İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Geçen saat
  2. Bu etkileyici dizeler, Türk toplumunun duygusal kodlarına, aile yapısına ve "sevgi" kisvesi altında meşrulaştırılan yıkıcı ilişki biçimlerine dair derin bir sosyo-psikolojik harita sunmaktadır. Sevginin bir denge unsuru değil, bir uçtan diğerine savrulan bir sarkaç gibi yaşanması; "çok sevmenin" bir erdem değil, bir zehir olarak nitelendirilmesi, modern bireyin kökleriyle olan sancılı bağını özetler. İşte bu dizelerden yola çıkarak, aşırılıklar üzerine kurulu toplumsal sevgi kültürümüzü irdeleyen kapsamlı bir inceleme: Ölçüsüzlüğün Mirası: Sevginin Bir "Zehir" Olarak Anatomisi1. "Miktar Belirtmeden Sevememek": Niceliksel Sevginin TuzağıToplumumuzda sevgi, genellikle bir yoğunluk meselesi olarak algılanır, bir nitelik meselesi olarak değil. Dizelerdeki "Miktar belirtmeden sadece dümdüz sevemiyoruz" ifadesi, duyguların ancak "en"lerle (en çok, her şeyden çok) ifade edildiğinde geçerlilik kazandığına dair kolektif bir inanca işaret eder. Batı dillerinde "beğenmek" ve "sevmek" arasında net basamaklar varken, bizim duygusal sözlüğümüzde orta şekerli bir duyguya yer yoktur. Birini "biraz" sevmek, onu sevmemekle eşdeğer görülür. Bu durum, ilişkilerde sürekli bir ispat zorunluluğu doğurur. Kişi, sevdiğini kanıtlamak için kendi sınırlarından vazgeçmek, fedakarlık adı altında benliğini yok etmek zorunda kalır. Oysa "dümdüz sevmek"—yani karşındakini olduğu gibi, ekstralara ihtiyaç duymadan kabul etmek—en zor olanıdır. 2. Ailevi Bir Kader Olarak "Ya Hep Ya Hiç""Aileden böyle gördük çünkü" cümlesi, bu duygusal ekstremizmin genetik değil, kültürel bir miras olduğunu vurgular. Geleneksel aile yapısında çocuk, ebeveynin bir uzantısıdır. Bu yapıda sevgi, genellikle bir koşul veya kontrol mekanizması olarak kullanılır. Duygusal Ambivalans: Bir an dünyanın en değerli varlığıyken, bir hata yaptığında "kanla canla nefret edilen" bir düşmana dönüşebilmek, çocuğun zihninde sevgi ile şiddeti (psikolojik veya fiziksel) iç içe geçirir. Sınır İhlali: "Her şeyden çok sevmek", karşıdakinin mahremiyetine ve bireyselliğine saygı duymayı imkansız kılar. "Senin iyiliğin için yapıyorum" diyerek yapılan her türlü müdahale, aslında o "zehirli sevginin" bir yansımasıdır. 3. Sevgiyle Yapılan Kötülük: "Zehirli Tutku"Dizelerdeki en sarsıcı tespit, kötülüğün sevgi aracılığıyla yapılmasıdır. Bu, sosyolojide "patolojik bağlanma" olarak tanımlanabilir. Birini çok sevdiğinize inandığınızda, ona verdiğiniz zararı "tutku" veya "sahiplenme" olarak rasyonalize edersiniz. Kıskançlık krizleri, baskılama, duygusal manipülasyon ve hatta şiddet; "ama onu çok seviyorum" kalkanının arkasına saklanır. Bu kültürel iklimde sevgi, bir inşa edici güç olmaktan çıkıp yıkıcı bir silaha dönüşür. Birbirimize en büyük zararı, yabancılardan ziyade "en çok sevdiklerimizle" veririz; çünkü en çok onların savunma hatlarımıza girmesine izin veririz. 4. Büyüdük ve "Yalnız Sevilen Yalnız Çocuklar" OldukMetnin finalindeki bu paradoks, modern insanın trajedisini özetler. "Yalnız sevilen" çocuk, kalabalıklar içinde büyüse de, sevginin ağırlığı altında ezildiği için aslında kimse tarafından gerçekten görülmemiş çocuktur. Nesneleştirilme: Bu çocuklar, anne ve babalarının kendi hayallerini gerçekleştirecek birer "proje" olarak sevilmişlerdir. Kendi özgün benlikleri için değil, onlara yüklenen anlamlar için sevilmişlerdir. Duygusal Yalnızlık: Aşırı sevgi gösterileri (over-parenting) aslında çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamaz; aksine onu boğar. Sonuçta ortaya çıkan, sevgiye doymuş ama anlaşılmaya aç, kalabalık sofralarda büyümüş ama ruhsal olarak terk edilmiş yetişkinlerdir. Sonuç: Dümdüz Sevebilmenin ÖzgürlüğüToplumsal bir iyileşme, sevgiyi "miktarlardan" ve "ispatlardan" kurtarmakla başlar. Birini "her şeyden çok" değil, "kendine rağmen değil", sadece olduğu haliyle ve sınırlarına saygı duyarak sevebilmek bir olgunluk göstergesidir. "Haspam" kelimesinin arkasındaki o hafif alaycı ama yaralı eda, aslında bu döngünün farkına varmış bir bilincin sesidir. Bu zinciri kırmak, aileden görülen o "kanlı canlı" duygusal kaosu reddedip, sevgiyi bir imha aracı değil, bir huzur limanı olarak yeniden tanımlamaktan geçer. Büyüdüğümüzde hâlâ o yalnız çocuk kalmamak için, sevgiyi zehirden arındırmak ve onu "dümdüz", sade ve insani bir ölçeğe indirmek zorundayız.
  3. Amerikalıların ve genel olarak Batı dünyasının "dar bir pencereden bakma" ve "pazarlama etkisiyle yanlış sahiplenme" eğilimini pekiştiren pek çok başka besin bulunmaktadır. Yoğurt örneğinde olduğu gibi, bu besinler de genellikle ya bir komşu ülkeye atfedilmiş ya da Batı'nın kendi damak tadına göre "evcilleştirdiği" birer ticari ürüne dönüşmüştür. İşte makalene dahil edebileceğin diğer çarpıcı örnekler: 1. Kahve: "İtalyan İcadı" Sanılan Bir Doğu MirasıAmerikalıların en büyük yanılgılarından biri kahveyi İtalya ile özdeşleştirmektir. Starbucks ve benzeri zincirlerin "Latte", "Cappuccino", "Macchiato" gibi İtalyanca isimleri kullanması, kahvenin kökeninin İtalya olduğu algısını yaratmıştır. Gerçek: Kahve Etiyopya’da keşfedilmiş, Yemen’de geliştirilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu aracılığıyla dünyaya yayılmıştır. Batı, kahveyi "İtalyanca" konuştuğu için onu bir Avrupa kültürü sanıyor; oysa kahve pişirme tekniklerinin atası olan "Türk Kahvesi" ve kahvehaneler, Avrupa’da ilk kafe açılmadan yüzyıllar önce mevcuttu. 2. Humus: "İsrail Mutfağı" Olarak Markalanan Kadim MezopotamyaBugün ABD marketlerinde humusu genellikle İsrail markaları altında ve "İsrail Mezesi" etiketiyle görürsünüz. Hatta humus içine çikolata veya kabak ekleyerek onu bir "dip sos" haline getiren Amerikalılar, orijinal tadı gördüklerinde "Bu çok ekşi/sarımsaklı" diyerek yargılayabiliyorlar. Gerçek: Humus, Orta Doğu ve Arap coğrafyasının binlerce yıllık ortak mirasıdır. Mısır’dan Lübnan’a, Suriye’den Filistin’e kadar geniş bir alana aittir. Bir ülkeye veya kültüre indirgenmesi, bölgenin devasa gastronomik geçmişine yapılan bir haksızlıktır. 3. Falafel: "Egzotik Fast-Food" YanılgısıBatılılar falafeli genellikle modern bir "vegan köfte" veya sadece İsrail/Lübnan sokak lezzeti olarak tanıyor. İnternet yaygınlaştıkça, falafelin Mısır’daki "Ta’miya" (bakla ile yapılan hali) gibi çok daha eski ve farklı versiyonları olduğunu şaşırarak öğreniyorlar. Gerçek: Falafelin kökeni muhtemelen Antik Mısır’daki Kıpti Hristiyanlara kadar uzanır (et içermediği için oruç dönemlerinde tüketilirdi). Batı, onu sadece bir "sandviç içi" olarak gördüğü için, farklı baharatlarla veya farklı baklagillerle yapılan orijinal çeşitlerini "tuhaf" bulabiliyor. 4. Kruvasan (Croissant): "Fransız Gururu"nun Avusturya KökeniAmerikalılar için kruvasan, Fransız mutfağının zirvesidir. Eğer bir kruvasan Fransa'daki gibi değilse, onu "yanlış" olarak nitelendirirler. Gerçek: Kruvasanın atası, Avusturya kökenli "Kipferl"dir. 1683’teki II. Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı bayrağındaki hilalden esinlenerek yapıldığına dair güçlü efsaneler vardır. Fransızlar bu hamur işini geliştirmiş ve sahiplenmiştir; ancak kökeni Orta Avrupa ve dolaylı olarak Osmanlı etkisidir. 5. Döner, Gyro ve Shawarma KarışıklığıAmerikalılar genellikle bu üçünü birbirinden ayıramaz veya hepsini "Yunan Gyro’su" (genellikle kıymadan yapılan bir versiyon) sanırlar. Gerçek bir et döner gördüklerinde "Bu neden kıyma değil?" diye sorgulayabilirler. Gerçek: Bu pişirme tekniğinin (dikey çevirme) kökeni 19. yüzyıl Osmanlı İstanbul’u ve Bursa’sıdır. Shawarma da, Gyro da aslında "Döner" kelimesinin kendi dillerindeki çevirisidir (çevirmek/dönmek fiilinden). Batı, pazarlama gücü nedeniyle genellikle Gyro ismine aşinadır ve asıl kaynağı yargılama eğilimindedir. 6. Baklava: "Yunan Tatlısı mı, Orta Doğu Mezesi mi?"ABD’deki çoğu restoranda baklava "Greek Baklava" olarak sunulur. Amerikalılar genellikle baklavanın sadece çok şekerli ve tarçınlı olması gerektiğini düşünür. Gerçek: Baklava; Orta Asya, Pers ve Osmanlı mutfaklarının bir sentezidir. Antep baklavası gibi dünyanın en rafine örneklerini gördüklerinde, alıştıkları "bol şerbetli ve kalın hamurlu" yapıdan farklı olduğu için onu "farklı bir şey" sanarak mesafeli yaklaşabilirler. "Batılı tüketicinin bu besinlerle imtihanı, aslında bir 'etiket okuma' tembelliğidir. Onlar için bir yemeğin değeri, binlerce yıllık tarihinden ziyade, o anki popüler kültürde hangi ülke tarafından daha iyi pazarlandığıyla ölçülmektedir. Ancak dijital çağ, bu yapay duvarları yıkarak lezzeti asıl coğrafyasıyla buluşturuyor."
  4. Bir Pazarlama İllüzyonu: Yoğurt, "Greek" Etiketi ve Gastronomik Hafıza KaybıGastronomi dünyası, bazen gerçeklerin değil, güçlü pazarlama stratejilerinin kazandığı bir arenadır. Bunun en somut ve belki de en ironik örneği, ABD market raflarını istila eden ve dünya genelinde bir standart haline gelen "Greek Yogurt" (Yunan Yoğurdu) fenomenidir. Amerikalıların büyük çoğunluğu için yoğurt, Yunanistan’a ait bir buluştur; oysa bu algı, tarihsel bir gerçekten ziyade, başarılı bir markalama ve kültürel bir sadeleştirme operasyonunun sonucudur. Yoğurt Origin I. Etiketin Gücü: Nasıl "Yunan" Oldu?Yoğurt, binlerce yıl önce Orta Asya steplerinde göçebe Türk toplulukları tarafından sütün mayalanmasıyla keşfedilmiş, ismini Türkçe "yoğurmak" fiilinden almış bir besindir. Ancak 20. yüzyılın sonlarında ABD pazarına giren yoğun kıvamlı (süzme) yoğurt, Amerikalı tüketicilere "Turkish Yogurt" olarak değil, "Greek Yogurt" olarak tanıtıldı. Bunun temel sebebi, 1990'larda ABD pazarına giren büyük markaların, "Yunan" imajını Akdeniz diyeti, sağlık, saflık ve antik bir bilgelik ile özdeşleştirmesidir. Amerikalı tüketici için "Yunan" kelimesi; Ege’nin mavi sularını, zeytinyağlı sağlıklı sofraları ve "egzotik ama güvenli" bir Avrupa kimliğini çağrıştırıyordu. Bu pazarlama dehası, yoğurdun binlerce yıllık Orta Asya ve Anadolu kökenini bir çırpıda silerek, onu Ege’nin bir kıyısına hapsetti. II. Yargılamanın Başlangıcı: Süzme Yoğurt Standart mı?Amerikalıların yoğurt konusundaki bir diğer büyük yanılgısı, yoğurdun sadece "süzme" (strained) olması gerektiğine dair inançlarıdır. ABD'de "Greek Yogurt" rüzgarı o kadar sert esti ki, Amerikalı tüketiciler yoğurdu bir "tatlı" veya "protein takviyesi" olarak görmeye başladılar. Bu durum, Amerikalıların diğer ülkelerin yoğurt kültürlerini yargılamasına yol açtı: Kıvam Yanılgısı: Geleneksel yöntemle yapılmış, hafif sulu ve doğal asiditeye sahip bir kase yoğurdu gördüklerinde, bunu "bozulmuş" veya "kalitesiz" olarak yaftalayabiliyorlar. Tat Profili: Yoğurdun içine meyve veya şeker eklenmeden yenilmesini (örneğin yemeklerin yanında bir eşlikçi olarak) tuhaf karşılıyorlar. Oysa yoğurt, orijinal coğrafyasında şekerli bir aperatif değil, tuzlu yemeklerin en büyük tamamlayıcısıdır. III. İnternet ve "Büyük Uyanış"Makalenin başında bahsettiğimiz internetin yaygınlaşması, bu konuda da meyvelerini vermeye başladı. Sosyal medya ve yemek blogları sayesinde Amerikalılar, "Greek Yogurt" olarak aldıkları ürünün aslında Türkiye'deki "Süzme Yoğurt", Orta Doğu'daki "Labneh" veya Balkanlar'daki farklı isimlerle anılan aynı teknik olduğunu fark etmeye başladılar. İnternet kullanıcısı genç nesil Amerikalılar artık şunu sorguluyor: Bu farkındalık, gastronomik bir adaletin de kapısını aralıyor. İnsanlar artık yoğurdun sadece bir kahvaltılık olmadığını; ayran gibi bir içeceğe, cacık gibi bir mezeye veya çorbaların ana malzemesine dönüşebileceğini keşfediyorlar. IV. Kültürel Sahiplenme ve Gastronomik DiplomasiAmerikalıların bu yanlış bilgisi, aslında "kültürel sahiplenme" (cultural appropriation) kavramının mutfaktaki yansımasıdır. Bir kültürün binlerce yıllık emeği olan bir ürün, başka bir kültürün etiketi altında "rafine" edilerek dünyaya satılmaktadır. Ancak günümüzde, Batılı tüketicinin "otantik" olana duyduğu açlık, onları bu yanılgıdan uzaklaştırıyor. Bugün New York veya Londra’da "Turkish Yogurt" veya sadece "Yoğurt" (Türkçe telaffuzuyla) ibaresini kullanan butik üreticilerin artması, bu yanlış algının kırılmaya başladığının en büyük kanıtıdır. SonuçYoğurt örneği, Batı’nın dünyayı nasıl gördüğünün bir mikrokozmosudur: Tanıdığı az sayıda ülkeyi, koca bir coğrafyanın temsilcisi ilan etmek ve geri kalan her şeyi bu mercekten yargılamak. Fakat bilgi çağında hiçbir illüzyon sonsuza dek sürmez. Amerikalılar yoğurdun "Greek" olmadığını, yemeğin bir pasaportu değil bir ruhu olduğunu öğrendikçe; sadece daha iyi beslenmekle kalmayacak, aynı zamanda dünya kültürlerine karşı daha adil bir perspektif kazanacaklar.
  5. Mutfak Diplomasisi ve Gastronomik Önyargılar: Küresel Lezzetlerin Kökenindeki YanılsamalarGastronomi, sadece karın doyurma eylemi değil, aynı zamanda bir milletin tarihini, coğrafyasını ve kimliğini yansıtan en güçlü kültürel göstergelerden biridir. Ancak tarih boyunca Batılı ülkeler, dünyayı kendi pencerelerinden tanımlama eğiliminde oldukları gibi, yemek kültürünü de sınırlı sayıda "referans mutfak" üzerinden okumuşlardır. Bu durum, sadece bir damak tadı meselesi değil, aynı zamanda bilginin eksikliğinden kaynaklanan kültürel bir sığlıktır. Günümüzde internetin ve sosyal medyanın sunduğu sınırsız bilgi akışı, bu yerleşik önyargıları yerle bir ederken, Batı dünyasını kendi mutfak doğrularını sorgulamaya iten bir "gastronomik aydınlanma" dönemine sokmaktadır. I. Sınırlı Coğrafya, Dar Algı: Batı’nın Referans MutfaklarıBatı dünyasının yemek kültürüne bakışı, uzun yıllar boyunca kolonizasyon süreçleri ve göç yollarıyla şekillenmiştir. Bu süreçte Batılılar, yalnızca belirli ülkelerin mutfaklarını "egzotik" veya "standart" olarak kabul etmişlerdir. Örneğin, Orta Doğu denilince akla gelen tek mutfağın Lübnan mutfağı olması ya da Asya mutfağının sadece Çin ve Japonya’dan ibaret sanılması bu dar bakış açısının bir sonucudur. Bu kısıtlı aşinalık, bir "mutfak hegemonyası" yaratmıştır. Eğer bir yemek, Batı’nın zihninde bir ülkeye mühürlenmişse (örneğin humusun sadece İsrail veya Lübnan yemeği olarak kodlanması gibi), aynı yemeğin farklı bir varyasyonunu başka bir ülkede gördüklerinde bu durumu bir "taklit" veya "yanlış uygulama" olarak değerlendirme eğilimine girerler. Bu durum, yemeğin evrimini ve halkların binlerce yıllık etkileşimini görmezden gelmektir. II. Gastronomik Yargılama: "Benim Bildiğim Gibi Değilse Yanlıştır"Batılı bir damak tadı, alışık olduğu lezzet profillerini "altın standart" olarak belirleme eğilimindedir. Bir Fransız veya İtalyan mutfağı eğitimiyle yoğrulmuş bir gurme, Balkanlar’da veya Kafkasya’da karşılaştığı, aslında kökeni çok daha eskiye dayanan bir tekniği "yetersiz" veya "farklı" bularak yargılayabilmektedir. Bu yargılama mekanizması şu şekilde işler: Görsel Beklenti: Yemeğin sunumu, Batı'nın alışık olduğu estetik normlara uymalıdır. Tat Profili: Baharat kullanımı, Batı'nın "dengeli" bulduğu seviyede kalmalıdır. Köken Sabitliği: Eğer Batılı bir birey, "mantı"nın sadece İtalyanlara (ravioli olarak) ait olduğunu düşünüyorsa, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan devasa bir mantı kültürünü "İtalyan yemeğinin kötü bir kopyası" olarak görebilir. Oysa gerçek tam tersidir; İpek Yolu üzerinden taşınan teknikler, Avrupa mutfağını şekillendiren asıl unsurlardır. Batı, kendi damak tadına uymayanı "yöresel ve kaba", uyanı ise "evrensel ve rafine" olarak etiketleyerek bir hiyerarşi yaratmıştır. III. Dijital Devrim ve Bilginin Demokratikleşmesiİnternetin yaygınlaşması, bu kapalı devre mutfak algısını kökünden değiştirmiştir. Artık bir kişi, New York’taki evinden çıkmadan, Vietnam’ın dağ köylerindeki bir düğün yemeğinin nasıl yapıldığını veya Anadolu’nun bir kasabasındaki ekşi mayalı ekmek geleneğini izleyebilmektedir. Sosyal medya platformları (Instagram, TikTok, YouTube), yemeklerin pasaportu olmadığını kanıtlamıştır. İnternet sayesinde şu gerçekler gün yüzüne çıkmıştır: Paylaşılan Miras: Bir yemeğin tek bir sahibi değil, birçok paydaşı vardır. Lahmacun, falafel veya dolma gibi yemeklerin sınırları aşan hikayeleri olduğu anlaşılmıştır. Köken Keşfi: Batı, kendi bildiği "modern" tekniklerin birçoğunun aslında antik Mezopotamya, Çin veya Hint mutfağından süzülüp geldiğini fark etmeye başlamıştır. Çeşitliliğin Gücü: Aynı yemeğin farklı ülkelerde farklı dokunuşlarla yapılmasının bir "hata" değil, bir "zenginlik" olduğu bilinci yerleşmeye başlamıştır. IV. Büyük Yüzleşme: Yanlış Bilinen Doğrularİnternet çağı, Batı için bir nevi "gastronomik günah çıkarma" seansına dönüşmüştür. Yıllarca bir yemeği X ülkesine ait sanıp, o yemeğin orijinalinin Y ülkesinde binlerce yıldır yapıldığını görmek, kültürel bir şok yaratmaktadır. Örneğin, kahve kültürünün sadece İtalyanlara ait olmadığını, kökeninin Etiyopya ve Yemen’den başlayıp Osmanlı üzerinden Avrupa’ya yayıldığını görmek; ya da yoğurdun Batı’ya "sağlıklı bir Fransız icadı" olarak değil, göçebe Türklerin bir mirası olarak girdiğini anlamak bu sürecin parçalarıdır. Bu farkındalık, Batı’nın yemekleri yargılamayı bırakıp, onları anlamaya başlamasını sağlamaktadır. "Bu yemek neden bizimkine benzemiyor?" sorusu yerini, "Bu coğrafya bu yemeğe nasıl bir ruh katmış?" sorusuna bırakmaktadır. SonuçSonuç olarak, Batılı ülkelerin mutfak kültürünü birkaç bildik ülkeye hapsetme dönemi sona ermektedir. Küresel bilgi ağı, coğrafi sınırları gastronomik düzlemde ortadan kaldırmıştır. Artık biliyoruz ki; hiçbir lezzet tek bir bayrağın altına sığmaz. Yemek, insanlığın ortak mirasıdır ve internet, bu mirası asıl sahiplerine (tüm insanlığa) iade etmektedir. Batı dünyası, kendi damak tadını dünyanın tek doğrusu sanma yanılgısından kurtuldukça, mutfakların o muazzam çeşitliliğini ve derinliğini daha adil bir şekilde takdir etmeye başlayacaktır.
  6. Anket: Amerikalılar Trump'ın İsa paylaşımlarını beğenmiyor, Papa'yı destekliyor Amerikalıların çoğu, Başkan Donald Trump'ın Papa Leo XIV hakkındaki yorumlarını tasvip etmiyor. Ancak yeni bir anketin ortaya koyduğuna göre, Trump'ın yakın zamanda kendisini İsa Mesih olarak resmeden yapay zeka görseline yönelik itirazları çok daha büyük. Washington Post-ABC News-Ipsos'un son anket sonuçlarına göre; Amerikalıların neredeyse 10'da 9'u (%87), Trump'ın Truth Social platformunda paylaştığı bu görsele olumsuz tepki gösterdi; bu grubun %69'u ise tepkisinin "şiddetle olumsuz" olduğunu ifade etti. Trump'ın İran savaşı, ekonomi ve yaşam maliyeti konularındaki icraatlarına odaklanan ve 24-28 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kapsamlı anketin son bulguları; Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Vatikan'a yapacağı kritik ziyaretin planlanan tarihinden sadece birkaç gün önce, Başkan'ın Papa ile arasındaki gerilimi yeniden tırmandırdığı bir dönemde geldi. 12 Nisan'da paylaşılan görselde Trump; beyaz ve kırmızı cübbeler içinde, bir elini hasta bir adamın alnına koymuş ve diğer elinden ışık saçılırken resmedilmişti. Arka planda ise dalgalanan bir Amerikan bayrağı ve uçan bir Amerikan kartalı yer alıyordu; pek çok kişi bu görseli, İsa'yı andıran veya Mesihvari bir tasvir olarak yorumladı. Söz konusu paylaşım, Trump'ın kendi partisinden bazı isimler de dahil olmak üzere geniş çaplı bir tepkiye ve kutsala hakaret (küfür) iddialarına yol açtı. Paylaşım, 13 Nisan tarihinde Başkan'ın Truth Social hesabından silindi. Trump, 13 Nisan'da Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "Ben bunun, kendimin bir doktor olarak resmedildiği bir görsel olduğunu düşünmüştüm. Ve Kızılay (Red Cross) ile bir ilgisi vardı," dedi. "Bunu ancak 'sahte haber' (fake news) medyası bu şekilde çarpıtabilirdi... Ben insanların sağlık durumunu çok daha iyi bir hale getiririm." Anket sonuçlarına göre; Trump'a oy verenlerin %80'i ve ankete katılan Cumhuriyetçilerin %79'u, Trump'ın bu paylaşımına olumsuz tepki gösterdi. Başkan, tartışmalı görseli paylaşmadan kısa bir süre önce, İran savaşına yönelik eleştirileriyle bilinen Papa'yı hedef alan uzun bir mesajı Truth Social'da yayımlamış ve Papa'yı "Suçla Mücadelede Zayıf, Nükleer Silahlar Konusunda Zayıf" olmakla itham etmişti. Papa ise bu çıkışa yanıt vererek, "Trump yönetiminden veya İncil'in mesajını yüksek sesle dile getirmekten hiçbir korku duymadığını" ifade etti. Trump ise 15 Nisan'da bu tutumunu daha da sertleştirerek, kendisinin İsa tarafından kucaklandığını gösteren, yapay zeka üretimi bir başka görseli yeniden paylaştı. Söz konusu paylaşım, Trump'ı melekvari bir ışıkla, etrafında ise ABD bayrağı ve yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir İsa figürüyle çevrili halde gösteriyordu. Trump, 15 Nisan tarihli ve kendine ait şu başlığı taşıyan paylaşımında, "Radikal Solcu Deliler bunu beğenmeyebilir, ama bence gayet hoş olmuş!!! Başkan DJT," diye yazdı: "Hiçbir zaman çok dindar bir adam olmadım... ama tüm bu şeytani, iblisi, çocuk kurban eden canavarların ifşa edildiği şu günlerde... Tanrı'nın 'Trump kartını' oynuyor olabileceği izlenimine kapılmıyor musunuz?" Amerikalılar, Trump'ın tartışmalı İran paylaşımına olumsuz tepki gösterdi Washington Post-ABC-Ipsos anketi ayrıca, Amerikalıların çoğunluğunun, 7 Nisan'da Truth Social platformunda İran savaşına dair yapılan ve geniş çaplı kınamalara yol açan bir başka tartışmalı paylaşıma da olumsuz tepki verdiğini ortaya koydu. Ankete göre Amerikalıların %76'sı; İran'ın ABD ile bir anlaşma yapmaması durumunda "bu gece koca bir medeniyetin yok olacağını ve bir daha asla geri getirilemeyeceğini" öne sürerek nükleer silah kullanımına işaret ettiği izlenimi veren, Trump'ın tehdit içerikli paylaşımını onaylamıyor. Ankete katılan Amerikalıların %53'ü ise, diğer siyasetçilerin, ilahiyatçıların ve etik ile savaş üzerine çalışan diğer uzmanların da yoğun inceleme ve tartışmalarına yol açan bu paylaşımı "şiddetle" onaylamadığını belirtti. Ankete katılan Katoliklerin (%75) ve Protestanların (%70) büyük çoğunluğu da, Hristiyan olmayanlar (%72) ile birlikte, Trump'ın paylaşımına olumsuz tepki gösterdi. Ayrıca anket, Amerikalıların %69'unun, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in ABD birliklerinin "hiçbir merhameti hak etmeyenlere karşı ezici bir şiddet uygulaması" için dua etmesini onaylamadığını ortaya koydu. Anket: Papa, Amerikalılar nezdinde olumlu bir imaja sahip Washington Post-ABC-Ipsos anketi, birçok Amerikalının Papa'ya karşı olumlu bir tutum sergilediğini tespit etti. Ankete göre Papa Leo, Amerikalılar genelinde 25 puanlık net bir olumlu görüş farkına sahip; katılımcıların %41'i Papa'ya olumlu, %16'sı olumsuz bakarken, %43'ü Papa hakkında herhangi bir fikirleri olmadığını belirtti. Anket ayrıca, Amerikalıların %66'sının, Papa Leo'nun 7 Nisan'da Amerikalılara barış için çabalamaları ve savaşı reddetmeleri adına Kongre ile iletişime geçmeleri yönündeki çağrısına olumlu tepki verdiğini; buna karşılık, ankete katılanların %57'sinin, Trump'ın Truth Social platformunda paylaştığı, "İran'ın Nükleer Silaha sahip olmasını makul bulan bir Papa istemiyorum" şeklindeki gönderiye olumsuz yaklaştığını ortaya koydu. Katolik Amerikalılar arasında ise %70'lik bir kesim, Papa Leo'nun Amerikalılardan Kongre ile iletişime geçmelerini istemesine olumlu tepki gösterirken; %61'lik bir kesim, Trump'ın Papa ve nükleer silahlar hakkındaki gönderisine olumsuz yaklaştı. Ankete göre genel olarak; bu çekişmenin, seküler bir lider ile Papalık makamı arasında Orta Çağ'dan bu yana görülen en gerilimli ilişkiye dönüşümüne tanıklık eden Katolik Amerikalılar nezdinde, Papa'ya duyulan sempati oranı %61'e yükseldi. Papa'yı onaylamayanların oranı yalnızca %14 seviyesinde kalırken, ankete katılan Katoliklerin %25'i bu konuda herhangi bir görüş belirtmedi. Öte yandan anket, Trump'ın onay oranının, Şubat 2025'teki %45'lik seviyeden gerileyerek %37'ye düştüğünü de kaydetti. Kaynak: USA TODAY
  7. 'Elveda Zamanı': ABD'li yargıç, Epstein'ın intihar mektubunu yayınladı Bir federal yargıç, 6 Mayıs'ta Jeffrey Epstein'ın intihar mektubu olduğu iddia edilen, kısa ve öz el yazısıyla yazılmış belgeyi kamuoyuna açıkladı. Mektupta, yazarın kendi şartlarıyla hayata veda etmeyi kutladığı belirtiliyor. "Elveda zamanını seçebilmek bir zevktir," diyor mektup. "Ne yapmamı istiyorsunuz - Ağlayarak mı çıkayım!! EĞLENCELİ DEĞMEZ!!" Henüz doğrulanmamış olan mektuba göre, Epstein ayrıca kendisine karşı açılan davanın zayıf olduğunu da savundu. "Beni aylarca soruşturdular - HİÇBİR ŞEY BULAMADILAR!!!" diye yazdığı ve suçlamaların yıllar öncesine dayandığını eklediği anlaşılıyor. Mektubun yayınlanması, rezil finansörün Manhattan'daki bir hapishanede cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken intihar ettiği iddia edilen bir şekilde ölü bulunmasından yaklaşık yedi yıl sonra gerçekleşti. Belge, Epstein'ın eski hücre arkadaşı, dörtlü cinayeti organize etmekle bağlantılı olarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılacak olan eski polis memuru Nicholas Tartaglione'nin davasıyla bağlantılı olarak yıllarca gizli tutulmuştu. Mahkeme kayıtlarına göre, Tartaglione mektubu Epstein'ın 10 Ağustos'taki intiharından yaklaşık bir hafta önce buldu. Mahkeme belgelerinde, notun intihardan önce ve daha önceki bir intihar girişimine bağlı olarak yazıldığı belirtiliyor. Mahkeme kayıtlarına göre, New York Güney Bölgesi Yargıcı Kenneth M. Karas, New York Times'ın dilekçesi üzerine belgeyi gizlilikten çıkardı. Karas, Tartaglione'nin davasına bakıyordu. Mahkeme kayıtlarına göre, Epstein ve Tartaglione, Epstein'ın 10 Ağustos'taki ölümünden önce hücre arkadaşıydılar. Temmuz 2019'daki o dönemde, Epstein hücresinde boynunda intihar girişiminden kalma izlerle baygın halde bulundu. Epstein intihar girişiminde bulunduğunu reddetti ve Tartaglione'nin kendisine saldırdığını söyledi. Eski polis memuru bu suçlamayı reddetti. Epstein daha sonra başka bir hücreye nakledildi ve daha sonra ölü bulundu. Notun yayınlanması, Epstein'ın şüpheli suçlarına ve Metropolitan Cezaevi'ndeki gizemli ölümünün koşullarına olan kamuoyu ilgisinin, Trump yönetiminin en büyük korkularından biri haline geldiği bir dönemde gerçekleşti. Başkan Donald Trump ve Epstein bir zamanlar arkadaştılar. Trump, Epstein'ın şüpheli suç faaliyetleriyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddediyor. Kaynak: USA TODAY
  8. Bir sezon daha. Bir resital daha. @gabbywilliams15'in tüm sezon boyunca sergilediği şovu izleyin. #EuroLeagueWomen x @fbkadinbasket
  9. Yeni bir araştırma, Avrupa'daki tüplü ocakların kanserojen kimyasal sızdırdığını ortaya koydu. Tüplü ocaklar, evlerin mutfaklarına ve evlerine tehlikeli kimyasallar salabilir ve bir araştırma, bu cihazların büyük bir yüzdesinin kanserojen benzen sızdırdığını doğruladı. Neler oluyor? Araştırmacılar, çeşitli Avrupa ülkelerindeki konut tipi tüplü ocakların benzen üretip üretmediğini araştırdı. Bulgular, hakemli bir dergi olan Environmental Research Letters'da yayınlandı. Bilim insanları, Hollanda, İngiltere ve İtalya'da incelenen ocakların yaklaşık beşte ikisinin, kapalıyken bile sızdırdığını buldu. Ocaklar sızdırdığında, hepsi tehlikeli hava kirleticileri saldı. Araştırmaya göre, "Heksan, benzen ve toluen örneklerin %100'ünde tespit edildi." Bu sızıntılar, sigara içenlerin yaşadığı evlerdeki sağlık risklerine eşdeğer veya daha kötü potansiyel tehlikeler oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, kimyasalın lösemi gibi kan kanserlerine neden olma yeteneği nedeniyle insanların maruz kalabileceği güvenli bir benzen seviyesi olmadığını belirtmiştir. Peki, çalışma başka neler buldu? Amerikalılar için şanslı olan şey, incelenen sobaların benzen seviyelerinin "Kuzey Amerika'ya kıyasla önemli ölçüde yüksek" olmasıydı. Araştırmacılar, bunun muhtemelen gazın Kuzey Denizi'ndeki daha yüksek benzen konsantrasyonları içeren belirli gaz sahalarından elde edilmesinden kaynaklandığını varsaydılar. Bununla birlikte bilim insanları, Avrupa tipi ocakların, Amerikan tipi ocaklara kıyasla çok daha seyrek gaz sızdırdığını da belirttiler. Yani Avrupa ocakları gazın benzen seviyesi yüksek olduğu için daha tehlikeli olarak adlandırılıyor ama Amerika'da kullanılan ocaklar daha çok sızdırıyor ama benzen oranı düşük. Sırada ne var? Araştırmacılar, gaz sızıntılarının; atmosfere ısıyı hapseden maddeler salma potansiyeli taşıması veya evlerde patlama riski yaratması nedeniyle sıklıkla endişe kaynağı oluşturduğu sonucuna vardı. Uzmanlar, "Ancak sızıntıları yalnızca bu açılardan değerlendirmek, kilit bir riski gözden kaçırmak anlamına gelir: Gaz sızıntıları, sağlık sınır değerlerini aşmaya yetecek düzeyde yüksek konsantrasyonlarda benzen içerebilir," tespitinde bulundu. Çalışmayla doğrudan bir bağlantısı bulunmayan York Üniversitesi Kimya Profesörü Alastair Lewis, bulgulara ilişkin yaptığı değerlendirmede Yale Environment 360'a şunları söyledi: "Gazlı cihazlardan kurtulup bunların yerine elektrikli cihazları tercih etmek; ister gaz sızıntılarını önlemek, isterse de evlerde gaz yakılması sonucu ortaya çıkan yanma ürünlerinden kaçınmak adına olsun, iç hava kalitesi açısından açık bir kazanımdır." Neyse ki elektrikli indüksiyonlu ocaklar; zararlı kimyasallar içermeksizin, yiyecekleri pişirme ve suyu kaynatma konusunda gazlı alternatifler kadar hızlı olabilen, çok daha güvenli bir seçenektir. Kaynak: TCD
  10. 73 yaşındaki Cumhuriyetçi Senatör, sağlık endişelerinin ardından tıbbi rahatsızlığını açıkladı Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins, sağlığına ilişkin spekülasyonlara yanıt olarak, kendisine konulan bir teşhisi kamuoyuyla paylaştı. Senatörün eleştirmenleri, 73 yaşındaki siyasetçinin Şubat ayında sosyal medyada paylaştığı ve yaklaşan ara seçimlerde senatör olarak altıncı dönem için aday olacağını duyurduğu videoda bir titreme fark etmişlerdi. Senatör, Çarşamba günü verdiği bir röportajda, videoda görülen titremelerin, ilaçla tedavi ettiği "benign esansiyel tremor" (iyi huylu esansiyel titreme) adı verilen bir rahatsızlığın sonucu olduğunu açıkladı. Collins, News Center Maine'e verdiği demeçte, "Bende bulunan rahatsızlık, 'benign esansiyel tremor' olarak adlandırılan, son derece yaygın bir durumdur," dedi. "Bu rahatsızlık, ABD Senatosu'nda görev yaptığım süre boyunca hep bende vardı. İşim yapma yeteneğim veya her gün nasıl hissettiğim üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur." Senatör ayrıca, Kasım ayında yeniden seçilmesi halinde, işini yapmaya devam etme ve Senato'da altı yıl daha görev yapma yeteneğine güvendiğini vurguladı. İlk kez 1997 yılında Senato'ya seçilen Collins, Maine eyaletinin Kongre'deki en uzun süre görev yapan üyesidir. Collins, söz konusu yayın organına yaptığı açıklamada, "Washington'da kiminle konuşursanız konuşun, size benim, birlikte çalıştıkları en çalışkan kişi olduğumu söyleyeceklerdir; nitekim Maine halkını temsil etme onuruna eriştiğim tüm bu süre boyunca tek bir oylamayı bile kaçırmadım," ifadelerini kullandı. Rahatsızlığının "zaman zaman ufak tefek sıkıntılara yol açtığını, ancak hepsi bu kadar olduğunu" belirten Collins, sözlerine şöyle devam etti: "Sanırım bu durum, harika bir sağlığa sahip olduğumun oldukça güçlü bir kanıtıdır." The Daily Beast gazetesi, konuyla ilgili yorum almak üzere Collins'in ofisiyle iletişime geçti. Bir tıp uzmanı, söz konusu rahatsızlığın bilişsel gerileme veya diğer nörolojik bozukluklarla ilişkili olmadığını kaydetti. Mass General Brigham bünyesindeki Fonksiyonel Nöroşirürji Bölümü Başkanı Dr. Rees Cosgrove, News Center Maine'e verdiği demeçte, "Bu rahatsızlık, zamanla yavaş yavaş kötüleşme eğilimi gösterir," dedi. "Ancak diğer nörolojik bozukluklarla bir ilişkisi yoktur. Yani; bilişsel gerileme veya hafıza kaybıyla bağlantılı değildir. Alzheimer hastalığıyla ilişkili değildir. Parkinson hastalığı da değildir." Collins’in Senato yarışındaki potansiyel rakibi, Maine’in 78 yaşındaki Demokrat Valisi Janet Mills, geçen ay adaylıktan çekilerek, 41 yaşındaki Graham Platner’ın partinin adayı olmasının önünü açtı. Irak ve Afganistan’da dört görev dönemini geride bırakmış bir gazi olan Platner’a, Gaziler İdaresi tarafından %100 engellilik oranı verilmiş ve kendisine aylık engellilik ödemesi bağlanmıştır; ancak Platner, bu durumun Senato’da görev yapma yeteneğini etkilemeyeceğini özellikle vurgulamıştır. News Center Maine’e konuşan Platner, “Birkaç tane fıtığım var,” dedi. “Omzum perişan durumda. Dizlerim bana sıkıntı veriyor. Gaziler İdaresi, bu rahatsızlıklarım için bana fizik tedavi sağlıyor. Ayrıca bende TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) teşhisi de kondu.” Kasım ayında yaptığı bir açıklamada Platner, “Hâlâ çalışmaya devam eden, %100 engellilik oranına sahip pek çok muharip gazi veya genel anlamda engelli gazi var,” dedi ve ekledi: “Bu son derece normal bir durum.” Demokratlar, bu koltuğu, yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolüne karşı mücadele etme yetenekleri açısından önemli sonuçlar doğurabilecek, ellerindeki en büyük kazanma fırsatlarından biri olarak görüyorlar. Collins, geçmişte Trump’ı açıkça eleştirmiş, ılımlı bir Cumhuriyetçidir. Geçen ay, Trump yönetiminin İran’daki askeri operasyonlarını sınırlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri tasarısı lehine oy kullanan yalnızca iki Cumhuriyetçi Senatörden biriydi; bu oylamada, çatışmalara son verilmesi adına Senatör Rand Paul ve Senatör John Fetterman dışındaki tüm Demokratlarla birlikte hareket etti. Perşembe günü yapılan oylamanın ardından yayımladığı bir bildiride Collins, “Bu çatışmalar başladığından beri dile getirdiğim üzere, Başkan’ın Başkomutan sıfatıyla sahip olduğu yetkiler sınırsız değildir,” ifadelerini kullandı. “İran’a yönelik daha fazla askeri eylem; net bir misyona, ulaşılabilir hedeflere ve çatışmayı sona erdirecek tanımlanmış bir stratejiye sahip olmalıdır. Ben, bu koşullar sağlanana ve gerekli gerekçeler sunulana dek, mevcut aşamada bu askeri çatışmaların sürdürülmesine son verilmesi yönünde oy kullandım.” Kaynak: TDB
  11. Kısa ve Sık mı, Yoksa Uzun ve İstikrarlı mı? Bilim, Yürümenin En İyi Yolunu Açıklıyor Yeni bir çalışma; daha uzun yürüyüşler yapmanın —her seferinde en az 10 ila 15 dakika olacak şekilde— kalp sağlığına ve uzun ömürlülüğe, kısa gezintilere kıyasla daha fazla fayda sağlayabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, kalbinizin ve metabolizmanızın "devreye girmesinin" zaman aldığını; bu nedenle daha uzun yürüyüşlerin, sağlığa daha büyük faydalar sunabileceğini belirtiyor. Uzmanlar, yine de günlük toplam adım sayısına odaklanılmasını tavsiye ediyor; ancak buna, birkaç adet "amaçlı yürüyüş" eklemenin, kondisyonunuza fazladan bir ivme kazandırabileceğini ifade ediyorlar. Günlük adım sayısı hedefinize ulaşmaya son derece odaklanmış olabilirsiniz. Peki, bu hedefe ulaşmak için yaptığınız yürüyüşlerin süresini hiç göz önünde bulundurdunuz mu? Annals of Internal Medicine dergisinde yakın zamanda yayımlanan bir çalışmaya göre, bunu kesinlikle yapmalısınız. Çalışma; her seferinde en az 10 ila 15 dakika yürümek yerine, çok sayıda kısa gezinti yapmanın, sağlığınız ve uzun ömürlülüğünüz açısından daha faydalı olduğunu öne sürüyor. Özellikle fiziksel açıdan nispeten inaktif olan kişiler için, "günü ev içinde kısa aralıklarla dolaşarak geçirmektense, günde iki kez 10 ila 15 dakikalık yürüyüşler yapmak daha iyidir" diyen çalışmanın eş başyazarı Uzman —İspanya'daki Universidad Europea de Madrid'de spor bilimleri profesörü— Health dergisine şu açıklamalarda bulundu: Çalışmanın Bulguları Uzman da dahil olmak üzere pek çok araştırmacı, sağlığı en üst düzeye çıkarmak adına günde atılması gereken ideal adım sayısını belirlemeye çalışmıştır. (Uzmanın araştırmaları, bu sayının 7.000 ile 10.000 arasında bir değer olduğunu göstermektedir.) Ancak Uzman ve ekibi, bu adımların ne zaman ve ne şekilde atıldığının —yani kısa parçalar halinde mi, yoksa daha uzun yürüyüşler sırasında mı atıldığının— bir önem taşıyıp taşımadığını öğrenmek istedi. Bunu tespit edebilmek amacıyla araştırmacılar; bir haftaya kadar süreyle aktivite takip cihazı kullanan, 40 ila 79 yaş aralığındaki 33.000'den fazla yetişkinden toplanan adım sayısı verilerini analiz ettiler. Çalışmaya katılan bireyler, günlük adım sayıları 8.000'in altında seyrettiği için, fiziksel açıdan nispeten inaktif bir grup olarak değerlendirildi. Araştırmacılar katılımcıları dört kategoriye ayırdı: günlük adımlarının çoğunu beş dakikadan kısa yürüyüşler sırasında; en az beş, ancak 10 dakikadan az süren yürüyüşler sırasında; en az 10, ancak 15 dakikadan az süren yürüyüşler sırasında; veya 15 dakikadan uzun süren yürüyüşler sırasında atanlar. Araştırmacılar, adımlarının çoğunu daha uzun yürüyüşler sırasında atanların, yaklaşık sekiz yıllık bir takip süresi boyunca hayatını kaybetme veya (kalp krizi ya da felç gibi) kardiyovasküler sorunlar yaşama olasılığının daha düşük olduğunu tespit etti. Özellikle, adımlarının çoğunu son derece kısa yürüyüşler sırasında atan kişilerin hayatını kaybetme olasılığı yaklaşık %4, kardiyovasküler bir sorun yaşama olasılığı ise %13 idi. Her seferinde en az 15 dakika yürüyen kişiler arasında ise bu oranlar %0,8'e ve yaklaşık %4'e geriledi. Bununla birlikte, çalışma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamak amacıyla değil; yalnızca nispeten kısa bir veri toplama ve takip dönemine dayalı örüntüleri ortaya çıkarmak üzere tasarlanmıştı. Burada "tersine nedensellik" (reverse causation) olarak bilinen bir durum söz konusu olabilir; yani, başlangıçta sağlık durumu daha iyi olan kişilerin daha uzun yürüyüşler yapmaya daha yatkın olması ihtimali mevcuttur—gerçi araştırmacılar, ciddi kronik rahatsızlıkları olan veya sağlık durumlarını kötü olarak beyan eden katılımcıları çalışma dışında bırakarak bu olasılığı en aza indirmeye çalışmışlardır. Daha Uzun Yürüyüşler Neden Daha Faydalı? Uzman'a göre, yürüyüş gibi düşük yoğunluklu fiziksel aktiviteler gerçekleştirilirken, kardiyometabolik sistemi—kalp atış hızı değişkenliğini ve insülin duyarlılığını artırmak gibi yollarla—sağlığa fayda sağlayacak şekilde harekete geçirmek zaman alabilir. Fiziksel aktivite üzerine çalışmalar yürüten ancak bu yeni araştırmada yer almayan, Alabama Üniversitesi Birmingham Kampüsü'nden epidemiyoloji profesörüde, onlarca yıllık araştırmanın bu görüşü desteklediği konusunda hemfikir. Uzman, Health dergisine verdiği demeçte, "Fizyolojiyi 'devreye sokmak' zaman alır," dedi. "Bu nedenle bulgular beni şaşırtmadı." Peki ya "egzersiz atıştırmalıklarının"—yani sadece birkaç dakika süren son derece kısa antrenmanların—genel iyilik halini anlamlı ölçüde artırabileceğini öne süren pek çok çalışma ne olacak? Yeni çalışma bu çalışmalarla çelişiyor mu? Uzman böyle düşünmüyor. Ona göre kilit nokta yoğunluktur. Eğer hareketlerinizi yüksek bir tempoda ve dinamik bir şekilde gerçekleştiriyorsanız, bu tür "lokmalık" bir antrenman bile fizyolojik sistemlerinizi harekete geçirmek için yeterli olabilir. Ancak yürüyüş gibi daha sakin aktiviteler için daha fazla zaman gerekebilir. Adım Sayısı Yerine Yürüyüş Süresine mi Odaklanmalısınız? Fiziksel aktivite üzerine çalışmalar yürüten ancak bu yeni araştırmada yer almayan, Massachusetts Amherst Üniversitesi'nden Kinesiyoloji Doçenti "Adım sayınızı henüz göz ardı etmeyin," dedi. Uzman, Health dergisine verdiği demeçte; kendisininkiler de dahil olmak üzere pek çok önceki çalışmanın, "asıl önemli olanın toplam adım hacmi olduğu" yönünde bulgular sunduğunu belirtti. Uzman, yeni çalışmanın; bilim insanlarının hakkında daha az bilgiye sahip olduğu bir konu olan yürüyüş örüntülerinin etkileri üzerine önemli bir tartışmayı başlattığını ifade etti. uzmana göre, bulgular henüz ön nitelikte olsa da, daha uzun süreli yürüyüşlerin kardiyovasküler sistem açısından özel faydalar sağlayabileceğine işaret ediyor. Uzman, ideal senaryoda insanların hem aktivite süresine hem de toplam adım sayısına dikkat etmeleri gerektiğini söyledi. 2024 yılında yayımlanan bir çalışma, her iki ölçütün de fiziksel aktivite hedeflerine yönelik ilerlemeyi takip etmek açısından iyi yöntemler olduğu sonucuna varmıştı. Yürüyüşü Günlük Rutininize Dahil Etmek Uzman, "Mükemmel bir dünyada insanlar 'mümkün olduğunca sık hareket eder ve günde [en az 10 ila 15 dakika süren] iki amaçlı yürüyüşe zaman ayırırdı,'" dedi. Ancak Uzman, "Hiç yoktan iyidir," diye ekledi. Daha uzun bir yürüyüş, özellikle kalp-damar sistemi için ideal olabilir; ancak sağlığınız, programınız veya enerjiniz nedeniyle kısıtlıysanız, daha kısa bir yürüyüşe çıkmak yine de buna değerdir. Ne de olsa pek çok araştırma, hareketsiz geçirilen süreyi —kısa ve düşük yoğunluklu aktivitelerle bile olsa— bölmenin sağlık açısından yararlı olabileceğini öne sürmektedir. Diğer uzman da bu görüşe katılarak, "Eğer insanlar bir seferde sadece iki dakika yürüyebiliyorlarsa, onları bunu yapmaktan kesinlikle caydırmak istemeyiz," dedi. Uzman, halihazırda yaptığınız aktivitelere yürüyüşleri dahil etme fırsatlarını kollamanızı önerdi. Örneğin markette aracınızı daha uzak bir yere park edin veya çocuğunuz futbol antrenmanındayken sahanın etrafında turlar atarak yürüyün. Uzman ayrıca, yaşadığınız bölge dışarıda yürümek için güvenli değilse, adımlarınızı atabileceğiniz bir alışveriş merkezi veya toplum merkezi olup olmadığına bakmanızı tavsiye etti. Uzman, "Bu, 'ya hep ya hiç' durumu değildir," dedi. Atılan her adım, daha iyi bir sağlığa doğru atılmış bir adımdır. Kaynak: H
  12. Trump, İran savaşına son verme yolunda keskin bir dönüş yapıyor Başkan Trump, Washington ve Tahran'ın savaşı sona erdirecek bir anlaşma çerçevesi üzerinde uzlaşmaya yaklaştığına dair haberlerin ortaya çıkmasından saatler önce, Salı gecesi, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini kırma operasyonuna aniden son verdiğini duyurdu. Başkan, anlaşmanın suya düşmesi halinde bombardımana yeniden başlama tehdidinde bulundu; ancak Trump'ın bu hamleleri, ekonomik sıkıntıların ve siyasi baskıların giderek arttığı bir ortamda, çatışmadan çıkış yolu bulma arzusunun altını çiziyor. Axios'un haberine göre, iki taraf arasındaki tek sayfalık mutabakat zaptının son taslağı; Hürmüz Boğazı'nın yeniden trafiğe açılması, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması ve ABD yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik daha ayrıntılı bir anlaşmanın müzakere edilmesi için 30 günlük bir süre tanıyacak. Bu süre zarfında, her iki taraf da boğazdan geçen gemilere yönelik uyguladıkları ablukaları hafifletecek. Trump, Çarşamba sabahı sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımda, "İran'ın üzerinde mutabık kalınan hususları yerine getirmeyi kabul ettiğini varsayarsak —ki bu belki de büyük bir varsayım—, şimdiden efsaneleşen 'Epic Fury' (Destansı Öfke) operasyonu sona erecek ve son derece etkili 'Abluka' sayesinde Hürmüz Boğazı, İran da dahil olmak üzere HERKESE AÇIK hale gelecek," ifadelerine yer verdi. "Eğer kabul etmezlerse bombardıman başlayacak; ve ne yazık ki bu bombardıman, daha öncekinden çok daha yüksek bir seviyede ve yoğunlukta gerçekleşecek." Savaşların sona ermesi üzerine uzmanlaşmış, Rochester Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü Hein Goemans, taraflardan herhangi birinin uzun vadeli bir barış anlaşmasına ulaşmak için gerekli tavizleri vermeye istekli olduğu konusunda şüpheci yaklaştı. Ayrıca, İran Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına dair ne tür taahhütlerde bulunursa bulunsun; tüm taraflar artık, İran ordusunun boğazı yeniden kapatabileceğini ve bunun küresel enerji piyasalarında büyük bir kargaşaya yol açabileceğini kabul ediyor. Goemans, "Hürmüz Boğazı hakkında istediklerini söyleyebilirler; ancak o fırsat artık kaçtı. Şaşırtıcı bir şekilde bu durum, İran için diplomatik bir zafer niteliğinde —ABD için askeri bir zafer olsa da, İran açısından diplomatik bir zafer," değerlendirmesinde bulundu. Nükleer müzakereler cephesinde ise, söz konusu tek sayfalık mutabakat zaptı, anlaşmanın kritik önemdeki ayrıntılarının daha sonra kararlaştırılmak üzere askıda kalmasına neden olacak. Goemans, "En azından İranlılar, Amerika ile yapılacak hiçbir anlaşmanın güvenilir olmadığı düşüncesini taşıyorlar. Amerika bir gecede fikrini değiştirebilir ve biz henüz görüşmelerin ortasındayken bile üzerimize bombardıman başlatabilir. Dolayısıyla, her İranlı lider bu gerçeğin farkındadır. Bu nedenle, kendilerini güvence altına alacak —veya risklere karşı önlem alacak— bir formül arayışında olacaklardır," şeklinde konuştu. Axios'a konuşan yetkililere göre, nükleer anlaşmanın ana hatları; uranyum zenginleştirme faaliyetlerine 10-15 yıllık bir moratoryum getiren ve Trump'ın ilk başkanlık döneminde iptal ettiği, Obama yönetimi tarafından başlangıçta üzerinde uzlaşılan anlaşmaya büyük ölçüde benziyor. Eğer Trump; İran'ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerine son vermesi ve elindeki silah sınıfı zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmesi konularında sağlam taahhütler almaksızın, boğazın yeniden ulaşıma açılması karşılığında İran'a uygulanan yaptırımları kaldırır veya ülkenin dondurulmuş varlıklarını serbest bırakırsa, hem İsrail'den hem de kendi partisindeki İran'a karşı şahin tutum sergileyen kanattan ciddi bir tepkiyle karşılaşması muhtemel görünüyor. Goemans, "Aynı kozu iki kez kullanamazsınız. Bir kez bir konuda harcadığınızda, artık başka bir konuda kullanamazsınız," dedi. Görüşmeler ayrıca, geçtiğimiz birkaç ay içinde pek çok kez yaşandığı üzere, herhangi bir uzlaşıya varılamadan sonuçlanabilir veya son dakikada tamamen dağılabilir. Geçtiğimiz ay Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, tam 21 saat süren maraton niteliğindeki görüşmeler için bir araya gelen Washington ve Tahranlı müzakereciler, bir anlaşmaya varmayı başaramadılar. Amerikan heyetine başkanlık eden Başkan Yardımcısı Vance, bir barış anlaşmasına ulaşma yolundaki çabalara rağmen taraflar arasında hâlâ önemli görüş ayrılıklarının bulunduğunu ifade etti. Bu görüş ayrılıkları arasındaki en büyük tıkanıklık noktalarından biri, ABD'nin İran'ın nükleer programından tamamen vazgeçmesi yönündeki talebiydi. Yaklaşık bir hafta sonra, İran'ın barış görüşmelerinin bir sonraki turuna katılmayı reddetmesi üzerine, Vance'in İslamabad'a yapmayı planladığı seyahat önce ertelendi, ardından ise süresiz olarak askıya alındı. Şayet benzer bir durum tekrar yaşanırsa, Başkan'ın Tahran'a yönelik saldırıları yeniden başlatmaya hazır olduğu izlenimi uyanıyor. Axios geçtiğimiz hafta yayımladığı bir haberde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Oramiral Brad Cooper'ın, İran'a karşı "kısa ve etkili" bir saldırı dalgası düzenlenmesine ilişkin seçenekler hakkında Başkan Trump'a brifing verdiklerini bildirmişti. Ancak görüşmelere doğru atılan bu belirgin adımlar, Washington Tahran ile bir anlaşmayı nihayete erdirmeye çalışırken; Trump'ın, yüzlerce mahsur kalmış geminin Hürmüz Boğazı'ndan güvenli bir şekilde çıkarılmasını amaçlayan ABD girişimi "Özgürlük Projesi"ni (Project Freedom) askıya aldığını duyurması için yeterli oldu. Başkan, bu kararını Salı akşamı sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımla duyurdu; söz konusu adımı atarken "Pakistan ve diğer ülkelerden gelen talepleri, İran'a karşı yürütülen harekât sırasında elde ettiğimiz muazzam askeri başarıları ve bunlara ek olarak, İran temsilcileriyle 'Tam ve Nihai bir Anlaşma'ya varılması yolunda büyük ilerleme kaydedilmiş olmasını" gerekçe gösterdiğini belirtti. Hem ABD hem de İran, bir anlaşmaya varmak adına giderek artan bir ekonomik baskı altındadır. ABD'de benzin fiyatları yılların en yüksek seviyesinde seyrederken; havayolu şirketleri yaklaşan jet yakıtı sıkıntısıyla yüzleşmekte, çiftçiler ise gübre tedariğinde yaşanabilecek büyük aksaklıklara karşı hazırlık yapmaktadır. AAA'nın verilerine göre, ABD genelinde benzin fiyatları Çarşamba günü ortalama 4,53 dolar seviyesindeydi; bu rakam, geçen yılın aynı dönemindeki 3,15 dolarlık ortalamaya kıyasla bir dolardan fazla bir artışa işaret etmektedir. İran, boğaz üzerindeki gerilimde Amerika'dan daha uzun süre dayanabileceği konusunda ısrar etse de, halkı; rejim için hayati bir mali can damarı olan enerji ihracatına uygulanan abluka ile daha da ağırlaşan, hızla tırmanan bir enflasyon ve yoksulluk yaşıyor. Çin de, çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki çabalarda sessiz ama önemli bir rol üstlendi. Devlet haber ajansı Xinhua'da yer alan bir habere göre; Çarşamba günü Pekin'de, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arağçi ile Çinli mevkidaşı Wang Yi arasında gerçekleşen görüşmede Pekin tarafı, savaşın sona erdirilmesinin acil bir mesele olduğunu ifade etti. Xinhua'nın aktardığına göre Wang, görüşmeler sırasında, "Çin; çatışmaların kapsamlı bir şekilde durdurulmasının geciktirilmemesi, çatışmaların yeniden alevlenmesinin ise çok daha az arzu edilir bir durum olduğu ve müzakere yoluna bağlı kalmanın bilhassa önem taşıdığı kanaatindedir," dedi. Trump da, bu ayın ilerleyen günlerinde Çin lideri Şi Cinping ile gerçekleşecek, kritik öneme sahip bir görüşmeye hazırlanıyor. Goemans, "Şi bu süreçte önemli bir muhatap; Trump da bu görüşmeyle iki şeyi ortaya koymak isteyecektir," dedi. "Birincisi; sert bir adam olduğunu, işleri sonuca ulaştırabildiğini göstermek. İkincisi ise; Şi'nin endişelerine binaen, ona karşı belli bir 'bedel' ödemek zorunda kalacağı gerçeği." Kaynak: TH
  13. Anthropic, SpaceX ile bir yapay zeka anlaşması imzaladı. Bu ortaklık uzaya taşınabilir. Anthropic, yapay zeka hesaplama kapasitesi ihtiyacı için rakibi Elon Musk'ın SpaceX şirketine yöneliyor. İkili Çarşamba günü, Anthropic'e SpaceX'in Tennessee'deki Colossus 1 veri merkezinde bulunan, 220.000'den fazla Nvidia çipi üzerinden sağlanan 300 megawattın üzerindeki kapasiteye erişim imkanı tanıyacak bir ortaklığı duyurdu. Anlaşmanın finansal detayları henüz açıklanmadı. Anlaşmanın bir parçası olarak Anthropic, SpaceX ile "yörünge tabanlı yapay zeka hesaplama kapasitesi" geliştirme konusunda iş birliği yapmaya ilgi duyduğunu belirtti. Musk ve SpaceX, uzayda veri merkezleri işletme hedeflerine sahip. Bu anlaşmanın, Anthropic'in amiral gemisi yapay zeka modeli Claude'un kullanıcıları üzerinde doğrudan etkileri bulunuyor. Şirket, son dönemde yaptığı bir dizi hesaplama kapasitesi anlaşmasını gerekçe göstererek; Claude Code aracı için kullanım sınırlarını ve Claude Opus muhakeme modeli için API kullanım hız sınırlarını yükseltti. SpaceX, bu yılın başlarında Elon Musk'ın kendi yapay zeka laboratuvarı xAI ile birleşmiş olması nedeniyle, ilk bakışta Anthropic'in bir rakibi konumunda. Çoğu gözlemci xAI'ı ticari açıdan Anthropic ve OpenAI'ın belirgin şekilde gerisinde görse de, Musk'ın şirketler grubu, sektördeki diğer oyunculara kapasite satarak yine de gelir elde edebiliyor. Bu hamle aynı zamanda, önümüzdeki ay gerçekleşmesi yaygın olarak beklenen halka arz öncesinde, SpaceX'in yörüngeye veri merkezleri yerleştirme konusundaki tezini de güçlendirebilir. xAI yaptığı duyuruda, "Bu sistemlerin yeni neslini eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama gücü; karasal enerji, arazi ve soğutma imkanlarının, kritik öneme sahip zaman çizelgeleri dahilinde sağlayabileceği kapasitenin ötesine geçiyor," ifadelerine yer verdi. Anthropic de, bu yılın ilerleyen dönemlerinde kendi halka arzını gerçekleştirerek SpaceX'in izinden gidebilir. Kaynak: B
  14. Bugün
  15. Batı konferans ligi yarı final maçı Minnesota Timberwolves: 95 - San Antonio Spurs: 133 Seride durum 1-1 oldu Doğu konferans ligi yarı final maçı Philadelphia 76ers: 102 - New York Knicks: 108 Seride durum 2-0 New York Knicks
  16. Şimdi size Atina'dan Panatinaikos'un maçından kare sunalım: Öyle bizdeki gibi ekrandan sesini yükselt komutuyla ses çıkarmıyorlar. Bunlar kendiliğinden marşlarını en güzel yolla yani doğallıkla bağırarak söylüyorlar. AMA EN ÖNEMLİSİ HEP BİRLİKTE BÜTÜN SALON KATILARAK YAPIYOR
  17. Mavi Vatan'ın yeni muhafızı "YAKTU KİDA" SAHA 2026'da Tanıtıldı STM, SAHA 2026 kapsamında yeni nesil Kamikaze İnsansız Deniz Aracı YAKTU KİDA'yı ilk kez görücüye çıkardı Yüksek hızlı, düşük silüeti ve sürü kapasitesiyle asimetrik arp sahasına yeni bir çözüm sunuyor 50 knot üzeri hıza ulaşarak 200 deniz mili menzile sahip geniş bir operasyon yeteneği sağlıyor Yapay zeka destekli otonom mimari ve sürü zekası sayesinde uyumlu taarruz gerçekleştirebiliyor LOS ve uydu iletişimi ile ağ destekli harekat yeteneği sunuyor
  18. Endonezya firması PT Republikorp ile Bayraktar #KIZILELMA anlaşması imzaladı. İmzalanan anlaşmayla 12 adet #KIZILELMA İnsansız Savaş Uçağı, 2028 yılından itibaren Endonezya'ya teslim edilmeye başlanacak. Bu anlaşmanın, Türkiye ile Endonezya arasındaki savunma sanayii birimini oluşturmak iş birliğinin daha da derinleşmesine katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
  19. Fenerbahçe Opet'li Valkyries’in guard/forveti Gabby Williams; Golden State’in antrenman ve sağlık ekibinin, WNBA sezonu boyunca tükenmişlik yaşamasını önlemek adına temposunu doğru ayarlayabilmesi için, kondisyonuna yönelik uzun vadeli bir plan oluşturmasına nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor.
  20. SON DAKİKA: Türkiye, ilk kıtalararası balistik füzesini (ICBM) İstanbul'daki SAHA 2026'da tanıttı Türkiye Savunma Bakanlığı Ar-Ge Merkezi, Yıldırımhan kıtalararası balistik füzesini görücüye çıkardı. Menzil: 6.000 km Hız: Mach 9–25 İtki Sistemi: 4 motor Yakıt: Azot Tetroksit (N₂O₄) Yetkililer yaptıkları açıklamada, Yıldırımhan'ın 6.000 kilometreye varan bir menzile sahip olduğunun bildirildiğini ifade etti. Sistemin hızının ise Mach 9 ile Mach 25 arasında değiştiği belirtildi. Bakanlık, sistemin yakıt olarak sıvı dinitrojen tetroksit kullandığını ve dört adet roket motoruyla donatıldığını ekledi. Açıklamada, bu konfigürasyonun füzeye hipersonik hızlara ulaşma imkânı tanıdığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, yüksek hız ve manevra kabiliyetinin bu kombinasyonunun; sistemin mevcut hava ve füze savunma sistemlerini aşmasına olanak tanıyarak, operasyonel etkinliğini artırmayı amaçladığı kaydedildi. Bakanlık, sistemin hızı ve manevra kabiliyetinin, belirlenen hedeflerle hızlı bir şekilde angajman kurulmasına imkân tanıyarak erken uyarı ve önleme kapasitelerini zayıflatabileceği gerekçesiyle, modern askeri doktrinin önemli bir bileşeni olarak değerlendirildiğini de vurguladı.
  21. Türk savunma sanayi şirketi STM, dron avcısı TUNGA-X’i tanıttı.
  22. Hakan Çalhanoğlu'nun Roma'ya attığı gol, Serie A'da Ayın Golü seçildi.

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.