Bütün Eylemler
Geçen saat
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Medyanın Ilhan Omar konusundaki kör noktası Trump'a bir fırsat sundu Temsilciler Meclisi Üyesi Ilhan Omar’ın Washington D.C.’deki evinde Pazartesi günü şafak vakti yapılan arama, başkanlık yetkileri ve federal kolluk kuvvetlerinin siyasi amaçlarla bir silah gibi kullanılmasına dair kapsamlı bir ulusal tepkiyi tetiklemeliydi. Federal ajanlar, çocukluğuna uzanan iddialara ilişkin bir soruşturma kapsamında Omar’ın telefonuna ve pasaportuna el koydu ve konutunda arama yaptı. Yetkililer ayrıca, aralarında akrabalarının da bulunduğu kişilere yönelik bir düzineden fazla büyük jüri celbi çıkardı. Ancak ana akım medya, bu tırmanışı Amerikan demokrasisi için büyük bir sınav olarak ele almak yerine, son dakika gelişmesine karşı son derece yetersiz bir editoryal tutum sergiledi. Bir başkanın, siyasi rakiplerini sınır dışı edilmekle tehdit etmek amacıyla federal göçmenlik kurumlarını bir silah gibi kullanmasının faşizan sonuçlarını sorgulamak yerine, büyük medya kuruluşları yönetimin "ortada şaibeli bir durum olmalı" şeklindeki söylemine alan açtı. Federal hükümetin silahlı ajanları önde gelen bir siyasi figürün kapısını çaldığında Amerikan basını normalde böyle tepki vermez. Medya gözlemcisi Adam Johnson'ın The Intercept’te belirttiği gibi, eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’a yönelik FBI baskınının gerçekleştiği gün; New York Times, The Washington Post ve The Wall Street Journal sert eleştirel yazılar yayımlamıştı. Takip eden hafta boyunca gazetelerin her biri, baskına karşı çıkan ve bu bariz yetki gaspına duyulan öfkeyi dile getiren köşe yazıları yayımladı. Baskın; POLITICO, The New Yorker ve —tepki dolu dört farklı köşe yazısı yayımlayan— The Atlantic tarafından açıkça kınandı. Ana akım medyanın Omar baskınına verdiği tepkideki bu asimetri, asıl hikâyeyi oluşturuyor. Durumu mümkün kılan şey sadece aramanın kendisi değil; sağın bu kongre üyesini hedef alan yıllar süren kampanyasına karşı sürekli ve kurumsal bir tepkinin gösterilmemiş olmasıdır. Basın yıllar boyunca, saldırıların federal hükümetle bir çatışmaya doğru açıkça evrildiğini incelemek yerine, Omar’a yönelik her bir tırmanışı münferit bir siyasi tartışma olarak ele aldı. İddialar sağcı televizyon kanallarında yer aldı, MAGA yanlısı podcast'lerde dolaşıma sokuldu ve yönetim yetkilileri tarafından tekrarlandı. Soruşturma, arama yapılmadan önce kamuoyunda tartışılmıştı. Ajanlar Omar’ın evine vardıklarında, siyasi anlatı çoktan hazırlanmıştı. Yine de ülke genelindeki tartışmalar, yönetimin uzun süredir devam eden partizan iddiaları nasıl federal bir soruşturmaya dönüştürdüğünden ziyade, sıklıkla Omar ile ilgili şüpheli bir durum olup olmadığına odaklandı. Media Matters'tan Matt Gertz'in de belgelediği üzere, sağcı medya aylardır bu sonucun gerçekleşmesi için baskı yapıyordu. Temmuz ayında Fox News sunucusu Sean Hannity, radyo programına bağlanan bir dinleyiciye Omar hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü söylemişti. Hannity, "Size şunu söyleyebilirim: Devam eden bir soruşturma var. Sürecin neden ağırdan alındığını bilmiyorum," demişti. Eylül ayında ise sağcı podcast yayıncısı Benny Johnson, Omar hakkında "fısıltılar" duyduğunu ve Başkan Yardımcısı JD Vance'in kendisine, kayda geçecek şekilde, bir şeylerin olmak üzere olduğunu söylediğini ifade etmişti. Yönetim, ne istediği konusunda hiç de ketum davranmıyordu. Mart ayında Vance, Johnson'ın podcast yayınında "Ilhan Omar'ın Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı kesinlikle göçmenlik sahtekarlığı yaptığına inanıyoruz," demiş ve ardından planlarını açık bir dille anlatmıştı: "Şu an çözmeye çalıştığımız mesele şu: Göçmenlik sahtekarlığı yaptığını bildiğimize göre, elimizde hangi yasal yollar var? Onun üzerine nasıl gidilir, nasıl soruşturulur, bu iş fiilen nasıl yapılır ve Amerikan halkı adına adaleti sağlamak için gerekli dava dosyası nasıl oluşturulur?" Eylül ayında İç Güvenlik yetkilisi Markwayne Mullin, Johnson'a Omar hakkında "devam eden bir soruşturma" olduğunu söylemiş ve sınır dışı edilme ihtimalini gündeme getirmişti; Mullin, Omar'ın "kardeşini Amerika Birleşik Devletleri'ne getirmek amacıyla onunla evlendiğini" bir gerçekmiş gibi ifade ederken "bir şeyler olacağını" da belirtmişti. Ancak MAGA koalisyonundaki herkes durumdan memnun değildi. Bir zamanlar Omar'ın kardeşiyle evlendiğini kanıtlamak amacıyla Minneapolis'e gidip eli boş dönen komplo teorisyeni ve internet fenomeni Laura Loomer, Mullin ile yapılan röportajın ardından, Kongre üyesinin bir şekilde sınır dışı edilmekten korunduğunu öne sürerek tepkisini dile getirmişti. Fox sunucusu Tomi Lahren ise çok daha öfkeliydi; 12 Eylül'deki programının büyük bir kısmını, Mullin'i Omar'ın davasını daha geniş çaplı sınır dışı işlemlerinin yapılmamasından dikkatleri başka yöne çekmek için bir oyalama aracı olarak kullanmakla suçlamaya ayırmıştı. Lahren, “Soruşturma yapmak istiyorlarsa yapsınlar,” dedi ve Omar’ın öz kardeşiyle evlenip evlenmediği meselesinin “insanları sandığa gitmeye sevk etmeyeceğini” belirtti. Ona göre insanları harekete geçirecek olan şey ise “verilen ve tutulan sözler”di; yani kitlesel sınır dışı etme işlemleri. Pazartesi günkü arama işleminin ardından kutlama havası daha da belirginleşti. Johnson programına, izleyicilerine Omar’ı “kendi yerli halkının yanına geri gönderme” konusunda heyecanlı olup olmadıklarını sorarak başladı ve ardından şunları söyledi: “Haklıymışız. Bizi bağışlayın. Bugün biraz zaferin tadını çıkaracağız.” Yaşanan gelişmeleri “hayatının en büyük başarısı” olarak nitelendirdi ve soruşturmayı programı adına bir zafer olarak sundu. Beyaz Saray Özel Kalem Müdür Yardımcısı Stephen Miller’ın eşi Katie Miller’ın, arama işlemiyle ilgili bir haberin üzerine “verilen sözler tutuldu” yazdığı ve ardından bu paylaşımı sildiği bildirildi. Hatta CNN sunucusu Jake Tapper’ın, Omar’ın neden Biden yönetimindeki Adalet Bakanlığı ile bir anlaşma yoluna gitmediğini sorgulaması bile, MAGA yanlısı sosyal medya fenomenleri ve Breitbart gibi sağcı yayın organları tarafından, ana akım gazetecilerin de kendi şüphelerini paylaştığının bir kanıtı olarak kutlandı. Federal soruşturmanın, görünüşe göre Omar’ın Somali’den bir mülteci olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne geldiği 1995 yılına ve 2000 yılında vatandaşlığa kabul edilme sürecine kadar uzandığı anlaşılıyor. İddiaya göre arama emrinde; suç ortaklığı (komplo), göçmenlik belgelerinde yanlış beyan ve göçmenlik sahtekarlığı gibi suçlamalar yer alıyor. Yetkililer, Omar’ın yaşı ve merhum babasının kayıtlarıyla ilgili iddiaları inceliyor. Mullin ayrıca, farklı dönemlerdeki iddia edilen eylemleri birbirine bağlayabilecek bir komplo teorisine işaret ederek, olası bir organize suç (şantaj/haraç çetesi) davasından da bahsetti. Columbia Bölgesi ABD Başsavcısı Jeanine Pirro, Omar ile ilgili —mali beyanlarına ilişkin olan da dahil olmak üzere— çeşitli soruşturmaların yürütülmekte olduğunu belirtti. Siyasete dair daha keskin yorumlar mı istiyorsunuz? Amanda Marcotte tarafından hazırlanan ve artık YouTube ya da podcast platformlarında haftalık bir program olarak da yayınlanan ücretsiz bültenimiz Standing Room Only’ye abone olun. Bu soruşturmaların kapsamı, bağımsız bir incelemeyi zorunlu kılıyor. Kongre bünyesindeki bir denetim organı, daha önce, şu anda incelendiği bildirilen mali beyanlarla ilgili olarak Omar’ı herhangi bir usulsüzlükten aklamıştı. The Washington Post da göçmenlik yetkililerinin Trump’ın ilk döneminde benzer iddiaları incelediğini ve vatandaşlıkla ilgili herhangi bir sorun tespit etmediğini bildirmişti. Yönetim, önceki incelemenin neden yetersiz kaldığını veya bu olağanüstü tırmanışı hangi yeni kanıtların haklı çıkardığını kamuoyuna açıklamadı. İşte bunlar, ciddi bir basın grubunun ısrarla peşine düşmesi gereken sorulardır. Bu durum, Omar ile sınırlı kalmıyor. Trump'ın, Başsavcısına kendileri hakkında dava açması için kamuoyu önünde baskı yapmasının ardından, eski FBI Direktörü James Comey ve New York Başsavcısı Letitia James hakkında iddianameler hazırlandı. Her iki iddianame de daha sonra savcının atanmasıyla ilgili bir usul hatası nedeniyle düşürüldü; ancak Adalet Bakanlığı sonrasında Comey hakkında yeni bir iddianame süreci başlattı. Eski Federal Rezerv (Fed) Başkanı Jerome Powell ve Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook da Trump'ın sürekli saldırılarına maruz kaldıktan sonra soruşturmalarla veya diğer resmi işlemlerle karşı karşıya kaldılar. Vakaları önemli açılardan farklılık gösterse de, bu durumlar hep birlikte başkanlık düzeyindeki düşmanlık ile devlet gücünün kullanımı arasındaki ilişkiye dair soru işaretleri yaratıyor. Bu dinamiğin sonuçları Omar'ın ötesine uzanıyor. Bir yönetim; sürekli olarak düşmanlar belirleyip, bu kişilerin suçluluğuna dair kamuoyunda spekülasyonları körükleyip ve ardından ciddi bir kurumsal denetimle karşılaşmaksızın soruşturmalar başlatabildiğinde, kolluk kuvvetlerinin faaliyetleri ile siyasi misilleme arasındaki sınırın ayırt edilmesi halk için zorlaşır. Bir sonraki hedef; Omar'ın sahip olduğu görünürlüğe veya imkanlara sahip olmayan, Kongre'nin başka bir üyesi, bir kamu görevlisi ya da sonradan vatandaşlığa geçmiş bir kişi olabilir. Tehlike, başkanın muhaliflerinin sürekli şüphe altında tutulduğu, buna karşılık yönetimin kendi saiklerinin ise nispeten az sorgulandığı bir yönetim biçiminin normalleştirilmesinde yatmaktadır. Basın, Omar hakkındaki soruşturmanın sonucunu belirleyemez ve deliller hakkında peşin hüküm vermemelidir. Ancak yasal olarak mümkün olan durumlarda şeffaflık talep edebilir, iddiaların geçmişini araştırabilir ve yetkililerin savcılık bağımsızlığını koruyan standartlara uyup uymadığını inceleyebilir. Ayrıca, ilk sansasyonel etki geçtikten sonra haberin gündemden düşmesine izin vermeyi de reddedebilir. Trump'ın avantajı, olağanüstü eylemleri sıradanmış gibi hissettirme becerisinde yatmaktadır. Biriken bu eylem dizisinin sorgulanmadığı her sefer, bir sonraki tırmanışın sıradan bir devlet işi gibi sunulmasını kolaylaştırır. Medyadaki bir kör noktanın siyasi bir fırsata dönüşme süreci işte böyle işler. Eğer medya, federal güç bir siyasi figürü tehdit ettiğinde anında büyük bir tepki gösterip, bir başkasını tehdit ettiğinde ise yalnızca usule dair haberler yapmakla yetinirse; ifşa etmesi gereken o suistimalin normalleşmesine katkıda bulunma riskiyle karşı karşıya kalır. Kaynak: Salon
-
En Son Yenilenebilir Enerji Kaynakları Haberleri
MIT araştırması, güneş enerjisiyle ilgili en büyük efsanelerden birini çürütüyor Yenilenebilir enerji, fosil yakıt kullanımına kıyasla daha çevreci bir alternatif olsa da, ABD'deki toplam enerji tüketiminde hâlâ küçük bir paya sahiptir. Güneş enerjisi ise bu payın daha da küçük bir kısmını oluşturmaktadır; EIA verilerine göre, 2023 yılındaki toplam yenilenebilir enerji tüketiminin yalnızca yüzde 11'i güneş enerjisinden sağlanmıştır. Ulusal güneş enerjisi kapasitesinin artırılmasına karşı uzun süredir dile getirilen argümanlardan biri, büyük ölçekli güneş enerjisi santrallerinin kurulmasının tüketiciler için daha yüksek faturalara yol açacağı yönündeydi; ancak MIT Enerji ve Çevre Politikası Araştırma Merkezi (CEEPR) tarafından yapılan yeni bir çalışma, bu argümanın güncel verilerle desteklenmediğini ortaya koydu. Çalışma, farklı yenilenebilir enerji türlerinin eyalet enerji şebekelerine bağlanmasının ardından tüketicilerin enerji faturalarının gerçekte ne ölçüde arttığını inceledi. Araştırma sonucunda, büyük ölçekli güneş enerjisi santrallerinin (çalışmada "şebeke ölçeğinde" olarak adlandırılan) faturaları artırmadığı, aksine ortalamada faturaları bir miktar düşürdüğü tespit edildi. Araştırmacılar, maliyetlerdeki bu düşüşün, güneş enerjisi santrallerinin bulundukları yere boru hattıyla veya nakliye yoluyla yakıt taşınmasına ihtiyaç duymamasından kaynaklandığını; bu durumun da girdi maliyetlerini fiilen sıfıra indirdiğini belirttiler. Bu avantaj, enerji sağlayıcılarının ödediği toplam işletme ve bakım maliyetlerinin azalmasına yardımcı olmakta ve söz konusu tasarruf, daha düşük faturalar şeklinde tüketicilere yansıtılmaktadır. Elbette, dikkate alınması gereken bazı işletme ve bakım maliyetleri hâlâ mevcuttur. Güneş panellerinin arızalanmasına yol açabilecek pek çok farklı etken vardır ve verimli bir şekilde çalışmalarını sürdürebilmeleri için zaman zaman temizlenmeleri de gerekir. Yine de çalışma, büyük ölçekli güneş enerjisi santrallerinin kurulmasının genellikle tüketiciler için daha düşük faturalar sağladığını ve büyük ölçekli güneş enerjisi kurulumunun en yoğun olduğu eyaletlerde elektrik maliyetlerinde en belirgin düşüşün görüldüğünü ortaya koydu. Çatı tipi güneş panelleri fiyatları düşürmedi ABD'deki büyük güneş enerjisi santralleri alıcılar için fiyatları düşürürken, çatı tipi güneş panelleri aynı etkiyi yaratmadı. Hatta MIT çalışması, durumun tam tersi olduğunu ve çatı tipi güneş enerjisi üretim oranlarının daha yüksek olduğu eyaletlerde fiyatların aslında bir miktar arttığını tespit etti. Çalışmayı hazırlayanlar, bu durumun birkaç nedeni olabileceğini öne sürdüler. Bunlardan biri, güneş panellerine sahip ev sahiplerinin elektrik için çok düşük ücretler ödemesiydi; hatta bazı durumlarda, şebekeden çektiklerinden daha fazla elektriği şebekeye geri veriyorlardı. Bu durum, enerji şirketlerinin güneş enerjisi kullanan ev sahiplerine ürettikleri elektrik karşılığında ödeme yapmasını gerektiriyor ve bu maliyet, güneş paneli bulunmayan diğer ev sahipleri tarafından karşılanıyordu. Yaygın çatı üstü güneş enerjisi kullanımı, enerji dağıtım şirketleri için daha yüksek işletme ve bakım maliyetleriyle de ilişkilendiriliyordu; yazarlar bu durumu, çift yönlü enerji dağıtımını destekleyecek şekilde şebekenin modernize edilmesinin getirdiği yüksek maliyete bağlıyordu. Büyük ölçekli bir güneş enerjisi santrali şebekeye, yeni bir fosil yakıtlı santralle benzer ve basit bir yöntemle bağlanabilirken; çatı üstü güneş enerjisi sistemleri, işletmecilerin daha karmaşık bir yapıyı sürdürebilmek adına hem başlangıçta hem de zaman içinde yatırım yapmalarını gerektirir. Potansiyel maliyet avantajlarının yanı sıra, büyük ölçekli güneş enerjisi santrallerinin sağlayabileceği başka faydalar da mevcuttur. Çin'in en büyük güneş enerjisi santralini konu alan bir araştırma, tesisin hemen çevresindeki toprak kalitesinin iyileştiğini ve buna bağlı olarak bitki örtüsü ile mikrobiyal yaşamın arttığını ortaya koymuştur. Kaynak: SlashG
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Nicolle Wallace çileden çıktı: 'Ülkeyi, kimsenin çıkmak istemediği adamlar yönetiyor' MSNBC sunucusu Nicolle Wallace; Başkan Donald Trump ve ekibinin yönetim anlayışına sızan "manosphere" (erkek egemen internet alt kültürü) kaynaklı, aşırı testosteron odaklı o saçmalıklar silsilesini duyduktan sonra sabrının sınırına geldi. Pentagon muhabiri Priya Sridhar ve diğer gazeteciler Cuma gecesi Wallace'a, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Trump yönetiminin diğer üyeleri tarafından son iki yılda öne sürülen —tam da MAGA (Trump yanlısı) podcast yayıncılarının tarzına uygun— "tıbbi duyuruları" uzun uzadıya anlattılar. Bunlar arasında yeni bir yüksek testosteron ("yüksek T") politikası ve —başka ülkelerde devriye gezen ABD askerlerini etkilediği bilinen hastalıklar da dahil olmak üzere— aşı zorunluluklarının kaldırılması yer alıyor. Ancak yönetimin ordu için düşündüğü politikalar arasında, testosteronu ve zihinsel berraklığı artırmanın bir yolu olarak gereksiz nikotin takviyeleri de var; bu, doktorların uyarılarına rağmen MAGA çevrimiçi topluluğu tarafından övülen bir başka teori. Wallace, "Sigara mı dağıtmaya başlayacaklar? Ben de onlardan biraz istiyorum. Önümüzdeki iki yılı atlatmak için onlara ihtiyacım olacak. Tanrım," diye hayıflandı. Konuşmanın sonlarına doğru Wallace, özellikle güneş ışığını nadiren gören veya hiç görmeyen vücut bölgelerinin bronzlaştırılmasına dair popüler MAGA topluluğu tavsiyesiyle karşılaştığında kendini tutamadı. "Manosphere" topluluğunda testosteron konusundaki konuşmaların 4-5 kat arttığına dair haberleri eleştirirken Wallace, "Pete Hegseth; sanki RFK Jr. ile efsanevi, soytarı kılıklı ve 'GI Joe' özentisi bir tipin çocuğuymuş gibi bir şey," diyerek tepkisini dile getirdi. Ardından Wallace, Tucker Carlson gibi isimlerin feminizm yüzünden genel çapta testosteron seviyelerinin düştüğü yönündeki iddialarını sert bir dille eleştirdi. Üniversiteye giden kadınların kendi "testosteronunu" bir şekilde kişisel olarak etkilediğini savunan Carlson'a yüklenmeden önce, "Bu konuda bazı kan tahlili sonuçları görmem gerekecek," dedi Wallace ve ekledi: "Yani, kadınlar üniversiteye gittiği için Tucker'ın testosteronunun dibe vurduğunu mu söylüyorlar?" Ancak muhabirler, Carlson'ın nikotin poşetlerini savunduğunu ve hatta —piyasada bulunanların yeterince güçlü olmadığını düşündüğü için— artık kendisine ait bir şirketi bile olduğunu belirttiler. Öte yandan Wallace, eski FBI iki numarası Dan Bongino'nun —ki kendisi şu sıralar podcast dünyasına geri dönmüş durumda— yüksek testosteronun "insanı daha iyi bir erkek, daha maskülen ve daha ölümcül kıldığı" yönündeki görüşü savunmasını duyunca kahkahalara boğuldu. "Aman Tanrım! Ülke, kimsenin çıkmak istemediği erkekler tarafından yönetiliyor. Bunun gerçekleştiğine inanamıyorum," diyen Wallace; meşru şirketlerin, insanların —sağlık gerekçesiyle değil de sanki keyif amaçlıymış gibi— testosterona erişimine yardımcı olmasına yönelik alaycı bir tavır sergiledi. Kaynak: Alternet
-
Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Her Şey Buraya...
NUTUK 99 YAŞINDA Atatürk'ün yıllar süren emeğiyle vücut bulmuş eseri: Nutuk, 99 yıl önce 15 Ekim 1927'de TBMM'de Atatürk tarafından okunmaya başlandı. Nutuk'u altı günde okuyan Atatürk, bu yapıtı Gençliğe Hitabe ile bitirip! Cumhuriyeti gençliğe emanet etti.
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Başkan Trump Cuma günü, merhum Senatör Lindsey Graham'ın adını taşıyan yasa uyarınca Rusya'ya uygulanması öngörülen yeni yaptırımları ve gümrük vergilerini —yürürlüğe girmelerine sadece iki gün kala— askıya alan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.
-
En Son Sinema Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Tom Cruise’un ‘Digger’ filmi, öngörülen 245 milyon dolarlık zararla Hollywood tarihinin en büyük fiyaskolarından biri olabilir Warner Bros. yapımı “Digger”, 2 Ekim hafta sonunda iç pazardaki gişede beklentilerin altında kalarak 8 milyon dolarlık bir açılış yaptı. Mission: Impossible – The Final Reckoning’den bu yana rol aldığı ilk filmde Tom Cruise’un yıldız gücüne ve Oscar ödüllü yönetmen Alejandro G. Iñárritu’nun vizyonuna rağmen, bu kara komedi hızla yılın en büyük fiyaskolarından birine dönüştü ve Cruise’a kariyerinin en kötü açılışlarından birini yaşattı. Variety’nin verilerine göre, ikinci hafta sonunda yaşanan %60’lık düşüşün ardından filmin sinema gösterimi sürecinde tahminen 245 milyon dolar zarar etmesi bekleniyor; bu da onu kayıtlara geçen en maliyetli gişe felaketlerinden biri olma yoluna sokuyor. Şişen bir bütçe ve 350 milyon dolarlık başa baş noktası Sondaj çalışmaları bir çevre felaketine yol açan, yaşlanmakta olan bir petrol patronunu canlandıran Cruise’un başrolünde olduğu filmin yapımına, bildirilen rakamlara göre 125 milyon dolarlık bir bütçeyle onay verilmişti. Ancak Variety’ye göre, çekimlerin planlanan süreyi aşmasıyla birlikte yapım maliyetleri 160 ila 180 milyon dolar aralığına yükseldi. Buna, büyük ölçüde Cruise üzerine kurgulanan ve yaklaşık 100 milyon dolar olduğu tahmin edilen küresel pazarlama kampanyası ile bilet satışlarından sinema salonlarına kalan pay (satışların yaklaşık yarısı) eklendiğinde, Variety’nin raporuna göre Digger’ın masraflarını çıkarabilmesi için dünya genelinde yaklaşık 350 milyon dolar hasılat elde etmesi gerekiyor. Bir Warner Bros. sözcüsü ise yayın organına yaptığı açıklamada, başa baş noktasının 300 milyon dolara daha yakın olduğunu belirtti. Film, Cruise’un —ki kendisi genellikle Hollywood’un en güvenilir gişe yıldızlarından biridir— normalde büyük başarı yakaladığı yurt dışı pazarlarında da pek iyi bir performans sergileyemiyor. Digger, uluslararası arenada açılış hafta sonunda 12 milyon dolar kazanarak toplamda 20 milyon dolarlık bir küresel açılışa imza attı. İkinci hafta sonu itibarıyla iç pazarda 14,4 milyon dolar ve dünya genelinde 35,3 milyon dolar hasılat elde eden film —bu rakam Variety’nin başa baş tahmininin kabaca onda biri seviyesinde— gösterim sürecini küresel çapta yaklaşık 50 milyon dolarla tamamlayacak gibi görünüyor. Hollywood’un en meşhur fiyaskoları arasına katılıyor Film bütçeleri sıkı bir şekilde gizlendiği ve film finansmanı karmaşık bir süreç olduğu için, tüm zamanların en büyük gişe fiyaskolarını sıralamak kesin sonuçlar veren bir iş değildir. Yine de 245 milyon dolarlık bir zarar; her birinin yaklaşık 200 milyon dolar zarar ettiği tahmin edilen John Carter, The Marvels, Cutthroat Island ve The Lone Ranger gibi kötü şöhretli fiyaskoların yanına —hatta onların da önüne— Digger’ı yerleştirecektir. (Bu rakamlar kaynağa göre büyük farklılıklar göstermektedir ve enflasyon düzeltmesi yapılmamıştır.) Ancak, o büyük serilerin parçası olan yapımların veya aile filmlerinin aksine, Digger hiçbir zaman geniş kitlelere hitap eden bir film olarak pazarlanmadı. Alışılagelmişin dışındaki tonu, "meta" yapısı ve sanat sineması duyarlılığı, filmin dev bütçeli bir yapım (blockbuster) ölçeğinde pazarlanmasını zorlaştırdı. Başrolünde Cruise yer alsa bile, filmin kaderi her zaman eleştirilere ve kulaktan kulağa yayılan yorumlara bağlıydı. İkiye bölünmüş eleştirmenler ve "kararı siz verin" kampanyası Her iki cepheden de beklenen olumlu sonuç gelmedi. Eleştirmenler keskin bir şekilde ikiye bölündü —film Rotten Tomatoes'ta %52'lik bir puanla çıkış yaptı— ve ilk gösterimdeki izleyiciler filme C+ CinemaScore notu verdi; bu not genellikle kulaktan kulağa yayılan yorumların zayıf kalacağına işaret eder. Warner Bros. olumsuz haberlerin önüne geçmeye çalıştı. Eleştiri ambargosunun kalkmasından yaklaşık bir saat önce stüdyo; övgü dolu ve yerden yere vuran tepkileri yan yana getiren —"Başyapıt"ın yanında "Hoş olmayan", "Harika"nın yanında "Kafa karıştırıcı" gibi— ve sinemaseverleri "kararı kendileri vermeye" çağıran bir reklam yayınladı. Film vizyona girdiğinden bu yana Anne Hathaway, Jane Fonda, Guillermo del Toro ve Mandy Patinkin gibi Hollywood isimleri sosyal medyada filme destek verdiler. Ancak şu ana kadar bunların hiçbiri gişe sonuçlarında kayda değer bir değişime yol açmadı. Bağımsız bir stüdyo olarak Warner Bros. için acı bir veda Bu, Warner Bros. için tatsız bir final oldu. Digger, Paramount Skydance'in 6 Ekim'de Warner Bros. Discovery'yi yaklaşık 110 milyar dolara satın alma sürecini tamamlayıp 103 yıllık stüdyoyu artık Skydance adını taşıyan birleşik bir şirketin bünyesine katmasından önce stüdyonun vizyona soktuğu son filmdi. Daha bir yıl önce Warner Bros.; Sinners ve Weapons gibi özgün yapımların büyük ses getiren başarılar yakalaması ve Paul Thomas Anderson imzalı One Battle After Another filminin ödül sezonunun iddialı yapımlarından biri olarak öne çıkmasıyla tarihi bir başarı serisi yakalamıştı. Ancak Digger’a gelene kadar yaşanan The Bride! ve Supergirl gibi bir dizi maliyetli hayal kırıklığıyla birlikte, 2026 yılı uzun ve sancılı bir veda sürecine dönüştü. Bu durum, bütçesi yaklaşık 11 milyon dolardan 44 milyon dolara fırlayan 1980 yapımı Western filmi Heaven’s Gate (Cennetin Kapısı) ile ilgili süreci akıllara getiriyor. Söz konusu film yaklaşık 3,5 milyon dolar hasılat elde etmiş ve yaşanan bu fiyasko, United Artists’in çatı şirketinin stüdyoyu MGM’e satmasına yol açmıştı. Enflasyon hesaba katıldığında o filmin bütçesi Digger’ınkiyle benzer bir seviyeye denk gelse de, Hollywood’un en meşhur ibretlik vakası bile Warner Bros.’un şu an karşı karşıya kalmaya hazırlandığı 245 milyon dolarlık devasa zararın yanına dahi yaklaşamamıştı. Kaynak: Fortune
-
En Son Beslenme Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- GİZLİ TEHLİKE MUTFAĞINIZDA OLABİLİR: KİLERİNİZDEKİ O KONSERVELERE DİKKAT! UZMANLARDAN ÖLÜMCÜL RİSK UYARISI
GİZLİ TEHLİKE MUTFAĞINIZDA OLABİLİR: KİLERİNİZDEKİ O KONSERVELERE DİKKAT! UZMANLARDAN ÖLÜMCÜL RİSK UYARISI Konserve gıdalar, uzun raf ömürleri ve pratik kullanımları sayesinde hemen hemen her evde acil durum stoğu veya temel gıda maddesi olarak bulundurulur. Genellikle bozulmaz veya sonsuza kadar dayanır gözüyle bakılan bu ürünler, doğru saklanmadığında veya ambalaj bütünlüğü bozulduğunda ciddi gıda zehirlenmelerine ve hatta ölümcül risklere yol açabilir. Gıda güvenliği uzmanları ve doktorlar, özellikle tarihi geçmiş, ambalajı hasar görmüş veya saklama koşulları ihmal edilmiş konserve gıdaların tüketilmesi konusunda çok önemli uyarılarda bulunuyor. Konservelerde karşılaşılabilecek risk sadece tadın bayatlaması ya da dokunun bozulmasıyla sınırlı kalmayıp; korozyon, ambalaj sızıntısı, mikroorganizma bulaşması ve çok güçlü bakteriyel toksinlerin oluşumuna kadar uzanabiliyor. 1. En Büyük Tehdit: Görünmez ve Kokusuz "Botulizm" Toksini Uzmanların konserve gıdalar hususundaki en büyük endişelerinden biri, oksijensiz (anaerobik) ortamlarda hızla çoğalabilen Clostridium botulinum bakterisinin ürettiği botulinum toksinidir. Bu toksinin neden olduğu "botulizm" rahatsızlığı son derece nadir görülse de müdahale edilmediğinde felç ve solunum yetmezliği gibi ölümcül sonuçlar doğurabilen son derece ağır bir tablodur. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından paylaşılan bilgilere göre; botulinum toksini gıdanın görünüşünü, kokusunu veya tadını her zaman değiştirmeyebilir. Yanıltıcı olan kısım tam olarak burasıdır: Rengi veya kokusu son derece normal görünen kontamine olmuş bir gıdanın çok küçük bir miktarının bile tadına bakmak, hayati tehlike oluşturmak için yeterli olabilir. 2. Hangi Konserve Türleri Daha Fazla Risk Taşıyor? Gıdaların yapısındaki asit oranı, bakterilerin yaşama ve çoğalma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle konserve türleri taşıdıkları risk bakımından farklı gruplara ayrılır: A. Düşük Asitli Gıdalar (En Yüksek Risk Grubu) Düşük asitli gıdalar, bakterilerin çoğalması için oldukça elverişli bir ortam sunar. Bu gıdaların güvenli hale gelebilmesi için üretim esnasında çok hassas ve yüksek ısıl işlemlerden geçmesi gerekir. Eğer konservenin kapağı hasar görürse veya üretim/saklama aşamasında bir hata yapılırsa, tehlikeli bakteriler hızla üreyebilir. Sebzeler: Yeşil fasulye, mısır, bezelye, havuç ve pancar gibi düşük asitli sebze konserveleri botulizm risk kılavuzlarında ilk sıralarda yer alır. Et ve Kümes Hayvanları: Tavuk, sığır eti, jambon gibi protein açısından zengin ve düşük asitli gıdalar ekstra dikkat gerektirir. Tarihi geçmiş, ambalajı ezilmiş, sızdıran veya paslanmış et konserveleri kesinlikle açılmamalıdır. Deniz Ürünleri: Ton balığı, somon, sardalya ve midye gibi konserve deniz ürünleri; ambalaj kusurları veya kapak sızdırmazlığının bozulması durumunda hızla tehlikeli hale gelebilir. B. Yüksek Asitli Gıdalar Domates, domates salçası, ananas ve diğer meyve konserveleri yüksek asit içerir. Asit, bazı bakteri türlerinin çoğalmasını engellese veya sınırlandırsa da bu ürünlerin de belirli bir dayanma süresi vardır. ABD Tarım Bakanlığı (USDA), yüksek asitli gıdaların en yüksek kalite için 12 ila 18 ay içinde tüketilmesini önerir (Düşük asitli gıdalar ise uygun şartlarda 2 ila 5 yıl kalitesini koruyabilir). Asitli gıdalar, özellikle sıcak ve nemli ortamlarda saklandıklarında zamanla teneke kutunun iç kaplamasına zarar vererek korozyona (paslanmaya) neden olabilir. C. Süt İçeren Gıdalar ve Çorbalar Konserve çorbalar, et suları (gravy), soslar, krema bazlı çorbalar ve konserve peynir sosları da saklama koşulları bozulduğunda büyük risk taşır. Yapısal değişiklikler, kapak sızdırmazlığının kaybolması veya gıdaya dışarıdan bakteri bulaşması, bu ürünleri görünüşte normal olsalar bile sağlığa zararlı hale getirebilir. 3. Konserveleri Açmadan Önce Mutfakta Dikkat Edilmesi Gereken Belirtiler Gıda güvenliği uzmanları, sağlıklı bir tüketim için kutuyu açmadan önce dış ambalajın dikkatlice incelenmesini tavsiye ediyor. Şu belirtilerden herhangi birini gösteren konserveler asla tüketilmemeli ve kurtarılmaya çalışılmadan doğruca çöpe atılmalıdır: Şişme ve Bombaj: Kutunun alt veya üst kapağında dışa doğru şişkinlik bulunması, içeride bakteri faaliyetine bağlı gaz biriktiğini gösterir. Derin Ezikler ve Çatlaklar: Kutuda oluşan derin göçükler, iç kaplamanın çatlamasına ve gıdanın metalle temas ederek bozulmasına yol açabilir. Paslanma ve Korozyon: Özellikle dikiş yerlerinde veya kapak kenarlarında oluşan paslar, mikro delikler açarak içeriye hava ve bakteri girmesine neden olur. Sızıntı ve Gevşek Kapaklar: Kutunun kenarlarından sıvı sızması veya kolay açılır kapakların gevşemiş olması sızdırmazlığın bittiğini gösterir. Açıldığında Fışkırma veya Köpürme: Konserve açıldığı anda dışarıya sıvı, gaz veya köpük fışkırıyorsa içeride basınç birikmiştir. Olağandışı Kokular: Açıldığında ekşi, küflü veya alışılagelmişin dışında bir koku yayan gıdalar derhal uzaklaştırılmalıdır. 4. Güvenli Saklama ve Doğru Tüketim İpuçları Evdeki konserve stoklarınızı güvenle muhafaza etmek için şu adımları izleyebilirsiniz: Serin ve Kuru Ortam: Konservelerinizi ısı kaynaklarından (ocak, fırın, kalorifer yanları), nemli alanlardan (garaj, bodrum) ve doğrudan güneş ışığından uzak tutun. Sıcaklık dalgalanmaları ambalajın dayanıklılığını azaltır. "İlk Giren, İlk Çıkar" Kuralı: Yeni aldığınız konserveleri kilerin arka tarafına yerleştirip, son kullanma tarihi daha yakın olan eski ürünleri öne alarak ilk olarak onları tüketin. Altın Kural: Şüpheye düştüğünüz her durumda en güvenli yol ürünü tüketmeden atmaktır. Sağlığınız, şüpheli bir konserve kutusunu riske atmaya değmeyecek kadar değerlidir. Kaynak: GBugün
- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Yüksek benzin fiyatlarının en çok etkilediği eyaletleri görün ABD genelinde enerji fiyatları yükselişte; ancak bu artış bazı bölgeleri diğerlerine kıyasla daha sert etkiliyor. Üstelik bu durum, önümüzdeki ay yapılacak ara seçimleri de etkileyebilir. İran'daki gerilime bağlı olarak artan yakıt maliyetleri, Eylül ayında %3,7'ye ulaşan enflasyonun temel nedeni konumunda. Ancak ulusal ortalama, eyaletler arasındaki büyük farklılıkları gizliyor. Brown Üniversitesi İklim Çözümleri Laboratuvarı'nın (Climate Solutions Lab) tahminlerine göre, Wyoming'de ortalama bir hane bu yıl İran gerilimi nedeniyle benzine fazladan 975 dolar harcadı. Oregon'da ise bu ek yük sadece 339 dolardı. Bölgesel benzin fiyatı artışları; rafineri ve nakliye maliyetlerindeki farklılıklar gibi çeşitli etkenlere bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Aynı zamanda, kırsal eyaletlerde yaşayanlar daha büyük araçlarla daha uzun mesafeler katettikleri için genellikle daha fazla benzin tüketiyorlar. Bu da onları artan fiyatlardan daha fazla etkilenir hale getiriyor. Brown Üniversitesi araştırmacıları; kişi başına düşen benzin tüketimi ve yerel fiyatlardaki artışı inceleyerek, her bir eyaletteki ortalama bir hanenin maruz kaldığı ek maliyeti hesapladı. Sonuçlar, yaklaşan Senato seçimlerinde kritik öneme sahip çekişmeli eyaletler de dahil olmak üzere, ülkenin iç kesimlerinin bu durumdan orantısız bir şekilde etkilendiğini gösteriyor. The Wall Street Journal'ın seçim takip sisteminde bu yılki Senato yarışının "başa baş" veya "bir partiye hafif eğilimli" olarak sınıflandırıldığı dokuz eyaletten yedisinde, hane halkı benzin maliyetleri ABD ortalamasından daha hızlı arttı: Iowa, Kansas, Maine, Michigan, New Hampshire, Kuzey Carolina ve Teksas. Öte yandan, Kaliforniya ve New York gibi nüfusun yoğun olduğu kıyı eyaletlerinde maliyet artışları, ABD genelindeki artışa kıyasla daha yavaş seyretti. Her iki eyalette de pompa fiyatları ulusal ortalamadan daha hızlı yükseldi; ancak buralardaki ortalama haneler ülkenin geri kalanına kıyasla daha az benzin tükettiği için, fiyat artışının etkisini o denli şiddetli hissetmediler. İklim Çözümleri Laboratuvarı Direktörü Jeff Colgan, "Asıl belirleyici etken, büyük ölçüde tüketim alışkanlıklarıyla ilgili," dedi. Anketler, ara seçimler yaklaşırken enflasyonun seçmenler için en önemli endişe kaynağı olduğunu gösteriyor. Çalışma Bakanlığı verilerine göre, ülke genelinde benzin fiyatları geçtiğimiz yıl %34, Eylül ayında ise fuel-oil fiyatları %74 oranında artış gösterdi. 2024 seçim kampanyası sürecinde fiyatları "ilk günden itibaren" düşürme sözü veren Başkan Trump'ın onaylanma oranı, İran savaşının başlamasından bu yana tarihi düşük seviyelere geriledi. Artan yaşam maliyetlerine duyulan tepki; Kansas ve Teksas gibi bir zamanlar Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan eyaletlerin, seçim sonuçlarının başa baş gittiği çekişmeli bölgelere dönüşmesine yol açan faktörlerden biri oldu. Benzin fiyatları tablonun yalnızca bir kısmını yansıtıyor; zira motorin maliyetlerindeki artış çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşti. Bu durumun yarattığı yük, traktör, biçerdöver ve kamyonların çalıştırılmasında yakıtın yoğun olarak kullanıldığı tarım bölgeleri üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Yüksek motorin fiyatları nedeniyle hane başına 2.254 dolarlık ek maliyetle (ki bu rakam ulusal ortalamanın neredeyse beş katıdır) Wyoming ilk sırada yer alırken, onu 2.179 dolarla Senato seçimleri açısından kritik öneme sahip ve sonuçları belirsiz eyaletlerden biri olan Alaska yakından takip etti. Iowa, Kansas, Maine, New Hampshire ve Teksas gibi seçim sonuçlarının değişkenlik gösterdiği eyaletler de artan motorin fiyatlarından ülke geneline kıyasla daha fazla etkilendi. Kaynak: TWSJ- Rusya'nın Ukrayna İstilası Hakkında Bütün Haberler
Trump'ın askıya almasının ardından Zelenskyy, Rusya'ya yönelik yeni ABD yaptırımlarına destek çağrısında bulundu Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskyy, Başkan Donald Trump'ın Rusya ekonomisini hedef alan kapsamlı bir kısıtlama paketini durduran bir başkanlık kararnamesini imzalamasından saatler sonra, destekçilerine Rusya'ya yönelik yeni ABD yaptırımlarını savunmaları çağrısında bulundu. Beyaz Saray'ın bu kararı, kış yaklaşırken Ukrayna'nın Moskova'nın giderek artan saldırıları karşısında savunmasız kalabileceğine dair endişeleri daha da artırdı. Zelenskyy, Trump'ın yaptırımları askıya alma hamlesini "talihsiz" olarak nitelendirdi; ancak son günlerde Ukrayna ile Washington arasında derinleşen gerilime rağmen ABD liderini doğrudan eleştirmedi. Zelenskyy, "Amerika'da maalesef, bu savaşı sona erdirmek amacıyla Rusya üzerinde gerçekten etkili bir baskı oluşturması beklenen Lindsey Graham Yasası'nı tamamen göz ardı eden bir karar alındı," diye yazdı. Ayrıca yeni yaptırımların yeniden hayata geçirilebileceğine dair umudunu dile getirdi. "Bu Yasa muazzam bir katkı sağlayabilirdi; hâlâ da sağlayabilir! Ancak gerçekten işe yaraması gerekiyor ve onu destekleyen her ses önem taşıyor," dedi. Kiev, Moskova'nın enerji altyapısına 'büyük çaplı' bir saldırı düzenlediğini açıkladı Zelenskyy ayrıca Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Moskova'nın ülke genelinde 15'ten fazla noktayı hedef alarak Ukrayna'nın enerji altyapısına büyük çaplı bir saldırı düzenlediğini belirtti. "Rusya'nın özellikle enerji sektörümüze yönelik saldırılarının boyutu ve dur durak bilmeyen hızı, maalesef ağır sonuçlar doğuruyor," dedi. Ukrayna Hava Kuvvetleri, Rus güçlerinin gece boyunca dört seyir füzesi ve 332 saldırı dronu fırlattığını açıkladı. Açıklamada, füzelerin tamamının ve dronların 289'unun etkisiz hale getirildiği veya imha edildiği belirtildi. Rusya'nın kış öncesinde elektrik şebekesine yönelik yoğun bombardımanı, sivilleri ısınma ve akan sudan mahrum bırakarak Ukrayna'nın mücadele azmini kırmayı amaçlayan, savaşın her yıl tekrarlanan bir özelliği haline geldi. Ukraynalı yetkililer, Rusya'nın önümüzdeki aylarda daha fazla saldırı düzenlemek amacıyla balistik füze stokladığı konusunda uyarılarda bulundu. Kaynak: CNBC- Kur'an'da Geçen Sebe Melikesini Allah, Sizce Bizlere Neden Örnek Göstermiştir?
Biz Müslümanların Kur’an ile bağın kesen mezhep, cemaat ve tarikat gibi beşeri oluşumlar, ne yazık ki bizlerin Allah’ın vahyi ile aramıza girip HAK GERÇEK İSLAMLA BULUŞMAMIZI ENGELLEMİŞLERDİR. Onun içinde Allah bizlere Kur’an’da, geçmiş toplumlardan nasıl örnekler veriyor ve bu örnekleri ne maksatla veriyor diye üzerinde düşünme zahmetinde bulunmamışız. Hâlbuki Kur’an verdiği bilgilerin dışında bizleri için bir ÖĞÜT, HATIRLATMA VE UYARIDIR. Güvendiğimiz kişilerin bizlere anlattığı, onlarında atalarından öğrendiği inançlarını din diye bizlere yıllarca anlatıp, bizlerin BİLİNÇALTIMIZA YERLEŞTİRMİŞLERDİR. Bizler bu ÖN YARGILARIMIZIN BASKISIYLA ne yazık ki, Allah’ın ayetleri ile bir türlü buluşamıyoruz. Hatta apaçık ayetleri gördüğümüz duyduğumuz halde, tam tersini yaşamakta bir sakınca görmüyoruz. Allah Zuhruf 44. Ayetinde, bizlerin Kur’an’dan sorumlu olduğumuzu çok açık bildirdikten sonra, Ali İmran 103. Ayetinde de, bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı istemiştir. Kur’an’ı anlayabilmemiz içinde hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdığını apaçık bildirmiştir. Bizlerin Kur’an ile aramıza girenler, apaçık bu ayetlerin anlamlarını değiştirip açık ve detaylı olan kitap Kur’an değil, Allah katında ki kitaptır diyerek, Müslümanları doğru istikametinden çevirip, toplumu kendilerine yönlendirip muhtaç etmeye devam ettirmeyi başarmışlardır. Enam suresi 38. Ayetinde de biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık diyerek, KUR’AN’DA NE VARSA ONDAN SORUMLU OLDUĞUMUZU APAÇIK BİLDİRİP, BİZLERİ RAHATLATMIŞTIR. Ayrıca yine birçok ayetinde Kur’an’ı açıklamak bize aittir diyerek nice örneklerle de açıkladığını, bizlerin ayetler üzerinde mutlaka ön yargılarımızdan önce kurtulup, bilinçaltımızı temizleyerek tertemiz beyinlerimizle, AYETLER ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMİZİ, ÖZELLİKLE EMRETMİŞTİR. Bu makalemde sizleri, Allah’ın bu uyarı ve ikazları ışığında, Kur’an’da Neml suresi 22 ve 44. Ayetleri arasında geçen, SEBE halkını yöneten bir kadın kraliçeden örnekler verilir, hem de çok uzun ayetlerle bizlere Rabbimiz Kur’an’da, özellikle çok önemli bir konuyu anlatır. Her nedense bu ayetleri bizler, sanki hikâye masal dinler gibi okur geçeriz ama hiç ders almayız. Gelin bu konu üzerinde dikkatle düşünelim ki, ALLAH BU AYETLERLE BİZLERE NELER ANLATIYOR, NASIL DERSLER VERİYOR OLABİLİR ONU ANLAMAYA ÇALIŞALIM. Ben ayetleri yazmıyorum çok uzun, sizler bu ayetleri lütfen, Neml suresi 22 ve 44. Ayetlere kadar okuyunuz, Allah bu ayetlerle bizlere neler anlatıyor onu anlamaya çalışalım. Kur’an’da Neml Suresi'nde detaylıca anlatılan SEBE Melikesi ve Hz. Süleyman kıssası, sadece tarihsel bir olay değil YÖNETİM, AHLAK, AKIL VE İMAN EKSENİNDE ÇOK ÖNEMLİ MESAJLAR VERİR. Bu ayetlerden alacağımız kıssadan hislere gelince. İSTİŞARE VE ORTAK AKLA ÖNEM VERMENİN dikkati çekiliyor. Sebe Melikesi, Hz. Süleyman’dan teslim olmalarını isteyen mektubu aldığında, tek başına fevri bir karar vermemiştir. Kur'an onun bu tavrını şöyle aktarır: "EY İLERİ GELENLER! DURUMUM HAKKINDA BANA FİKİR VERİN. SİZ YANIMDA OLMADAN HİÇBİR İŞE KESİN KARAR VERMEM" (Neml, 32). Güç ve makam sahibi olmak, her şeyi en iyi bizim bildiğimiz anlamına gelmez. Hayatın her ALANINDA AİLE, İŞ, DEVLET İSTİŞARE, DANIŞMA mekanizmasını çalıştırmak, büyük hataların önüne geçer. Yani ben bilirim, ben karar veririm diyen, daha başta yanılmaya hata yapmaya mahkûmdur. Kur’an’da bu konuda devleti yönetenleri uyarıp istişare ile devletin yönetilmesini emreder. NE DERSİNİZ BİZLERİ BÖYLEMİ YÖNETİYORLAR? Alacağımız bir başka derse gelince. Kışkırtmalara karşı sağduyu ve barışçıl olmalıyız. Melike danışarak hareket ettiğinde, çevresindeki askeri ileri gelenler güçlerine güvendiklerini ve savaşabileceklerini söyleyerek, onu savaşa teşvik etmişlerdir. ANCAK O, SAVAŞIN YIKICILIĞINI VE GİRDİKLERİ ŞEHİRLERİ NASIL TARUMAR EDECEĞİNİ BİLEREK DİPLOMASİYİ VE BARIŞI SEÇMİŞTİR (Neml, 34). Buda bizleri yönetecek liderlerin nasıl EHİL VE BİLİNÇLİ İNSANLARDAN SEÇMEMİZİN ÖNEMİNE İŞARET EDİYOR. Haklı veya güçlü olduğumuzda bile ilk çözüm yolu her zaman kavga, çatışma veya savaş olmamalıdır. Sağduyu ve barışçıl diplomasi, her zaman fevri ve gururlu çıkışlardan daha üstündür. Hatırlatırım Allah bir kadının böyle adaletli bir yönetim sergilediği örneğini boşuna vermiyor ve diyor ki, “BEN KADIN ERKEK AYRIMI YAPMAM HEPİNİZ BİRBİRİNİZİ TAMAMLAYAN, BİRBİRİNİZE ÜSTÜNLÜĞÜ OLMAYAN ÇOK ÖZEL KULLARIMSINIZ.” Maddiyata ve rüşvete tamah etmemek, alacağımız çok önemli derslerden birisi diyebiliriz. Melike, Hz. Süleyman’ın niyetini ölçmek ve belki de onu durdurmak için büyük hediyeler (rüşvet/vergi) göndermiştir. Ancak Hz. Süleyman, Allah'ın kendisine verdiklerinin daha hayırlı olduğunu söyleyerek, bu hediyeleri reddetmiştir (Neml, 36). İhlaslı ve dürüst bir insan, maddi menfaatler veya rüşvet karşılığında ilkelerinden ve inancından taviz vermez. GERÇEK ZENGİNLİK, ALLAH’IN İNSANA SUNDUĞU HİDAYET VE AHLAKTIR. Sanırım bu örnek, günümüzde bizlerin alması gereken en önemli ders diyebiliriz. İnancımızı Kur’an dışı rivayet ve sanı sözlerle yaşarsak, Allah’ın kadına verdiği bu önemi asla anlayamayız. Çünkü mezheplerin öğretisinin kadına verdiği üzücü hak etmedikleri değeri, utancımdan yazmak bile istemiyorum. Ayetlerden alacağımız bir başka ders, gerçeği gördüğünde teslim olabilmek, yani devleti yönetenlerin nasıl bilge, ehil bir kişi özelliğini taşıması gerektiğini gösteriyor. Bu kıssanın en çarpıcı yönü, Sebe Melikesi’nin Hz. Süleyman’ın sarayına girdiğinde yaşadığı aydınlanmadır. SIRÇA SARAYIN ZEMİNİNİ SU SANIP ETEKLERİNİ TOPLAMIŞ, ANCAK GERÇEĞİ ÖĞRENİNCE KENDİ ACZİYETİNİ VE DAHA ÖNCE GÜNEŞE TAPARAK, NE KADAR BÜYÜK BİR YANILGI İÇİNDE OLDUĞUNU ANLAMIŞTIR. Hiçbir kibir göstermeden, şu samimi itirafta bulunmuştur: "RABBİM! BEN GERÇEKTEN KENDİME ZULMETMİŞİM. SÜLEYMAN'LA BERABER, ÂLEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'A TESLİM OLDUM" (Neml, 44). Bizlerin elinde apaçık Allah’ın NURU Kur’an durduğu halde, bizler hala apaçık gerçeğe tabi olacağımıza, atalarımızın rivayet inançlarına inatla inanmaya devam ediyorsak, GERÇEKLERE YÜZÜMÜZÜ VE KALBİMİZİ KAPATMIŞIZI DEMEKTİR. İnsanın en büyük erdemlerinden biri, hatasını yanlışını anladığı an kibre kapılmadan, doğrudan hak olan gerçekten yana dönmesidir. Melike, o muazzam saltanatına ve gücüne rağmen hakikati gördüğü an gururunu ayaklar altına almış ve iman etmiştir. İŞTE ALLAH BU ÖRNEKLERİ KUR’AN’DA BOŞUNA VERMİYOR, Yani Rabbimiz bizlere masal hikâye anlatmıyor, ders alalım batıl ve rivayetlerden uzaklaşıp hak olan Kur’an gerçekleriyle buluşmamızı istiyor. Alacağımız bir başka derse gelince; Görünüşe aldanmamak ve önyargıları yıkmak iman etmiş bir Müslüman için çok önemlidir. Zemindeki camı su sanan Melike'nin bu yanılgısı, aslında insanların dünyadaki geçici ihtişamı, gücü ve parayı "MUTLAK GERÇEK" sanarak aldanmalarına bir göndermedir. Dünya hayatı yanıltıcı göz alıcı bir parıltıdan ibarettir. İNSAN, HAYATIN DIŞ GÖRÜNÜŞÜNE ALDANIP, ARKASINDAKİ MUTLAK YARATICIYI VE HAKİKATİ GÖZDEN KAÇIRMAMALIDIR. Ne yazık ki bizler günümüzde bu gerçeği hala göremedik, görecek gibi de görünmüyoruz. Özetle şunu söyleyebiliriz. SEBE Melikesi kıssası, bizlere AKILLI, ADİL, İSTİŞAREYE AÇIK VE KİBRE KAPILMAYAN BİR LİDERLİK/İNSANLIK MODELİNİ, ÖZELLİKLE BİR KADIN YÖNETİCİ ÜZERİNDE SUNAR. Kadının erkekten farkı olmadığını, hatta kadının bir erkekten bile dahi iyi yönetebileceğini, önemli olan kıstasların olduğu gerçeğini hatırlatır. Bu gerçeği görmek istemeyen günümüz Müslüman toplumları, kadını eve kapatıp, o çocuk doğursun mantığını, bilinçaltına yerleştirdikleri için, ne yazık ki Müslüman toplum SOSYAL DEĞİL A DOSYAL BR TOPLUM OLDU. Ayet, gücü elinde bulundururken bile, hakkı teslim edebilmek ve hakikate boyun eğebilmek, insanı hem dünyada hem ahirette yücelten en temel vasıf olduğu anlatılmak isteniyor. Dilerim bu kıssadan gereken dersi alan ve kendi yöneticisini de bu vasıflarda, ehil olanların arasından seçebilen, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK- Tesla Modelleri Hakkında Her Şey Buraya
0'dan 60 mil/saat hıza 0,81 saniyede- Tesla Modelleri Hakkında Her Şey Buraya
kickflip yap- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
MediasTouch Vay canına. Cumhuriyetçi adaylar, fiyatlar çok yüksek olduğu için destekçilerinden benzin parası istiyor. İran savaşının sona erdirilmesi yönündeki oylamalarda defalarca ret oyu veren Ashley Hinson, seçim otobüsü için halktan yakıt parası bağışında bulunmalarını istiyor.- Tesla Modelleri Hakkında Her Şey Buraya
Gerçek hayat, gerçek uçuş- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
The New York Times Son Dakika: ABD bütçe açığı, pandemi döneminden bu yana en yüksek seviye olan 2 trilyon dolara yaklaşıyor. Trump yönetimi İran savaşı ve gümrük vergisi iadeleri için harcama yaparken, yükselen faiz oranları borçlanma maliyetlerini artırıyor.- En Son Beslenme Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- Mutfak Dünyasının Unutulmaz Rehberi Anthony Bourdain Açıkladı: "Dünyanın En Önemli 3 Yemek Başkenti"
Mutfak Dünyasının Unutulmaz Rehberi Anthony Bourdain Açıkladı: "Dünyanın En Önemli 3 Yemek Başkenti" Hayatı boyunca 7 kıtada 80’den fazla ülkeyi gezen, A Cook's Tour, No Reservations, The Layover ve Parts Unknown gibi efsanevi programlarıyla milyonları ekran başına kilitleyen dünyaca ünlü şef ve gezgin Anthony Bourdain, dünya mutfak haritasının en özel noktalarını keşfetti. 2011 yılında National Geographic’e verdiği özel bir röportajda seyahat tecrübelerini ve çekim lokasyonlarının perde arkasını paylaşan Bourdain, gastronomi dünyasına yön veren "üç büyük yemek başkentini" açıkça ilan etti. İspanya'nın göz alıcı plajları ve pintxos (Bask usulü tapas) lezzetleriyle ünlü sahil kenti San Sebastian'ı listenin ilk sırasına koyan ünlü şef; küçük alanlarda dahi devasa bir lezzet çeşitliliği sunan üç Asya devini bu listenin kalbine yerleştirdi: Singapur, Hong Kong ve Tokyo. Bourdain’e göre bu şehirler sadece lezzetli yemekleriyle değil; mutfağın kültür, tarih ve siyasetle iç içe geçtiği, ulusal kimlikleri şekillendiren derin yapılarıyla öne çıkıyordu. 1. Singapur: Yeryüzünün Yemek Odaklı En Önemli Şehri Anthony Bourdain, Parts Unknown programının dört bölümünü ayırdığı Singapur’u "Muhtemelen yeryüzündeki yemek odaklı en önemli yer" sözleriyle tanımlıyordu. Küçücük bir ada devleti ve Asya’nın en zengin finans merkezlerinden biri olan Singapur, sürekli iştahlı olan nüfusunu beslemek için gıda ithalatına bağımlı bir yapıya sahip. Şehir; gökdelenleri, lüks moda markaları ve haute cuisine (üst düzey mutfak sanatı) ile modernizmin zirvesini yaşatırken, yemek kültürünü adeta bir ulusal cazibe merkezi olarak sunuyor. Singapur'da her bütçeye uygun bir gastronomik deneyim bulmak mümkün: Lüks Restoranlar: Bourdain'in ilk programlarında ziyaret ettiği, menüleri vücudun yin ve yang enerjisini dengelemek üzere özel olarak tasarlanmış yüksek konseptli mekânlar. Açık Hava Yemek Merkezleri (Hawker Centers): Şehrin asıl ruhunu yansıtan bu açık hava alanları; Çin, Malezya ve Hindistan mutfaklarının muazzam bir bileşimini sunuyor. Erişte ve pilavın zengin acı biber, köri veya yoğun soslarla harmanlandığı bu tezgahlarda; yengeç, karides ve ülkenin milli yemeği kabul edilen Hainan usulü tavuklu pilav başrolde yer alıyor. Bourdain normalde yemeklerin estetik kaygılarla aşırı çekici gösterilmesinden nefret etse de Singapur'daki çekimlerde bunu engelleyemediğini; çünkü şehirdeki her tabağın kendiliğinden inanılmaz derecede iştah kabartıcı göründüğünü itiraf etmişti. 2. Hong Kong: Siyasetin Gölgesinde Yok Olan Sokak Lezzetleri Değişime ve dönüşüme her zaman hızlı uyum sağlayan Hong Kong, Bourdain için hem büyük bir tutku hem de derin bir hüzün kaynağıydı. Şehre üçüncü ve son ziyaretini 2018 yılında, o dönemki partneri Asia Argento'nun yönettiği bir bölüm çekimi için gerçekleştiren Bourdain, hayran olduğu bu metropolün siyasi müdahaleler nedeniyle özgün kimliğini kaybetmeye başladığını görerek büyük bir üzüntü yaşadı. Hong Kong mutfağı, İngiliz sömürge döneminden mirasa kalan zarif "high tea" (ikindi çayı) geleneklerinden, Çin ana karasının zengin Kanton mutfağına kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip. Ancak şehrin gerçek ruhu, yeşil teneke çatılı barakalarda işçi sınıfı göçmenlerin işlettiği açık hava yemek tezgahları olan "Dai Pai Dong"larda gizliydi. Sokak Kültürünün Sonu: Bir zamanlar yüzlercesi bulunan bu ikonik mekanların, hükümet kısıtlamaları yüzünden Bourdain’in çekimleri sırasında 28’e kadar gerilemesi ünlü şefi şok etmişti. Günümüzde ise sadece 17 tanesi ayakta kalabilmiş durumda. Unutulmaz Tatlar: Bourdain'in Hong Kong'da en çok öne çıkardığı lezzetler arasında; ağır ateşte pişmiş dana döşlü zengin erişte çorbası, favorisi olan erik soslu fırınlanmış kaz ve yapımı büyük ustalık gerektiren geleneksel bambu eriştesi yer alıyordu. 3. Tokyo: "Ömrümün Sonuna Kadar Tek Bir Şehirde Yiyecek Olsaydım..." Tokyo, Anthony Bourdain’in mutfak dünyasındaki en büyük aşkıydı. Parts Unknown programının Tokyo bölümü için tuttuğu notlarda kurduğu şu cümle, bu şehre olan tutkusunu özetlemeye yetiyordu: Japonya’ya yaptığı 9 ziyaretin 7’sini Tokyo’ya ayıran Bourdain, ilk gidişinde şehre adeta vurulduğunu ve bu deneyimin kendisi için insani bir dönüşüm, adeta dini bir tecrübe olduğunu belirtmişti. Suşide Nirvanaya Ulaşmak: Suşi kültürünü New Yorklu usta şef Naomichi Yasuda’dan öğrenen Bourdain, dünyaca ünlü Jiro Dreams of Sushi belgeseline konu olan ikonik restoran Sukiyabashi Jiro’da suşi konusunda adeta nirvanaya ulaştığını ifade etmişti. Favori Japon Lezzetleri: Tokyo sokaklarında ve gizli restoranlarında geçirdiği zaman boyunca Bourdain’in en çok keyif aldığı tatlar; deniz kestanesi (uni), ördek etli özel sosa batırılarak yenen karabuğday eriştesi (soba) ve ızgara tavuk şiş (yakitori) oldu. Bourdain, Tokyo için yazdığı son yazılardan birinde, "Hayatımın geri kalanını bu şehirde geçirebilir, dili öğrenebilir ve mutlu bir cehalet içinde huzurla ölebilirdim" diyerek Japon başkentine olan hayranlığını ölümsüzleştirdi. Kaynak: G- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Yargıç, 10 milyar dolarlık BBC davasında ifade vermekten vazgeçen Trump'a yaptırım tehdidinde bulundu Öne Çıkanlar Bir federal sulh yargıcı Cuma günü, Başkan Donald Trump'ın BBC'ye karşı açtığı hakaret davasındaki sürece "katılmaması" nedeniyle kendisine yaptırım uygulama tehdidinde bulundu. Bu gelişme, yayın kuruluşunun mahkemeye Trump'ın dava kapsamında planlanan ifadesini vermekten vazgeçtiğini ve gelecek yıla kadar görüşme yapılamayacağını bildirmesinin ardından yaşandı. Önemli Ayrıntılar Sulh Yargıcı Enjolique A. Lett Cuma günü bir emir yayınlayarak Trump'tan, ifade verme süreciyle ilgili olarak BBC'ye 22 Ekim'e kadar bir yanıt sunmasını istedi. Yargıç, mahkemenin daha önce Başkanı davaya "katılım göstermemesi" nedeniyle "uyardığını" ancak bunun "bir sonuç vermediğini" belirtti. Lett, davanın delil toplama (discovery) süreciyle ilgili mahkeme takvimine "kesin" bir şekilde uyulmamasının "yaptırımlara yol açacağını" yazdı. Trump, BBC'ye 10 milyar dolarlık dava açmıştı. Trump; yayın kuruluşunun, 6 Ocak 2021'deki konuşmasına ait bir videoyu 2024 tarihli bir belgesel için "yanıltıcı" bir şekilde kurgulayarak kendisine iftira attığını, böylece kendisinin o tarihte şiddeti kışkırtmaya çalıştığı izlenimini yaratmaya ve izleyicileri 2024 seçimlerinde kendisine karşı önyargılı hale getirmeye çalıştığını iddia ediyor. Her iki tarafın da davalarını destekleyecek kanıtları topladığı "delil toplama" süreci kapsamında BBC, Trump'ın ifadesini almaya çalışıyor; kuruluş Salı günü mahkemeye sunduğu dilekçede bu ifadenin Cuma günü gerçekleşmesi gerektiğini belirtmişti. Başlangıçta ifade işleminin lojistik detayları konusunda BBC ile koordinasyon sağlamayan Trump'ın avukatları, daha sonra yayın kuruluşuna Başkan'ın "ulusal öneme sahip diğer meseleler" nedeniyle ifadeye katılamayacağını bildirdi. Avukatlar ayrıca, davadaki delil toplama sürecinin Aralık ayında sona ermesi planlanmasına rağmen, Trump'ın en erken Ocak 2027'ye kadar ifade veremeyeceğini ifade etti. Trump’ın hukuk ekibi, yaptırım tehdidine veya BBC’nin Trump’ın ifade vermeye zorlanması yönündeki talebine doğrudan yanıt vermedi; ancak Forbes’a yaptıkları açıklamada, Başkan’ın açtığı davanın BBC’yi "karalama ve pervasızca seçimlere müdahale" eylemlerinden ötürü sorumlu tutmayı amaçladığını öne sürdü. Dikkat Edilmesi Gerekenler BBC, mahkemeden Trump’ın dava kapsamında makul bir süre içinde ifade vermeye zorlanmasını talep etti; Yargıç Lett ise Cuma günü, konunun 22 Ekim’deki bir duruşmada ele alınmasını kabul etti. Yargıcın Trump veya avukatlarına herhangi bir yaptırım uygulayıp uygulamayacağı ve uygulanması halinde bu cezaların ne türde olacağı henüz belirsizliğini koruyor. Önemli İfade BBC Salı günü sunduğu dilekçede, Trump’ın dava öncesi bilgi ve belge paylaşım sürecine (discovery) en temel düzeyde bile katılımını sağlamak için mahkemenin "her aşamada müdahale etmek zorunda kaldığını" belirtti. Dilekçede, özellikle de "davayı bizzat açan tarafın" Trump olduğu bir durumda, bir tarafı bu sürece "zorla ve direnmesine rağmen sürüklemenin ne mahkemenin ne de karşı taraf avukatlarının görevi olduğu" yönündeki geçmiş bir davaya atıfta bulunuldu. BBC avukatları mahkemeye, Başkan’ın "bu davayı açmayı seçtiğini ve bunu yaparak hukuk davası sürecinin getirdiği yükümlülükleri kabul etmiş olduğunu" savundu. Konuyla İlgili Bir Başka Husus Trump’ın ifade vermesine ilişkin tartışma, BBC davası kapsamında yürütülen çeşitli süreçlerden yalnızca biri; zira yayın kuruluşu, Trump’ın çocukları Donald Trump Jr. ve Ivanka Trump ile damadı Jared Kushner gibi yakın çevresindeki isimlerin de tanıklığına başvurmayı amaçlıyor. BBC Ağustos ayında mahkemeye sunduğu bilgide, Gizli Servis koruması altında olmaları nedeniyle Başkan’ın aile üyelerine mahkeme celplerini şahsen tebliğ etmesinin engellendiğini bildirmişti. Kuruluş, Trump’ın çocukları ve Kushner’in, Trump’ın 6 Ocak’taki konuşmasının ardındaki "niyeti" konusunda "kişisel bilgiye" sahip olmaları nedeniyle bu celplerin gerekli olduğunu savunuyordu. Mahkeme Ekim ayında aldığı kararla, yayın kuruluşunun Trump ailesine tebligatı iadeli taahhütlü posta göndermek veya avukatlarıyla iletişime geçmek gibi alternatif yollarla yapabileceğine hükmetti ve böylece söz konusu ifadelerin alınmasının önünü açtı. BBC, 6 Ocak'ta Trump'ın dönemin Özel Kalem Müdürü Mark Meadows'a asistanlık yapan ve Kongre Binası'na düzenlenen saldırı hakkında Kongre'ye ifade veren eski Beyaz Saray danışmanı Cassidy Hutchinson'dan ifade alma konusunda daha az başarılı oldu. Hutchinson mahkemeden kendisine tebliğ edilen celbin iptalini talep etti; mahkeme de ifadesinin "konuyla ilgisiz" olacağı ve kendisini "baskı ve tacize maruz bırakacağı" yönündeki argümanını haklı bularak bu talebi kabul etti. Önemli Arka Plan Bilgisi Trump, Birleşik Krallık'ta 2024 seçimleri öncesinde yayınlanan ancak ABD'de gösterilmeyen "Panorama" belgeseli nedeniyle Aralık ayında BBC'ye iftira davası açtı. Belgeselde, Başkan'ın 6 Ocak'ta destekçilerine hitaben "Kongre Binası'na doğru yürüyeceğiz... ve ben de orada sizinle olacağım. Ve savaşacağız. Canla başla savaşacağız," dediği aktarılıyordu. Oysa Trump gerçekte, "Kongre Binası'na doğru yürüyeceğiz ve cesur senatörlerimiz ile kongre üyelerimize destek tezahüratları yapacağız," demişti. "Canla başla savaşma" yönündeki ifadeyi ise bundan 50 dakikadan daha uzun bir süre sonra kullanmıştı. BBC, yaptığı kurgu işleminin "Başkan Trump'ın şiddet eylemi için doğrudan bir çağrıda bulunduğu yönünde yanlış bir izlenim" yarattığını belirterek Başkan'dan özür diledi; ancak içeriğin iftira niteliği taşıdığı iddiasını kesin bir dille reddetti. Trump başlangıçta BBC'nin kurgu işleminin ticari faaliyetlerine zarar verdiğini öne sürmüş olsa da, BBC'nin kendisinden varlıkları ve işletmelerinin değerine ilişkin kapsamlı mali bilgileri talep etmesi üzerine davasının kapsamını daraltma izni almasıyla birlikte, dava artık yalnızca kişisel itibarının zarar gördüğü iddiasına dayanıyor. Kaynak: Forbes- Futbol FIFA Dünya Kupaları Hakkında Bütün Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
FIFA, Trump'a verilen barış ödülünü inceleyecek Bir FIFA komitesi, Gianni Infantino'nun başkanlığı döneminde alınan yönetim kararlarına ilişkin daha kapsamlı bir inceleme kapsamında, geçen yıl oluşturulan ve Başkan Donald Trump'a verilen "Barış Ödülü"nü gözden geçirecek. Futbolun dünya genelindeki yönetim organı, kısa süre önce uluslararası merkezi olan İsviçre'nin Zürih kentindeki toplantılarını tamamladı; toplantıların ardından FIFA Konseyi, 2026 Dünya Kupası öncesinde, sırasında ve sonrasında ortaya çıkan bir dizi konuyu ele alma sürecinde olduklarını açıkladı. Barış Ödülü, FIFA'nın Futbol Sosyal Sorumluluk Komitesi tarafından incelenecek; bu inceleme, ödülün oluşturulma sürecinin yanı sıra ABD başkanına verilmesi kararını da kapsayacak. USA Today'in aktardığına göre Infantino, "Futbol Sosyal Sorumluluk Komitesi'nin konuyu analiz edip bir öneri sunması kararlaştırıldı ve nihai karar bir sonraki FIFA Konseyi toplantısında alınacak," dedi. FIFA, komitenin ödülün geleceğine dair kararını Aralık ayında vereceğini belirtti. Newsweek, görüş almak amacıyla mesai saatleri dışında FIFA ve Beyaz Saray ile iletişime geçti. FIFA Barış Ödülü Nedir? Infantino'nun fikri olarak görülen FIFA Barış Ödülü, resmen Kasım 2025'te tanıtılmıştı. FIFA Başkanı, Instagram'da paylaştığı bir gönderide, "Giderek daha istikrarsız ve bölünmüş bir dünyada, çatışmaları sona erdirmek ve insanları barış ruhu içinde bir araya getirmek için çaba gösterenlerin üstün katkılarını takdir etmek büyük önem taşıyor," ifadelerini kullanmıştı. Bir ay sonra, 2026 Dünya Kupası kura çekimi için bir araya geldiklerinde, Infantino ödülü ilk kez Trump'a takdim etti. Infantino, Trump'a kupa ve madalyayı verirken, "Bu sizin ödülünüz. Bu sizin barış ödülünüz," dedi. Trump, kendi döneminde ABD'nin "milyonlarca hayatı" kurtardığını öne sürmeden önce, "Bu gerçekten hayatımdaki en büyük onurlardan biri," şeklinde konuştu. Trump sözlerine, "Dünya artık daha güvenli bir yer," diyerek devam etti. “Amerika Birleşik Devletleri bir yıl önce pek de iyi durumda değildi; ancak şu anda söyleyebilirim ki, dünyanın en gözde ülkesi konumundayız.” Barış Ödülü Soruşturması, Infantino’ya Yönelik Daha Geniş Kapsamlı İncelemelerin Gölgesinde FIFA, Trump’a tarihteki ilk barış ödülünü verme kararını gerekçelendirirken; onun “İsrail ile Filistin arasında ateşkes sağlanmasında ve barışın teşvik edilmesinde kilit bir rol oynadığını” —ki bu ifade, Ekim 2025’te İsrail ile Hamas arasında imzalanan ateşkes ve rehine takası anlaşmasına bir göndermedir— ve “diğer çatışmaları sona erdirmek için aktif çaba gösterdiğini” belirtti. Ancak bu hamle, siyasi açıdan tarafsız olması gereken bir futbol kurumunun neden bir barış ödülü oluşturduğu ve ödülün kime verildiği konularında yoğun eleştirilere ve inceleme taleplerine yol açtı. Birleşik Krallık merkezli insan hakları örgütü FairSquare, FIFA Etik Kurulu’ndan konuyu incelemesini ve Infantino’nun siyasi tarafsızlık kurallarını ihlal edip etmediğini araştırmasını talep etti. İran savaşının başlamasından haftalar önce, Şubat 2026’nın başlarında Sky News’e verdiği bir röportajda Infantino, Trump’ın “çatışmaların çözülmesinde ve hayatların kurtarılmasında önemli bir rol oynadığını” savunarak kararı desteklemiş ve ABD başkanının bir noktada Nobel Barış Ödülü’nü almasını beklediğini ifade etmişti. Bununla birlikte, FIFA yetkilileri bu hafta yaptıkları açıklamada, ödülle ilgili tüm hususların şu anda incelenmekte olduğunu doğruladı. BBC’nin aktardığına göre FIFA Başkan Yardımcısı Debbie Hewitt şunları söyledi: “Her şeyden önce Barış Ödülü’nün nasıl ortaya çıktığını, ortaya çıkmasının gerekip gerekmediğini, ödülün bu şekilde verilip verilmemesi gerektiğini, kararı kimin aldığını ve ödülün kaldırılıp kaldırılmayacağını ya da yeniden düzenlenip düzenlenmeyeceğini değerlendirecekler.” Zürih’teki toplantıların ardından basına konuşan Hewitt, Infantino’nun başkanlığıyla ilgili, FIFA komitelerinin artık ele alacağı başka endişeleri de dile getirdi. Bu endişeler arasında, ABD başkanından geldiği anlaşılan baskıların ardından ABD Milli Takımı oyuncusu Folarin Balogun’a verilen bir maçlık cezanın askıya alınması kararı ve kurumun Dünya Kupası operasyonlarını özelleştirmeyi amaçlayan ancak daha sonra rafa kaldırılan “Forward Enterprise” planı yer alıyor. FIFA, bu konularla ilgili ilave duyuruların Aralık ayında yapılacağını açıkladı. Kaynak: NW- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Petrol fiyatları Mayıs ayından bu yana ilk kez varil başına 110 dolar seviyesine ulaştı Sektörün ABD-İran ve Rusya-Ukrayna savaşlarından kaynaklanan süregelen şoklarla karşı karşıya kaldığı bir ortamda, uluslararası bir petrol göstergesi Cuma günü varil başına 110 dolar seviyesini gördü. Uluslararası standart kabul edilen Brent ham petrolünün fiyatı, Cuma günkü işlemlerde 110 dolara ulaştı. Bu, ABD ve İsrail'in İran ile çatışmayı başlatmasından üç aydan kısa bir süre sonra, 20 Mayıs'tan bu yana görülen en yüksek seviye oldu. Söz konusu emtia, Cuma günü öğleden sonra geç saatlerde yaklaşık 109,75 dolardan işlem görüyordu. Brent ham petrol fiyatları, gösterge fiyatın varil başına 120 doların üzerine çıktığı Nisan ayı sonlarında zirve yapmıştı. Petrol fiyatları, İran ile yaşanan çatışmanın ilk aylarında hızla yükselmiş; ancak ABD ve İran'ın, her iki tarafın da diğerini ihlalle suçladığı bir ateşkes ortamında hareket ettiği Haziran ve Temmuz aylarının büyük bölümünde varil başına 80 doların altına gerilemişti. Ancak sekizinci ayına yaklaşan savaşın devam etmesiyle birlikte petrol fiyatları yeniden 100 dolar sınırını aştı. Kuzey Amerika'nın gösterge petrolü olan Batı Teksas türü (WTI) ham petrol de Cuma günü, 21 Eylül'den bu yana ilk kez varil başına 100 doların üzerine çıktı. Petrol fiyatlarındaki bu artış, Amerikalılar için akaryakıt pompası fiyatlarına da yansıdı. AAA verilerine göre, Cuma günü ABD'de normal benzinin galon fiyatı ortalama 4,33 dolar civarındaydı. Yine AAA verilerine göre, Cuma günü motorinin ortalama fiyatı da 6,30 doların üzerindeydi; bu rakam bir yıl öncesine kıyasla yaklaşık 2,70 dolar daha yüksekti. GasBuddy petrol analizi birimi başkanı Patrick De Haan, Cuma günü X sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda, "Amerikalılar, 1 Mart'tan bu yana benzin ve motorin alımları için geçen yılın aynı dönemine kıyasla 135 milyar dolar daha fazla harcama yaptı," ifadelerini kullandı. Başkan Trump, Rusya'nın küresel pazara sunduğu motorin arzını artırmasını öngören bir anlaşma da dahil olmak üzere, artan maliyetlere çözüm bulmaya çalıştı. İki ülke Trump'ın önerdiği enerji ateşkesini kabul etmeyip çatışmayı sürdürürken, Ukrayna güçleri Rus rafinerilerine yönelik saldırılar başlattı. Kaynak: TheHill- Aşk, Mutluluk ve Sevgi Hakkında En Son Haberler
Evet o öpücüğü hissetmediyseniz sizden hiç bir şey olmaz kardeşim- Filistin İsrail Sorunu - Bütün Detaylarıyla Buraya
The Washington Post Maskeli İsrailli yerleşimciler Cuma günü Filistinli köylülere saldırarak zeytinlikleri ateşe verdi ve taş attı. Saldırıya maruz kalanlar arasında Post gazetesi fotoğrafçısı Heidi Levine de vardı. Levine, "Beni durmaksızın tekmelediler; muhtemelen 50 kez falan tekmelemişlerdir," dedi.- Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
Barrack Obama 20.000 kişi vardı ama çıt çıkmıyordu. O adam, vakarı ve devlet adamlığı duruşuyla kitleleri büyüleyebiliyor.- En Son Savunma ve Askeri Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
TUSAŞ’ın 2035 Hedefleri: ▪️150+ KAAN ▪️200+ HÜRJET ▪️150+ HÜRKUŞ ▪️10.000+ Taktik İHA ▪️200+ GÖKBEY ▪️150+ T925 ▪️100+ ATAK ▪️250+ ANKA-3 ▪️150+ AKSUNGUR ▪️150+ ANKA ▪️20+ Uydu ▪️30+ Yeni Ürün - GİZLİ TEHLİKE MUTFAĞINIZDA OLABİLİR: KİLERİNİZDEKİ O KONSERVELERE DİKKAT! UZMANLARDAN ÖLÜMCÜL RİSK UYARISI
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.