Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

_asi_

Φ Üyeler
  • İçerik Sayısı

    2.917
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • Lider Olduğu Günler

    2

_asi_ son kazandığı tarih 8 Mayıs 2015

_asi_ en çok beğeni kazanandı!

4 Takip eden

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Kadın

_asi_ - Başarıları

Büyük Usta

Büyük Usta (14/14)

  • İlk İleti
  • Ortak Nadir
  • İleti Makinesi Nadir
  • İçerik Başlatan
  • Birinci Hafta Tamamlandı

Son Rozetler

6

İçerik İtibarınız

  1. _asi_

    Makedonya

    MAKEDONYA DEVLETİN ADI: Makedonya Cumhuriyeti BAŞŞEHRİ: Üsküp YÜZÖLÇÜMÜ: 25.713 km2 NÜFUSU: 2.050.000 RESMİ DİLİ: Makedonca DİNİ: Yok PARA BİRİMİ: Denar Balkan Yarımadasında yer alan bir devlet. Güneyinde Yunanistan, doğusunda Bulgaristan, batısında Arnavutluk, kuzeyinde ise Yeni Yugoslavya yer alır. Tarihi Bölgede, bilinen ilk hakimiyeti, M.Ö. 725’lerde Argead Hanedanından, Birinci Perdikas kurdu. Makedonya Krallığını kuran bu hanedan, Yunan asıllı değildir. Krallık Sırbistan ve Trakya’da genişledi. Bölge, M.Ö. 513’ten 479’a kadar Perslerin işgalinde kaldı. Perslerin çekilmesiyle Makedonya Krallığının başşehri Pella oldu. Kral İkinci Amiktas, Üçüncü Fredikas, İkinci İskender devrindeki hanedanlık kavgalarında, kuzeyden Balkan kavimlerinin istilasına uğradı. M.Ö. 359’da İkinci Filip’in kral olmasıyla, devletin otoritesi kuvvetlendi. Hanedan kavgasına son verilip, istilacılar çıkartıldı. Sınırlar genişletildi. İkinci Filip’ten sonra yerine Büyük İskender (M.Ö. 334-323) kral oldu. Büyük İskender, Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye ve Mısır’ı alıp, Türkistan ve Hindistan’a girdi. Büyük İskender, kazandığı savaşlar sonunda ahlaksızlıklarda azıtıp, otuz üç yaşında sefaletle ölünce, M.Ö. 323’te Dördüncü İskender kral oldu. Onu Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonos Kiklons öldürerek, Makedonya krallığına geçti. Antigonos Makedonya’da yeni hanedanın kurucusudur. Romalıların bölgeye hakim olmasına, Makedonya Krallığı karşı koymuşsa da, M.Ö. 172-168 yılları arasında üçüncü sefer sonunda yenildiler. Makedonya Roma İmparatorluğunun bir eyaleti haline getirildi. Avrupa’daki kavimler göçü esnasında ve sonrasında sık sık istilaya uğrayan Makedonya, miladdan sonra 6. yüzyılda Slavlaşmaya başladı. Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda Bulgarlar bölgede kuvvet kazandı. Dördüncü Haçlı Seferinde 1204-1224 yılları arasında Makedonya’da Latin Krallığı kuruldu. 1230’larda Bulgarların, 1280’de de Sırpların hakimiyetine geçti. Osmanlı Devleti, Anadolu’da kurulup, adalet üzere idare edilmesi sayesinde kısa zamanda genişleyip, 14. yüzyılda Avrupa kıtasına da hakim olmaya başladı. Osman Bey devrinde, Makedonya’ya ilk Osmanlı akını 1324 yılında yapıldı. Osmanlı Sultanlarından Birinci Murad Han devrinde, 26 Eylül 1371 Cirmen Zaferiyle Türklere Makedonya’nın kapıları açılarak, Balkanlardaki mukavemet kırıldı. 1371’den sonra başlatılan Makedonya fütühatı, 1373 yılına kadar tamamlandı. 1371’den 1877-1878 Osmanlı-Rus (Doksanüç) Harbine kadar fasılasız Osmanlı hakimiyetinde kalan Makedonya, 1878’de Rusların işgaline uğramışsa da, aynı yıl yapılan Berlin Antlaşmasıyla tekrar kurtarıldı. 1912- 1913 Balkan Harbi felaketinden sonra, Makedonya Osmanlı hakimiyetinden çıktı. Bölgedeki Türk ve Müslüman ahali Anadolu’ya göç etmek mecburiyetinde kalmasına rağmen, bölgede hala çok sayıda Türk-İslam nüfusu yaşamaktadır. 1371’den 1913 yılına kadar Osmanlı hakimiyetinde kalan Makedonya on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar sulh, sükun ve huzur devrini yaşadı. Bu devirde Makedonya’da sanat değeri yüksek mimari eserler inşa edildi. Ahalinin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması için pekçok müesseseler kuruldu. Sivil ve askeri okulların açılması ve çeşitli müesseselerin kurulmasıyla Makedonya’nın hayat ve kültür seviyesi yükseltildi. Bölgedeki Osmanlı eserlerinin çoğu haçlı, slav ve komünizm zihniyetleriyle tahrip edilmesine rağmen, geride kalanlar dahi o devrin şaheser abidelerindendir. Makedonya’nın Türklerin hakimiyetinden çıkması, 19. yüzyılda şiddetlenen Papalık ve Rusya’nın propagandası sebebiyledir. Bölge Osmanlıların elinden çıkmasıyla, toprak bütünlüğünü kaybetti. Önce Balkan devletleri arasında savaş meydanı haline gelen Makedonya, Birinci Dünya (1914-1918), İkinci Dünya (1939-1945) savaşlarında da aynı akibete uğradı. İkinci Dünya Savaşı sonunda, 1947’de Makedonya Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan arasında paylaşıldı. Yugoslavya sınırları içinde kalan Makedonya topraklarında, Yugoslavya’yı meydana getiren cumhuriyetlerden biri olan Makedonya Cumhuriyeti kuruldu. Makedonya Cumhuriyeti, Yugoslavya’nın parçalanması üzerine kurulan Yeni Yugoslavya’dan 1991’de yapılan referandum ile ayrıldı ve bağımsız bir devlet haline geldi. Birçok ülke Makedonya’yı tanırken, Yunanistan’ın itirazı ile Avrupa Devletleri tanımadı. Bunun nedeni ise yeni cumhuriyetin, Yunanistan’daki bir bölge ile aynı ismi taşıması idi. Yeni devletin isminin değiştirilmesi yönünde Yunanistan’ın istekleri hala devam etmektedir. Fiziki Yapı Makedonya, fiziki olarak, tektonik yer değiştirmelerin gençleştirdiği çok yaşlı yükseltilerle kaplı dağlık bir araziye sahiptir. Orta Vardar Vadisinin iki yakası boyunca uzanan Makedonya topraklarını 2000 metreyi geçen Sar Planina, Pelisten ve Osogova dağları engebelendirir. Ohri, Dorian ve Prespa göllerinin büyük bir bölümü ülke sınırları içinde kalır. En önemli akarsuları İncekara ve Vardar nehirleridir. İklim Ülke toprakları genelde engebeli araziden meydana geldiğinden kara iklimi hakimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları da soğuk geçer. Nüfus ve Sosyal Hayat Ülke nüfusu 2.050.000 olup, nüfus yoğunluğu 79’dur. Sınır belirlemeleri yüzünden halk önemli ölçüde yer değiştirmesinden dolayı yirmi sene süren göçlerden dolayı, nüfus hızla azalmıştır. Ülke nüfusu yeni yeni artmaya başlamıştır. Nüfusun % 53.9’u kentlerde, % 46.1’i kırsal kesimde yaşar. Karışık milletlerin yaşadığı ülkede nüfusun % 67’sini Makedon, % 19.8’ini Arnavut, % 4.5’ini Türk, % 2.3’ünü Sırp, % 2.3’ünü Çingene, % 2.1’ini Boşnak ve % 2’sini de diğer milletler meydana getirir. Halkın büyük kısmı Hıristiyandır. Ayrıca küçük bir Yahudi cemaati ile çok sayıda Müslüman vardır. Başlıca şehirleri, Üsküp, Tetova, Kumanova ve Bilda’dır. Ekonomi Makedonya ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Ayrıca ormancılık, madencilik ekonomide önemli yer tutar. İyi bir şekilde sulanan ovalar Avrupa’nın adeta sebze ve meyve ambarıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, mısır, patates, pamuk, tütün, haşhaş, susam, pirinç ve eriktir. Dağlık kesimlerde hayvancılık yaygın olarak yapılır. Koyun, sığır, domuz ve tavuk en çok beslenen hayvanlardır. Göllerde balıkçılık yapılır. Ülke topraklarında bulunan bakır, kurşun, çinko, kaolin, dolomit, jips, kireçtaşı, demir, gümüş çıkarılarak işlenir. Elektrik enerjisini, İncekarasu Irmağı üzerinde bulunan santrallerden sağlanır. Makedonya’da ulaşım daha çok karayolu ile sağlanır. Karayollarının uzunluğu 10.591 km’dir. ayrıca 693 km’lik bir demiryolu ile bir hava alanı vardır.
  2. _asi_

    Malatya Kayısısı

    MALATYA KAYISISI Ülkemizin en önemli kayısı üretim merkezi olan Malatya ili gerek kayısı üretimi ve gerekse kalite bakımından sadece ülkemizin değil hemen hemen dünyanın her tarafından tanınmaktadır. Bu nedenle bu ilin üretiminden bahsetmeden önce Malatya'da kayısının tarihçesine kısaca göz atmak gerekir . Malatya' da Kayısının T arihçesi Adini Hititliler döneminde '' Meyve Bahçesi ,, anlamına gelen " Meliute, Maldiya, Melita'' kelimelerinden alan Malatya'da kayısının yanı sıra diğer birçok meyve türünün ekonomik anlamda yetiştiriciliği yapılmaktadır. Elma, armut , kiraz, şeftali, erik, ceviz ve dut Malatya çiftçisinin geçim kaynağı olan meyve türleridir. Fakat halk arasında ''Mişmiş'' de denilen kayısının Malatya'da ayrı bir önemi vardır. Malatya'da kayısının bilinen yazılı tarihi 1655'dir. Bu yılın ilkbahar aylarında Malatya'ya gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi 53 Bin kişinin yaşadığı şehirde, 7.800 meyve bahçesi ve 7 kayısı çeşidinden bahsetmektedir .Evliya Çelebi Malatya'nın "kırmızı, sarı, beyaz, sulu, etli'' adlarında kayısılarının olduğunu, bunları selelerle bahçeden eve getirirken sularını akıtmamak için akıtmamak için koşmaktan başka çaresinin olmadığını yazar. Daha da önemlisi sayısını ve hesabını kimsenin bilemeyeceği kadar çok olan zerdalisinden yığınlarla pestiller yapılıp bunların katar katar yüklerle ülke ülke taşındığını vurgular. Diğer taraftan 1617-1693 yılları arasında yaşamış olan Niyazi Mısri şiirlerinde meyve ağaçları ile donanmış Asbuzu'nun '' Cennete benzeyen çok güzel bir doğa parçası'' olduğundan bahseder. Alman Genelkurmay Başkanlığı da yapmış olan Moltke, Osmanlı Ordusuna çağda.i eğitim yöntemlerini ,öğretmek üzere 1838 yılında geldiği Malatya'da kayısı , ceviz, erik ve dut ağaçlarıyla dolu Asbuzu'nun görülmemiş güzellikte bir yer olduğundan söz etmektedir. Meyvenin ve bilhassa kayısının Malatya için ekonomik önem kazanması Cumhuriyetin ilônı ile başlamıştır. Malatya'nın yerli tüccarlarından ''Hacı Sadi oğlu Mahmut Nedim'' 1923 yılında kayısıyı kükürtleyerek kurutur ve kükürtlemeyi çevresindeki çiftçilere öğretir. Kayısının hem uzun sure depolanması hem de kükürtleme ile birlikte albenisi arttığı için ülkemizi bir ağ gibi saran demiryolunun Malatya'ya gelmesi ile kayısının yurt içinde tanınması ve ekonomik önemi artar. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Malatya meyveciliğine ait sağlıklı bilgiler maalesef çok sinirlidir. Malatya'nın meyvecilik potansiyeli Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü müdürü Prof. Dr. Gleisberg'in dikkatini çeker ve baş asistanı Lütfi Ükümen'i 1933 yılında Malatya'ya gönderir. Ülkümen'in 1933-1936 yılları arasında Malatya'nın meyve çeşitleri ile meyve üretim alanlarını inceleyerek yaptığı doktora çalışması bir kitap halinde 1938 yılında yayınlanır. Bu kitaptan 1930'Iu yıllarda Malatya'da Hacıhaliloğlu, Hasanbey , Çataoğlu, Hacıkız, Kurukabuk (Gavuraşısı), Koyunoğlu, Osmanonbaşı, Sarılok ve Turfanda kayısı çeşidinin uzun- kırmızı, yuvarlak-kırmızı ve beyaz-uzun olmak üzere 3 tipi bulunmaktadır. Kayısı konusunda diğer önemli bir bilgi ise 3 temmuz 1930 yılında Malatya'da haftada bir yayınlanan Yeni Malatya gazetesinde bulunmaktadır. Haberde Malatya eski belediye başkanı Hacı Abdi Oğullarının Hasan Beyin bahçesinde halk tarafından Hasanbey adı verilen kayısının bir tanesinin 23 dirhem, 16 tanesinin ise bir okka geldiğinden ve meyvenin çok gösterişli olduğundan bahsedilmektedir. 1930'Iu yıllarda Malatya'nın önemli meyve alanları Derme, Horata, Hatunsuyu ve Orduzu suyunun geçtiği alanlarda yoğunlaşmıştır. Pınarbaşı'ndan başlayıp Gündüzbey , Ismetpaşa, Kileyik, Barguzu, Tecde, Yukarı ve aşağı Banazı, Adafı, Çarmuzu ve Eskimalatya'yı içine alan yaklaşık 30 km uzunluğundaki alan meyve bahçeleri ile kaplıdır. Yine o yıllarda Derme suyu ile sulanan 60.000 dekar meyve bahçesinin büyük çoğunluğunun kayısı bahçesi olduğu bildirilmektedir . Ükümen'in çalışması ile Malatya'nın meyvecilik potansiyeli anlaşılanca 1917 yılında Türk-Alman işbirliği ile bugün ki Meyvecilik Araştırma Enstitüsünün yerinde ''Kayısı Üretme Istasyonu'' kurulur. Bu istasyon bölgedeki fidan dağıtımını yaparak Malatya'ya meyveciliğin gelişmesinde önemli bir görev üstlenir. Yoğun çalışmalar sonucunda bölgede yeni kapama meyve bahçeleri tesis edilir , hastalık ve zararlılarla mücadele yaygınlaşır , gübre ve kaliteli fidan kullanımı sonucu üretimde önemli artışlar meydana gelir . Bu zaman içerisinde bazı yıllar ekstrem iklim koşulları Malatya kayısısını olumsuz yönde etkiler. 1936, 1941, 1944 ve 1951 yıllarında şiddetli kış veya ilkbahar donları kayısı ağaçlarına önemli zararlar verir. Kayısı ağaçları dondan zarar gören çiftçiler 1960'11 yılların başında kayısı ağaçlarını sökerek yerine elma fidanı diker veya sebze yetiştiriciliği yapmaya başlarlar. Ancak 1970'Ii yıllarda kuru kayısı ihracatının artması ve ekonomik önem kazanması ile birlikte yeniden kayısıya dönüş başlar . Ilde 1968 yılında 800 bin olan kayısı ağaç sayısı 1978'de 1.850 bine ulaşmıştır. Yaş kayısı üretimi ise 20 bin tondan 50 bin tona yükselmişti Bugün Türkiye yaş kayısı üretiminin yaklaşık %50'si, kuru kayısı üretiminin ise %95'i Malatya ilinde yapılmaktadır. Üretilen kuru kayısının çok önemli bölümü ihraç edilmekte ve dünya kuru kayısı ticaretinin %85'i Malatya'dan sağlanmaktadır. Bütün bunların haklı bir sonucu olarak Malatya ili kayısı ile anılmaya başlanmış, daha doğrusu Malatya ile kayısı özdeş iki kelime haline gelmiştir. KAYISININ FAYDALARI *Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stresi azaltır. *Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar. *Kemiklerin çok daha düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar. *Kan yapımını artırarak,kansızlığa engel olur. *Mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar. *Böbreklerde taş teşekkülünü azaltır. *Üreme sistemi üzerinde önemli rolü bulunup, cinsel gücü artırmaktadır. *Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. *Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar. *Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar. Klinik ölümündeki reanimasyon çalışmalarında kalbin cevap vermesinde etkili olur. *Kayısının potasyumca zengin,sodyumca fakir ve A vitaminin öz maddesi karotence zengin olması insan beslenmesinde çok önemli boyutlar kazandırmaktadır.
  3. _asi_

    Malatya Mutfak Kültürü

    MUTFAK KÜLTÜRÜ Malatya geleneksel evlerinde mutfak ve kiler bulunur. Mutfak genellikle evin kuzeye bakan yönündedir. Kiler ise ya mutfağa bitişik ya da iki katlı evlerde alt katta bir bölümde bulunur. Mutfakta "Kaplık" ya da "terek" denilen raflar içerisinde kaplar bulunur. Mutfak veya kilerin bir tarafından "Aşlık"lar sıralanır. Kilerde yiyecek malzemelerinin yanı sıra kurutmalıklar, fazla eşya, buğday ve bunların elenmesinde kullanılan kalbur ve elek bulunur. Yatakların bulunduğu yüklük bu bölümde yer alır. Ocak mutfağın bulunduğu uygun bir yerde bulunur. Ocağın bir metre üzerinde davlumbaz vardır. Zahire ve kışlık yiyecekler, kilerin serin bir yerinde muhafaza edilir. Turşular ve reçeller bidonlara konularak burada saklanır. Kışlık et kavurması tenekelere basılarak kilerde yerden yarım metre yüksekte bulunan kerevetlerin üzerine sıralanır. Yemekler, yere serilen sofra bezi üzerinde konulan siniler üzerinde yenilir. Malatya mutfak kültürü, zengin bir görünüm arzeder ve genellikle bulgur ağırlıklıdır. Özel günlerde yapılan kutlama, tören, çocuk görme, adak adama gibi günlerde yemeklerin çeşitliliği gözlenir. Doğum yapan lohusa kadını görmeye gidildiğinde Kuymak (Herle) götürülür. Eve misafir geldiğinde, Hıdırıllez haftasında, bir rüya görüldüğünde hayıra çıkması dileğinde ise "Kömbe" yapılır. Ayrıca, Hıdırellez’de "Hızır Kömbesi", "Sehen Kesmesi" gibi yiyecekler yapılarak en az yedi komşuya dağıtılır. Düğünlerde yemek türleri üç ana çeşit üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunlar; etli bulgur pilavı, tiritli yemek ve mevsimine göre meyve, cacık ve salatadan oluşur. Ölü ardından verilen yemekler ise düğünlerdeki yemek çeşitleri gibidir. Buna, "can aşı" veya "kırk yemeği" gibi genel ad verilir. Bu tür yemeklere ek olarak "un helvası"da yapılır. Yeni bir işe başlama, eve yeni birşey alma, kemer atma gibi durumlarda kömbe yapma ve kurban keserek komşulara dağıtarak geleneği sürdürmektedirler. Mutfak kültüründe önemli bir yeri ekmek çeşitleri tutar. Bunlar; tandır etmeği, yufka ekmek, kınalı ekmek, taplama ekmeği, bazlama, ekşili ekmek, ballı ekmek, otlu ekmek, pileke, dönderme, taş küllüğü, tutmaç, saç yüzü, yağlı ekmek, saç üstü… Çorbalar; mercimek çorbası, kavurmalı erişte-bulgur çorbası, tarhana çorbası, kara çorba, pıtpıtı çorbası, gendime çorbası, kulak çorbası, döğme çorbası, pirinç çorbası, ayali çorba, pirpirim çorbası, kelle-paça çorbası, ekşili çorba, keşli çorba, gurut çorbası, aşure çorbası, malhıta çorbası vb. sayılabilir. Köfteler; Malatya mutfağında önemli bir yer tutar. Ana malzeme bulgurdur. Malatya’da 70′den fazla köfte çeşidi olduğu bilinmektedir. Bazılarının isimleri şöyledir: Analı-kızlı, içli köfte, sumaklı ekşili köfte, sıkmalı köfte, elmalı köfte, kurşungeçmez köftesi, gilgirikli köfte, ciğer köftesi, haşhaşlı top köfte, kel köfte, ıspanaklı dolma köfte, patatesli içli köfte, kabaklı çimdik köfte, yumru köfte, yumurtalı sıkma köfte, yoğurtlu balkabağı köftesi, etli çiğ köfte, çiğleme, mercimekli çiğ köfte, keloğlan köftesi, yavandan patlıcanlı köfte sayılabilir. Sarma ve dolmalar: Dut yaprağı, kabak, pazı, zeytinyağılı marul sarmaları, asma yaprağı sarması, kiraz yaprağı, fasulye yaprağı sarması, pancar yaprağı sarması, soğan dolması, kabak çiçeği dolması sayılabilir. Et ve sebze ağırlıklı Yemekler: Et tiridi, kabuk aşı, buğulama, sac kavurması, tiritli patates, tiritli fasulye, patlıcan dövmesi, boranı imam bayıldı, pancar kavurması ve sebzeli yemek çeşitleri sayılabilir. Reçeller-Şuruplar-Turşular: Elma, ayva, kabak, çilek, erik, gül vb. gibi türlerden reçel yapılır. Yine üzümden kızılcık, vişne, erik, gül gibi türlerden şuruplar hazırlanır. Ayrıca; biber, salatalık, domates gibi sebzelerden turşu yapılır. Tatlı olarak dut helvası, üzüm pestili, köpük pestili, üzüm sucuğu, pekmez, çir kavurması, peynir tatlısı, deli kız baklavası, kaymaklı kayısı tatlısı, Arapgir’in peynir helvası, Halbur tatlısı, dolma tatlısı, sütlaç ve çiğdemli sütlaç sayılabilir.
  4. _asi_

    Trabzon yöresel sözcükler

    TRABZON YÖRESEL SÖZCÜKLER A Abdesluk : Ev içinde üzerinde abdest alınan leğen. Aca : Acaba. Afgurmak : Havlamak. Aha : İşte. Amofti (homarta) : Yabani yer çileği Analis : Yumuşama. Ander : Değersiz,işe yaramaz. Angona : Zehirsiz kısa boyda bir yılan türü. Anis : Yüksek kesimlerde yetişen bodur bir ağaç türü. Aruk : Zayıf,çelimsiz,sıska. Aşana : Köy evlerindeki geniş yeme-içme yeri. Avat : Geniş yapraklı bir tür diken. Ayam : Hava durumu. B Badama : Köy evlerinin önündeki sofa. Bakla : Fasulye Bakraç : Kova. Bansi : Hayvan yemliği Behrenk : Üstü örtülü su kanalı. Berinnemek : Genellikle soğuk su veya hava ile ilk temasta yaşanan ürperti-irkilme Bezleme : Saçta pişirilen ince yassı ekmek. Biçki (bıçkı): Odun kesmeye yarayan testere. Bitige : Çok küçük , az. Bolaki : İsterim ki ,dilerim ki. Bostan : Salatalık Buldur : Geçen yıl. Burşunda : Kavrulmuş arpanın öğütülmesiyle elde edilen un ve sıcak sudan oluşan karışıma pekmez yada yağ karıştırılarak yapılan yemek. C-Ç Campil : Elfeneri ampulü. Ceyran : Elektrik Çakaloz : Sincap. Çalbara : Küçük bakır tencere. Çangal : Bitkilerin kurutulduğu, yere dikilmiş dallı ağaç gövdesi. Çaplama : Çit. Çapula : Ayakkabı. Çaştak : Salatalık,kabak gibi sebzelerin yetiştirildiği,dallarla örülü yer. Çayan (zağana) : Yengeç Çencik : Kapı ve pencerelerin kilitlenmesine yarayan küçük çengel. Çeten (çöten) : Mısır koymak için yapılmış derme çatma ambar. Çıngıl : Ağaç üzerine çakılıp çekilmesini sağlayan demir aygıt. Çıtıman : Biçilmiş mısır bitkisinden yapılmış bağ (demet). Çivit : Meyve çekirdeği. Çolbaz : Beceriksiz. Çortluk : Dikenlerle kaplı, girilmesi zor yer. Çömen : Mısır bitkisi demetlerinin birbirine dayandırılmasıyla oluşturulan küme. D Daraba : Ahırdaki hayvanları birbirlerinden ayıran tahta engel. Darı : Mısır. Dastar : Yün veya kıl ile dokunan bir çeşit kilim Dırmaç : Yük taşımaya yarayan,iplikle dokunmuş uzun şerit. Dimla : Az,biraz. Dümbelek : Davul gibi vurmalı çalgı. Düve : 1 yada 2 yaşında genç inek E Ediş : Gürültü,ses. Eğercek : Yün eğirmeye yarayan alet. Ekşili : Turşu. Enük : Köpek yavrusu. Erşin (eğşin) : Köz karıştırmaya veya sac bazlama çevirmeye yarayan spatula biçiminde demir araç. Eşka : Gölge. Evza : Kibrit F Faraş : Küçük kürek Ferbela : Entarinin etek kısmına yapılan fırfır. Ferister : Küçük sepet. Ferük : Piliç. Fırçette : Hayvan gübresinin ahırdan dışarı atılması için yapılmış delik. Firahti (fıraklı) : Bahçe ve arazi etrafını çevreleyen genellikle tahtadan yapılan çit. Fisil : Taze soğan. Folluk : Tavuğun üzerine çöküp yumurtladığı yardımcı yumurta. Foti : Çukur. Furunkurusu : Fırında kurutulmuş mısır. Fuzan : Hububatın kepeği. G Gaban : Yamaç. Gazel (gazal) : Kuruyup dökülmüş ağaç yaprağı. (genellikle ahırlarda üzerinde hayvanların yatması için serilir.) Gelber : Toplamaya yarayan aygıt. Glavu : Kesici araçların keskinlik durumu. Gosu (gosi) : Kuluçkaya yatmış tavuk. Gotila : Ense. Görüm : Gelinin kocasının kız kardeşi. Göscek : Gözlük H Haçan : Madem ki. Handoşira : Kirpi. Harar : Büyük çuval. Hartama : Eskinde yapılarda çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta Hışır : İşe yaramaz,yıkık,viran. Hızan : Çoluk-çocuk Hızar : Büyük testere. Hoşafliza : Kertenkele. Hurek : Baykuş. I-İ Iba : Nem, rutubet İfteri: Eğrelti otu. İlistir : Büyük süzgeç. İs : Akıl İskemle : Tahtadan yapılmış alçak tek kişilik oturak. Bir çeşit sandalye. İsriç : Bir ağaç türü. İstif : Lahana ve fasulye ile yapılan bir yemek. İşkebit : Eşek arısı. İşlik : Gömlek. İşmar : El ile işaret etme,çağırma. İvez : Sivrisinek. İzimlang (izimlan) : Taze sürgünleri yenilebilen bir tür dikenli bitki. K Kafkal : Fındık tanelerini koçanından ayırma. Kangel : Eğri. Kapaniza (kapan) : Kuş veya fare yakalamak için kullanılan mekanizma (tuzak) Kaput (gabut) : Ceket, kaban türü kalın giysi Karak : Kapı veya pencerelerin kilitlenmesi için kullanılan çengelli araç. Karavu : Meyve toplarken dalları çekmeye yarayan çengelli uzun dal(sopa) Karganak : Değirmen taşına mısırın akmasını sağlayan,taşın üzerine sürtünen tahta. Karniluk : İşkembe. Kartobi : Patates. Kaş : Yamaç,uçurum. Kaybana : Sevilmeyen,istenmeyen. Kelek : koyun-keçi gibi hayvanların boynuna asılan sac zil Kelep : Yumak Kemçük : Elma, armut gibi meyveleri yenildikten sonra kalan kısım.(artık) Kenef : Tuvalet. Kepengi : Evden Ahıra inmek için kullanılan kapak. Kerenti : Tırpan. Kermone (kirman) : Yün eğirme aracı. Kertel : İneklerin içinde yem yediği kap. Keski : Kalemtıraş. Kıdım : Çok az miktarda olan. Kız çocuğu anlamında da kullanılır. Kırnap : İp, ip parçası Kilostor : Tahtadan yapılmış kapı sürgüsü. Kobi : Küçük köpek türü. Kodofla : Mısır koçanı yaprağı. Kohle : Salyangoz. Kolik : Kerestelik ağaç. Komar : Kısa boylu bodur çalılık.(Ormangülü) Komri : İskemle Kopça : Düğme. Korkotila : Büyük bir solucan türü. Korsa : Evin içinde köşe başında odun konulan yer. Korzil : Hayvan yiyeceğinin üzerinde doğrandığı odun parçası. Kosu : Kuluçkaya yatmış tavuk. Koşa : Patlamış mısır. Koşama : Avuç dolusu. Kot : Mısır ve fasulye ağırlığını ölçmeye yarayan beş kiloluk ölçek. Kotoş : Mısır koçanı. Kozer : İçerisinde kedinin yemek yediği odundan yapılmış yontma kap. Kozik : Kabuğu soyulmuş,taşınmaya hazır kütük. Köhle : Pire. Kömre (kemre) : Hayvan gübresi. Kön : Deri Kudal : Kazanda pişenleri karıştırmaya yarayan uzun odun. Kudene(güdene) : Ayıklanmış mısırdan geri kalan odunsu kısım Kuguvak : Yenilebilen bir tür mantar. Kukus : Tuz,dolu tanesi. Kukuvak : Mantar. Kuplas : Yüzüstü durma. Kurebi : Diken kesmeye yarayan küçük balta. Kurut : Çökeleğin kurutulmuş şekli. Kusa : Siğil. Kuş lastiği : Sapan. Kuz : Kuzey L Labaza : Geniş yapraklı,yabani bir ot. Lalak : Çevresinde olup bitenlere duyarsız,zor anlayan. Langi : Uçurum. Lapçin(lepcük) : Yassı. Lazıt : Mısır. Lenger : Tabak. Levor : Etkileyici kokusu olan yabani bir ot. Lifoz : Dağ çileği. Limanda : İkiz. Longoz (langoz) : Derin, dipsiz kuyu. Kör, karanlık kuyu. M Madirka : Çekiç Manca : Koyu kabak veya lahana yemeği. Melevücen : Bkz. İzimlang. Merek : Hayvan yiyeceği (sap, saman, ot) veya gazel konulan baraka. Mertek : Ev yapımında kullanılan büyük kalas. Meşebe (meştebe) : Maşrapa Mile (misket-mıras) : Çocukların oynadığı cam yada metal küre (bilye). Mintan : Gömlek - bluz Mizir : Cimri Mol : Bitki topluluğu.(Örneğin; Fındık Molü) Mora : Çilek. Mudara : İşe yaramaz,güçsüz. Murç : Genellikle taş kırma yada odun yarma işinde kullanılan büyük çivi N Navlun : Yol parası, araç kirası-ücreti. Nakıs : Eli sıkı (pinti, cimri). O-Ö Oğli : Erkek çocuğu. Otluk : Mısırın ineklere yedirilen kurutulmuş gövdesi ve yaprakları. Öksoğu : Ucu yanmış,köz olmuş odun. Ömen : Çocuk oyunlarında başlama çizgisi. P Payanda : Desteklemek amacıyla yanlardan dayanmış direk. Pelit : Meşe ağacı. Peşko(pöşke) : Saç soba. Petaliza : Kelebek. Pırtı : Elbise Pileki (Bileki) : Üzerinde ekmek pişirilen ocak taşı. Pitil : Buzağı kursağı. Pontul : Pantolon Puspuran : Büyük sıçan. R Rızi : Kara lahana bitkisinin gövdesinin içindeki yenilebilen kısım. Riğoz (Verauz) : Evlerin arka tarafındaki dar aralık. S-Ş Sap : Biçilmiş mısır bitkisi. Sayfan : Genellikle evden uzak arazilerde geçici barınak olarak yapılan derme çatma yapı. Sazluk : Bataklık. Sef : Yanlış Serender : Hububatın konulduğu, direkler üzerine yapılmış serin depo. Silikta : Tavada yapılan zeytinyağlı küçük pide. Simla : Gözün kenarında birikmiş tortu. Sinakliza : Ateşböceği. Sini : Üzerinde yemek yenilen genişçe tepsi Sirke : Bit yumurtası. Solak : Sol elini kullanan. Somar : Yeşil renkli, geniş yapraklı bir bitki. Suğnis etme : Yemeğin tencerenin dibine tutması,yanması. Suluk : Eski evlerde lavabo yerine kullanılan bölüm. Sumul : Ekmek kırıntısı. Sumur : Sıcak mısır ekmeğinin içine yağ ve şeker konularak hazırlanan yemek. Supramak : Yontmak. Surgu : Fermuar. Şafla : Ağız akıntısı,salya. T Taflan : Kiraza benzeyen çekirdekli bir meyve. Teçir : Sığırların ticaretini yapan kişi. Temreğü : Egzamaya benzeyen bir cilt hastalığı. Tentene : Dantel Terek : Kapaksız mutfak dolabı. Tevek : Salatalık, kabak veya üzüm gibi bitkilerin uzun kolları(dal) Tirma : Ayran ve mısır unundan yapılan muhallebi kıvamında bir yemek. Tirmaç : Bkz Dırmaç. Yük taşımaya yarayan,iplikle dokunmuş uzun şerit. Tirmuk : Hayvan gübresini atmaya yarayan demir aygıt. Tohli(toklu): Bir yaşındaki erkek koyun. Tumbi :Tümsek U-Ü Uşak : Çocuk Üğleşmek : Oyalanmak suretiyle geçikmek. Eğleşmek. Üğo : Eğe. Üsküt : Küsmüş,sessiz V Varagel : Teleferik. Vindo : Kan emici büyük sinek. Vizora : Biberon. Vumbura : Yaban arısı Y Yaba : Ucu iki çatallı dal. Genellikle çamaşır ipinin yerden yükseltilmesi için kullanılır. Yal : Otların kazanda kaynatılmasıyla hazırlanan hayvan yiyeceği. Yalak : Ağaçtan oyulmuş hayvanların su içtiği büyük oluk. Yavşan : Dallarından süpürge yapılan bodur bitki. Yaylim : Otlak. Yazgı : Küçük saplı et doğrama baltası. Yeygü : Çeşitli otların karışımıyla elde edilen hayvan yiyecek türü. Yüklü : Hamile. Z Zağar : Köpek. Zefketmek : Alay etmek,küçümsemek. Zibil : Çöp. Zirze : Menteşe. Ziyer : Öyle ki,öyle olsa gerek, Zizil : Küçük solucan
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.