İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Geçen saat

  2. 1.000 Motor, Tek Hedef: Tam Bağımsız Türkiye! KTJ Serisi Turbojet Motorlarımızda 1.000’inci motorun üretimini tamamlamanın gururunu yaşıyoruz! SOM, ATMACA, ÇAKIR ve KARA ATMACA başta olmak üzere çeşitli füze sistemlerine güç veren motorlarımızla ulaştığımız bu önemli kilometre taşını, bugün Savunma Sanayii Başkanlığımızda düzenlenen törenle taçlandırdık. Bu başarıda büyük emeği olan başta Savunma Sanayii Başkanlığımız olmak üzere; mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, tedarikçilerimiz ve bu yolda bizimle yürüyen herkese teşekkür ederiz.
  3. Maç Günü SMS Grup Efeler Ligi Fenerbahçe Medicana X Gebze Belediyespor 7 Kasım Cumartesi 19:00 Burhan Felek Vestel Voleybol Salonu TRT Spor Yıldız
  4. Gavin Newsom Donald Trump, Oval Ofis’e sızmış en aşağılık zorbalardan birini terfi ettirdi. Bu, Salı günü değişim için oy kullanan her bir Amerikalıya yapılmış bir hakarettir. Stephen Miller; aileleri parçalayan ve temel medeni hakları ayaklar altına alan o sadist kitlesel sınır dışı etme düzenini kurgulayan kişidir. Onun yüzünden masum insanlar öldü. Seçmenler, onun sergilediği gaddarlığı ve aşırıcılığı reddetmişti. Bu, tam anlamıyla hastalıklı bir durum.
  5. Maç Günü Fenerbahçe ArsaVev X Galatasaray 7 Kasım Cumartesi 15.00 Dereağzı Lefter Küçükandonyadis Tesisleri TFF YouTube
  6. Hayat, Ölüm ve Bir Bardak Çeşme Suyu: Türklerin Su İle Hayatta Kalma, İyileşme ve Teselli Mücadelesi Kaldırımda ayağı takılıp düşen birine koşulan ilk refleks nedir? Tansiyonu düşüp benzi solanı sandalyeye oturturken etraftakilerin koro halinde haykırdığı o sihirli cümle hangisidir: "Çabuk bir bardak su getirin!" Acıbadem kurabiyesiyle bastırılan yaslar, gözyaşlarıyla ıslanan mendiller ve baygınlık geçiren bir bedenin kendine gelmesi için o musluktan doldurulan plastik veya cam bardaktaki su; Türkiye coğrafyasında sadece bir sıvı değil, sosyal bir ilk yardım kiti, psikolojik bir battaniye ve varoluşsal bir reflekstir. Bu makalede; Türk dizilerinden mahalle sokaklarına, hastane acillerinden aile içi krizlere kadar hayatın her kesitini kesen o "bir bardak su" mitini; kültürel, sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla derinlemesine masaya yatırıyoruz. 1. Popüler Kültürün Vazgeçilmezi: Türk Dizilerinde "Su" Olayı Türk televizyon tarihindeki dram, macera ve aşk sahnelerini su olmadan düşünmek imkansızdır. Senaristlerin elindeki en güçlü, en ekonomik ve en dramatik "kriz çözme aracı" şüphesiz sudur. Ekrandaki karakterlerin suyla imtihanı genellikle üç ana kategoride incelenir: Bayılma ve Ayılma Anları (Acil Müdahale): Karakter acı bir haber alır (genellikle aldatıldığını öğrenir veya iflas eder), gözleri kararıverir ve yavaşça koltuğa yığılır. O anda evdeki hizmetçi, kayınvalide veya en yakın arkadaş panikle mutfağa koşar. Geri dönüldüğünde sihirli formül uygulanır: Alınlara sürülür, şakaklar ovulur ve kalanı zorla içirilir. Sinir Krizi ve Öfke Kontrolü: Karakter sinirden kıpkırmızı kesilmiştir, elleri titriyordur. Karşısındaki bilge kişi hemen masaya bir bardak su bırakır: "Al, iç, yavaş ol." O suyun içilmesiyle birlikte öfke dalgasının bir nebze olsun dindiği varsayılır. Ağlama Krizleri ve Boğulma Hissi: Büyük bir trajedi yaşayan, hıçkırıklara boğulan karakterin nefesi kesilir. Boğazına düğümlenen acıyı çözmek için yine yardıma koşan o bir bardak sudur. Dizilerdeki bu sahneler abartılı görünse de, aslında gerçek Türk toplumunun kriz anındaki reflekslerinin birer aynasıdır. 2. Sokak Sosyolojisi: "Bir Bardak Su" Hangi Derde Deva? Sokaklarda, esnaf dükkanlarında veya toplu taşıma araçlarında yaşanan krizlerde su, gönüllü bir anestezi ve teselli aracıdır. Bir insan düşüp bayıldığında ya da fenalaştığında çevredekilerin hemen su istemesi sadece fizyolojik bir yönlendirme değildir; bu, kolektif bir dayanışma ritüelidir. Neden Hemen Su İstenir? "Bir Şey Yapıyor Olma" Hissi: Kriz anında elinden bir şey gelmeyen kalabalık, su getirerek ya da su istemek için koşturarak "duruma müdahale ettiğini" hisseder. Su, çaresizliğe karşı üretilen en pratik eylemdir. Güvenli Alan Yaratma: Su ikramı, yabancı bir insana verilen en zararsız ve en samimi "şefkat" göstergesidir. Bardak uzatıldığında kurulan fiziksel temas ve "İyi misin?" sorusu, bireye yalnız olmadığını hatırlatır. Bedensel ve Ruhsal Reset Tuşu: Türk kültüründe suyun akıp giden kötü enerjiyi temizlediğine, ateşi düşürdüğüne ve zihni berraklaştırdığına dair derin bir inanç vardır. 3. Yaman Bir Çelişki: Su İle Olan Kültürel İlişkimizin Psikolojisi Türk insanının suyla kurduğu bu yoğun bağ, aslında psikolojik ve sosyolojik bir çelişkiyi de barındırır. Bir yandan suyun şifalı olduğuna, her derde deva olacağına inanılır; diğer yandan ise kriz anında tıbben yanlış olabilecek müdahaleler (bayılan birine su içirmeye çalışmak gibi) ısrarla uygulanmaya devam eder. Maddi Olmayanın Manevi Değeri: Su, maliyetsizdir. Her evde, her dükkanda bulunur. Bu yüzden Türk misafirperverliğinde ve kriz yönetiminde "ulaşılması en kolay olan", dolayısıyla "en çok başvurulan" kurtarıcıdır. Beklenti ve Teslimiyet: Birine su uzatmak, dolaylı yoldan "Hayat devam ediyor, derin bir nefes al ve yutkun" demektir. Su, kriz anında zaman kazandıran bir duraklama evresidir. Sonuç: Bir Bardak Sudan Büyük Bir Medeniyet Okuması Bayılana, ayılana, kederlenene, düşene, kalkana uzatılan o bir bardak su; aslında Türk milletinin empati yeteneğinin, misafirperverliğinin ve hayatın zorlukları karşındaki pratik zekasının bir simgesidir. Bilimsel olarak bayılan birine su içirmek tehlikeli olabilir; ancak sosyolojik olarak o su, insana verilen değerin, "seninle birlikte ben de buradayım" demenin en eski ve en sadık yoludur. Çelişkili, yaman, bazen komik ama her zaman merhametli bu ilişki; modern dünyanın soğukluğuna karşı hâlâ elimizde tuttuğumuz en sıcak reflekslerden biridir. Ve günün sonunda, ne kadar büyük bir dertle boğuşuyor olursak olalım, o su içilir, derin bir "ah" çekilir ve hayata kaldığı yerden devam edilir. Life, Death, and a Glass of Tap Water: The Struggle of Turks with Water for Survival, Healing, and Consolation What is the first reflex when someone trips and falls on the pavement? Which magical sentence is chanted in chorus by the bystanders while a pale, dizzy person is seated on a chair: "Quick, bring a glass of water!" Griefs comforted by almond cookies, tears soaked into handkerchiefs, and water drawn from the tap into a plastic or glass cup to revive a fainting body are not just liquids in the geography of Turkey; they act as a social first aid kit, a psychological blanket, and an existential reflex. In this article; from Turkish TV series to neighborhood streets, from hospital emergency rooms to family crises, we examine that myth of "a glass of water" from cultural, sociological, and psychological dimensions. 1. The Indispensable Element of Popular Culture: The "Water" Clique in Turkish TV Series It is impossible to think of drama, adventure, and romance scenes in Turkish television history without water. Water is undoubtedly the most powerful, economical, and dramatic "crisis-resolution tool" in the hands of screenwriters. The encounter of characters on screen with water generally falls into three main categories: Fainting and Recovery Moments (Emergency Intervention): A character receives bitter news (usually learning of infidelity or going bankrupt), their eyes cloud over, and they slowly collapse into a chair. At that moment, the maid, mother-in-law, or close friend in the house rushes to the kitchen in a panic. Upon returning, the magical formula is applied: water is sprinkled on foreheads, temples are massaged, and the rest is forced down. Panic Attacks and Anger Management: The character has turned bright red with anger and their hands are shaking. The wise person immediately leaves a glass of water on the table: "Take it, drink, take it easy." Drinking that water is assumed to somewhat calm the wave of anger. Crying Fits and Suffocation Sensation: A character experiencing a great tragedy and breaking into sobs loses their breath. To dissolve the pain knotted in their throat, that glass of water rushes to the rescue once again. Although these scenes in series may seem exaggerated, they actually serve as a mirror to the crisis-time reflexes of real Turkish society. 2. Street Sociology: What Illness Does "A Glass of Water" Cure? In street incidents, artisan shops, or public transportation crises, water serves as a voluntary anesthetic and tool of consolation. When a person faints or falls ill, the immediate demand for water by those around them is not merely a physiological directive; it is a collective solidarity ritual. Why is Water Demanded Immediately? The Feeling of "Doing Something": A crowd that feels powerless in a crisis feels they have "intervened in the situation" by getting water or running to fetch it. Water is the most practical action produced against helplessness. Creating a Safe Space: Offering water is the most harmless and sincere display of "compassion" given to a stranger. The physical contact made when handing the glass and the question "Are you okay?" remind the individual they are not alone. Physical and Psychological Reset Button: In Turkish culture, there is a deep belief that water cleanses negative energy, lowers fevers, and clears the mind. 3. A Fierce Contradiction: The Psychology of Our Cultural Relationship with Water The intense bond that Turkish people establish with water actually harbors a psychological and sociological contradiction. On one hand, water is believed to be healing and a cure for everything; on the other hand, medically flawed interventions (such as trying to force water on a fainting person) continue to be stubbornly applied during crises. The Spiritual Value of the Immaterial: Water costs nothing. It is found in every home and shop. Therefore, it is the most "accessible" and thus "most frequently resorted to" savior in Turkish hospitality and crisis management. Expectation and Surrender: Handing someone water is indirectly saying, "Life goes on, take a deep breath and swallow." Water is a pause phase that buys time during a crisis. Conclusion: A Grand Civilizational Reading from a Glass of Water That glass of water handed to the fainting, recovering, grieving, falling, and rising person is actually a symbol of the Turkish nation's capacity for empathy, hospitality, and practical wit in the face of life's difficulties. Scientifically speaking, trying to make an unconscious person drink water can be dangerous; but sociologically, that water is the oldest and most loyal way to show value to a person and say, "I am here with you too." Contradictory, fierce, sometimes amusing, but always compassionate, this relationship is one of the warmest reflexes we still hold against the coldness of the modern world. And at the end of the day, no matter how big a trouble we are struggling with, that water is drunk, a deep sigh is exhaled, and life continues right where it left off. Kaynak: ME
  7. Bugün

  8. Ramazan Gülşen forumlara katıldı
  9. Türkiye, Muğla’daki antik Euromos kentinde bulunan, 2. yüzyıla, yani Roma dönemine ait Zeus Tapınağı’nı; her bir mermer bloğu tek tek inceleyip orijinal malzemeden mümkün olduğunca fazlasını kullanarak büyük bir özenle restore etti. Harika bir çalışma!
  10. Admin şurada bir başlık gönderdi: Muğla
    Muğla hakkında her şey buraya...
  11. Hillary Clinton Bu hafta kutlanacak çok şey var; ancak özellikle Demokrat kadınların temsil konusunda elde ettikleri tarihi kazanımlara dikkat çekmek istiyorum: - Tarihte ilk kez, 100’den fazla Demokrat kadın ABD Temsilciler Meclisi’nde görev yapacak. - En az 16 Demokrat kadın Senato’da görev yapacak. - En az 14 Demokrat kadın vali olarak görev yapacak; bu, şimdiye dek ulaşılan en yüksek sayı. - Eyalet yasama organlarına aday olan 2.600 Demokrat kadın (rekor bir sayı), 12 mecliste çoğunluğun el değiştirmesini sağladı ve 11 mecliste "süper çoğunluk" (nitelikli çoğunluk) dengesini bozdu. - Dört eyalet —Georgia, Minnesota, Ohio ve Tennessee— tarihinde ilk kez bir kadın vali seçti. @KeishaBottoms, vali olarak görev yapacak ilk Siyahi kadın olacak. @DebHaalandNM, vali olarak görev yapacak ilk Yerli Amerikalı kadın olacak. @GinaHinojosaTX, Teksas’ta vali olarak görev yapacak ilk Latin kökenli (Latina) kadın olacak. @peggyflanagan, Senato’da görev yapacak ilk Yerli Amerikalı kadın olacak. Bu olağanüstü insanların ve kamu görevlilerinin; hesap verebilirlik, yaşam maliyeti ve diğer sınamalarımız üzerinde çalışarak bu ülkedeki herkesin hayatını iyileştirecek adımlar atacaklarını görmekten büyük heyecan duyuyorum. Aday olan herkesi tebrik ederim: Kazansanız da kaybetseniz de, doğru olan için mücadele etmek her zaman buna değer.
  12. Google çalışanları, yapay zeka hakkındaki gerçekleri kamuoyuna açıklamalarının engellendiğini söylüyor Dünyanın en gelişmiş yapay zeka laboratuvarlarından birinde çalışanlar, paylaşmaları gereken önemli bilgiler olduğunu ancak işverenlerinin konuşmalarına engel olduğunu belirtiyor. Washington Post’un yeni haberi, Google’ın Londra’daki DeepMind laboratuvarında çalışanlar ile yönetim arasında giderek büyüyen bir uçurumu gözler önüne serdi. Çalışanlar, kapsamlı bir "eleştirmeme" (non-disparagement) sözleşmesi nedeniyle, endişelerini kamuoyuyla paylaşmaktan alıkonuluyor. "Eleştirmeme" sözleşmeleri, şirketlerin, çalışanlarının olumsuz veya eleştirel olarak değerlendirilen bilgileri ifşa etmesini engellemek için kullandığı bir tür yasal kurumsal sansür yöntemidir. DeepMind laboratuvarlarında bu sözleşmeler tam da hedeflendiği gibi işliyor; teknoloji gelişirken kamuoyunu bilgilendirmek isteyen çalışanları korkutuyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir DeepMind çalışanı, Washington Post’a şunları söyledi: "Bu teknoloji son derece önemli sonuçlar doğuruyor ve çok hızlı değişiyor. Kamuoyu bunu bilmek istiyor ve bilmeyi hak ediyor; çoğu zaman insanlar, yaşanan veya yaşanması muhtemel zararlardan ancak bu şekilde haberdar olabiliyor." Laboratuvarda çalışan iki kişi, iş arkadaşlarının, istihdam koşulu olarak imzalamak zorunda kaldıkları bu "eleştirmeme" maddesinin doğurduğu sonuçları tartışmak üzere bir grup kurduklarını anlattı. Onlarca çalışanın katıldığı bu tartışmalarda, sözleşme açıkça eleştirildi; hatta bazı çalışanlar, George Orwell’ın "1984" adlı eserindeki distopik, her şeyin izlendiği devlet düzenine atıfta bulundu. Google yönetiminin bu maddeyi çalışanlara karşı kullanıp kullanmayacağı —ya da yasal olarak böyle bir yetkisi olup olmadığı— tartışma konusu olsa da, çalışanlar sözleşmelerin her halükarda aşırıya kaçtığını savunuyor. Bir DeepMind çalışanının Washington Post’a ifade ettiği gibi, "yasal olarak uygulanabilir olmasa bile" bu susturma girişimi her şeyi anlatıyor: "Buradaki temel amaç, insanları gözdağı vererek sindirmek." Kaynak: Futurism
  13. Epstein Dosyaları Krizinde Yeni Perde: Kongre’de "Şeffaflık Yasası II" Hesaplaşması ABD’de Jeffrey Epstein davasına ait gizli hükümet kayıtlarının kamuoyuna tam olarak açıklanması için yürütülen mücadele kritik bir dönemeçte. Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie ve Ro Khanna, Adalet Bakanlığı’nın (DOJ) belgeleri hâlâ sakladığını belirterek hazırladıkları "Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası II"yi Oylamaya sunmak için gerekli 218 imzaya ulaşmak üzere. 1. Olayın Geçmişi: İlk Şeffaflık Yasası Nasıl Kabul Edildi? İlk Direniş (2025): Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ve Donald Trump, ilk şeffaflık girişimine karşı çıktı. Trump, konuyu "Demokratların uydurduğu bir aldatmaca" olarak nitelendirdi. Mağdurların Sesi: Epstein mağdurlarından Haley Robson gibi isimler, meselenin parti siyaseti değil, insanlık ve adalet meselesi olduğunu vurgulayarak Trump’a doğrudan çağrıda bulundu. Trump’ın Geri Adımı ve Yasa: Cumhuriyetçi Parti içinden de (Marjorie Taylor Greene, Nancy Mace, Lauren Boebert) destek gelmesi ve dilekçenin 218 imzaya ulaşması üzerine Trump tutum değiştirdi. Kasım 2025'te yasa 427'ye 1 oyla Kongre'den geçti ve Trump tarafından imzalandı. Yasa, Adalet Bakanlığı’na belgeleri 30 gün içinde açıklama zorunluluğu getirdi. 2. Neden İkinci Bir Yasa Tasarısına İhtiyaç Duyuldu? Adalet Bakanlığı (DOJ), Aralık 2025 ve Ocak 2026’da yaklaşık 3,5 milyon sayfa belge, 2.000 video ve 180.000 görsel yayımladı. Ancak mağdurlar ve milletvekilleri sürece sert tepki gösterdi: Süreç İhlalleri: Belgelerin çok geç yayımlanması ve yasal sürelerin kaçırılması. Aşırı Sansür: Milyonlarca sayfanın yoğun bir şekilde karartılması ve önemli dosyaların hâlâ gizli tutulması. Mağdur Hakları İhlali: Sansürleme hataları nedeniyle bazı mağdurların hassas kişisel bilgilerinin yanlışlıkla ifşa edilmesi. Khanna ve Massie, Adalet Bakanlığı’nın yasayı çiğnediğini ve dosyaları bilerek sakladığını savunurken, Adalet Bakanlığı ise gizli tutulan materyallerin mükerrer veya hukuken korunması gereken belgeler olduğunu iddia ediyor. 3. Yeni Yasa Tasarısı ("Epstein 2.0") Ne Getiriyor? Ağustos ayında sunulan yeni yasa tasarısı, Adalet Bakanlığı üzerindeki denetimi ve baskıyı artırmayı hedefliyor: Adalet Bakanlığı’na Dava Açma Hakkı: Epstein mağdurlarına, eyalet başsavcılarına ve Kongre üyelerine; belgeleri geciktiren, sansürleyen veya saklayan Adalet Bakanlığı'na karşı yargı süreci başlatma yetkisi verilecek. Sansürsüz Erişim: Mağdurlar kendileriyle ilgili kayıtlara sansürsüz erişebilecek; eyalet savcıları da ceza soruşturmaları için gerekli olan orijinal belgelere ulaşabilecek. Cezai Yaptırım: Belgeleri bilerek gizleyen, yok eden veya tahrif eden federal yetkililere karşı yasal işlem yapılabilecek. 4. Dosyalarda Kimlerin Adı Geçiyor? Yayımlanan kayıtlarda; Donald Trump, Bill Clinton, Bill Gates, Elon Musk ve Prens Andrew gibi dünya çapında tanınan çok sayıda ismin e-posta, fotoğraf, uçuş kaydı veya ifadelerde adı yer alıyor. 5. Sıradaki Adım Ne? İmza Sayısı: Massie ve Khanna, milletvekillerinin Washington’a dönmesiyle birlikte oylamayı garantileyecek 218 imzaya ulaşacaklarını öngörüyor. Siyasi Dengeler: Ara seçimlerin ardından Temsilciler Meclisi'nde kontrolün Demokratlara geçmesiyle birlikte, Kongre'nin Adalet Bakanlığı üzerindeki denetim baskısının daha da artması bekleniyor. Gözler şimdi, 218 imzanın tamamlanmasının ardından Meclis gündemine gelecek oylamaya ve Adalet Bakanlığı'nın bu yeni hamleye vereceği yanıta çevrilmiş durumda. Kaynak: NW
  14. BİR AKŞAM YEMEĞİ NASIL KABUSA DÖNER? Restoranlarda Asla Yapmamanız Gereken Oturuş Hataları! Yanlış Masa Seçimi Bütün Gecenizi Mahvedebilir Zaman zaman kendimizi dışarıda lezzetli bir yemekle ödüllendirmek, sosyalleşmek ya da yeni lezzetler keşfetmek için harika bir fırsattır. Ancak işin içine restoran adabı ve oturma düzeni girdiğinde yapılan hatalar, güzel bir akşamı kabusa çevirmeye yeterlidir. Konunun derinliklerine inmek üzere Food Republic, tecrübeli restoran ve ağırlama sektörü danışmanı Salar Sheik ile masaya oturdu. Sheik'e göre müşterilerin yaptığı en temel hata, restoran salonundaki gürültü seviyesini ve insan trafiğini tamamen göz ardı etmek. Bar ve Veranda Tuzağı: Bar veya dış mekan (veranda) kısımlarına yakın oturmak; hareket, yüksek enerji ve yoğun sohbet demektir. Canlı bir gece geçirmek için ideal olsa da, sakin ve samimi bir sohbet arayanlar için adeta bir işkenceye dönüşebilir. Hoparlör ve Mutfak Kapısı Kabusu: Yüksek sesle çalan müzik rahatsız ediyorsa, salonun çeşitli yerlerine gizlenmiş hoparlörlerden uzak bir masa talep etmek akıllıca olacaktır. Aynı şekilde garsonların sürekli ellerinde tabaklarla koşturduğu mutfak kapılarına veya tuvaletlere çok yakın masalar, hem mahremiyetinizi hem de huzurunuzu yok eder. Kurtarıcı Seçim: Sheik, daha konforlu ve samimi bir deneyim için kabutları (booth - bölmeli masalar) veya restoranın iç kısımlarında yer alan masaları tercih etmenin en güvenli yol olduğunu vurguluyor. Doğru Masa Kadar "Doğru Zaman" da Hayati Önem Taşıyor Sadece nereye oturduğunuz değil, ne zaman gittiğiniz de yemek deneyiminizi doğrudan etkiler. Daha sakin ve rahat bir atmosfer arıyorsanız, kalabalık hafta sonları yerine salı günlerini tercih edebilirsiniz. (Ünlü şef Anthony Bourdain de dışarıda yemek yemek için salı gününü öneriyordu). Ayrıca restoranların en yoğun saatlerinden kaçınmak için: Öğle yemeği için: 14.00 sonrasını, Akşam yemeği için: Tıpkı İspanyolların yaptığı gibi 21.00 sonrasını seçerek kalabalıktan ve gürültüden tamamen kaçınabilirsiniz. Oturma Düzeniniz Hakkınızda Ne Söylüyor? (Mekânsal Farkındalık ve Feng Shui) Bir restoranda nereye ve nasıl oturduğunuz, farkında olmadan çevrenize çeşitli mesajlar verir. Sheik, "Misafirler servis yollarını kapatacak şekilde veya birlikte geldikleri gruba arkalarını dönecek biçimde oturduklarında, bu durum istenmeyen sosyal engeller oluşturur" diyor. Uzak Doğu'nun enerji akışını inceleyen Feng Shui ilkeleri de aslında restoran tasarımlarına ve oturma düzenlerine yön veriyor: U biçimli yollar: Rahat bir hareket alanı sağlar. Eşit oturma yerleri: Dengeyi korur. Stratejik görüş açısı: Konukların hem girişi hem de yemek alanını rahatça görebileceği bir düzen tasarlamak ruh halini olumlu yönde etkiler. Mahremiyet Sinyali: Etrafı kapalı veya tuhaf konumda yerleştirilmiş masalar müşterinin mahremiyet arzusunu gösterirken; açık oturma düzenleri samimiyeti ve personel ile kurulan sıcak bağı teşvik eder. Dünyayı Gezerken Dikkat: Ülke Ülke Masa Adabı Kuralları Yemek adabında oturma düzeni kültürel olarak da büyük farklılıklar gösterir. Sheik, "Ev sahibi, konuklarını her zaman önce oturmaya davet etmelidir; bu küçük bir jest gibi görünse de aslında saygı ve özenin en net göstergesidir" diyor. Genellikle ev sahibi mekânı en iyi gören yere oturarak hem konuklarla hem de personelle etkileşimi kolaylaştırır. Ancak bu kural her ülkede aynı şekilde işlemez: Amerika Birleşik Devletleri: Ev sahibinin liderlik ettiği ve konuklara öncelik tanıdığı standart bir akışa sahiptir. İngiltere: Kendine has sıkı yemek adabı ve oturma kurallarıyla bilinir. Japonya: En itibarlı ve önemli konuk, girişe en uzak yere oturtulur. Suudi Arabistan: Kültürel geleneklere göre en itibarlı konuk, masanın tam ortasına oturtularak ağırlanır. Türkiye'de restoran adabı, masa seçimi ve oturma düzeni; geleneksel misafirperverlik, hiyerarşi ve sosyal statünün harmanlandığı çok kendine has kurallara sahiptir. Batı kültürlerindeki bireysel veya durumsal yaklaşımlardan farklı olarak, Türkiye'de sofra adabında "büyüklerin yeri" ve "ev sahibinin sorumluluğu" her zaman ön plandadır. İşte Türkiye'deki restoran ve sofra oturma düzeninin unutulmaz kuralları: 1. Başköşe Kuralı: "En Kıymetli Misafir" Nereye Oturur? Türkiye'de masanın en önemli yeri tartışmasız başköşedir. Geleneksel Düzen: Başköşe genellikle kapıya sırtı dönük olmayan, tüm salonu veya manzarayı (varsa cam kenarını) en iyi gören yerdir. Eğer masanın başında veya ortasında duvara sırtını veren ya da odayı tamamen gören bir konum varsa, orası ev sahibine veya masadaki en yaşlı/saygın kişiye (örneğin aile büyükleri, iş hayatındaki kıdemli yönetici veya çok özel bir misafir) tahsis edilir. Kapı ile İlişki: Batı'da (özellikle Japonya'da olduğu gibi) kapıya en uzak yer bazen en itibarlı yer sayılabilse de, Türkiye'de geleneksel olarak kapıyı doğrudan gören ama cereyanda veya gürültüde kalmayan, odaya hâkim konumdaki yerler başköşe kabul edilir. 2. Yaş ve Kıdem Hiyerarşisi Masaya oturulurken asla "kapandan kapar" bir mantık izlenmez. Önce masanın en yaşlısı veya onur konuğu oturmaya davet edilir, ardından diğer büyükler yerleşir. Gençler veya masayı organize eden kişiler genellikle kapıya daha yakın taraflara veya ara sandalyelere otururlar. Amaç, hem kıdemliye duyulan saygıyı göstermek hem de olası bir garson veya hesap akışında kapıya yakın olmanın getirdiği pratikliği gençlerin sırtına yüklemektir. 3. "Hesabı Ödeyecek Olan" Kişinin Stratejik Yeri Türkiye'deki restoran kültürünün en eğlenceli ve belirleyici dinamiklerinden biri de hesap savaşlarıdır. Hesabı ödeyecek veya masayı "davet eden" kişi (ev sahibi), genellikle garsonun ve kasanın hareketini en rahat görebileceği, masaya gelen hesap pusulasını veya ikramları ilk karşılayabilecek konumda oturmaya özen gösterir. Kapıya tamamen sırtı dönük bir yere oturan bir ev sahibi, Türkiye şartlarında "hesabı ödemekten kaçıyormuş" veya "etrafın kontrolünü kaybetmiş" gibi esprili bir sosyal baskıyla karşılaşabilir! 4. Aile Yemekleri ve Kalabalık Gruplar Türkiye'de kalabalık aile buluşmalarında veya dost sofralarında (örneğin uzun uzun oturulan ocakbaşı veya meyhane kültüründe) masanın ortasındaki "ortak meze alanı"na herkesin rahat ulaşması esastır. Anne ve babalar genellikle çocukların kontrolünü sağlayabilecekleri veya onlarla ilgilenebilecekleri ara noktalara otururken, masanın neşe kaynağı olan "en muhabbetçi" kişiler masanın odak noktasına yakın konumlandırılır. Kaynak: FR
  15. Güney Afrikalı sürücü, elektrikli SUV'sini güneş enerjisi ve şebeke elektriği kullanarak 5 dolara 249 mil (yaklaşık 400 km) boyunca çalıştırdı Güney Afrikalı bir güneş enerjisi şirketi yöneticisi, elektrikli SUV'sini evindeki güneş enerjisi sistemi ve şebeke elektriğiyle şarj etmenin kendisine yalnızca 85 randa (5,19 dolar) mal olduğunu tespit etti. Aynı mesafeyi katetmek, yakıt tasarruflu bir benzinli araçla 550 randa (33,56 dolar) mal oluyordu. Söz konusu test, 400 kilometrelik (249 mil) bir mesafe üzerinde gerçekleştirildi. İşte bilmeniz gerekenler The National gazetesinin haberine göre, GoSolr'un kurucu ortağı ve teknoloji sorumlusu Patrick Narbel, deneyimlerini şirketin üç aylık "Light Paper" adlı raporunda paylaştı. Narbel'in hesaplamalarına göre, aracın tamamen şebeke elektriğiyle şarj edilmesi 280 randa (17,09 dolar) mal oluyordu; dolayısıyla güneş enerjisi ve şebeke elektriği kombinasyonunu kullanmak maliyeti yaklaşık %70 oranında düşürdü. The National'ın aktardığına göre, 7.000 kilometrelik (4.350 mil) sürüşün ardından aracın enerji tüketimi 100 kilometrede ortalama 13,3 kilovat-saat (100 milde 21,4 kilovat-saat) olarak gerçekleşti. Narbel'in kullandığı araç, 68 kilovat-saat kapasiteli bir bataryaya sahip orta boy bir elektrikli SUV. Narbel, yıllık şarj ihtiyacının yaklaşık %70'inin güneş enerjisinden karşılanacağını öngörüyor. Bu oran kış aylarında yaklaşık %60'a düşerken, dikkatli bir planlamayla yaz aylarında %100'e yaklaşabilir. Güneş enerjisine geçmek, ev enerjisi maliyetlerinden tasarruf etmenin ve elektrikli araçları (EV) çok daha ekonomik hale getirmenin en iyi yollarından biridir. Güneş enerjisi kiralama modelleri de herhangi bir ön ödeme gerektirmeden aylık bazda yüzlerce dolarlık tasarruf sağlayabilir. Ev sahipleri, bölgelerindeki güvenilir kurulum firmaları aracılığıyla elde edebilecekleri potansiyel tasarrufları görmek için EasyHome'un ücretsiz keşif aracını kullanabilirler. Arka plan bilgisi Güney Afrika'da elektrikli araç sahipleri için istikrarlı şarj noktaları bulmak hâlâ bir engel teşkil ediyor. The National'ın haberine göre, GoSolr'un raporunda ülkede 445 farklı noktada yaklaşık 650 halka açık şarj istasyonu bulunduğu belirtiliyor; buna karşılık ülkede yaklaşık 4.600 adet benzin istasyonu mevcut. Bu şarj noktalarının yaklaşık %78'i, Western Cape ve Gauteng olmak üzere iki eyalette bulunmaktadır. Halka açık şarj istasyonlarında maliyet genellikle kilovat-saat başına 5 ila 8,50 Rand (0,31 ila 0,52 ABD doları) arasındadır. Narbel, hızlı şarj imkânını oldukça kullanışlı buluyor; ancak tek bir şarj cihazının bulunduğu noktalarda, cihazın başka biri tarafından kullanılıyor olması beklemenize yol açabiliyor. Buna rağmen, Karoo bölgesindeki bir seyahati sırasında, yalnızca bir kez şarj etmesi gerekecek şekilde rotasını değiştirebilmiş. Şarj imkânlarına erişimin yanı sıra, satın alma maliyetleri de bir diğer engel teşkil ediyor. The National gazetesinin aktardığına göre, GoSolr tarafından sağlanan verilere göre elektrikli araçlarda ithalat vergisi %25 iken, benzinli araçlarda bu oran %18 seviyesinde. Peki, neler yapılabilir? Narbel'in evindeki sistem; 12 kilovatlık bir hibrit evirici (inverter), 15 kilovat-saatlik batarya depolama ünitesi ve 8 kilovatın üzerinde kapasiteye sahip güneş panellerinden oluşuyor. Eve genellikle güneşin en yoğun olduğu saatlerden sonra döndüğü için Narbel, akşamları evindeki batarya sisteminden yararlanıyor; aracını ise daha çok hafta sonları, SUV tipi aracı evde park halindeyken şarj ediyor. Şarj noktalarına erişim ve ithalat vergileri, elektrikli araca (EV) geçiş kararında belirleyici faktörler arasında yer alıyor. Güney Afrika'daki altyapı geliştikçe, yüksek başlangıç maliyetleri ve şarj lojistiği gibi konular zamanla elektrikli araç lehine bir duruma evrilebilir. The National'a konuşan Narbel, "Elektrikli araca bir mesaj vermek için geçmedim; bunu temiz enerjiye önem verdiğim için yaptım," diyor. EasyHome, ev sahiplerinin güneş enerjisi sistemlerinin yanı sıra yedek batarya depolama seçeneklerini değerlendirmelerine de yardımcı olabiliyor. Güneş enerjisini bir batarya ile birleştirmek, ev sahiplerinin tasarruflarını en üst düzeye çıkarmalarını ve şebeke kesintisi durumunda evlerine güneş enerjisiyle güç sağlamalarını mümkün kılıyor. Narbel, "Şarj süreci biraz deneme yanılma gerektirdi; evde bazı iyileştirmeler yapılması gerekti ve uzun yolculuklar, benzinli araçlara kıyasla biraz daha fazla planlama istiyor," diyor ve ekliyor: "Ancak tüm parçalar yerli yerine oturduğunda, süreç tamamen sıradan bir hale geldi. Artık bu araç bir 'proje' değil; evdeki diğer cihazlardan biri haline geldi; üstelik yakıt yerine giderek daha fazla güneş enerjisiyle çalışıyor." Daha fazla bilgiyi nereden edinebilirim? Narbel'in deneyimi, bir elektrikli araç ile benzinli bir aracı karşılaştırırken şarj maliyetlerinin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. • Evde elektrikli araç şarjıyla rekabet edebilmek için benzinin galon başına 1,14 dolara ulaşması gerekiyor. • Toronto'da yaşayan bir Model Y sahibi, benzin için 3.274 dolar öderken, şarj için yıllık 351 dolar ödedi. • Benzinin galon başına 9 dolara yakın olduğu Avrupa'da elektrikli araçların işletme maliyeti %33 daha düşük. • Bir İngiliz sürücü, Gridserve'in 92 penilik şarj ücretini benzin maliyetleriyle karşılaştırarak değerini değerlendirdi. • Bir Tesla sahibi, 136 dolara 1.857 mil yol kat ederek benzine kıyasla 235 dolar tasarruf sağladı. Kaynak: TCD
  16. Rus silah şirketi, İran’a gelişmiş füze fırlatma sistemleri tedarik etmek üzere anlaşma imzaladı Donald Trump’ın, Vladimir Putin’in İran’a yardım etmek adına “neredeyse hiçbir şey yapmadığı” yönündeki iddiaları, Moskova’nın Tahran’ın savaş makinesine verdiği desteğe dair ortaya çıkan yeni detaylarla çürütüldü. Financial Times tarafından ele geçirilen ticari belgelere göre, önde gelen bir Rus savunma şirketi, 2024 ve 2025 yıllarında İran için 90 adet gelişmiş güdümlü füze fırlatma sistemi üretmek üzere bir anlaşma imzaladı. Söz konusu ihracat siparişi, bizzat Rus kuvvetleri tarafından kullanılan sistemleri kapsıyor; Rus ordusu ise Ukrayna hedeflerine yönelik saldırılarında uzun süredir İran yapımı insansız hava araçlarına (İHA) bel bağlıyor. Bu anlaşma, Putin’in 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı işgalin ardından Moskova ile Tahran arasındaki askeri bağların nasıl derinleştiğini gözler önüne seriyor; üstelik Rus ordusu, söz konusu çatışmanın getirdiği taleplere ayak uydurmakta zorlanırken bile bu iş birliği devam ediyor. Trump, Kremlin’in İran’a yardım ettiği yönündeki iddiaları defalarca reddetti; oysa bir yandan da İslamcı rejimle girdiği savaşı sona erdirmek için çabalıyor. Üstelik Trump yönetimi, Moskova’nın Tahran’a verdiği desteğe dair kanıtlar giderek artarken bile, Ukrayna’daki çatışmayı sona erdirmek için yürütülen görüşmelerde Rusya’ya giderek daha fazla taviz verdi. Financial Times’ın incelediği belgeler, Rus silah üreticisi Vympel’in söz konusu fırlatma sistemlerini nihayetinde İran güçlerine teslim edip etmediğini doğrulamıyor. Ancak gazete daha önce, Kremlin’in Tahran’ın gelişmiş füzeler geliştirmesine yardımcı olduğunu, İran’a hava savunma sistemleri sattığını ve hatta nükleer silahlarla ilgili olabilecek istihbarat paylaştığını da haberleştirmişti. Uzmanlar ise, özellikle gelişmiş füze sistemleri geliştirme programının, “Rusya’nın en üst kademesinden siyasi onay” gerektireceği konusunda hemfikir. Trump’ın, Şubat ayında İran’a karşı başlattığı ve “birkaç hafta” süreceğini öngördüğü savaşı sona erdirememesi, partisinin Salı günü yapılan ara seçimlerde tarihi bir hezimete uğramasında etkili oldu. Sekiz aydır devam eden çatışma ve bunun hayat pahalılığını hızla artırması karşısında öfkelenen seçmenler, Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da büyük bir zafer kazanmasını sağladı; bu “mavi dalga”, başkanın ikinci döneminin geri kalanında elinin önemli ölçüde zayıflayacağına işaret ediyor. Trump, 2024 seçimlerindeki zaferine, dış askeri angajmanlara son verecek ve göreve döndükten sonraki 24 saat içinde Ukrayna'daki savaşı bitirecek bir "barış başkanı" olma vaadiyle ulaştı. Bu ilk sürenin dolmasının üzerinden 653 gün geçti; ancak Moskova ile Kiev arasında kalıcı bir barışa yönelik müzakerelerde kayda değer hiçbir ilerleme sağlanamadı. Bunun yerine Trump, Putin rejimine karşı giderek daha sıcak bir tutum sergiledi, rejimin katı taleplerini dinlemeye istekli olduğunu gösterdi ve aynı zamanda çatışmadaki müttefiki olan Ukrayna ile tüm köprüleri attı. Geçtiğimiz ay Başkan Volodimir Zelenski'nin görevden uzaklaştırılması çağrısında bulundu. Aynı dönemde ABD'li yetkililer, Ukrayna'nın cephe savunması için hayati önem taşıyan askeri sistemlerin sevkiyatını yavaşlatmakla ve Kiev'in Rus enerji altyapısına yönelik saldırılarını durdurmayı kabul etmemesi halinde istihbarat desteğini kesmekle tehdit etmekle suçlandılar. Bu hamleler, Trump'ın İran'la girdiği çatışma nedeniyle yükselen benzin fiyatları karşısında seçmen nezdinde biraz olsun itibar kazanabileceği umuduyla 2 milyon ton Rus dizel yakıtı satın almak üzere bir anlaşma imzalamasının ardından geldi. Trump yönetimi ayrıca, söz konusu anlaşmada yer alan milyar dolarlık bir Rus yatırım grubuna yönelik yaptırımların kaldırılması, Rus petrol devi Lukoil ile ayrı bir anlaşma yapılması, Alaska'da Rusya destekli bir doğal gaz projesinin ilerletilmesi ve Avrupa'nın daha fazla Rus gazı alması için baskı yapılması konularında görüşmeler yürütüyor. Salı günü gerçekleşen ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin yaşadığı ağır yenilgi sonrasında Temsilciler Meclisi ve Senato'nun Demokratların kontrolüne geçmesi, Trump'ın Ukrayna'ya yönelik "Amerikan desteğini çekme" tehdidini sürdürmesini zorlaştıracaktır; tabii Zelenski Rusya lehine bir barış anlaşmasını kabul etmediği sürece. Ancak Bloomberg'in Salı günü bildirdiğine göre Kremlin, zayıflamış bir Trump'ı, daha fazla taviz koparmak adına stratejik bir fırsat olarak görüyor. Rus yetkililer, başkanın kazançlı anlaşmalara olan düşkünlüğünün, Moskova'nın savaşın beşinci ve zorlu kışı öncesinde Ukrayna'nın enerji sistemlerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak Kiev üzerindeki baskıyı artırması durumunda, Trump'ın buna itiraz etmesini engelleyebileceğine inanıyor. Bu saldırılar, ayın ilerleyen günlerinde yapılması planlanan bir sonraki müzakere turunda Putin'in elini güçlendirecektir. Kaynak: TDB
  17. Trump'ın Rusya'dan dizel ithalatı planı, tankerlerin rota değiştirmesiyle sekteye uğradı Donald Trump'ın Rusya'dan dizel ithalatına izin verme planı, eyalet ve federal yetkililerin bu tür sevkiyatların gerçekleştirilmesinin hukuki sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıda bulunması ve ABD'ye yönelen iki tankerin rotasını değiştirmesiyle bu hafta sekteye uğramış görünüyor. Trump, 9 Ekim'de Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı bir anlaşmayla, 300 bin metrik tondan fazla dizelin derhal ABD ve küresel piyasalara sunulacağını, ardından daha büyük sevkiyatların da geleceğini duyurmuştu. ABD, 2022'de Ukrayna'nın işgalinin ardından Rusya'dan enerji ithalatını yasaklamıştı; söz konusu anlaşma ise bazı yasa koyucuların ve yabancı müttefiklerin tepkisini çekti. Anlaşma kapsamında henüz ABD'ye ulaşan kesin bir sevkiyat gerçekleşmedi. Analistler, bu ithalatın, mevcut dönemde rekor seviyelere ulaşan ABD'deki dizel fiyatlarını düşürme konusunda pek bir etkisinin olmayacağını öne sürüyor. Geçtiğimiz ay Baltık limanı Primorsk'tan ayrılan ve üzerlerinde yaptırım bulunan iki tanker, başlangıçta varış noktası olarak ABD'nin Doğu Kıyısı'nı bildirmişti. Denizcilik verileri şirketi Kpler ve gemi trafik takip sitesi MarineTraffic.com'a göre, perşembe günü itibarıyla her iki tanker de rotalarını Brezilya ve Akdeniz yönüne çevirdi. Kuzey Atlantik'te ABD'ye doğru ilerleyen üçüncü bir gemi ise varış noktasını New York'tan "talimat bekleniyor" (for orders) şeklinde değiştirerek, yükün nerede boşaltılacağını belirsiz bıraktı. Ne Beyaz Saray ne de Kremlin, anlaşmanın yazılı hale getirilip getirilmediğine dair bilgi verdi; ayrıca fiyatlar, ödeme koşulları veya sürece dahil olan şirketler de açıklanmadı. Hazine Bakanlığı, normal şartlarda ABD yaptırımlarına tabi olacak Rus dizeli işlemlerine geçici olarak izin vermiş olsa da, New Jersey Valisi Mikie Sherrill, eyaletindeki liman ve terminal işletmecilerine söz konusu yakıtı taşıyan gemileri kabul etmemeleri çağrısında bulundu. Sherrill, pazartesi tarihli mektubunda, "Rus yakıtının yasa dışı ticaretinden kâr elde etmeye yönelik her türlü girişimin ağır cezalarla karşılanacağı" uyarısında bulundu. Sherrill, Trump yönetiminin, Kongre tarafından dört yıldan uzun bir süre önce yürürlüğe konulan ithalat yasağını geçersiz kılma yetkisine sahip olmadığını savundu ve New Jersey'nin, eyalet sınırları içindeki tesislerin ve şirketlerin Rus yakıtıyla işlem yapmasını engellemek için yasal ve düzenleyici yetkilerini kullanacağını belirtti. Her iki partiden senatörlerden oluşan bir grup, Trump'a anlaşmayı iptal etmesi çağrısında bulunarak, ABD'nin "Putin'e finansal bir can simidi sunmaması gerektiğini" ifade etti. Yasama organları ayrıca büyük bankaları, liman yetkililerini ve yakıt dağıtımcılarını, ithalatı kolaylaştırmanın şirketleri hukuki veya cezai sorumluluğa ve gelecekteki kongre soruşturmalarına maruz bırakabileceği konusunda uyardı. Yönetim, yetkilendirmenin yasal olduğunu savunuyor ve hiçbir mahkeme bu anlaşmazlık hakkında karar vermedi. Perşembe günü yorum talebine yanıt olarak Hazine Bakanlığı, Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi'nin 7 Nisan'a kadar Rus dizelinin satışı, teslimatı, boşaltılması ve ithalatı için verdiği yaptırım muafiyetinin önceki eylemlerle tutarlı olduğunu ve "tüm geçerli yasalara uygun" olduğunu belirten bir açıklama yayınladı. Kamuoyuna açıklama yapma yetkisi olmayan ve isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Trump yönetimi yetkilisi, yolda olan Rus dizel sevkiyatlarının Amerikalılar için fiyat baskısını azaltacağını söyledi. Yetkili, sevkiyatların artmasının Putin ve Trump'ın anlaşmasıyla uyumlu olduğunu ancak herhangi bir Rus yakıtının doğrudan ABD'ye ulaşıp ulaşmayacağını belirtmedi. Dizel fiyatlarının yüksek olması, nakliye sektörünün ve pek çok çiftçinin mal üretimi ve taşımacılığında bu yakıtı kullanması nedeniyle, tüketici fiyatları da dahil olmak üzere geniş kapsamlı ekonomik etkilere yol açabilir. Trump, bu yıl yaşanan dizel fiyatı artışlarından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yi sorumlu tutmaya çalıştı. Kendisi, Ukrayna'ya, Rus rafinerilerine zarar veren ve yakıt üretimini kısıtlayan insansız hava aracı saldırılarını durdurması yönünde baskı yaptı. Financial Times, yaptırım uygulanan iki geminin —Rus tankeri Talisman ve Sierra Leone bayraklı Leruo— rotalarının değiştirildiğini ilk duyuran kaynak oldu. Kpler analisti Matt Smith, Rus dizel sevkiyatlarının halihazırda ABD'li alıcıları olup olmadığının henüz net olmadığını ve Kuzey Atlantik'teki üçüncü tankerin de rotasını değiştirebileceğini belirtti. Smith, "Düzenlemeler ve yaptırımlarla ilgili endişeler nedeniyle, bu kargonun ABD'nin Atlantik kıyısında boşaltıldığını görmeyebiliriz," dedi ve ekledi: "Bu yakıtı karaya çıkarmanın doğurabileceği sonuçlar nedeniyle, söz konusu sevkiyatların ABD'ye getirilmesi konusunda bir tereddüt olduğu açık." Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, ticari sevkiyatlarla ilgili detayların mevcut olmadığını ancak "tüm dizel yakıtın alıcısını bulacağını" ifade etti. Putin'in özel temsilcisi Kirill Dmitriyev ise Financial Times'ın haberini reddetti. Dmitriyev, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Yalan. ABD'ye giden tankerler rotalarında ilerlemeye devam ediyor," ifadelerini kullandı. Kaynak: TI
  18. 2028 başkanlık ön seçimlerine ilişkin yeni ankette sürpriz isimler öne çıkıyor Demokratların ara seçimlerde elde ettiği tarihi zaferden günler önce yapılan yeni bir AtlasIntel anketi, 2028 başkanlık ön seçimleri için sürpriz favorileri ortaya koydu. 1 Kasım'da yayımlanan anket, Demokrat Georgia Senatörü Jon Ossoff'un ve Cumhuriyetçi Dışişleri Bakanı (Secretary of State) Marco Rubio'nun, kendi partileri içindeki varsayımsal ön seçimlerde önde olduklarını gösterdi. Ankete göre Ossoff, New York Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez'in çok az farkla (yüzde birin altında) önünde yer alıyor. Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg üçüncü sırada bulunurken, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris dördüncü sırada yer alıyor. Cumhuriyetçiler cephesinde ise tablo biraz daha net; Rubio, Başkan Yardımcısı JD Vance'in açık ara önünde bulunuyor. Cumhuriyetçi Parti'deki ön seçim süreci iki kişilik bir yarışa dönüşebilir; zira Florida Valisi Ron DeSantis, Tucker Carlson ve Başkan Donald Trump'ın oğlu Donald Trump Jr.'ın her biri yüzde beşin altında oy oranına sahip. AtlasIntel anketi, 28 Ekim ile 1 Kasım tarihleri arasında 3.566 katılımcıyla gerçekleştirildi ve yüzde iki hata payına sahip. Gözden düşen favoriler Son AtlasIntel anketi, 2028 ön seçimlerine ilişkin diğer anketlerden önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Ekim ayı sonlarında yapılan bir Harvard/HarrisX anketi, Harris ve Vance'in kendi partilerindeki ön seçimlerde rahat bir farkla önde olduklarını ortaya koymuştu. Demokratlar arasında Harris, California Valisi Gavin Newsom'ın 14 puan önündeydi. Ancak son AtlasIntel anketinde Harris yüzde 12,6 ile ancak dördüncü sırada yer alabildi; Newsom ise yüzde 9'da kaldı. Harvard/HarrisX anketinde Cumhuriyetçiler arasında Vance, Donald Trump Jr. ve Rubio'nun 19 puan önünde görünürken, AtlasIntel anketinde Başkan Yardımcısı Vance'in Rubio'nun 13 puan gerisinde kaldığı görüldü. Sadece söylentiler var, somut bir adım yok Ara seçimlerin sona ermesine rağmen, şu an itibarıyla hiç kimse 2028'de aday olma niyetini resmen açıklamadı. Ara seçim süreci boyunca, Vance ve Harris gibi 2028 için potansiyel aday olarak görülen isimler, başkanlık hedeflerine dair herhangi bir ipucu vermeden, yalnızca yaklaşan ara seçimlere odaklandıklarını ifade ettiler. Ara seçimlerin ardından Demokrat stratejist Doug Sosnik, Reuters'a verdiği demeçte, Demokrat Parti içindeki farklı ideolojik kesimlerin 2028 öncesinde zaferi kendilerine mal etmeye çalışacaklarını belirtti. Sosnik, "Demokrat Parti'nin her kanadı, dün geceki sonuçlarda kendisi adına bir doğrulama bulabilir," dedi ve ekledi: "Parti olarak sahip olduğumuz görüş ayrılıklarını kimsenin dizginlemeye çalışabileceğini ya da böyle bir şeye kalkışması gerektiğini düşünmüyorum." Kaynak: USA TODAY
  19. Azerbaycan kanalında Atatürk’e övgü dolu sözler: “Türk adını karanlıklar içerisinden yeniden parlatan ve ortaya çıkaran kişidir Atatürk. Üzeri karalanmış Türk adını ve Türk şerefini kurtaran kişidir Atatürk.” “Atamızdır ve bununla gurur duyuyoruz.”
  20. GURUR: 1000. MOTOR GELDİ ! Türkiye, bir zamanlar ambargoya maruz kaldığı “Turbojet Füze Motoru” alanında bugün kritik bir kilometre taşına ulaştı. Kale Jet Motorları, 2013 yılında Savunma Sanayii Başkanlığı Projesi ile sıfırdan başladığı bu yolda 1000. jet motorunu üretti!
  21. SİYASET DÜNYASINDA DEPREM! ÜNLÜ ŞOVMEN TRUMP’A KAPIYI GÖSTERDİ: “HER ŞEYE BULAŞTIN, GİT KENDİNE ISSIZ BİR ADA SATIN AL VE ORADA YAŞA!” ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerde uğradığı ağır yenilgi gündeme bomba gibi düşerken, ekranların sevilen ismi Jimmy Kimmel’dan Donald Trump’a yenilir yutulur cinsten olmayan sert bir bombardıman geldi. Trump’a taktığı “Nappy Gilmore” lakabıyla canlı yayında adeta ateş püsküren ünlü şovmen, eski başkanı derhal istifa etmeye çağırdı: “Kimse seni istemiyor, al o milyar dolarlık kripto paranı ve bas git!” Amerika Birleşik Devletleri’nde ara seçim sonuçlarının yankıları sürerken, ekranların en çok izlenen talk-show sunucularından Jimmy Kimmel, canlı yayında adeta bir siyasi deprem yarattı. Cumhuriyetçi Parti’nin sandıkta yaşadığı büyük hezimetin faturasını tamamen Donald Trump’a kesen ünlü şovmen, canlı yayında sert ifadelerle eski başkanı istifaya davet etti. "KİMSE SENİ İSTEMİYOR, BİRAK ARTIK!" Seçim sonuçlarının ardından halkın iradesini açıkça ortaya koyduğunu belirten Kimmel, Trump’a yüklendiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "KÖPEK TÜYÜ GİBİ HER ŞEYE BULAŞTIN!" Aday olsaydı kazanacağını öne süren Trump’ın iddialarını "tamamen saçmalık" olarak niteleyen Kimmel, benzetmeleriyle gündeme damga vurdu. Trump'ın toplumsal ayrışmayı zirveye çıkardığını vurgulayan ünlü sunucu, sözlerini şöyle sürdürdü: Seçim hezimetinin ardından gelen bu zehir zemberek açıklamalar, sosyal medyada kısa sürede en çok konuşulanlar arasına girerken, Trump cephesinden bu sert çıkışa ne yanıt geleceği ise büyük bir merak konusu. Kaynak: Variety
  22. Aman Tanrım. Dün gece Jimmy Kimmel'dan gelen şu kolaj.
  23. Ed Krassenstein Vay canına. Bu harika! Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'nin yeni başkanı olacak @RobertGarcia, Demokratların Ocak ayında Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü yeniden devraldıklarında başlatacakları dört ana soruşturmayı açıkladı. Tam zamanıydı!!
  24. "Kulüp için son 24 saat çok iyi geçti; Avrupa'da iki galibiyet. Umarız futbol tarafında da bu şekilde devam ederiz." Saras Jasikevicius - Bir @FBBasketbol ve @Fenerbahce taraftarı olmak için harika bir zaman!

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.