Bütün Eylemler
Geçen saat
-
Kur’an’da Geçen Kıble Sözünden Ne Anlamalıyız. Bakara 144. Ayet.
Kur’an ayetlerini doğru anlayabilmemiz için, ilk önce Kur’an'ın diğer ayetlerine müracaat etmeli, onlardan yardım almalıyız. Yani bu konuda delilimiz, kanıtımız yalnız Kur'an olmalıdır. Çünkü Allah Kur’an'ın kendisini açıklayan, eşi benzeri olmayan bir nur, ışık olduğunu söyler bizlere. Sakın emin olmadığınız bilgilerin, ardına düşmeyin diye de uyarır. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ, AKLIMIZI KULLANMAMIZI EMREDER. BUDA DEMEKTİRKİ, AKLA MANTIĞA UYMAYAN HİÇ BİR ŞEYİ, ALLAH EMRETMEZ. Allah'ın ayetlerinde, bizlere ne anlatmaya çalıştığını, Kur’an'dan değil de, rivayet kaynaklardan anlamaya çalışırsak, asla doğru anlamamızın, mümkün olamayacağını bilmeliyiz. Bugünkü yazımın konusu çok önemli. Onun içinde detaylı uzun yazmak zorunda kaldım, lütfen sabırla okuyunuz. Kur’an'ın en çok zikrettiği ve bizlerden istediği ibadetlerden birisi de, salatın bir boyutu olan namaz dır. Günümüzde namazımızı kılarken, Mescid-i Haram'a dönerek kılarız. Peki, bu yöne dönerek namaz kılmamızı, Allah'mı Kur’an'da emretmiştir? Gelin bu konuyu, rivayetlerin etkisi altında kalmadan, önce Kur’an'a danışalım, daha sonrada rivayet hadisler bu konuda neler söylüyor, bizleri nasıl yönlendiriyor, bu söylenenleri akıl ve Kur’an süzgecinden geçirelim ki, gerçek doğrulara ulaşabilelim. Önce Mescid-i Haram'a dönerek, namazlarımızı kılmamız gerektiğine delil gösterdikleri ayetlere bakalım. Gerçekten Allah MUHKEM YANİ APAÇIK BİR ŞEKİLDE, namazlarınızı kılarken, bu yöne dönerek mi kılın diyor? Yoksa bizlere, çok daha farklı bir konuyumu anlatıyor? Bakara 144: BİZ SENİN, YÜZÜNÜ GÖĞE DOĞRU ÇEVİRDİĞİNİ ELBETTE GÖRÜYORUZ. İŞTE ŞİMDİ KESİN OLARAK SENİ MEMNUN OLACAĞIN KIBLEYE DÖNDÜRÜYORUZ. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR; NEREDE OLURSANIZ OLUN YÜZÜNÜZÜ O YÖNE ÇEVİRİN. KUŞKU YOK Kİ KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLER BUNUN RABLERİNDEN GELMİŞ BİR GERÇEK OLDUĞUNU ELBETTE BİLİRLER. ALLAH, ONLARIN YAPTIKLARINDAN HABERSİZ DEĞİLDİR. (Kur'an yolu. Diyanet İşl.) Önce yukarıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Siz yukarıda yazılan ayette namaz ( SALAT) kelimesini gördünüz mü? Yani namazlarınızı kılarken, şu istikamete dönerek mi kılın diyor? Lütfen bu konu üzerinde önce düşünelim, çünkü ayette salat/namaz kelimesi asla geçmiyor. KIBLE KELİMESİ BU VE BİR ÇOK AYETTE, İZLENECEK DOĞRU YOL, AMAÇ ANLAMINDA KULLANILMIŞTIR. Dikkat ettiyseniz, ayette namaz kelimesi geçmediği halde, ayeti tercüme edenler, parantez içine özellikle NAMAZ sözcüğünü koymuşlar. Yani Allah bahsetmemiş, açıklamamış ama aslında Allah namazlarınızda, Mescid-i Harama dönün namaz kılarken demek isteniyor, anlamı verilmiş. HÂŞÂ YOKSA BİRİLERİ, AYETTE EKSİK Mİ TAMAMLAMA PEŞİNDE. İşte bizler ayetleri Allah bahsetmediği, hüküm vermediği halde, böyle kendi rivayet düşünce ve itikatlarımız doğrultusunda, bakın ayetleri nasıl da yönlendiriyor, farklı anlamlar veriyoruz. Bir başka deyişle ayetlere, kendi inançlarımızı söyletmenin yolunu arıyoruz. Ayete uymak yerine, ayeti kendimize uyduruyoruz. Halbuki Allah, biz herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik, açıkladık ki anlayasınız diyordu? Ama bizler bu uyarıları ne yazık ki unutuyoruz, sırf batıl inançlarımızı ayetlere ilave ederek dine sokmak adına, düşünmeden hareket edebiliyoruz. Böylece ayet asıl anlamından da sapmış oluyor. Bildiğiniz gibi Mescidi Haramı inşa eden Hz. İbrahimdir. Allah Kur'an'da neden Mescidi harama yüzünüzü çevirin diyor burası çok önemli. Çünkü Mescidi Haram Kur'an'da HZ. İBRAHİMİN MAKAMI olarak bildiriliyor. Ali İmran 95. ayetinde bakın ne diyor. "DE Kİ: “ALLAH DOĞRU SÖYLEMİŞTİR: ŞU HÂLDE, YALNIZ HAKKA YÖNELEN VE MÜŞRİKLERDEN DE OLMAYAN, İBRAHİM DİNİNE UYUN!”(Ali İmran 95) Konumuzu anlamaya devam edelim. "BAZI DAR KAFALI İNSANLAR, “ŞİMDİYE KADAR UYDUKLARI KIBLEDEN, ONLARI VAZGEÇİREN NEDİR?” DİYECEKLER. DE Kİ: “DOĞU DA BATI DA ALLAH'IN DIR; O, DİLEYENİ DOĞRU YOLA İLETİR." (Bakara 142) "HER NEREDEN (YOLA) ÇIKARSAN YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR. BU, ELBETTE RABBİNDEN GELEN BİR GERÇEKTİR. ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERSİZ DEĞİLDİR." (Bakara 149) "HER NEREDEN ÇIKARSAN, YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM TARAFINA ÇEVİR. NEREDE BULUNURSANIZ YÜZÜNÜZÜ YİNE O TARAFA DÖNDÜRÜN Kİ, -HAKSIZLIĞA SAPLANMIŞ OLANLARI DIŞINDA- İNSANLARIN ALEYHİNİZE KULLANACAKLARI BİR DELİL BULUNMASIN. ONLARDAN KORKMAYIN, BENDEN KORKUN. VE BİR DE SİZE NİMETİMİ TAMAMLAYAYIM, SİZ DE HİDAYETE ERESİNİZ" (Bakara 150) Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah Resulünün ve bizlerin yüzümüzü yani yönümüzü izleyeceğimiz yolumuzu, Hz. İbrahimin HANİF inancına doğru dönmeizi onun gibi olmamızı emrediyor. Allah özellikle YÜZÜNÜZÜ kelimesini kullanıyor, peki neden olabilir? Çünkü yüz bireysel kimliğin, duyguların, hakikatin ve ruhun en önemli sembolüdür. Enam 89 ve 90. ayetinde Allah, gönderdiği Resullerinden bahsederek, ONLAR ALLAH'IN HİDAYET VERDİĞİ, DOĞRU YOLU GÖSTERDİĞİ KİŞİLERDİR, SENDE ONLARIN YOLUNA UY DİYE GEÇER. Ayette hiç bahsedilmediği halde, bu ayet örnek verilip, daha önceki toplumlarda namaz kılarlardı ve namazlarını BEYTÜL MAKDİS’e yani mukaddes ev ya da mukaddes topraklara dönüp kıldıkları rivayet edildiğinden, Allah'ın Resulünün de geçmiş Resulleri örnek alması emri verildiğinden, bu ayet gereği Hz. Muhammed'in de namazlarını ilk kılarken, bu bölgeye dönerek kıldığını ayetten çıkartıyorlar. BU NASIL BİR MANTIK, AYETLERİ ANLAMA ŞEKLİ, DOĞRUSU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL. HER NE HİKMETSE BU BÖLGE YA DA İSİM KUR’AN'DA NEDEN HİÇ GEÇMİYOR DİYE HİÇ KİMSE SORMA GEREĞİNİ BİLE DUYMUYOR. Rivayetlerle ayetleri anlamak, sanırım böyle bir şey olsa gerek. Unuttuğumuz bir gerçek var ki, Allah'ın Elçisi ÜMMİYDİ. Asla kitap Ehline tabi olmamıştı ve Kitap Ehlinin din adına yaşadıklarının batıl ve hurafelerle yaşandığını bildiği içinde, onları taklit etmesi ve onları örnek alması mümkün değildi. ALLAH'IN ELÇİSİNİN ÖRNEK ALMASI GEREKEN, GEÇMİŞ RESULLERE İNDİRİLENLER VE ONLARIN YALNIZ VAHYE UYMALARIYDI ÖRNEK GÖSTERİLEN. YOKSA O RESULLERE İNANDIKLARINI SÖYLEDİKLERİ KİŞİLERİN TOPLUMLARIN, BATIL İNANÇLARI DEĞİLDİ ÖRNEK ALINMASI GEREKEN. İlginçtir yine bu ayet örnek gösterilip, namaz emri verilmiş ama KIBLE yani hangi yöne dönülerek namaz kılınacağı emri gelmemişti, onun için Allah'ın Resulü mecburen Beytül Makdis e dönerek kılıyordu namazını, kitap ehline uyuyordu denebiliyor. Lütfen unutmayalım, Allah bir emir veriyorsa, onu eksik, detaysız asla vermez. Yada daha önceki toplumların tamamına verdiği bir emri, sırf Resulü O yöne dönerek namaz kılmak istemiyor diyede değiştirmez. Biraz akıl ve birazda Kur'an mayası, bu yanlışları fark etmemizi sağlayacaktır. Ayette geçen KIBLE konusuyla ilgili, diğer ayetlere bakmaya devam edelim. Bakara 144. ayeti doğru anlayabilmek için, bu ayetin devamına bakalım, o ayette kıble konusunda nasıl bir açıklama yaplıyor. "YEMİN OLSUN, EHLİKİTAP'A SEN HER TÜRLÜ MUCİZEYİ GETİRSEN DE ONLAR SENİN KIBLENE UYMAZLAR; SEN DE ONLARIN KIBLESİNE UYMAYACAKSIN. ONLAR BİRBİRLERİNİN KIBLESİNE DE UYMAZLAR. EĞER SEN, İLİMDEN NASİBİN SANA GELDİKTEN SONRA ONLARIN BOŞ VE İĞRETİ ARZULARINA UYARSAN, İŞTE O ZAMAN KESİNLİKLE ZALİMLERDEN OLURSUN." (Bakara 145) Şimdi de bu ayet üzerinde düşünelim. Bahsedilen kıblenin anlamı, sizce namaz kılarken döneceğimiz bir yer mi, yoksa KIBLE SÖZCÜĞÜNÜN çok daha farklı bir anlamı mı var burası önemli. Ayetlere baktığımızda tek bir kelime bile salât, yani namazdan bahsetmiyor. AYETLERDEN ÇOK AÇIK ANLAŞILDIĞI GİBİ, KIBLE SÖZCÜĞÜNÜN ANLAMINA BAKTIĞIMIZDA, DOĞRU TARAF, İZLENECEK DOĞRU İSTİKAMET, TAKİP EDİLECEK EN DOĞRU YÖN OLDUĞUNU ANLIYORUZ. Bu konuda Allah Resulünü uyarıyor ve sen sana emrettiğim kıbleye yani doğru yola uymaya devam et, onlar senin yoluna asla uymalar diyor. Dikkat ederseniz ben ayetleri rivayetlere göre değil, Kur’an'ın bütünlüğünde ayetler üzerinde düşünerek anlamaya çalışıyorum. Peki, rivayetlere göre anlamaya çalışanlar, bu sözlerden ne anlamışlar, şimdide ona bakalım. "Eskiden namazlar Yahudilerin kutsal yeri olan Mescidi Aksaya (Beytul Makdis e) dönerek kılınıyormuş. Yahudiler bununla da öğünüyorlarmış. Bu Allah'ın Elçisinin hiç hoşuna gitmediği için Allah'a yalvarıp, kendisinin de istediği Mescidi Harama yönelip, namaz kılmayı istediğinden Allah, Elçisinin isteğini duyarak bu ayeti gönderdiği söyleniyor ve bu ayetten sonra namazlar M.Aksaya değil M. Harama dönerek kılınmaya başlandığı anlatılıyor." Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah, Resulünün hatırı için, daha önce emrettiği dönülecek bir kıble emri verdiyse, asla bunu değiştirmez. Hz. Muhammed'te, Allah'ın daha önce verdiği kıble emrini, değiştirmek istemeside mümkün değildir. Peki, dostlar, bu bilgiler nereden alınmış diye neden sormuyoruz. Anlatılanlar doğru olsa, Allah herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle Kur'an'da size verdik, HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK dediği halde, bu konuda bizlere bilgi vermezmiydi? Aklını kullanıp düşünene, herşey çok açık. Ayetlere kendimizce anlamlar yüklersek, böylece Rabbin asla Kur’an'da bahsetmediği bir sonuca varırız. BU BİLGİLER NEDEN KUR’AN'DA YOK, DİYE NİÇİN SORAN YOK? Bazı arkadaşlarımız Kur’an'dan, namaz kılarken döneceğimiz bir kıblenin olduğunu bazı ayetlere, ayetlerde hiç bahsedilmeyen anlamları vererek, Mescidi Haram'a dönerek namaz kılma emrini, Kur’an'dan çıkarmaya çalışıyorlar ve şunları söylüyorlar. “ Kur'an'da bildiğiniz namaza devam edin denilince, kıblesi ile beraber nasıl biliyorlarsa öyle kıldılar.” Bu düşünceyi, neden kabul etmemiz mümkün değil. ÇÜNKÜ DİNİN ANASI TEMELİ OLAN MUHKEM AYETLERİN, ÖZÜNE UYMUYORDA ONDAN. Hatırlatırım Allah, Kur'an'ın ipine sarılmamızı istiyor, Kitap Ehlinin batıl ve hurafelerle yaşadığı, ibadetlerine değil. Kur'an'ın indirilmesinin amacıda zaten, YOLDAN SAPMIŞ KİTAP EHLİNİ DOĞU YOLA, KIBLEYE TEKRAR DÖNDÜRMEK İÇİNDİR. Daha önce söylediğim gibi, Allah'ın Elçisi ümmiydi ve hiçbir ehli kitaba onların inançlarına tabide değildi ve onların yaptığı bir çok şeyin yanlış olduğuna inanıyordu. Onun içinde Allah Elçisine, SANA İNDİRDİĞİMLE KULLARIMA HÜKMET VE YALNIZ KUR'AN'A UY ONLARA UYMA EMRİNİ VERMİŞTİ. Yine ayetlerde geçen şu cümle kullanılıyor. “Senin yüzünün gökyüzüne devamlı baktığını, kıblenin değişmesini istediğini ayet beklediğini biliyoruz.” Böyle zorlayıcı düşüncelerle ayeti anlamaya çalışırda, yanlış inançlarımıza ayette asla bahsedilmeyen bir anlam yüklersek, kanıt gösterirsek kendimizi aldatmış oluruz. Allah'ın Elçisinin, böyle düşündüğünü kim söylüyor, Kur’an'mı, rivayetler mi? Allah bunu anlatmak isteseydi, Elçisinin ne düşündüğünü de bizlere söyler ve bizlerin bundan sonra namaz kılarken artık, Mescidi Haram'a neden döneceğimizi ve niçin bu değişikliğin yapıldığını bildirir açıklardı. Ama Kur’an'da asla böyle bir bilgi ve açıklama yoktur. Doğruluğunun kanıtı olmayan bilgilerle, inançlarımızı yaşayamayız. Lütfen kendimizi aldatmayalım. Bildiğiniz gibi Mescid-i Aksa Allah'ın Resulünün vefatından çok sonra, Emeviler devrinde yapılmış ve Kur’an'da geçen isim özellikle kasıtlı olarak mescide verilmiştir. Bunlara inanmak, Yahudilerin içimize soktuğu yanlışları aklamak olur. Ayette geçen MESCİD-İ AKSA ÇOK UZAK MESCİT ANLAMINDADIR. ASLA BİR YERİN, MESCİDİN İSMİ DEĞİLDİR. Yukarıda örneğini verdiğim Bakara suresi 145. ayette, aslında KIBLE konusundan Kur’an'ın neyi kast edildiği, çok açık anlaşılıyor. Eğer ayetleri rivayetlerle anlamaya çalışmazsak tabi ki. Ehli Kitap dan bahsederek Allah, onlara ne kadar mucize bile getirsen, SENİN KIBLENE YANİ SENİN İZLEDİĞİN YOLUNA, SANA EMREDİLENE UYMAZLAR DİYOR. SENDE SAKIN ONLARIN KIBLESİNE, YANİ ONLARIN TAKİP ETTİKLERİ BATIL YOLA UYMA DİYEREK İKAZ EDİYOR. DİKKAT ÇEKİCİDİR, EHLİ KİTAP BİR BİRİNİN KIBLESİNE YANİ İNANÇLARINA BİLE UYMADIĞINI BİLDİRİLİYOR. ALLAH'IN ELÇİSİNİN İZLEDİĞİ YOL HZ. İBRAHİM'İN YOLUDUR. AYET BUNU ANLATIYOR. Kıbleden kasıt namazda yöneleceğimiz istikamet olsa, Allah neden bu sözleri söylesin. Allah kitap ve Resul gönderdiği, her topluma farklı bir kıble emredip, tek din olan İslam'ın en önemli ibadetinde, Ehli Kitap arasında ayrım yapar, ihtilaf yaratır mı? Allah Ehli Kitaptan bahsederek, onlar birbirilerinin de kıblesine uymazlar, çünkü onlar İBRAHİMİN YOLUNDAN SAPMIŞ, kendi aralarında FARKLI YOL, KIBLE, İNANÇ üzerinde oldukları bilgisini vurguluyor. Ayetin sonunda Allah'ın söylediği ise, KIBLE sözünden neyi kast ettiği çok açık anlaşılıyor ve bakın ne diyor. "EĞER SEN, İLİMDEN NASİBİN SANA GELDİKTEN SONRA, ONLARIN BOŞ VE İĞRETİ ARZULARINA UYARSAN, İŞTE O ZAMAN KESİNLİKLE ZALİMLERDEN OLURSUN." Buradan da anlaşılıyor ki Allah Elçisine, SANA İNDİRDİĞİM İLİM YANİ KUR’AN SENİN KIBLENDİR, İZLEYECEĞİN YOLDUR DİYOR. Sakın sana indirdiğim kıblenden, KUR’AN'DAN sapma diyerek uyarıyor. Şimdide ayette geçen, şu sözlerden ne kast ediliyor ona bakalım. "ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE ÇEVİR. NEREDE OLSANIZ, YÜZÜNÜZÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE DÖNDÜRÜN." Hemen düşünelim. M.Haram neyin sembolüydü? İbrahim'i tüm dinlerin sembolü. Allah ne diyordu bize? Hz. İbrahim'in, bizlerin atası olduğu ve bizlerin Hanif İbrahim'in dininden olduğumuz anlatılıyordu ayetlerinde. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ, ALİ İMRAN 97. AYETİNDE ALLAH, MESCİDİ HARAMDAN BAHSEDERKEN, ORADA İBRAHİM'İN MAKA'MI VARDIR DİYOR. YANİ YÜZÜNÜ BU YÖNE DÖNEN, HZ. İBRAHİMİN YOLUNU İZLİYOR DEMEKTİR. BİR BAŞKA DEYİŞLE YÜZÜNÜZÜ BATIL VE HURAFEDEN UZAK, İBRAHİMİN ARI, DURU İNANCINA ÇEVİRİN ANLAMINDA SÖYLÜYOR. Demek ki Mescidi Haram bir sembol. Buraya dönmekle Hz. İbrahimin dinine, inancına İZLEDİĞİ YOLA, ONUN İZLEDİĞİ KIBLEYE dönmüş oluyoruz. Bu gerçeği kabul etmek istemeyenler, Kabeyi Hz. İbrahim değil, Hz. Adem yapmıştır demişlerdir. Ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar vererek, gerçeği saptırmışlardır. Çünkü bu gerçeği kabul ettiklerinde, daha önceki toplumlar namaz kılarken bu durumda, herhangi bir yöne dönerek namaz kılmadıkları çıkıyor ortaya da ondan. Hatta bizlere farklı bir din gönderilmediği, M. Haram'ın Hz. İbrahimden bu yana, tüm Ehli Kitabın burada birleştiği, birlikte ibadet ettikleri anlatılıyor ve M. Haram'ın Allah'ın doğru yolunun bir merkezi, sembolü olduğu anlatılmaya çalışılıyor Kur'an'da. Bu konu ile ilgili iki ayet hatırlatmak istiyorum sizlere. Nisa 125: İYİLİK YAPARAK KENDİSİNİ ALLAH'A TESLİM EDEN VE İBRAHİM'İN DİNİNE DOSDOĞRU OLARAK TÂBİ OLAN KİMSEDEN, DİN BAKIMINDAN DAHA İYİ KİM OLABİLİR? ALLAH, İBRAHİM'İ DOST EDİNMİŞTİ. Ali imran 68: DOĞRUSU ONLARIN İBRAHİM'E EN YAKIN OLANI, ONA UYANLAR, ŞU NEBİYE VE İMAN EDENLERDİR. ALLAH DA MÜMİNLERİN DOSTUDUR(VELİSİDİR). Allah özellikle Hz. İbrahim'e atıfta bulunarak, bizlere çok önemli bir işaret veriyor. Bakın ayette bahsedilen, nerede olursanız olun, yüzünüzü M. Harama çevirin sözünün asıl amacı, böylece ortaya çıkıyor. NEREDE YA DA KİMLERDEN OLMAMIZIN, HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR. ÖNEMLİ OLAN TÜM İMAN EDENLERİN, HANİF İBRAHİM'İN DİNİNDE ÖZDE BİRLEŞMESİ BÖLÜNMEDEN, BATILDAN VE HURAFEDEN UZAK, PARÇALANMADAN ALLAH'IN İPİNE SARILIP, TEK YOLDA GİTMESİDİR DİYOR. Lütfen tekrar dikkatle ayetleri okuyunuz, asla namaz kılarken, bu yöne dönün öyle namazlarınızı kılın diye Kur’an'da hiç bir ayette geçmez. Allah'ın namaz kılarken, şu tarafa dönerek kılın diye bir emri yoktur. Bakın rivayetler bu konuda ne diyor ve toplumu nasıl yanıltıyor. 6256 - el-Bera radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'la birlikte BEYTU'L MAKDİS'E DOĞRU ONSEKİZ AY NAMAZ KILDIK. MEDİNE'YE GİRİŞİNDEN İKİ AY SONRA KIBLE İSTİKAMETİ KA'BE'YE ÇEVRİLDİ. Resulullah aleyhissalatu vesselam, Beytu'l Makdis'e müteveccihen namaz kılarken yüzünü çokça semaya çeviriyordu: Allah Teala hazretleri, Peygamberinin kalbinden geçeni yani, Ka'be'ye yönelme arzusunu bildi. Bir gün Cebrail aleyhisselam (göğe doğru) yükseldi. Resulullah aleyhisalatu vesselam, o yerle gök arasında yükselirken onu gözüyle takip etmeye başladı, onun nasıl bir vahiy getireceğini gözetliyordu. Derken aziz ve celil olan Allah "BİZ SENİN YÜZÜNÜN GÖĞE DOĞRU ÇEVRİLİP DURDUĞUNU GÖRÜYORUZ..." (Bakara 144) ayetini indirdi. Biz, Beytu'l-Makdis'e doğru farzın iki rek'atini kılmış tam rükûda iken, bir adam gelip: "Kıble, Ka'be'ye doğru çevrilmiştir!" haberini getirdi. Derhal yönlerimizi çevirdik. Namazımızı yenilemeyip kıldığımız kısmın devamını tamamladık. RESULULLAH ALEYHİSSALATU VESSELAM: "EY CİBRİL! BEYTUL-MAKDİSE DOĞRU KILDIĞIMIZ NAMAZLARIMIZIN HALİ NE OLACAK?" DİYE SORDU. BUNUN ÜZERİNE DE, ALLAH TEALA HAZRETLERİ: "ALLAH SİZİN (DAHA ÖNCE BEYTU'L-MAKDİS'E DOĞRU KILDIĞINIZ) NAMAZLARI ZAYİ ETMEYECEKTİR" (Bakara 143) ayetini inzal buyurdu." İŞTE BİZLERİN İNANCIMIZI YÖNETEN RİVAYETLER. TÜM BU RİVAYETLERE, HİÇ ŞÜPHE DUYMADAN İNANIYORUZ VE GÜNÜMÜZDE BU RİVAYETLER, İMANIMIZI ŞEKİLLENDİRİYOR VE BİZLER İBADETLERİMİZİ BU RİVAYETLERE GÖRE YAŞIYORUZ. Sizlere sormak istiyorum, lütfen hiçbir etki altında kalmadan düşünelim. Kur’an'ın hiçbir yerinde namazlar ilk önce M. Aksa ya, yani Beytul Makdise dönerek kılınıyordu, daha sonra Allah Resulünün isteği üzerine, M. Haram'a doğru dönerek kılın emri geldi diye tek bir açıklama, bilgi var mı? Asla bulamazsınız. Bu bilgiler rivayetlerde geçer ve bu bilgilere göre imanımızı şekillendiremeyiz. Benden hatırlatması, gerisi size kalmış. Hani Rabbimiz Kur’an'da biz sizlere, her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız diyordu, ne oldu bu ayetlerin hükmü? Hani sizleri Kur’an'dan hesaba çekeceğim diyordu? Emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesap sorarım diyen Rabbimizi duyan, işiten yokmu? Yoksa bu ayetlere iman etmiyor muyuz? Bahsedilen hadiste, Allah'ın Resulü Cebrail e diyor ki, daha önce Beytul Makdis'e yani M. Aksa ya doğru kıldığımız namazlar ne olacak diye soruyor. Bu soru üzerine Allah'ın cevap verdiğini söyleyerek, Bakara 143. ayet ile bağlantı kurarak, verdiği cevabın bakın ne olduğu söyleniyor. ("ALLAH SİZİN (DAHA ÖNCE BEYTU'L-MAKDİS'E DOĞRU KILDIĞINIZ) NAMAZLARI ZAYİ ETMEYECEKTİR.) Gelin bahsettikleri ayete bakalım. Acaba siz Allah'ın Resulünün sorduğu söylenen, konunun ayette bahsedilmemesine rağmen, sorunun cevabını ayette buldunuz mu? Bakara 143: BÖYLECE SİZİ İNSANLARA ŞAHİT VE ÖRNEK OLMANIZ İÇİN TAM ORTADA BULUNAN BİR ÜMMET KILDIK. RESUL DE SİZE ŞAHİT VE ÖRNEKTİR. SENİN YÖNELDİĞİN YÖNÜ, RESULE UYANLARI, CAYACAKLARDAN AYIRT ETMEK İÇİN KIBLE YAPTIK. DOĞRUSU ALLAH'IN YOLA KOYDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASINA BU AĞIR BİR ŞEYDİR. ALLAH İMANINIZI BOŞA ÇIKARACAK DEĞİLDİR. DOĞRUSU ALLAH İNSANLARA ŞEFKAT GÖSTERİR, MERHAMET EDER. Ayette Allah sizleri orta yolu izleyen ümmet yaptık diyor. Yani batıl ve hurafeden uzak, dinde bölünmeyen Allah'ın çizdiği yolda giden ümmetler yaptık diyor. Resulün yöneldiği yönden bahsediliyor. Peki, daha önceki ayetlerde, Allah'ın Resulünün yönü neydi? Hz. İbrahim'in yöneldiği, Hanif din üzerinde olduğunu görmüştük. Allah'ın Elçisinin yöneldiği yönü, yani senin izlediğin takip ettiğin dini, sana uyanlar ya da cayanlar için kıble yani doğru yol olarak belirledik ki, uyanı uymayanı ayırt edelim diyor. Allah'ın istediği yoldan, belirlediği kıbleden sapmamak, gerçek anlamda iman edenlerin dışındakilere zor gelir diyor. ÇÜNKÜ İNSANLARIN, ATALARININ DİNİNDEN VAZ GEÇMELERİ ÇOK ZORDU, ONLARIN AKILLARINI KULLANIP, GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLMALARI GEREKİR, UYARISINI YAPIYOR. Böylece gerçek iman edenle, etmeyenleri Allah bu yolla ayırt edecek ve gerçek iman edenlerin ibadetlerini/imanını zayi edecek değildir diyor. Sizler yukarıdaki ayeti okuduğunuzda, rivayet hadiste anlatılanlarla, bir bağlantı kurabildiniz mi? Allah daha önce bir hüküm verdiyse, bunu da değiştirme gereği duymuş ise, bu konuda mutlaka Kur’an'da örnekler vererek bir açıklama yapmıştır. Eğer böyle bir açıklama yoksa buna inanmamız, iman etmemiz bizleri yanlışa götürecek, Allah'ın kıblesinden yolundan saptıracaktır. Şimdide şöyle düşünelim. Acaba Allah'ın Elçisi, Yahudiler ya da Hıristiyanlar namaz kılarken, M Aksa ya ( Beytul Makdis ) yönelip namaz kıldıkları için, kendisinin de bu yöne doğru, namaz kılmasından üzüntü duyabilir mi? Gelin bu konu üzerinde düşünelim şimdi de. Eğer diğer Ehli kitaba Allah, bu yöne dönerek namaz kılın diye hükmünü vermiş olsaydı, Allah'ın Elçisi bundan neden rahatsızlık duysun, mutlulukla yerine getirir şikayetçi olmazdı. Önce şunu unutmayalım, Allah'ın hükümleri evrenseldir. Daha önceki kitaplarında Allah nesih ettikleri yani hükmünü değiştirdiklerini de, bizlere Kur’an'da açıklamıştır, bizleri bilgilendirmiştir. Kur’an'ın açıklamadıkları hurafedir, batıldır bunu lütfen unutmayalım. Namaz, oruç, zekât ve Hac konusunda verdiği emirlerin, tüm ehli kitaba daha öncede farz olduğu bilgisini verir Kur’an. Daha açıkçası bir değişiklik yapıldıysa, açıkça bu bilgi verilir Kur’an'da. Namaz konusu da aynen böyledir. Eğer namaz kılarken, daha önce emrettiği bir yön olsaydı, onu değiştirdiğinde mutlaka MUHKEM YANİ APAÇIK BİR ŞEKİLDE Kur’an'da bahsederdi. Sorumlu tutacağına hükmettiği bir konuyu Ku'an'da bahsetmemesi, sizce mümkün mü? ALLAH BİZLERİN BÖYLE ÖNEMLİ BİR BİLGİYİ, RİVAYETLERDEN ÖĞRENMEMİZİ ARZU EDER MİYDİ SİZCE? BU DÜŞÜNCE KUR’AN'IN YÜZLERCE AYETİNE TERS DÜŞER, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Allah'ın Elçisinin Yahudilere karşı, art niyetle-düşman gözle bakan bir Resul olarak gösterilmesi, Allah'ın Resulünün mizacı asla değildir. Allah daha önceki Ehli Kitaba, namazlarını kılarken bir yön tayin etmiş ise, bundan Allah'ın Elçisinin rahatsız olması asla düşünülemez. Gelelim bugün namazlarımızı kılarken, döndüğümüz kıbleye. Doğrusu şu anda özellikle toplu kıldığımız namazlarımızda, döndüğümüz kıblenin bir beraberlik olması adına, hiç bir sakıncası yok buna kimsenin itirazı da olmaz. Fakat bunun Allah emri olduğunu söyleyerek, ayetlere farklı anlamlar vermemiz ve bu yön dışında namaz kılamayız dememiz yanlış olur. ALLAH BİZLERİN NAMAZ KILARKEN, HER HANGİ BİR YÖNE DÖNMEMİZİ EMRETMEMİŞTİR KUR'AN'DA, lütfen bu gerçeği görelim. PEKİ NEDEN EMRETMEMİŞTİR? KULLARINA KOLAYLIK OLSUN DİYE ELBETTE. Yemin olsun ki bu kitabı, dini kolaylaştırdık hükmünün bir tezahürüdür diyebiliriz. Bazen haberlerini duyarız, kıblesi yanlış cami tespit edildi diye. Kılınan bunca namazımız ne olacak diye, tedirgin olan insanlar vardır. Namaz Allah ile kulunun sohbetidir, namaz Allah ile kulunun en mutlu anıdır. Namaz aciz biz kullarının, Yüce Rabbimizden istek ve dilek kapımızdır. BUNUN HANGİ YÖNDE OLMASININ NE ÖNEMİ OLABİLİR Kİ? Bizler bu gün döndüğümüz kıblemize dönerek, namazlarımızı kılmamızda elbette hiçbir sakınca yoktur. Fakat şunu bilmeliyiz ki Allah'a yönelmek, onun huzuruna durmak için, ALLAH BİZLERE HİÇBİR ZORLUK ÇIKARMAMIŞ, MECBURİ BİR YÖNE DÖNEREK NAMAZ KILMAMIZI EMRETMEMİŞTİR. Eğer böyle bir emir açıkça Rabbimiz vermiş olsaydı, sanırım yüzlerce yıl önce kılınan namazların, yönlerinin tespiti doğruluğu konusunda, tartışma konusu olurdu. Fakat dikkat ediniz, bu konuda ciddi bir tartışmaya hiç rastlanmaz. Şunu düşünmenizi rica ediyorum sizlerden. Allah bu kitabı yemin ederek kolaylaştırdığını, birçok kez söylüyorsa Kur’an'da, bundan yüzlerce yıl öncesinde, yönlerini dahi tespit etmekte zorlanan insanları bağlayıcı bir emir verip, Rabbin huzuruna durmamız da, çok zor bir tespitte bizleri bırakır mıydı? Bizlere namazlarımızda duracağımız yönün, mutlaka Mescidi Haram yönünde olması gerekir, yoksa kabul etmem deseydi, sanırım geçmişte kılınan ve gelecekte kılınacak onca namazın yönü konusunda sorun yaşardık ve her an korku içinde, tedirgin olurduk. ÇOK ŞÜKÜR RABBİMİZ BİZLERİ, ASLA ZOR BİR İBADETLE, TEDİRGİN OLACAĞIMIZ BİR DURUMLA, KARŞI KARŞIYA BIRAKMAMIŞTIR. Geçen gün basından okudum, bir caminin kıblesinin, yanlış yöne baktığını tespit etmişler, yıllarca kimse farkında bile olmamış. Tabi o toplumun üzüntüsünü, orada namaz kılan cemaatin telaşını çok iyi tasavvur ediyorum. Ya Rabbimiz gerçekten, böyle kesin bir emir vermiş olsaydı, ne olurdu o camide namaz kılanların hali. İşte güzelim İslam'ı, ne hale soktuğumuzun acıklı bir örneği. Bizler bu kadar kolay bir dini, nasıl zorlaştırabiliriz onun yarışına girmişiz. Bakalım daha ne kadar zorlaştırıp, Rabbin hışmına uğrayacağız, bunu da zaman gösterecek. BEN BU KONUYU, İMTİHANIM GEREĞİ KUR’AN AYETLERİNİ BİR BÜTÜN OLARAK DÜŞÜNDÜĞÜMDE, BUNLARI ANLADIM. YANILIYORSAM YÜCE RABBİME SIĞINIRIM. BENİM YAPTIĞIM, ALLAH'IN ÖNERDİĞİ GİBİ, RİVAYET VE SANI BİLGİLERDEN UZAK AYETLERİ DÜŞÜNEREK, AKLIMI KULLANARAK VE KUR'AN'IN DİĞER AYETLERİ İLE BAĞLANTI KURARAK, ALLAH'IN NE SÖYLEDİĞİNİ, BİZLERİ NEREYE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞTIĞINI, YİNE REHBERİNE DANIŞARAK ANLAMAYA ÇALIŞMAKTIR. YAZDIKLARIM BENİM KUR'AN'DAN ANLADIKLARIMDIR, YALNIZ BENİ BAĞLAR. SİZLERE DÜŞEN BATIL VE RİVAYETLERDEN UZAK, ALLAH'IN AYETLERİNİ DÜŞÜNEREK ANLAMAK OLMALIDIR. YAPTIĞIM VE YAPACAĞIM YANLIŞLARIMI NE OLUR AFFET RABBİM. Ayetleri eğer Kur’an'dan delil bulmadan, beşerin rivayetleri ile anlamaya çalışırsak yolumuzun, KIBLEMİZİN nereye ulaşacağından, asla emin olamayız. Bizler beşeriz her zaman hata yaparız, bunun unutulmaması gerektiği gerçeğinden yola çıkarak Allah'ın rehberinden, güneşinden, gönül gözünden elimizden geldiğince yararlanma yolunu seçmeliyiz, ona danışmadan hiçbir şey yapmamalıyız. Allah sizlere rehber olsun, gönül gözü olsun diye indirdim dediği kitap, asla anlaşılması zor bir kitap olamaz. Ben anlayamam diyen, anlayarak Kur'an'ı okumayıp üzerinde düşünmeyen bilmelidir ki, bu yolu izlemeyenlerin, gönül gözleri asla açık olamaz. Böylece de Kur’an gerçeklerini görmesi, anlaması da mümkün değildir. GÖNÜL GÖZÜMÜZÜN ANAHTARINI, GÖZLÜĞÜNÜ GELİN KUR’AN'DAN ALALIM VE O KAPIYI AÇALIM. EĞER O KAPININ ANAHTARINI, GÖZLÜĞÜNÜ EDİNDİĞİMİZ VELİLERDEN, RİVAYETLERDEN ALMA YOLUNU SEÇERSEK, ASLA O KAPIYI AÇAMAYACAĞIMIZI DA BİLMELİYİZ. ONUN ANAHTARI TAKLİT EDİLMESİ İMKÂNSIZ, FURKAN'IN İÇİNDE SAKLIDIR. Bizler her doğru bilgiden yararlanmalıyız. Çünkü Kur’an'ın onayından geçen her bilgi, örnek bizlere fayda sağlayacaktır. Tüm bu gerçeklerin, farkında olanlara ne mutlu. Dilerim farkında olan ve Allah'ın emrettiği KIBLEDE yol alan, Rabbin azınlık halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK https://kuranadavet1.wordpress.com/ https://twitter.com/KURANA_DAVET http://www.hakyolkuran.com/ https://www.facebook.com/Kuranadavet1/ https://hakyolkuran1.blogspot.com/
Bugün
-
Arda Güler Hakkında Bütün Haberler -Real Madrid - Her Şey
2025/26 Şampiyonlar Ligi Gol Kralı: Kylian Mbappé 2025/26 Şampiyonlar Ligi Sezonun Sürpriz Çıkış Yapan Oyuncusu: Arda Güler
-
En Son Hayvanlar Alemi haberleri
Bundan daha akıllı bir köpek yıkama istasyonu olabilir mi?
-
En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Voleybol Takımlarımız Dünya Kulüpler Şampiyonası TSİ Maç Programı 8 Aralık 2026 16.00 - Eczacıbaşı - NEC Red Rockets 19.30 - Vakıfbank - Zhetysu 9 Aralık 2026 16.00 - Vakıfbank - Al Ahly 10 Aralık 2026 02.30 - Eczacıbaşı - Osasco 19.30 - Eczacıbaşı - Lima 23.00 - Vakıfbank - Sesi Bauru 12 Aralık 2026 22.00 - Yarı Final 1 13 Aralık 2026 02.00 - Yarı Final 2 14 Aralık 2026 02.00 - FİNAL
-
Tek Yıldızlı Anlatının Ötesinde: Voleybol Spikerleri Neden Türkiye'yi Tek Kişilik Takım Gibi Göstermeyi Bırakmalı?
In English
-
Beyond the Single-Star Narrative: Why Volleyball Commentary Needs to Stop Eraser-Heading the Turkish National Team
Türkçesi
-
En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- Tek Yıldızlı Anlatının Ötesinde: Voleybol Spikerleri Neden Türkiye'yi Tek Kişilik Takım Gibi Göstermeyi Bırakmalı?
Tek Yıldızlı Anlatının Ötesinde: Voleybol Spikerleri Neden Türkiye'yi Tek Kişilik Takım Gibi Göstermeyi Bırakmalı? Modern uluslararası kadın voleybolunda, süper star pasör çaprazları manşetleri belirliyor. Maç üstüne maç, uluslararası yayınlar hikayelerini bireysel hücum güçleri üzerine kuruyor ve çok az oyuncu Melissa Vargas kadar sürekli bir ilgi odağı oluyor. Ancak voleybol anlatımında büyüyen bir trend, seçkin bir sporcuyu övmenin ötesine geçerek çok daha az hoş bir noktaya evrildi: Türkiye Milli Takımı’na tek kişilik bir şov muamelesi yaparken, İtalya gibi rakip güçlere çok pozisyonlu ve eksiksiz bir saygı gösteren kalıcı bir çifte standart. Bu anlatım biçimi sadece tembel bir analiz değil; Türk hücum sistemini destekleyen dünya çapındaki kadroya karşı da derin bir haksızlıktır. Yayıncılık Anlatısındaki Eşitsizlik CEV Avrupa Şampiyonası gibi büyük bir Avrupa karşılaşması sırasında üst düzey bir uluslararası yayını dikkatlice dinleyin. Spikerler İtalya'yı analiz ederken, anlatı bütünsel bir takım değerlendirmesiyle doludur. Saha içi dağılımı inceler, orta oyuncuların hücum geçiş zamanlamalarını vurgular, köşe vurucularının manşet verimliliğini değerlendirir, savunma manşetlerini över ve taktiksel pasör tercihlerini analiz ederler. Paola Egonu haklı olarak hücumun merkez parçası olarak övülür, ancak sürekli olarak karmaşık ve çok yetenekli bir İtalyan makinesinin son dişlisi olarak sunulur. Ancak kamera Türkiye'ye döndüğünde, spikerlerin yorumları defalarca tek değişkenli bir tartışmaya indirgenir: Melissa Vargas. Türkiye sayı kazanırsa, bu Vargas'ın fiziksel üstünlüğü üzerinden çerçevelenir. Türkiye zorlanırsa, bunun analizi Vargas'ın yeterince pas alıp almadığı üzerinden yapılır. Türk takımının tamamının karmaşık saha mekaniği, hassas pas dağıtımları ve hayati savunma işleri rutin olarak arka plan gürültüsüne dönüştürülür. "Eşit İstatistikler, Eşitsiz Anlatım" Çelişkisi Bu anlatının adaletsizliği, iki yıldızın ikili maç etkileri karşılaştırıldığında daha da netleşir. Yüksek tempolu bir karşılaşmada dünya çapındaki iki pasör çaprazının doğrudan karşılaştırmasını ele alalım: İstatistik Ölçütü Paola Egonu (İtalya) Melissa Vargas (Türkiye) Toplam Sayı 28 28 Hücum Sayısı 24 25 Blok Sayısı 2 2 Servis Ace'i 2 1 Kağıt üzerinde performanslar neredeyse birebir aynıdır. Egonu iki ace ile Vargas'ın tek ace'ine karşı hafif bir üstünlüğe sahipken, Vargas 25 hücum sayısı ile hücum yüzdesinde küçük bir avantaja sahiptir. Yine de bu eşleşen 28 sayılık performansların nasıl anlatıldığına bakın: Egonu’nun 28 Sayısı: Kare kare yapılan analizlerde, pasörlerinin ona nasıl tekli blok fırsatları yarattığı, orta oyuncularının rakip savunmayı nasıl üstüne çektiği ve arka hat defansçılarının İtalya'ya hücum geçişi yapabilmesi için nasıl bir istikrar sağladığı vurgulanır. Vargas’ın 28 Sayısı: Neredeyse tamamen, sanki rotasyonun geri kalanı sadece durup izlemiş gibi, takımı sırtında taşıyan bireysel bir yetenek gösterisi olarak sunulur. Neden aynı sayı toplamı İtalya için takım genelinde taktiksel övgüler getirirken, Türkiye için tek bir oyuncunun hiper-fokus odağı haline geliyor? Bireyi İdealleştirmeden Büyüklüğü Takdir Etmek Açıkça belirtmek gerekirse, hiç kimse Melissa Vargas veya Paola Egonu gibi sporcuların dahi seviyesindeki kalitesini sorgulamıyor. Her ikisi de güçleri, dikey sıçramaları ve sayı içgüdüleriyle sporu küresel düzeyde yukarı taşıyan jenerasyonel yeteneklerdir. Eleştiri onların büyüklüğüne değil, yayınların bu büyüklüğü nasıl ele almayı seçtiğine yöneliktir. Bir süper starın olağanüstü yeteneğini kutlamak ile bir bireyi sürekli olarak idealleştirip tüm bir milli takımı yalnızca yardımcı oyuncu kadrosuna indirgemek arasında temel bir fark vardır. Voleybol nihayetinde en büyük takım sporudur; yüksek bireysel istatistikler tek kişilik bir başarının değil, senkronize bir sistemin ürünüdür. Bir oyuncuyu sürekli olarak altı kişinin üzerinde tutan bir anlatıyı zorlamak, sahadaki kolektif taktiksel deha ve emeği küçümsemektir. Matematiksel Gerçek: Pasör Çaprazları Eşitken Maçı Türkiye İçin Kim Kazanıyor? Vargas ve Egonu gibi iki seçkin pasör çaprazı kağıt üzerinde aynı 28 sayılık toplamlarla birbirini nötralize ettiğinde, basit bir aritmetik bize maçı Türkiye adına tek başına Vargas'ın kazanmadığını söyler. Yüksek seviyeli dört veya beş setlik bir voleybol maçında bir takımın galip gelmesi için 95 ila 115 arasında toplam sayı üretmesi gerekir. Vargas'ın 28 sayısı, bu gerekli toplamın yaklaşık dörtte birine denk gelir — bu da geriye kalan 70'ten fazla sayının ve onlarca savunma karşılamasının, manşetin ve hücum geçişinin sahadaki diğer oyuncular tarafından üretilmesi gerektiği anlamına gelir. Ana skorerler birbirini dengelediğinde, maç detaylarda kazanılır: Defansta blok boşluklarını kapatan orta oyuncularla, geçiş anlarında soğukkanlı pas tercihleri yapan pasörlerle ve rallileri canlı tutmak için arka kortta sert smaçları çıkaran liberolarla. İki rakip yıldız aynı istatistiği sergilediğinde galibiyeti tek bir oyuncuya bağlamak, Türkiye'yi galibiyet çizgisine taşımak için takımın geri kalanı tarafından yapılan %70'lik sayı ve savunma yükünü tamamen görmezden gelmektir. Anlatının Yok Saydığı Şey: Eksiksiz ve Dünya Çapında Bir Sistem Voleybol, doğası gereği bir pasör çaprazının izolasyonda tek başına 25 hücum sayısı üretemeyeceği bir spordur. Üst düzey hücum üretimi, her temasta hassas ve senkronize bir takım uygulaması gerektirir: İlk Tempo ve Manşet: Yüksek tempolu sayı üretimi, temiz manşet ve arka kort karşılamasına dayanır. Dünya çapındaki liberolardan ve köşe oyuncularından istikrarlı ilk manşet gelmediğinde, sistem dışı paslar tahmin edilebilir hale gelir ve rakip bloklar için kolay yem olur. Orta Oyuncu Aldatmacası: Orta oyuncular rakip orta bloğu bağlamak için agresif, hızlı kurşun ve kısa hücumlar yapmadığı sürece pasör çaprazları temiz hücum açıları bulamaz. Pasör Dağılımı: Bir pasör çaprazının verimliliği; doğrudan pasörün yer şaşmazlığına, top hızına ve file üzerindeki blok hareketlerini anlık okuma yeteneğine bağlıdır. Spikerler her Türk galibiyetini Vargas'ın tek kişilik gösterisi gibi ele alarak, teknik ekip tarafından kurgulanan ve tüm Türk ilk altısı ile derin yedek kulübesi tarafından uygulanan taktiksel yapıyı yok saymaktadır. Spora Saygı, Tüm Kadroya Saygı Jenerasyonel yetenekleri öne çıkarmak spor yayıncılığının önemli bir parçasıdır. Melissa Vargas inkar edilemez, heyecan verici ve patlayıcı bir güçtür. Ancak Türkiye Kadın Voleybol Takımı’nı "tek kişilik takım" olarak sunmaya devam etmek, uluslararası voleybol yayıncılığına büyük bir kötülüktür. Bu durum, 28 sayılık performansları mümkün kılan üst düzey savunmayı, pas dağıtımını ve blokları yapan Türk takım arkadaşlarına karşı büyük bir haksızlıktır. Uluslararası spikerlerin dünya üzerindeki diğer tüm seçkin ülkelere uyguladıkları dengeli ve taktiksel bakış açısını Türkiye'ye de uygulama zamanı gelmiştir. Voleybol her zaman sahadaki altı oyuncunun tek bir vücut gibi hareket etmesiyle oynanmıştır — ve anlatımın da artık bu gerçeği yansıtması gerekir. Kaynak: ME- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- Beyond the Single-Star Narrative: Why Volleyball Commentary Needs to Stop Eraser-Heading the Turkish National Team
Beyond the Single-Star Narrative: Why Volleyball Commentary Needs to Stop Eraser-Heading the Turkish National Team In modern international women’s volleyball, superstar opposite hitters dominate headlines. Match after match, international broadcasts build storylines around individual offensive powerhouses—and few receive as much constant spotlight as Melissa Vargas. However, a growing trend in volleyball commentary has crossed the line from praising an elite athlete into something far less flattering: a persistent double standard that treats the Turkish National Team as a one-woman show while according full, multi-positional respect to rival powers like Italy. This commentary framing is not just lazy analysis; it is deeply unfair to the world-class roster supporting the Turkish offensive system. The Disparity in Broadcast Storytelling Listen closely to a top-tier international broadcast during a marquee European matchup, such as the CEV European Championship. When commentators analyze Italy, the narrative is rich with holistic squad evaluation. They break down the floor distribution, highlight middle blocker transition timing, evaluate the passing efficiency of the outside hitters, praise defensive coverages, and analyze tactical setting choices. Paola Egonu is rightfully praised as an offensive centerpiece, but she is consistently presented as the final gear in a sophisticated, multi-talented Italian machine. When the camera turns to Turkey, however, the commentary repeatedly collapses into a single-variable discussion: Melissa Vargas. If Turkey scores, it is framed through Vargas's physical presence. If Turkey struggles, it is analyzed in terms of whether Vargas is getting enough set volume. The complex floor mechanics, precise distributions, and crucial defensive work of the entire Turkish squad are routinely reduced to background noise. The Flawed "Equal Stats, Unequal Framing" Paradox The unfairness of this narrative becomes obvious when comparing head-to-head match impacts. Take a direct comparison of two world-class opposites in a high-stakes fixture: Stat Metric Paola Egonu (Italy) Melissa Vargas (Türkiye) Total Points 28 28 Attack Points 24 25 Block Points 2 2 Serve Aces 2 1 On paper, the performances are virtually identical. Egonu holds a slight edge with two aces to Vargas’s one, while Vargas holds a slight edge in attack conversion (25 points). Yet, listen to how these matching 28-point performances are narrated: Egonu’s 28 Points: Frame-by-frame analysis highlights how her setters created single-block opportunities, how her middle blockers drew away the opposing defense, and how her back-row receivers gave Italy the stability to run transition. Vargas’s 28 Points: Framed almost exclusively as individual brilliance carrying a team on her back, as if the rest of the rotation simply stood by and watched. Why does an identical point total yield team-wide tactical praise for Italy, but single-player hyper-fixation for Turkey? Elevating Greatness Without Idealizing the Individual To be clear, no one is questioning the world-class stature of athletes like Melissa Vargas or Paola Egonu. Both are generational talents whose power, vertical jump, and scoring instinct have elevated the sport globally. The critique is not aimed at their greatness, but at how broadcasts choose to talk about it. There is a fundamental difference between celebrating a superstar's exceptional skill and continuously idealizing one individual to the point of reducing an entire elite national team to a supporting cast. Volleyball remains the ultimate team sport; elevated personal stats are the output of a synchronized system, not a solitary achievement. Pushing a narrative that continuously elevates one player over six diminishes the collective tactical genius on the floor. The Mathematical Truth: Who Actually Wins the Game When Opposites Match? When two elite opposites like Vargas and Egonu neutralize each other on paper with identical 28-point totals, simple arithmetic dictates that Vargas alone did not win the match for Türkiye. A standard high-stakes four or five-set volleyball match requires a team to score between 95 and 115 total points to secure victory. Vargas’s 28 points account for roughly a quarter of that required total—meaning the remaining 70+ points, along with dozens of defensive stops, receptions, and transitions, had to be produced by the rest of the floor. When the primary scorers cancel each other out, the match is won in the margins: by middle blockers closing seam gaps on defense, by setters making clutch distribution choices in system transition, and by liberos digging heat in the back row to keep rallies alive. Attributing a victory to one player when two opposing stars post matching stats completely ignores the crucial 70% of scoring and defensive work done by the rest of the team to push Türkiye over the finish line. What the Narrative Erases: A Complete World-Class System Volleyball is inherently a sport where an opposite cannot score 25 attack points in isolation. High-level offensive output requires precise, synchronized team execution across every contact: First Tempo & Passing: High-velocity scoring relies on clean reception and back-row coverage. Without consistent first-pass quality from world-class liberos and outside hitters, out-of-system sets become predictable and easy for opposing blocks to shut down. Middle Blocker Deception: Opposite hitters do not get clean seam angles without middle blockers running aggressive, fast-tempo slide and quick routes to hold the opposing center blocker. Setter Distribution: An opposite's efficiency is directly tied to the setter's location accuracy, ball speed, and ability to read block movements across the net in real time. By treating every Turkish victory as a solo act by Vargas, commentators ignore the tactical structure created by the coaching staff and executed by the entire Turkish starting line-up and depth bench. Respect the Game, Respect the Whole Roster Highlighting generational talent is a vital part of sports broadcasting. Melissa Vargas is undeniable, exciting, and explosive. But continuing to present the Turkish National Team as a "one-player team" does a profound disservice to international volleyball coverage. It is unfair to the Turkish teammates whose high-level defense, setting, and blocking make those 28-point performances possible in the first place. It is time for international commentators to apply the same balanced, tactical eye to Turkey that they give to every other elite nation on earth. Volleyball has always been six players on the court acting as one—and the commentary should start reflecting that reality. Kaynak: MEDün
- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
80'lerin Fenerbahçe Medicana'sı- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Baldırı Çıplak'tan Bacılığa: Bacılıktan Sultanlığa: Türk Kadın Voleybolu Tarihi Sahaya Smaç Vurdular | 'Atatürk'ün Kızları' unvanı nasıl ortaya çıktı? | Türk Kadınları...- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
TÜRKİYE 3-2 İTALYA | UNUTULMAZ BİR FİNAL! #AvrupaŞampiyonası- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
yazdiklarinin hicbir paragrafi bosuna degil,16 yasinda ailesine bakmaya baslayan ve kazandigi ilk parayla babasini ameliyat ettiren cok cabuk buyumek zorunda kalan bir kiz cocugu..- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Duygular. Gözyaşları. Kupa.- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Avrupa Şampiyonu olan Filenin Sultanları, Ankara’da coşkuyla karşılandı.- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Dünya'nın en iyi kutlaması falandı nerde kaldı hadi ya bünye ikincisini istiyor- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Toplantıdan kesitler- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Avrupa Şampiyonu Filenin Sultanları, Kutlama Yemeğinde Bir Araya Geldi 2026 CEV Trendyol Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda şampiyonluğa ulaşan A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Vakko Hotel Sumahan Bosphorus'ta düzenlenen kutlama yemeğinde bir araya geldi. Gerçekleştirilen yemeğe; Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, TVF Yönetim Kurulu Üyeleri Abdurrahim Yıldız, Bahar Mert, Zeynep Aydınlar Eröğüt, TVF Genel Sekreteri Nihal İşçi, TVF Denetim Kurulu Üyesi Umut Bağlı ile A Milli Kadın Voleybol Takımı sporcuları, teknik ve idari ekip katıldı. Düzenlenen yemekte, Vakko Holding CEO'su Jaklin Güner'e forma takdim edildi. Avrupa Şampiyonası’nda üst üste ikinci kez şampiyonluğa ulaşarak büyük bir başarıya imza atan Filenin Sultanları, kutlama yemeğinde şampiyonluğun sevincini birlikte yaşadı. TVF Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, A Milli Kadın Voleybol Takımı sporcularını, teknik ve idari ekibi elde edilen Avrupa şampiyonluğundan dolayı bir kez daha tebrik etti. Organizasyon, hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Türk Voleybolunun Başarılı Temsilcilerini Kabul Etti Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, Türkiye Voleybol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Bahar Mert, Türkiye Voleybol Federasyonu Genel Sekreteri Nihal İşçi ile Türk voleybolunun farklı kategorilerde önemli başarılara imza atan 2026 Avrupa Şampiyonu Filenin Sultanları, 2026 Akdeniz Oyunları Şampiyonu Kadın Milli Voleybol Takımı, 2003 Avrupa ikincisi A Milli Kadın Voleybol Takımı, Avrupa ikincisi U18 Kız Milli Takımı, Dünya ikincisi U17 Kız Milli Takımı ve Dünya Şampiyonu TVF Spor Lisesi Erkek Voleybol Takımını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti. Kabulde ayrıca Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak, Gençlik ve Spor Bakanı Yardımcısı Hamza Yerlikaya, Eski Dışişleri Bakanı ve Ak Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Ak Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, Eski Gençlik ve Spor Bakanı Ak Parti İzmir Milletvekili Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu ve Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç da bulundu. Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ konuşmasında, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk sporuna ve sporcusuna verdiği değerin önemine vurgu yaparak, Türk voleyboluna her zaman gösterdiği kıymetli desteklerden dolayı teşekkürlerini sundu. Üstündağ, 2026 CEV Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası’nın Türkiye’de düzenlenmesinde de verdikleri büyük destek için Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ayrıca teşekkür ederek, Türkiye’nin uluslararası spor organizasyonlarına ev sahipliği yapma konusundaki güçlü organizasyon kabiliyetine dikkat çekti. 2025 yılında elde edilen Dünya ikinciliğinin ardından Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a Türk voleyboluna yeni başarılar kazandırma sözü verdiklerini hatırlatan Üstündağ, 2026 yılında elde edilen başarılarla bu sözü yerine getirmenin mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti. Üstündağ ayrıca, Türk voleybolunun başarılarla dolu farklı kuşaklarını temsil eden isimlerin aynı çatı altında Cumhurbaşkanımız Erdoğan tarafından kabul edilmesinin kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, bu kıymetli buluşma için teşekkürlerini sundu. TVF Spor Lisesi’nin Türk voleybolunda sürdürülebilir başarı açısından önemli bir proje olduğuna vurgu yapan Üstündağ, Türkiye’de örneği bulunmayan bu projenin ve elde edilen dünya şampiyonluğunun Cumhurbaşkanımız Erdoğan tarafından takdir edilmesinin kendileri için büyük bir mutluluk olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ise konuşmasında "A Milliler olarak ilk maçtan final müsabakasına kadar kararlılığınızdan taviz vermeyerek, tam bir takım ruhu içinde şampiyonluğa ulaştınız. Bizim, şartlar ne olursa olsun asla pes etmeyen bir milli karaktere sahip olduğumuzu, kupayı ikinci kez kaldırarak yeniden gösterdiniz. Tribünleri coşkuyla dolduran taraftarlarımız da muhteşem bir atmosfer oluşturarak sizlere çok güçlü bir destek verdi. Keza ekranları başında sizleri takip eden milyonlarca vatandaşımız Filenin Sultanları için tek yürek oldu. Sizlerle beraber malzemeci arkadaşlarımızdan sağlık ekibimize, teknik heyetimizden yöneticilerimize, bu zaferde emeği bulunan herkese takdir ve tebriklerimi iletiyorum. Şimdi önümüzde katılmayı garantilediğimiz 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları var, orada da şampiyonluğa ulaşacağımızdan hiçbir şüphemiz yok. İnanıyoruz, kendimize güveniyoruz, Allah'ın izniyle başaracağız. Voleybolumuzun bugünlere gelmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum" ifadelerine yer verdi. Cumhurbaşkanımız kabul boyunca sporcularla yakından ilgilenerek kendileriyle tek tek sohbet etti. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, önümüzdeki dönemde uluslararası voleybol organizasyonlarına Türkiye’nin ev sahipliği yapması konusunda da tam destek vereceğini ifade etti. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Türk voleybolunun farklı kuşaklarını temsil eden sporcu ve takımların hep birlikte kabulde yer almasından memnuniyet duyduğunu ifade etti. TVF Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’ın ardından, kabulde yer alan takımların başantrenörleri ve kaptanları da konuşma gerçekleştirdi. Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ayrıca takımlarımız tarafından, sporcularımızın imzalarını taşıyan milli takım formaları ve 2026 FIVB Milletler Ligi ile 2026 CEV Trendyol Avrupa Şampiyonası şampiyonluk topları hediye edildi. Kabul, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.- En Son Spor Haberleri
- SALONLARI CEHENNEME ÇEVİRECEK FORMÜL: İZMİR MARŞI NASIL BİR PSİKOLOJİK SİLAHA DÖNÜŞÜR?
SALONLARI CEHENNEME ÇEVİRECEK FORMÜL: İZMİR MARŞI NASIL BİR PSİKOLOJİK SİLAHA DÖNÜŞÜR? Türk spor kültürünün en baskın, en tutkulu ve rakipleri psikolojik olarak en çok yıpratan unsurlarından biri şüphesiz tribün baskısıdır. Özellikle basketbol ve voleybol gibi kapalı salon sporlarında, desibel seviyelerinin doğrudan parkeye yansıdığı, hakem kararlarını ve rakip oyuncuların konsantrasyonunu anında etkileyen dar alanlarda tribün dinamiği adeta "sahadaki 7. ya da 6. oyuncu" rolünü üstlenir. Ancak bu muazzam potansiyelin ortasında, Türk taraftarların elinde tuttuğu devasa bir psikolojik koz, yıllardır son derece verimsiz, ritimsiz ve etkisiz bir şekilde harcanmaktadır: İzmir Marşı. Eğer hala ne anlattığımla bir ilişki kuramıyorsanız bu video ya bir göz atın diyorum (Özellikle konsere katılanların sıçrama ve el kol hareketlerine dikkat edin): Bugün salonlara gidildiğinde İzmir Marşı’nın söylenme şekli maalesef gerçek işlevinden son derece uzaktır. Tribünler marşı genellikle maça uyumsuz zamanlamalarla, dağınık bir ritimle, detone şekilde ve sadece "sözleri söylemiş olmak için" mırıldanarak icra etmektedir. Oysa marşın ritmik yapısı, enerjisi ve harmonik melodisi, doğru bir tribün koreografisiyle birleştirildiğinde rakip takım üzerinde adeta bir kabus etkisi yaratabilecek potansiyele sahiptir. Ancak son CEV Kadınlar Voleybol Avrupa Şampiyonası gibi dev organizasyonlarda net bir şekilde gördük ki; salon içi ses sistemleri ve tribün dinamikleri tamamen yanlış yönlendirilmektedir. Müzik yayınları taraftarı aktif bir baskı unsuruna dönüştürmek yerine, izleyiciyi yalnızca pop şarkılarıyla "eğlendirmeyi" hedefleyen pasif bir festival havasında sunulmaktadır. Oysa spor salonları birer konser alanı veya tiyatro değildir; doğru kurgulandığında maç kazandıran stratejik kalelerdir. Bu noktada Türk taraftarların elinde tuttuğu devasa bir psikolojik koz, yıllardır son derece verimsiz, ritimsiz ve işlevsiz bir şekilde harcanmaktadır: İzmir Marşı. Neden Kapalı Salonlar? Açık hava stadyumlarına kıyasla kapalı salonlar (basketbol ve voleybol), sesin yankılanma katsayısının yükseldiği, akustiğin izleyicinin lehine işlediği yapılardır. Rakip takım bench’inin ve oyuncularının çizgiden sadece birkaç metre uzakta olduğu bu atmosferde, tribünlerin senkronize bir hareket yapması sadece kulakları değil, zemin üzerinden oyuncuların bacaklarına kadar ulaşan fiziksel bir titreşimi tetikler. İzmir Marşı’nın ana melodisi; dinamik, kararlı ve yükselen bir ritme sahiptir. Bu melodi, rakibi zihinsel olarak baskı altına alırken ev sahibi takımı ve taraftarı tam anlamıyla bir "ritim tutulması" durumuna sokacak mükemmel bir temposallık sunar. Uygulama Modeli: İki Ayak Üstünde Kenetlenme ve Kolektif Melodi İzmir Marşı’nın tribünlerde devasa bir psikolojik silaha dönüşmesi için karmaşık organizasyonlara veya enstrümanlara gerek yoktur. İhtiyaç duyulan tek şey, tam bir disiplin ve doğru bir fiziksel eylemdir. Tam Kenetlenme ve Toplu Fiziksel Hareket: Salonda marşın melodisi çalmaya başladığı veya tribün lideri (amigo) işareti verdiği anda, salonun tüm tribünleri (sadece fanatik gruplar değil, tüm yan ve arkadaki koltuklar) yanındakiyle kenetlenmelidir. İki Ayak Üstünde Ritmik Sıçrama: Sözleri hızlıca tüketmek yerine, marşın temposuna tam uyum sağlayarak iki ayak üzerinde aynı anda, tek bir vücut gibi sıçrama hareketi başlatılmalıdır. Binlerce insanın aynı salonda, aynı anda iki ayağıyla zemine basıp sıçraması, parkeye kadar ulaşan düşük frekanslı bir titreşim ve görsel bir tsunami etkisi yaratır. Rakip oyuncunun serbest atış kullanırken ya da servis atarken karşısında gördüğü bu homojen ve devasa hareket, odaklanmayı tamamen dağıtır. Sözlerden Ziyade "Kolektif Melodi" (Mırıldanma/Vokal): Marşın sözlerini kelime kelime hızlıca söylemeye çalışmak ritmin kaçmasına ve sesin dağılmasına neden olur. Bunun yerine, enstrümantal melodiye uyarak, tüm salonun tek bir ağızdan güçlü bir vokal tonlamasıyla ("Lalalala..." veya güçlü mırıldanma tonları ile) melodiyi seslendirmesi gerekir. Sözlerin yarattığı anlamdan ziyade, sesin yarattığı saf akustik dalga rakip üzerinde ezici bir duyusal baskı oluşturur. Sonuç: Bir Tribün Devrimi İzmir Marşı’nı tribünlerde alelade bir arka plan müziği veya mola dolgusu olarak kullanmaktan vazgeçmek zorundayız. Bu eser, doğru tempoda sıçrayan, kenetlenmiş ve melodiyi tek bir devasa organ gibi haykıran salonlarda kullanıldığında, rakip takımların mola almak zorunda kalacağı, oyun disiplininden tamamen kopacağı bir "psikolojik duvar" haline gelebilir. Türk tribünlerinin ihtiyacı olan şey daha fazla bağırmak değil; var olan en güçlü melodileri doğru bir fiziksel senkronizasyonla sahaya yansıtmaktır. İzmir Marşı salonlarda olması gerektiği gibi "icra edildiğinde", rakip için o salondan galibiyetle çıkmak neredeyse imkansız hale gelecektir. Kaynak: Me- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Karar seti - Unutma- En Son Kadınlar Voleybol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
İkinci setin sonunda yaptığımız o geri dönüş- Avrupa Liglerinden Her Şey
SON DAKİKA Liverpool, Turkish Airlines ile 300 milyon sterlinden fazla değere sahip beş yıllık forma sponsorluğu anlaşmasına vardı. 2027/28 sezonunun başlangıcından itibaren Turkish Airlines, Standard Chartered’ın yerini alacak. Anlaşmanın yıllık değeri 60 milyon sterlinin üzerinde olacak. Birçok kaynak, bu alaşmanın Premier League tarihindeki en yüksek değerli forma sponsorluğu anlaşması olduğuna inanıyor. - Tek Yıldızlı Anlatının Ötesinde: Voleybol Spikerleri Neden Türkiye'yi Tek Kişilik Takım Gibi Göstermeyi Bırakmalı?
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.
Navigation
Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın
Chrome (Android)
- Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
- İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
- Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
- Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
- Site ayarları seçeneğini seçin.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Safari (iOS 16.4+)
- Sitenin Ana Ekrana Ekle seçeneğiyle yüklendiğinden emin olun.
- Ayarlar Uygulaması → Bildirimler bölümünü açın.
- Uygulama adınızı bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Safari (macOS)
- Safari → Tercihler bölümüne gidin.
- Web Siteleri sekmesine tıklayın.
- Kenar çubuğunda Bildirimler seçeneğini seçin.
- Bu web sitesini bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.
Edge (Android)
- Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
- İzinler seçeneğine dokunun.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Edge (Desktop)
- Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
- Bu site için izinler seçeneğine tıklayın.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.
Firefox (Android)
- Ayarlar → Site izinleri bölümüne gidin.
- Bildirimler seçeneğine dokunun.
- Listede bu siteyi bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Firefox (Desktop)
- Firefox Ayarlarını açın.
- Bildirimler seçeneğini arayın.
- Listede bu siteyi bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.