz! Sabah saatlerinde bilgisayar başında başlayan çalışma mesaileri, akşamları kanepede uzanarak saatlerce izlenen diziler ve gün içinde ekran başından ayrılmadan parmak uçlarımızla kaydırdığımız sosyal medya sayfaları... Modern dünyada neredeyse herkesin ortak paydası haline gelen bu alışkanlıkların arkasında gözle görülmeyen büyük bir tehdit yatıyor: Sedanter, yani hareketsiz yaşam tarzı. Düşük enerji harcamasıyla yapılan; oturma, arkaya yaslanma veya uzanma gibi eylemlerden oluşan bu yaşam biçimi, modern toplum tarafından âdeta teşvik ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından paylaşılan veriler, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor: Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık %25’i tam anlamıyla fiziksel olarak hareketsiz durum. Yani bu kişiler, iş hayatlarının dışında günlük yaşamlarında hiçbir fiziksel aktivitede bulunmuyorlar. Oturmanın kalp ve damar hastalıklarını tetiklediği, kas kaybına yol açtığı yıllardır bilinen bir gerçekti. Ancak Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen geniş kapsamlı yeni bir araştırma, bu tehlikenin boyutunu bir adım öteye taşıdı: Uzun süreli oturmak, hem kansere yakalanma riskini hem de kanserden ölüm oranlarını doğrudan artırıyor! Büyük Araştırma Ne Söylüyor? Saygın tıp dergisi PLOS Medicine’da yayımlanan bu çalışmada, araştırmacılar tam 91.292 yetişkinin verilerini mercek altına aldı. Katılımcıların fiziki hareketlerini ve gün içindeki hareketsiz kaldıkları süreleri milimetrik olarak ölçmek amacıyla, katılımcılara yedi gün boyunca bilek takip cihazları takıldı. Ardından bu kişiler, kanser teşhisleri ve sağlık durumları açısından ortanca değeri 12,38 yıl olan uzun bir takip sürecine tabi tutuldu. Araştırmacılar, hareketsizlik biçimlerini iki temel gruba ayırdı: Uzun Süreli Hareketsizlik: Kesintisiz olarak 30 dakikadan fazla süren oturma eylemleri. Kesintili Hareketsizlik: 30 dakikadan kısa süren ve araya kısa hareketler giren durumlar. Sonuçlar oldukça çarpıcıydı: Gün içinde kesintisiz ve uzun süre oturan kişilerde meme, kolorektal (kalın bağırsak), yemek borusu, tiroid ve karaciğer kanseri gibi ölümcül türlere yakalanma ve bu hastalıklardan hayatını kaybetme riski belirgin şekilde daha yüksek çıktı. Hayat Kurtaran Formül: Oturma Sürenizi Bölün! Araştırmanın sunduğu en umut verici detay ise şu oldu: Oturma eylemini gün içinde ufak hareketlerle bölmek, kanserden ölüm ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Üstelik bunun için ağır sporlar yapmanıza da gerek yok. İşte araştırmadan elde edilen hayat kurtarıcı rakamlar: Hafif Aktiviteler (%12 Düşüş): Gün içindeki hareketsiz sürenizi toplamda en az 1 saat boyunca yavaş tempoda yürümek veya ev işi yapmak (örneğin bulaşık yıkamak) gibi hafif aktivitelerle böldüğünüzde, kansere bağlı ölüm riski %12 azalıyor. Orta Şiddette Egzersiz (%8 Düşüş): Hareketsiz geçirilen sürenin 30 dakikasını orta şiddette bir aktiviteye (saatte 5-6,5 km hızla yürümek gibi) ayırmak riski %8 düşürüyor. Kısa Ama Yoğun Hareket (%22 Düşüş): Gün içindeki hareketsizliğin sadece 5 dakikasını tempolu yürüyüş gibi yoğun bir egzersizle değiştirmek bile kansere bağlı ölüm riskini %22 oranında azaltıyor. Uzmanlar Ne Diyor? "Sadece Ayağa Kalkın!" New York’taki Hospital for Special Surgery bünyesinde bulunan Yaşam Tarzı Tıbbı Programı’nın kurucusu ve tıbbi direktörü Dr. Heidi Prather, araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken altın değerinde bir tavsiyede bulunuyor: "Sadece ayağa kalkın. Asıl mesaj bu." Günün büyük bölümünde bilgisayara, arabaya ya da masa başına bağlı kaldığımızı belirten Dr. Prather, bu süreci herhangi bir hareketle bölmenin olağanüstü sonuçlar doğurduğunu vurguluyor. Dr. Prather'a göre, kanser gibi kronik hastalıkların gelişiminde genetik faktörler kadar yaşam tarzı da rol oynuyor. Belirli kanser türlerinde (meme, kolorektal ve prostat gibi) riskin %60'ı genetik kaynaklıyken; %40'lık kısmı beslenme, uyku, stres ve egzersiz gibi yaşam tarzı seçimlerine dayanıyor. Hareketsiz yaşam, vücutta kronik iltihaplanmaya (enflamasyona) ve obeziteye zemin hazırlıyor. Obezite ise tek başına birçok kanser türünün ana tetikleyicilerinden biri. İşte gün içinde hareket etmek, vücuttaki bu iltihaplanmayı azaltarak kansere karşı koruyucu bir kalkan oluşturuyor. Spor Salonuna Gitmek Sizi Kurtarmıyor! Bu noktada çok önemli bir uyarının altını çizmek gerekiyor: Sabahları spor salonuna gidip saatlerce ter dökseniz bile, günün geri kalanını masada oturarak geçiriyorsanız güvende değilsiniz. Egzersiz yapmak harika bir alışkanlık olsa da, gün içindeki uzun süreli hareketsizlik dönemlerini telafi etmeye yetmiyor. Dr. Prather bu durumu net bir şekilde özetliyor: "Uzun süreli hareketsiz bir yaşam tarzı sürdürmek, hiç egzersiz yapmamak kadar risklidir." Küçük Adımlarla Büyük Değişim Sağlayın Spor salonuna gitmeye vaktiniz yoksa ya da düzenli egzersiz yapamıyorsanız cesaretiniz kırılmasın. Bu araştırma, devasa hedefler koymadan da sağlığınızı koruyabileceğinizi gösteriyor. Hayatınıza entegre edebileceğiniz son derece basit ama etkili adımlar şunlar olabilir: Aracınızı Uzağa Park Edin: Markete veya işe giderken aracınızı biraz daha uzağa park edip fazladan birkaç yüz metre yürüyün. Merdivenleri Kullanın: Asansör veya yürüyen merdiven yerine basamakları tırmanın. Toplu Taşımada Bir Durak Erken İnin: Otobüsten veya metroda gideceğiniz yerden bir durak önce inerek o mesafeyi yürüyerek tamamlayın. Mola Verin: Yemekten sonra 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın ya da iş yerindeki molanızda tezgahı silmek, çay/kahve almaya gitmek gibi ev/ofis içi küçük hareketler yaratın. Özetle; Sağlığınızı korumak ve kanser riskini azaltmak için hayatınızı radikal bir şekilde değiştirmenize gerek yok. Tek yapmanız gereken, o koltuktan veya sandalyeden gün içinde sık sık kalkmak, kan dolaşımınızı hızlandırmak ve kaslarınızı çalıştırmak! Kaynak: HuffP- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Trump bir okyanusa kendi adını vermeyi önerdi; internet bu fikre tepki yağdırıyor Eleştirmenler, Donald Trump’ın isim değiştirme konusundaki son fikrini yerin dibine sokmakta gecikmedi. Başkan, Cumartesi günü Tennessee’deki bir seçim mitinginde Atlantik veya Pasifik Okyanusu’nun adını değiştirme ihtimalini gündeme getirdi. "Elimizde Körfez var, güzel bir gölümüz var ve şimdi birileri 'Bir de nehre ihtiyacınız var' dedi," şeklinde konuştu. "Yani, bir nehre ve bir okyanusa ihtiyacımız var. Ben de Atlantik ya da Pasifik'i düşünüyordum." Trump, "Ona Trump Okyanusu ya da Amerika Okyanusu gibi bir isim veririz," diye ekledi. Başkan daha önce de başkanlık kararnameleriyle Meksika Körfezi'nin adını "Amerika Körfezi" ve Ontario Gölü'nün adını "Amerika Gölü" olarak değiştirmeye çalışmıştı; ancak bu kararnameler diğer ülkeleri onun izinden gitmeye zorlayamıyor. Ayrıca New Mexico eyaletinin adını "New America" (Yeni Amerika) olarak değiştirme konusunu da dile getirmişti. Ancak son önerisi eleştirmenler arasında hızla ses getirdi ve büyük bir fiyaskoyla karşılandı. New York'un Demokrat Valisi Kathy Hochul'un basın ofisi, "galon fiyatının neredeyse 5 dolar olduğunu" belirterek X üzerinden Trump'ın önceliklerini sorguladı. Diğerleri ise sosyal medyayı, Trump'ın bir sonraki adımda neyin adını değiştirmeye çalışabileceğine dair alaycı önerilerle doldurdu: Kaynak: BuzzF- Avrupa Liglerinden Her Şey
Barcelona X'te İstanbul videosu gönderdi- Tarihte Türkler Hakkında Bütün Genel Bilgiler Buraya
"Tarihin En Büyük İronisi: Şahlanan Atların Mirasçıları Şimdi Neden Sahnede Yok?" Haklısınız, dışarıdan bakıldığında bu durum oldukça ironik ve hatta biraz hüzünlü görünüyor. Tarih boyunca adını atla sidere kurmuş, göçebe kültürden imparatorluğa uzanan yolculuğunu binek hayvanına borçlu olan Türk milletinin, günümüzdeki global at nüfusu sıralamalarında üst sıralarda yer almaması ilk etapta şaşırtıcı gelebiliyor. Aslında Türkiye, FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre tamamen listede dışarıda değil, 50 bin - 80 bin arası at varlığıyla dünya genelinde ancak 50'li sıralarda kendine yer bulabiliyor. Peki, tarihi kökleri bu kadar derin olan bir ülkede at sayısı neden bu seviyelere geriledi? 1. Modernleşme ve Tarımda MekanizasyonTarihsel süreçte at; hem en önemli savaş aracı, hem ana ulaşım vasıtası hem de tarımın motoruydu. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tarımın traktörleşmesi ve motorlu taşıtların yaygınlaşması, atın günlük hayattaki ve kırsal ekonomideki işlevini neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. Günümüzde Amerika, Çin, Meksika veya Brezilya gibi devasa yüzölçümüne ve geniş hayvancılık coğrafyalarına sahip ülkeler listelerin başında yer alırken, Türkiye’nin kırsal coğrafyası da bu dönüşümden payını aldı. 2. Coğrafi ve Ekonomik Yapı DeğişikliğiMoğolistan veya Kazakistan gibi Orta Asya ülkelerinde bozkır kültürünün ve göçebe/yarı göçebe hayvancılığın hâlâ geniş alanlarda devam etmesi, oradaki at nüfusunu milyonlu rakamlara taşıyor (Örneğin Kazakistan ve Moğolistan dünya sıralamasında ilk 5-6 içerisinde yer alıyor). Türkiye’de ise meraların daralması, tarım arazilerinin parça pinçik olması ve hayvancılığın büyük oranda ahır ve tesis sistemine kayması, at beslemeyi ekonomik olmaktan çıkardı. 3. Kültürel Hafıza ile Güncel Pratiklerin KopmasıAt artık günlük hayatın bir parçası değil; daha çok yarışçılık (veliefendi kültürü), atlı sporlar, cirit gibi geleneksel oyunlar veya turizm amaçlı biniş çiftlikleriyle sınırlı kalmış durumda. Dolayısıyla at, "kullanılan ve üretilen" bir canlı olmaktan çıkıp, kolektif hafızada yaşayan romantik bir tarih unsuru haline geldi. Bugün "at milleti" unvanını sayısal olarak ABD, Meksika, Çin veya Orta Asya'daki akraba Türk cumhuriyetleri (Kazakistan, Kırgızistan gibi) göğüslüyor olsa da, Türkiye’deki at sevgisi ve kültürel bağ hâlâ derindedir; sadece pratik hayattaki karşılığı şekil değiştirdi.- En Son Sinema Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Coraline'yi filmini yapan eller yeni bir film yaptı: Wildwood- En Son Hayvanlar Alemi haberleri
Tek bir arı ömrü boyunca 1 yemek kaşığı bal üretebilmektedir. 683 arı, 9,5 onsluk bir nektar elde etmek için yaklaşık 1.185.000 çiçekten 5,93 lbs nektar toplamak için yaklaşık 32.550 mil uçuyor. bir kavanoz bal.- Yemek adabında çatal-bıçak yerleştirme kuralları.
- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Ed Krassenstein Vay canına! Ken Paxton'ın işi bitti! The Wall Street Journal az önce, Paxton'ı Dubai'de kaçaklarla birlikte eğlenirken gösterdiği öne sürülen bu videoyu yayınladı. Bu işin sonu geldi. Kesinlikle istifa etmeli. - GİZLİ TEHLİKE KAPIMIZDA! HER GÜN Yaptığımız Bu Masum Alışkanlık Kanser Riskini Tırmandırıyor: Belli Ki Siz de Bu Tuzağa Düştünüz!
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.