Gönderi tarihi: 16 Mayıs , 2006 20 yıl . Ekonomide Neler Olacak?... (*1) Geçen hafta İMKB'de sert düşüş, Türk Lirası'nın Euro ve dolara karşı bir günde yaklaşık yüzde 3 oranında değer yitirmesi ile piyasalarda başlayan dalgalanma, haftanın son gününün ''Kara Cuma'' olarak adlandırılmasına neden oldu. Piyasalarda yaşanan bu dalgalanmayı herkes ''kendisine ve bulunduğu yere bağlı olarak'' değerlendirdi. Geçen hafta olup bitenlere artık kendimizi alıştıralım. Bundan sonra ''işleri kolayca halletmek'' pek mümkün görünmüyor. Çünkü sinyalleri uzun süreden beri belli olan, ancak gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında ''beklenti yönetimi'' ile idare edilmeye çalışılan durum artık pek rahat idare edilemiyor. ABD'de ekonomik büyümeyi sağlamak ve küresel refahı arttırmak için 2003 yılında yüzde 1'lere kadar Ulugerileyen kısa vadeli faiz oranları 2004 yılı ortasından itibaren 16 kez arttırılarak yüzde 5'e yükseltildi. Nedeni açık. ABD başta olmak üzere, Japonya ve AB ülkeleri de dahil küresel alanda artan talebi karşılamak için genişletici, yani talebi arttırıcı para politikaları tercih edildi. Dünyada para arzı artmaya başladı. Kredi mekanizması hızla genişledi. Bizim gibi ülkelere sermaye akışı hızlandı. Gelişmiş ülkelerde yüksek getiri bulamayan uluslararası sermaye, bizim gibi yüksek getiri sunan ülkelere doğru gitmeye başladı. Dünya ekonomisi büyüyor ve dış ticaret hacmi artıyordu. Bu gelişmeler olumluydu. Ancak parasal genişleme ile arttırılan talep ve üretimin sürdürülebilir olup olmadığı ile kimse ilgilenmiyordu... Oysa 2001 yılından itibaren hammadde fiyatlarındaki artış hızlanmaya başladı. Enerji başta olmak üzere tüm hammadde fiyatları artıyordu. 2002 yılı başından bugüne hammadde fiyatlarındaki artış dolar bazında yüzde yüze yaklaştı. Petrol ve altın fiyatları uzun süredir sinyal veriyordu. Dünyada enflasyonist bir baskı vardı. Faizleri arttırarak bu baskıyı azaltmak gerekiyordu. Peki bu duruma finansal piyasalar nasıl dayanacaktı? Bilindiği gibi faizler yükselir ise hisse senetleri ve tahvil gibi finansal varlıkların fiyatları gerileyecek ve bunları ellerinde tutanlar zarar edebilecekti. Finansal piyasalarda satış baskısını ortadan kaldırmak için faiz oranları zamana yayılarak arttırıldı. Uluslararası piyasalardaki likiditenin bizim gibi ülkelere akması Türkiye ekonomisini önemli ölçüde rahatlatıyordu. Türk Lirası'nın içeriye giren sermaye ile değerli hale gelmesi ''güllük gülistanlık'' bir ortam yarattı. İç talep ''beklentilerle'' arttırıldı. Ekonomik büyüme, ''tüketim kaynaklı'' artmaya başladı. Oysa ülkenin rekabet gücü yara alıyordu. Aşırı sermaye girişi, düşen kur, buna karşın iki haneli faiz oranları yüksek getiri sunarken; dış açık gittikçe artıyordu. Ülkenin rekabet gücü gerileyip, üretim yapan sektörler ithalat baskısı altında kan kaybederken döviz açığı hızla artıyordu. Ancak uluslararası likiditenin bolluğu nedeniyle yurtiçine giren sermaye, döviz açığını ''şimdilik'' kapatabiliyordu. Bu durum sürdürülebilir miydi? Artık bunun sürdürülemeyeceğini görebiliyoruz. Ülkenin rekabet gücü hızla düşerken üç aylık döviz açığı 8.2 milyar dolar gibi rekor bir düzeye ulaşırken ülkenin geleceğini ''uluslararası sermayenin davranışlarına'' bırakmışsak, uluslararası piyasalara karşı çok hassasız demektir. Artık kolay günler geride kaldı. Dünyada enflasyonist baskı nedeniyle faiz oranları yükselme eğilimine devam edecek. Artık bu oranlardan borçlanmak mümkün olmayacak. Diğer taraftan enflasyonist baskı bizim için de sorun olmaya başladı. Merkez Bankası'nın faizleri daha fazla düşürmeyeceği beklentisi artıyor. Bu da ''fırsatçı yatırımcıları'' ellerindeki senetleri satıp dövize çevirmeye teşvik ediyor. Kısaca spekülatör, faizler daha fazla düşmeyecekse elindeki hisse senedi ve/veya tahvilin değer kazanmayacağını, buna karşın Türkiye'nin önemli bir döviz açığı olduğunu, bundan sonra Türkiye riskini almanın doğru olmadığını düşünüyor. Hele dünyada enflasyonist baskı hızla artarken ve faizler yükselme eğilimindeyken... Bugünlere geleceğimizi biz bekliyorduk. Her fırsatta da dile getirdik... Olan biten tesadüf değil... Ekonomide ''kırılganlığı'' yaratan, aşırı değerli Türk Lirası'na dayanan ekonomi politikasıdır. DİPNOT_________________________________________________________________ (*1) - PROF. DR. SADİ UZUNOĞLU / 16 Mayıs 2006 .
Gönderi tarihi: 16 Mayıs , 2006 20 yıl *** Bireysel ve toplumsal olarak ekonomik anlamda çok zor günlerin yeniden bizi beklediği apaçık ortada... Ne yapılabilir konusunda, kişisel cevabım şu anda ne yazık ki yok... Bu konuda bizi sloganlarla değilde gerçek pratik önerileriyle yol gösteren, Konuyu daha açıklığa kavuşturacak arkadaşların yazılarına ... Bu konuda bilgi ve yeterliliği olan arkadaşların bize katkılarına ihtiyacımız var sanırım... Umarım ki bu bilgi ve önermelerini bizlerle paylaşırlar... Bu konuya dikkatlerimizi çektiğin ve farkında olmamızı sağladığın için teşekkürler dip not... Herkese selam .. sevgi ve Saygılar... *tna ***
Gönderi tarihi: 17 Mayıs , 2006 20 yıl *** Ak kaşık ... Ekonomisi Geçtiğimiz kara cumadan sonra, Başbakan diyor du ki dün, "Dünya konjonktürü, ABD Merkez Bankası, petrol fiyatları" falan... *** Dolar düşünce ... Hükümet sayesinde. Dolar çıkınca ... ABD Merkez Bankası yüzünden. *** Faizler inince ... Hükümet sayesinde. Faizler yükselince ... Brezilya, Hindistan, Polonya gibi rakip ülkelerin faiz politikası yüzünden. *** Borsa yukarı ... Hükümet sayesinde. Borsa aşağı ... Avrupalı bankaların başı çektiği paragöz yabancılar yüzünden. *** Benzin 1 kuruş ucuzlayınca ... Hükümet sayesinde. Türk insanı, dünyanın en pahalı benzinini kullanınca ... Petrolü kamulaştıran Güney Amerika'daki komünistler yüzünden. *** Enflasyon azalınca ... Hükümet sayesinde. Enflasyon artınca ... Venezüella, Bolivya ve İran'ın petrol varil fiyatlarını zıplatması yüzünden. *** Örnek çok aslında ... Tekstil mi battı? ... Çin'den. Doğalgaz mı zamlandı? ... Rus'tan. Turist mi azaldı? ... Kuş'tan. *** Sütten çıkmış "AK" kaşık ekonomisidir bu. *** İşler tıkırındaysa ... Kendileri sayesinde. İşler sarpa sarınca ... Başkaları yüzünden. *** Hep olduğundan farklı görünme, Hep olayları olduğundan farklı gösterme çabaları yani sözlük anlamı : TAKİYE *tna *** ...
Gönderi tarihi: 17 Mayıs , 2006 20 yıl Devlet Bakanı Babacan, “Son dalgalanmalar için kriz, devalüasyon gibi kelimeleri pervasızca kullananları uyarmak istiyorum. Serbest kurda devalüasyon kelimesini kullanmak teknik bir hatadır” demiş. Kriz sözcüğünü bir yana bırakalım, ama bu bal gibi “devalüasyon”dur. Ve de gecikmiş, devamı da olması gereken bir devalüasyondur. Bakan Babacan’ın, dalgalı kurda devalüasyon olmaz sözü de bir totolojidir. Ortada dalgalı kur yok ki... Adı dalgalı olan ama kendisi kumanda edilen bir kur var. Döviz kuruna şu ya da bu şekilde müdahale var. Kuru aşırı değerli tutmak, IMF güdümlü bir politika. Bu araçla enflasyon hedeflemesi gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bunun için de kurun artışına fren olsun diye döviz girişi, sıcak para yüksek reel faizlerle özendiriliyor, Merkez Bankası’na bu fahiş faizlerle rezerv yaptırılıyor. Bu politikanın sonucu reel kura en çok yaklaşılan Ekim 2001’deki seviye için yüzde 42’lik devalüasyon gerekiyor. Başka bir ifadeyle kur, yüzde 42 aşırı değerlenmiş durumda. Adı dalgalı ama aslında bastırılan kur, sonuçta, fiyat artışlarının bir süre hızını kesti ama Türkiye’nin cari açığını olmadık boyutlara getirerek büyük zarar verdi. Doğru olan, kuru aşırı değerli hale getirmeyecek bir yol izlenmesi, enflasyona uyumlu artışları gün be gün kura yedirmek olmalıydı. Bu yapılsaydı ne ithalat bu boyutlara gelir ne ihracat ve turizm rekabet güçsüz kalır ne de yıkıcı ithalat yerli üretime istihdama bu kadar zarar verirdi. İzlenen aşırı değerli kur politikası, sadece enflasyonu tek haneye indirmeye yaradı ama onun da kalıcılığı tartışılıyor artık.
Gönderi tarihi: 17 Mayıs , 2006 20 yıl Yazar *** Bireysel ve toplumsal olarak ekonomik anlamda çok zor günlerin yeniden bizi beklediği apaçık ortada... Bu konuya dikkatlerimizi çektiğin ve farkında olmamızı sağladığın için teşekkürler dip not... Herkese selam .. sevgi ve Saygılar... *tna *** Devlet Bakanı Babacan, “Son dalgalanmalar için kriz, devalüasyon gibi kelimeleri pervasızca kullananları uyarmak istiyorum. Serbest kurda devalüasyon kelimesini kullanmak teknik bir hatadır” demiş. Kriz sözcüğünü bir yana bırakalım, ama bu bal gibi “devalüasyon”dur. Ve de gecikmiş, devamı da olması gereken bir devalüasyondur. Bakan Babacan’ın, dalgalı kurda devalüasyon olmaz sözü de bir totolojidir. Ortada dalgalı kur yok ki... Adı dalgalı olan ama kendisi kumanda edilen bir kur var. Döviz kuruna şu ya da bu şekilde müdahale var. Kuru aşırı değerli tutmak, IMF güdümlü bir politika. Bu araçla enflasyon hedeflemesi gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bunun için de kurun artışına fren olsun diye döviz girişi, sıcak para yüksek reel faizlerle özendiriliyor, Merkez Bankası’na bu fahiş faizlerle rezerv yaptırılıyor. Bu politikanın sonucu reel kura en çok yaklaşılan Ekim 2001’deki seviye için yüzde 42’lik devalüasyon gerekiyor. Başka bir ifadeyle kur, yüzde 42 aşırı değerlenmiş durumda. Adı dalgalı ama aslında bastırılan kur, sonuçta, fiyat artışlarının bir süre hızını kesti ama Türkiye’nin cari açığını olmadık boyutlara getirerek büyük zarar verdi. Doğru olan, kuru aşırı değerli hale getirmeyecek bir yol izlenmesi, enflasyona uyumlu artışları gün be gün kura yedirmek olmalıydı. Bu yapılsaydı ne ithalat bu boyutlara gelir ne ihracat ve turizm rekabet güçsüz kalır ne de yıkıcı ithalat yerli üretime istihdama bu kadar zarar verirdi. İzlenen aşırı değerli kur politikası, sadece enflasyonu tek haneye indirmeye yaradı ama onun da kalıcılığı tartışılıyor artık. Paylaşımlarınız için teşekkür ederim arkadaşlar... Dalgalı kur konusunda size katılıyorum tabiki fakat Prf. Dr. ERİNÇ YELDAN'DA şunlara dikkat çekmektedir. "Yaşanmakta olan finansal çözülüşün ''yapısal nedenleri'' yle ''tetikleyici unsurları'' arasında bir ayırım yapılmasını gerektirmektedir. Öncelikle şu tespitin altını çizmeliyiz: Türk finans piyasaları yapısal olarak kırılganlık içindedir ve bir ekonomik krizin yapısal koşulları 2003'ten bu yana derinleşmektedir. Şöyle ki: 1-Türkiye mevcut IMF programınca ucuz döviz-yüksek faiz politikasına koşullandırılmıştır. Ulusal finans piyasaları kısa vadeli sermaye hareketlerinin (sıcak paranın) spekülatif saldırısı altındadır; 2-Bu koşullandırma sonucunda Türkiye yüksek cari işlemler açığı vermekte ve cari açığın finansmanını borç arttırıcı biçimde sürdürmektedir. Türkiye son dört yılda toplam 60 milyar dolar net dış borç biriktirmiştir. Bunun 25 milyar doları kısa vadelidir. 3-Mevcut program altında Merkez Bankası'nın ekonomiye müdahalede bulunabileceği tüm istikrar politikaları elinden alınmıştır. Finans piyasalarındaki bu tür çözülmeleri sadece seyretmekle yetinen Merkez Bankası'nın artık tek görevi, enflasyon öngörüsü hedeflerini şeffaf olarak kamuoyuyla paylaşan bir rapor yayımlamaktan ibarettir!.. Bu ''yapısal'' koşullandırmalar altında ekonomik krizlerin hangi şartlarda ''tetikleneceği'' ve ne biçimde tezahür edeceği uluslararası finans sermayesinin miyopik hesaplarına ve deyim yerindeyse, kaprislerine bağlıdır. Finansal akımlar kısa dönemde reel iktisadi veriler bakımından gözle görülür bir neden olmasa dahi çok büyük hacimlerde yer değiştirebilmektedir. ''Sürü içgüdüsü'' diye adlandırılan bu olgu aslında Türkiye gibi finansal sistemleri sığ olan ekonomilerde çok daha büyük tehlikeler yaratmaktadır." Bekleyip göreceğiz... .
Gönderi tarihi: 17 Mayıs , 2006 20 yıl neler oldu.... Hem iç hem dış dinamiklerin etkileri sonucu sert yükseliş yaşandı: En çok işlem gören Hazine kağıdının faiz oranı, yaklaşık 0.5 puan artarak yüzde 14.55’e yükseldi. Türk Lirası önceki hafta sonuna göre, dolar karşısında yüzde 5.8, Avro karşısında yüzde 7.9, sepet karşısında ise yüzde 7 değer kaybetti. İMKB 100 Endeksi önceki hafta sonuna göre yüzde 5 değer kaybederek 41.971’e geriledi. 30 yıl vadeli Eurobond faizlerinde 27 baz puan artış oldu. Petrol fiyatlarındaki artış ile 2006 yılı turizm gelirlerinin ilk tahminlere göre daha düşük kalacağı beklentisi ile 2006 cari açık tahminlerinde AKP iktidarı yukarı yönde revizyon yapacak. İktidarın umudu o ki, 2006’da doğrudan yabancı yatırım girişleri 2005’teki 9.7 milyar dolarlık düzeyi aşacak. Bekleyelim görelim.. Şimdi sert çıkışlarla kur değerini bulmaya çalışıyor. Ve daha da yükselmesi gerek kurun. Yani daha çok devalüasyona ihtiyaç var. Bunu sert çıkışlar yerine günlere yedirmek ve piyasalara bu duyguyu vermek önemliydi. Bu yapılmadığı için, mal ve hizmet üretimini ithal girdiye, dış krediye dayandıranlar büyük zararlar görecekler. Türkiye’nin artan ithalat ve cari işlemler açığına paralel olarak özel sektörün orta ve uzun vadeli dış borçlanması artmış durumda.. Geçen yıl dış borçta kamu sektörünü geride bırakan özel sektör bu yılın ilk üç ayında 12 milyar dolara yakın dış borç kullandı. Bu yıl ocak-mart döneminde Türkiye’nin toplam orta ve uzun vadeli dış borç kullanımı geçen yılın eş dönemine göre yüzde 102.8 oranında artarak 15 milyar 802 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu borçlanmanın 2 milyar 735 milyon dolarını, Hazine’nin uluslararası piyasalara yaptığı tahvil ihraçları da dahil kamu kesimi yaptı. Kamu kesiminin geçen yılın aynı döneminde 3 milyar 578 milyon dolar olan orta ve uzun vadeli dış borçlanmasında bu yıl yüzde 23.6 oranında bir azalış yaşandı. Aynı dönemde bankacılık sektörü ise 1 milyar 114 milyon dolarlık orta ve uzun vadeli dış borç aldı. Bankaların kredi kullanımları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 oranında artış kaydetti. Kamu sektöründeki azalış ve bankacılık sektöründeki ılımlı artışa karşılık reel sektörün dış borçlanmasında rekor kırıldı. Sektörün geçen yılın ilk üç ayında 3 milyar 261 milyon dolar olan dış borç kullanımı bu yıl yüzde 266 oranında bir büyümeyle 12 milyar dolara yaklaştı. Tamamına yakını döviz kredisi.. Kurdaki sert “düzelme”, kur devranı böyle gider hesabıyla mal ve hizmet üretimini ithalata, ithal girdiye dayandıranları, bunun için icabında yerli üretimi azaltıp ya da iptal edenlerin canını yakabilir. Tabii ki, kurdaki dalgasızlığa aldanıp döviz kredisi kullananların da canı yanacak.. Vebali hükümetin ve kılavuzu IMF’nin boynuna..
Gönderi tarihi: 18 Mayıs , 2006 20 yıl Türkiye, IMF direktifleriyle sürdürülen sanayi ya da sanayileşememe politikalarından kurtulmak zorundadır. Türkiye özellikle önemli öncü sektörlerde büyük çapta, araştırma geliştirme faaliyetlerine yoğunlaşmalı, markalı üretime gitmek zorundadır. Latin Amerika nasıl kimliğini bulma aşamasındaysa, Türkiye de kimlik arayışına girmeli, sanayiyi ihracat kısır döngüsünden kurtarıp, fason üretimden çıkmalı, tehlikeli bir biçimde iç pazardaki ithal ürün furyasından kurtularak, iç pazara yönelmeli. Bu da ülke lehine, ulusal çapta seferberliği gerektirecek bir sanayileşme politikası olmadan çözülemez. Kamu yatırımlarının yüzde 9'lara kadar düşmesi ve özelleştirmelerle bu gerçekleştirilemez.
Gönderi tarihi: 20 Mayıs , 2006 20 yıl Yazar Türkiye, IMF direktifleriyle sürdürülen sanayi ya da sanayileşememe politikalarından kurtulmak zorundadır. Türkiye özellikle önemli öncü sektörlerde büyük çapta, araştırma geliştirme faaliyetlerine yoğunlaşmalı, markalı üretime gitmek zorundadır. Latin Amerika nasıl kimliğini bulma aşamasındaysa, Türkiye de kimlik arayışına girmeli, sanayiyi ihracat kısır döngüsünden kurtarıp, fason üretimden çıkmalı, tehlikeli bir biçimde iç pazardaki ithal ürün furyasından kurtularak, iç pazara yönelmeli. Bu da ülke lehine, ulusal çapta seferberliği gerektirecek bir sanayileşme politikası olmadan çözülemez. Kamu yatırımlarının yüzde 9'lara kadar düşmesi ve özelleştirmelerle bu gerçekleştirilemez. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı, Avrupa Birliği müzakerelerinin kullanılarak Türkiye'nin sömürgeleştirilmek istendiğini ileri sürdü. Ordu Barosu'nun düzenlediği 'AB-Türkiye İlişkileri' konferansında konuşan Prof. Manisalı, AB müzakerelerinin çok kötü bir seyir takip ettiğini belirtti. AB üyelik sürecinde cumhuriyetin temel değerlerinin tasfiye edilmesine çalışıldığını öne süren Manisalı, "AB müzakereleri kullanılarak Türkiye adeta sömürgeleştirilmek istenmektedir. Böyle giderse Türkiye 10-15 yıl sonra parçalanır. Bunun adımları atılmıştır. 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması, 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005 tarihleri bunun belgesidir. Yugoslavya buna örnektir. Ama Türkiye'de bunu yavaş yavaş yapıyorlar. Bugünkü şekliyle giderse 10-15 yıl sonra Türkiye, Fener Patrikhanesi'yle, Güneydoğusuyla, Kuzeydoğusuyla bölünmüş hale gelir" diye konuştu. Sivil toplum teşkilatlarının artık daha aktif olması gerektiğini ifade eden Manisalı, "Bugünkü sorun emperyalizmle işbirliği yapmakla anti-emperyalist olmak arasındadır. Türkiye'de taraflar belirmiştir" ifadelerini kullandı...
Gönderi tarihi: 1 Haziran , 2006 20 yıl *** Kriz Mi AKP’den AKP Mi Krizden Çıkar? Tayyip Bey’in “Veresiye” Ekonomisi… İngiliz bilim adamları, tavuğun yumurtadan çıktığını kanıtlayarak, yüz yılların tartışmasına son verdi. Ancak Türkiye şimdi buna benzer başka bir konuyu tartışıyor. Kağıt üzerindeki rakamlara bakarak ekonominin iyi yolda olduğunu söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan, bunu uygulamada örnekleyemiyor. Türkiye nisanda 5.2 milyar dolarla aylık bazda dış ticaret açığı vererek rekoru kırdı. Yılın ilk dört aylık dönemindeki dış ticaret açığı ise 16.1 milyar dolara kadar yükseldi. İlk dört aydaki gelişme Türkiye'nin bu yılın tümünde 48 milyar dolar civarında bir dış ticaret ve 30 milyar dolarlık da cari işlemler açığı verebileceğine işaret etti. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye'nin ihracatı nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6.1 oranında azalarak 5 milyar 754 milyon dolara gerilerken, ithalat yüzde 14.2 oranında artarak 10 milyar 954 milyon dolara tırmandı. Dış ticaret açığı ise yüzde 50 oranında arttı ve 3 milyar 467 milyon dolardan 5 milyar 200 milyon dolara yükseldi. Geçen yıl nisanda yüzde 63.9 olarak gerçekleşen ihracatın ithalatı karşılama oranı bu yıl yüzde 52.5'ye kadar geriledi. Türkiye neredeyse ithalatının yarısı kadar ihracat yapabildi. Geçen yıl aynı ay Türkiye 6 milyar 128 milyon dolarlık ihracat, 9 milyar 595 milyon dolarlık da ithalat gerçekleştirmişti. DÖRT AYLIK AÇIK 16 MİLYAR DOLAR Ocak-nisan döneminde ise ihracat yüzde 3.5 artarak 24 milyar 182 milyon dolar; ithalat da yüzde 14.1 artarak 40 milyar 312 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı ise yüzde 34.9 oranında artarak 16 milyar 130 milyon dolara çıktı. Geçen yılın ilk dört aylık döneminde Türkiye 23 milyar 369 milyon dolarlık ihracat ve 35 milyar 328 milyon dolarlık ithalat yapmış, 11 milyar 959 milyon dolarlık açık vermişti. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 60 olarak gerçekleşti. Geçen yıl aynı dönemde bu oran yüzde 66.1 olmuştu. TÜKETİM MALI İTHALATI HIZLI ARTIYOR Geniş ekonomik grupların sınıflamasına göre ocak-nisan döneminde en yüksek ithalat artışı yüzde 32.2'yle tüketim mallarında yaşandı. 4 milyar 970 milyon dolarlık tüketim malı ithal edilen bu dönemde ara malları ithalatı ise yüksek ham petrol fiyatlarının da etkisiyle yüzde 10.8 artarak 28 milyar 585 milyon dolar oldu. Sermaye malları ithalatı ise yüzde 16.5'lik büyümeyle 6 milyar 643 milyon dolara çıktı. Söz konusu dönemde Türkiye'nin sermaye malları ihracatı yüzde 2 azalarak 2 milyar 562 milyon dolara gerilerken, ara malları ihracatı ise yüzde 6.9 artarak 10 milyar 370 milyon dolara yükseldi. Tüketim malları ithalatı ise geçen yılki gibi 10 milyar 883 milyon dolarda kaldı. FASILLARDA MOTORLU TAŞITLAR İLK SIRADA Ocak-nisan döneminde fasıllar bazında en büyük ihracat 3 milyar 442 milyon dolarla kara taşıtları ve bunların aksam ve parçaları kaleminden yapıldı. Örme giyim eşyası 2 milyar 27 milyon dolarla ikinci, elektrikli makine ve cihazlar ise 1 milyar 857 milyon dolarla üçüncü oldu. Aynı dönemde ithalatta ise en büyük kalemi ham petrol ve doğalgazın da içinde yer aldığı mineral yakıtlar ve mineral yağlar (8 milyar 661 milyon dolar) oluşturdu. Makineler, mekanik cihazlar, kazanlar ve bunların aksam parçaları ithalatı ise 5 milyar 308 milyon dolarla ikinci en fazla ithalat yapılan fasıl oldu. ÜLKE BAZINDA DIŞ TİCARET Ocak-nisan döneminde AB ülkelerine yapılan ihracat yüzde 2.7 artarak 12 milyar 994 Milyon dolar seviyesine yükseldi. Diğer ülkelere yapılan ihracat ise 10 milyar 715 milyon dolardan 11 milyar 189 milyon dolara çıktı. AB ülkelerinin toplam ihracat içindeki payı yüzde 53.7'ye geriledi. Türkiye bu dönemde ihracatının yüzde 3.7'sini Türkiye içerisindeki Serbest Bölgelere yaptı, diğer ülkelerin payı ise yüzde 42.6 oldu. Bu dönemde en fazla ihracat yapılan ülke 2 milyar 894 milyon dolarla Almanya oldu. Almanya'ya yapılan ihracat yüzde 7.6 azaldı Ocak-nisan döneminde Türkiye'nin AB ülkelerinden yaptığı ithalat ise yüzde 8.5 oranında büyüyerek 16 milyar 50 milyon dolara yükseldi. AB'ye dahil olmayan diğer Avrupa ülkelerinden 8 milyar 474 milyon dolarlık, Asya ülkelerinden 10 milyar 371 milyon dolarlık ve Türkiye içerisindeki Serbest Bölgelerden ise 248 milyon dolarlık ithalat yapıldı. Nisan ayında en fazla ithalatın yapılan ülke ise 1 milyar 450 milyon dolarla Rusya oldu. *tna ***
Gönderi tarihi: 2 Haziran , 2006 20 yıl Yazar . Kırılgan Ekonomi... ''Kırılgan ekonomi'' , bu kavram birçok okura belki soyut gelmişti. Ancak ekonomimizde son bir-iki haftada yaşananlar, kırılgan ekonomi kavramını somutlaştırdı sanıyorum. Kısa sürede döviz fiyatlarında sepet bazında yüzde 20.0 dolayında yükseliş, borsada hızlı düşüş, faizlerde artış, konut kredi talebinde daralma, fiyat artış hızının yükselme sürecine girmesi, kırılgan ekonomi kavramının ne anlama geldiğini, sanıyorum kimi analist ve yorumcular dışında, herkese öğretti. Türkiye'de, biraz iddialı konuşayım, ekonomi bilenler, bilgilerini kamu yararına kullananlar son gelişmelerden önce şunu savunuyorlardı:___ ''Ekonomide temelde bir iyileşme yoktur. Sonu bir kırılma ile bitecek, aldatıcı bir iyilik söz konusudur. Türkiye'deki yüksek getirinin cazibesine kapılan sıcak para girişi oluyor. Gelen para ile bir yandan dış ticaret açığı, cari işlemler açığı finanse ediliyor, Türkiye ucuz mal ve hizmet ithal ediyor, bu durum enflasyon hızının yavaşlamasında etkili oluyor, öte yandan döviz kurları reel olarak yükselmiyor, ucuz döviz, bankalarda ve özel sektörde fonlama maliyetini düşürüyor, döviz girişinin getirdiği likidite genişlemesi de faizlerde bir gerilemeye yol açıyor. Ancak bu durum sürekli olamaz. Türkiye yüksek reel faiz ödemeyi göze alsa da, bir iç ve dış tetikleyici sonucu sıcak para girişi durduğunda veya bir miktar sıcak para çıkışı olduğunda, bu pembe tablo kaybolur. Kurlar, buna bağlı olarak faizler yükselir, açık pozisyonla çalışan bankalar ve özel sektör bundan büyük zarar görür, büyüme hızı yavaşlar, enflasyon hızlanır, bütçe açıkları büyür.'' Nitekim dış piyasalarda bir dalgalanma, gelen sıcak paranın yüzde 15.0 gibi sınırlı bir bölümünün yurtdışına çıkışı, açık pozisyonda çalışanların kurlar daha yükselmeden pozisyonlarını kapatma çabaları, kurlarda faizde hızlı yükselişe, borsada düşüşe, enflasyonda hızlanmaya yol açtı. Türkiye, bu politikalarla, beceri düzeyi sınırlı bürokrat kadrolarla, on yıl ötesini gördüklerini savunurken on gün ilerisini dahi göremedikleri anlaşılan işadamlarıyla, ekonomik başarı kazanamaz. Geçici bazı nedenlerle durum iyiye gidiyormuş izlenimi verilebilir. Ancak bu sürekli ve sürdürülebilir olamaz. İyi, olumlu gibi yorumlanan gelişmeler, aslında bir hastalığın belirtileri, semptomları olabilir. Doğru tanı için, verilerin iyi okunması temel koşuldur. Kırılgan bir ekonomide, temkinli ve tedbirli olmak, risklerden kaçınmak gerekir. . - - KAYNAK: Cumhuriyet 02.06.2006 / YORUM / ÖZTİN AKGÜÇ
Gönderi tarihi: 3 Haziran , 2006 20 yıl Mali piyasalara mayıs darbesi ABD verileriyle sevinen piyasalar, enflasyonla sarsıldı. Dolar hızla 1.5880'in üzerine, faiz yüzde 17.64'e fırladı RADİKAL - İSTANBUL - Mayıs ayı enflasyon verilerinin beklentilerin çok üzerinde çıkması, iki gündür toparlanma çabasındaki mali piyasalarda şok etkisi yarattı. Gün içinde 1.52-1.54 aralığında dalgalanan dolar kuru, verilerin açıklanmasının hemen ardından hızla 1.5880'in üzerine çıktı. Dolar serbest piyasada günü 1.5650 YTL'den, avro ise 2.0150 YTL'den tamamladı. Yabancıların son iki gündür alım yapması yüzünden dün yüzde 16.37'ye kadar gevşeyen gösterge faizi de yüzde 17.64'e fırladı. Yurtdışı borsalardaki olumlu havanın da etkisiyle perşembe gününden itibaren toparlanmaya başlayan İMKB, enflasyon verileri kapanıştan sonra geldiği için şoktan etkilenmedi ve haftayı 890 puan artışla 39 bin 285 seviyesinden kapattı. ABD'de kısa vadeli faizlerin bundan sonraki seyrinde gösterge niteliği taşıyan istihdam verilerinin beklentilerin altında çıkması, ABD faizlerinin artışına ilişkin kaygıları yatıştırdı. ABD ekonomisine ilişkin rakamların gelişen piyasalar lehine yorumlanması, son iki gündür ABD'yle birlikte Brezilya ve Avrupa borsalarında da yükselişlere neden oldu. Yurtdışında hisse senedi piyasalarında görülen değer artışlarıyla birlikte iki gündür İMKB'ye de yabancı alımlarının geldiği belirtildi. Bono piyasasında da önceki gün valörlü işlemlerle kendini belli eden yabancı alımları, dün de sürdü ve 9 Nisan 2008 vadeli tahvilin faizi yüzde 16.37'ye gevşedi. Ancak dün saat 16.30'dan sonra TÜİK tarafından mayıs ayı enflasyonunun açıklanmasıyla birlikte hem kurlarda hem de faizde sert yükselişlerin yaşandığını söyleyen para yöneticileri, "Uluslararası piyasalardaki toparlanma önümüzdeki haftada sürerse yüksek enflasyonun olumsuz etkisi azalabilir. İlk tepki sert oldu, ancak önümüzdeki hafta uluslararası piyasalar yönü belirleyecek" yorumunu yaptı. 03.06.2006 *tna ***
Gönderi tarihi: 9 Haziran , 2006 20 yıl *** Sadece hükümet değil, muhalefet de ders çıkarmalı İsmet Berkan 09/06/2006 (2329 kişi okudu)Okumak için Tıkla>>>>Haber Linki.. Merkez Bankası Para Piyasaları Kurulu, pek çok gözlemci tarafından 'cesur' olarak tanımlanabilecek bir faiz artırımına gitti. Böylece, epey uzun bir süreden beri sadece faiz düşüren Merkez Bankası ilk kez gecelik faizleri yükselttiği gibi Nisan 2005'ten beri yaptığı bütün faiz indirimlerini de bir kerede geri almış oldu. Piyasalar 1.75'lik bu faiz oranını tanımlamaya çalışıyor. Bana göre, Merkez Bankası, enflasyon bekleyişlerindeki değişmeyi, daha doğrusu piyasada oluşmuş olan daha yüksek seviyeli bir beklentiyi tescil etmiş oldu en azından. Faiz, esasen Merkez Bankası'nın elindeki yegâne silah. Bu silahı doğru zamanda ve doğru biçimde kullanmak önemli. Merkez Bankası faizinin piyasada geçerli diğer faiz oranlarıyla bağının koptuğu bir dönem yaşadık. Ama bugün aynı şeyin olacağını, yani MB faiz artışının diğer faizleri etkilemeyeceğini söylemek doğru olmayabilir. Nitekim, daha MB faiz artırmadan Hazine'nin borçlanma faizleri artmıştı bile. Hazine faizinin artması ister istemez Türkiye'de paranın fiyatını, yani faizlerin genel düzeyini de artıracaktır. Esasen enflasyonda artma tehdidinin bulunduğu bir ülkede faizlerin artması da gayet normal karşılanmalı. *tna ***
Gönderi tarihi: 9 Haziran , 2006 20 yıl Yazar . Ekonomide Neler Olacak?... (*1) Artık kolay günler geride kaldı. Dünyada enflasyonist baskı nedeniyle faiz oranları yükselme eğilimine devam edecek. Artık bu oranlardan borçlanmak mümkün olmayacak. Diğer taraftan enflasyonist baskı bizim için de sorun olmaya başladı. Merkez Bankası'nın faizleri daha fazla düşürmeyeceği beklentisi artıyor. Bu da ''fırsatçı yatırımcıları'' ellerindeki senetleri satıp dövize çevirmeye teşvik ediyor. Kısaca spekülatör, faizler daha fazla düşmeyecekse elindeki hisse senedi ve/veya tahvilin değer kazanmayacağını, buna karşın Türkiye'nin önemli bir döviz açığı olduğunu, bundan sonra Türkiye riskini almanın doğru olmadığını düşünüyor. Hele dünyada enflasyonist baskı hızla artarken ve faizler yükselme eğilimindeyken... Bugünlere geleceğimizi biz bekliyorduk. Her fırsatta da dile getirdik... Olan biten tesadüf değil... Ekonomide ''kırılganlığı'' yaratan, aşırı değerli Türk Lirası'na dayanan ekonomi politikasıdır. DİPNOT_________________________________________________________________ (*1) - PROF. DR. SADİ UZUNOĞLU / 16 Mayıs 2006 Yukarıda Uyarılmıştı... Peki bundan sonra neler olacak... Tüketim ve yatırımlar kısılacak, işsizlik artacak, ücretler yerinde sayacak... Faizin yükü yine halka... Tüketim dizginlenecek... Son faiz artışıyla birlikte bu yıl 2001 krizinin ardından en düşük GSMH artışının yaşanması bekleniyor. Temelde tüketimi dizginlemeyi amaçlayan faiz artışı, yatırımların da önünü kesecek. Son yıllarda büyümeye karşın yeni iş alanları yaratılamadı. Şimdi yüksek faiz ortamında sermaye para piyasalarına yönelecek. Bu nedenle işsizlik daha da artacak. Faiz artışı sürecek... ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerden birbiri ardına gelen faiz artışları sürecek. Uzmanlara göre, YTL yatırım araçlarının getirisi olumsuz etkilenecek, doların ise 1.50 YTL'nin altına inmesi zor gözüküyor. Dolar kurunda geçen ay yaşanan artış, yurtdışından borçlanma maliyetlerini yükseltince, bankalar da konut kredisi faizlerini birer birer yükseltmeye başladılar. Faiz, önce büyümeyi vuracakk.. Merkez Bankası'nın faiz arttırımı kararının önce büyümenin, uzun vadede ise enflasyonun hızını kesmesi bekleniyor. Büyümenin hız kesmesiyle birlikte yatırımların azalacağına dikkat çeken uzmanlara göre, iş arayanları daha da zor günler bekliyor. West LB Hazine Müdürü Üstay, "Piyasa şimdiden yıl sonu enflasyonunu yüzde 10 olarak görüyor" derken bir Merkez Bankası yetkilisi, enflasyon rakamının IMF'ye taahhüt edilenin üstüne çıkmasıyla "Bankanın hükümetten tedbir isteyeceğini" söyledi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun önceki gün aldığı faiz arttırımı kararının enflasyonu hemen düşürmesi beklenmezken büyümenin hissedilir biçimde yavaşlayacağı öngörülüyor. Enflasyon rakamının, ay sonunda hedef bandın üstünde kalacağının belli olmasından sonra Merkez Bankası, IMF ile görüşerek hükümete tedbir önerileri sunacak. Bunlar temmuzdaki IMF İcra Direktörleri Kurulu'nda da görüşülebilecek. Faiz artışının borçlanma maliyetini dolaylı olarak arttırması beklenirken şimdiden kamunun yıl sonuna kadar ödeyeceği faiz miktarı 5.5 milyar YTL, kamu borcunun gayri safi milli hasılaya oranı ise yüzde 6 arttı. West LB Hazine Müdürü Burak Üstay, ''Enflasyon yıl içinde yüzde 12'ye kadar çıkabilir. Türkiye'nin yabancılar için cazibesini koruyabilmek açısından piyasaların beklentisi, 6 ay sonra enflasyonun yine 8-9'lu seviyelere inmesi. Ama oraya ulaşamıyorsak, hâlâ yüzde 11-12'de gidiyorsa, demek başka sıkıntılar var, siyasi beklentiler, parasal dengeler olabilir bunların nedeni. Bu konularda önlem alınması gerekir'' diye konuştu. Üstay şunları söyledi: ''Şimdi dünkü faiz artışları Merkez Bankası'na en azından bir üç ay kazandırır. Ama bu arada iç talep kesilecek. Bu faizlerin artışı enflasyonu 5'e düşürmeyebilir, çünkü Türkiye stagflasyonist konuma geçti. Ekonomi küçülürken, enflasyon artıyor. Bu sene ekonomi yüzde 4 civarında büyürken enflasyon yüzde 10'un altına zor düşer. Bu beklentiler de zaten fiyatların içine şimdiden yansımış durumda.'' Haziran ayı enflasyon rakamının eksi yüzde 1.15 çıkmaması durumunda, yıllık enflasyon, programdaki belirsizlik üst sınırı olan yüzde 8.5'i aşacak. Merkez Bankası'ndan bir yetkili, ''Bu durumda Merkez Bankası hükümete bir mektup yazarak para politikaları dışında kalan konularda önlem alınmasını isteyecek, nelerin yapılması gerektiği ifade edilecek. Konu bundan sonra IMF'yi de ilgilendirir, IMF İcra Direktörleri Kurulu'na kadar gidebilir'' dedi. IMF'nin 3. ve 4. gözden geçirmelerle ilgili İcra Direktörleri Kurulu kararını ''boşuna temmuz ayına bırakmadığını'' ifade eden yetkili, şunları söyledi: ''Temmuz ayının başında 6 aylık enflasyon rakamını görecekler. 6 aylık bantta neredeyiz, ortaya çıkacak. Tüm bu konular görüşülecek. Ancak bu durum temmuzdaki kurul toplantısında çıkacak kararı etkilemez. IMF önceden istediği tedbirlerin ne olduğuna bakacaktır. İlave tedbir gerekirse, onlar bu dönemde görüşülür. Ancak bu görüşmelerin ziyaret şeklinde olmasına gerek yok. Gayriresmi görüşmeler zaten yapılıyor.'' . _______________________________ C. / 09.06.2006 / NECDET ÇALIŞKAN
Katılın Görüşlerinizi Paylaşın
Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için ŞİMDİ OTURUM AÇIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.