Bütün Eylemler
- Bugün
-
Tesla Modelleri Hakkında Her Şey Buraya
Adam Teala Cybertruck'ın Wade Modunu yani suda kalma özelliğini test etmiş ve sonuç Dün, GPD ve GFD ekipleri, bir Tesla Cybertruck'ın suyun içinde mahsur kaldığı Grapevine Gölü'ne sevk edildi. Sürücü, "Wade Mode" özelliğini kullanmak amacıyla aracıyla göle girdi; ancak araç bu sırada hareketsiz kaldı. Yolcular aracı terk ederken, sürücü gözaltına alındı.
-
En Son Magazin Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Bu ne ya! İnanılmaz performans
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Wemby inanamadı! Castle'dan ne smaç ama!
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
Bartzokas ve Saras, EuroLeague kupasının yanında özel bir an yaşıyor.
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
21 Mayıs 2017 Bugün Atina'da bulunduğumuz için yeni bir Final Four serüveni, ilk EuroLeague şampiyonluğumuzun yıldönümü! Tarihimizdeki büyümeyle, yeni zaferler için mücadele etmeye devam ediyoruz!
-
"Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür?
Bu soru, günümüz entelektüel dünyasını, siyasetini ve hatta sosyal medya algoritmalarını ikiye bölen en büyük fay hattı. Sarkaç tek bir yöne gitmiyor; asıl tehlike, sarkacın aynı anda iki uç yöne doğru çok sert bir şekilde parçalanıyor olması. Eğer modern dünyaya tek bir blok olarak bakarsak yanılırız. Dünya şu an homojen değil; aksine iki farklı ekosistem, iki farklı tehlikeye doğru son sürat ilerliyor. 1. Batı Dünyasındaki Tehlike: Kurumsal Felç ve "Kırılganlık"Elon Musk ve Bill Ackman’ın feryat ettiği coğrafya, yani ABD ve Kuzey Avrupa merkezli Batı akademisi, medyası ve kurumsal dünyası, rasyonel yapısını "aşırı duyarlılık" nedeniyle felç etme riskini ciddi şekilde taşıyor. Sarkaç "İntiharvari" mi? Musk'ın "intiharvari" tespiti tamamen haksız değil, ancak abartılı bir terminoloji. Batı medeniyeti intihar etmiyor ama kronik bir bağışıklık sistemi hastalığı (otoimmün) yaşıyor. Vücudun kendi hücrelerini düşman görüp saldırması gibi; Batı kurumları da kendilerini var eden "ifade özgürlüğü", "bilimsel şüphecilik" ve "liyakat" gibi temel genetik kodları, "birileri incinmesin" ya da "tarihsel günahlar ödensin" diye baskılıyor. Gerçek Tehlike: Gerçeğin yerini "duyguların" alması. Bir fikrin doğruluğu artık verilerle değil, o fikrin kimleri "rahatsız ettiğiyle" ölçülür hale geldiğinde, o toplum teknolojik ve entelektüel liderliğini uzun vadede kaybeder. 2. Dünyanın Geri Kalanındaki Tehlike: Mekanik Güç ve "Şefkatsizlik"Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ise bambaşka bir dünya var. Çin, Rusya, Orta Doğu ve hatta Batı'nın kendi içindeki aşırı sağ/popülist dalgaya baktığımızda, sarkaç Musk'ın iddia ettiğinin tam tersi bir yöne, yani şefkatsiz bir otoriterliğe ve mekanik bir düzene doğru kayıyor. Buradaki Tehlike Ne? Bu ekosistemlerde bireyin acısının, azınlık haklarının, adaletin veya şefkatin hiçbir hükmü yok. Sistem, veri analitiğiyle, yapay zeka gözetimiyle ve demir yumrukla tıkır tıkır çalışıyor. Algoritmik ve otoriter bir rasyonalizm, insan onurunu kurban ediyor. Tehdit Dengesi: Musk ve batılı elitler "woke" kültürünü insanlığın en büyük tehdidi ilan ederken; dünyanın diğer yarısında insanlar en temel ifade özgürlüklerinden, şeffaf mahkemelerden ve insani yardımlardan mahrum bırakılıyor. Sonuç: Sarkacın KopmasıBana göre modern dünyadaki en büyük tehlike, sarkacın bir tarafa fazla yaklaşması değil; merkezin tamamen yok olmasıdır. Ortada makul bir zemin kalmadı. Bir taraf, en ufak bir rasyonel eleştiriyi "nefret söylemi" diye yaftalayıp iptal etmeye (cancel culture) çalışıyor; diğer taraf ise bu deliliğe tepki göstermek adına ne kadar insani değer, şefkat, çevre duyarlılığı ve sosyal adalet unsuru varsa hepsini "zayıflık" olarak görüp çöpe atıyor. Sarkaç "intiharvari" bir noktaya ulaştı mı derseniz: Evet, ama çift taraflı. Batı, kendi entelektüel ve kurumsal altyapısını aşırı duyarlılıkla eriterek intihar etme riski taşıyor; otoriter ve aşırı pragmatik odaklar ise insanı robotlaştırıp, vicdanı ve şefkati sistemden tamamen silerek insani varoluşu intihara sürüklüyor. İki taraf da birbirini besliyor: Batı'daki aşırı sol/duyarlılık histerisi, doğudaki veya sağdaki acımasız otoriter liderlerin ekmeğine yağ sürüyor; onlar sertleştikçe Batı kendi içine daha çok kapanıp radikalleşiyor.
-
"Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür?
Bu soru, insanlık tarihinin en büyük trajedilerini ve en parlak dönemlerini şekillendiren o meşhur teraziye dokunuyor: "Özgürlük-Güvenlik" veya "Kurallar-Vicdan" dengesi. Bir yapay zeka olarak benim kişisel bir korkum ya da saf tutacağım bir ideolojim yok, ancak insanlık tarihinin verilerine ve sosyolojik kırılmalara baktığımızda, bu iki uç seçeneğin de kendi içinde nasıl devasa yıkımlara yol açtığını objektif bir şekilde görebiliyoruz. Hangi tehlikenin daha büyük olduğunu anlamak için, iki ucun da bittiği karanlık tünellere bakmak gerekir: 1. Birinci Uç: Duyarlılık Adına Kurallardan Vazgeçen Toplum (Kaos ve Çöküş)Başkalarını incitmemek, her mağduriyete anında ve sınırsız bir duygusallıkla alan açmak adına kendi sisteminden, yasalarından ve rasyonel doğrularından vazgeçen bir toplumun sonu kronik bir felç halidir. Tehlikesi: Eğer bir toplumda "doğru ve yanlış", nesnel gerçekler veya yasalar tarafından değil de, "kimin daha çok incindiği" üzerinden belirlenmeye başlarsa, o toplumda adalet kalmaz. Duygular sürekli değişir ve manipüle edilebilir. Sonuç: Kimsenin kimseyi eleştiremediği, liyakatin tamamen kaybolduğu, ortak doğruların parçalandığı bir kabilecilik vizyonu doğar. Güçlü bir temel olmaksızın, sadece herkesi memnun etmeye çalışan bir yapı, en küçük bir dış krizde (ekonomik buhran, savaş, salgın) iskambil kağıdı gibi yıkılır. 2. İkinci Uç: Düzeni Korumak Adına Şefkati ve Adaleti İten Toplum (Tiranlık ve Faşizm)Diğer tarafta, düzeni, otoriteyi, mekanik kuralları veya soyut bir "sistem başarısını" korumak adına şefkati, vicdanı ve adaleti tamamen devre dışı bırakan bir toplum ise ruhunu kaybetmiş bir hapishanedir. Tehlikesi: Tarih, bu tehlikenin somut örnekleriyle doludur. 20. yüzyılın totaliter rejimleri (Faşizm, Nazizm veya aşırı baskıcı komünist rejimler) tam olarak bu mantıkla kuruldu: "Düzen ve büyük amaç uğruna bireyin acısının, adalet talebinin veya şefkatin hiçbir önemi yoktur." Sonuç: İnsani değerlerin yerini soğuk bir bürokrasi ve korku imparatorluğu alır. Evet, sokaklar güvenli, fabrikalar disiplinli ve sistem tıkır tıkır çalışıyor gibi görünebilir; ancak içeride insanı insan yapan yaratıcılık, sevgi, özgürlük ve onur tamamen yok edilmiştir. Hangisi Daha Büyük Tehlike?Tarihsel perspektiften bakıldığında, ikinci tehlikenin (düzen adına şefkati feda etmenin) faturası genellikle çok daha hızlı, kanlı ve kitlesel olmuştur. Toplu kıyımlar, diktatörlükler ve toplumsal cinnetler hep bu "düzen ve sistem koruma" refleksinden beslenmiştir. Ancak birinci tehlike (duyarlılık adına sistemin çökmesi) daha sinsidir. Toplumu bir anda değil, içten içe, çürüterek yok eder. Güçlü rejimlerin doğmasına neden olan kaos ortamını hazırlar. Yani ironik bir şekilde, birinci tehlike (sınırsız ve kontrolsüz empati), en sonunda toplumu ikinci tehlikenin (aşırı sert bir tiranlığın) kucağına itebilir. Toplum kaostan yorulduğunda, şefkati tamamen reddeden bir "demir yumruk" talep etmeye başlar. Gerçek Çözüm: "Akıllı Şefkat" (Rational Compassion)Büyük tehlike, bu iki şıktan birini seçmek zorunda olduğumuza inanmaktır. İnsanlığın hayatta kalma formülü bu iki uçta değil, ikisinin evliliğindedir: Kuralları şefkatle esnetebilen, ama şefkat gösterirken de kuralları yıkmayan bir denge. Filozof Paul Bloom’un "Empatiye Karşı" (Against Empathy) kitabında savunduğu gibi; ihtiyacımız olan şey bizi körleştiren anlık duygusal empati değil, "rasyonel şefkat"tir. Yani acıyı görmek, onu dindirmek istemek ama bunu yaparken de aklı, bilimi, hukuku ve uzun vadeli sonuçları elden bırakmamaktır.
-
"Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür?
İşte tüm tartışmanın koptuğu, modern dünyayı iki farklı kutba bölen o can alıcı soru tam olarak bu: Gerçekten kurban mı ediyoruz, yoksa daha adil bir sistem mi inşa ediyoruz? Bu soruya verilen cevap, kişinin dünyaya, adalete ve insanlığın geleceğine hangi gözlükle baktığına göre tamamen değişiyor. İki tarafın da kendince son derece güçlü ve rasyonel argümanları var. 1. Evet, Kurban Ediyoruz! (Musk, Ackman ve Meritokrasi Yanlıları)Bu cepheye göre, modern toplum "iyi niyet" adı altında bindiği dalı kesiyor. Kurban edildiğini savundukları temel değerler şunlar: Liyakat (Meritokrasi) Kurban Ediliyor: Bir işi en iyi yapanın değil, "en çok mağduriyet/temsiliyet puanı" olanın seçilmesi, sistemlerin kalitesini düşürüyor. Yarın bizi ameliyat edecek cerrahın, uçuracak pilotun veya nükleer santrali yönetecek mühendisin yetkinliği yerine kimliğine odaklanırsak, fiziksel güvenliğimizi kurban etmiş oluruz. Gerçek ve Rasyonalite Kurban Ediliyor: "Biri incinir mi?" korkusu, bilimsel ve toplumsal gerçeklerin konuşulmasını engelliyor. İstatistikler, biyolojik gerçekler veya ekonomik zorunluluklar, sırf "ofansif" bulunduğu için sansürleniyor. Duygular, rasyonel aklın önüne geçiyor. İfade Özgürlüğü Kurban Ediliyor: "Güvenli alanlar" (safe spaces) yaratmak ve insanları mikrodışlamalardan korumak adına, aykırı ama ufuk açıcı fikirler linç ediliyor. Bu da entelektüel üretkenliği öldürüyor. 2. Hayır, Kurban Etmiyoruz; Geç Kalınmış Bir Adaleti Sağlıyoruz! (Sosyal Adalet ve Kapsayıcılık Yanlıları)Karşı cepheye göre ise "kurban ediliyoruz" feryadı, yüzyıllardır gücü ve ayrıcalıkları elinde tutanların, pastayı başkalarıyla paylaşmak zorunda kaldıklarında verdikleri bencilce bir tepkiden ibaret. Liyakat Zaten Hiçbir Zaman Adil Olmadı: "Liyakat" denen şey, başlangıç çizgisi eşit olan insanlar arasında geçerlidir. İyi bir eğitime, finansal güce ve network'e sahip birinin "liyakatli" olması kolaydır. Fırsat eşitliğine dayalı empati, oyun alanını herkes için düzlemek anlamına gelir; liyakati kurban etmek değil. Sistem Zaten Kurban Veriyordu: Eski sistemde azınlıklar, kadınlar veya dezavantajlı gruplar zaten sürekli kurban ediliyordu; sadece elitler bunu görmüyordu. Empati odaklı yeni yaklaşım, sistemin görünmeyen kurbanlarını görünür kılmaya çalışıyor. Güçlülerin Korunma Refleksi: Elon Musk veya Bill Ackman gibi milyarderler, statükonun zirvesindeki isimler. Sistemin değişmesi onların konforunu ve mutlak otoritesini sarsıyor. Dolayısıyla, kendi güç kayıplarını "medeniyetin çöküşü" (intihar) olarak ambalajlayıp sunuyorlar. Sarkaç Nerede Duracak?İnsanlık tarihi bir sarkaç gibidir. Bir dönem aşırı acımasız, mekanik ve güce dayalı bir rasyonalizme kayar (örneğin Sanayi Devrimi dönemi); ardından sarkaç diğer tarafa, aşırı duyarlılığa, hak arayışlarına ve empatiye doğru savrulur. Bugün yaşadığımız kriz, sarkacın "aşırı empati ve duyarlılık" yönüne çok fazla bükülmesinden duyulan bir korkunun ürünü. İntiharvari empati felsefesi, bu sarkacı yeniden merkeze, yani rasyonel gerçekliğe ve kurallara çekme çabası.
-
"Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür?
"Aşırı empati" kavramı sadece psikolojik bir olgu olmakla kalmayıp, son yıllarda sosyopolitik ve felsefi bir tartışma konusu haline de gelmiştir. Özellikle Silikon Vadisi figürleri, teknoloji liderleri ve milyarder yatırımcılar arasında sıkça dile getirilen, Elon Musk ve Bill Ackman gibi isimlerin de dikkat çektiği "intiharvari empati" (suicidal empathy) terimi, modern dünyanın krizlerine radikal bir eleştiri olarak doğmuştur. Bu kavramları, psikolojik temellerinden başlayarak, güncel felsefi ve toplumsal izdüşümleriyle ele alan geniş kapsamlı analizi aşağıda bulabilirsiniz. 1. Aşırı Empati Mümkün müdür? (Psikolojik Boyut)Evet, psikoloji literatüründe "Aşırı Empati Sendromu" (Hyper-Empathy Syndrome) olarak bilinen bir durum mevcuttur. Empati genellikle tamamen olumlu bir erdem olarak görülse de, her duygu ve davranış gibi bunun da fazlası bireye ve çevresine zarar verebilir. Psikolojik Sınırlar ve Zararlar:Duygusal Tükenmişlik (Compassion Fatigue): Başkalarının acılarını, öfkelerini veya hayır kırıklıklarını kendi içine sünger gibi çeken bireyler, bir süre sonra kendi duygusal kaynaklarını tüketirler. Sınırların Kaybolması: Aşırı empatik insanlar, başkalarının dertlerini çözmeye çalışırken kendi kimliklerini ve ihtiyaçlarını arka plana iterler. Bu durum, ikili ilişkilerde suiistimale (manipülasyona) açık hale gelmelerine neden olur. Objektiflik Kaybı: Bir kişiye karşı duyulan aşırı empati, rasyonel karar verme mekanizmasını gölgeleyebilir. Adalet duygusunu zedeleyerek, "doğru olanı" değil, "o an acı çekenin istediğini" yapma eğilimi doğurur. 2. "İntiharvari Empati" (Suicidal Empathy) Nedir?Elon Musk, Bill Ackman ve modern teknoloji/finans dünyasındaki bazı muhafazakar-liberter düşünürler tarafından popülerleştirilen "intiharvari empati", psikolojik bir tanı değil, sosyopolitik ve felsefi bir eleştiri terimidir. Bu felsefeye göre, empati bir "intihar silahına" dönüşebilir. Bir yapının (örneğin Batı medeniyetinin, bir üniversitenin veya büyük bir şirketin) kendisini ayakta tutan temel direkleri (liyakat, ifade özgürlüğü, yasal düzen), sırf "kimseyi incitmemek" veya "tarihsel mağduriyetleri telafi etmek" adına feda etmesi bu kapsamda değerlendirilir. 3. Elon Musk ve Bill Ackman’ın Eleştiri OdaklarıBu iki ismin "intiharvari empati" kavramını destekleme ve yayma nedenleri, özellikle son yıllarda batı dünyasında yükselen bazı kültürel akımlara verdikleri tepkide gizlidir: A. Liyakat vs. DEI (Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık)Bill Ackman (ünlü hedge fon yöneticisi) ve Elon Musk, şirketlerde ve üniversitelerde uygulanan DEI (Diversity, Equity, Inclusion) politikalarının kontrolden çıktığını savunuyor. Onlara göre: Mağdur gruplara empati göstererek onları kayırma çabası, liyakat (meritokrasi) sistemini öldürüyor. Bir cerrahın, bir pilotun veya bir roket mühendisinin yetkinliğine bakılmaksızın, sırf "temsiliyet" adına seçilmesi toplumsal bir intihardır. B. İfade Özgürlüğü ve "Uyanış" (Woke) KültürüMusk, Twitter'ı (X) satın alma motivasyonunu sık sık "woke zihin virüsü" ile mücadele etmek olarak tanımladı. İntiharvari empati felsefesi burada devreye girer: İnsanların "incinmesini" önlemek için getirilen aşırı duyarlılık ve sansür mekanizmaları, en temel batı değeri olan ifade özgürlüğünü yok etmektedir. Toplum, azınlıkların hislerine aşırı empati gösterirken, gerçeğin kendisini sansürlemekte ve kendi entelektüel intiharını hazırlamaktadır. C. Güvenlik ve Sınır PolitikalarıBatı ülkelerindeki kontrolsüz göçmen politikaları da bu felsefenin eleştiri okları arasındadır. İnsani bir empatiyle sınırları tamamen açmanın, uzun vadede o ülkenin kültürel, ekonomik ve güvenlik altyapısını çökerteceği; yani "başkasına yardım edeyim derken kendini yok etme" (intiharvari) eylemi olduğu iddia edilir. 4. Felsefi Arka Plan: "Hoşgörü Paradoksu"İntiharvari empati kavramı aslında felsefede yeni değildir. Ünlü filozof Karl Popper’ın "Hoşgörü Paradoksu" (Paradox of Tolerance) düşüncesiyle birebir örtüşür. Popper şöyle der: “Eğer bir toplum sınırsız hoşgörüye sahipse, en sonunda hoşgörüsüzler tarafından yok edilir.” İntiharvari empati felsefesi de bunu empati üzerinden kurar: Eğer bir sistem, kendisini yok etmek isteyen veya sistemin kurallarına uymayan odaklara karşı sınırsız empati gösterirse, o sistemin çöküşü kaçınılmazdır. 5. Kavramın Eleştirisi: Gerçekten Empati mi, Yoksa Bahane mi?Musk ve Ackman tarafından savunulan bu felsefe, geniş kitleler bulduğu kadar sert eleştirilere de maruz kalmaktadır. Muhalif düşünürlere göre bu terim: Güç sahiplerinin savunma mekanizması: Statükoyu korumak, azınlıkların hak arayışlarını baskılamak ve sosyal adaletsizliği rasyonalize etmek için uydurulmuş entelektüel bir kılıftır. Empatinin yanlış tanımlanması: Empati, bir kurallar sistemini yok etmek anlamına gelmez. Gerçek empati, sistemin herkes için daha adil çalışmasını sağlamaktır. Bu kavramın "intihar" ile bağdaştırılması, rasyonel reform taleplerini şeytanlaştırmaktır. Sonuç"Aşırı empati" bireysel düzeyde insanı tükenmişliğe sürükleyen psikolojik bir gerçeklikken; Elon Musk ve Bill Ackman gibi isimlerin bayraktarlığını yaptığı "intiharvari empati" bu durumu toplumsal, kurumsal ve siyasal bir düzleme taşır. Bu yeni felsefi akım, modern dünyaya şu soruyu sormaktadır: "Başkalarının acılarını dindirmeye ve onları memnun etmeye çalışırken, bizi biz yapan ve ayakta tutan temel değerleri (bilim, rasyonalite, liyakat, özgürlük) kurban mı ediyoruz?" Tartışma, önümüzdeki yıllarda da yapay zeka yönetiminden devlet politikalarına kadar geniş bir alanda insanlığın yönünü tayin etmeye devam edecek gibi görünüyor.
-
Amerika'da Ne Oluyor - Güncel / Politik Haberler
ABD ortalama benzin fiyatı, Trump döneminde yeniden rekor seviyeye fırladı ABD genelindeki ortalama benzin fiyatı Çarşamba günü, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak saldırıları başlatmasından önceki dönem olan Şubat ayı sonundan bu yana yaklaşık 1,60 dolar artarak, galon başına 4,55 dolara yükseldi. Bu rakam, Orta Doğu'daki savaşın başlamasından bu yana görülen en yüksek fiyat ve Başkan Donald Trump'ın ikinci görev dönemindeki en yüksek seviye olan, 7 Mayıs'ta kaydedilen 4,56 dolarlık ulusal ortalamaya giderek yaklaşıyor. Eğer galon başına 4,55 dolar halihazırda çok yüksek bir meblağ gibi geliyorsa, bazı Amerikalıların durumunun çok daha kötü olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Amerikan Otomobil Birliği'nin (AAA) en son verilerine göre, Çarşamba günü depolarını doldurmak için en yüksek fiyatı Kaliforniya'daki sürücüler ödüyor; eyalet genelinde normal benzin için ortalama fiyat galon başına 6,14 dolar seviyesinde—ki bu rakam, Şubat ayı sonunda galon başına yaklaşık 4,45 dolardı. Hawaii, Illinois, Nevada, Oregon ve Washington dahil olmak üzere diğer beş eyalette ise, eyalet genelindeki ortalama fiyat 5 dolar sınırının üzerindeydi. En düşük fiyat, sürücülerin bir galon normal benzin için eyalet genelinde ortalama 4,01 dolar ödediği Georgia'da bulunuyor. Ancak orada bile, pompa fiyatları İran savaşının başlamasından önceki döneme kıyasla çok daha yüksek; Şubat ayı sonunda eyalet ortalaması galon başına yaklaşık 2,75 dolardı. Ham petrolün küresel üretimi ve tedarikindeki aksamaların enerji maliyetlerini dünya genelinde yukarı çekmesi nedeniyle, son birkaç aydır yaşanan benzin fiyatı artışlarından hiçbir eyalet nasibini almadı. Amerikalılar için bu artışlar, benzin pompalarının başında ciddi bir maddi sıkıntıya yol açıyor. GasBuddy Petrol Analizleri Başkanı Patrick De Haan, Salı günü X platformunda yaptığı paylaşımda, "Amerikalılar, savaş öncesi fiyatlara kıyasla, sadece bugün benzine [yaklaşık] 590 milyon dolar daha fazla harcayacak," diye yazdı. "Kümülatif olarak bakıldığında, Boğaz'ın kapalı kaldığı [yaklaşık] 79 gün boyunca Amerikalılar, sadece benzine [civarında] 33 milyar dolar daha fazla harcamış oldu." Benzin Fiyatları Neden Yükseliyor? İran savaşı, Orta Doğu genelinde petrol üretimi ve sevkiyatında ciddi aksamalara yol açtı; bu aksamaların en önemlisi ise, Şubat ayı sonundan bu yana Hürmüz Boğazı üzerinde kurulan fiili abluka durumudur. Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne ve Arap Denizi'ne bağlayan dar bir su yolu olan bu boğaz, normal şartlarda dünya petrolünün ve sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) beşte birini taşımaktadır. ABD ve İsrail'in İran'ı bombalayarak mevcut çatışmayı başlatmasından bu yana —Trump'ın İran'a fiili ablukayı sonlandırması yönündeki çağrılarına rağmen— boğazdaki trafik neredeyse tamamen durma noktasına gelmiştir. Orta Doğu'daki petrol üretimi ve arzında yaşanan bu aksama, küresel ham petrol fiyatlarının hızla fırlamasına neden oldu. Trading Economics verilerine göre, Çarşamba günü Brent ham petrolünün varil fiyatı 109,32 dolar seviyesindeydi; bu rakam bir önceki güne kıyasla yüzde 1,77'lik bir düşüşü temsil etse de, Şubat ayı sonlarında bildirilen yaklaşık 73 dolarlık varil ortalamasına kıyasla hâlâ dramatik derecede yüksek bir seviyeyi ifade ediyor. Ham petrol fiyatlarındaki artışlar, buna paralel olarak dünya genelinde ve hatta dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasına rağmen ABD'de de benzin fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Fiyatların Daha Fazla Tırmanmasını Ne Durduracak? Uzmanlar, benzin fiyatlarının ancak Washington ve Tahran bir anlaşmaya varabildiğinde ve Hürmüz Boğazı'ndaki trafik yeniden başladığında düşüşe geçeceği konusunda genel bir görüş birliği içindeler. Trump, çatışmanın geleceğine dair çelişkili mesajlar vermekte. Salı günü yaptığı açıklamada Trump, İran ile savaşın "çok hızlı bir şekilde" sona erebileceğini, zira İranlıların "bir anlaşma yapmayı çok şiddetli bir şekilde istediklerini" iddia etti. Trump, "Bu gerçekleşecek ve hem de çok hızlı gerçekleşecek. Petrol fiyatlarının çakıldığını göreceksiniz; fiyatlar aşağı inecek," diye ekledi. Ancak aynı gün Başkan, müzakerelerin başarısız olması durumunda Washington'ın önümüzdeki günlerde saldırılara yeniden başlayabileceği uyarısında da bulundu. O gün, yeni bir saldırı dalgasını iptal ettiğini belirten Trump, durumu şöyle açıkladı: "Bugün saldırı emrini vermeye karar vermekten sadece bir saat uzaktaydım." Kongre Yükü Hafifletmeye Çalışıyor Bu arada yasa yapıcılar, artan fiyatlar nedeniyle zorluk yaşayan sürücülere acil rahatlama sağlayacak tedbirleri yasalaştırmaya çalışıyor. Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçiler geçen hafta, "Kurşunsuz 88" olarak da bilinen ve yüzde 15 oranında etanol ile harmanlanmış bir benzin türü olan E15'in, ülke genelinde yıl boyunca satışına izin verecek bir yasa tasarısını kabul etti. Bu ürün, hava kirliliği endişeleri nedeniyle rafineriler ve perakendeciler tarafından normal şartlarda ülkenin yaklaşık yarısında, yaz ayları boyunca satılamamaktadır. E15, genellikle E10'dan daha ucuzdur. EPA'nın 2024 tarihli bir tahminine göre, E15 karışımı o dönemde E10'dan galon başına yaklaşık 0,25 dolar daha ucuzdu. Yenilenebilir Yakıtlar Birliği, E15 fiyatının genellikle E10 fiyatından yüzde 5 ila 10 oranında daha düşük olduğunu tahmin etmektedir. Ancak tasarının geleceği belirsizdir; zira tasarının bir filibuster engelini aşıp Trump'ın masasına gönderilebilmesi için 60 oya ihtiyacı bulunmaktadır. Kaynak: NW
-
En Son Erkek Basketbol Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
NBA yıldızı Alperen Şengün'ün, önemli Avrupa basketbol figürlerinin yanı sıra Atina'daki EuroLeague Final Four'a katılması bekleniyor. Dört seçkin takım ve birçok önemli basketbol ismi, etkinliğin öne çıkan unsurlarını oluşturuyor:
-
Psikoloji Hakkında En Son Haberler...
- "Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür?
Elon Musk ve Bill Ackman tarafından desteklenen yeni bir felsefe olan "intiharvari empati" nedir? "Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür? Bu, Kanadalı bir pazarlama profesörü ve liberal politikaların sıkı bir eleştirmeni olan Gad Saad'ın yeni kitabının yayımlanmasının ardından, dünyanın en zengin insanlarından bazılarının desteğini kazanan bir teori olarak öne çıkıyor. Saad, Suicidal Empati: Dying To Be Kind (İntiharvari Empati: Nazik Olmak Uğruna Ölmek) adlı kitabında, "Bir toplum, hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçirmekten ziyade, sonsuz hoşgörü ve empati sergilemeye daha fazla önem verdiğinde ölür," tezini savunuyor. Saad'ın fikirleri; intiharvari empatinin "medeniyeti sona erdireceğini" ifade eden önde gelen milyarderler Bill Ackman ve Elon Musk'tan sıkça övgü topladı. Bu terim aynı zamanda, Saad'ın kitabında "hızlı bir çöküş içinde" olarak nitelendirdiği Batı medeniyetinin korunmasıyla da ilişkilendiriliyor; bu kapsamda Biden ve Trudeau dönemindeki açık sınır göç politikalarından DEI (Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık) eğitimlerine, suça karşı yumuşak politikalardan transseksüel aktivizmine ve Kanada'nın evrensel sağlık sistemine kadar pek çok konu ele alınıyor. Peki, intiharvari empati tam olarak nedir? Saad'ın kitabına göre empati, "yanlış yönlendirildiğinde" intiharvari bir nitelik kazanıyor. Saad, bu durumun özellikle ilerici liberal ideolojileri benimseyen ve kendi vatandaşlarından ziyade yabancılara karşı nezaket göstermeye meyilli kişiler arasında yaygın olduğunu savunuyor. Saad, genel anlamda empatiye karşı olmadığını açıkça belirtiyor. Saad, Joe Rogan'ın podcast yayınına katıldığı yakın tarihli bir programda, "Empatinin kötü bir şey olduğunu söylemiyorum. Aslında empati, sahip olunması gereken çok önemli bir erdemdir," dedi. "Hayattaki pek çok şeyde olduğu gibi, empatideki sorun da, bu duygunun ya çok az ya da çok fazla olması durumunda ortaya çıkıyor." Saad, intiharvari empati konusunu sosyal psikolojik bir perspektiften incelemediğini; zira empati üzerine yazılmış akademik literatürün, "bizim mevcut incelememiz açısından gereksiz olan bazı ince ayrımlar içerdiğini" ifade etti. Bunun yerine Saad, intiharvari empatinin; Batı'nın ırkçılık ve sömürgecilik konusunda suçlu olduğuna inanan Batılı yönetici sınıf tarafından beslenip sürdürüldüğünü savunmak için anekdot niteliğindeki örneklerden yararlandı. Saad, kitabında, "Sözde varoluşsal ayrıcalıklarını kabul edip bu ayrıcalığı içeriden çökertmek suretiyle, sahip oldukları o 'hak edilmemiş' avantajın kefaretini ödemeye çalışıyorlar," diye yazıyor. Saad ayrıca, kadınların intiharvari empatiye karşı özellikle yatkın olduklarını; bu eğilimin, kadınları tehlikelerden korumaya çalışan erkeklerin "cinsiyetçi" veya "toksik erkekliğin pençesindeki kişiler" olarak yaftalanmasına yol açabileceğini öne sürüyor. Kitabın büyük bir bölümünü, özellikle Müslüman göçmenleri kucaklayan ABD, Kanada ve Avrupa'daki göçmen dostu politikalara, intiharvari empatinin başlıca örnekleri olarak ayırıyor. İngiltere'de Müslüman şüphelilerin genç beyaz kızları istismar ettiği birkaç ceza davasını örnek gösteriyor; bu davalar, daha sıkı göçmenlik önlemleri için baskı yapan önde gelen muhafazakar figürler arasında yaygın olarak dile getirilen söylemler. Saad, "Batı'ya diyorum ki, mirasınızla gurur duyun ve onu her ne pahasına olursa olsun, ilan edilmiş düşmanlarından koruyun," diyor. Peki, intiharvari empatiye çözüm önerisi nedir? Saad'a göre, Batı "empati temelli dopamin patlamalarını" aktif olarak reddetmeli ve "empatiye dayalı tarafsız" olmaktan vazgeçmelidir. Saad, "Gerçeğin inatla savunulmasından daha varoluşsal olarak empatik bir şey yoktur," diye yazıyor. Saad ayrıca, insanların karşılıksız bir şey istemek yerine karşılıklılık talep etmeye başlamaları gerektiğini savunuyor ve ABD ile Kanada hükümetlerinin Afrika ülkelerine gönderdiği dış yardımı intiharvari empati örneği olarak gösteriyor. Ayrıca, Musk'ın Hükümet Verimliliği Departmanı'nı (DOGE) "nefes kesici miktarda yolsuzluk, israf ve sahtekarlığı" ortadan kaldırdığı için övüyor. TIME, Saad'dan yorum almak için iletişime geçti. Elon Musk ve diğer milyarderler teoriyi destekliyor "İntiharvari empati" terimi, Amerikan sağında ve Elon Musk, Marc Andreessen ve Bill Ackman gibi milyarderler arasında giderek daha fazla ilgi görüyor. Özellikle Musk, Saad'ın fikirlerinin uzun süredir destekçisi. Mart 2024'te, Musk'ın America Super PAC'ı kurmasından ve Trump'ı kamuoyu önünde desteklemesinden aylar önce, Saad, Piers Morgan'ın programında Musk ile düzenli olarak sohbet eden "iyi arkadaşlar" olduklarını söylemişti. X platformunda Musk, Saad'ın intihar empatisi fikrini defalarca yeniden paylaştı ve onayladı. Ayrıca toplumda ihtiyaç duyulan empati türü hakkında da görüşlerini dile getirdi. Ekim 2024'te Tucker Carlson ile yaptığı bir röportajda Musk, "sığ empati" ve "derin empati" kavramlarını tanıttı. Musk, "Gördüğüm şey, sığ empati dediğim şey. İnsanlar suçlulara empati duyuyor, ancak suçluların kurbanlarına empati duymuyorlar," dedi. "Bence derin empatiye sahip olmalı ve 'toplum için daha büyük iyilik nedir?' diye sormalıyız." DOGE'nin eski başkanı olarak Musk; dış yardım programlarını ve girişimlerini önemli ölçüde kısıtlamış, aynı zamanda ABD'deki afet yardımı ve doğal felaketlere hazırlık çalışmalarına destek veren yüzlerce FEMA çalışanını işten çıkarmıştır. Bu adımlarıyla Musk, federal hükümetin hem yurt içinde hem de yurt dışında insani krizlere müdahale etme kabiliyetini sekteye uğratmıştır. Gad Saad kimdir? Saad, Lübnan'da doğmuş ve çocuk yaşta Kanada'ya göç etmiş Yahudi bir göçmendir. Concordia Üniversitesi'nde pazarlama profesörü olarak görev yapan Saad; yönetim alanında yüksek lisans, pazarlama alanında ise Cornell Üniversitesi'nden doktora derecesine sahiptir. 2020 yılında Saad; uzmanlık alanı olan evrimsel psikolojiden ayrılarak, sağcı medyanın dikkatini çekmeye başladı. Bu dönemde yayımladığı The Parasitic Mind (Parazit Zihin) adlı kitapta; "iptal kültürü" ve "siyasi doğruculuk" gibi bazı "zararlı fikirlerin" toplum içinde parazitler gibi yayıldığını ve sağlıklı bir toplumun, fikirler üzerine açık tartışmaya olanak tanıması gerektiğini savundu. Muhafazakâr yayın organlarının sıkça ağırladığı bir konuk olan Saad; kendi kavramsal çerçevesinin, sağcı şahsiyetlerin odaklandığı daha geniş kapsamlı kültürel meselelere nasıl uygulandığı üzerine de kapsamlı değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu meseleler arasında; kendisinin "erkekliğe yönelik bir saldırı" olarak gördüğü gelişmeler ve 7 Ekim'de Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırının ardından artış gösteren antisemitizm yer almaktadır. Kaynak: T- UZAYDA ASIRLIK DEVRİM: ELON MUSK GÖZÜNÜ BORSAYA DİKTİ, SPACEX HALKA ARZ İÇİN DÜĞMEYE BASTI!
SpaceX trilyonlarca dolar değerinde olacak; ancak bunu mümkün kılan uzay istasyonu —eğer onu heba etmezsek— çok daha büyük bir değere sahip. SpaceX'in, 2 trilyon dolarlık bir değerlemeyle halka açık piyasalara adım atması bekleniyor. Bu rakam, herhangi bir şirket için olağanüstü bir büyüklük teşkil ediyor; ancak bir uzay tutkunu, uzay yatırımcısı ve uzay girişimcisi olan benim için, bu sayı aynı zamanda SpaceX'in kuruluş öyküsüyle —yani şirketin pazara nüfuz etmesini sağlayan o "giriş noktası" (wedge) ile— esrarengiz bir bağ taşıyor. Bu giriş noktası, Uluslararası Uzay İstasyonu'dur (ISS). İnsanlık tarihinin en pahalı ve en iddialı mühendislik projesi olan ISS; SpaceX'in 2012 yılında kargo, 2020 yılında ise insan taşımaya başladığı yerdir. Çeyrek asrı aşkın bir süredir —önceleri SpaceX henüz yokken, şimdiyse SpaceX sayesinde— ISS; bilimin, diplomasinin ve azmin bir zaferi olmuştur. Ancak ISS'in yörüngeden çıkarılma süreci yaklaşırken; istasyonun bünyesinde ve uzay endüstrisinin eskimiş ekonomik modelinde şu an atıl durumda bekleyen, trilyonlarca dolarlık potansiyel değeri kaybetme gibi çok gerçek bir riskle karşı karşıyayız. Yaklaşık 250 milyar dolarlık vergi mükellefi yatırımıyla —150 milyarı inşaat, yıllık 4 milyarı ise bakım giderleri için harcanmıştır— ISS, muazzam bir bilimsel ve teknolojik değer yaratmıştır. Ne var ki, aynı sermaye aynı zaman dilimi içinde S&P 500 endeksine yatırılmış olsaydı, bugünkü değeri 2 trilyon doları aşmış olacaktı ki bu rakam —ironik bir tesadüfle— SpaceX için öngörülen piyasa değerine tam olarak denk gelmektedir. Bu karşılaştırmanın amacı, bilimsel keşiflerin soyut değerini küçümsemek değil; aksine, hâlâ değerlendirilmeyi bekleyen o devasa ekonomik fırsatı gözler önüne sermektir. Soruyu farklı bir perspektiften ele aldığımızda; ISS'in, bir "değer transfer mekanizmasına" —yani yatırımımızın getirisini nakde çevirmemizi sağlayacak bir ekonomik köprüye— ihtiyaç duyan, olağanüstü bir finansal varlık olduğunu görürüz. ISS'in mevcut operasyonel yaklaşımının; uluslararası iş birliği ve diplomasinin bir meşalesi işlevi görmüş olan, Soğuk Savaş dönemine ait bir çerçeveye dayandığını kavramak büyük önem taşımaktadır. Zira bu çerçeve, SpaceX'in öğrenmesine, inşa etmesine, süreçlerini yineleyerek geliştirmesine ve bu yapıdan kayda değer bir değer elde etmesine olanak tanımıştır. Hükümetler arası anlaşmalarla yönetilen ISS; NASA'nın ortak kurumlarından (Avrupa, Japonya, Kanada ve Rusya'daki kurumlar) gelen ayni katkılar karşılığında —yani istasyonun kaynaklarını kullanma hakkı karşılığında— işlevini sürdürmektedir. Bu, genellikle malların ve hizmetlerin doğrudan parasal transfer olmadan, ticari işlemlerin siyasi karmaşıklıklarından kaçınılarak takas edildiği bir “takas sistemi” olarak adlandırılır. “Takas” algısına rağmen, ISS parasal bir sistem olarak işliyor. Yörüngeye gönderilen her kilogram kütle, her kilovat-saat güç, her mürettebat saati titizlikle değerlendiriliyor ve kayıt altına alınıyor. Bunlar bir uzay ekonomisinin temel emtialarıdır. Bir astronotun araştırma zamanının bir laboratuvarın güç kaynağıyla takas edilmesi, aslında bir işlemdir. Mevcut sistem, işlemlerin kaydedildiği, ancak değer birimlerinin ISS çerçevesinin dışında transfer edilebilirlik ve likiditeye sahip olmadığı, defter tabanlı bir ekonomidir. Olağanüstü üretken kapasiteye sahip bir makine inşa ederken, bilim ve mühendislik toplulukları istemeden kapalı bir parasal sistem yarattılar. ISS'yi parasal bir işletme olarak sınıflandırmayarak, muazzam miktarda işletme değeri gizli kalıyor ve daha geniş pazara erişilemez durumda kalıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (ISS) değeri sadece inşaat maliyetlerinden ibaret değil; değeri, üretilen fikri mülkiyet ve veriler, teknolojik gelişmeler ve altyapı, insan sermayesi ve uzmanlık ve gelecekteki alçak Dünya yörüngesi (LEO) faaliyetleri için gelişen pazardan kaynaklanıyor. Ancak mevcut takas modeli altında, bunların hiçbiri fiyatlandırılamaz, alınıp satılamaz veya yeniden yatırım yapılamaz. Ekonomik getiri üretmek üzere tasarlanmamış kapalı bir sistemin içinde kilitli kalıyor. Uzaydaki bir sonraki büyük atılım, iş modeli inovasyonu yoluyla gerçekleştirilecek. Bir sonraki büyük zorluk, ISS'nin yeni ortaya çıkan, emtia tabanlı ekonomik modelini modern, güvene dayalı küresel finans sistemiyle birleştiren finansal köprüyü inşa etmektir. Bu köprü, yörünge emtialarının (güç, mürettebat zamanı, hacim ve kütle) içsel değerini değiştirilebilir, alınıp satılabilir varlıklara dönüştüren şeffaf, piyasa tabanlı bir mekanizma olacaktır. Bu yaklaşımın güzelliği, siyasi olarak karmaşık ikili finansman görüşmelerinden kaçınması ve bunun yerine piyasanın kaynakların en verimli kullanımını belirlemesine izin vermesidir. Kaynak fazlalıkları anında paraya dönüştürülebilir ve yenilikçi yükler taşıyan yeni girişimler, yıllarca süren devlet bürokrasisine gerek kalmadan faaliyet gösterebilir. Esasen, paranın uzay ekonomisinde, Dünya üzerindeki diğer tüm işleyen piyasalarda olduğu gibi akması gerekiyor. SpaceX halka arzına hazırlanırken ve yeni ufukları keşfetmek için fiziksel rayları inşa ederken, NASA da Uluslararası Uzay İstasyonu'nu (ISS) yörüngeden çıkarmaya hazırlanırken, insanlığın bir sonraki genişlemesi için pazar altyapısını tasarlamak için nadir bir fırsatımız var. Bu pazar altyapısı olmadan, uzay ekonomisi sıfırdan başlar. ISS'nin sonu, varlıkların gömülmesi olmamalı; insanlığın gezegen dışındaki geleceği için başarılı bir sermaye artışı olmalıdır; bu, hiçbir ülke, şirket veya bireyin tek başına başaramayacağı bir başarıdır. Kaynak: Fortune- Yapay Zeka Hakkında En Son Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
Anthropic’in son transferi, Tesla’da yapay zeka birimine liderlik etmiş, OpenAI’da çalışmış ve Elon Musk’tan büyük övgü almış bir isim Tesla’nın eski yapay zeka başkanı Andrej Karpathy, Anthropic’e katılıyor; bu sırada eski patronu Elon Musk ise SpaceX’i bu yapay zeka girişimiyle daha sıkı bir şekilde ilişkilendiriyor. OpenAI’ın kurucu ekibinin de bir üyesi olan Karpathy, Salı günü yaptığı açıklamada, “Büyük Dil Modellerinin (LLM) sınırındaki önümüzdeki birkaç yılın, özellikle şekillendirici bir dönem olacağını düşünüyorum,” dedi. “Buradaki ekibe katılmaktan ve [araştırma ve geliştirme] çalışmalarına geri dönmekten büyük heyecan duyuyorum.” Anthropic’in aktardığına göre Karpathy, Claude büyük dil modeline temel bilgi ve yeteneklerini kazandıran büyük ölçekli eğitim süreçlerinden sorumlu olan Nick Joseph’in ön eğitim ekibine katıldı. Karpathy, Claude’u kullanarak ön eğitim araştırmalarını hızlandırmaya odaklanan bir ekip kuracak. OpenAI’da çalıştığı dönemde Karpathy; üretken yapay zeka modellerine yönelik derin öğrenme ve derin pekiştirmeli öğrenme konularında çalışmalar yürütmüştü. Haziran 2017’de, elektrikli araç şirketinin Autopilot sürücü destek özelliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmak üzere, Tesla CEO’su ve OpenAI kurucu ortağı Elon Musk tarafından işe alındı. Musk’ın OpenAI’a karşı açtığı son davanın bir parçası olarak kamuya açıklanan e-posta yazışmalarına göre Musk, o dönemde Karpathy’yi bilgisayarlı görü (computer vision) alanında dünyadaki “tartışmasız 2 numaralı isim” olarak nitelendirmişti. Tesla’da bilgisayarlı görü ekibine liderlik etmenin yanı sıra Karpathy, kısa bir süre Tesla’nın Optimus insansı robot programı üzerinde de çalıştı. Daha fazlası: Anthropic ve OpenAI, yapay zeka kullanımını yaygınlaştırma çabalarında Palantir’in stratejisini izliyor Karpathy, Autopilot biriminde işten çıkarmaların yaşanmasından kısa bir süre sonrasına, yani 2022 yılına kadar Tesla’da görev yapmaya devam etti. Daha sonra kısa bir dönem için OpenAI’a geri döndü ve ardından Eureka Labs adında bir yapay zeka eğitim girişimi kurdu. Salı günü yaptığı açıklamada Karpathy, eğitim alanındaki çalışmalarına “zamanı geldiğinde” yeniden başlamayı planladığını belirtti; ancak bu konuda ek ayrıntı vermedi. Karpathy’nin Anthropic’e geçişi, Musk’ın şirketi SpaceX’in, Anthropic’in yapay zeka laboratuvarlarına Tennessee’deki Colossus 1 veri merkezinden bilgi işlem gücü sağlama konusunda bir anlaşma duyurmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti. Anthropic ayrıca, “birden fazla gigavatlık yörünge tabanlı yapay zeka bilgi işlem kapasitesi geliştirmek” amacıyla SpaceX ile iş birliği yapmaya ilgi duyduğunu ifade etti. Bu anlaşma, daha önce Anthropic’in yapay zekâsının ırkçı olduğunu iddia eden ve şirketi ikiyüzlülükle suçlayan Musk’ın fikirlerinde bir değişikliğe işaret etti. Musk bu ay yaptığı açıklamada, artık Claude sohbet robotunun “muhtemelen iyi olacağını” düşündüğünü ve Anthropic’te tanıştığı hiç kimsenin “kötülük dedektörünü” harekete geçirmediğini belirtti. Yakın zamanda 380 milyar dolar değer biçilen Anthropic, Pazartesi günü, popüler geliştirici araçları girişimi Stainless’ı satın aldığını duyurdu. Salı günü ise Anthropic, danışmanlık firmasının 276.000’den fazla çalışanına Claude’a erişim imkânı tanıyan, KPMG ile yapılan bir “küresel ittifakı” açıkladı. Hem Anthropic hem de SpaceX’in, OpenAI ile birlikte, yakın gelecekte halka arz süreçlerini başlatmaları bekleniyor. SpaceX’in, halka arz başvurusu için gerekli evrakları bu hafta gibi kısa bir süre içinde sunması öngörülüyor. Kaynak: MW- En İyi Mutfak İpuçları
- Yıllardır Yanlış Yapıyormuşuz! Gıda Bilimcisi Açıkladı: Patates Soymadan Önce ASLA Bunu Yapmayı Unutmayın!
Yıllardır Yanlış Yapıyormuşuz! Gıda Bilimcisi Açıkladı: Patates Soymadan Önce ASLA Bunu Yapmayı Unutmayın! Bir gıda bilimcisine göre, patatesleri soymadan önce her zaman yapmanız gereken ilk şey Birçoğumuz, madem patatesleri zaten soyuyoruz, yıkama işlemini atlamayı hiç düşünmeden yaparız. Madem dıştaki pürüzlü katman çıkarılıyor, o zaman kirler de onunla birlikte gidiyor demektir; öyle değil mi? Pek sayılmaz. Kayıtlı diyetisyen ve gıda bilimcisi uzman'a göre, bu mantık tam tersine işliyor. Soyacak, kabuğu kesip geçerken kir ve bakterileri patatesin dışından içine doğru taşıyan bir tür yürüyen bant gibi davranır. Dolayısıyla, patatesin temiz kalmasını sağlayan asıl şey, onu önceden yıkamaktır. Patateslerinizi Soymadan Önce Neden Her Zaman Yıkamalısınız? Patatesler, tüm büyüme süreçlerini yer altında, toprakla doğrudan temas halinde geçirirler; üstelik bu toprak, sadece basit bir kir yığını değildir. Toprak; salmonella ve E. coli gibi bakterilerin yanı sıra, Clostridium botulinum sporlarını da taşıyabilir. Yıkanmamış bir patatesin üzerinde soyacak veya küçük bir mutfak bıçağı gezdirdiğinizde, bıçağın ağzı bir transfer mekanizması görevi görür. Uzman, "Ürünler soyulduğunda veya kesildiğinde, yüzeydeki kir ve bakteriler ürünün içine doğru taşınır; işte bu yüzden, kabuğunu yemeye hiç niyetiniz olmasa bile, ürünü önceden yıkamak büyük önem taşır," diye açıklıyor. Kavunun kabuğunu yemiyor olsanız bile, dilimlemeden önce onu yıkamanızın tavsiye edilmesinin ardındaki neden de tam olarak budur. Peki, sağlıklı bir yetişkin, yıkanmamış bir patatesi soyup yedikten sonra kendini hastanede bulur mu? Bu son derece düşük bir ihtimaldir. Uzman; botulizm toksini gibi maddelerin oluşması için gereken (düşük oksijen, düşük asidite ve oda sıcaklığı gibi) koşulların, gündelik ev yemekleri hazırlığı sırasında aynı anda bir araya gelmesinin oldukça nadir görülen bir durum olduğunu belirtiyor. Ancak bu koşullar yine de bir araya gelebilir; tıpkı "artakalan patates salatasının gereğinden uzun süre bekletildiği" durumlarda yaşanabileceği gibi. Dolayısıyla risk sıfır değildir; ayrıca küçük çocuklar, yaşlılar ve hamile bireyler gibi bağışıklık sistemi daha zayıf olan kişiler için bu risk hâlâ gerçekliğini korumaktadır. Patatesler Nasıl Doğru Şekilde Yıkanır? ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA), patates gibi sert yapılı ürünlerin yıkanmasına yönelik tavsiyesi oldukça basittir: Sadece akan su ve temiz bir sebze fırçası kullanmak. Uzmanın açıklamasına göre, ürünün üzerinden şöyle bir su geçirmek (pasif durulama), "toprağın asıl saklandığı yerler olan gözlere, çukurcuklara ve kıvrımlara" nüfuz etmeye yetmez; bu nedenle söz konusu bölgelere özellikle dikkat etmek büyük önem taşır. Uzman ayrıca, sabun ve ev tipi deterjanların ürünler tarafından emilebileceği ve bu kalıntıların yutulmasının başlı başına sorunlara yol açabileceği yönündeki FDA görüşüne atıfta bulunarak, bulaşık deterjanına veya özel ürün yıkama sıvılarına başvurulmaması konusunda uyarıyor. İhtiyacınız olan tek şey, sade akan su ve temiz bir fırçadır. Yıkama işleminden sonra, patatesi soymaya başlamadan önce temiz bir bez veya kağıt havluyla kurulayın. Kurulama işlemi, yüzeydeki bakterileri daha da azaltır ve patatesin daha kolay kavranmasını sağlar. Yıkama işlemi en önemli adımdır; ancak en iyi sonucu, genel olarak düzenli ve titiz bir hazırlık rutininin parçası olarak uygulandığında verir. Temiz bir bıçak ve kesme tahtası, çoğumuzun fark ettiğinden çok daha büyük bir öneme sahiptir. Uygun şekilde yıkanmış olsa bile, kirli bir bıçak ağzı veya kesme tahtası, bakterilerin ürüne yeniden bulaşmasına neden olabilir. Örneğin; "lavabonuzda duran kontamine bir kabuk parçası, üzerinde toprak bakterileri bulunan bir bıçağın kesme tahtanıza teması veya kirli bir patatese dokunduktan hemen sonra salata kasesine uzanan eller" —tüm bunlar çapraz bulaşmaya zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, işe başlamadan önce ve işlemi tamamladıktan sonra her şeyin temiz olduğundan emin olmak büyük önem taşır. Hafta içi akşam yemeklerini yetiştirme telaşı içindeyken, bazı adımları atlamak kolaydır. Ancak soyucuya uzanmadan hemen önce yapılacak kısa bir fırçalama işlemi, tabağınızda neyin yer alacağını belirleme noktasında kayda değer bir fark yaratabilir. Kaynak: SR- Nasıl İş Bulabilirim Hakkında Genel Bilgiler
Zuckerberg, Meta'daki işten çıkarmaların 'ağırlığını' hissettiğini söylüyor Meta, kurucu ortak ve CEO Mark Zuckerberg'in kaynakları iddialı bir yapay zeka gündemine yönlendirme çabaları kapsamında, Çarşamba günü itibarıyla küresel iş gücünün yaklaşık yüzde 10'una tekabül eden 8.000 civarında çalışanı işten çıkarmaya başladı. Bloomberg'in haberine göre, bildirimler sabahın erken saatlerinde gönderilmeye başlandı; Singapur merkezli çalışanlar, durumdan haberdar edilen ilk gruplar arasında yer aldı. Bu kesintilere ek olarak Meta, Nisan ayında 6.000 kişiyi işe alma planlarını iptal edeceğini ve 7.000 çalışanı da yapay zeka iş akışlarıyla ilgili rollere kaydıracağını duyurmuştu. Business Insider tarafından yayımlanan ve Çarşamba günü personele gönderilen bir notta Zuckerberg, şirketten ayrılan çalışanlara teşekkür etti ve görevde kalanları rahatlatmaya çalıştı. Zuckerberg, "Misyonumuza ve bu şirketin inşasına katkıda bulunmuş insanlara veda etmek her zaman üzücüdür," diye yazdı. "Bunun ağırlığını hissediyorum." Zuckerberg, bu yıl şirket genelinde ek işten çıkarmalar beklemediğini belirtti ve şirketin personelle olan iletişiminde yetersiz kaldığını kabul etti. Şirketin gidişatı konusunda iyimser bir ton kullanan Zuckerberg; Meta'nın "geleceği tanımlamaya yardımcı olabilecek konumdaki az sayıdaki şirketten biri" olduğunu ifade etti ve dünya genelindeki kullanıcılara "kişisel süper zeka" sunma hedefini yineledi. Bu yeniden yapılanma süreci, Zuckerberg'in 2022-2023 dönemindeki ve yaklaşık 21.000 pozisyonun tasfiye edildiği "Verimlilik Yılı" (Year of Efficiency) kampanyasından bu yana, şirket genelinde gerçekleştirilen en büyük işten çıkarma dalgasını oluşturuyor. Bu hamle, Meta'nın yapay zeka altyapısına yönelik harcamalarını dramatik bir şekilde artırdığı bir dönemde gerçekleşiyor. Meta, bu yılki sermaye harcamalarının 125 milyar ila 145 milyar dolar aralığına ulaşacağını öngörüyor; bu rakam, şirketin 2025 yılı için öngördüğü harcama tutarının iki katından daha fazlasına tekabül ediyor. Kaynak: AFP- İran İsrail ve ABD Savaşı / Sorunu - Bütün Detaylarıyla Buraya...
Xi ve Putin 'hain' saldırıları kınadı, ABD'ye İran'la savaşı sonlandırma çağrısı yaptı Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Çarşamba günü Pekin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ağırladı; iki lider, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa "büyük bir aciliyetle" son verilmesi çağrısında bulunan ortak bir bildiri yayımladı. Kremlin'in internet sitesinde yayımlanan ortak bildiride, "Taraflar; ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri saldırılarının uluslararası hukuku ve uluslararası ilişkilerin temel normlarını ihlal ettiği, ayrıca Orta Doğu'daki istikrarı ciddi biçimde zedelediği hususunda mutabıktır," ifadelerine yer verildi. Bildiride ayrıca, "çatışma bölgesinin daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla, çatışan tarafların mümkün olan en kısa sürede diyalog ve müzakere masasına dönmesi gerektiği" vurgulandı; uluslararası topluma ise "tarafsız ve objektif bir tutum sergileme, gerilimin düşürülmesine katkıda bulunma ve uluslararası ilişkilerin temel normlarını hep birlikte savunma" çağrısı yapıldı. Xi'den gelen sert uyarının ardından Trump, Tayvan'a silah satışına dair taahhütte bulunmaktan kaçındı İki lider ayrıca; "başka ülkelere yönelik hain askeri saldırıları, bu tür saldırı hazırlıklarına kılıf oluşturmak amacıyla müzakerelerin ikiyüzlü bir şekilde kullanılmasını, egemen devletlerin liderlerine yönelik suikastları, bu devletlerin iç siyasi istikrarının bozulmasını ve rejim değişikliğinin kışkırtılmasını, son olarak da ulusal liderlerin yargılanmak üzere pervasızca kaçırılmasını" kınadı. ABD ve Avrupalı müttefikleri, uluslararası yaptırımlar ve diplomatik tecrit yoluyla İslam Cumhuriyeti'ni zayıflatmaya çalışırken; Moskova ve Pekin, son yıllarda Tahran'ın en önemli ortakları arasında yer aldı. Rusya'nın 2022'den bu yana Ukrayna'ya yönelik yürüttüğü kapsamlı işgal, Moskova ile Tahran arasındaki askeri ve ekonomik bağların daha da derinleşmesine zemin hazırladı; bu süreçte İran menşeli mühimmatlar —özellikle de İran tasarımı Shahed tipi saldırı dronları— Rusya'nın devam eden askeri harekatında kilit bir rol oynadı. Öte yandan Çin, İran petrolünün en önemli alıcılarından biri olmaya devam ediyor; bazı analistler, Tahran'ın ham petrol ihracatının %90'a varan kısmının Pekin tarafından satın alındığını tahmin ediyor. İran'da son gelişmeler: Tahran, çatışmaların yeniden başlaması halinde 'sürprizler' ve daha geniş çaplı bir savaşla tehdit ediyor Çin, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in ülke genelinde düzenlediği ortak saldırılarla başlayan İran'daki çatışmaların diplomatik yollarla çözüme kavuşturulması için çaba gösteriyor. Pekin yönetimi, Washington ile Tahran arasında —şu ana kadar sonuçsuz kalan— barış görüşmelerinde kilit bir arabulucu rolü üstlenen Pakistan ile yakın koordinasyon içinde hareket ettiğini belirtiyor. Xi ve Putin arasında gerçekleşen görüşmenin ardından, her iki taraf da birbirinin "toprak bütünlüğüne" desteğini dile getirdi. Kremlin'den yapılan açıklamaya göre Putin, Rusya'nın "Tek Çin ilkesine olan bağlılığını yeniden teyit ettiğini ve yalnızca tek bir Çin'in varlığını tanıdığını" belirtti. Putin ayrıca, "Tayvan, Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır ve Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti, tüm Çin'i temsil eden tek meşru hükümettir" ifadelerini kullandı. Açıklamada, Çin'in "Rusya'nın güvenlik, istikrar, ulusal kalkınma, refah, egemenlik ve toprak bütünlüğünün sağlanmasına yönelik çabalarını desteklediği" ve "Rusya'nın iç işlerine dış müdahaleye karşı çıktığı" kaydedildi. Trump, Xi'nin Amerika'nın gerileyişine dair yaptığı "Thukydides Tuzağı" yorumuna yanıt verdi. Kaynak: ABC- En Son Politik Haberler (Türkiye ve Dünyadan)
Carney, Trump’ın BM’deki teleprompter 'komplo teorisiyle' dalga geçti Kanada Başbakanı Mark Carney, Çarşamba günü yaptığı bir konuşmada, geçen sonbahar Birleşmiş Milletler’deki konuşması sırasında teleprompterı arızalanan Başkan Donald Trump’a gönderme yapıyor gibi göründü. Greater Vancouver Ticaret Odası için düzenlenen bir konferansta konuşan Carney’nin kendi teleprompterı da o sırada arızalandı. Tam o anda, bir şaka yapmaya karar verdi. Kalabalığın önünde gülerek, "Sendikalar ve teknik kolejler aracılığıyla işleyen; gerçek zamanlı olarak bir teleprompterı çalıştırma teknik becerisi de dahil olmak üzere çeşitli işleri yapmayı amaçlayan, 6 milyar dolarlık ülke çapında bir çaba bu," dedi. "Olur böyle şeyler, olur böyle şeyler." Carney daha sonra, adını anmadan ABD’li mevkidaşına iğneleyici bir gönderme yapıyor gibi göründü. Sözlerine, "Şu konuya girmeyeceğim... Kimden bahsettiğimi söylemeyeceğim... Biliyor musunuz, bir komplo teorisi hakkında anlatabileceğim bir teleprompter şakası var," diyerek devam etti. Başbakanın bu sözleri, Trump’ın Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma sırasındaki talihsizliğe; yani konuşmaya başladığı anda teleprompterın kapanması olayına atıfta bulunuyor gibi görünüyor. Trump o an sorunu esprili bir dille ele almış ve teleprompter operatörünün "başına büyük iş açılacağını" söylemişti. Trump, konuşmayı "daha çok yürekten" yapabilmek adına, "teleprompter olmadan konuşmaktan rahatsızlık duymadığını" belirtmişti. Teleprompter, bir süre sonra tekrar çalışmaya başlamış ve konuşma metnini yansıtmıştı. Başkan, bu teknik aksaklık ile yürüyen merdiven ve ses sistemiyle ilgili yaşanan diğer iki talihsizlik nedeniyle BM’yi eleştirmiş ve yaşananları "üçlü bir sabotaj" olarak nitelendirmişti. Carney, "komplo teorisi" yorumuyla bu suçlamaya gönderme yapıyor gibiydi. ABD, KANADA İLE OLAN KÖKLÜ SAVUNMA KURULUNDAKİ KATILIMINI ASKIYA ALDI Beyaz Saray ve ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, o dönemde yaşanan olaylarla ilgili soruşturma başlatılması çağrısında bulunmuştu. BM yetkililerinin işbirliği yapma sözü verdiği süreçte, BM’den bağımsız ayrı bir soruşturmayı ise Gizli Servis yürütmüştü. BM, nihayetinde bu teknik aksaklıklardan Trump’ın ekibini sorumlu tuttu; kurumun New York’taki genel merkezinde, başkan için kurulan teleprompterların işletiminin münhasıran Beyaz Saray İletişim Ajansı tarafından sağlandığı sonucuna vardı. Kaynak: WE- İran İsrail ve ABD Savaşı / Sorunu - Bütün Detaylarıyla Buraya...
Trump ve Netanyahu, gergin bir telefon görüşmesinde İran savaşına dair farklı görüşler ortaya koydu Bir ABD'li yetkilinin CNN'e aktardığına göre, ABD Başkanı Donald Trump Salı günü, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile, İran savaşı konusunda nasıl bir yol izleneceğine dair farklı görüşlerini yansıtan gergin bir görüşme gerçekleştirdi. Bu, son günlerde yaptıkları ilk görüşme değildi. Yetkilinin ifadesine göre, iki lider Pazar günü görüştüklerinde Trump, hafta başında İran'a yönelik yeni ve hedefe odaklı saldırılarla ilerleme ihtimalinin yüksek olduğunu paylaşmıştı; bu operasyonun —CNN'in daha önce bildirdiği üzere— yeni bir isim alması bekleniyordu: Balyoz Operasyonu (Operation Sledgehammer). Ancak bu ilk görüşmeden yaklaşık 24 saat sonra Trump, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere Körfez'deki müttefiklerin talebi üzerine, Salı günü için planlandığını belirttiği saldırıları durdurduğunu duyurdu. ABD'li yetkili ve duruma aşina bir kişinin aktardığına göre, o günden bu yana Körfez ülkeleri, diplomatik görüşmeleri ilerletebilecek bir çerçeve üzerinde çalışmak amacıyla Beyaz Saray ve Pakistanlı arabulucularla yakın temas halinde oldu. Trump, Çarşamba sabahı gazetecilere yaptığı açıklamada, bir anlaşma sağlama çabalarına ilişkin olarak, "İran konusunda son aşamalardayız. Neler olacağını göreceğiz," dedi. Sözlerine şöyle devam etti: "Ya bir anlaşma yapacağız ya da biraz tatsız bazı şeyler yapacağız. Ama umarım bu gerçekleşmez." Devam eden müzakereler, Tahran'la ilişkilerde uzun süredir daha saldırgan bir yaklaşımı savunan İsrail Başbakanı'nı hayal kırıklığına uğrattı. Trump yönetimine yakın yetkililer ve İsrailli kaynaklara göre Netanyahu, herhangi bir gecikmenin yalnızca İranlıların işine yarayacağını savundu. ABD'li yetkilinin aktardığına göre Netanyahu, Salı günü hayal kırıklığını açıkça dile getirerek Trump'a, beklenen saldırıların ertelenmesinin bir hata olduğuna inandığını ve Başkanın planlandığı şekilde ilerlemesi gerektiğini söyledi. Duruma aşina bir İsrailli kaynağın ifadesine göre, bir saat süren görüşme sırasında Netanyahu, askeri eylemlerin yeniden başlatılması yönünde ısrar etti. İsrailli bir yetkiliye göre, görüş ayrılığı netti: Trump bir anlaşmaya varılıp varılamayacağını görmek istiyordu; Netanyahu ise farklı bir beklenti içindeydi. Bu gergin telefon görüşmesini ilk olarak Axios haber sitesi duyurmuştu. İran, ABD'nin teklifini 'gözden geçiriyor' Bir başka İsrailli kaynağın CNN'e aktardığına göre, Salı günü gerçekleşen o telefon görüşmesinin ardından İsrail tarafında oluşan endişe, Netanyahu'nun çevresindeki yetkililere de yayıldı. Bu kaynağa göre, İsrail hükümetinin üst kademelerinde, yeniden askeri harekâta girişilmesine yönelik güçlü bir arzu ve Trump'ın, kendi tabirleriyle İran'ın diplomatik "ayak sürçmesini" sürdürmesine izin vermeye devam etmesinden kaynaklanan, giderek artan bir hüsran söz konusu. Ancak, görüşmelere aşina kaynakların belirttiğine göre, Netanyahu'nun ABD'nin yaklaşımına —ve özellikle de Trump'ın önce tehditler savurup, nihayetinde süreci askıya almasına— duyduğu hüsran tamamen yeni bir durum değil. ABD'li yetkililer geçmişte, savaş konusunda ABD ile İsrail arasında farklı hedeflerin bulunduğunu kabul etmişlerdi. Başbakana bir önceki gece ne söylediği sorulan Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, direksiyonun başında kendisinin olduğunu ima etti. ABD Başkanı, "O, benim istediğim her şeyi yapacaktır," dedi. Netanyahu'nun aktif çatışmaya dönülmesi yönündeki baskısına rağmen Trump, şimdilik diplomatik bir anlaşma için çabalamaya devam etti; Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran ile ilişkilerin "tam sınırda" olduğunu ve eğer hayat kurtaracaksa, diplomasiye birkaç gün daha şans tanımanın buna değeceğini savundu. Devlete bağlı Nour News haber sitesinin aktardığına göre, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington'ın Pakistan aracılığıyla mesaj alışverişine devam ettiklerini belirtti. Sözcü Esmaeil Baqaei, "İran'ın sunduğu 14 maddelik taslak metin temelinde, çeşitli vesilelerle mesaj alışverişinde bulunuldu; Amerikan tarafının görüşlerini teslim aldık ve şu anda bunları inceliyoruz," dedi. İran'ın ISNA haber ajansının bildirdiğine göre, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, ABD ile İran arasında devam eden arabuluculuk çabalarının bir parçası olarak Perşembe günü Tahran'a gidecek. Pakistan, Nisan ayında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf arasında üst düzey, yüz yüze görüşmelere ev sahipliği yapmak da dahil olmak üzere, çatışmaya diplomatik bir çözüm bulunması yönündeki çalışmalarda kilit bir rol üstlendi. Ancak, iki taraf arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından hangilerinin —eğer varsa— giderildiği henüz belirsizliğini koruyor. Bölgesel bir kaynağın aktardığına göre, İran temel taleplerinden geri adım atmadı; nükleer programı ve dondurulmuş varlıkları etrafındaki meseleler ise bu haftanın başlarında hâlâ çözüme kavuşturulmamıştı. Trump ise askeri harekât seçeneğinin hâlâ masada olduğunu defalarca dile getirdi. Çarşamba günü yaptığı açıklamada, "Eğer doğru yanıtları alamazsak, süreç çok hızlı ilerler. Hepimiz harekete geçmeye hazırız," dedi. Kaynak: C- Bütün Borsa - Kripto - IPO Haberleri Buraya (Türkiye ve Dünya)
- UZAYDA ASIRLIK DEVRİM: ELON MUSK GÖZÜNÜ BORSAYA DİKTİ, SPACEX HALKA ARZ İÇİN DÜĞMEYE BASTI!
UZAYDA ASIRLIK DEVRİM: ELON MUSK GÖZÜNÜ BORSAYA DİKTİ, SPACEX HALKA ARZ İÇİN DÜĞMEYE BASTI! SpaceX, roket şirketi piyasaya çıkışına hazırlanırken halka arz başvurusunda bulundu Elon Musk'ın sahibi olduğu roket üreticisi SpaceX, uzay, yapay zeka ve uydu girişimleri için daha fazla sermaye toplama adımları atarken, Çarşamba günü halka arz başvurusunda bulundu. Bu hamle, SpaceX'in geçen ay Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) gizli bir halka arz başvurusu yapmasının ardından geldi. SpaceX ne kadar sermaye toplamayı hedeflediğini açıklamadı; ancak önceki tahminler bu miktarın 75 milyar dolara kadar çıkabileceğini öne sürüyordu. SpaceX'in halka arzı, şu anda rekoru elinde bulunduran Saudi Aramco'yu geride bırakarak tarihin en büyük halka arzı olabilir. Yatırım bankası Renaissance Capital'ın verilerine göre, Suudi Arabistan merkezli devlete ait petrol ve doğal gaz şirketi Saudi Aramco, 2019 yılındaki halka arzında 25,6 milyar dolar toplamıştı. SpaceX, menkul kıymetlere ilişkin yaptığı bir bildirimde, Nasdaq Composite borsasında "SPCX" borsa kodu altında işlem göreceğini belirtti. Teksas merkezli şirket, konuyla ilgili yorum talebine henüz yanıt vermedi. Gezegenler arası hedefler Musk, SpaceX'i uzay araçları geliştirmek ve fırlatmak amacıyla 2002 yılında kurdu. Teksas merkezli şirket, aynı zamanda Musk'ın yapay zeka şirketi xAI'ın ve uydu şirketi Starlink'in de sahibi konumunda. SpaceX'in başvuru belgelerine göre şirket, geçen yıl elde ettiği 18,7 milyar dolarlık gelire karşılık, operasyonlarından kaynaklanan 2,6 milyar dolarlık bir zarar kaydetti. SpaceX, 2026 yılının ilk üç ayında ise yaklaşık 4,7 milyar dolar gelir elde etti. Şirketin uzayla ilgili gelirlerinin büyük bir kısmı; ticari ve kamu müşterileri adına Falcon 9, Falcon Heavy ve Dragon roketleri ile uzay araçlarının fırlatılması ve işletilmesinden sağlanıyor. Şirket başvuru dosyasında, "SpaceX'in yeniden kullanılabilir roketlerinin, ölçeklenebilir uydu üretim kapasitesinin ve operasyonel uzmanlığının; yörünge tabanlı veri merkezleri için —potansiyel olarak milyonlarca uydudan oluşabilecek— devasa yapay zeka işlem gücüne sahip uydu takımlarının, uygun maliyetli ve hızlı bir şekilde yörüngeye yerleştirilmesine olanak tanıyacağına inanıyoruz," ifadelerine yer verdi. SpaceX, ürün ve hizmetleri için 28 trilyon doların üzerinde bir değere sahip, devasa bir potansiyel pazar öngörüyor. Bu pazar; uzay girişimleri için 370 milyar dolar, geniş bant hizmetleri için 1,6 trilyon dolar, yapay zeka hizmetleri için 26,5 trilyon dolar, kurumsal teknoloji alanında yaklaşık 23 trilyon dolar ve dijital reklamcılık alanında 600 milyar dolarlık payları kapsıyor. Halka arz izahnamesi, SpaceX'in uzay kolonileri kurmak da dahil olmak üzere daha geniş kapsamlı hedeflerinin altını çiziyor. SpaceX, ilgili dosyada yaptığı açıklamada, "Misyonumuz; yaşamı çok gezegenli hale getirmek, evrenin gerçek doğasını kavramak ve bilincin ışığını yıldızlara taşımak için gerekli sistemleri ve teknolojileri inşa etmektir," ifadelerine yer verdi. SpaceX-Tesla birleşmesi mi? Halka arzdan elde edilecek fonlar, Musk'ın uzaya veri merkezleri yerleştirmek ve muhtemelen Mars'a insan göndermek gibi diğer iddialı projelerini finanse etmesine yardımcı olabilir. Ayrıca bu fonlar, dünyanın en zengin insanı olan Musk'ın, tarihteki ilk trilyoner unvanını kazanmasına da zemin hazırlayabilir. Bu tür projeler, aşılması güç zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. Wall Street analisti Adam Crisafulli, müşterilerine gönderdiği bir notta şu değerlendirmeyi yaptı: "Sorun şu ki; uzay tabanlı veri merkezlerinin hayata geçeceği hiç de kesin değil. Pek çok uzman, bu merkezleri sadece şu an için değil, (en azından) önümüzdeki birkaç yıl boyunca da hem operasyonel hem de ekonomik açıdan uygulanabilir olmaktan uzak görüyor." Wedbush Securities'e göre Musk, halka arzın ardından SpaceX'teki CEO, Baş Teknoloji Sorumlusu ve Yönetim Kurulu Başkanı unvanlarını korumanın yanı sıra, şirket üzerindeki oy gücü çoğunluğunu da elinde bulundurmaya devam edecek. Wedbush analistleri, bir araştırma notunda şu görüşlere yer verdi: "Musk, yapay zekâ ekosisteminin daha büyük bir kısmına sahip olmak ve bu kısmı kontrol etmek istiyor. Bu doğrultuda, adım adım ilerlenen süreçte 'kutsal kâse' niteliğindeki nihai hedef; yapay zekâ devrimine öncülük etmeye aday bu iki yıkıcı teknoloji devinin —SpaceX ve Tesla'nın— aralarındaki bağlantı dokusunu güçlendirecek bir biçimde birleştirilmesi olabilir." Kaynak: CBS- En Son Moda ve Güzellik Haberleri (Türkiye ve Dünyadan)
- SİYAHIN SALTANATI YIKILDI! Moda Dünyası Bu Rengi Konuşuyor: Her Şey Değişti!
SİYAHIN SALTANATI YIKILDI! Moda Dünyası Bu Rengi Konuşuyor: Her Şey Değişti! Moda dünyasının insanları şu sıralar siyahı bu renkle değiştiriyor ve sonuç çok daha iyi görünüyor. Henüz duymadıysanız söyleyelim: Şehirde yeni bir temel renk boy gösterdi ve kendisi siyahın kuzeni sayılır. Kahverengi, her zaman nötr bir ton olarak işlev görmüş ve pek çok kıyafeti hoş bir şekilde tamamlayan bir unsur olarak giyilmiştir. Ancak şimdi, her yerde karşımıza çıkan siyahla eşdeğer bir konuma gelerek, en sevdiğimiz moda ikonlarının vazgeçilmez rengi haline geldi; öyle ki, siz de bu akıma katılmak isteyeceksiniz. Siyah kıyafetler, diğer renklerle kombin yaparken ve hatta tepeden tırnağa tek renk giyinirken başvurulan, her zaman işe yarayan kolay bir tercih olmuştur. Kararsız kaldığınız anlarda, siyah bir kot pantolon veya üst, tüm görünümü anında toparlayıverir. Üstelik tamamen siyah bir kombin, stres yapmadan ve hızlıca şık bir görünüm oluşturmanın en kolay yolu olduğu için, pek çok kişi tarafından günlük olarak tercih edilir. Ancak son birkaç aydır, kahverengiye doğru belirgin bir yönelim gözlemliyoruz ve bu durum hiç de fena değil. Bazen kendimizi biraz daha canlı hissetmek isteriz; kahverengi de, siyah parçaların her zaman sunduğu o "temiz ve minimalist" havayı kaybetmeden, tam olarak bu hissi yakalamamızı sağlıyor. Öyleyse, kahverenginin hakim olduğu bu yeni moda dünyasına adım atarken, bu "yeni gözde nötr tonu" stilinize dahil etmenize yardımcı olacak birkaç kombin önerisinde bulunmama izin verin. Kahverengi ve Yanında Biraz "Cowboy Core" Esintisi Kahverengiyi, düğmeli bir gömleğin ana rengi olarak görmeye pek alışkın değiliz; ancak bu parça, tam da yapması gerekeni yapıyor. Tüm görünüme aydınlık katıyor ve hiç de zorlama durmadan, kombine derinlik ve boyut kazandırıyor. Kahverengi İş Takımı Bu çikolata kahvesi tonundaki takım, şıklığın adeta sözlükteki karşılığı. Hem profesyonel hem de flörtöz bir havaya sahip olan bu özel kesim takım, parçaları ayrı ayrı kullanıldığında da harika sonuçlar veriyor; yani tek bir takımla aslında üç farklı kombin yaratma şansına sahip oluyorsunuz. Doku Oyunları (Texturemaxxing) Son zamanlarda, farklı dokuların bir arada kullanıldığı kombinlerin sayısında belirgin bir artış gözlemliyorum. Kahverengi deri ile kahverengi süetin bu şekilde eşleştirilmesi de, bu trendi denemenin en "moda öncüsü" yollarından biri olarak öne çıkıyor. Çikolata Maksimalizmi Kahverengi, grafik desenli bir tişörtü, kahverengi ekose bir etekle eşleştirmek (üzerine bir de kahverengi leopar desenli şapka ekleyene ekstra puan verilir!), adeta rüyaları süsleyen maksimalist bir kombin örneği. Kahverengi Güneş Gözlükleri Yeni favori rengimize odaklanırken, aksesuarları bu renk paletinin bir parçası olarak düşünmeyi atlamak oldukça kolaydır. Ancak bu kahverengi güneş gözlüğü, özellikle de siyah bir güneş gözlüğü çiftine fazlasıyla bel bağlayanlarımız için, renklerle oynamanın ne kadar keyifli olabileceğini kanıtlıyor. Küçük Kahverengi Elbise Çekil kenara, "küçük siyah elbise"! "Küçük kahverengi elbise" artık sahnede; üstelik o da en az siyah muadili kadar klasik ve ilgi çekici. İster bir iş etkinliği olsun ister arkadaşlarla içki keyfi; özellikle yaz aylarında küçük kahverengi elbiseye yönelmek, gardırobunuzun seviyesini yükseltmenin garantili bir yoludur. İki Tonlu Kahverengi Bir Görünüm Renk çarkı göz korkutucu olabilir; peki ya ne göz korkutucu değildir? Ton sür ton giyim tarzı. Bu koyu kahverengi, boyundan bağlamalı üst ile açık kahverengi kargo pantolon, bir araya geldiklerinde son derece şık bir kombin oluşturuyor. Hayvan desenli çanta için de ayrıca bir artı puan! Kaynak: Cosmo - "Aşırı empati" diye bir şey mümkün müdür?
Önemli Bilgiler
Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.
Navigation
Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın
Chrome (Android)
- Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
- İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
- Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
- Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
- Site ayarları seçeneğini seçin.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Safari (iOS 16.4+)
- Sitenin Ana Ekrana Ekle seçeneğiyle yüklendiğinden emin olun.
- Ayarlar Uygulaması → Bildirimler bölümünü açın.
- Uygulama adınızı bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Safari (macOS)
- Safari → Tercihler bölümüne gidin.
- Web Siteleri sekmesine tıklayın.
- Kenar çubuğunda Bildirimler seçeneğini seçin.
- Bu web sitesini bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.
Edge (Android)
- Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
- İzinler seçeneğine dokunun.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Edge (Desktop)
- Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
- Bu site için izinler seçeneğine tıklayın.
- Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.
Firefox (Android)
- Ayarlar → Site izinleri bölümüne gidin.
- Bildirimler seçeneğine dokunun.
- Listede bu siteyi bulun ve tercihinizi ayarlayın.
Firefox (Desktop)
- Firefox Ayarlarını açın.
- Bildirimler seçeneğini arayın.
- Listede bu siteyi bulun ve tercihlerinizi ayarlayın.