İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Geçen saat
  2. CHAMPION ROBBED? THIRD-PLACE SETTER SNATCHES MVP HONORS IN CEV WOMEN VOLLEYBALL CHAMPIONS LEAGUE SHOCKER! Robbery in the Zeren Group: Champions Snubbed as Third-Place Setter Steals MVP Honors! The setter for the champion team of the CEV Zeren Group Women's Champions League was not named the "Best Setter." Instead, the setter from the third-place team received the award. What kind of justice is this? The setter who orchestrated the team's play—the very player who led them to the championship—is, for some inexplicable reason, passed over in favor of a setter from the third-place squad. Is this a joke? The Great Volleyball Heist: Did the Zeren Group Awards Rob Cansu Özbay?The confetti had barely settled on the floor of the arena, and the echoes of the final whistle were still ringing in the ears of the VakıfBank faithful. They had done it. Against the stiffest competition in the CEV Zeren Group Women’s Champions League, they rose to the occasion, led by the tactical brilliance and nerves of steel of their captain and floor general, Cansu Özbay. But as the podium was cleared for the individual honors, the atmosphere shifted from jubilation to pure, unadulterated bewilderment. When the "Best Setter" award was announced, it wasn’t the champion who stepped forward. Instead, the trophy went to Joanna Wołosz, the world-class setter for Prosecco Doc Imoco Conegliano—a team that had finished the tournament in third place. In the world of elite sports, this isn’t just a snub; it’s a statistical and narrative anomaly that has fans, pundits, and players asking: What kind of justice is this? The Unwritten Rule of the MVPTraditionally, individual awards in major tournaments follow a logical hierarchy. While volleyball is a team sport, the setter is the "quarterback." They are the architects of the offense. If a team wins the most prestigious trophy in European volleyball, the logical conclusion is that their setter outperformed their peers under the highest possible pressure. By bypassing Özbay, the awards committee essentially suggested that the setter who won it all was somehow less impactful than a setter who couldn't lead her team to the final. It begs the question: If winning the championship isn’t the ultimate metric of a setter’s success, what is? Comparing the Impact: Özbay vs. WołoszTo understand the outrage, we have to look at the "Body of Work" presented during the Zeren Group stage: Metric Cansu Özbay (VakıfBank) Joanna Wołosz (Conegliano) Final Standing Champions (1st) Third Place (3rd) Clutch Performance Delivered in 5-set thrillers against top seeds. Struggled to stabilize the offense in the semi-finals. Distribution Balanced attack with four players in double digits. Heavily reliant on individual star power. Leadership Captained the squad through a "Group of Death." Veteran presence, but fell short of the podium peak. While Joanna Wołosz is undeniably one of the greatest setters to ever touch a volleyball, the award is meant to reflect the tournament's performance, not a lifetime achievement Oscar. Wołosz’s brilliance is a constant, but in this specific window of time, Özbay was the one who solved every puzzle presented to her. ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: ŞAMPİYON HAKSIZLIĞA MI MARUZ KALDI? CEV KADINLAR VOLEYBOL ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE ÜÇÜNCÜ OLAN TAKIMIN PASÖRÜ MVP ÖDÜLÜNÜ KAPTI! Zeren Grubu'nda Hırsızlık: Şampiyonlar Göz Ardı Edildi, Üçüncü Olan Takımın Pasörü MVP Ödülünü Çaldı! CEV Zeren Grubu Kadınlar Şampiyonlar Ligi şampiyonu takımın pasörü "En İyi Pasör" seçilmedi. Bunun yerine, üçüncü olan takımın pasörü ödülü aldı. Bu nasıl bir adalet? Takımın oyununu organize eden, onları şampiyonluğa taşıyan pasör, açıklanamayan bir nedenle, üçüncü olan takımın pasörü lehine göz ardı edildi. Bu bir şaka mı? Zeren Grubu’nda Büyük Soygun: Şampiyon Görmezden Gelindi, Üçüncü Sıradaki Pasör MVP Ödülünü Çaldı!Arenadaki konfetiler henüz yere bile düşmemiş, final düdüğünün yankıları VakıfBank taraftarlarının kulaklarında çınlamaya devam ediyordu. Başarmışlardı. CEV Zeren Grubu Kadınlar Şampiyonlar Ligi’nin en zorlu rakiplerine karşı, kaptanları ve saha içi generalleri Cansu Özbay’ın taktiksel zekası ve çelik gibi sinirleri sayesinde zirveye tırmanmışlardı. Ancak bireysel ödüller için kürsü hazırlandığında, atmosfer bir anda büyük bir şaşkınlığa dönüştü. "En İyi Pasör" ödülü açıklandığında, öne çıkan isim şampiyon takımın pasörü değildi. Aksine ödül, turnuvayı üçüncü sırada tamamlayan Prosecco Doc Imoco Conegliano'nun dünyaca ünlü pasörü Joanna Wołosz’a gitti. Seçkin spor dünyasında bu sadece bir "haksızlık" değil; taraftarların, yorumcuların ve oyuncuların şu soruyu sormasına neden olan istatistiksel ve anlatısal bir anomalidir: Bu nasıl bir adalet? MVP’nin Yazılı Olmayan KuralıGeleneksel olarak, büyük turnuvalardaki bireysel ödüller mantıklı bir hiyerarşiyi takip eder. Voleybol bir takım sporu olsa da, pasör takımın "oyun kurucusu" ve beynidir. Eğer bir takım Avrupa voleybolunun en prestijli kupasını kazanıyorsa, bunun mantıklı sonucu, o takımın pasörünün en yüksek baskı altında rakiplerinden daha iyi performans gösterdiğidir. Ödül komitesi Özbay’ı pas geçerek, aslında şampiyon olan pasörün, takımını finale bile taşıyamayan bir pasörden daha az etkili olduğunu iddia etmiş oldu. Bu durum şu soruyu akıllara getiriyor: Eğer şampiyonluk bir pasörün başarısı için en nihai ölçüt değilse, nedir? Etki Karşılaştırması: Özbay vs. WołoszBu öfkenin temelini anlamak için, Zeren Grubu aşamasında ortaya konan "iş yüküne" bakmamız gerekiyor: Kriter Cansu Özbay (VakıfBank) Joanna Wołosz (Conegliano) Final Sıralaması Şampiyon (1.) Üçüncü (3.) Kritik An Performansı Üst sıralardaki takımlara karşı 5 setlik heyecan fırtınalarında devleşti. Yarı finalde hücumu dengelemekte zorlandı. Dağılım Dört oyuncunun çift hanelere ulaştığı dengeli bir hücum yönetti. Büyük oranda bireysel yıldız güçlerine bağımlı kaldı. Liderlik Takımına "Ölüm Grubu"nda kaptanlık ederek zafere taşıdı. Tecrübeli bir isim ancak kürsünün zirvesinin uzağında kaldı. Export to Sheets Joanna Wołosz’un gelmiş geçmiş en iyi pasörlerden biri olduğu inkar edilemez bir gerçek. Ancak bu ödül bir "yaşam boyu başarı" Oscar'ı değil, turnuva performansını yansıtması gereken bir ödüldür. Wołosz’un ustalığı bir sabittir, fakat bu spesifik zaman diliminde, karşısına çıkan her bulmacayı çözen isim Özbay’dı. "İstatistik Tuzağı" ve Galibiyet GerçeğiBu tür ödüller genellikle yazılımlar tarafından hesaplanan "pozitif pas" veya "verimlilik yüzdeleri" üzerinden verilir. Kağıt üzerinde bir pasör, her topu sayıya çeviren tek bir süper yıldıza pas atıyorsa daha yüksek bir verimlilik oranına sahip olabilir. Ancak Cansu Özbay’ın dehası, ölçülemeyen değerlerinde yatar. Devasa bir baskı altındaki kadroyu yönetti, maç içindeki düşüşleri toparladı ve manşetin kötü geldiği anlarda "imkansız" pasları çıkardı. Özbay sadece istatistiklerini parlatmadı; o bir şampiyonluk inşa etti. Ödülü üçüncü olan takımın pasörüne vermek, "temiz istatistiklerin" "kazanan sonuçlardan" daha değerli olduğunu iddia etmektir. Tehlikeli Bir EmsalPodyumda daha alt sıralarda bitiren takımlardan oyunculara öncelik verdiğimizde, rekabetin özünü değersizleştirme riskiyle karşı karşıya kalırız. Eğer hedef altın madalyayı kazanmaksa, bu altını getiren isimler bireysel onurlar için de birincil aday olmalıdır. "Zeren Grubu’ndaki Soygun" sadece bir kupa meselesi değildir. Bu, genç sporculara verilen tehlikeli bir mesajdır: En iyisi olabilirsin, şampiyonluğu kazanabilirsin ve takımını zafere taşıyabilirsin; ama yine de takdir edilmek için bu yeterli olmayabilir. Son KararJoanna Wołosz bir efsanedir, ancak CEV Zeren Grubu Kadınlar Şampiyonlar Ligi bağlamında o, finalin sadece bir izleyicisiydi. Cansu Özbay ise başroldeydi. O sadece katılmakla kalmadı; turnuvanın kurallarını o yazdı. Sporda adalet genellikle skor tabelasında bulunur ve bu açıdan bakıldığında, boynunda altın madalya olan Özbay son gülen taraftır. Yine de "En İyi Pasör" kupasının eksikliği göze batan bir hata olarak kalacaktır; İstanbul'a ait olması gereken o kupa, şu an İtalya'da bir rafta duruyor. VakıfBank savaşı kazandı, ancak ödül komitesi gerçeklik algısını kaybetti.
  3. Amerika'da karşılaştırmalar karşılaştırmalar... Bakın bakalım Obama, Biden ve King.... Görün bakalım gerçek neymiş.
  4. Akademide Emeklilik Yaşı Tartışması: Gerçek Sorun Ne? YÖK Başkanı Erol Özvar’ın gündeme getirdiği öğretim üyeleri için emeklilik yaşının 67’den 72’ye çıkarılması ve 72–75 yaş arası sözleşmeli çalışma planı, ciddi bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Ancak bu tartışma, büyük ölçüde eksik ve bağlamından koparılmış bilgiler üzerinden yürütülüyor. Özellikle sıkça dile getirilen “ABD’de emeklilik yaşı yok” argümanı, yüzeysel bir karşılaştırmadan ibaret. ABD’de durum, akademisyenlere tanınmış özel bir ayrıcalık değil; 1967 tarihli Age Discrimination in Employment Act (ADEA) kapsamında tüm çalışanlar için geçerli olan yaş ayrımcılığı yasağına dayanıyor. Yani mesele “akademisyenler ayrıcalıklı” değil, “yaş temelli ayrımcılık yapılamaz” ilkesi. Türkiye’de ise tablo oldukça çelişkili. Akademik kariyerin girişinde 35 yaş sınırı uygulanırken, çıkışında yaşın önemsizleştiği savunuluyor. Bu durum açık bir yapısal tutarsızlık oluşturuyor. Genç araştırmacılar sisteme girişte elenirken, mevcut kadroların uzun süre korunması akademik dinamizmi ciddi şekilde zayıflatıyor. Daha da önemlisi, Türkiye akademisinin kronik sorunlarından biri olan “akademik iç içe geçme” (academic inbreeding) bu tartışmada neredeyse hiç konuşulmuyor. Doktorasını aldığı üniversitede kalmaya devam eden akademisyenlerin oluşturduğu kapalı yapılar: Liyakat yerine sadakat ilişkilerini güçlendiriyor Bölümler içinde küçük “iktidar alanları” oluşturuyor Genç araştırmacılar için ciddi bir bariyer hâline geliyor Bu yapı, sadece akademik üretkenliği değil, çalışma ortamını da olumsuz etkiliyor. Danışman tercihine göre mobbing, tez süreçlerinde engellemeler ve sistem dışına itilmeler birçok araştırmacının yaşadığı bir gerçek. Bugün birçok genç akademisyen, ilerleyebilmek için bu yapıların “emeklilikle boşalmasını” bekliyor. Emeklilik yaşının 75’e kadar uzatılması ise bu bekleme süresini daha da artıracak. Bu da pratikte şu anlama geliyor: sistem gençleri daha uzun süre dışarıda tutacak. Ayrıca emekliliğin ertelenmesi, kadro akışını da doğrudan tıkıyor. Üst kademe boşalmadıkça, alttan gelen yüzlerce nitelikli araştırmacı için sistemde yer açılmıyor. Çözüm nedir? Sorun sadece yaş değil; hareketlilik eksikliği ve kapalı yapıların korunması. Bu yüzden emeklilik yaşını artırmak yerine şu adımlar daha anlamlı olabilir: Akademik rotasyon: Aynı üniversitede tüm kariyeri geçirme geleneği kırılmalı Kurumsal çeşitlilik: Farklı üniversitelerde görev alma teşvik edilmeli Bilgi yayılımı: Deneyimli akademisyenler sadece kendi kurumlarında değil, ihtiyaç olan yerlerde değerlendirilmeli Eğer 72–75 yaş arası bir çalışma modeli olacaksa, bu “aynı yerde devam” değil, farklı kurumlarda katkı sunma şartına bağlanabilir. Bir diğer kritik nokta ise büyük resmi görmek: üniversiteye olan talep düşüyor. 2023’te 3.5 milyon olan başvuru sayısı, 2024’te yaklaşık 1.1 milyon azaldı. Gençler artık üniversiteyi bir gelecek garantisi olarak görmüyor. Bunun yanında yapay zekâ ve yeni eğitim modelleri, klasik akademik rolleri hızla dönüştürüyor. Böyle bir dönemde, teknolojik uyum sorunu yaşayan kadroların sistemde daha uzun süre tutulması, üniversiteleri ileriye değil geriye götürebilir. Son olarak sık yapılan bir karşılaştırmaya değinelim: Aziz Sancar örneği. Evet, ileri yaşta üretken bilim insanları var. Ancak bu isimler istisna. Tekil örnekleri genellemek bilimsel olarak hatalı. Türkiye’deki akademik ortalama ile bu düzeydeki üretkenlik arasında çok büyük bir fark var. Özellikle örnek gösterilen Aziz Sancar'ın binlerce uluslararası atıf toplamış bir olağanüstü yetenek olduğu atlanmamalıdır. Sonuç olarak: Sorun yaş değil, sistemin kendisi. Liyakat denetimi olmadan emeklilik yaşını yükseltmek: Genç akademisyenlerin önünü tıkar Akademik kaliteyi artırmaz Mevcut sorunları daha da kalıcı hâle getirir Daha dinamik, daha adil ve daha rekabetçi bir akademi için odak noktası “yaşı uzatmak” değil, “sistemi dönüştürmek” olabilir.
  5. A Milli Takımımızın, 2026 Dünya Kupası öncesi oynayacağı hazırlık maçlarının stadyumları ve başlama saatleri açıklandı. Türkiye x Kuzey Makedonya 1 Haziran Pazartesi 20.30 Chobani Stadyumu Venezuela x Türkiye 7 Haziran Pazar 01.00 Inter Miami FC Stadyumu
  6. Admin şurada cevap verdi: Admin başlık Atletizm
    Hande Baladın'dan mesajın var 10 Mayıs’ta, İstanbul Kuruçeşme ve İzmir’de gerçekleşecek olan Wings for Life World Run’a kayıt olmak için hemen linke tıkla, kaydını yap.
  7. Bugün
  8. The plan proposed by Erol Özvar, President of the Council of Higher Education (YÖK), to raise the mandatory retirement age for faculty members from 67 to 72—with a provision for contract-based employment between ages 72 and 75—has triggered a significant wave of disinformation. The argument frequently used to legitimize this regulation, claiming that "there is no retirement age limit in US universities," is a piece of incomplete information presented entirely out of context. 1. The Legal and Structural DisconnectGeneral Legal Principle vs. Academic Privilege: Under the Age Discrimination in Employment Act of 1967 (ADEA), age-based discrimination is categorically prohibited across all sectors of the US workforce. Therefore, the situation in the US is not a special privilege granted only to academics; it is based on the principle of protecting an individual’s right to work as long as they maintain mental and physical competence, regardless of biological age. The Contradiction Between Entry and Exit Barriers: While proponents argue for flexibility in the retirement age, they ignore the age restrictions at the beginning of academic careers in Turkey. The 35-year age limit for appointment to research assistant positions in Turkey is considered direct "Age Discrimination" under international legal norms—specifically the US model—and is legally prohibited. Structural Inconsistency: A model where young scientists are eliminated by "age" criteria at the entry stage, yet "age becomes irrelevant" for the evacuation of existing cadres, clearly contradicts the principles of academic dynamism and equal opportunity. This risks causing a "demographical bottleneck" that raises the average age of academic personnel while delaying the integration of fresh talent and next-generation visions. 2. Academic Inbreeding and the "Feudal" StructureThe proposal to raise the retirement age cannot be evaluated without considering "academic inbreeding," a chronic structural problem in Turkish academia. While in many advanced academic ecosystems in the US and Europe, it is ethically and scientifically discouraged for a researcher to be appointed to a faculty position at the institution where they received their PhD, this has become standard practice in Turkey. Academic Factionalism and Feudalism: The tradition of remaining in the same institution post-doctorate establishes "micro-power" zones and cliques based on loyalty rather than merit. Over time, these closed-circuit structures cause scientific autonomy to be replaced by a hierarchical "seigneurial" (fiefdom) system. Advisor-Oriented Mobbing and Academic Liquidation: These factions can push graduate students out of the system for non-academic reasons, such as "choosing the wrong side" (working with a different advisor). For researchers subjected to systematic mobbing or blocked during their thesis stage, this hierarchical structure constitutes an insurmountable barrier. The Bottleneck of Student Amnesties: Researchers attempting to return to academic life via "student amnesties" often wait for the retirement of figures who previously hindered their progress. For this group, which has already lost significant time, raising the retirement age to 72 or 75 means an additional "5+3 year waiting period." This will lead to the total liquidation of qualified young minds and the ossification of the system into an elderly, conservative structure. 3. The Necessity of Academic RotationInstead of raising the retirement age, strategic moves are needed to increase academic mobility. In this context, rotating faculty members who have reached a certain seniority or served a long time at the same institution is a necessity for systemic dynamism. Combatting Institutional Blindness: Spending an entire career (from undergraduate to retirement) at one institution leads to "institutional blindness." A rotation system has the potential to naturally disperse "micro-power" cliques by ensuring interaction with different institutional cultures. Knowledge Transfer and Regional Development: Assigning experienced faculty to different universities (especially newly established provincial universities) would prevent the accumulation of academic capital in only a few metropolitan hubs. Contractual Continuity Based on Mobility: If employment is planned for the 72-75 age bracket, this should not be a privilege to "stay at one's own university," but rather conditioned on providing mentorship and guidance at a different institution in need. 4. Economic Realities and the AI Transformation (2028 Projection)The issue becomes even more critical given the radical decline in social demand for university education. Dramatic Drop in Applications: In 2023, the number of applicants for the university entrance exam in Turkey was 3,527,443. In 2024, this plummeted by approximately 1.1 million to 2,425,560. This is concrete proof that higher education is no longer seen as a "gateway to the future." The Cost of Degrees and ROI: Globally, the view that university degrees are not worth the cost (63% in the US) is gaining ground. In Turkey, youth are turning toward alternative paths that offer faster integration into the labor market. The AI Revolution: A "sharp transformation" is expected in higher education by 2027-2028. AI-supported personalized education models are rendering standard classroom lecturing and traditional teaching roles obsolete. Extending the retirement age to 75 for cadres lacking these technological competencies will turn universities into static employment centers rather than educational institutions. 5. The "Aziz Sancar" FallacyThe most frequent argument used by proponents of raising the age limit is that figures like Nobel Laureate Prof. Dr. Aziz Sancar remain productive at advanced ages. This comparison is a statistical and scientific fallacy. The Sancar Scale vs. the Turkish Average: A single article by Prof. Sancar can reach over 4,000 citations. These are levels that 99% of the 185,000 academics in Turkey cannot achieve in their entire careers. In some universities, the total citations of the entire faculty do not reach these numbers. "Extraordinary Ability" vs. Mediocrity: US law has special statuses for those with "extraordinary ability." Applying this exceptional case to a mass of people who struggle to write an English abstract or whose work lacks impact even nationally is a violation of the principle of merit. "Citation Gangs" and Ethical Decay: Beyond the small group (approx. 1,500-2,000 people) producing genuine science, a large majority is trapped in a structure of mutual referencing ("citation gangs") and "showcase" projects designed only to secure funding. Keeping these individuals in the system until 75 serves only to finance the status quo. Conclusion and RecommendationsRaising the retirement age is incompatible with the vision of a "dynamic, technology-oriented academy." Merit-Based Flexibility: The general retirement age should not be raised. Special contract models should be reserved only for "exceptional" scientists with high international impact (Q1 publications, high H-index, etc.). Focus on Youth and AI: Planning should focus on training young researchers capable of producing data for AI, rather than retaining the elderly. Mandatory Rotation: The tradition of "retiring from the same university" should end to break academic fiefdoms. Mission Shift: Universities need academics who develop EdTech software and AI data, not those who "repeat the same things like a parrot" in lectures. Summary: Stretching the age limit without meritocratic audits will only result in the liquidation of talented youth and the institutionalization of academic mediocrity until the age of 75.
  9. MAGA'ya, hüküm giymiş bir pedofilin ve onun seçkin arkadaş çevresinin, henüz 14 veya 16 yaşındaki kız çocuklarına tecavüz etmesinin bir "Demokrat uydurması" olduğu asla söylenmemeli. Ve Epstein dosyalarının açıklanması için Başkan Trump ile mücadele etmek zorunda kaldığıma hâlâ inanamıyorum; üstelik bugüne dek ne kimse tutuklandı ne de hesap verdi. MAGA'yı bitiren şey işte buydu. Bende "Trump Delirme Sendromu" yok; bende "Trump Hayal Kırıklığı Sendromu" var.
  10. Juventus Kenan Yıldız'ın doğum gününü unutmadı
  11. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran'ın insansız hava aracı saldırısında Fuceyra Limanı'ndaki petrol tesisinin vurulduğunu duyurdu.Habere Gitmek için Tıklayın
  12. Avrupalı liderler, uzun süredir Güney Kafkasya'da Rusya'nın en yakın müttefiki olarak görülen Ermenistan'da düzenlenecek iki zirve için ülkeye akın ediyor. BBC'nin Güney Kafkasya muhabiri Rayhan Demytrie, Erivan'da neyin değiştiğini yazıyor.Habere Gitmek için Tıklayın
  13. İyi ki doğdun Kenan Yıldız! Doğum günün kutlu olsun...
  14. Tijana Bošković, özel hayatından önemli bir detayı paylaşarak herkesi şaşırttı. Djordje Orestijevic ile süren 8 yıllık birlikteliğin ardından, Sırp yıldız nişanlandığını doğruladı! Dünyanın en iyisinin hayatında yeni bir sayfa.
  15. Guidetti Ailesi altın madalyası ile Avrupa şampiyonluğunun tadını çıkarıyor.
  16. Filenin Sultanlarının Yaz 2026 programı şöyle: Hazırlık Maçları @ Genova (İtalya) 22 Mayıs 18:00 vs Polonya 23 Mayıs 22:00 vs İtalya 24 Mayıs 18:00 vs Sırbistan VNL 1. hafta @ Brasilia (Brezilya) 3 Haziran 19:00 vs Dominik Cumhuriyeti 4 Haziran 22:30 vs Hollanda 6 Haziran 21:30 vs İtalya 8 Haziran 00:00 vs Bulgaristan VNL 2. hafta @ Ankara (Türkiye) 17 Haziran 19:30 vs Belçika 18 Haziran 19:30 vs Fransa 20 Haziran 19:30 vs Almanya 21 Haziran 19:30 vs Çin VNL 3. hafta @ Kansai (Japonya) 8 Temmuz 06:00 vs Polonya 10 Temmuz 07:00 vs ABD 11 Temmuz 13:20 vs Japonya 12 Temmuz 09:30 vs Tayland VNL Finalleri @ Makao (Çin) (22-26 Temmuz) EuroVolley @ İstanbul (Türkiye) 21 Ağustos 19:00 vs Letonya 23 Ağustos 19:00 vs Slovenya 24 Ağustos 19:00 vs Macaristan 26 Ağustos 19:00 vs Almanya 28 Ağustos 19:00 vs Polonya Eurovolley Eleme Etabı @ İstanbul (31 Ağustos-6 Eylül)
  17. Önümüzdeki sezon Fenerbahçe Medicana forması giyecek olan Ogbogu, VakıfBank'lı arkadaşlarına gözyaşlarıyla veda etti!
  18. Cumhurbaşkanımız Vakıfbank'ı kutladı
  19. Vakıfbank'ın şampiyonluğunda her şey çok güzeldi ama Katarina Dangubic'in sakatlığı herkesi çok üzdü. VakıfBank forması giyen Katarina Dangubic, 2 Mayıs 2026 tarihinde oynanan CEV Şampiyonlar Ligi yarı final karşılaşmasında sol dizinden ciddi bir sakatlık yaşamıştır. Sakatlığıyla ilgili öne çıkan detaylar şunlardır: Sakatlık Anı: Dangubic, maç sırasında bir smaçtan iniş yaptığı sırada sol dizinden sakatlanarak oyunu terk etmek zorunda kalmıştır. Tanı ve Durum: VakıfBank tarafından yapılan resmi bilgilendirmede, oyuncunun tedavisine hemen başlandığı ve durumunun ileri düzey tetkiklerin ardından netleşeceği belirtilmiştir. Bazı kaynaklar menisküs yırtığı ihtimali üzerinde durmaktadır. Son Durum: Sakatlığının ertesi günü (3 Mayıs 2026) oynanan final maçında takımını yalnız bırakmayan Dangubic, arkadaşlarını desteklemek için salona koltuk değnekleriyle veya destekle gelmiştir. Dangubic'in sahalara ne zaman döneceği, yapılacak detaylı kontrollerden sonra netlik kazanacaktır. İşte o an Katarina Dangubic'in sakatlığıyla ilgili son durum, kulübü VakıfBank tarafından yapılan açıklamalar ve oyuncunun final maçındaki görüntüsüyle netleşmeye başladı. Sakatlık süreci ve son gelişmelere dair detaylar şöyledir: Resmi Tanı Süreci: Kulüpten yapılan resmi açıklamada, Dangubic’in ilk kontrollerinin yapıldığı ve tedavisine hemen başlandığı bildirilmiştir. Kesin durumunun, yapılacak ileri düzey tetkiklerin ardından netleşeceği belirtilmiştir. Final Maçındaki Görüntüsü: 3 Mayıs 2026 tarihinde oynanan Şampiyonlar Ligi final maçında Dangubic, takım arkadaşlarını yalnız bırakmamıştır. Maç öncesi ısınma bölümünü saha kenarından takip etmiş ve alkışlar eşliğinde takım fotoğrafında yer almıştır. İyileşme Tahminleri: Henüz resmi bir dönüş tarihi açıklanmamış olsa da, ilk değerlendirmeler sol dizinde ciddi bir zorlanma olduğu yönündedir. Menisküs veya bağ yaralanması ihtimali üzerinde durulurken, klinik iyileşme sürecine göre bir rehabilitasyon planı oluşturulacaktır. Takım Durumu: Dangubic'in yokluğuna rağmen VakıfBank, finalde Eczacıbaşı Dynavit'i mağlup ederek 7. kez CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmuştur.
  20. Milli gururumuz Büyükusta Yağız Kaan Erdoğmuş’tan büyük yükseliş! Canlı rating listesinde 2711.9 puana ulaşan sporcumuz, dünya sıralamasında 29. sıraya yükseldi. Gösterdiği bu üstün performanstan dolayı sporcumuzu tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
  21. BEYİN SAĞLIĞINIZ İÇİN BU HATALARA DÜŞMEYİN! NÖROLOGLARIN 'ASLA YAPMAYIN' DEDİĞİ 7 ALIŞKANLIK: BİR TANESİ BİLE RİSKLİ! Amerikan İnme Derneği'ne (American Stroke Association) göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde inme (felç), önde gelen ölüm nedenlerinden biri ve önemli bir sakatlık sebebidir. Bu, özellikle de inme risk faktörlerinin birçoğu —yüksek kolesterol ve yüksek tansiyon gibi—, artık sessiz kalmayıp belirti verene dek oldukça sessiz seyrettiği için, korkutucu bir gerçektir. Ancak bazı risk faktörlerinin her zaman belirgin olmaması, inmenin kontrol altına alınamayacağı anlamına gelmez. Nitekim Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne (CDC) göre, inmelerin %80'inin; egzersiz, beslenme düzeni ve benzeri yaşam tarzı değişiklikleri yoluyla önlenebileceği tahmin edilmektedir. Bunu, söz konusu rahatsızlığın tedavisini üstlenen uzmanlardan daha iyi bilen kimse yoktur. İnme uzmanları, kendilerinin (ve hastalarının) inme riskini azaltmaya yönelik kilit yöntemler üzerinde sıklıkla kafa yorduklarını belirtmektedir. California Üniversitesi San Francisco İnme Merkezi'nin tıbbi direktörü, "Ben bu konuya daha ziyade proaktif bir yaklaşımla bakmayı tercih ediyorum: İnme riskini önlemek adına neler yapabilirim?" demiştir. Aşağıda, inme uzmanları; bizzat kendilerinin uzak durduğu alışkanlıkları —ve sizin de neden bunlardan kaçınmanız gerektiğini— paylaşıyor. Hareketsiz Bir Yaşam Tarzı Benimsemek Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi Endovasküler Nöroşirürji Direktörü uzamana göre, inme açısından değiştirilebilir risk faktörlerinden biri, hareketsiz bir yaşam tarzı sürmektir. Hareketsiz yaşam tarzının herkes için geçerli, tek ve kesin bir tanımı olmamakla birlikte; genel hatlarıyla bu durum, oturarak veya yatarak aşırı vakit geçirmek, buna karşılık egzersiz yapmaya veya hareket etmeye yeterince zaman ayırmamaktır. Uzman, "Düzenli fiziksel aktivitenin, kan damarlarınızın tıkanmasını önlemeye yardımcı olduğu kanıtlanmıştır. Bu aktivite, atardamarlarda plak birikimini engeller," demiştir. "Bu nedenle biz uzmanlar, insanlara genellikle haftada yaklaşık beş gün, 30 dakika kadar orta düzeyde egzersiz yapmalarını tavsiye ederiz." Bu egzersiz; yürüyüşe çıkmak, koşmak, bisiklete binmek, bahçe işleriyle uğraşmak veya grup egzersiz derslerine katılmak şeklinde olabilir; hareket etmenin "yanlış" bir yolu yoktur. Yüksek Tansiyonu Göz Ardı Etmek Uzman, "Şu bir gerçek ki; sağlıklı bir yaşam tarzı için önerdiğimiz pek çok unsur, aynı zamanda hem kalp hastalıkları hem de inme riskini azaltmaktadır," demiştir. "Ancak, tüm faktörler arasında en etkili ve belirleyici olan tek bir unsur varsa, o da tansiyondur; tansiyon, tansiyon ve yine tansiyon." Kan basıncının yüksek seyretmesinin —özellikle de zaman içinde— sorunlara yol açabileceğini belirten uzman, yüksek tansiyonun, üzerinde değişiklik yapılabilir en büyük inme risk faktörü olduğunu ifade etti. Uzman, “Elinize sihirli bir değnek alıp sallasanız ve yüksek tansiyonu ABD nüfusundan bir anda silip atsanız, inme vakaları %60 oranında azalırdı,” dedi. “Bu, inme için açık ara en önde gelen risk faktörüdür; biz buna ‘sessiz katil’ diyoruz, çünkü hastalar çoğu zaman bunun farkına varmazlar; kan basıncının mutlaka kontrol ettirilmesi, izlenmesi ve tedavi edilmesi gerekir.” “Elinize sihirli bir değnek alıp sallasanız ve yüksek tansiyonu ABD nüfusundan bir anda silip atsanız, inme vakaları %60 oranında azalırdı.” — Uzman, California Üniversitesi, San Francisco İnme Merkezi Düzenli Kontrolleri İhmal Etmek Uzman, “Bu risk faktörlerinin çoğu zaman belirgin hiçbir belirtisi olmaz,” dedi ki bu, üzerinde düşünülmesi gereken endişe verici bir durumdur. “Tüm bu değerler düzenli aralıklarla rutin testlere veya taramalara tabi tutulmadığı sürece, bir hasta kan basıncının yüksek olduğunu asla bilemez; kolesterolünün yüksek olup olmadığını da anlayamaz.” Bu durum, birinci basamak hekiminizi, kendisinin gerekli gördüğü rutin kontroller için ziyaret etmenizin hayati önem taşıdığı anlamına gelmektedir. Uzman hekimler, kan şekeri ve kilo gibi diğer risk faktörlerini kontrol ederken, aynı zamanda sizi yüksek kolesterol ve yüksek tansiyon gibi sorunlar açısından da tarayacaklardır, diye ekledi. Uzman, “Bence bu konularda son derece uyanık ve dikkatli olmak gerekir; özellikle de inme risk faktörleri son derece ‘sinsi’ bir yapıya sahipken —yani belirgin hiçbir belirti göstermezken— hastaların bu gerçeği kavraması ve rutin tarama testlerini yaptırmak üzere doktorlarına başvurma yönünde somut adımlar atması büyük önem taşımaktadır,” dedi. Doktorunuz ayrıca cinsiyet (Uzmana göre inme kadınlarda daha sık görülür), ırk (Uzmanın belirttiğine göre Siyah bireylerde daha yaygındır) ve kişisel tıbbi geçmiş gibi, sizin kontrolünüz dışında kalan risk faktörlerini de değerlendirebilir. Uzman, “Geçmiş tıbbi öykü açısından bakıldığında; daha önce inme geçirmiş olanlar veya ebeveynlerinden biri geçmişte inme geçirmiş olan kişiler, gelecekte yeniden inme geçirme açısından çok daha yüksek bir risk altındadır,” dedi. Sigara Uzmanlara göre, kaçınılması gereken alışkanlıklar listesinin başında yer alanlardan biri sigara içmektir. Uzman, “Bu durum, inme riskini —hatta yeri gelmişken belirtelim, kalp hastalığı riskini de— kesinlikle artırır,” dedi. Uzman ayrıca, “Bunu yapma yollarından biri, zamanla kan damarlarının daralmasına neden olmasıdır; bu durum da nihayetinde beynin bir bölgesine giden kan akışında tıkanıklıklara yol açabilir ki inme dediğimiz şey de esasen tam olarak budur,” şeklinde açıkladı. Aşırı Alkol Tüketmek Muhtemelen alkolün sağlığınız için iyi olmadığını biliyorsunuzdur. Bazı kanser türleri, karaciğer hastalığı ve evet, felçle de bağlantılıdır. Özellikle uzman, "aşırı alkol kullanımı ile kalp hastalığı ve felç riski arasında bir ilişki" olduğunu söyledi. Alkol önerileri kişiden kişiye değişmekle birlikte, CDC, kadınlar için tek seferde dört veya erkekler için beş içkiden fazlasını aşırı içme olarak kabul etmektedir. Kadınlar için haftada sekizden fazla ve erkekler için haftada 15 içkiden fazla içmek de aşırı içme olarak kabul edilir. Genel olarak, kadınların günde birden fazla, erkeklerin ise ikiden fazla alkollü içecek tüketmemesi gerektiği kabul edilmektedir, dedi uzman. Bunlar aynı zamanda Amerikan Beslenme Rehberi'nde de belirtilen önerilerdir. Diyetinizi İhmal Etmeyin Felç riskini yönetmek için doğru bir diyet de önemlidir. Bu, doymuş yağ, şeker ve tuz açısından zengin yiyecekleri azaltmak anlamına gelir, dedi Uzman. (Ek olarak, uzman, tuz alımı ile yüksek tansiyon arasında bir ilişki olduğunu ve bunun da bildiğimiz gibi bir başka inme risk faktörü olduğunu belirtti.) Ne yemeniz gerektiği konusunda uzman, yazar ve gazeteci Michael Pollan'ın çalışmalarına işaret ediyor. Uzman, bu tavsiyenin "çoğunlukla bitkisel besinler tüketin, çok fazla değil" olduğunu söyledi. Bu, biraz et eklenmiş meyve ve sebzeler açısından zengin bir diyet anlamına gelir. Gerekli Tedaviyi Göz Ardı Edin İnme bu ülkede (ve dünyada) çok yaygın olduğundan, belirtilerin farkında olmanız ve mümkün olan en kısa sürede tedavi olmanız önemlidir. Uzman, mevcut inme tedavilerinin ne kadar erken yapılırsa o kadar iyi sonuç verdiğini söyledi. "Çünkü birçok inme ağrısızdır ve inme belirtileri çok değişkenlik gösterir, bu nedenle inme belirtilerini tanımak önemlidir," dedi. Ve insanların belirtileri hatırlamasına yardımcı olacak kullanışlı bir kısaltma var - ve bu kısaltma FAST, dedi uzman. Amerikan İnme Derneği web sitesine göre FAST, "yüzde sarkma, kolda güçsüzlük, konuşma güçlüğü ve 9-1-1'i arama zamanı" anlamına geliyor. Uzman, "Bunlar tüm olası inme belirtilerinin listesi değil, ancak bu faktörlerden herhangi biri, özellikle de aniden ortaya çıkarsa, inme olabileceği şüphesini uyandırıyor" diye belirtti. Ve bir kez daha, mümkün olan en kısa sürede tedavi olmanın hayati önem taşıdığını hatırlamanın önemli olduğunu söyledi. Kaynak: HuffP
  22. Fizik Kurallarını Yeniden Yazan Buluş: Güneş Panellerinde %130 Verim Dönemi Başlıyor! Japon araştırmacılar, güneş paneli verimliliğini %130'a varan oranda artıracak bir "spin-flip" malzemesi geliştirdi Spin-flip metal kompleksleri, singlet fisyonu yoluyla üretilen çoğaltılmış eksitonları yakalıyor Kavram kanıtlama deneylerinde, %110'un üzerinde ve yaklaşık %130'a varan kuantum verimi elde edildi Pratik güneş enerjisi cihazlarında kullanılmadan önce, katı hal entegrasyonunun tamamlanması gerekiyor Japon araştırmacılar; dönüşüm süreci sırasında ısı kayıplarını azaltan, metal tabanlı bir sistem kullanarak güneş ışığından fazladan enerji yakalamanın bir yolunu buldu. Teknolojinin Kısa Özeti (Tıkla ve Oku) Bu çalışma; molibdenden inşa edilmiş ve "singlet fisyonu" adı verilen bir süreç sırasında ortaya çıkan çoğaltılmış enerjiyi yakalayan, "spin-flip yayıcı" olarak bilinen kimyasal bir yapı üzerinde yoğunlaşıyor. Araştırma, Japonya'daki Kyushu Üniversitesi tarafından, Almanya'daki Johannes Gutenberg Üniversitesi (JGU) Mainz ile iş birliği içinde yürütüldü. Araştırmanın bulguları, Journal of the American Chemical Society dergisinde yayımlandı. Enerji kolayca 'çalınıyor' Güneş hücreleri halihazırda güneş ışığını elektriğe dönüştürebiliyor; ancak mevcut enerjinin yalnızca bir kısmı kullanılabilir hale geliyor. Bu durum, bilim insanlarını aynı gelen ışıktan daha fazla çıktı elde etmenin yollarını aramaya yöneltiyor. Uzun zamandır bilinen bir sınırlama, foton enerjileri ile yarı iletkenlerin bunlara verdiği tepki arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanıyor; bu da, bazı fotonların elektronları harekete geçirmekte başarısız olduğu, diğerlerinin ise fazla enerjilerini ısı olarak kaybettiği anlamına geliyor. Shockley-Queisser limiti olarak bilinen bu verimlilik sınırı, araştırmacıları enerjinin dağılmasına izin vermek yerine, kayıp enerjiyi yeniden kullanmanın yollarını araştırmaya itmiştir. Kyushu Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Doçent olan Yoichi Sasaki, “Bu sınırı aşmak için iki ana stratejimiz var,” dedi. “Birincisi, düşük enerjili kızılötesi fotonları daha yüksek enerjili görünür fotonlara dönüştürmek. Diğeri ise, burada araştırdığımız gibi, tek bir eksiton fotonundan iki eksiton üretmek için SF kullanmaktır.” Araştırmacılar tarafından ışık dönüşümü için “rüya teknolojisi” olarak tanımlanan tekli fisyon, deneyde merkezi bir rol oynuyor çünkü yüksek enerjili bir uyarımın iki düşük enerjili uyarıma bölünmesine izin vererek, teorik olarak kullanılabilir enerji taşıyıcılarının sayısını ikiye katlıyor. Bu kopyalanmış eksitonları yakalamak daha zor bir problem oldu, çünkü rakip enerji transfer süreçleri, enerji kullanışlı hale gelmeden önce onu yeniden yönlendirebiliyor. Ekip, bu darboğazı, tekli fisyon malzemelerini, belirli üçlü enerji durumlarını absorbe edecek şekilde ayarlanmış molibden bazlı yakın kızılötesi spin-flip yayıcı ile eşleştirerek çözdü. Sasaki, “Enerji, çoğalma gerçekleşmeden önce Förster rezonans enerji transferi (FRET) adı verilen bir mekanizma ile kolayca ‘çalınabilir’” dedi. “Bu nedenle, fisyondan sonra çoğalmış üçlü eksitonları seçici olarak yakalayan bir enerji alıcısına ihtiyacımız vardı.” Çözeltide tetrasen bazlı malzemeler kullanılarak yapılan deneyler, %110'un biraz üzerinde ile yaklaşık %130 arasında değişen kuantum verimleri üretti; bu da laboratuvar koşullarında absorbe edilen gelen fotonlardan daha fazla enerji taşıyıcısının üretildiği anlamına geliyor. Sonuçlar, tam güneş enerjisi cihazlarından ziyade çözelti testleriyle sınırlı kalmaktadır; bu da pratik uygulamanın hala kimyanın çalışan panellerle uyumlu katı malzemelere dönüştürülmesine bağlı olduğu anlamına gelir. Gelecekteki çalışmalar, bu malzemeleri katı hal sistemlerinde birleştirmeye odaklanacak ve enerji transfer verimliliği, gerçek güneş pili çalışmasına daha yakın koşullar altında test edilebilecektir. Araştırmacılar, güneş panellerinin ötesinde, eksiton davranışının yönetilmesinin performansta kilit rol oynadığı OLED gibi aydınlatma teknolojileri de dahil olmak üzere olası uygulamalara işaret ediyor. Kaynak: TR
  23. Bazı İranlılar, rejimin artık daha da kökleştiğinden —ve intikam almaya hazır olduğundan— endişe ediyor Hâlâ oradalar. Bu basit gerçekten kaçış yok. İnsanların yürüdüğü her yerde. Araç sürdükleri her noktada. Televizyonu her açtıklarında. Suikasta kurban giden liderlerin ve yeni yöneticilerin yüzleri, kamusal alanı domine ediyor. Protestolar gelip geçti. Bir savaş yaşandı. Ardından bir ateşkes. Ancak İslam Cumhuriyeti rejimi varlığını sürdürdü. Aslında, BBC'nin ülke içinde görüştüğü İranlılara göre rejim, zayıflamaktan çok uzak; aksine daha da derinlemesine kök salmış durumda. Ve intikamcı bir ruh haline bürünmüş durumda. Sana ve Diako —gerçek isimleri değil— Tahran'da yaşayan genç bir çift. Orta sınıfa mensup, eğitimli ve katı dinî yönetimin son bulduğunu görmek isteyen türden insanlar. Onların hikâyesini anlatabilmek için, karakterleri ve yaşamları hakkında size fikir verebilecek pek çok ayrıntıyı dışarıda bırakmak gerekiyor. Bunun nedeni, bu tür ayrıntıların, yabancı medyaya özgürce konuşma cesareti gösteren kişileri izini sürmek amacıyla rejim tarafından kullanılabilme ihtimalidir. BBC'ye İran'da destek sağlayan gazeteci, Sana ve Diako ile; ailelerin çocuklarıyla birlikte yürüyüşe çıktığı ve bu ateşkes döneminin tadını çıkardığı bir parkın yakınlarında buluştu. Diako, hayatın daha iyiye gideceğine inanmak istiyor. "İşler değişecek," diyor. "Hatta çoktan değişti bile." O bunları söylerken Sana gülüyor. "Değişti mi?" diye soruyor. "Tam aksine, işler Devrim Muhafızları'nın eline geçti. Ülkenin hali perişan." Sana, ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasından bu yana kendi duygularının da değiştiğini hissediyor. "Başlangıçta savaşın çıkmasını istememiştim... [Ancak] savaşın orta evrelerinde, düşman taraf kilit isimleri hedef aldığı sürece, ölen her bir kişinin ardından içtenlikle büyük bir sevinç duydum." Fakat savaş uzayıp gittikçe, tıpkı Trump yönetimindeki Beyaz Saray'ın fark ettiği gibi, Sana da şu gerçeği idrak etti: Yüce Lider Ayetullah Ali Hamaney ve diğer üst düzey isimlerin saf dışı kalması, uzlaşmaya daha yatkın, yeni bir rejimin kapılarını aralamamıştı. "Onların adamlarından pek çoğu hâlâ ayakta. Hayal ettiğim şeyler gerçekleşmedi. Her şey daha da kötüye gitti. Ve elimizde kala kala yine İslam Cumhuriyeti kaldı. Bu savaşı kazanmış olmaları, içimi parçalıyor." İran toplumunun genelinde rejime yönelik desteğin boyutunu kestirmek imkansızdır. Rejim destekçileri tarafından organize edilen, düzenli ve aleni dayanışma gösterileri mevcuttur. Buna karşılık, muhalefet mitingleri yasaklanmıştır. İran'daki güvenilir kaynaklarımız; muhalif aktivistler, insan hakları avukatları ve bağımsız gazetecilerle görüşerek, toplumda hakim olan tedirginlik ve kötü bir şeylerin olacağına dair önsezili havayı tespit ettiler. Ortada sürekli tekrarlayan bir korku var: Savaş nihayet sona erdiğinde, devletin iç baskı kampanyasını daha da sertleştireceği endişesi. Washington merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'nın (HRANA) verilerine göre; geçtiğimiz Ocak ayında —savaşın patlak vermesinden önce— rejim karşıtı protestolar sırasında 53.000'den fazla kişi tutuklandı. Savaşın başlamasından bu yana ise, binlerce kişinin daha gözaltına alındığı tahmin ediliyor. Ayrıca, siyasi tutukluların infaz edilmesinde rekor düzeyde bir artış yaşandı; savaş süresince 21 kişi asılarak idam edildi. Bu sayı, son 30 yılı aşkın bir süredir, böylesine kısa bir zaman diliminde kaydedilen en yüksek infaz sayısıdır. İdam edilenlerin dokuzu Ocak ayı protestolarıyla bağlantılıydı; 10'u muhalif gruplara üye oldukları iddiasıyla, ikisi ise casuslukla suçlanıyordu. —Adını değiştirdiğimiz— Susan adlı avukat, tutuklularla çalışan bir hukukçu olarak cezaevlerindeki koşulların çok daha ağırlaştığını belirtiyor. Susan, "Savaştan önce, sert muamele yalnızca protestolara öncülük edenlere, ellerinde Molotof kokteyli bulunanlara veya silahlı olanlara uygulanırdı. Ancak savaş süresince bu sertlik düzeyi belirgin ölçüde arttı," diyor. Susan'ın kişisel hikayesi, yaşanan çatışmanın bazı aileleri nasıl parçaladığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Ebeveynleri açıkça rejim yanlısı; Susan ise hükümetin devrilmesi durumunda ebeveynlerinin hedef alınabileceğinden endişe ediyor. Bu korkusunu, rejim karşıtı bir duruşa sahip olan erkek kardeşiyle paylaştığında aldığı yanıt tüyler ürperticiydi: "Madem şehit olmayı bu kadar çok istiyorlar, neden onlara bu hakkı çok görelim ki?" Susan, savaşın bir an önce sona ermesini istiyor; ancak kendisi gibi insanların çok daha ağır baskılarla karşı karşıya kalacağından da kesinlikle emin. Ayrıca tutukluların akıbeti konusunda da büyük bir korku taşıyor. Susan, "Sanıyorum ki savaş sona erdiğinde, rejim bu savaşın yarattığı öfkeyi muhtemelen cezaevlerindeki tutuklulardan çıkaracaktır. Bence şu an, bize bahşedilmiş 'ekstra' bir zaman diliminde, yani ödünç alınmış bir sürede yaşıyoruz," diyor. İnsan hakları aktivistleri, bu yılın başından bu yana; İsrail'in dış istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı oldukları iddiasıyla suçlanan dört kişinin infaz edildiğini rapor ettiler. Bağımsız gazeteciler de, Amerika Birleşik Devletleri'ne veya İsrail'e yardım ettikleri yönündeki suçlamalarla hedef alınmaktan korkan kesimler arasında yer alıyor. Devlete düşman gözüyle bakılan yabancı medya kuruluşlarına materyal gönderdikleri gerekçesiyle suçlanan çok sayıda kişi tutuklandı. Tahran'daki meslektaşımızla görüşen bir gazeteci —kendisine Armin adını veriyoruz—, savaşla ilgili gerçekleri haber yapmanın bile tutuklanmak için yeterli olduğunu ve bunun potansiyel olarak ölümcül sonuçlar doğurabileceğini anlattı. "Daha önce siyasi bir suçla itham edilebilirdik. Ancak mevcut savaş koşullarında, eğer savaşı haber yaparsak, casuslukla suçlanabiliriz." Rejimin emirlerini yerine getiren bir yargı sisteminde, casusluk suçlaması idam cezasını beraberinde getirmektedir. "Daha önce, kaç kişinin zarar gördüğünü ya da protestoların nihayetinde ne gibi bir etki yaratacağını anlamaya çalışıyorduk," diye açıklıyor Armin. "Ama artık durum farklı. Şimdi hayatta kalmaya odaklanmış durumdayız; hem kendimiz, hem de ailelerimiz için." Ailesi uyumaya çalışırken, Armin'in gözüne uyku girmiyor. "Yatakta, geleceğin neler getireceğini düşünerek uyanık yatıyorum. Ve bu belirsizlik, beraberinde korkunç bir kaygı getiriyor." Muhalefetin sokaklardan silinip gitmiş olması hiç de şaşırtıcı değil. Rejim, artık yaşamın ve ölümün mutlak hakimi. Kaynak: BBC
  24. Bu kamyon lastiği markası, 2026 yılında J.D. Power'ın en düşük müşteri memnuniyeti puanını aldı. Çoğu otomobil, kamyon veya SUV sahibinin üzerinde hemfikir olabileceği tek bir husus varsa, o da bu araçlara yeni lastik takmanın sıklıkla aşırı derecede pahalı olduğudur. Bu durum; sırf çoğu kamyon lastiği daha büyük olma eğiliminde olduğu ve ortalama bir günlük kullanım aracına kıyasla farklı bir dayanıklılık seviyesi gerektirdiği için bile olsa, belki de sıradan bir sedandan ziyade kamyonlar ve ticari araçlar için daha fazla geçerlidir. Bu gerçek göz önüne alındığında, çoğu kamyon sahibi, yeni bir lastik setine ihtiyaç duyulduğunda fiyatı şüphesiz en önemli belirleyici faktörlerden biri olarak görmektedir. Lastiklerin kalitesi de, özellikle günümüzde tüketicilerin erişimine açık olan marka çeşitliliğinin fazlalığı dikkate alındığında, çoğu kriter listesinin üst sıralarında yer almaktadır. Ancak, büyük lastik üreticilerinden birine ait bir kamyon lastiğini satın almayı düşünüyorsanız; yakın tarihli bir J.D. Power araştırması, muhtemelen uzak durmanız gereken çok bilinen bir marka olduğunu öne sürüyor: Hankook. J.D. Power'ın verileri, tüketicilerin, bu Güney Koreli üreticinin kamyon lastiklerinin piyasadaki en kötü lastikler arasında yer aldığını açıkça ortaya koyduğunu gösteriyor. Toplamda, tüketiciler memnuniyet anketinde mevcut olan 1.000 puan üzerinden Hankook'un kamyon lastiklerine yalnızca 750 puan verdi. Merak edenler için belirtelim; söz konusu anket temel olarak müşteri memnuniyetinin dört alanına odaklanmakta olup, J.D. Power bu alanları önem sırasına göre sürüş kalitesi, lastik aşınması, yol tutuşu ve hakimiyet ile lastik görünümü şeklinde sıralamaktadır. Araştırma kapsamında, 2023 ile 2025 model yılları arasındaki araç sahiplerine odaklanılarak toplamda yaklaşık 40.000 tüketiciyle anket yapıldı. Diğer markalar J.D. Power Kamyon Lastiği sıralamasında nasıl bir performans sergiledi? Referans olması açısından belirtmek gerekirse; 750 puanlık bu skor, J.D. Power araştırmasında Hankook'un kamyon lastiklerini diğer dokuz üreticinin gerisinde bıraktı. Bu sonuç aynı zamanda markayı, 775 puanlık segment ortalamasının oldukça altında bir konuma yerleştirdi. Bununla birlikte Hankook, kamyon ve ticari araç lastiği modelleri tüketiciler tarafından söz konusu ortalamanın altında derecelendirilen tek kayda değer lastik markası değildi; General Tires, Continental, Falken ve Goodyear da bu eşiği aşmayı başaramayarak sırasıyla 758, 763, 771 ve 773 puan aldılar. Dünyanın en köklü lastik üreticilerinden biri olan Goodyear, kamyon ve ticari araç lastiği pazarının alt sıralarında yer almasıyla belki de en şaşırtıcı marka konumunda; zira bu özel pazarda uzun süredir güçlü bir itibara sahipti. Yine de, gerçek dünyadaki pek çok müşterinin, kamyonlarında kullandıkları Goodyear lastiklerinden pek de memnun olmadığı görülüyor. Peki, bu ankette hangi markalar daha iyi bir performans sergiledi? Bekleyebileceğiniz üzere, ilk beşte oldukça tanınmış markalar yer alıyor; J.D. Power araştırmasında Bridgestone, Firestone, Michelin ve BFGoodrich sırasıyla beşinci, dördüncü, üçüncü ve ikinci oldular. Bu başarıyı, yine aynı sırayla 776, 781, 788 ve 790 puan alarak elde ettiler. Listenin zirvesinde yer alan marka ise, kamyon lastiği tüketicileri için belki de bir başka sürpriz niteliğinde; Pirelli, kamyon lastiği pazar segmentinde müşteri memnuniyeti birinciliğini göğüsledi. Nitekim bu İtalyan lastik üreticisi, 800 puan barajını aşmayı başaran tek marka oldu ve bunu toplam 801 puanla, kıl payı bir farkla gerçekleştirdi. Kaynak: SG

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.