Jump to content
Sign in to follow this  
Guest şevval

YILMAZ GÜNEY

Recommended Posts

Guest şevval

yilmaz_guney.jpg

 

 

Yılmaz GÜNEYİN şahsında sanatı ve siyaseti birleştiren sanatı halkı için yapan bütün ozanlara sanatçılara ve

 

üretenlere ve yapıcılara selam olsun diyelim :clover:

 

 

biyografisi

 

 

Asıl adı Yılmaz Pütün'dür. Yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olan Yılmaz, Adana`daki ortaöğretim yıllarında tarlalarda çalıştı ve bunun gibi türlü işler yaptı.

 

Burada yazınla da ilgilendi, öyküler yazdı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenimini sürdürürken Atıf Yılmaz'la tanıştı. senaryo yazarlığı, yönetmen yardımcılığı ve oyunculukla sinemaya girdi. İlk filmi, senaryosunun yazımına katıldığı ve rol aldığı Bu Vatanın Çocukları (1958) oldu.

 

1960'ların ikinci yarısında sessiz, üzgün bakışlı ama haksızlığa katlanamayan bir adam, giderek milyonlarca izleyiciyi peşinde sürükleyen bir halk kahramanı oldu ve sinemanın çirkin kral'ı olarak anılmaya başlandı.

 

Yılmaz Güney oynadığı filmlerde haksızlığa uğramış halktan insanları canlandırdı. Güney, yapımcılığını, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve oyunculuğunu üstlendiği Seyit Han/Toprağın Gelini (1968) filmiyle ileride kendi adıyla anılacak olan film türünü ortaya çıkardı. Bu filmde, sevdiği kıza kavuşmak için tüm kötüleri tek tek ortadan kaldıran, ama sonunda bilmeden sevgilisini de öldüren bir yalnız kahramanı canlandırıyordu. Daha sonraki dönemlerde, genellikle Spagetti Westernler ile benzerlik gösteren bazı filmlerde rol aldı; bu tür filmleri yazdı ve yönetti. Bu açıdan, Türk Sineması'nın en özgün kişilerinden biri olarak görülmektedir.

 

Güney, sonraki Aç kurtlar (1969), Umut (1970), Umutsuzlar (1971), Acı (1971), Ağıt (1971) gibi filmlerinde ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insanı odak olarak alan bir anlatım geliştirdi. Yaşamı olanca gerçekliği içinde yansıtmaya çalışan bu sinema, bir yönüyle 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya'da gelişen Yeni Gerçekçilik Akımı'nı, bir yandan da geleneksel halk destanlarını anımsatmaktadır.

 

Güney, 1974'te yönettiği Arkadaş'ta ve daha sonra hapse girdiği için Şerif Gören tarafından tamamlanan Endişe`de (1974), gene hapse girdiği için sadece senaryosunu yazdığı, Zeki Ökten tarafından yönetilen Yol`da (1982), ölümünden önce yurdışında yönettiği son filmi Duvar`da (1983) kendine özgün tema ve anlatım biçimlerini geliştirerek uyguladı. Yurtdışına çıktıktan sonra kurgusunu yapıp gösterime çıkardığı Yol, 1982 Cannes Film Şenliği`nde Kayıp (Missing) adlı filmle birlikte büyük ödül olan Altın Palmiye'yi paylaşarak Türk sinemasına tarihinin en önemli ödüllerinden birini daha getirdi.

 

1974 yılında Yumurtalık Savcısı'nı öldüren Güney, 24 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta Cezaevi'ne dönmeyen Güney, daha sonra Fransa'ya sığındı. TC uyruğundan çıkarıldı. 9 Eylül 1984'te kanserden öldü ve orada toprağa verildi.

 

 

Filmleri

 

Duvar (1983)

Yol (1982)

Arkadaş (1974)

Zavallılar (1974)

Baba (1973)

Ağıt (1971)

Umutsuzlar (1971)

Acı (1971)

Vurguncular (1971)

İbret (1971)

Kaçaklar (1971)

Yarın Son Gündür (1971)

Canlı Hedef (1970)

Umut (1970)

Piyade Osman (1970)

Yedi Belalılar (1970)

Aç Kurtlar (1969)

Bir Çirkin Adam (1969)

Pire Nuri (1968)

Seyyit Han (Toprağın Gelini) (1968)

Bana Kurşun İşlemez (1967)

Benim Adım Kerim (1967)

At Avrat Silah (1966)

 

 

 

 

 

guney18.jpgyilmaz4.jpg

 

Hayat bize mutlu olma sansı vermedi sevgili...

 

Biz kendimizden baska herkesin üzüntüsünü

 

üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.

 

Dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığımız

 

bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı.

 

 

 

Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk.

 

Yüreğimizin yufkalığı kimi zaman hayat

 

karşısında bizi zayıf yaptı.

 

Aslında ne güzel şeydir insanın

 

insana yanması sevgili...

 

Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine

 

üzülebilmek ve çare aramak...

 

Ben, bütün hayatımda, hep üzüldüm,

 

hep yandım.

 

Yaşamak ne güzeldir be sevgili...

 

 

 

Yaşamak ne güzeldir...

 

Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...

 

ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın..

 

 

YILMAZ GÜNEY

 

yilmaz1.jpg

 

 

 

Canım, sevdiğim, yüreğim

 

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin

 

Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan

 

Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,

 

Bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır

 

Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.

 

Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.

 

Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.

 

Damla damla birikiyor insan.

 

Damla damla sevgili...

 

Bir gün akıp gideceğiz hayata...

 

Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.

 

Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...

 

Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

 

 

YILMAZ GÜNEY

Share this post


Link to post
Share on other sites

Köprü

 

 

Sevgili,

Yetmiyor 'Sevgili' Sözü

Tek Başına.Karşılamıyor

İçimi Dolduran Duyguyu.

Oysa Ben 'Sevgili'

Derken Neler

Düşünüyorum Bilsen.

Sonsuz,Bir Güneş,

Bir Yudum Rakı,

Çiçeğe Durmuş İnce Bir

Bahar Dalı,

Oğlumun Sıcak Yanağı,

Anamın Acılı Gözleri,

Babamın Tütün Kokan Eli,

Evimizde Ki Kuş,

Yarının Güzel Günleri,

Anlatılması Güç Binlerce

Duygu Ve Sen...

İşte SEN

Beni Hayata Bağlayan

En Güzel Köprüsün;

Köprülerin En Güzelisin.

Sevgilim...Güzelim...

İnsanı Yaşatan

İçimizdeki Hayat Böceğidir O Ölürse

Hayatımızın Da Tadı Biter.

O Sakın Ölmesin,

Yaşat Onu.

 

YILMAZ GÜNEY

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest MohiCaN

BENDE YILMAZ GÜNEY 'LE YAPILMIŞ BİR RÖPORTAJI PAYLAŞAYIM

 

"Sanatçının niteliğini pratik belirler!"

 

y_guney_renkli.jpg

-YILMAZ GÜNEY-

 

 

 

Soru: ... Proleter devrimci bir sanatçının görevlerini saptarken ölçümüz ne olmalıdır?

Cevap: Herhangi bir ülkede, devrimci bir sanatçının görevlerini ve sorumluluklarını saptarken, o ülkenin tarihi, toplumsal, ekonomik ve siyasi yapısını, o ülkedeki toplumsal kurtuluş mücadelesinin düzeyini, kitlelerin sanat ve kültür ilişkilerinin düzeyini doğru kavramak gerekir.

Devrimci sanatçı, devrimci tabiatı gereği militandır, yenileştirici ve değiştiricidir. Toplumsal kurtuluş mücadelesinden ayrı düşünülemez... Devrimci mücadeleye organik bir biçimde bağlı olmalıdır. Bu nedenle, devrimci bir sanatçı, o ülkenin devrimci mücadelesinin hedefleri ve görevleri doğrultusunda görevlerle yüklüdür. O herşeyden önce bir devrimcidir, militandır, sanatı devrimin bir aracıdır, bir silahıdır.

Genel olarak ifade etmek gerekirse, devrimci sanat, halkın yaşamını, halkı ezen sınıf baskılarını, bu baskılara karşı halkın mücadelesini, yeni bir topluma duyduğu özlemleri, ezen sınıflara duyulan kini, nefreti temel almalı, onların devrimci mücadele ruhunu geliştirmeli, halk kahramanlığını, halk için fedakarlık ruhunu derinleştirmeli, olumlu ve olumsuz insan örneklerini karakterize ederek mücadeleyi bütün boyutlarıyla konu edinmelidir.

Sanatın ana konusu, işçiler, köylüler, halk aydınları, devrimci militanlar, kısaca sosyalist mücadele süreci olmalıdır. Bu süreç içerisinde, olumlu olumsuz, sınıf dayanaklarıyla birlikte işlenmelidir. İşçiyi anlatırken patronu, köylüyü anlatırken toprak ağasını... toprak kapitalistini, devrimci militanı anlatırken kaypak küçük burjuva unsurları... polisi... bürokrasiyi ve devlet mekanizmasının işleyişini de birlikte, sınıf gerçeklerine bağlı olarak anlatmalıdır.

Sadece toplumun objektif tanımlanması, sadece eleştirel gerçeklik yeterli değildir. Devrimci sanat, toplumun gelişen güçlerinin sanatıdır, bu güçlerin gelişmesini ve mücadelesini sergilerken, aynı zamanda yol gösterici olmalı, fakat kuru slogancılığa düşülmemelidir, işi basite indirgememelidir.

Toplumun gelişen güçleri önündeki engelleri, engellerin ideolojik, siyasi, kültürel, toplumsal niteliklerini kavratmada devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Devrimci sanat, sosyalist ve ilerici olanı ele alırken, gerici ve olumsuz güçleri gerçeğe ters düşecek biçimde ele alırsa, küçümserse, ya da olduğundan çok önemserse hayalci olur, oportünizme kayar, devrimci görevleri yerine getiremez. Aynı zamanda, devrimin zaaflarını vurgularken, bu zaafları da ne abartmalı, ne de küçümsemelidir. Devrimci sanat, devrim güçlerinin yarına duydukları inancı pekiştirirken, devrimin önündeki zorlukları da objektif olarak belirtmelidir.

Sanat ve kültürde, yaratıcı çalışmamızın kaynağı halktır, halkın devrimci mücadelesidir. Devrimci sanat kaynağını halktan alır, ürünlerini halka götürür. Karşılıklı etkileme ve etkilenme süreci içerisinde halk sanatın... sanat da halkın gelişmesine yardımcı olur. önemli noktalardan biri de şudur:

Devrimci sanat, halkın ve özellikle gençliğin bilincini yozlaştıran, halka zararlı düşüncelere karşı verilen mücadelede etkin ve güçlü bir temizleme silahıdır. Kendinden olan şeyleri küçümseyen, kendinden olan hey şeye güvensizlik duyan, yabancı şeyler karşısında kölece eğilen, yabancı olan şeylere hayranlık duyan bir anlayışın yıkılmasında, bu anlayışın maddi temellerinin kavranmasında, kendine ve kendinden olanlara güven duygusunun geliştirilmesinde devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Yabancı sigara, yabancı damgalı giysiye, yabancı müziğe... sanata... edebiyata, körükörüne bağlanan, kendi sigarasını, giysisini, kendi sanat ve fikir adamlarını hor gören bir anlayış, emperyalizmin bilincimize yerleştirdiği organik ajanlardır.

Bu anlayış, kaynağı aynı olmakla birlikte, farklı biçimlerde siyaset ve devrimci mücadele alanında da belirgin biçimde kendini göstermektedir. Biçimsel olarak taklit etmek, benzemeye çalışmak. Hatta devrim yapmış ülkelerin halk deyimlerini kullanmak, onlardan örnekler vermek... Her ülkenin tarihi ve toplumsal koşulları kendi devrimini ve devrimcisini biçimler. Bu nedenle, şu ya da bu ülkenin devrimcilerine biçimsel olarak özenmek, taklit etmek, ezbercilik, kopyacılık gibi şeyler yanlıştır. Bir ağacın gölgesinde ağaç yetişmez. Yetişse bile o ağacın gölgesinde kalır, kendini bulamaz. Kendini küçük gören, kendi özgücüne, kendi işçisine, köylüsüne, kendi siyasetine ve siyasal önderliğine, kendi sanatçısına, kendi kültürüne dayanmayan, umudunu dıştan gelecek yardımlara bağlayan bir halk, kesinlikle ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal boyunduruktan kurtulamaz. Sözün kısası devrim yapamaz... yapsa bile devrimini yaşatamaz.

Köylümüz darda kaldığında elini havaya açar, havaya bakar, havaya konuşur. Ama ürünü topraktan, toprağı işleyerek, toprağın kahrını çekerek alır. Bitkilerin, ağaçların kökü topraktadır, havada değil. Din kitaplarında, kökü havada olan ağaç resimleri vardır. Oysa asıl dayanağımız kendi toprağımızdadır. Hava havadır. Umut dışta değil, içtedir. Umut kendi toprağımızda ve kendi halkımızdadır.

Her türlü olumsuz eğilimlere karşı yürütülecek ideolojik mücadelenin bir unsuru olarak devrimci sanat, doğru bir ideolojik ve teorik temellere dayanmalıdır. Sanatçı, sanatsal kaygı ve titizliğinin yanı sıra, bir devrimci olduğunu akıldan çıkartmamalıdır.

Soru: Sanatçının devrimci görevleri temel alması gerektiğini söylediniz. Bir devrimcinin görevleri nelerdir?

Cevap: Bir devrimcinin temel görevi, bilimsel sosyalizmin bilimini özümlemek ve öğretilerinin propagandasını yapmak ve bilimsel sosyalizmin ilkelerine uygun bir pratik içinde yaşamaktır. Yani, içinde bulunduğumuz toplumsal ve ekonomik yapıyı doğru kavramayı başarmak, buna bağlı olarak sınıflar arasındaki ilişkileri doğru biçimiyle değerlendirmek, sınıf mücadelesini günlük yaşayış içinde sürdürmek, sömüren sınıfları ve temsilcilerini, onların iç dış, maddi manevi toplumsal dayanaklarını, sömürülen kitlelere devrim hedefleri olarak göstermek, işçi sınıfının tarihi rolünü, yani devrimin önder ve itici gücü olduğunu anlatmak, kitlelerde devrim isteği ve heyecanını kabartacak propaganda ve ajitasyon çalışmaları yapmak, emekçi kitlelerin ekonomik, demokratik, siyasi hareketlerine katılmak, hem kendisini, hem de kitleleri örgütlemektir. Ayrıca emekçi kitlelerin dikkatini sınıf hedeflerinden şaşırtmak için girişilen gizli kapaklı oyunları bozmak, onlara günlük isteklerini en doğru bir biçimde ifade edebilmeleri için yardımcı olmak, bütün çalışanların, ulusal ve uluslararası planda çıkarlarının birliğini, devrimin dostlarını ve düşmanlarını kavratmak, bir devrimcinin genel görevleri arasında sayabileceğimiz çalışmalardır.

İşte, proleter devrimci sanatçı da çalışmalarını, devrimci mücadelenin organik bir unsuru olan sanatının araçlarıyla gerçekleştirecektir. Sanatın yaptığını herhangi bir bilim dalı gerçekleştirseydi, sanata gerek kalmazdı. Demek istediğim şudur: Sadece doğru fikirlerin kabaca aktarılması değil, yeni toplumsal süreç içerisinde insanın çalkantılarını, umutlarını, acılarını, coşkularını, sanatının hamuruyla yoğurarak anlakabilmek; yani sanatçı sezgi ve duyarlığını, yeteneğini katabilmek.

Soru: Size proleter devrimci bir sanatçı denebilir mi?

Cevap: Bir sanatçının kendisine "ben proleter devrimci bir sanatçıyım" demesi, ya da yakınlarının ona "proleter devrimci sanatçı" adını yakıştırması, onun proleter devrimci bir sanatçı olduğunu göstermez. Sanatçının niteliğini pratiği belirler. Amacım proleter devrimin bir savaşçısı olmaktır. Proleter devrimci saflardayım. Pratiğim adımı ve yerimi belirleyecektir.

 

 

(Yılmaz Güney, "Kayseri Konuşmaları",

Siyasal Yazılar I, sayfa 15-20, Mayıs Yayınları)

 

güney dergisinden alınmıştır..

http://www.guneydergisi.com

Share this post


Link to post
Share on other sites

Devrimci sanat kaynağını halktan alır, ürünlerini halka götürür. Karşılıklı etkileme ve etkilenme süreci içerisinde halk sanatın... sanat da halkın gelişmesine yardımcı olur. önemli noktalardan biri de şudur:

Devrimci sanat, halkın ve özellikle gençliğin bilincini yozlaştıran, halka zararlı düşüncelere karşı verilen mücadelede etkin ve güçlü bir temizleme silahıdır. Kendinden olan şeyleri küçümseyen, kendinden olan hey şeye güvensizlik duyan, yabancı şeyler karşısında kölece eğilen, yabancı olan şeylere hayranlık duyan bir anlayışın yıkılmasında, bu anlayışın maddi temellerinin kavranmasında, kendine ve kendinden olanlara güven duygusunun geliştirilmesinde devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Yabancı sigara, yabancı damgalı giysiye, yabancı müziğe... sanata... edebiyata, körükörüne bağlanan, kendi sigarasını, giysisini, kendi sanat ve fikir adamlarını hor gören bir anlayış, emperyalizmin bilincimize yerleştirdiği organik ajanlardır.

 

televole tv cilerine, magazin sanatçılarına ithaf edelim haddimizi aşarak... :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİR GÜN

 

Hangi zorluğu

yenmemiş insanoğlu.

Hele taşıyorsa içinde

bu insanca sevgiyi.

Güzel günler

zorlu duraklardan

geçer sevdiğim.

Damla damla

birikiyor insan.

Damla damla sevgili...

Bir gün

akıp gideceğiz hayata.

Duvarlar yıkılacak,

açılacak bütün kapılar

bilesin.

Benim yüreğim

sensin şimdi

seni vurur durur...

Ve yine damla damla

çoğalıyorsun içimde.

 

YILMAZ GÜNEY

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir kıvılcım düşer önce

Büyür yavaş yavaş

Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş

Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş

Ortak olmak her sevince,

Her derde kedere

Ve yürümek ömür boyu

Beraberce elele,

Olmasın hiç

O ta içten gülen gözlerde yaş,

Yollarımız ayrılsa bile,

Seninle Arkadaş!

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

BU ALEMDE KRAL TANIMAM

 

 

Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlüğü yaşadın mı

Bir garibanın elinden tutup da hiç kadere rest çektin mi

Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdın mı

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum

Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerle dans ederken

Ben hergün azraille dans ediyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

Sen sıcak yatağında rahat uyurken

Ben ise parçalanmış vücudumun acısıyla mahkeme duvarlarına

Yaslanmış, gelmeyi bilmeyen karanlığı bekliyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa

Ben de seni o kadar çok seviyorum...

Aşıma katmadım haram, güzel çirkin aramam

Yanlış yapanı tanımam... Bu senin için de geçerlidir gülüm

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam...

 

YILMAZ GÜNEY

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

Yılmaz Güney - Eskiden Bilmezdim Yalnızlığı

 

Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında

Bir çiçek kendi dalında

Eskiden bilmezdim yalnızlığı

 

Yalnızlığın içinde

Şimdi yalnız, yalnız mıyım

Kopuk muyum dalımdan

Uzağında mı kaldım ormanın

Share this post


Link to post
Share on other sites

yilmaz_guney.jpg

Yılmaz GÜNEYİN şahsında sanatı ve siyaseti birleştiren sanatı halkı için yapan bütün ozanlara sanatçılara ve

 

üretenlere ve yapıcılara selam olsun diyelim :clover:

biyografisi

Asıl adı Yılmaz Pütün'dür. Yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olan Yılmaz, Adana`daki ortaöğretim yıllarında tarlalarda çalıştı ve bunun gibi türlü işler yaptı.

 

Burada yazınla da ilgilendi, öyküler yazdı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenimini sürdürürken Atıf Yılmaz'la tanıştı. senaryo yazarlığı, yönetmen yardımcılığı ve oyunculukla sinemaya girdi. İlk filmi, senaryosunun yazımına katıldığı ve rol aldığı Bu Vatanın Çocukları (1958) oldu.

 

1960'ların ikinci yarısında sessiz, üzgün bakışlı ama haksızlığa katlanamayan bir adam, giderek milyonlarca izleyiciyi peşinde sürükleyen bir halk kahramanı oldu ve sinemanın çirkin kral'ı olarak anılmaya başlandı.

 

Yılmaz Güney oynadığı filmlerde haksızlığa uğramış halktan insanları canlandırdı. Güney, yapımcılığını, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve oyunculuğunu üstlendiği Seyit Han/Toprağın Gelini (1968) filmiyle ileride kendi adıyla anılacak olan film türünü ortaya çıkardı. Bu filmde, sevdiği kıza kavuşmak için tüm kötüleri tek tek ortadan kaldıran, ama sonunda bilmeden sevgilisini de öldüren bir yalnız kahramanı canlandırıyordu. Daha sonraki dönemlerde, genellikle Spagetti Westernler ile benzerlik gösteren bazı filmlerde rol aldı; bu tür filmleri yazdı ve yönetti. Bu açıdan, Türk Sineması'nın en özgün kişilerinden biri olarak görülmektedir.

 

Güney, sonraki Aç kurtlar (1969), Umut (1970), Umutsuzlar (1971), Acı (1971), Ağıt (1971) gibi filmlerinde ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insanı odak olarak alan bir anlatım geliştirdi. Yaşamı olanca gerçekliği içinde yansıtmaya çalışan bu sinema, bir yönüyle 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya'da gelişen Yeni Gerçekçilik Akımı'nı, bir yandan da geleneksel halk destanlarını anımsatmaktadır.

 

Güney, 1974'te yönettiği Arkadaş'ta ve daha sonra hapse girdiği için Şerif Gören tarafından tamamlanan Endişe`de (1974), gene hapse girdiği için sadece senaryosunu yazdığı, Zeki Ökten tarafından yönetilen Yol`da (1982), ölümünden önce yurdışında yönettiği son filmi Duvar`da (1983) kendine özgün tema ve anlatım biçimlerini geliştirerek uyguladı. Yurtdışına çıktıktan sonra kurgusunu yapıp gösterime çıkardığı Yol, 1982 Cannes Film Şenliği`nde Kayıp (Missing) adlı filmle birlikte büyük ödül olan Altın Palmiye'yi paylaşarak Türk sinemasına tarihinin en önemli ödüllerinden birini daha getirdi.

 

1974 yılında Yumurtalık Savcısı'nı öldüren Güney, 24 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta Cezaevi'ne dönmeyen Güney, daha sonra Fransa'ya sığındı. TC uyruğundan çıkarıldı. 9 Eylül 1984'te kanserden öldü ve orada toprağa verildi.

Filmleri

 

Duvar (1983)

Yol (1982)

Arkadaş (1974)

Zavallılar (1974)

Baba (1973)

Ağıt (1971)

Umutsuzlar (1971)

Acı (1971)

Vurguncular (1971)

İbret (1971)

Kaçaklar (1971)

Yarın Son Gündür (1971)

Canlı Hedef (1970)

Umut (1970)

Piyade Osman (1970)

Yedi Belalılar (1970)

Aç Kurtlar (1969)

Bir Çirkin Adam (1969)

Pire Nuri (1968)

Seyyit Han (Toprağın Gelini) (1968)

Bana Kurşun İşlemez (1967)

Benim Adım Kerim (1967)

At Avrat Silah (1966)

guney18.jpgyilmaz4.jpg

 

Hayat bize mutlu olma sansı vermedi sevgili...

 

Biz kendimizden baska herkesin üzüntüsünü

 

üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.

 

Dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığımız

 

bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı.

 

 

 

Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk.

 

Yüreğimizin yufkalığı kimi zaman hayat

 

karşısında bizi zayıf yaptı.

 

Aslında ne güzel şeydir insanın

 

insana yanması sevgili...

 

Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine

 

üzülebilmek ve çare aramak...

 

Ben, bütün hayatımda, hep üzüldüm,

 

hep yandım.

 

Yaşamak ne güzeldir be sevgili...

 

 

 

Yaşamak ne güzeldir...

 

Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...

 

ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın..

YILMAZ GÜNEY

 

yilmaz1.jpg

Canım, sevdiğim, yüreğim

 

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin

 

Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan

 

Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,

 

Bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır

 

Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.

 

Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.

 

Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.

 

Damla damla birikiyor insan.

 

Damla damla sevgili...

 

Bir gün akıp gideceğiz hayata...

 

Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.

 

Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...

 

Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

YILMAZ GÜNEY

 

tşk ler sewal apla biizmle paylaştıgın için yılmaz güney hayranıyım senin gibi

:clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

Selimiye Mektupları / Yılmaz Güney

 

17 Ocak 1974

 

Canım ciğerim sevgili,

 

Bugün senin doğum günün... ayrı değiliz bilesin... her zamankinden çok, her zamankinden içten yüreğimdesin... sürekli yaşatarak, besleyerek, büyüterek seni... içimi yalayıp geçen hüzün geride mutlu düşler bırakıyor... çünkü tutacağız bir gün hayatın ucundan, yükleneceğiz ne varsa, ne kadar solmuş gül varsa canlandıracağız onu....

 

Sevgili, yavrum.... hiçbir darbe yıkamadı içimizdeki hayat ağacını... ezemedi... ezemez de... Bugün... yirmiikinci yaşına bastığın gün bilesin ki, önümüzde hiçbir engel duramayacaktır... akıp geçeceğiz, yıkıp gideceğiz çünkü...

 

Kar var dışarıda, güneş var, insanlar var... İçimizde canlılığını koruyan hayat böceği kıpırdıyor... buzlar çözülüyor, toprak uyanıyor...

 

Evet... Hayat ve onun bütün unsurları başkaldırıyor... Yeni bir güne, yeni bir güneşe... Sevgiyi yeni baştan kurarak.

 

Canım sevgili... yirmiiki yaşlım... güzelim... sevgiyle kucaklarım hepinizi... bin defa, yüzbin defa, onmilyon defa merhaba...

 

Merhaba sevgili!

 

Evet... hayat durdurulamaz yerine akıyor ve biz bu akıntının içinde bizi bekleyen yarınlara, sardunyalara, hanımeli çiçeklerine, kiraz ağaçlarına varacağız...

 

Mutlu ol sevgili... Sevin... hayat senindir... bir ırmaktır çünkü o... sonsuza akan bir ırmak...

 

Öperim... Heyecanımı, hüznümü, acımı anla sevgili... Oğlumu sar ve ona anasının yirmiiki yaşına bastığını anlat. Oğlumuz da yirmiiki yaşında olacak birgün... sen de kırkiki yaşında olacaksın... Ya ben... ben n’olacağım acaba!

Share this post


Link to post
Share on other sites

oyy aplacım ben geldım merhabaaa nasılsınn

 

 

 

Selimiye Mektupları / Yılmaz Güney

 

17 Ocak 1974

 

Canım ciğerim sevgili,

 

Bugün senin doğum günün... ayrı değiliz bilesin... her zamankinden çok, her zamankinden içten yüreğimdesin... sürekli yaşatarak, besleyerek, büyüterek seni... içimi yalayıp geçen hüzün geride mutlu düşler bırakıyor... çünkü tutacağız bir gün hayatın ucundan, yükleneceğiz ne varsa, ne kadar solmuş gül varsa canlandıracağız onu....

 

Sevgili, yavrum.... hiçbir darbe yıkamadı içimizdeki hayat ağacını... ezemedi... ezemez de... Bugün... yirmiikinci yaşına bastığın gün bilesin ki, önümüzde hiçbir engel duramayacaktır... akıp geçeceğiz, yıkıp gideceğiz çünkü...

 

Kar var dışarıda, güneş var, insanlar var... İçimizde canlılığını koruyan hayat böceği kıpırdıyor... buzlar çözülüyor, toprak uyanıyor...

 

Evet... Hayat ve onun bütün unsurları başkaldırıyor... Yeni bir güne, yeni bir güneşe... Sevgiyi yeni baştan kurarak.

 

Canım sevgili... yirmiiki yaşlım... güzelim... sevgiyle kucaklarım hepinizi... bin defa, yüzbin defa, onmilyon defa merhaba...

 

Merhaba sevgili!

 

Evet... hayat durdurulamaz yerine akıyor ve biz bu akıntının içinde bizi bekleyen yarınlara, sardunyalara, hanımeli çiçeklerine, kiraz ağaçlarına varacağız...

 

Mutlu ol sevgili... Sevin... hayat senindir... bir ırmaktır çünkü o... sonsuza akan bir ırmak...

 

Öperim... Heyecanımı, hüznümü, acımı anla sevgili... Oğlumu sar ve ona anasının yirmiiki yaşına bastığını anlat. Oğlumuz da yirmiiki yaşında olacak birgün... sen de kırkiki yaşında olacaksın... Ya ben... ben n’olacağım acaba!

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

çılgın sen benim ciğerimsin ama bu başlığın altına başka şeyler yazmanı beklerim senden ;)

 

bu arada iyiyim :P

Share this post


Link to post
Share on other sites

çılgın sen benim ciğerimsin ama bu başlığın altına başka şeyler yazmanı beklerim senden ;)

 

bu arada iyiyim :P

 

 

Yılmaz Güney - Hayat Bize Mutlu Olma Şansı Vermedi

 

Hayat bize mutlu olma şansı

vermedi

Biz kendimizden başka

Herkesin üzüntüsünü

Üzüntümüz,

Acısını acımız yaptık.

Çünkü Dünya'nın öbür ucunda,

Hiç tanımadığımız bir insanın

Gözyaşı bile içimizi parçaladı...

Kedilere ağladık

Kuşların yasını tuttuk.

Yüreğimizin yufkalığı

Kimi zaman hayat karşısında

Bizi zayıf yaptı.

Aslında ne güzel şeydir

İnsanın insana yanması

Sevgili...

Ne güzeldir bilmediğin birinin

derdine üzülmek ve çare aramak.

Ben bütün hayatımda hep

Üzüldüm, hep yandım..

Yaşamak ne güzeldir be sevgili

Sevinerek, severek, sevilerek,

Düşünerek...

ve o vazgeçilmez sancılarını

Duyarak hayatın

sewal aplam :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Marcus

YILMAZ GÜNEY hayatı ve şiirleri

 

yilmazguney.jpg

 

Bir sanatcı olarak ''Yılmaz Güney'' olarak bilinir.Ama asıl adı Yılmaz Putun'dur. 1937 Yılında, Adana'nın Yenice Koyünde doğdu.Topraksız bir köylu ailenin iki cocuğundan biridir. Dokuz yaşından sonra hayatını çalışarak kazandı.İlk işi dana gütmekti.Liseyi Adana'da bitirdi.1955'te süren tatbikat sonucu birbuçuk yıl ağır hapis ve 6 ay sürgün cezası aldı.Oğrenimi yarıda kalmıştı. İlk olarak 1961'de cezaeviyle tanışmıştı.1962 Aralığında cezasının bitimiyle, muhafazakarlığı ile ünlü, Konya şehrine sürgüne gönderilmişti.1968'de askere gitti.1970 Nisanında döndu.1972'de, martın 16'sında devrimcilere yardım ettiği gerekcesiyle tutuklandı.Mahkeme sonucu 10 yıl ağır ceza hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı.1974 Eylülünde,bir cinayet olayına adı karıştı ve on dokuz yıl mahkum edildi.Cezaevindeyken ''GÜNEY'' adlı bir sanat-kultur dergisi çıkardı.Onüç sayı sonra sıkıyonetimin yeniden gelmesi üzerine dergisi kapatıldı ve hakkında yazdıklarından ötürü on ayrı dava acıldı.İstenen ceza toplamı yuzyil idi.1981 Ekiminde izinli cıktığı İsparta cezaevine bi daha dönmedi.Sonra da yurt dışına çıktı.1981 Ekimine kadar, yaklaşık oniki yılını çeşitli cezaevlerinde geçirdi.Bu oniki yıl içinde ikisi yarı-açık olmak uzere onbeş cezaevi tanıdı.İltica etiği Fransa'nın Paris şehrinde 1984'te vefat etti

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

ARKADAŞ

 

 

Olmasın o ta içten

Gülen gözlerde yaş

Bir gün gelip ayrılsak da

Seninle arkadaş

 

Bir kıvılcım düşer önce

Büyür yavaş yavaş

Bir bakarsın volkan olmuş

Yanmışsın arkadaş

 

Dolduramaz boşluğunu

Ne ana ne kardaş

Bu en güzel bu en sıcak

Duygudur arkadaş

 

Ortak olmak her sevince

Her derde kedere

Ve yürümek ömür boyu

Beraberce el ele

 

Olmayacak o ta içten

Gülen gözlerde yaş

Bir gun gelir ayrılsak da

Seninle arkadaş

 

--------------------------------------------------------------------------------

KENDİM İÇİN YAŞAMIYORUM

 

 

hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum

hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.

herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.

Yarın bizim çünkü...

 

--------------------------------------------------------------------------------

BİR GÜN

 

 

Hangi zorluğu

yenmemiş insanoğlu.

Hele taşıyorsa içinde

bu insanca sevgiyi.

Güzel günler

zorlu duraklardan

geçer sevdiğim.

Damla damla

birikiyor insan.

Damla damla sevgili...

Bir gün

akıp gideceğiz hayata.

Duvarlar yıkılacak,

açılacak bütün kapılar

bilesin.

Benim yüreğim

sensin şimdi

seni vurur durur...

Ve yine damla damla

çoğalıyorsun içimde.

 

--------------------------------------------------------------------------------

KÖPRÜ

 

 

Sevgili

yetmiyor 'sevgili' sözü

tek başına. Karşılamıyor

içimi dolduran duyguyu.

Oysa ben 'sevgili'

derken neler

düşünüyorum bilsen.

Sonsuz, bir güneş

bir yudum rakı

çiçeğe durmuş ince bir

bahar dalı

oğlumun sıcak yanağı

anamın acılı gözleri

babamın tütün kokan eli

evimizdeki kuş

yarının güzel günleri.

Anlatılması güç binlerce

duygu ve sen...

İşte sen

beni hayata bağlayan

en güzel köprüsün;

köprülerin en güzelisin.

Sevgilim... Güzelim...

İnsanı yaşatan

içimizdeki hayat böceğidir.

O ölürse

hayatımızın da tadı biter.

O sakın ölmesin

yaşat onu.

 

--------------------------------------------------------------------------------

CANIM

 

 

Canım, sevdiğim, yüreğim

Bu duvarlar bizi ayırmaya yetmez bilesin

Bu kapılar, bu demir parmaklıklar hava inan

Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü

Bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır

hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu

Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi

 

--------------------------------------------------------------------------------

BU ALEMDE KRAL TANIMAM

 

 

Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlüğü yaşadın mı

Bir garibanın elinden tutup da hiç kadere rest çektin mi

Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdın mı

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum

Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerle dans ederken

Ben hergün azraille dans ediyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

Sen sıcak yatağında rahat uyurken

Ben ise parçalanmış vücudumun acısıyla mahkeme duvarlarına

Yaslanmış, gelmeyi bilmeyen karanlığı bekliyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

 

İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa

Ben de seni o kadar çok seviyorum...

Aşıma katmadım haram, güzel çirkin aramam

Yanlış yapanı tanımam... Bu senin için de geçerlidir gülüm

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam...

 

--------------------------------------------------------------------------------

Canim, Sevdigim, Yüregim...

 

 

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayirmaya bilesin...

Bu parmakliklar, bu demir kapilar, bu hava, inan...

Bazen bir yumrukta yikacak kadar güçlü,

Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardir...

Hangi zorlugu yenmemis insanoglu.

Hele tasiyorsa içinde bu insanca sevgiyi.

Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdigim.

Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili...

Bir gün akip gidecegiz hayata...

Duvarlar yikilacak, açilacak bütün kapilar bilesin.

Benim yüregim sensin simdi, seni vurur durur...

Ve yine damla damla çogaliyorsun içimde.

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

Eskiden Bilmezdim Yalnizligi

 

 

Eskiden bilmezdim yalnizligi

Bir agaç nasil yalniz degilse ormaninda

Bir çiçek kendi dalinda

Eskiden bilmezdim yalnizligi

 

Yalnizligin içinde

Simdi yalniz, yalniz miyim

Kopuk muyum dalimdan

Uzaginda mi kaldim ormanin

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

Hayat Bize Mutlu Olma Sansi Vermedi

 

 

Hayat bize mutlu olma sansi

vermedi

Biz kendimizden baska

Herkesin üzüntüsünü

Üzüntümüz,

Acisini acimiz yaptik.

Çünkü Dünya'nin öbür ucunda,

Hiç tanimadigimiz bir insanin

Gözyasi bile içimizi parçaladi...

Kedilere agladik

Kuslarin yasini tuttuk.

Yüregimizin yufkaligi

Kimi zaman hayat karsisinda

Bizi zayif yapti.

Aslinda ne güzel seydir

Insanin insana yanmasi

Sevgili...

Ne güzeldir bilmedigin birinin

derdine üzülmek ve çare aramak.

Ben bütün hayatimda hep

Üzüldüm, hep yandim..

Yasamak ne güzeldir be sevgili

Sevinerek, severek, sevilerek,

Düsünerek...

ve o vazgeçilmez sancilarini

Duyarak hayatin

Share this post


Link to post
Share on other sites

Selimiye Mektupları / Yılmaz Güney

 

17 Ocak 1974

 

Canım ciğerim sevgili,

 

Bugün senin doğum günün... ayrı değiliz bilesin... her zamankinden çok, her zamankinden içten yüreğimdesin... sürekli yaşatarak, besleyerek, büyüterek seni... içimi yalayıp geçen hüzün geride mutlu düşler bırakıyor... çünkü tutacağız bir gün hayatın ucundan, yükleneceğiz ne varsa, ne kadar solmuş gül varsa canlandıracağız onu....

 

Sevgili, yavrum.... hiçbir darbe yıkamadı içimizdeki hayat ağacını... ezemedi... ezemez de... Bugün... yirmiikinci yaşına bastığın gün bilesin ki, önümüzde hiçbir engel duramayacaktır... akıp geçeceğiz, yıkıp gideceğiz çünkü...

 

Kar var dışarıda, güneş var, insanlar var... İçimizde canlılığını koruyan hayat böceği kıpırdıyor... buzlar çözülüyor, toprak uyanıyor...

 

Evet... Hayat ve onun bütün unsurları başkaldırıyor... Yeni bir güne, yeni bir güneşe... Sevgiyi yeni baştan kurarak.

 

Canım sevgili... yirmiiki yaşlım... güzelim... sevgiyle kucaklarım hepinizi... bin defa, yüzbin defa, onmilyon defa merhaba...

 

Merhaba sevgili!

 

Evet... hayat durdurulamaz yerine akıyor ve biz bu akıntının içinde bizi bekleyen yarınlara, sardunyalara, hanımeli çiçeklerine, kiraz ağaçlarına varacağız...

 

Mutlu ol sevgili... Sevin... hayat senindir... bir ırmaktır çünkü o... sonsuza akan bir ırmak...

 

Öperim... Heyecanımı, hüznümü, acımı anla sevgili... Oğlumu sar ve ona anasının yirmiiki yaşına bastığını anlat. Oğlumuz da yirmiiki yaşında olacak birgün... sen de kırkiki yaşında olacaksın... Ya ben... ben n’olacağım acaba!

 

Yüreği güzel Sevval,senden başka kim olabilirdi ki böyle bir başlığı açan :clover:

Ellerine ve yüreğine sağlık dostum :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

her yazısında,şiirinde,filminde özünü yansıtmış bir insan.paylaşım için teşekürler

 

hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum

hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.

herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.

Yarın bizim çünkü...

YILMAZ GÜNEY :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.