Gönderi tarihi: 11 Aralık , 2005 19 yıl İlan edilmeksizin yaşanan ve asla bitmeyen savaşlarda yalnızca tetiği çekip öldürenler/ölenler mi yaşıyor savaşları? “Bir savaş yaşadım” diyor “Mehmet’in Kitabı”nda Mehmetçiklerden bir Mehmet. “Kime karşı, ne için, kim için?” Ölümün soğuk yüzü ile kan ter içinde karşı karşıya kalanların korku eşiğinde bilinçlerine düşen, aydınlatıcı sorular bunlar. Bir tarafta tam da durdukları yerden yani kendi sınıf önsezileriyle olup bitenleri anlamaya, yorumlamaya, görmeye başlarken diğer taraftan sınıf olamayıp devletiyle, ordusuyla, milletiyle kurulu olan düzene kendi iradeleri dışında, yoksullukları içinde, hayalleriyle, umutlarıyla tüm bir hayatlarını ve dahi canlarını vermek zorunda kalışlarını, sınıf bilincimizle içimiz daha da ezilerek görüyoruz. Geçtiğimiz dönemde gösterilen Yazı Tura filmi de ilk bakışta yığma bir senaryo gibi görünse, politik olarak bir çok eleştiri de götürse filmi etkileyici yapan, her günki yaşam devinimi içersinde insan hayatları üzerinde, yaşadıkları toplumun egemen olan tarihsel, politik, kültürel, ahlaki tüm çatışmalarının, bunalımlarının, baskılarının belirleyici olduğunu göstermesiydi. “Askerlik namus borcudur”, “Vatan bölünmez, bütündür”, “Türk’ün türkten başka dostu yoktur”, “Ermeni dölleriyle, kuyruklu kürtler vatan topraklarımızı bölmek için el ele vermiştir, Yunan’ı zaten denize dökmüşüzdür”… Toplumsal sisteme egemen olan ve onu kendi çıkarlarıyla şekillendiren sınıfın, toplumu kuşatan değer yargıları, tarihi varoluşu ve düşünce yapısının oluşturduğu tüm bu ön kabuller ve kuşatılmışlık içinde birbiri peşisıra nedeni bilinmeden yaşanan acılar içinde kıvranan hergünkü yaşam hikayeleri. Ama savaş sürüyor. Hem de “Mehmet’in Kitabı”nda savaşı yaşamış bir askerin anlatımında yoğunlaşıp, “Biz bir savaş biliriz, oysa o savaşa ne kadar insan katıldıysa en az o kadar savaş yaşanmıştır orada” ile dile geldiği kadar yaygın ve derin. Çünkü birbirinden koparılarak birbirine uzaklaştırılmaya çalışılan yaşamlar söz konusu olan. Adı konmaksızın başlayan, devletiyle, ordusuyla büyüklüğüne, yenilmezliğine toz kondurmamak için ilan edilmeksizin yürütülen savaş bugün kazanılmış bir zafer olarak kutlanıyor. Evet varlığı bile inkar edilen, dili yasaklanan, baskı altında tutulup aşağılanan, binyıllardır yaşadığı topraklarda özgürlüğe hasret, tüm zenginlikleri yağmalanarak yaşamaya mahkum bırakılan, her isyanında kırım ve katliamla karşılaşan Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi bir kez daha yenilgiye uğratıldı. Halklaşan savaş bu kez, özel kuvvetler, kontra güçler, yapacağı her tür katliama açık çek anlamına gelen (heyecanla sol göğse vurularak-“seni tuğ yaptım”-verilen) tuğx ünvanı alan komutanların her türlü kirli yöntemin uygulandığı “topyekün savaş”la yenildi. Asıl olarak da KUKH önderliğinin liberal tasfiyeci kırılması ve ideolojik-siyasal teslimiyetiyle yenildi. Savaşanlar sadece her iki tarafın askerleri olmadı. Her şey cephede olup bitmedi. Ve savaş, Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında kör-sağır-dilsiz kesilerek katliamlarda suç ortağı olan Türk işçi ve emekçilerinin cephe gerisinde şovenizme yedeklenmeleriyle bitti, asıl olarak cephe gerisinde bitti ve aynı zamanda da emekçi halklar açısından kaybedildi. Kaybedilen ulusal savaş farkında olunsun olunmasın iç içe geliştiği sınıf savaşının, hükmünü şaşmazcasına, kesin bir mutlaklıkla yürüten ilkesini hatırlatıyor. “Başka bir ulusu ezen bir ulusun işçi ve emekçileri özgürleşemez.” 1999’a kadar adı yasak bir ülkenin, yüksek dağlarında sürdü çatışmalar. Öldürüldüğü söylenen PKK’ liler, şehit düştüğü söylenen Türk askerleri ve onların Kürt düşmanı gösterilere dönüşen cenazeleri eşliğinde, kirli savaşın yürütülüş zeminini yaratan psikolojik savaşla milliyetçi duygular şovenizm derecesinde kışkırtılarak kirlilik tüm topluma yayıldı. Öyle ki sokaklarda oyun peşinde koşuşan 5-10 yaşındaki çocuklar bile ekilen ırkçı-şovenizmin tohumlarıyla şekillendi. Çatışmaların sürdüğü 15 yıl boyunca askerlik yaşı gelip de TSK saflarında devlet zoruyla savaşa sürülen 2,5 milyon genç, aileleriyle birlikte 15 milyonu, yakın çevresiyle ise nüfusun yarısını kapsayan bu kesimin ırkçı-faşizmin yanında saf tutması için her şey yapıldı. Bugün savaşan bu askerlerden kaçı kör, sağır, topal, kaçı alkolik, kaçı delirmiş ya da intihar etmiş bilinmezken biz onların izini ancak gazetelerin üçüncü sayfalarında cinayet, cinnet, dehşet haberleri içinde görebiliyoruz. 1995 de 3000-3500 askerin katıldığı askeri güçle yapılan Güney Doğu operasyonlarından sonra, tüm toplumu bu imha saldırısının parçası kılmak için başlatılan “Haydi Türkiye Mehmetçikle El ele”maddi destek kampanyasında toplanan bağışlarla dünyanın üçüncü, Avrupa’nın en büyük Rehabilitasyon ve Bakım Merkezini kurdu TSK. Yetmedi. Savaşın tüm yıkıcılığını bedenlerinde, ruhlarında taşıyarak ülkenin dört bir tarafına dağılan bu askerler için yine ülkenin dört bir tarafında rehabilitasyon merkezleri açılıyor. Ne tüm teknolojik alt yapıya sahip olan bu büyük merkezde ne de çoğunlukla Ege ve güney sahillerinde açılan diğer rehabilitasyon merkezlerinde yaygın adıyla “Vietnam Sendromu” olarak bilinen PTSD (Travma Sonrası Stress Bozukluğu) yaşama riski yüzde 30′ları bulan askerlerini iyileştiremiyor, iyileştiremezler de. Asla kirli savaş öncesindeki gibi olamayacak bu “asker eskileri": “Güneydoğu Sendromu vakası” olarak toplum içindeler, bir çoğu önce kafaca ve ruhça sakatlanmış, bir tortu olarak. İşte onların kendilerini kaybettikleri savaş meydanlarında yapıp ettikleri, toplu mezarlarla birlikte toprak üstüne çıkıyor bugün. Kaybetmeler, kurşuna dizmeler, işkenceler, toplu katliamlar, yakmalar… Tarihin izini sürmek kolay. Hem de an an. Bıraktığı tanıklarıyla, kalıntılarıyla, izleriyle. Yer, Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca Köy’de kurumuş bir dere yatağı. Ve içinde bir çoban tarafından bulunan 11 kayıp köylüye ait toplu mezar. 11 yıl önce yaşayanların dışında kimsenin görüp bilmediği savaş gerçeği, işte bugün toplu mezar olarak patlayıp, açılıp, saçılıyor tüm toplumun üstüne. Orada o anda yaşanmış katliamı, olup biten her şeyi adım adım hem de kimse anlatmaksızın, sadece köylülerden geriye kalan izlere bakarak görmek. Yapılan işkenceleri (bulunan kemikler arasında kafa kemiği yok), kurşuna dizilişlerini (onlarca boş kovan bulundu) ve orada 11 köylüye mezar olacak yerde askerlerin kamp kurup konserve yediklerini (boş konserve kutuları)… Daha dünmüş gibi, her şey yerli yerinde, hiç gizlenmeksizin açıktan yürütülen savaşın izleri bunlar. Katliam sonrası tümüyle insansızlaştırılan, boşaltılan köylere şimdilerde geri dönenler kaybettiklerini, kaybettikleri yerlerde arayıp buluyor. Yer, Muş Kızılağaç beldesine bağlı Er alan köyü. Yıl 1993, kurşuna dizilen köylüler. Yıl 1994, Tunceli merkeze bağlı Gökçek köyü, Mirik mezrasına yapılan operasyon öncesi 7, sonrası 16 kişi ortadan kayboldu. Kulp’ta ortaya çıkan toplu mezar sonrası, yasaklı olan bölgelerde yaşanan bu operasyonlardan kalan daha kaç toplu mezar olduğu bilinemese de Bitlis’te, Batman’da, Siirt’te köylülere ve Pkk’ lilere ait cesetler biliyoruz ki gömme zahmetine bile katlanmaksızın ya bir kaya ovuğunda ya bir çalı çırpı altında ya dere yatağında ya bir bahçe kenarında yada yolun orta yerinde o günden beri kemikleşmiş bir halde duruyor. Bugün kirli savaş uygulayıcıları ödüllendirilerek yeniden piyasaya sürülüyor. Çankaya Köşkü’nde ‘görev malulu’ askerler için ödül töreni düzenlendi. Bunlardan biri JİTEM’ci Abdülkerim Kırca. Susurluk raporunda olayların planlayıcısı ve uygulayıcısı olarak adı geçiyor. Artık sadece adı geçmiyor. JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan‘ın itiraflarıyla yeni faili meçhuller ortaya çıkarken pervasızca işlediği cinayetlerle Abdülkerim Kırca da suç üstü yakalandı. 1994 de Diyarbakır’da kaçırılarak Silopi’de işkence ile sorgulanıp Dicle nehri kenarında öldürüldükten sonra bizzat Abdülkerim Kırca’nın üzerine benzin dökerek yaktığı Murat Aslan‘ın cesedi, itirafçının itiraflarının izini süren baba tarafından bulundu. Ateşkesin bozulması ve çatışmaların yeniden başlamasıyla ele geçirilenler işkence edilerek öldürülüp kirli savaş uygulamalarıyla kafası koparılıp göğsü parçalanıyor (Batman Beşiri ilçesindeki operasyonda İdris Ulaş’ın cesedinin başsız ve göğüs bölümünün olmadığı ortaya çıktı) “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle insanlar keyfi bir şekilde öldürülüyor (Van’da Yücel Solmaz), Siirt’ten Pkk’ ye katılmak üzere yola çıkan 5 genç, silahlı olmadıkları halde Şırnak’ta katlediliyor ve Pkk’li deniliyor. Kızıltepe’de, Şemdinli’de göz göre göre baba-oğul ve bir çobanın infaz edilişiyle başlayıp birbiri peşisıra gelen yeni infazlar ve en son ortaya çıkan toplu mezar gerçeğiyle birlikte geçmişte işlendiği tanıklarıyla kanıtlanan cinayetler tüm topluma, Kürt halkına ve emperyalist güçlere yeni bir sürecin başladığını duyuran açılış mesajları. Gerisi gelecek Yaşanan savaş sonrası halklar olup bitenlere karşı daha sorgulayıcı olsalar da ırkçı-şovenizmin uygulama zemini dün olduğu gibi bugün yine (hazır bekletilen yer yer kaşınan bir zemin olarak) var. Haritaların işgallerle ve egemenlik savaşlarıyla değiştirilmeye çalışıldığı bir bölgede emperyalist dayatmalar ve işbirlikleriyle halkların birbirine düşürülüp birbirine kırdırılarak yol alınması en bilindik ve vazgeçilmeyen emperyalist işgal taktiğidir. İşte Kerkük. Emperyalist hegemonya mücadelesinde milliyetçi boğazlaşmaların yeni sahnesi. Orada işbirlikçi aşiretler eliyle kurdurulacak olan bir Kürdistan, dört parçaya bölünmüş Kürtler için özgürlük ve bağımsızlık anlamına gelmediği gibi bölgede yeni bir ABD jandarması olacaktır. Bunun açıktan görülmesiyle Kürtlere karşı düşmanlığın daha da bilenerek sürdürülmesine karşı, ezilen ulus olarak Kürtlerin özgürlük ve bağımsızlık talebini, ezilen işçi ve emekçilerin emperyalist hegemonyaya, ırkçı, faşizme ve ezen, sömüren sınıfın egemenliğine karşı mücadelede birleştirmenin yol ve yöntemleri zorlanmalı, her şeyden önce bilinçler bir kez daha bu noktada ırkçı-şovenist önyargılardan arındırılarak durulaştırılmalıdır. Aksi, bizim olmayan, bize karşı savaşların askeri olarak savaşmak, seyircisi olmak ya da etkisiz bir varlık göstermek olacak.
Katılın Görüşlerinizi Paylaşın
Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için ŞİMDİ OTURUM AÇIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.