Bütün Eylemler
- Bugün
-
Kenan Yıldız Hakkında Bütün Haberler - Futbol
Kenan Yıldız bugün bu tweeti attı
-
En Son Sağlık Haberleri
- Oldukça Bulaşıcı Bir Virüs Yayılıyor: Uzmanlara Göre Kendinizi Korumanın Tek Bir Basit Yolu Var
Oldukça Bulaşıcı Bir Virüs Yayılıyor: Uzmanlara Göre Kendinizi Korumanın Tek Bir Basit Yolu Var Halk arasında daha çok "kış kusma hastalığı" olarak bilinen norovirüs vakalarında, yaz mevsiminin başında olmamıza rağmen ciddi bir artış gözlemleniyor. Peki, bu durum gerçekten endişe verici mi? Ne yazık ki bu haberler sadece dikkat çekmeye yönelik birer tık tuzağı değil; veriler norovirüs seviyelerinin şu sıralar oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum hemen paniğe kapılmanızı gerektirmiyor; sadece normalden daha dikkatli olmanız gerektiği anlamına geliyor. Uzmanlar, bu dönemde virüsten korunmak ve sağlığınızı güvenceye almak için kritik uyarılarda bulunuyor. Vakalar Neden Yaz Başında Arttı? Norovirüs vakaları genellikle kış aylarında zirve yapsa da, aslında bu virüs yılın her mevsiminde varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla zaman zaman bu tarz dönemsel artışların görülmesi olağan dışı bir durum değil. Uzmanlar, mevcut artışın en büyük nedeninin havaların ısınmasıyla birlikte insanların daha sık bir araya gelmesi olduğunu belirtiyor. Küçük pikniklerden büyük düğün organizasyonlarına kadar sosyal hareketliliğin artması, virüsün yayılması için uygun bir zemin hazırlıyor. Norovirüs çok kolay bulaşabilen bir yapıya sahip olduğu için, kalabalık bir etkinlikte hasta olan tek bir kişi bile hızla yeni vakaların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Norovirüs Belirtileri Nelerdir? Norovirüs, sindirim sistemini hedef alan oldukça şiddetli belirtilerle kendini gösterir. Genellikle aniden başlayan ve üç güne kadar sürebilen bu hastalık süreci, hastalar için oldukça zorlayıcı geçer. En belirgin özellikleri şiddetli, fışkırır tarzda kusma ve ishaldir. Bu temel belirtilerin yanı sıra mide ağrısı, yüksek ateş, baş ve vücut ağrıları da görülebilir. Uzmanlar, hastalığın ilk birkaç gününü "tam bir perişanlık hali" olarak tanımlıyor. Tedavisi Var mı? ne Yapılmalı? Norovirüse özel doğrudan bir ilaç veya tedavi yöntemi bulunmuyor. Hastalık sürecinde doktorların en çok üzerinde durduğu konu ise sıvı kaybı. Kusma ve ishal nedeniyle vücut hızla su kaybeder; bu yüzden virüse yakalanılması durumunda vücudun susuz kalmamasına (hidrasyona) çok dikkat edilmesi gerekir. Eğer sıvı kaybı evde dengelenemeyecek kadar ciddiyse, damar yoluyla sıvı takviyesi almak için mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Virüsten Korunmak İçin Ne Yapmalıyız? Norovirüs; hasta bir kişiyle doğrudan temas, virüslü yiyecek-içeceklerin tüketilmesi veya virüsün bulaştığı yüzeylere dokunduktan sonra ellerin ağza götürülmesiyle çok rahat yayılır. Virüsten korunmanın en etkili ve temel yolu düzenli el yıkamaktır. Burada hayati bir detay öne çıkıyor: El dezenfektanları norovirüsü öldürmez. Bu nedenle ellerinizi geleneksel yöntemlerle, yani su ve sabunla temizlemeniz gerekir. Uzmanlar elleri üstünkörü değil, kurallara uygun yıkamak gerektiğinin altını çiziyor: Ellerinizi ıslatın, sabunla iyice köpürtün ve en az 20 saniye boyunca (içinizden "İyi ki Doğdun" şarkısını iki kez söyleyecek kadar bir süre) ovalayarak yıkayın. Ayrıca virüs partikülleri havaya saçılabileceği için, aktif olarak kusan kişilerden de uzak durmaya özen gösterin. Özetle; Şu sıralar norovirüs vakalarında bir hareketlilik olsa da bu durumun kış aylarındaki kadar ağırlaşması veya çok uzun sürmesi beklenmiyor. Uzmanlar, yaz dönemi ilerledikçe vakaların kendiliğinden yatışacağını öngörüyor. Bu süreçte kişisel hijyeninize dikkat etmek, sizi virüsten korumak için en güçlü silahınız olacaktır. Kaynak: WH- Alperen Şengün Hakkında Bütün Haberler Buraya
Giannis hakkındaki son takas söylentileri, Rockets'a duruşunu yeniden değerlendirmesi için son bir şans sunuyor Houston Rockets, hayal kırıklığı yaratan bir playoff sürecinin ardından bu sezon arası dönemde kadrosunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu dönemde takım değiştirmesi muhtemel en büyük yıldız, 10 kez All-Star seçilen Giannis Antetokounmpo. Giannis Antetokounmpo yakında takas edilebilir Bucks'ın süper yıldızı için olası bir takas önümüzdeki birkaç hafta içinde gerçekleşebilir. NBA muhabirleri Marc Stein ve Jake Fischer kısa süre önce, Milwaukee Bucks'ın bu kilit oyuncusunu NBA Draftı öncesinde takas edeceğine dair lig genelinde artan bir beklenti olduğunu bildirdi. Gelen haberlere göre Houston yönetimi, Antetokounmpo için büyük bir hamle yapma fikrine sıcak bakmıyor. Ancak bu duruşlarını yeniden gözden geçirmeliler. Giannis Antetokounmpo, bir takımı şampiyonluğa taşıyabilecek gerçek süper yıldızlardan biri. Kariyerinin bu noktasında Kevin Durant artık o seviyede değil. Rockets taraftarları Alperen Şengün ve Amen Thompson'ın zamanla o potansiyele ulaşmasını umuyor; ancak gerçek şu ki, her iki oyuncunun da bu durumu garanti olmaktan çıkaran bazı sınırlamaları var. Bu takımın Antetokounmpo kalibresinde bir oyuncuya ihtiyacı var ve onun için hamle yapma konusunda zamanları giderek daralıyor. Şüphesiz, eski MVP'yi takas yoluyla kadroya katmanın beraberinde getirdiği büyük riskler var. 2021'de şampiyonluk kazandığından bu yana, sezon sonlarında ve playofflarda defalarca sakatlık yaşadı. Ayrıca önümüzdeki sezon 32 yaşına girecek ve büyük ölçüde atletizme dayalı bir oyun tarzına sahip. Antetokounmpo riske değer Risklerine rağmen; Antetokounmpo, Durant, Thompson ve Şengün'den oluşan bir çekirdek kadro ligin en iyileri arasında yer alırdı. Olası bir takasta Alperen Şengün'ün de dahil edilmesi gerekse bile, bu hamleyi yapmaya yine de değerdi. Şengün olağanüstü bir genç oyuncu; ancak eksikliklerinin, onu şampiyonluk hedefleyen bir takımın temel parçası olmaktan alıkoyup koymayacağına dair soru işaretleri hâlâ mevcut. Yükselişteki genç bir All-Star'ı yaşlanan bir yıldızla takas etmek genellikle akıllıca bir hamle sayılmaz; ancak bu durum pekala bir istisna olabilir. Görünüşe göre NBA hayranları, Giannis'in kariyerindeki bir sonraki sayfanın nerede yaşanacağını yakında öğrenecekler. Bunun Houston'da olup olmayacağını ise zaman gösterecek. Kaynak: SCS- Alperen Şengün Hakkında Bütün Haberler Buraya
Rockets, Jaylen Brown ile ilgili olumlu bir gelişme kaydetti Houston Rockets'ın, kariyerinin son dönemindeki Kevin Durant'in etrafında bir takım kurma hedefi doğrultusunda, bu yazın başlarında Jaylen Brown'ı kadrosuna katmakla ilgilendiği belirtilmişti. Brown'ı Celtics'ten koparmak zor olsa da, NBA muhabiri Kevin O'Connor Perşembe günü yaptığı açıklamada bu işin imkansız olmadığını ortaya koydu. O'Connor, Boston kadrosunda "dokunulmaz" statüsündeki tek ismin Jayson Tatum olduğunu bildirdi. O'Connor, Brown'ın takas ihtimalinin muhtemelen olası bir Giannis Antetokounmpo takasına bağlı olduğuna işaret etse de, Boston'ın Brown ile ilgili teklifleri değerlendirmeye açık olması Houston yönetimi adına umut verici bir durum. Yine de, Rockets eğer Bucks ile bir teklif yarışına girerse, bu yaz takas edilebileceği konuşulan Jabari Smith Jr.'ın ötesinde, anlaşmayı daha cazip kılacak ek unsurları da masaya sürmesi gerekecektir. Kaynak: RW- Jeffrey Epstein'le ilgili bütün haberler Buraya - Donald Trump - Bill Clinton - Elon Musk - ve Diğerleri
Bu, Trump’ın Watergate skandalıdır. Bugün @nytimes, Beyaz Saray’ın Epstein olayıyla ilgili yürüttüğü örtbas faaliyetlerine dair gerçekten çarpıcı bir haber yayımladı. Gizli iş birliği, yasaların ihlali, mahkeme celplerinden kaçınma; hepsi bu haberde yer alıyor: - Trump’ın dosyaların açılmasını engellemesi - Başkan Yardımcısı, Özel Kalem Müdürü, Adalet Bakanlığı, FBI ve diğerlerinin; dosyaların açıklanmasını ve yasal gerekliliklerin yerine getirilmesini durdurmak amacıyla Durum Odası’nda gizli iş birliği yapması - Yetkililerin kamuoyuna yalan söylemesi - Yönetim içindeki çekişmeler ve istifalar - Bu süreçte Kongre’nin karşısına çıkan yetkililer- Engelli Sporları (Bütün Sporlar) hakkında en son haberler
Engelli Sporları (Bütün Sporlar) hakkında en son haberler- Beyzbol hakkında en son haberler...
Beyzbol hakkında en son haberler...- Kayak Hakkında En Son Haberler...
Kayak Hakkında En Son Haberler...- En Son Masa Tenisi Haberleri
Şoke edici bir an! Sony AI'ın masa tenisi robotu Ace, resmi ITTF kuralları çerçevesinde, dünya sıralamasında 26. sırada yer alan Japon yıldız Miu Mihara'yı mağlup etti.- En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
“Şimdi oraya gidip şampiyonluğu alma zamanı” Koç Ergin Ataman, seriyi eşitledikleri nefes kesici maçın ardından net bir mesaj veriyor. Şampiyonluk için son bir maç…- En Son Kadın Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Fenerbahçe Opet, son dört sezonda üçüncü EuroLeague Women şampiyonluğunu kazanarak şu anda Avrupa'nın bir numaralı kulübü konumundadır. 2023–2026 dönemine ait resmi FIBA Avrupa kulüp sıralaması; büyük ölçüde bu süreçteki kıtasal üstünlüğe, turnuva derecelerine ve toplanan rekabet puanlarına göre belirlenmektedir. 2023-2026 yılları arasında EuroLeague Women sıralamasını domine eden ilk 10 kulüp şu şekildedir: Fenerbahçe Opet (Türkiye): 2023, 2024 ve 2026 yıllarında EuroLeague şampiyonluklarını göğüsleyen, tartışmasız bir numaralı takım. ZVVZ USK Praha (Çek Cumhuriyeti): 2025 EuroLeague şampiyonluğunu kazanan ve sürekli finallere kalan, Avrupa'nın zirvedeki iki gücünden biri. ÇİMSA ÇBK Mersin (Türkiye): Üst üste gelen başarılı turnuva dereceleri ve EuroCup Women şampiyonluğu ile ilk üçteki yerini sağlamlaştıran ekip. Villeneuve d'Ascq LM (Fransa): EuroLeague finallerine ulaşarak ilk dörtteki yerini sabitleyen takım. Casademont Zaragoza (Spain): EuroLeague Final Six turnuvasındaki harika 3.lük derecesiyle ilk beşe tırmanan kulüp. Galatasaray Çağdaş Faktoring (Türkiye): EuroLeague'e geri dönüp muhteşem bir Final serisi yakalayarak İlk 10'a dev bir sıçrayış yapan takım. Beretta Famila Schio (İtalya): Düzenli çeyrek finalist ve Final Four adayı olarak tarihsel olarak İlk 8'de yer alan kulüp. Valencia Basket Club (İspanya): Çeyrek final aşamalarına ambargo koyarak sürekli İlk 10'da yer alan takım. Spar Girona (İspanya): Final Six biletini kaparak 9. sıraya yükselen ekip. Basket Landes (Fransa): Final Six aşamasına ulaşarak İlk 10'a girmeyi başaran kulüp.- Dün
- Futbol FIFA Dünya Kupaları Hakkında Bütün Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
TAMAMI: Shakira ve Burna Boy'un 2026 FIFA Dünya Kupası açılış törenindeki “Dai Dai” performansını izleyin!- En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Belediye başkanım hâlâ Müslüman Simidim hâlâ Yahudi işi Papa bizden yana Knicks yükseliyor- Futbol FIFA Dünya Kupaları Hakkında Bütün Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
- FUTBOLUN KATİLİ FIFA! "Su Molası" Dediler, Milyon Dolarlık Reklam Tuzağı Çıktı: Taraftar Ayakta!
FUTBOLUN KATİLİ FIFA! "Su Molası" Dediler, Milyon Dolarlık Reklam Tuzağı Çıktı: Taraftar Ayakta! FIFA'nın Kuzey Amerika'daki yaz sıcağıyla mücadele etmek amacıyla "oyuncu sağlığı" için zorunlu bir önlem olarak sunduğu bu uygulama, geniş kitleler tarafından tamamen bir para tuzağı olarak nitelendirildi. Stadyumdaki gerçek hava durumuna, sıcaklığa veya çatının kapalı olup olmadığına bakılmaksızın her maçın 22. ve 67. dakikalarında 3 dakikalık zorunlu molalar getirilmesi, FIFA'nın geleneksel 90 dakikalık kesintisiz oyunu fiilen dört çeyreğe bölmesine neden oldu. Dünya genelindeki futbolseverlerin gösterdiği büyük tepki, temel olarak şu noktalarda toplanıyor: 1. Futbolun "Amerikalılaştırılması" Futbol kültürü, devre arası haricinde her zaman kesintisiz ve akıcı bir oyun yapısıyla gurur duymuştur. Taraftarlar, FIFA'nın yüksek değerli maç içi reklam alanları yaratmak için spora zorla NFL (Amerikan Futbolu) veya NBA tarzı bir yayın modeli dayattığını düşünüyor. Yapay bir mola için maçın akıcı temposunu baltalamak, oyunun duygusal ritmini tamamen öldürüyor. 2. Yayıncı Kuruluşların Yaşadığı İlk Gün Rezaletleri (Örn: Fox Sports) Kurumsal açgözlülük daha ilk günden kendini acı bir şekilde gösterdi. Meksika ve Güney Afrika arasındaki açılış maçında, ABD'li yayıncı Fox Sports su molaları sırasında tam ekran reklamlara geçti. Dahası, zamanlamayı yüzlerine gözlerine bulaştırarak canlı yayına geç döndüler ve ikinci yarıda oyunun yeniden başlamasını kaçırdılar. 3. "Oyuncu Sağlığı" Arkasına Gizlenen Ticari İkiyüzlülük Bazı kanallar (ABD'deki Telemundo gibi) ekranı ikiye bölerek yan yana yayın yapmayı veya maç analizini tercih ederken, diğerleri (İngiltere'deki ITV gibi) yasal reklam sınırları nedeniyle kısıtlandı. Ancak FIFA, bu molaları özellikle yüksek kazançlı TV reklamlarına imkan tanıyacak şekilde tasarladı. "Süper Bowl seviyesinde" reklam alanları satarken bunu oyuncu güvenliği kılıfı altında yapmak, herkeste çok kötü bir tat bıraktı. Devre ortasında sürekli sigorta ve bahis reklamlarına boğulmadan sadece futbol izlemek isteyen geleneksel taraftarlar için bu durum inanılmaz derecede sinir bozucu bir değişim. Kaynak: G- Futbol FIFA Dünya Kupaları Hakkında Bütün Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
Dünya Kupası Başladı: Açılış Gösterisi Meksika: 2 - Güney Afrika: 0 (Maçta 3 kırmızı kart çıktı)- En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
A Erkek Milli Takımımızın Bosna Hersek ve İsviçre Karşılaşmalarının Aday Kadrosu Açıklandı FIBA 2027 Basketbol Dünya Kupası Elemeleri’nde mücadele eden A Erkek Milli Takımımızın aday kadrosu belirlendi. A Erkek Milli Takımımız, FIBA 2027 Basketbol Dünya Kupası Elemeleri C Grubu beşinci maçında 2 Temmuz Perşembe günü TSİ 21.00’de Zenica’da Bosna Hersek ile karşılaşacak. Millilerimiz, gruptaki son maçında ise 6 Temmuz Pazartesi günü saat 19.00’da İstanbul’da, Sinan Erdem Spor Salonu’nda İsviçre ile karşı karşıya gelecek. A Erkek Milli Takımımızın idari, teknik ve aday sporcu kadrosu şu isimlerden oluşuyor: İdari ve Teknik Kadro Alper Yılmaz A Milli Takımlar Direktörü Anadolu Efes Nedim Yücel A Erkek Milli Takım Genel Menajeri Beşiktaş GAİN H. Ergin Ataman A Erkek Milli Takım Başantrenörü TBF / Panathinaikos Osman Sarısoy A Erkek Milli Takım Menajeri TBF F. Yakup Sekizkök Yardımcı Antrenör - Ender Arslan Yardımcı Antrenör Çayırova Belediyesi Cenk Yıldırım Yardımcı Antrenör Panathinaikos Gökhan Turan Yardımcı Antrenör Galatasaray MCT Technic Aliseydi Eren Hangün Atletik Performans Antrenörü - Barış Kocaoğlu Doktor Acıbadem Sağlık Grubu Uğur Diliçıkık Doktor Anadolu Efes Murat Menderes Çağlar Fizyoterapist Anadolu Efes Murat Erdem Fizyoterapist TBF Mehmet Burak Kozan Masör Galatasaray MCT Technic Mehmet Üstev Masör - Miktat Güvendi Malzeme Sorumlusu TBF Sporcu Kadrosu Emre Melih Tunca Anadolu Efes Ercan Osmani Anadolu Efes Erkan Yılmaz Anadolu Efes Şehmus Hazer Anadolu Efes Kenan Sipahi Bahçeşehir Koleji Malachi Emmanuel Flynn Bahçeşehir Koleji Berk İbrahim Uğurlu Beşiktaş GAİN Sertaç Şanlı Beşiktaş GAİN Yiğit Arslan Beşiktaş GAİN Onuralp Bitim Fenerbahçe Beko Tarık Biberoviç Fenerbahçe Beko Yiğit Onan Glint Manisa Basket Furkan Korkmaz Tofaş Yiğitcan Saybir Tofaş Alperen Şengün Houston Rockets / ABD Cedi Osman Panathinaikos / Yunanistan Adem Bona Philadelphia 76ers / ABD Ömer Faruk Yurtseven Real Madrid / İspanya- En Son Beslenme Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- Eskisi gibi tatmayan 10 meyve ve sebze
Eskisi gibi tatmayan 10 meyve ve sebze İşlenmiş gıdalardan uzak durmaya çalışsanız bile, muhtemelen en az birkaçını tüketiyorsunuzdur; üstelik büyük ihtimalle hiç beklemediğiniz yerlerde karşınıza çıkıyorlardır. Tabağınızdaki meyve ve sebzelerin bile yıllar içinde birçok değişikliğe uğradığını öğrenmek sizi şaşırtabilir. Yine de endişelenmeyin: Bu değişimlerin çoğu bir laboratuvarda tasarlanmadı. Meyve ve sebzelerin lezzet profili; büyük hava olayları, tarım uygulamaları ve (bazıları insan eliyle gerçekleşen!) genetik mutasyonlar gibi pek çok faktör nedeniyle zamanla değişebilir. Bazen bu değişime büyük bir felaket yol açar. Örneğin, büyük bir sel felaketi yaşanır ve bir ürünün yalnızca tek bir türü hayatta kalırsa, elde edilen mahsul o türün tadını yansıtacaktır; bu da daha önce baskın olan lezzetten farklı olabilir. Başka durumlarda ise çiftçiler, belirli bir lezzet profiline sahip bir meyve veya sebzenin diğerlerinden daha iyi satıldığını fark edebilirler. Çiftçi, muhtemelen bu çok satan ürünlere mümkün olduğunca benzeyen mahsulleri yetiştirmeyi tercih edecektir. Ancak sadece bizim sözümüze veya bu örneklere güvenmek zorunda değilsiniz. İster gıda biliminin modern mucizeleri sayesinde ister nesiller boyu süren küçük değişimlerle olsun; işte eskisi gibi tatmayan 10 meyve ve sebze. Brüksel lahanası bugünlerde çok daha az acı Çocukluğunuzda tadını çok acı bulduğunuz için Brüksel lahanası yemekten kaçınıyorsanız, onlara bir şans daha vermelisiniz. Bu küçük yeşil sebzenin tadı, başta Hans van Doorn olmak üzere birkaç Hollandalı bilim insanının çalışmaları sayesinde yıllar içinde önemli ölçüde değişti. Van Doorn, yaptığı araştırmalarla Brüksel lahanasına acı tadını veren bileşikleri tam olarak tespit etmeyi başardı. Bunun ardından Hollanda'daki tohum tedarikçileri, "glukozinolat" adı verilen bu kimyasal maddeyi giderek daha az içeren tohumların satışına başladı. Böylece bu hoş olmayan tat yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Hollandalı gıda şirketi Bejo Zaden'de bitki ıslahçısı olan Cees Sintenie, NPR'a verdiği demeçte, "Burada, mahzenlerimizde geçmişten günümüze mevcut olan tüm olası Brüksel lahanası çeşitlerini içeren koca bir gen bankamız var," dedi. Uzun süren deneme yanılma süreçlerinin ardından, Bejo Zaden ve diğer şirketler Brüksel lahanasının tadını büyük ölçüde değiştirmeyi başardılar. "O andan itibaren tadı çok daha iyiydi. Gerçekten büyük bir gelişme kaydetti," diye anlattı. Bu durum 1990'larda yaşandı ve o zamandan beri Brüksel lahanasının popülaritesi biraz yavaş bir seyir izledi; çünkü pek çok kişi, sebzenin eski tadına dair olumsuz algılarını hâlâ koruyor. Ancak artık hatırladığınız kadar acı olmadıklarını bildiğinize göre, onlara bir şans daha vermelisiniz. Ve ne yaparsanız yapın, onları haşlamayı bırakın! İlk elmalar çok çeşitli tatlara sahipti Bildiğimiz ve sevdiğimiz elmalar Granny Smith, Gala, Red Delicious gibi pek çok çeşide sahip olsa da, hepsinin tadı yine de "elma"yı çağrıştırır. İster tatlı, ister ekşi, ister mayhoş veya sulu olsunlar; çoğumuz bir dizi meyve arasından o meyvenin elma olduğunu kolayca ayırt edebiliriz. Ancak Kazakistan dağlarında Malus sieversii olarak bilinen bir meyve türü yetişir. Modern elmaların çoğunun temel atası olduğu düşünülen bu elma, bazıları hiç beklenmedik tatlara sahip olan pek çok farklı lezzet sunar. Elma tutkunları, o çok iyi bildiğimiz parlak kırmızı meyvelerden ziyade daha çok orman meyvelerini andıran tatlara sahip bu elmaları denemek için hâlâ Almatı bölgesine seyahat ediyor. Hatta kimyonu andıran bir tada sahip olan, meyan kökü aromalı elmaları bile tadabiliyorlar. Bu elmalar doğada kendiliğinden yetişir; genellikle genetik mühendisliğine veya seçici yetiştirme yöntemlerine maruz kalmamışlardır. Bunun yerine lezzetlerini, arılar ve kuşlar aracılığıyla gerçekleşen çapraz tozlaşmadan alırlar. Ortaya çıkan ormanlık alan oldukça sık ve yoğun bir yapıdadır ancak "orijinal" elmalar için inanılmaz bir sığınak niteliğindedir. Elma yetiştiricisi John Selborne, BBC'ye verdiği demeçte, "Olağanüstü bir manzara," diyor. "Bu ormanlara girdiğinizde, baskın türün elma olduğunu görüyorsunuz. Tamamen kaotik bir ortam; çünkü her şey birbirine girmiş durumda ve içlerinde yürümek oldukça zor." Yine de bu karmaşanın içinden, bugün marketlerde satın aldığımız —ve çok daha farklı bir tada sahip olan— elmalar ortaya çıktı. Daha lezzetli bir kıvırcık lahana (kale) yolda 2020'lerin başlarında, yapraklı bir yeşillik olan kıvırcık lahana (kale) adeta yeniden keşfedildi; sıkıcı bir salata malzemesi olmaktan çıkıp başlı başına lezzetli bir atıştırmalığa dönüştü. Ancak popülaritesindeki bu büyük artışa rağmen, bazı insanlar onun o yoğun ve topraksı tadını bir türlü sevemiyor. Kıvırcık lahananın (kale), Brüksel lahanasının yaşadığı türden bir lezzet dönüşümü geçirmemesinin nedeni, çoğu üreticinin lezzetten ziyade kârı düşünmesidir. Ne kadar çok kıvırcık lahana yetiştirirlerse, işletmelerinin ayakta kalma şansı da o kadar artar. Şimdiye dek lezzet pek de önemli görülmemiştir. Pairwise adlı bir şirket, kıvırcık lahanayı daha az acı ve geniş kitleler için daha cazip hale getirmek amacıyla bitkinin DNA'sını değiştirme çalışmalarına girişti. "Gen düzenleme açısından bakıldığında, tadın devreye girdiği nokta, insanların hoşlanmadığı şeyleri ortadan kaldırabilmemizdir," diye belirtti kurucu ortak ve CEO Tom Adams Scientific American'a. "Gerçekten karmaşık, harika tatları nasıl getirebileceğimizi düşünmek çok daha zor." Yeni çeşitler laboratuvarda üretilmeyecek, özel seralarda kontrollü yetiştirilen ürünlerden seçilecek. Her parti tadı test edilecek ve sadece en iyileri tekrar yetiştirilecek, böylece lezzetli, daha tatlı ve önemli ölçüde daha az acı lahana elde edilecek. Mısır her zaman bu kadar tatlı değildi Mısırın tadı yıllar içinde birçok kez değişti ve bu tamamen insan müdahalesinden kaynaklanıyor. Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde ziraat profesörü olan Bill Tracy'nin The Spokesman-Review'e söylediği gibi, bunun nedeni mısırın "oldukça değişken bir tür [ve] nispeten kolayca manipüle edilebilen" olmasıdır. Aslında, bugün marketten aldığınız mısır %40'a kadar şeker içerebilir, bu da onu büyükannenizin ve büyükbabanızın yediği mısırdan çok daha tatlı yapar. Bu değişim 1950'lerde başladı. Illinois Üniversitesi'nde botanik profesörü olan John Laughan, araştırmaları sonucunda bazı mısır türlerinde daha tatlı olmasını ve daha az nişasta üretmesini sağlayan bir gen buldu. Amerikalı bakkallar ve lokantacılar ilk başta ilgilenmediler. Ancak bu yeni mısır türü ihracat yoluyla yurtdışında popüler hale geldikten sonra, yurt içinde de popülaritesi arttı. Tracy, "Süper tatlılar işleme endüstrisinde çok önemli hale geldi," diye açıkladı. "Çünkü şeker eklemenize gerek yok. Geleneksel mısıra şeker eklerdiniz çünkü gerçekten çok tatlı değildi." Yani, geçmiş yıllarda bir mısır koçanını ısırmanın daha tuzlu bir deneyim olduğunu hatırlıyorsanız, yanılmıyorsunuz - her şey gerçekten şimdi daha tatlı. Muzlar bir zamanlar daha tatlı ve daha sertti Bugünkü haliyle bildiğimiz muzlar, 19. yüzyılın sonlarında ABD'ye geldi. Bu meyveler, tahmin edebileceğiniz gibi, büyük, sarı ve kavisliydi. Ancak onları modern muadillerinden ayıran büyük bir fark vardı: tadı. Bu orijinal muz türüne Gros Michel denir. Amerikalılar bu meyvenin tadını yaklaşık 100 yıl boyunca çıkardılar, ta ki Fusarium oxysporum veya "Panama hastalığı" olarak bilinen bir mantar büyük bir ürün kaybına neden olup meyveyi fiilen yok edene kadar. Cavendish muz çeşidi bu boşluğu doldurmuş gibi göründü ve günümüzde hala daha yaygın olarak bulunan seçenek olmaya devam ediyor. Miami Fruit'in ortak sahibi Rane Roatta, Epicurious'a şunları söyledi: "Bence Gros Michel'in biraz daha çiçeksi bir tatlılığı var. Bana göre biraz daha dilin ucunda hissedilen o şekerli muz tadına sahip." Bu yaygın bir görüş; hatta modern muz şekerlemelerinin aromasının Gros Michel'e dayandığına dair uzun süredir devam eden bir söylenti bile var. Söylentiye göre, birçok insanın muz şekerlemesini sevmemesinin nedeni de bu - alıştığımız Cavendish tadına yeterince benzemiyor. Ancak fark, insanların düşündüğünden çok daha ince. "Çoğu insan, acele etmeleri gerekirse, iki kere düşünmeden hareket ederdi." Havuçlar eskiden daha topraksı bir tada sahipti İster inanın ister inanmayın, havuçlar eskiden beyazdı. Ancak canlı renklere yol açan bazı çekinik genler taşıyorlardı. İlk havuç yetiştiricileri muhtemelen renkli havuçları tesadüfen yetiştirdi; fakat elde edilebilecek o zengin turuncu ve mor tonları keşfettikten sonra, yapay seçilim yoluyla bunları bilinçli olarak üretmeye başladılar. Turuncu havuçlar, renklerini aldıkları madde olan yüksek miktarda beta-karoten içerir. Ayrıca daha tatlıdırlar. World Carrot Museum (Dünya Havuç Müzesi), bu eşsiz lezzetin 15. ve 16. yüzyıldaki tüketicilerin tercihlerini etkilediğini belirtmektedir. Böylece o eski, topraksı havuçlar yerini yenilerine bıraktı; insanlar şekerli kuzenlerine karşı koyamadılar. Günümüzde en popüler havuç türlerinden biri "baby" (mini) havuçtur. Bu; pürüzsüz, parlak turuncu, tatlı ve kıtır bir atıştırmalıktır. Ancak bu sebze, halkın isteklerine uyacak şekilde özenle geliştirilmiştir. 1980'lerde Kaliforniyalı çiftçi Mike Yurosek, görünümleri nedeniyle çöpe atılan çok sayıdaki havucu görmekten bıktığı için bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz mini havucu yarattı. Gıda israfını azaltmak amacıyla, o tatlı mini havuç ortaya çıkmış oldu. Yine de, geçmişin acı ve topraksı havuçları olmasaydı bu şekerli atıştırmalık mümkün olmazdı. Patlıcan eskiden daha acıydı Patlıcanların tadı ve görünümü, günümüzdekilerden çok daha farklıydı. Bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz modern patlıcan iri, koyu mor renkli ve (özellikle kısık ateşte yavaşça pişirildiğinde) derin, lezzetli ve hafif tatlı bir tada sahipken; ataları daha küçük ve çok daha acıydı. "Annals of Botany"de yayımlanan araştırmalar, antik Çin'de tüketilen patlıcanların küçük taneler boyutunda olduğunu ve ancak yıllar süren yetiştirme ve gözlem süreçleri sonucunda bugünkü iri boyutlarına ulaştığını öne sürüyor. Bu patlıcanların tadı da belirgin şekilde farklıydı. 6. yüzyıla ait bir tarım metni olan "Qimin Yaoshu", bu patlıcanların lezzetleri nedeniyle pek sevilmediğini ve muhtemelen acı olduklarını belirtmektedir. Patlıcan, o dönemdeki Çinli çiftçilerin, acılığı meyve etinden uzaklaştırmak için kükürde maruz bırakmak gibi benzersiz yetiştirme yöntemleri denemesiyle değişime uğradı. Modern patlıcanlar artık tatlılık ve tuzluluk (veya yoğun lezzet) arasında ideal bir dengede duruyor ve çeşitli pişirme yöntemleriyle pek çok farklı tadı bünyesine katabiliyor. Doğal şeftalilerin tadı tatlı değil, tuzlumsu-topraksıydı "Şeftali gibi tatlı" olmak, günümüzde yaygın bir deyimdir. Bunun haklı bir nedeni var: Günümüz şeftalileri son derece tatlıdır ve sıklıkla şeftalili muhallebili turta gibi tatlıların başrolünde yer alır. Ancak "tatlılık" ve "şeftali" kavramları her zaman bir arada anılmazdı. Aslına bakılırsa, doğal şeftaliler hiç de tatlı değildi. M.Ö. 4000 civarında Çinli çiftçiler, bugün doğal şeftali olarak bilinen meyve üzerinde çalışmaya başladılar. Bu meyve küçüktü; neredeyse bir kiraz boyutundaydı ve ekşi, topraksı bir tada sahip, ayrıca çok daha az sulu bir yapıdaydı. Hatta bazı kaynaklar, bu şeftalinin tadının, bugün alışık olduğumuz tatlı ve mayhoş şeftalilerden ziyade mercimeği andırdığını belirtmektedir. Meyvenin kabuğu da modern şeftalininkinden oldukça farklıydı ve bu durum lezzeti daha da değiştiriyordu. Şeftaliler günümüzde, dişle kolayca soyulabilen ve meyvenin genel mayhoşluğuna katkıda bulunan ince, tüylü bir kabuğa sahiptir. Oysa antik şeftaliler, delinmesi ve çiğnenmesi çok daha zor olan kalın, mumsu bir kabuğa sahipti. İç kısmı tatlı olsa bile, o kısma ulaşmak için neredeyse yenmeyecek kadar sert bir kabuğu kemirmek zorunda kalmak, antik şeftali yemeyi pek de keyifli olmayan bir deneyim haline getiriyordu. Salatalıklar her zaman sulu ve hafif değildi İnsanlar 3.000 yılı aşkın süredir salatalığı bir atıştırmalık olarak tüketiyor. Ancak bu süre zarfında, tohumları olan ve çiçekli bir bitkiden yetişen —evet, teknik olarak bir meyvedir— bu bitki; boyut, doku ve tat bakımından büyük değişimler geçirdi. Yunanlılar, Romalılar ve Mısırlılar gibi antik uygarlıklar salatalık tüketmiş olsalar da, muhtemelen bunların tadını oldukça acı buluyorlardı. Bunun nedeni, salatalıkların geçmişte günümüze kıyasla daha fazla kukurbitasin içermesiydi. Kukurbitasinler, salatalığın da dahil olduğu kabakgiller familyasında bulunan bir bileşik türüdür. Bu maddeler; böcekler, kuşlar ve memeliler için gıdanın tadını acılaştırır. Bu, doğal bir caydırıcı mekanizmadır; çünkü acı yiyecekleri yemek zordur. Günümüzde zaman zaman sert veya acımsı bir tada sahip salatalıklarla karşılaşsanız da, gıda bilimcileri bu durumu önlemek amacıyla seçici ıslah programları üzerinde yoğun bir şekilde çalışmışlardır. Günümüzde salatalıklar hafif ve ferahlatıcı bir tada sahiptir; ki büyük ölçüde sudan oluştukları düşünüldüğünde bu gayet mantıklıdır. Üzümler sürekli olarak değiştiriliyor Konuya aşina olmayanlar bile kırmızı ve yeşil üzümler arasındaki farkı ayırt edebilir. Kırmızı üzümler genellikle daha tatlıyken, yeşil üzümler biraz daha ekşi olma eğilimindedir. Ancak üzümler her zaman bugünkü hallerinde değildi. Üzüm; Yunanlılar, Romalılar ve Mısırlılar dönemine kadar uzanan geçmişiyle, 6.000 yılı aşkın süredir insan beslenmesinin bir parçası olmuştur. Çiftçiler o dönemlerden bu yana, üzümlerinden en iyi lezzeti, boyutu ve dokuyu elde etmek amacıyla ürünlerinde çeşitli düzenlemeler yapmışlardır. Günümüzde ise bu değişimler aynı sıklıkta, hatta çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bahçe bitkileri uzmanı David Cain, yeni üzüm türlerinin yetiştirilme sürecini anlatırken NPR'a verdiği demeçte, "Tüm süreç en az altı yıl, bazen de 15 yıla kadar sürebiliyor," ifadelerini kullandı. Yine de bu süreç, hem üzüm sektörünün başarısı hem de tüketicinin aldığı keyif açısından buna değiyor. Cain sözlerine şöyle devam etti: "Pek çok meyve, tüketiciye ulaşana kadar lezzetini kaybediyor. Biz bunu değiştirmek istiyoruz." Cain ve alanındaki diğer uzmanlar; ünlü "Pamuk Şeker" (Cotton Candy) üzümlerinin yanı sıra çilek, ananas ve mango tadını andıran, daha az bilinen diğer üzüm çeşitlerinin de geliştirilmesinde rol oynamışlardır. Bundan bir 6.000 yıl sonra, kim bilir ne tür üzümlerimiz olacak? Kaynak: DM- En Son Sinema Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Buz Devri: Kaynama Noktası - Resmi Tanıtım Fragmanı- Demans veya Alzheimer hakkında her şey buraya
- Popüler Bir Eklem Takviyesi Alzheimer'ı Tetikliyor Olabilir mi?
Popüler Bir Eklem Takviyesi Alzheimer'ı Tetikliyor Olabilir mi? Milyonlarca yaşlı yetişkinin eklem ağrılarını dindirmek ve kıkırdak sağlığını korumak için reçetesiz olarak kullandığı glukozamin takviyesi hakkında ezber bozan bir araştırma yayımlandı. Florida Üniversitesi tarafından yürütülen ve prestijli Nature Metabolism dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, bu popüler takviyenin Alzheimer hastalığının ilerlemesini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Araştırmanın Çarpıcı Sonuçları Neler? Bilim insanları, yapay zekâ teknolojisinden yararlanarak 2012-2024 yılları arasındaki geniş bir hasta veri tabanını inceledi. Ortaya çıkan sonuçlar oldukça dikkat çekici: Risk %25 Daha Yüksek: Hafif unutkanlık veya bilişsel bozukluk yaşayanlar arasında glukozamin kullananların, kullanmayanlara kıyasla Alzheimer (demans) geliştirme riski %25 daha fazla. Ölüm Riskinde Artış: Halihazırda Alzheimer teşhisi konmuş hastalar glukozamin kullandığında, ölüm riskinin %25 oranında arttığı görüldü. (Not: Bu ölüm riski artışı hafif bilişsel bozukluğu olanlarda değil, sadece ileri seviye demans hastalarında gözlemlendi.) Glukozamin Beyinde Ne Yapıyor? Uzmanlar, bu olumsuz etkinin arkasındaki biyolojik mekanizmayı anlamak için fare modelleri ve insan beyin dokuları üzerinde incelemeler yaptı. Demans ve nörodejeneratif hastalıklar uzmanları bulguları şu şekilde değerlendiriyor: Uzman, buradaki suçlunun "şeker" veya "karbonhidratlar" olmadığını, beynin bu enerjiyi doğru yönetememesi ve glukozaminin bu hassas dengeye zarar vermesi olduğunu belirtiyor. Kulaktan Dolma Takviyeler Yerine Ne Yapılmalı? Araştırmacılar, bu çalışmanın henüz "gözlemsel" bir nitelik taşıdığını ve kesin kanıtlar için klinik deneylere ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Ancak yine de, kulaktan dolma bilgilerle reçetesiz hap kullanmanın yaratabileceği tehlikelere dikkat çekiyorlar. Sağlıklı bir beyin ve güçlü bir hafıza için "kestirme yollar" (takviyeler) aramak yerine, bilimsel olarak kanıtlanmış şu 4 adıma odaklanılması öneriliyor: Yöntem Uygulama Şekli & Faydası Düzenli Egzersiz Haftada 3-4 kez, en az 45'er dakika orta şiddette egzersiz yapmak (Kas kütlesini artırmak metabolizmayı korur). Akdeniz Diyeti Sebze, meyve, sağlıklı yağlar (zeytinyağı) ve balık ağırlıklı beslenmek beynin iltihaplanmasını önler. Kaliteli Uyku Uyku hijyenine dikkat etmek ve yeterince uyumak, beynin kendini temizlemesini sağlar. Zihinsel ve Sosyal Aktivite Sosyal hayattan kopmamak, beyni entelektüel olarak aktif tutmak en güçlü savunma hattıdır. Önemli Uyarı: Eğer eklem ağrılarınız için glukozamin veya benzeri bir takviye kullanıyorsanız ya da kullanmayı düşünüyorsanız, mevcut sağlık durumunuzu ve risklerinizi göz önünde bulundurarak mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Kaynak: G- En Son Beslenme Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- Uzmanlara göre kas gelişimi için tüketmeniz gereken asgari protein miktarı
Uzmanlara göre kas gelişimi için tüketmeniz gereken asgari protein miktarı Protein, kas geliştirme konusundaki tartışmaların tartışmasız yıldızı haline geldi. Protein içecekleri ve barlarından yüksek proteinli beslenme planlarına kadar verilen mesaj gayet net: Kas yapmak istiyorsanız daha fazla protein tüketmelisiniz. Peki, aslında ne kadar proteine ihtiyacınız var? Ve kas gelişimini desteklemek için gereken asgari bir miktar var mı? Proteinin bu kadar ilgi görmesinin haklı bir nedeni var. Kayıtlı Diyetisyen (RD) Roxana Ehsani, bu makro besinin, vücudunuzun kuvvet antrenmanı sonrasında kas dokusunu onarmak ve yeniden inşa etmek için ihtiyaç duyduğu amino asitleri sağladığını belirtiyor. Yeterli protein alınmadığında, kasların antrenmanlardan toparlanması ve onları nihayetinde daha büyük ve güçlü kılan strese uyum sağlaması zorlaşır. Yine de protein, kas gelişimini sağlayan tek unsur değildir. Halk Sağlığı Yüksek Lisansı (MPH) ve Kayıtlı Diyetisyen (RD) Leslie Bonci, yeterli protein alımı önemli olsa da, kas inşa etmenin ve bunu korumanın istikrarlı bir direnç antrenmanı programı da gerektirdiğini söylüyor. Proteini vücudunuzun kas yapmak için kullandığı hammadde olarak, kuvvet antrenmanını ise kaslarınıza büyüme sinyali veren bir uyarıcı olarak düşünebilirsiniz. Bu ikisi birlikte çalışır; yani yetersiz bir antrenman düzenini sadece protein tüketimini artırarak telafi edemezsiniz. İşte bu yüzden, her gün kusursuz bir protein hedefini tutturma konusunda takıntılı olmaya gerek yoktur. Bonci, zaman içinde istikrarın önemli olduğunu ancak ara sıra hedefin altında kalmanın spor salonundaki sıkı çalışmalarınızı boşa çıkarmayacağını belirtiyor. "Protein alımı değişkenlik gösterebilir; hedeflerinizi tutturamadığınız bir gün veya birkaç gün olsa bile dünyanın sonu gelmez ve kaslarınız anında eriyip gitmez," diyor. Öyleyse, fazladan birkaç gram protein alma stresi yaşamadan önce, kas inşa etmek ve korumak için gereken asgari protein miktarı hakkında uzmanların neler söylediğine bir bakalım. Kas inşa etmek için gereken asgari protein miktarı nedir? Hedefiniz kas yapmaksa, Ehsani çoğu kadının günlük vücut ağırlığının her bir kilogramı başına yaklaşık 1,4 ila 2,0 gram (veya libre başına kabaca 0,55 ila 0,9 gram) protein almayı hedeflemesini öneriyor. Örneğin, 150 libre (veya 68 kilogram) ağırlığındaki bir kadın, günde 95 ila 136 gram arasında protein almayı hedefleyebilir. Küçük bir ipucu: Ağırlığınızı libreden kilograma çevirmek için libre cinsinden ağırlığınızı 0,45 ile çarpabilirsiniz. Yani: ağırlık (libre) x 0,45 = ağırlık (kg). Bununla birlikte, protein ihtiyaçları aktivite düzeyine ve fitness hedeflerine bağlı olarak önemli ölçüde değişebilir. Ehsani, "Haftanın çoğu günü antrenman yapan kişiler genellikle aralığın üst sınırına yakın miktarlara ihtiyaç duyarken, spora yeni başlayan ve haftada bir veya iki gün antrenman yapanlar alt sınırdaki miktarlarla da fayda görebilir," diyor. Yaş ve hormonal değişiklikler (özellikle perimenopoz ve menopoz dönemlerinde) de protein ihtiyacını etkiler; bu nedenle daha kişiselleştirilmiş bir yönlendirme arıyorsanız bir doktora veya uzman diyetisyene danışmanız faydalı olabilir. Mevcut protein alımınız bu aralığın alt sınırındaysa ve miktarı artırmak istiyorsanız, Bonci bunu kademeli olarak yapmanızı öneriyor. "Protein alımı konusunda herkese uyan tek bir standart yoktur; bu yüzden aşırı miktarlarda protein tüketmeniz gerektiğini düşünmeyin," diyor. İşe mevcut beslenme düzeninizi takip ederek başlayın ve ardından zamanla tüketiminizi yavaş yavaş artırın. Kas kütlesini korumak için gereken minimum protein miktarı nedir? Protein için Önerilen Günlük Alım Miktarı, vücut ağırlığının her bir kilogramı başına 0,8 gramdır (veya libre başına 0,36 gram); ancak Ehsani, bunun aslında sadece eksikliği önlemek için gereken mutlak asgari miktar olduğunu, aktif bir yaşam tarzını desteklemek veya kas kütlesini korumak için gereken miktar olmadığını belirtiyor. Nitekim araştırmalar, özellikle düzenli egzersiz yapıldığında, çoğu kadının kas kütlesini koruyabilmesi için günlük vücut ağırlığının her bir kilogramı başına en az 1,2 gram (libre başına 0,55 gram) proteine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Protein alımınız çok düşük olduğunda, vücudunuz enerji ihtiyacını karşılamak için kas dokusunu parçalamaya başlayabilir; bu da antrenmanlara harcadığınız tüm çabayı boşa çıkarabilir. Ehsani, "Düzenli antrenman yapıyor ancak protein hedeflerinizi sürekli tutturamıyorsanız, bu durum tıpkı yeterli odun olmadan bir ateşi canlı tutmaya çalışmaya benzer," diyor. "Ateşi ne kadar iyi hazırlarsanız hazırlayın, ona odun atmayı bırakırsanız ateş zayıflar ve söner." Kaslarınız da benzer şekilde çalışır: Ağırlık kaldırıp aktif kalabilirsiniz; ancak toparlanma sürecini destekleyecek yeterli protein alınmadığında, zamanla kas kütlesini korumak veya geliştirmek çok daha zorlaşır. Günlük Protein Hedefinize Ulaşmak İçin 4 İpucu Beslenme hedeflerinize ulaşmak karmaşık veya maliyetli olmak zorunda değil. İşte uzmanlardan, her bir gramın hesabını yapmadan kas gelişimini desteklemenize yardımcı olacak dört pratik ipucu: Güne güçlü bir başlangıç yapın. Gün için sağlam bir temel oluşturmak adına kahvaltıda 20 ila 30-gram protein almaya özen gösterin. Yumurta, süzme yoğurt, lor peyniri ve füme somon gibi seçenekler hem pratik hem de protein açısından zengindir. Her öğünde proteini odak noktası haline getirin. Protein alımınızın büyük kısmını akşam yemeğine saklamak yerine, her öğünde avuç içi büyüklüğünde bir porsiyon protein tüketmeye çalışın. Tabağınızın geri kalanını ise sizi tok ve enerjik tutacak meyveler, sebzeler ve tatlı patates, yulaf ezmesi, esmer pirinç ve kinoa gibi kompleks karbonhidratlarla tamamlayın. İşlenmemiş, doğal gıdalara öncelik verin. Protein tozları ve barları pratik olabilir; ancak protein ihtiyacınızın büyük bölümünü tavuk, yağsız sığır eti, tofu, yumurta, balık, hindi ve (tam protein sağlamak adına tam tahıllarla birlikte tüketilen) baklagiller gibi doğal kaynaklardan karşılamalısınız. İçeceklerinizle de protein alımınızı artırabilirsiniz; örneğin bir bardak süt veya soya sütü yaklaşık sekiz gram protein sağlar. İşleri basitleştirin. Protein ihtiyacınızı karşılamak için karmaşık yemekler hazırlamanıza gerek yoktur. Zamanınız kısıtlıysa veya yemek pişirmek istemiyorsanız; ton balığı, edamame, lor peyniri ve yoğurt gibi yemeye hazır, yüksek proteinli gıdaları tercih edebilirsiniz. Kaynak: WH - Oldukça Bulaşıcı Bir Virüs Yayılıyor: Uzmanlara Göre Kendinizi Korumanın Tek Bir Basit Yolu Var
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.
Navigation
Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın
Chrome (Android)
- Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
- İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
- Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
- Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
- Site ayarları seçeneğini seçin.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Safari (iOS 16.4+)
- Sitenin Ana Ekrana Ekle seçeneğiyle yüklendiğinden emin olun.
- Ayarlar Uygulaması → Bildirimler bölümünü açın.
- Uygulama adınızı bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Safari (macOS)
- Safari → Tercihler bölümüne gidin.
- Web Siteleri sekmesine tıklayın.
- Kenar çubuğunda Bildirimler seçeneğini seçin.
- Bu web sitesini bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.
Edge (Android)
- Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
- İzinler seçeneğine dokunun.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Edge (Desktop)
- Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
- Bu site için izinler seçeneğine tıklayın.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.
Firefox (Android)
- Ayarlar → Site izinleri bölümüne gidin.
- Bildirimler seçeneğine dokunun.
- Listede bu siteyi bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Firefox (Desktop)
- Firefox Ayarlarını açın.
- Bildirimler seçeneğini arayın.
- Listede bu siteyi bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.