İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Geçen saat

  2. Yumurta yiyen yılanlar (Dasypeltis cinsi) Afrika'da yaşar ve kuş yumurtalarıyla beslenir. Başından daha büyük bir yumurtayı yutan ve boyun omurlarıyla kabuğunu kıran bir tanesini izleyin. Tüm süreç 2 saat sürdü.
  3. Olympiacos, Valencia deplasmanında 28 sayı geriden gelip maçı çevirdi! EuroLeague tarihindeki en büyük geri dönüş rekorunu egale ettiler!* (2007'den bu yana)
  4. şuna kadar

    Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” Koç Holding'in Desteğiyle İstanbul'un Eşsiz Kültürel Mirası Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'nde Sergilenecek Koç Holding, kültür sanat alanındaki uzun soluklu katkılarını, dünyanın önde gelen müzelerinden Victoria and Albert Müzesi’nde, İstanbul'un kültürel zenginliğine odaklanacak bir sergiye destek olarak uluslararası boyuta taşıyacak. Koç Holding iş birliğiyle gerçekleştirilecek “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisi, 7 Kasım 2026 – 9 Mayıs 2027 tarihleri arasında Londra’da sanatseverlerle buluşacak. Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıla ait Osmanlı kadın kıyafetleri ve hat sanatının seçkin örnekleri ile Yapı Kredi Koleksiyonu’ndan Osman Hamdi Bey’in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu da sergide yer alacak. 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Vehbi Koç Vakfı bünyesindeki kültür kurumları ve Topluluk şirketlerinin bu alandaki çalışmalarıyla sanatın farklı disiplinlerini geniş kitlelerle buluşturmaya devam ediyor. Türkiye’nin kültürel mirasının sürekliliğine uluslararası çalışmalarla da katkı sağlayan Koç Holding ile sanat, tasarım, moda ve yaratıcılığa adanmış dünyanın önde gelen müze gruplarından V&A arasındaki iş birliği ile İstanbul’un eşsiz hikâyesi, Londra’da sanatseverlerle buluşacak. İngiltere’nin başkenti Londra’da yer alan V&A, Koç Holding iş birliğiyle ve Huo Ailesi Vakfı desteğiyle, “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisine ev sahipliği yapacak. 7 Kasım 2026’da kapılarını ziyarete açacak sergi, bir zamanlar Konstantinopolis olarak anılan İstanbul'un, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yaptığı 1600 yıllık dönemde yaratıcı üretimin nasıl şekillendiğini anlatacak. M.S. 330’dan 1922’ye uzanan tarih aralığını kapsayan sergi, Akdeniz dünyası ve ötesini şekillendiren bir imparatorluk başkentinin kalıcı mirasını gözler önüne sermek üzere sanat, tasarım ve mimarî alanlarından olağanüstü eserleri bir araya getirecek. V&A Kıdemli Küratörü Tim Stanley ve Proje Küratörü Bella Radenovic tarafından hazırlanan sergi, Birleşik Krallık’ta bu yolculuğu ilk kez bu denli kapsamlı şekilde ele alacak. Sadberk Hanım Müzesi ve Yapı Kredi Koleksiyonu’ndan eserler de yer alacak Sergi, yaratıcı sahnelemesi ve duyusal tasarımıyla Hipodrom ve Ayasofya’dan, Topkapı Sarayı ve Galata Kulesi’ne uzanan rotada sanatseverleri şehrin limanları ve hareketli sokaklarında bir zaman yolculuğuna çıkaracak. Serginin öne çıkan eserleri arasında, Vehbi Koç Vakfı’na bağlı Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıla ait Osmanlı kadın kıyafetleri ve hat sanatının seçkin örnekleri yer alacak. İmparatorluk başkentindeki moda anlayışının inceliğini yansıtan üçetek entari ile sokak kıyafetleri sanatseverlerle buluşacak. Ayrıca sergide, Osman Hamdi Bey’in Yapı Kredi Koleksiyonu’nda bulunan ve Osmanlı toplumundaki kadınları Sultanahmet Camii avlusunun önünde tasvir eden “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu yer alacak. Koç Holding’in katkılarının yanı sıra T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonunda bakanlığa ve Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına bağlı müze ve kuruluşlar da sergiye ödünç eserler verdi. Sergilenecek 200 eserin birçoğu; aralarında Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Ayasofya Tarihi Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Türkiye Yazma Eserler Kurumu, İstanbul Harbiye Askeri Müzesi, Atina Benaki Müzesi, Venedik San Marco Hazinesi, British Museum ve British Library'nin de bulunduğu kurumların koleksiyonlarından ödünç alındı. Bu eserlerin bazıları Birleşik Krallık'ta ilk kez sergilenecek. Sergi, 9 Mayıs 2027 tarihine kadar devam edecek.
  5. Çok güzel bir video olmuş...
  6. Bugün

  7. Vodafone Sultanlar Ligi Fenerbahçe Medicana X Göztepe Yuppo 14 Ekim Çarşamba 19.00 Burhan Felek Vestel Voleybol Salonu @fbtv & TVF Voleybol TV #SarıMelekler
  8. Çünkü dünyanın en acımasız yaratıkları insanlardır.
  9. Shane Larkin Sarı Lacivertli Formasıyla Sahada Shane is back
  10. 12 yıl önce Parkinson teşhisi konulan Gath'in, yeni bir ilaç olan Produodopa tedavisine başladıktan sadece iki gün sonra kaydettiği iyileşmeyi gösteren öncesi ve sonrası görüntüleri.
  11. Fenerbahçe Tarfin: 99 - Zalgiris Kaunas: 80 Shane Larkin'in Euroleague'de Fenerbahçe formasıyla ilk defa sahne aldığı maçta Fenerbahçe çok kolay kazandı. Çift maç haftasına farklı galibiyetle başlıyoruz! Tebrikler Fenerbahçe Tarfin! Maç Sonucu | Fenerbahçe Tarfin X Zalgiris Kaunas: 99-80 Skor dağılımımız: Shields 17, Key 15, Clyburn 14, Melli 10, Horton-Tucker 7, Sargiunas 7, Baldwin IV 6, Sertaç 6, Larkin 5, Bingham Jr 5, Forrest 4, Juzang 3.
  12. GİZLİ TEHLİKE KAPIMIZDA! HER GÜN Yaptığımız Bu Masum Alışkanlık Kanser Riskini Tırmandırıyor: Belli Ki Siz de Bu Tuzağa Düştünüz! Sabah saatlerinde bilgisayar başında başlayan çalışma mesaileri, akşamları kanepede uzanarak saatlerce izlenen diziler ve gün içinde ekran başından ayrılmadan parmak uçlarımızla kaydırdığımız sosyal medya sayfaları... Modern dünyada neredeyse herkesin ortak paydası haline gelen bu alışkanlıkların arkasında gözle görülmeyen büyük bir tehdit yatıyor: Sedanter, yani hareketsiz yaşam tarzı. Düşük enerji harcamasıyla yapılan; oturma, arkaya yaslanma veya uzanma gibi eylemlerden oluşan bu yaşam biçimi, modern toplum tarafından âdeta teşvik ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından paylaşılan veriler, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor: Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık %25’i tam anlamıyla fiziksel olarak hareketsiz durum. Yani bu kişiler, iş hayatlarının dışında günlük yaşamlarında hiçbir fiziksel aktivitede bulunmuyorlar. Oturmanın kalp ve damar hastalıklarını tetiklediği, kas kaybına yol açtığı yıllardır bilinen bir gerçekti. Ancak Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen geniş kapsamlı yeni bir araştırma, bu tehlikenin boyutunu bir adım öteye taşıdı: Uzun süreli oturmak, hem kansere yakalanma riskini hem de kanserden ölüm oranlarını doğrudan artırıyor! Büyük Araştırma Ne Söylüyor? Saygın tıp dergisi PLOS Medicine’da yayımlanan bu çalışmada, araştırmacılar tam 91.292 yetişkinin verilerini mercek altına aldı. Katılımcıların fiziki hareketlerini ve gün içindeki hareketsiz kaldıkları süreleri milimetrik olarak ölçmek amacıyla, katılımcılara yedi gün boyunca bilek takip cihazları takıldı. Ardından bu kişiler, kanser teşhisleri ve sağlık durumları açısından ortanca değeri 12,38 yıl olan uzun bir takip sürecine tabi tutuldu. Araştırmacılar, hareketsizlik biçimlerini iki temel gruba ayırdı: Uzun Süreli Hareketsizlik: Kesintisiz olarak 30 dakikadan fazla süren oturma eylemleri. Kesintili Hareketsizlik: 30 dakikadan kısa süren ve araya kısa hareketler giren durumlar. Sonuçlar oldukça çarpıcıydı: Gün içinde kesintisiz ve uzun süre oturan kişilerde meme, kolorektal (kalın bağırsak), yemek borusu, tiroid ve karaciğer kanseri gibi ölümcül türlere yakalanma ve bu hastalıklardan hayatını kaybetme riski belirgin şekilde daha yüksek çıktı. Hayat Kurtaran Formül: Oturma Sürenizi Bölün! Araştırmanın sunduğu en umut verici detay ise şu oldu: Oturma eylemini gün içinde ufak hareketlerle bölmek, kanserden ölüm ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Üstelik bunun için ağır sporlar yapmanıza da gerek yok. İşte araştırmadan elde edilen hayat kurtarıcı rakamlar: Hafif Aktiviteler (%12 Düşüş): Gün içindeki hareketsiz sürenizi toplamda en az 1 saat boyunca yavaş tempoda yürümek veya ev işi yapmak (örneğin bulaşık yıkamak) gibi hafif aktivitelerle böldüğünüzde, kansere bağlı ölüm riski %12 azalıyor. Orta Şiddette Egzersiz (%8 Düşüş): Hareketsiz geçirilen sürenin 30 dakikasını orta şiddette bir aktiviteye (saatte 5-6,5 km hızla yürümek gibi) ayırmak riski %8 düşürüyor. Kısa Ama Yoğun Hareket (%22 Düşüş): Gün içindeki hareketsizliğin sadece 5 dakikasını tempolu yürüyüş gibi yoğun bir egzersizle değiştirmek bile kansere bağlı ölüm riskini %22 oranında azaltıyor. Uzmanlar Ne Diyor? "Sadece Ayağa Kalkın!" New York’taki Hospital for Special Surgery bünyesinde bulunan Yaşam Tarzı Tıbbı Programı’nın kurucusu ve tıbbi direktörü Dr. Heidi Prather, araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken altın değerinde bir tavsiyede bulunuyor: "Sadece ayağa kalkın. Asıl mesaj bu." Günün büyük bölümünde bilgisayara, arabaya ya da masa başına bağlı kaldığımızı belirten Dr. Prather, bu süreci herhangi bir hareketle bölmenin olağanüstü sonuçlar doğurduğunu vurguluyor. Dr. Prather'a göre, kanser gibi kronik hastalıkların gelişiminde genetik faktörler kadar yaşam tarzı da rol oynuyor. Belirli kanser türlerinde (meme, kolorektal ve prostat gibi) riskin %60'ı genetik kaynaklıyken; %40'lık kısmı beslenme, uyku, stres ve egzersiz gibi yaşam tarzı seçimlerine dayanıyor. Hareketsiz yaşam, vücutta kronik iltihaplanmaya (enflamasyona) ve obeziteye zemin hazırlıyor. Obezite ise tek başına birçok kanser türünün ana tetikleyicilerinden biri. İşte gün içinde hareket etmek, vücuttaki bu iltihaplanmayı azaltarak kansere karşı koruyucu bir kalkan oluşturuyor. Spor Salonuna Gitmek Sizi Kurtarmıyor! Bu noktada çok önemli bir uyarının altını çizmek gerekiyor: Sabahları spor salonuna gidip saatlerce ter dökseniz bile, günün geri kalanını masada oturarak geçiriyorsanız güvende değilsiniz. Egzersiz yapmak harika bir alışkanlık olsa da, gün içindeki uzun süreli hareketsizlik dönemlerini telafi etmeye yetmiyor. Dr. Prather bu durumu net bir şekilde özetliyor: "Uzun süreli hareketsiz bir yaşam tarzı sürdürmek, hiç egzersiz yapmamak kadar risklidir." Küçük Adımlarla Büyük Değişim Sağlayın Spor salonuna gitmeye vaktiniz yoksa ya da düzenli egzersiz yapamıyorsanız cesaretiniz kırılmasın. Bu araştırma, devasa hedefler koymadan da sağlığınızı koruyabileceğinizi gösteriyor. Hayatınıza entegre edebileceğiniz son derece basit ama etkili adımlar şunlar olabilir: Aracınızı Uzağa Park Edin: Markete veya işe giderken aracınızı biraz daha uzağa park edip fazladan birkaç yüz metre yürüyün. Merdivenleri Kullanın: Asansör veya yürüyen merdiven yerine basamakları tırmanın. Toplu Taşımada Bir Durak Erken İnin: Otobüsten veya metroda gideceğiniz yerden bir durak önce inerek o mesafeyi yürüyerek tamamlayın. Mola Verin: Yemekten sonra 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın ya da iş yerindeki molanızda tezgahı silmek, çay/kahve almaya gitmek gibi ev/ofis içi küçük hareketler yaratın. Özetle; Sağlığınızı korumak ve kanser riskini azaltmak için hayatınızı radikal bir şekilde değiştirmenize gerek yok. Tek yapmanız gereken, o koltuktan veya sandalyeden gün içinde sık sık kalkmak, kan dolaşımınızı hızlandırmak ve kaslarınızı çalıştırmak! Kaynak: HuffP
  13. Trump bir okyanusa kendi adını vermeyi önerdi; internet bu fikre tepki yağdırıyor Eleştirmenler, Donald Trump’ın isim değiştirme konusundaki son fikrini yerin dibine sokmakta gecikmedi. Başkan, Cumartesi günü Tennessee’deki bir seçim mitinginde Atlantik veya Pasifik Okyanusu’nun adını değiştirme ihtimalini gündeme getirdi. "Elimizde Körfez var, güzel bir gölümüz var ve şimdi birileri 'Bir de nehre ihtiyacınız var' dedi," şeklinde konuştu. "Yani, bir nehre ve bir okyanusa ihtiyacımız var. Ben de Atlantik ya da Pasifik'i düşünüyordum." Trump, "Ona Trump Okyanusu ya da Amerika Okyanusu gibi bir isim veririz," diye ekledi. Başkan daha önce de başkanlık kararnameleriyle Meksika Körfezi'nin adını "Amerika Körfezi" ve Ontario Gölü'nün adını "Amerika Gölü" olarak değiştirmeye çalışmıştı; ancak bu kararnameler diğer ülkeleri onun izinden gitmeye zorlayamıyor. Ayrıca New Mexico eyaletinin adını "New America" (Yeni Amerika) olarak değiştirme konusunu da dile getirmişti. Ancak son önerisi eleştirmenler arasında hızla ses getirdi ve büyük bir fiyaskoyla karşılandı. New York'un Demokrat Valisi Kathy Hochul'un basın ofisi, "galon fiyatının neredeyse 5 dolar olduğunu" belirterek X üzerinden Trump'ın önceliklerini sorguladı. Diğerleri ise sosyal medyayı, Trump'ın bir sonraki adımda neyin adını değiştirmeye çalışabileceğine dair alaycı önerilerle doldurdu: Kaynak: BuzzF
  14. Barcelona X'te İstanbul videosu gönderdi
  15. "Tarihin En Büyük İronisi: Şahlanan Atların Mirasçıları Şimdi Neden Sahnede Yok?" Haklısınız, dışarıdan bakıldığında bu durum oldukça ironik ve hatta biraz hüzünlü görünüyor. Tarih boyunca adını atla sidere kurmuş, göçebe kültürden imparatorluğa uzanan yolculuğunu binek hayvanına borçlu olan Türk milletinin, günümüzdeki global at nüfusu sıralamalarında üst sıralarda yer almaması ilk etapta şaşırtıcı gelebiliyor. Aslında Türkiye, FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre tamamen listede dışarıda değil, 50 bin - 80 bin arası at varlığıyla dünya genelinde ancak 50'li sıralarda kendine yer bulabiliyor. Peki, tarihi kökleri bu kadar derin olan bir ülkede at sayısı neden bu seviyelere geriledi? 1. Modernleşme ve Tarımda MekanizasyonTarihsel süreçte at; hem en önemli savaş aracı, hem ana ulaşım vasıtası hem de tarımın motoruydu. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tarımın traktörleşmesi ve motorlu taşıtların yaygınlaşması, atın günlük hayattaki ve kırsal ekonomideki işlevini neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. Günümüzde Amerika, Çin, Meksika veya Brezilya gibi devasa yüzölçümüne ve geniş hayvancılık coğrafyalarına sahip ülkeler listelerin başında yer alırken, Türkiye’nin kırsal coğrafyası da bu dönüşümden payını aldı. 2. Coğrafi ve Ekonomik Yapı DeğişikliğiMoğolistan veya Kazakistan gibi Orta Asya ülkelerinde bozkır kültürünün ve göçebe/yarı göçebe hayvancılığın hâlâ geniş alanlarda devam etmesi, oradaki at nüfusunu milyonlu rakamlara taşıyor (Örneğin Kazakistan ve Moğolistan dünya sıralamasında ilk 5-6 içerisinde yer alıyor). Türkiye’de ise meraların daralması, tarım arazilerinin parça pinçik olması ve hayvancılığın büyük oranda ahır ve tesis sistemine kayması, at beslemeyi ekonomik olmaktan çıkardı. 3. Kültürel Hafıza ile Güncel Pratiklerin KopmasıAt artık günlük hayatın bir parçası değil; daha çok yarışçılık (veliefendi kültürü), atlı sporlar, cirit gibi geleneksel oyunlar veya turizm amaçlı biniş çiftlikleriyle sınırlı kalmış durumda. Dolayısıyla at, "kullanılan ve üretilen" bir canlı olmaktan çıkıp, kolektif hafızada yaşayan romantik bir tarih unsuru haline geldi. Bugün "at milleti" unvanını sayısal olarak ABD, Meksika, Çin veya Orta Asya'daki akraba Türk cumhuriyetleri (Kazakistan, Kırgızistan gibi) göğüslüyor olsa da, Türkiye’deki at sevgisi ve kültürel bağ hâlâ derindedir; sadece pratik hayattaki karşılığı şekil değiştirdi.
  16. Coraline'yi filmini yapan eller yeni bir film yaptı: Wildwood
  17. Tek bir arı ömrü boyunca 1 yemek kaşığı bal üretebilmektedir. 683 arı, 9,5 onsluk bir nektar elde etmek için yaklaşık 1.185.000 çiçekten 5,93 lbs nektar toplamak için yaklaşık 32.550 mil uçuyor. bir kavanoz bal.
  18. Ed Krassenstein Vay canına! Ken Paxton'ın işi bitti! The Wall Street Journal az önce, Paxton'ı Dubai'de kaçaklarla birlikte eğlenirken gösterdiği öne sürülen bu videoyu yayınladı. Bu işin sonu geldi. Kesinlikle istifa etmeli.
  19. James Talarico Ken Paxton, Teksas'ı satıyor; topraklarımızı, suyumuzu, topluluklarımızı. Veri merkezleri Paxton'ı finanse ediyor, vergi indirimlerinden yararlanıyorlar ve faturayı siz ödüyorsunuz. Ken Paxton'ın yolsuzluğunu kaldıramayız. (Bu reklam insanlar tarafından yapılmıştır, yapay zeka tarafından değil.)
  20. NBA'in yeni DUO'su şov yaptı LaMelo Ball ve Anthony Edwards, Knicks karşısında şov yaptı.
  21. Hackerlar yüzlerce süpermarketteki soğutucuların ısısını yükseltti Fransa'nın önde gelen süpermarket zincirleri Pazartesi günü, yüzlerce mağazadaki soğutucuların sıcaklığının aniden yükselmesine yol açan bir siber saldırıya uğradıklarını açıkladı. Saldırı, bozulan gıdaların çöpe atılmasına neden olurken gıda güvenliği konusunda da endişeleri artırdı. E. Leclerc, Intermarché ve Cooperative U gibi önde gelen perakendeciler, Cooperative U CEO'sunun "benzeri görülmemiş" olarak nitelendirdiği bir siber saldırıya maruz kaldıklarını AFP'ye doğruladı. AB Gıda ve Tarım Komiseri Christophe Hansen, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada saldırıyı kınayarak, "Gıda güvenliği her düzeyde daha fazla dikkat gerektiriyor" dedi ve gıdanın bu şekilde "istismar edilmesinin" artık bir "gerçeklik" haline geldiğini belirtti. Perakendecilerin AFP'ye yaptıkları ayrı ayrı açıklamalara göre; Intermarché veya onun markası olan Netto'nun en az 300 mağazası, Cooperative U'nun 100'den fazla şubesi ve çeşitli E. Leclerc mağazaları saldırının hedefi oldu. Cooperative U CEO'su Dominique Schelcher X'te, "Taze ürünlerin korunması ve Fransız halkının gıda tedariki açısından hayati öneme sahip ekipmanların hedef alınması son derece ciddi ve benzeri görülmemiş bir durumdur," ifadelerini paylaştı. Paris savcılığı, diğer büyük zincirleri de etkilediği bildirilen ve yangınlara da yol açtığı belirtilen saldırıyı doğruladı. BFM TV, hackerların "çok sayıda mağazadaki soğutma sistemlerinin buz çözme (defrost) işlemini uzaktan tetiklemeyi başardıklarını" bildirdi. Intermarché, AFP'ye yaptığı açıklamada, etkilenen şubelerin hem taze hem de dondurulmuş "tüm ürünleri çöpe atmak" zorunda kalacağını belirtti. Reuters haber ajansına göre Carrefour, 80 süpermarketinin saldırıya uğradığını ancak 6.000 mağazasının büyük çoğunluğunun etkilenmediğini açıkladı. E. Leclerc, AFP'ye yaptığı açıklamada "soğutma ekipmanı tedarikçilerinden birinin siber saldırıya uğradığını" ve bunun "çeşitli mağazalardaki soğutma sistemlerinin işleyişi üzerinde olumsuz etkiler yarattığını" doğruladı. Konuya yakın bir kaynak, Danimarkalı üretici Danfoss'a ait soğutma kontrol sistemlerinin hedef alındığını belirtti. Danfoss, AFP'ye yaptığı açıklamada, etkilenen ekipmanların çoğunun "artık yazılım veya güvenlik güncellemesi almayan" eski nesil (legacy) ürünler olduğunu ifade etti. Şirket, AK-SM800 ve AK-SC355 model soğutucu kontrol sistemlerinin bu durumdan önemli ölçüde etkilendiğini; bunlardan ilkinin bir versiyonunda "güncelliğini yitirmiş bir aygıt yazılımı" (firmware) kullanıldığını belirtti. Ayrıca, süpermarketlere uzun süredir bu modelleri güncellemeleri yönünde tavsiyede bulunduğunu da ekledi. Danfoss, kaç sistemin etkilendiğine dair herhangi bir sayısal veri paylaşmadı. Reuters'ın haberine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde de faaliyet gösteren Hollandalı süpermarket zinciri Ahold Delhaize, kendi ağında da bir "güvenlik sorunu" ile karşı karşıya olduğunu açıkladı. Şirketin mobil uygulaması üzerinden müşterilere, bir "siber güvenlik olayı" nedeniyle market alışverişi teslimatlarının yapılamadığı bildirildi. "Büyük çaplı siber saldırı" Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'ya yakın bir kaynak, Fransa'nın siber güvenlik kurumunun "Danimarkalı bir şirket tarafından sağlanan bir yazılımdaki güvenlik açığını tespit ettiğini ve tedarikçiyle temasa geçtiğini" belirtti. Kaynak, "diğer ülkeler de etkilenebileceği için Avrupalı mevkidaşlarla koordinasyon içinde olunduğunu" ve "ilgili diğer Fransız şirketleri tespit ederek uyarmaya" ve "yayılmayı önlemeye" çalışıldığını da sözlerine ekledi. Paris savcılığı, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Fransa genelindeki birçok büyük gıda perakende zincirinin soğutucularını etkileyen büyük çaplı siber saldırı" hakkında soruşturma başlatıldığını doğruladı. Savcılık ofisi, soruşturmanın "mağdurların tespit edilmesine ve gıda kaybı ile yangın çıkması şeklinde bildirilen zararlar arasındaki bağlantının kurulmasına" yardımcı olacağını ifade etti. Intermarché, herhangi bir rakam vermeden, saldırıdan kaynaklanan gıda israfını ve mali kayıpları kınadı. BFM TV, sıcaklıkların "uzaktan değiştirildiğini ve bunun sonucunda taze ve dondurulmuş ürün stoklarının kullanılamaz hale geldiğini" bildirdi. Hibrit saldırı korkuları artıyor Bu olay, siber saldırılar düzenleyen kötü niyetli aktörlerin Avrupa'daki tüm sektörlerde yol açabileceği olası tahribata dair artan endişelerin gölgesinde gerçekleşti. Rusya'nın işgaline karşı mücadelesinde Ukrayna'nın güçlü bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen ay Fransa'nın kritik altyapısını Rusya kaynaklı "hibrit saldırılardan" korumaya yönelik tedbirler alınması talimatını vermişti. Siber güvenlik danışmanlık firması Almond'dan Antoine Hautin, AFP'ye verdiği demeçte, uzun süre internetten izole tutulan soğutma üniteleri gibi endüstriyel ekipmanların artık sensörler veya uzaktan izleme sistemleri aracılığıyla ağa bağlı olduğunu belirtti. Hautin, muhtemelen yüzlerce üniteyi eş zamanlı olarak etkileyen bu saldırının "belli bir düzeyde gelişmişlik" gösterdiğini de sözlerine ekledi. Kaynak: CBS
  22. Jeopolitik Bumerang: Trump’ın İran Krizinden Putin’le Sürpriz Petrol Pazarlığına Uzanan Taktik Hamlesi Küresel enerji piyasaları ve uluslararası siyaset sahnesi, 2026 yılı boyunca son yılların en çalkantılı jeopolitik krizlerinden birine tanıklık ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri hamleleri ve Hürmüz Boğazı civarında patlak veren gerilim, küresel enerji tedarik zincirlerini sarsarak petrol ve motorin (dizel) fiyatlarında sert yükselişleri tetikledi. Ancak bu sürecin en çok konuşulan boyutu, tırmanan enerji krizinin hemen ardından Washington’ın Moskova ile masaya oturması ve ABD’nin Rusya’dan petrol ürünleri ithalatına uyguladığı kısıtlamaları esneterek Vladimir Putin ile tedarik anlaşmasına varması oldu. Bu durum küresel analistler ve kamuoyunda tartışmalı bir soruyu gündeme taşıdı: "İran ile yaşanan kriz ve tırmandırılan savaş riski, Rusya ile enerji bağlarını ve petrol ticaretini yeniden kurabilmek adına kurgulanmış stratejik bir jeopolitik taktik miydi?" 1. Stratejinin Mimarisi: "Krizi Yarat, İhtiyacı Doğur, Çözümü Getir" Komplo teorileri ile reel-politik arasındaki ince çizgide değerlendirilen bu senaryo, siyaset biliminde "Hegelyan Diyalektik" (Problem - Reaksiyon - Çözüm) prensibine oldukça uygun bir şablon sunuyor: Problem (İran Gerilimi): ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını tırmandırması ve İran'a yönelik operasyonel hamleleri, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini felç etti. Küresel petrol ve özellikle rafine ürün (dizel) arzında devasa bir boşluk oluştu. Reaksiyon (Piyasa Paniği ve Siyasi Baskı): ABD ve Avrupa piyasalarında pompa fiyatları rekor seviyelere ulaştı. Yaklaşan ABD ara seçimleri öncesinde yükselen enflasyon ve enerji maliyetleri, Washington yönetimi üzerinde muazzam bir iç siyaset baskısı yarattı. Çözüm (Moskova ile Masaya Oturmak): ABD Hazine Bakanlığı, "küresel arz krizini hafifletmek" gerekçesiyle Rus petrol ve işlenmiş yakıt ürünlerine yönelik yaptırımları geçici olarak askıya aldığını duyurdu. Trump ile Putin arasında gerçekleşen telefon diplomasisinin ardından Rusya’dan ABD ve küresel piyasalara milyonlarca tonluk dizel sevkiyatı başlatıldı. Bu perspektiften bakıldığında, Orta Doğu’da tırmandırılan yapay veya bilinçli bir kriz; Washington’ın Ukrayna savaşı nedeniyle yaptırım uyguladığı Moskova ile "zorunlu bir ekonomik iş birliğine" girmesine meşruiyet zemini hazırlamış gibi görünüyor. 2. Jeopolitik Satranç: Kim Ne Kazandı? Bu taktiksel hamle silsilesi, aktörlerin kısa ve orta vadeli çıkarları incelendiğinde karmaşık bir tablo ortaya koyuyor: Donald Trump ve İç Siyaset Hesabı Trump için temel öncelik, iç piyasadaki enflasyonist baskıyı azaltarak seçmen nezdindeki ekonomiye dair hoşnutsuzluğu gidermekti. Washington, Rusya ile yapılan anlaşmayı "Amerikan tüketicisini ve küresel ekonomiyi korumak için atılmış pragmatik bir adım" olarak ambalajladı. Bir yandan İran’a gözdağı vererek "güçlü lider" imajı çizerken, diğer yandan Rus petrolünü devreye sokarak enerji krizini dizginlemeye çalıştı. Vladimir Putin ve Yaptırımların Delinmesi Kremlin açısından bu süreç tartışmasız bir diplomatik ve ekonomik galibiyet niteliği taşıyor. Batı yaptırımları nedeniyle köşeye sıkıştırılmak istenen Rus enerji sektörü, ABD’nin doğrudan izni ve muafiyetiyle yeniden Batı pazarlarına erişim imkanı buldu. Moskova, hem sıcak nakit akışını güvenceye aldı hem de Washington'a küresel enerji dengelerindeki vazgeçilmezliğini tescil ettirdi. Ukrayna ve Avrupalı Müttefiklerin Tepkisi ABD'nin bu ani politika değişikliği, Kiev ve Avrupalı müttefikler nezdinde büyük bir rahatsızlık yarattı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Washington'ın Rusya'dan yakıt alma kararını sert bir dille eleştirerek, bunun Moskova'nın savaş makinesini finanse etmek anlamına geldiğini savundu. 3. Teori ve Gerçeklik: Büyük Tasarım mı, Kriz Yönetimi mi? Bu durumun arkasında "ustaca kurgulanmış ana bir plan (Master Plan)" mı yoksa "kontrolden çıkan bir krizin zorunlu yönetimi" mi olduğu konusunda analistler ikiye ayrılıyor: Taktik Kurgu Hipotezi: Trump’ın baştan beri Rusya ile ilişkileri yumuşatmak ve enerji anlaşmaları yapmak istediği, ancak Kongre ve kamuoyu baskısı nedeniyle bunu doğrudan yapamadığı belirtiliyor. İran krizinin yarattığı arz darboğazı, Washington'a Moskova ile el sıkışmak için mükemmel bir "mücbir sebep" gerekçesi sağladı. Kriz Yönetimi / Pragmatizm Hipotezi: Bir diğer görüşe göre ise İran gerilimi planlı bir tiyatro değil, kontrolden çıkan jeopolitik bir risk şoku idi. Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık ve küresel rafineri kapasitesindeki düşüş beklenenden şiddetli olunca, Washington panik halinde elindeki tek hızlı çözüm olan Rus yakıt kapasitesine sarılmak zorunda kaldı. Sonuç Sonuç olarak, Ortadoğu'daki askeri tırmanışın ardından Washington-Moskova hattında sağlanan petrol ve dizel mutabakatı, küresel siyasetin ne kadar hızlı bir şekilde ideolojik söylemlerden "pragmatik ticaret" zeminine kayabildiğini bir kez daha gösterdi. Sürecin arkasında yatan motivasyon ister baştan tasarlanmış bir "büyük taktik" isterse kriz anında uygulanan bir "B planı" olsun; ortaya çıkan sonuç değişmedi: İran üzerindeki askeri baskı ve yaratılan enerji krizi, Rusya'ya yönelik yaptırım duvarında devasa bir delik açılmasına ve Moskova ile küresel enerji pazarlığının yeniden başlamasına zemin hazırladı.
  23. Teknolojik Tekillik (The Singularity), yapay zekânın insan zekâsını fersah fersah geride bırakarak kendi kendini kontrol edilemez ve geri döndürülemez bir hızla geliştirdiği, insanlık tarihinin akışını tamamen değiştiren varsayımsal kırılma noktasıdır. Bu kavramın kökenleri, gelişimi ve insanlık için ne anlama geldiği temel başlıklar altında şu şekilde incelenebilir: 1. Kavramın Kökeni ve Tarihçesi İlk Temeller (1958): "Tekillik" terimi matematikçi Stanisław Ulam tarafından, fizikçi John von Neumann ile yaptıkları bir konuşmada; insanlık tarihindeki teknolojik ilerlemenin katlanarak artması ve bir gün insan aklının sınırlarını aşması durumunu betimlemek için kullanılmıştır. O dönemde bu ifade, fiziksel bilimlerdeki "karadelik tekillik" noktasına benzer şekilde, öngörülemez bir geleceğe geçişi simgeliyordu. Bilimkurgudan TeoriyE (1993): Matematikçi ve bilimkurgu yazarı Vernor Vinge, The Coming Technological Singularity adlı makalesiyle bu kavramı popülerleştirdi. Vinge, insanüstü bir zekânın yaratılmasıyla birlikte medeniyette kontrolden çıkan bir değişim yaşanacağını ve bu noktadan sonra insanlığın geleceği tahmin etme yeteneğini tamamen yitireceğini öne sürdü. Ray Kurzweil ve 2045 Vizyonu (2005 - Günümüz): Fütürist Ray Kurzweil, konuyu daha da ileri taşıyarak Tekillik'in sadece makinelerin zekileşmesi değil, insanların biyolojik olmayan yapay zekâ ile tamamen bütünleşmesi anlamına geldiğini savundu. Kurzweil, bu eşiğin 2045 yılı civarında aşılacağını öngörmektedir. 2. Tekillik Süreci Nasıl İşliyor? Kurzweil ve konunun uzmanlarına göre tekillik bir anda gerçekleşen tek bir olay değil, kademeli olarak hayatımızın içine sızan bir evrim sürecidir: Dijital İkizler ve Simülasyonlar (2020'ler): Günlük dijital faaliyetlerimiz, yazışmalarımız ve sosyal etkileşimlerimiz sayesinde düşünce yapımızın dijital haritası çıkarılmaktadır. Bu onurun sonuna doğru, kişilik özelliklerimizi birebir yansıtan dijital simülasyonlar (kopyalar) hayatımıza girmeye başlamıştır. Beyin-Bilgisayar Arayüzleri ve Protezler: İşitme implantları, felçli hastaların zihinleriyle cihazları kontrol etmesini sağlayan sistemler (Neuralink vb.) insan ve makine arasındaki sınırları bugünden silmeye başlamıştır. Nanoteknoloji ve Nihai Dönüşüm (2040'lar ve Ötesi): Kan dolaşımımıza katılacak mikroskobik nanobotlar sayesinde beyin kapasitemiz milyonlarca kat artacak; bedenlerimiz biyolojinin sınırlarından kurtularak tamamen optimize edilebilir hale gelecektir. 3. Tekillik'in Getirdiği Felsefi ve Hukuki Sorular Teknolojik tekillik gerçeğe dönüştükçe insanlık benzeri görülmemiş varoluşsal ve hukuki krizlerle karşı karşıya kalacaktır: Kimlik ve "Ben" Algısı: Zihnimizin büyük bir kısmı dijital sistemler veya bulut tabanlı yedekler üzerinde çalıştığında, orijinal insan ile kopyası arasındaki fark belirsizleşecektir. Hukuki Haklar: Tüm anılarınıza ve DNA'nıza sahip bir dijital kopya ("Sen 2") tam insan haklarına sahip olacak mı? Önceki hayatınızda işlediğiniz suçlardan veya imzaladığınız sözleşmelerden sorumlu tutulabilecek mi? Toplumsal Ayrışma: Biyolojik insanlar ile sibernetik olarak güçlendirilmiş varlıklar arasında yeni bir sınıf ayrımı veya ayrımcılık doğacak mı? 4. Olası Riskler: "Gri Yapışkan Madde" (Gray Goo) Her büyük teknolojik devrim gibi tekillik de felaket senaryolarını beraberinde getirir. Bunlar arasında en çok tartışılanı, nanobotların kontrolden çıkarak hızla çoğalması ve dünyadaki tüm organik maddeleri tüketip her şeyi "gri bir yapışkan çamur yığınına" dönüştürmesi ihtimalidir (Gray Goo senaryosu). Özetle Tekillik, kısaca insan ile makinenin evlilik noktasıdır. Bu eşik aşıldığında, biyolojik zekâmız sabit kalırken yapay zekâ bileşeni katlanarak büyümeye devam edecek; nihayetinde "insan" tanımının ve karar mekanizmalarının nerede başlayıp nerede bittiğini ayırt etmek imkânsız hale gelecektir. Kaynak: G

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.