Gönderi tarihi: 4 saat önce4 saat Admin Trump sadece kendi ülkesindeki tabanını kaybetmiyor; yurt dışındaki dostlarını da yitiriyorBaşkan Donald Trump’ın Hristiyanlara yönelik saldırgan tavırları ve İran’a karşı yürüttüğü gereksiz, halk nezdinde karşılığı olmayan savaş, sadece kendi ülkesindeki siyasi tabanını bölmekle kalmıyor; aynı zamanda yurt dışındaki müttefiklerini de kendisinden soğutuyor. Avrupa’daki sağcı milliyetçiler, Trump ile ilişkilendirilme konusunda giderek daha temkinli davranmaya ve kendi siyasi projelerini koruyabilmek adına onu mesafeli tutmaya daha yatkın hale gelmeye başlıyor. Bu eğilim, Trump’ın; solu bastırmak amacıyla uyum içinde hareket eden sağcı milliyetçi devletlerden oluşan uluslararası bir blok kurma hedeflerine indirilmiş bir darbe niteliği taşıyor.Bu hafta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Trump’ın Papa Leo XIV’e yönelik son saldırılarını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi ve "[Papa’nın] barış çağrısı yapmasının ve savaşın her türlüsünü kınamasının doğru ve normal bir davranış olduğunu" ifade etti. Trump, Papa’yı savunduğu gerekçesiyle Meloni’ye sert bir dille karşılık verdi; bu çıkış, Trump’ın Meloni’ye yönelttiği ilk eleştiri oldu. Trump, Avrupa’da elinde kalan müttefiklerin sayısı son derece az olmasına rağmen bu adımı atmaktan çekinmedi.Trump yönetimi ayrıca, geçen hafta yapılan seçimlerde ağır bir yenilgiye uğrayan Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a destek verme yönündeki saldırgan ancak başarısız girişimi nedeniyle Avrupa’daki sağcı çevrelerce eleştirilere maruz kaldı. Trump yönetiminin —Başkan Yardımcısı JD Vance’in seçim yarışının son günlerinde Orbán adına kampanya yürütmesini de içeren— bu çabaları, Orbán’a fayda sağlamaktan ziyade ona zarar vermiş olabilir.O tarihten bu yana, aşırı sağcı "Almanya için Alternatif" (AfD) partisinden çok sayıda Alman milletvekili, Trump’ı kendi siyasi hareketleri açısından "zehirli" bir figür olarak niteleyip açıkça eleştirdi. AfD milletvekili Matthias Moosdorf, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımda, Trump yönetiminin Orbán ile kurduğu yakın ilişkilerin, Orbán’ın başarısızlıkla sonuçlanan yeniden seçilme girişimleri sırasında "[Orbán’ın] boynuna asılmış birer değirmen taşı gibi yüke dönüştüğünü" ifade etti. Milletvekili Torben Braga ise seçimler bağlamında bakıldığında, Trump ile yakın ilişkiler sürdürmenin "pek de umut vaat eden bir yaklaşım olmadığını" dile getirdi.Romanya’yı temsilen Avrupa Parlamentosu’nda görev yapan aşırı sağcı milletvekili Diana Şoşoacă ise geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Orbán’ın Vance’i kendi adına seçim kampanyası yürütmesi için davet etmesinin "büyük bir hata" olduğunu söyledi; Şoşoacă, özellikle de Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşla birlikte "bu dünyada büyük bir kargaşa kaynağına" dönüşmüş olması gerçeğine dikkat çekti. Son haftalarda, Fransız aşırı sağcı lider Marine Le Pen de Trump’ın İran’daki feci savaşına eleştiriler yönelterek, onun tutumunu “istikrarsız”, savaşını ise “bir hata” olarak nitelendirdi.Bu cesur eleştiriler, Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşın, kendi hareketi içindeki konumu açısından ne denli yıkıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Küresel petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, siyasi açıdan son derece tehlikeli ve yakıcı bir etkiye sahip; Avrupa’da Trump ile bağlantılı aşırı sağcı liderler ve partiler, kendisiyle aralarına mesafe koyacak adımlar atmadıkları takdirde, enerji kriziyle özdeşleştirilme riskiyle karşı karşıyalar.Trump’ın Papa’ya yönelik eleştirileri, o talihsiz savaşı kadar göze batıcı veya maddi açıdan belirgin olmasa da, bunun da küresel yansımaları mevcut; zira dünya genelindeki yaklaşık 1,4 milyar Katolik, Trump’ın manevi liderlerine yönelttiği o olağandışı ve sert çıkışlardan derin bir rahatsızlık duyabilir. Ayrıca, Trump’ın sosyal medyada, kendisini İsa Mesih kılığında resmeden ve yapay zekâ tarafından üretilmiş, kutsal değerlere hakaret niteliği taşıyan bir görseli paylaşmasından ötürü gücenebilecek —Katolik olsun ya da olmasın— yüz milyonlarca insan daha var. Trump’ın bu davranışını itici ve megalomanca bulmak için Hristiyan —hatta herhangi bir dine mensup— olmaya bile gerek yoktur.Trump’ın disiplinsizliği, bizzat kendi çöküşünün temelinde yatmaktadır. Kendini taparcasına sevme ve kendi yanılmazlığına duyduğu sarsılmaz inançla sarmalanmış halde, şu sıralar sağcı Hristiyanlarla yaptığı anlaşmanın kendi tarafına düşen kısmını yerine getirmekte —ve en azından onların maneviyatını önemsiyormuş gibi davranmakta— zorlanıyor. Öte yandan, dünyayı kendi istediği kalıba dökme arzusu; koalisyonunun, kendisinin asla yeni savaşlar başlatmayacağına dair verdiği söze inanmış olan o izolasyonist (içe kapanmacı) kanadını da kendisinden soğuttu.Nihayetinde Trump’ın, temel siyasi projelerini hayata geçirebilmek için Avrupalı sağcılara ihtiyacı yoktur. Ancak o, Avrupa’daki sağcı milliyetçilerle ittifaklar kurmayı dış politikasının bir parçası haline getirmiş; göç karşısında Avrupa’nın yaşadığı iddia edilen “medeniyetin silinmesi” tehlikesine karşı durmayı da ulusal güvenlik stratejisinin temel ilkelerinden biri olarak tanımlamıştır. Söz konusu sağcıların, Trump’ı siyasi bir yük ve ayak bağı olarak görmeleri gerçeği; onların liberalizme karşı yürüttükleri o kolektif saldırının aslında ne denli ciddi zaaflar barındırdığını açıkça ortaya koymaktadır. İnsan, Avrupa’daki bu aşırı sağcı hareketlerin, Trump ile olan bağlarını sırf bu bağ artık işlerine gelmediği için kolayca koparıp atamamalarını diliyor. Bizler de, onların siyasi nüfuzlarının, tıpkı Trump’ınkiyle eşzamanlı olarak, giderek zayıflamasını ummalıyız.Kaynak: MSNBC
Katılın Görüşlerinizi Paylaşın
Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için ŞİMDİ OTURUM AÇIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.