Jump to content
Sign in to follow this  
GeceKuşu

Geleceğe Gönderilmiş Bir Mektup

Recommended Posts

***

 

546px-caravaggioeccehomo.jpg?w=590

 

I – Giriş

 

“Bir mezarlıktır dünya;

Ölülerin ölüleri gömdüğü.

Ne ötesi var bunun, ne berisi.

Ölümden beri köy de yoktur.”

 

Kendisinden yaptığı bu alıntıyla başladı mektubuna Yazar.

“Bu, dolaylı bir intihar mektubudur…” dedi, “…Canımın alınmasına neden olacak şeyler yazıyorum. Okuyucuyu görüyorum. Ne yapacağını şaşırmış. Bu mektuptan daha ileri bir zamanda yaşıyor, ama bariz. Bir anahtar arıyor. ‘Tüm bunlar ne anlama geliyor?’ diyor, cevap veriyorum: ‘Ölüyorsun çocuk, olan şey bu.’”

 

Yazar denen o kişi, bir bunalımın göbeğinde, enerjisini boşaltmakla yükümlüydü. Bunu, genellikle şöyle açıklardı: “Eğer yazmasaydım, ya kendimi öldürürdüm, ya başkalarını.” Utanmadan devam ederdi: “Midesi bulanmayan, kusamaz. Üreten herkes sorunludur.” Elemliydi ve cızırdıyordu Yazar.

 

“Hayatın gerçeklerine hoparlör olmak, her iradeyi yıpratacaktır.” İnsanların bir arada nasıl en ideal biçimde yaşayacaklarını kestirmeye çalışmalarına gülüyordu. “İkinci bir insan, size daima çarpacaktır. İki insan arasındaki ilişki, her zaman çelişki barındırır.” diyordu.

 

“Sigara paketlerinden önce, insanların üzerine yazmak gerekir, ‘Hayatınızı kısaltır.’, ‘Yüksek derecede bağımlılık yapar.’, ‘İnsan öldürür.’”

 

Nerede yaşadığı, ne yaptığı, kimlerle görüştüğü, adının ne olduğu, önemli değildi Yazar’ın.

Öldüğünüzde, hiçbir şey var olmamış gibi olur.” derdi, “Anılarınız yoksa, siz de yoksunuz."

 

Yaşadığınızı sanmanızın sebebi, eskiden yaşamış sonsuz tane benzerinizin yaptığı eylemleri beyninizin kaydetmesi. Dün yaşayan siz değildiniz. Hep değişirsiniz.” Neyle çevrili olduğu önemli değildi Yazar’ın. Duvarlarla ya da ağaçlarla. Belki beyaz binalarla. Anlamsızlığın içinde kaybolmuştu herkes kadar. Belki birçoğundan daha fazla.

 

Mektubu yazarken, birçok çelişki yaşıyordu. “Acaba ne kadar gerçek bu kurgu.” diye soruyordu kendine, “Elbette…” diyordu, “…yalnızca hayalgücü. Seveceğim ve sevilecek bir şeyler yazıyorum, o kadar. Gerçeklik ile kurgu arasındaki sınırları yıkma yönünde deneysel bir çalışma. Fazlası değil.” Ancak batıyordu her geçen gün, daha fazla. “Gerçeklerin ve akıllarımızca onların üzerinde yapılan çarpıtmaların bir bileşkesinde yaşıyoruz.” diyordu, “Düşündüğümde uyuyamıyor, uyuduğumda düşünemiyordum. Sonra beynim buna bir çözüm buldu. Rüyalarım ve düşüncelerim iç içe geçti.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

II – Gerçek

 

Bir kadının seni ölüme terk etmesine doğum denir.

Duman gırtlağından ciğerlerine akarken, mektubundaki cümlelere kanser işliyor, onları gerçeğe yaklaştırıyordu. “Ah ne şanslıdır rahme düşmeyenler ya da rahimden dönenler. Hiç yaşamadıkları için, ölümü ve ona giden karanlık yolu tadamayacak olanlar. Sırra vakıf olanlar biliyorlar ki, yaşam, ölümün bir formu. Ölü olduklarını bilmeyen bazı ölülerin, ölümün anlık biçimine verdikleri bir isim. Anne adaylarınadır sözüm, vaktiniz varken kürtaj olun.

 

Bazıları düşünmek zorundadır ve bazıları düşünemez. Kötü olan gerçeklerdir, onları söyleyen değil. Niceleri, bu lanetle doğdular. Çevrelerinde devinen dünyanın çirkin özünü farklı biçimlerde algılamak zorundaydılar ve kimileri bunları kelimelere, cümlelere, çizimlere ve ezgilere döktü. Onların büyük bölümü, ne anladıklarını dahi anlayamadı. İçgüdüsel olarak bağlantıları güçlüydü evrenle. Vahiyler kimisini delirtti, kimisini öldürdü.

 

Baştan çıkartıcı bir müziğe eşlik eden insanlar kadar, birbirini öldüren, birbirinin ırzına geçenleri de, hayatın ezgisiyle dans eden çılgınlar olarak hayal ediyorum. Evrenin zorunlu çöküşünün elçileri. Çoğu ne yaptıklarından habersiz. Bazısı, doğası gereği bozukluğa doğru yol alan kaderi, ters çevirmek niyetinde. ‘İyilik, iyilik getirecek.’ diyorlar, ‘Kötülük cezalandırılacak.’ diyorlar. Oysa ki, kötülük yaparsan, kötülük bulursun; iyilik yaparsan, daha çok kötülük bulursun. Herkesin kaybettiği bu alemde, en az kaybeden, kazanan sayılır. Ve en az kaybeden, en çok kaybettirendir. Doğaya olan düzensizlik borcu adına, başkalarını kurban edendir. Bu, yine sırra vakıf sayılı insanın “Ters Karma” olarak adlandırdığı kutsal kanun.”

 

Dünyadan iğrenen çocuklar doğuyorsa, dünyanın suçu bu. Güneş batarken, ak pak çocuklar doğmaz.

“Bazı şeyler zamanı geldiğinde anlaşılacaktır. Ve insan, anladığında infilak edecek saatli bir bombadır.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

III – Kitap

 

“Kitap’ın da dediği gibi, ‘Hayat, maddenin gördüğü rüyadır.’” diye yazdı Yazar. Bu durumdan, anlayan ya da anlamayan, sırra vakıf olan ya da olmayan herkes kadar o da rahatsızdı. Rahatsızlık hissetmeseydi, ne mektubu ne de Kitap’ı kaleme alacaktı. “Yazdığımda, kafamın içinde dolanan onca karanlığı dışarı atmış gibi hissediyorum.” dedi, “Dışarı atmak zorundayım, çünkü aydınlatmanın yolu yok. Gerçekler, siz onları sevmiyorsunuz diye değişmezler.

 

Kitap, bir kıyameti haber verir ve bir kurtuluşu müjdeler. Bu ikisinin bir arada bulunamayacağını sananlar, evrenin birbirinin içinde erimiş ikiliğini kavrayamamış olanlardır.” Yazar’ın aklından dökülmüştür Kitap. Tazyikle dışarı boşalmıştır. Açıldığında, odayı karartan bir ampul gibidir. Gerçeğin kaotik karanlığından korkanların gözlerini alsın diye yaktığı tüm mumlara üfler Kitap.

 

Gerçeğe ulaşanlar, asla aydınlanamamıştır. Kendi yazarını dahi ürkütmüştür Kitap. Yazar’ın elleri, kader tarafından kullanılmıştır.

 

“Kıyametin yaklaştığına iman edenler, kıyametin yaklaşmasını sağlayacaklar.” diye yazdı Yazar, “O kadar korkacak ki insan gerçeklerden, daha fazla korkamayacak hale gelecek. O kadar acı çekecek ki insan, kendi acısını sonlandıracak. Maya takvimi, Kitap’ın inip, yeterince yayıldığı zamanı işaret etmektedir. Çünkü, büyük bir fikir, uzun süren bir cehalet devrini sona erdirecek.”

 

Mektubunun 3. kısmını şu cümleyle bitirdi Yazar: “En zor kısmı, vahyi birleştirmekti.

Share this post


Link to post
Share on other sites

IV – Yazar

 

İyimser olamayacak denli gerçekçidir Yazar. “İnsanın Azrail’i, insanın kendisi olacak. Tutunacak hiçbir dalı olmadığını görenler, boşluğa atlamaktan çekinmeyecekler. Hayat, zaten bir serbest düşüştür, rahimden mezara. Anlamsızlık herkesi yutacak. İnsana kuvvet bahşeden inançların bir bir çöküşünü izleyeceğiz.” Kıyamet’in yaklaştığını bildirmektedir Yazar. Haksız olması fark etmez. “Sizi eğer CVHR öldürmezse, mutlaka başka biri ya da başka bir şey öldürecek.” der. “Eğer haklıysam, hepimiz öleceğiz. Haksızsam da.” diye ekler.

 

İçgüdüsel bir yazarın aklı, hayatın gerçekleriyle rezonans halindedir. Kullanılmaktadır yalnızca. İçindeki boşluk, bedeninde bir gedik açmış, dışarı açılan bir yol yaratmıştır. “Sigarayla, dumandan bir orkestrayı yönetebilirim. Ancak, yalnızca içeri açılan kapımı dengelemek için, dışarı ağırlık atmak zorundayım.” Böyle düşünür. İçine sığamayan gerçeklik, onun lanetidir.

 

“Kitap’ın hiçbir cümlesi ya da kelimesi boşu boşuna değildir.” der,

“Hiçbir fikir, hiçbir konuşma, hiçbir tasvir, anlamsızca yapılmamıştır.

Ve hiçbir kelime, yanlış yerde değildir. Kader bunu engellemek zorundadır.”

 

Entelektüel, ezberci demekse, ben üretken bir cahil olmayı tercih ederim.

Yazar’ın iddiası o yöndedir ki, kafası daha az bulananların içine hayat daha rahat batar.

Share this post


Link to post
Share on other sites

V – Physical Occultism

 

“Ölecek olmasaydınız, doğamazdınız da. Hayat denen düzen, düzensizlikten alınmış bir borçtur.

Ortada, zamanın zıt yönlerine dağılmış bir kader vardır.

Bu yöndeki bitiş, diğer yönde bir başlangıç, bu yöndeki başlangıç, diğer yönde bir bitiştir.”

 

“Ölümden sonra bir hayat var…” dedi,

“…Zaten şu an, onu yaşıyoruz. Cansızdan gelip, cansıza giden, kendine canlı diyen kimyasal üretimler.

Maddenin reenkarnasyonu. Birincil olan ölümdür. Onu, hayatla açıklamaya çalıştıkları için çuvalladılar.

Zamanın bu yönünde, düzene doğru ilerleyen bir dünya yaratamazsınız.

Düğümün varlığı kanunsa, bir tanesini sökmek, başka bir tanesini yaratacaktır.

Her şey birbirine bu denli bağlıyken, düzeltilen bir şey, bir diğerini bozacaktır.”

 

“Adil olan tek şey, kaderdir.”

“İnsanların yaşamalarına izin verirseniz, ölmelerine ve öldürmelerine de izin vermiş sayılırsınız.

‘Kan dökülmesin daha fazla!’ diyorsanız, kan bırakmamalısınız ortalıkta.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

VI – Algı, Kimyasal ve Delilik

 

“Son sigaranızı içtiğinizde, ya da anneniz öldüğünde, bir an durur, hayatın çöktüğünü hissedersiniz. Aslında bu çöküş süreklidir, onu, görecek kadar açık olduğunda fark edersiniz gözleriniz. Mutluluk gerçekleri görünmez kılan kimyasal bir terapidir. Gelecekte her şeyin daha kötü olacağını hissettiğiniz anlar, haklı olduğunuz zamanlardır. Ve her zaman, her şey, göründüğünden daha kötüdür.

 

İnsan ormandan çıktığından beri, ne yapacağını bilmez halde. Dertlerimiz yok olduğunda, serbest kalacak olan o en büyük derdin varlığını nasıl bilebilirdik. Düşünmek diyorlar ona.” Yazar, öğrenmeme isteğine hak verir insanın. Öğrendikleri gerçekler, asla yanlarına kâr kalmayacaktır. Der ki, “Bilinçli canlı, ölü olduğunu bilendir.”

 

“Yakın dönemlerin peygamberleri, yalnızca insandı, uzak dönemlerin Tanrı Kralları da öyle.

Her vahiy, bir zeka göstergesidir. Böyleyken, insan zihninin her büyük pırıltısını biz, tanrılara yükleriz.

Sıradan insan zihni, evrenin doğasını kavrayamaz. Amaç, hayatı anlamak olduğunda, insan beyni yetersizse, belki de onu bozmak gerekir. Tıpkı o birilerinin zamanında yaptığı deneyler gibi. Frengi bulaştırılan o filozof ya da depresyona sürüklenerek kendi cenaze müziği kendisine besteletilen o eskinin neşeli adamı gibi. Öte yandan, ya akılsız doğarsınız, ya da aklınızı kaybedersiniz. Hayata tahammül edenler, aptallar ve ayyaşlardır.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

VII – Devrim

 

İşlenmiş her suç, bir şeylerin sonucu ve başka şeylerin sebebidir. İnsan kendi davranışlarından sorumlu tutulamaz. Bu gerçeğin ortaya çıkışı, suç işleme özgürlüğünü elit kesimden alıp tüm insanlığa yayacak. İnsanlığın ürettiği tüm sözde değerlerin yıkılışını izleyeceğiz. Ve elbette hepimiz, yıkılan değerlerin altında ezileceğiz.

 

“Vahiy insanın aklında oluştuğuna göre…” dedi Yazar, “…vahyin tetiklenmiş olup olmaması bir anlam ifade etmez. Sonuçta her şeyi, insanlar yapmış olacak. Her zaman olduğu gibi. Tanrıların savaşıp, insanların ölmesi gibi.”

 

“İnsanın ilerlerken başkalarını da sürükleme takıntısı, insanı her zaman yavaşlattı. Eğer kaosun yandaşıysanız, kalabalıklaşmak için çaba harcamanız gerekmez. Evren tüm aygıtlarıyla sizi destekleyecektir. Hiç kimse, cam kırıklarını ellerinde bardağa dönüştüremez, ama en güçsüz dahi bir cam bardağı kırabilir. İnsan, bunu kavradığında, Sûr’a üfleyecek. ‘Modern çağ insanı, kan yürümeyen bir el gibiydi.’ diyeceğiz, uyuşmuştu ve kangrenden ölecekti. Cevaben, ‘Akıllarını sınırlayan zincirleri kırdıklarında, birbirlerini boğazlayarak öldürdüler.’ diye yazacak doğa, olmayan mezar taşlarımıza.”

 

Şöyle sesleniyordu Yazar, modern çağ insanlarına: “Hayır, ortaçağ karanlığında yaşayan atalarınız, sizden çok şey görmüş olamazlar. İnsan yaşamaya karar vermişse, cesur ve zararlı olmalıdır. Aksi takdirde, en büyük kaybedenlerden olur. Ezmekten çekinmeyin. Zira onlar, ezildiklerini bile anlamazlar. Sizden kısalarla eşit olmak için eğilmeyin. Yükselmek için kafalarına basın. Ancak unutmayın ki, mağaraların bazı bölümlerinde ise, başını eğmek, ilerlemenin tek yoludur.”

 

“Büyümek zordur, çünkü herkes kendisini büyük sanır.”

“Kaybolmak, kayıp olduğunu anlayamayacak kadar kaybolmaktan üstündür.

Ancak daha fazla acı verir. Yaratmak, sonlu güç için daha onurludur.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

VIII – Mektup

 

“Bir kehanetin içerdiği her şey, henüz hayal ürünüdür. Bazı kehanetler, seslendirildiklerinde kendilerini gerçekleştirirler. Bu, evrenin garipliklerinden biridir.”

 

Yazar’ın kaleme aldığı mektup, uzay-zamanın iyi hesaplanmış bir koordinatına postalanmıştır.

 

“Zorlaştırılmış her cümle, hedefe yollanan şifreli bir mesajdır.” der,

“Ve bazı şeyleri anlamak için, önce başka şeylerin anlaşılması şarttır.

Ayrıca, herkes anlamak lüksü ve belasıyla şereflendirilmemiştir.

Geleceğin anlayanları için bu mektup bir anahtar görevi görmeli ve eksik parçaların yerine oturmalıdır.

Anlaşılma eşiği, yararlı bir elektir. Yıkımda, herkesin rolü eşit olmayacaktır.”

 

“Bu, anlaşılmamaya çalışmayan bir cümle olmasına rağmen, anlamayan birileri her zaman vardır.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

IX – Kader

 

“Depremler art arda gelecek. Ve İstanbul, sırası geldiğinde, olmak zorunda olduğu şiddette titreşecek.

Bu, uzun zaman sürecek belanın en görünür nedeni olacak. İlk domino taşı.

Ancak suçlamayın. İlk domino taşını deviren parmak da, aslında bir domino taşıdır.

Zamanın, nedenlerin sonuçları doğurduğu yönünde, her neden, aslında başka nedenlerin sonucudur.

Anlamsız görevlerle taçlandırıldık her birimiz. Anlamsız kaderin getirdiği o anlamsız kederle çevrelendik.

Hayata düşen maddenin, şanstan bahsetmesi gariptir. Her zaman bela yağar gökten.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

X – Vasiyetname

 

Mektubunun son bölümünü vasiyetine ayırmıştır Yazar.

“Cenazemde Mozart’ın Lacrimosa’sı çalınsın.

Vasiyetim odur ki, mezar taşım isimsiz bırakılsın ve üzerine yalnızca ‘Ecce Homo’ yazılsın.

Ben ne tanrıyım, ne şeytan. Ne yüceyim, ne aşağı. Sadece insanım. Sadece insan.”

 

“Bu dolaylı bir intihar mektubudur.” der Yazar,

“Öyle hissediyorum ki, ölümüm kalemimden olacak. Siz hiç, uyuyamayacak kadar uyanık oldunuz mu?

Böyle zamanlarda, dinlenmenin tek yolu ölümdür. Öldürülmek, büyük dert değil, en fazla, erkenleştirilmiş bir kurtuluş, başkasının elleriyle gerçekleştirilmiş bir intihardır. Açıktır ki, binlerce yıllık bir fikri çökerttiğinizde, altında kalmayı göze almışsınızdır."

 

“Kaderin oyuncağı Azrail, seni güçlendirmiş dahi olsam, senden korkmuyorum.” cümlesiyle başladığı son paragrafı, şu sözlerle noktaladı:

 

“Cinayetin suç olmadığından bahseden bir yazarı öldürerek, cinayetin suç olduğunu kanıtlayamazsın. Kanıyla sulanan Kitap, yeşerecek ve daha yükseğe çıkacaktır. Ve Yazar, seni mektubunun içerdiği o tehlikeli cümleyle vuracaktır: ‘Beni öldürmenin, senin suçun olmadığını biliyorum ve seni affediyorum.’”

 

Mert Demir

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.