Etkinlikler
- Bölüm: 'Etkinlik Takvimi'
- iCalendar dışa aktarma verisini indir
- iCalendar beslemesine abone ol
17:00
-
11 Mayıs 2007 17:00
12-18 Mayıs Hemşirelik HaftasıHemşirelik Haftası
Tarihi çok eski olan hemşirelik mesleği; Eski Mısır, Hindistan, Yunanistan ve Roma’da ilk çağlarda bugünkü biçimde olmasa bile yapılmaktaydı.
Dünyada modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale (Florans Naytingel) olup, ilk hemşirelik okulunu da 1962 yılında Londra’da açmıştır.
Ülkemizde ilk olarak "Hilal-i Ahmer Cemiyeti" (Kızılay) 1911 yılında hemşirelik kursları açmıştır. Bu kursları bitiren hemşireler; 1912–1914 Balkan Savaşları ile 1914–1918 Birinci Dünya Savaşı’nda hasta ve yaralı askerlere bakmışlardır. Cumhuriyet sonrası ilk Hemşirelik Okulu İstanbul’da açıldı.
Bunu 1939 yılında Ankara’da açılan Askeri Hemşirelik Okulu izledi.
1943’te Verem Savaş Derneği, 1946’da Sağlık Bakanlığı İstanbul’da birer Hemşirelik Okulu açtılar. Daha sonra diğer illerde bu tip okullar açıldı. Bu okullar ortaokul düzeyinde üç yıl, lise düzeyinde dört yıl eğitim vermekteydi. Günümüzde 4 yıllık Sağlık Kolejlerine dönüştürülmüşlerdir. Kolej ve lise mezunlarına eğitim veren 4 yıllık Yüksek Hemşirelik Okulları da halen faaliyettedir. Bu okullardan en ünlüsü İstanbul’daki Florance Nightingale Yüksek Hemşirelik Okulu’dur. Çeşitli üniversitelere bağlı hemşirelik okulları da vardır.
12 Mayıs’ta hemşireliğin kurucusu Florance Nightingale doğduğu için, ona izafeten "Hemşirelik Haftası"nın başlangıç günü olmuştur.
12–18 Mayıs tarihleri arasında başta hemşireliğin kurucusu Florance Nightingale (1820–1910)’in özverili, sevecen, gece ve gündüz hizmetleri saygıyla anlatılırken, hemşirelik mesleğinin de kutsallığını vurgulamak gerekir.
Hemşirelik; insan sevgisiyle dolu, şefkatle, sabırla yapılan kutsal ve onurlu bir meslektir.
Bu hafta değerlendirilirken, hemşirelik mesleğinin sorunları ortaya konur ve çözümler üretilir. Mesleğin önemine toplumun dikkati çekti.
Nightingale, Kırım Savaşı sırasında İngiltere’den gelerek, Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda hemşirelik yapmış ve büyük ün kazanmıştır. 1964 yılından itibaren ülkemizde de her 12 Mayıs Günü "Hemşireler Günü" olarak kutlanmaktadır.
İlk Türk Hemşiresi:
SAFİYE HÜSEYİN
Çanakkale Savaşları'nı Safiye Hüseyin şöyle anlatmıştı:
"Evet savaşa da iştirak ettim Çanakkale’de uzun müddet kaldım. Çanakkale’de savaş başladığında Alman Salibiahmer (Alman Kızılhaçı) ile bizim Hilal-i Ahmer Cemiyeti birleşmiş, Reşit Paşa vapurunu hastane gemisi yapmıştık. Ben bu geminin hasta bakıcısı olmuştum. Reşit Paşa Çanakkale’ye gidecek, orada yaralıları tedavi edecek, yarası ağır olanları alıp İstanbul’a getirecekti.
….Vaziyet tehlikeli dediler… Ne vapuru olursa olsun… İster hastane vapuru ister Kızılay ister Salibiahmer, İngilizler ---- tutuyorlar. Ben aldırış etmedim. Zaten umumi harp başladığı zaman ben hastabakıcılık için gönüllü yazılmıştım. Gönüllü olarak gidiyordum… Peşinen şunu söyleyeyim ki hayatımda hiçbir zaman ölümden korkmuş değilim.
Reşit Paşa’ya bindik. Çanakkale’ye geldik, Akbaş Mevkii'nde demirledik. Hastaları, yaralıları toplamaya başladık. Ne yaralılar, ne yaralılar. Şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım. Kaç delikanlının…"
Sağlık, bireylerde, zorunlu, vazgeçilmez ve hayatın her döneminde aynı önemi koruyan temel ihtiyaçlardan biridir. Bu ihtiyaca cevap veren personel içinde en önemli meslek grubu ise hemşirelerdir.
Hemşirelik, güç çalışma şartlarını gerektiren, özveri, sabır, hoşgörü kavramlarını içinde bulunduran zor bir meslektir. Hemşirelik, diğer mesleklerde olduğu gibi, toplumsal ihtiyaçlardan doğan, insan hayatıyla yakında ilgili bir meslektir; ekip çalışmasını bilen, el becerisi olan, hızlı çalışan hünerli eller ister; temelinde sevgi, saygı yatar. Hemşire din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin, birey, aile ve topluma sağlığını kazandırmak için çalışır. Bu nedenle, sevgiden, şefkatten, disiplin ve ciddiyetten uzak bir kişinin bu mesleği icra etmesi mümkün değildir; çünkü hemşire, sağlığı yerinde olmayan, yardıma muhtaç insanlara hizmet vermektedir. Bu yönü düşünüldüğünde, hemşirelerin, hem eğitim açısından hem de psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan desteklenmesi gereken bir meslek grubu olduğu ortaya çıkmaktadır.
TÜRKİYE’DE HEMŞİRELİK
Türkiye’de hemşirelik, sağlık hizmeti veren ekip üyelerinden biri olarak önemli bir yere sahip olmakla birlikte hak ettiği değeri göremiyor. Hemşire, toplumumuzda hekimin yardımcısı gibi algılanıyor; sağlık hizmetinin bir ekip hizmeti olduğu dile getirilse de bu söylem uygulamaya yeterince yansımıyor. Oysa sağlık hizmetleri bir bütündür ve her disiplin sağlıklı/hasta birey için çalışır.
HEMŞİRE NE DEMEKTİR?
Belirli sağlık eğitim ve öğrenimi gördükten sonra; sağlık hizmeti alan hastaların bakımında görev yapan, kliniklerde de sağlık hizmeti sunan, hekimlere yardımcı olan sağlık personeli kadınlara "Hemşire" denir.
Hemşireliğin farklı tanımları yapılmış aslında. 19. yüzyılda Florance Nightingale hemşireliği "Hastayı iyileştirmek için hasta çevresinin iyileştirilmesi ve düzenlenmesi eylemi." şeklinde; 20. yüzyılda Henderson ise "Bireyin sağlığına ve bağımsızlığına kavuşma sürecindeki dinamik güç." olarak tanımlamış. Uluslararası Hemşireler Birliği de bu tanımı benimsemiştir. 1980 yılında Amerikan Hemşireler Birliği hemşireliği "Yardım sunan bir meslek.", hemşirelik uygulamasını "Var olan ve olabilecek sağlık sorunlarına karşı gösterilen insan tepkilerinin tanı ve tedavisidir." diye tanımlamıştır.
TÜRKİYE’DE HEMŞERİLİĞİN TEMEL SORUNLARI
Farklı düzeylerde eğitim alma: Ülkemizde hemşirelik eğitimi lisans, önlisans, açık öğretim, lise sonrası 18 aylık kurs ve ortaokul sonrası 4 yıllık lise şeklinde beş ayrı düzeyde verilmiştir ve bu farklılık devam etmektedir. Bu heterojenlik mesleği algılama, mesleki çabaları benimseme, belirli bir gelire sahip olma gibi özelliklerinden dolayı mesleği olumsuz etkiliyor. Eğitim düzeylerinin farklılığı, çalışma yaşamında yetki ve sorumluluklara yansımıyor. 1996 yılında kapatılan Sağlık Meslek Liseleri 2001 yılında tekrar açıldı, hemşirelerin üniversite düzeyinde eğitim talepleri dikkate alınmadı. Oysa şu an dünyada ortaokul sonrası lise eğitimi ile yetinen ülke bulunmamaktadır.
Hemşirelik Kanunu: 1954 yılında çıkarılan 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu hemşirenin değişen ve yapmakta olduğu rol ve işlevlerini kapsamıyor. Avrupa Birliği süreciyle birlikte hızla uyum yasaları çıkarılırken hemşirelik yasasının gündemde olmaması, çıkan yasaların ülkemiz sağlık ihtiyaçlarını yansıtmamaktadır.
Hemşire istihdamı: Sağlıkta dönüşüm adıyla yürütülen politikalar, genelde sağlık çalışanlarını, özelde hemşireleri oldukça olumsuz düzeyde etkilemiş; halen etkilemeye devam etmektedir. Sağlıktan kar elde etmeyi hedefleyen bu politikalar tedavi edici sağlık hizmetlerine dayandığı, koruyucu sağlık hizmetlerini yok saydığı ya da finansal olarak bireysel sorumluluk alanını daralttığı için hemşirelerin istihdam sorunları ülkemiz dahil, pek çok ülkenin önemli bir sorunu. Ülkemizdeki toplam 80 bin hemşirenin yüzde 90’ı tedavi edici sağlık hizmetlerinde çalışıyor. Bunun yanında tedavi edici sağlık hizmetleri, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen kadronun yarısından bile az sayıda hemşire ile yürütülmektedir. Örneğin 300 yataklı bir çocuk hastanesi için 400 hemşire kadrosu belirlenmişken 150–170 hemşire ile hizmet verilmektedir.
Böylesi yoğun koşullarda çalışan hemşireler kendi alanları olan bakımı başkalarına bırakma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum mesleğin özerkliğini, bakım kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, hemşireliğin sadece hekim istemlerini uygulayan bir meslek olarak algılanmasına neden olmaktadır.
Branşlaşma: Ülkemizde temel eğitim sonrası akademi dışında branşlaşma olanakları yoktur. (Ameliyathane hemşireliği, yoğun bakım hemşireliği, onkoloji hemşireliği vb.) Yıllarca onkoloji hemşireliği yapmış hemşireler çok farklı alanlarda çalıştırılabilmektedir. Bu durum mesleki doyumu azaltarak tükenmişliği artırmaktadır.
Cinsiyet: Hemşireliğin sosyolojik özelliklerinin en başında gelen önemli faktör cinsiyettir. Ülkemizde erkek hemşirelerin sayılarının çok az olması ve hemşireliğin kadınlara özgü bir meslek olarak algılanması mesleğin gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Ataerkil aile temelli toplumumuzda kadınlardan erkeğe boyun eğme ve saygı beklendiğinden, kadınlardan oluşan hemşirelik de bu anlamda büyük ölçüde payını almıştır.
Ülkemizdeki sağlık sisteminde geleneksel sağlık anlayışı hâkim. Hastanın merkezde olmadığı, hasta hakkında karar verenin tek başına hekimin olduğu bu anlayışın değişmesi gerekiyor.
Türk Hemşireler Derneği’nin 2000 yılında hemşire, ebe ve sağlık memurlarının meslekten memnuniyetine ilişkin yaptığı araştırmada; araştırmaya katılan hemşirelerin yüzde 41,9’unun mesleğinden memnun olduğu, yüzde 58.1’inin mesleğinden memnun olmadığı saptanmış.
Memnuniyetsizlik nedenleri ise,
1. Ücret yetersizliği,
2. Görev yetki ve sorumluluklarının belli olmaması,
3. Risk fazlalığı,
4. Görev dışı işlerde çalıştırılma,
5. Meslekte ilerleyememe,
6. Toplumun mesleğe yönelik olumsuz yaklaşımı,
7. Yoğun çalışma temposu,
8. Yardımcı sağlık personeli olarak değerlendirilme,
9. Fazla çalışma ve
10. İstenilen branşta çalışamama olarak sıralanmış.
Ülkemizde sağlık ve hemşireliğe yönelik planlamalarda hemşirelerin olmaması ya da yeterince temsil edilmemesi de mesleğin otonomi kazanmasını olumsuz etkileyen faktörlerden biri olarak görülüyor.
Hemşirelik profesyonel bir meslektir. Gelişmiş ülkelerde meslekleşme sürecini tamamladığı halde yukarda sayılan nedenlerden dolayı ülkemizde meslekleşme istenilen düzeyde değildir.
Hemşirelik mesleğinde yaşanan sorunlar, hemşirelik uygulamalarına; hemşirelerin bağımsız fonksiyonlarından olan bakım verme ve yardım etme işlevlerini yeterince yerine getirememesi, mesleki bilgi ve yeteneklerini etkin kullanamaması şeklinde yansımaktadır. Bunun sonucunda toplum kaliteli hemşirelik bakımı alamamakta, sağlık hedeflerine ulaşmada hemşirelik potansiyeli değerlendirilememektedir.
alıntı
Sağlıklı bır yaşam dilleği ile....
Yakın Etkinlikler
-
KURBAN BAYRAMI
KURBAN BAYRAMI
Kurban Bayramı, İslam dünyasında her yıl zilhicce ayının 10. gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan, Allah'a yakınlaşmayı ve yardımlaşmayı simgeleyen dini bir bayramdır. Kelime anlamı "yakınlaşmak" olan kurban, Müslümanların Allah'a olan bağlılıklarını ve şükranlarını sunmalarının bir vesilesidir.
Bu özel günün temel özellikleri ve önemi şunlardır:
Dini Kökeni: Kurban ibadeti, Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'i Allah'a olan bağlılığının bir göstergesi olarak kurban etmeye niyetlenmesini ve bu teslimiyetin karşılığında kendisine bir koç gönderilmesini simgeler.
İbadet ve Paylaşım: Bayram süresince şartları sağlayan Müslümanlar kurban keserek bu ibadeti yerine getirirler. Kesilen kurban etlerinin bir kısmı ihtiyaç sahiplerine dağıtılarak toplumsal dayanışma ve kardeşlik bağları güçlendirilir.
2026 ve sonraki 10 Yıl Tarihleri: Diyanet İşleri Başkanlığı verilerine göre 2026 yılında Kurban Bayramı tarihleri şöyledir:
Türkiye'de Kurban Bayramı tarihleri Hicri takvime göre belirlendiği için Miladi takvimde her yıl yaklaşık 10-11 gün öne gelmektedir.
Önümüzdeki 10 yıl boyunca (2026 - 2035) Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini günler hesaplama yöntemlerine ve astronomik tahminlere göre Kurban Bayramı'nın başlangıç (1. Gün) tarihleri şu şekildedir:
Yıl
Kurban Bayramı 1. Gün Tarihi
Gün
2026
27 Mayıs
Çarşamba
2027
16 Mayıs
Pazar
2028
5 Mayıs
Cuma
2029
24 Nisan
Salı
2030
13 Nisan
Cumartesi
2031
2 Nisan
Çarşamba
2032
22 Mart
Pazartesi
2033
11 Mart
Cuma
2034
1 Mart
Çarşamba
2035
18 Şubat
Pazar
Önemli Not: Kurban Bayramı toplamda 4 gün sürmektedir. Resmi tatil süresi, bayramdan bir önceki gün olan Arife günü öğleden sonra başlar ve bayramın 4. günü akşamı sona erer. Yukarıdaki tarihler, her yılın bayram başlangıcını (1. gününü) işaret etmektedir. Kesin tarihler ilgili yılın öncesinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından resmi olarak ilan edilir.
Kutlamalar: Bayram sabahı kılınan bayram namazı ile başlar, ardından kurban kesimi ve aile ziyaretleri ile devam eder.
- 0 yorum
-
30 Ağustos Zafer Bayramı
30 Ağustos Zafer Bayramı
30 Ağustos Zafer Bayramı; 1922 yılında Dumlupınar'da Mustafa Kemal Atatürk'ün başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz'u ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni anmak amacıyla kutlanan ulusal bir bayramdır. Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin en kritik dönüm noktası olarak kabul edilir.
Bu özel günün öne çıkan başlıkları şunlardır:
Tarihsel Önemi: 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'ta Türk ordusunun mutlak galibiyetiyle sonuçlanmış ve işgal güçlerinin Anadolu'dan çıkarılmasını sağlamıştır.
Cumhuriyet'in Temeli: Atatürk, bu zaferin yeni Türk devletinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı yer olduğunu vurgulamıştır.
Tarihçesi: İlk kez 1923 yılında kutlanmaya başlanmış, 1926 yılından itibaren ise resmi olarak "Zafer Bayramı" adıyla ulusal bayram ilan edilmiştir.
Kutlamalar: Her yıl Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) askeri törenler, fener alayları ve Anıtkabir ziyareti gibi büyük merasimlerle kutlanır. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "Günü" olarak da özel bir anlam taşır.
- 0 yorum
-
21 Eylül Uluslararası Barış Günü - International Day of Peace
21 Eylül Uluslararası Barış Günü - International Day of Peace
Uluslararası Barış Günü, her yıl 21 Eylül tarihinde dünya genelinde kutlanan, çatışmaların durdurulması ve barış idealinin güçlendirilmesine adanmış küresel bir gündür.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 1981 yılında ilan edilen bu gün, tüm ulusları ve insanları askeri faaliyetleri durdurmaya ve barışla ilgili konularda farkındalık yaratmaya davet eder.
Önemli Tarihler ve Farklar
Türkiye'de ve bazı eski Doğu Bloğu ülkelerinde "Dünya Barış Günü" kavramı iki farklı tarihte karşımıza çıkabilir:
21 Eylül (Uluslararası Barış Günü): BM tarafından belirlenen, dünya çapında kabul gören resmi tarihtir.
1 Eylül (Dünya Barış Günü): 1939 yılında Nazi Almanya'sının Polonya'yı işgal ederek II. Dünya Savaşı'nı başlattığı tarihtir. Bu acı hatıra nedeniyle Türkiye ve bazı ülkelerde barışın önemini vurgulamak için bu tarih de kutlanmaktadır.
Kutlama ve Ritüeller
Barış Çanı: New York'taki BM Genel Merkezi'nde bulunan ve dünyanın her kıtasından çocukların bağışladığı madeni paralarla dökülen "Barış Çanı" çalınır.
Yıllık Temalar: BM her yıl barışın farklı bir boyutuna (iklim eylemi, ırkçılıkla mücadele, barış kültürü vb.) odaklanan özel bir tema belirler.
Küresel Ateşkes: BM, bu 24 saatlik süre boyunca tüm dünyada çatışmaların durdurulması ve şiddetten kaçınılması çağrısında bulunur.
- 0 yorum
-
10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü - World Mental Health Day
10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü - World Mental Health Day
Dünya Ruh Sağlığı Günü, her yıl 10 Ekim'de ruh sağlığı konularında farkındalık yaratmak ve bu alandaki çabaları desteklemek amacıyla kutlanır.
Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) tarafından 1992 yılında başlatılan bu gün, dünya genelinde ruhsal sağlığın korunması ve damgalanma (stigma) ile mücadele edilmesi için bir platform sağlar.
Temel Amaçlar
Farkındalık Artırma: Ruh sağlığı sorunları hakkında toplumu bilgilendirmek ve eğitmek.
Stigma ile Mücadele: Ruhsal rahatsızlıkları olan bireylere yönelik ön yargıları ve sosyal dışlanmayı azaltmak.
Savunuculuk: Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin iyileştirilmesi ve politikaların güçlendirilmesi için çağrıda bulunmak.
Öne Çıkan Bilgiler
Yıllık Temalar: Her yıl Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve WFMH iş birliğiyle özel bir tema belirlenir. Örneğin, 2024 yılı teması "İş Yerinde Ruh Sağlığı" iken, 2025 yılı için odak noktası "İnsani Yardım Gerektiren Acil Durumlarda Ruh Sağlığı" olarak belirlenmiştir.
Evrensel Bir Hak: Birçok kuruluş tarafından ruh sağlığının "evrensel bir insan hakkı" olduğu vurgulanmaktadır.
Katılım: Bugünde dünya çapında seminerler, kampanyalar ve farkındalık yürüyüşleri gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir.
- 0 yorum
-
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 29 Ekim 1923'te Türkiye'nin yönetim biçimini Cumhuriyet olarak ilan etmesini ve bağımsızlık mücadelesini taçlandırmasını simgeleyen ulusal bir bayramdır.
Bu tarihi günün öne çıkan noktaları şunlardır:
Cumhuriyetin İlanı: 29 Ekim 1923 akşamı, Meclis'te yapılan anayasa değişikliğiyle devletin yönetim şekli resmen Cumhuriyet olarak belirlenmiştir.
İlk Cumhurbaşkanı: Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, Milli Mücadele'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Önemi: Atatürk'ün "En büyük eserim" dediği Cumhuriyet, halkın kendi iradesiyle yönetildiği, özgür ve eşit bir Türkiye'nin simgesidir. Aynı zamanda monarşinin sona erdiğinin ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiğinin tescilidir.
Tarihçesi: 1925 yılında çıkarılan bir kanunla milli bayram ilan edilen bu gün, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) her yıl resmi tatil olarak kutlanmaktadır.
Yıl Dönümü: 2026 yılı itibarıyla Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlanacaktır ve 29 Ekim 2026 tarihi Perşembe gününe denk gelmektedir.
- 0 yorum